2007-11-27 - 16:00
CHP GRUP TOPLANTISI...
Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Türkiye'nin geleceğini belirleme hakkı, Başbakanın ve etrafındaki birkaç kişinin tekelinde değildir. Türkiye'nin geleceğini, hatta belki varlığını, bütünlüğünü yakından ilgilendirecek her anlaşmayı, Türkiye'de her vatandaşımızın öğrenme hakkı vardır'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamayla, ''Irak
konusu, Türkiye'nin terörle mücadelesiyle ilgili mahrem konuları içeren
bir anlaşma bulunduğunu ifade ettiğini'' savundu.
Baykal, ''Türkiye'nin geleceğini belirleme hakkı, Başbakanın ve
etrafındaki birkaç kişinin tekelinde değildir. Türkiye'nin geleceğini,
hatta belki varlığını, bütünlüğünü yakından ilgilendirecek her
anlaşmayı, Türkiye'de her vatandaşımızın öğrenme hakkı vardır'' dedi.
Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Baykal, geride bırakılan
günlerde terörle mücadele ve Irak'tan kaynaklanan saldırılar konusunda
yoğun bir tartışma yaşandığını hatırlattı.
Bu süreçte yapılan bazı açıklamalara dikkati çekmek istediğini belirten
Baykal, bir süreden beri çok dikkatli bir şekilde, ''ima'' düzeyinde
yansıtılmak istenen bir durumun artık Başbakan tarafından açık bir
şekilde ifade edildiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Geçen hafta Sayın Başbakan, 'mahrem anlaşmalar ilan edilemez'
demiştir. Bu, çok önemlidir. Türkiye'nin Başbakanı, Irak konusuyla
ilgili Türkiye'nin terör konusundaki mücadelesiyle ilgili mahrem
konuları içeren bir anlaşmanın bulunduğunu ifade etmiştir. Bundan iki
temel sonuç çıkıyor, ortada bir anlaşma vardır ve bu anlaşma mahremdir.
Bu çok önemli bir olaydır. Bunu, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı
söylüyor ve 'bunu açıklamamızı da kimse beklemesin' diyor. Bu anlaşma
neleri içermektedir, Türkiye hangi kazanımları sağlamıştır, nasıl bir
denge vardır? Bu sorular haklı olarak ortadadır. Bunların bir boş
spekülasyon, gerçekleri yansıtmayan tahminlere dayalı bir değerlendirme
olduğu hep söyleniyordu.
Ben iki hafta önce 'Sayın Başbakan, ağzınızın içindeki baklayı çıkarın'
demiştim. Daha o zaman baklanın olduğunu kabul etmiyordu. Şimdi
anlaşılıyor ki bu bakla var, Başbakan bunu kabul etmiştir. Bakla
ıslanmıştır, büyümüştür artık ağızdan çıkarılması gereken bir noktaya
gelmiştir. Gizli bir anlaşmanın olduğunu Başbakanın sözlerinden
anlıyoruz. Ama bu gizli anlaşmanın ne olduğunu bilmiyoruz. 'Bunun
açıklanması uygun değildir' diyor Sayın Başbakan. Bu anlaşmayı kimler
biliyor, kimlerin bilmesi sakıncalıdır? Bu anlaşma kimlerle yapılmıştır.
Herhalde bu anlaşmayı ABD Başkanı Bush, Iraklı yetkililer, Kuzey Iraklı
yerel yetkililer biliyor. Bilmeyen biziz. Millet bilmiyor, TBMM
Dışişleri Komisyonu, anamuhalefet partisi lideri, diğer partilerin
liderleri bilmiyor. Yani bu, bizlerden saklanacak bir sır ama Iraklı
yetkililerle, Amerikalı yetkililerle paylaşılacak, onlarla
paylaşılmasında bir sakınca bulunmayacak.''

-''OYUN TAMAMEN TERSİNE DÖNMÜŞ''-

Geçtiğimiz günlerde Irak'ın kuzeyiyle Türkiye'nin doğrudan bağlantısının
bir gerçek olarak ortaya çıktığını, Türkiye'nin müdahale hakkının herkes
tarafından kabul edildiğini anlatan Baykal, şöyle devam etti:
''Irak'ın terörü besleyen, destekleyen bir bölge olmaktan çıkarılması
amacına yönelik olarak çalışıyorduk. Başbakan, geçenlerde açıkladı ki
'bizim amacımız silah bırakılmasını sağlamaktır....' Türkiye'nin Kuzey
Irak'ta terörün yuvalanmasına karşı çıkması başka bir şey, Kuzey Irak'ta
yuvalanmış terörün kendi kararıyla silahı belli bir süre için bırakmayı
kabul etmesi başka bir şeydir. Şimdi o başka şeyi kabul eder hale
geldik. Hem de ne zaman? Bütün dünyanın Türkiye'nin bu konuda gerekeni
yapma hakkına sahip olduğunu kabul ettiği zaman. Türkiye'deki güvenlik
güçlerinin 'her şeyimiz hazır, biz bu işi çözeriz, direktif bekliyoruz'
dediği zaman. Bir baktık oyun tamamen tersine dönmüş, masadaki konumumuz
değişmiş ve Türkiye Kuzey Irak'tan terörü tasfiye etmeyi değil, terörün
kendi kararıyla silah bırakmasını kabul etmeye, bunu müzakere etmeye
hazır bir noktaya gelmiş ve bu müzakerenin yapıldığı, hatta bir
anlaşmaya varıldığı ifade edilir olmuş. Bu çok önemli bir değişmedir.
Türkiye'nin terörle mücadelesinde gereken kararlılığı, etkinliği bu
hükümetin şahsında sergileyemediğinin çok açık, net ifadesidir.''

-''ESKİ PLAK TEKRAR DÖNMEYE BAŞLADI''-

Irak'ın kuzeyindeki üst düzey bir yetkilinin, ''Türkiye ile bir
anlaşmamız yoktur, Türkiye bu konuyu diplomasi ile çözmelidir'' diye
açıklama yaptığına dikkati çeken Baykal, ''Bildiğimiz eski plak tekrar
dönmeye başlamıştır'' dedi.
Baykal, Başbakan'ın bu konulara ilişkin önümüzdeki hafta yapacağı
açıklamaları dikkatle izleyeceklerini belirterek, ''Türkiye'yi tuzağa
düşürecek, Türkiye'nin hakkını, kazanımlarını tehlikeye atacak bir takım
adımların atılmasına, Türkiye sessiz kalmayacaktır. Türkiye'nin
geleceğini belirleme hakkı, Başbakanın ve etrafındaki birkaç kişinin
tekelinde değildir. Türkiye'nin geleceğini, hatta belki varlığını,
bütünlüğünü yakından ilgilendirecek her anlaşmayı, Türkiye'de her
vatandaşımızın öğrenme hakkı vardır'' diye konuştu.
Başbakanın Türkiye'nin bilgisi dışında kimseye vaatte bulunamayacağını,
yapılmış vaatlerin Türkiye bakımından hiçbir geçerliliği olmayacağını
söyledi.

Baykal, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, ABD
Başkanı Bush'un ''PKK, terör örgütüdür. ABD'nin de Türkiye'nin de
Irak'ın da ortak düşmanıdır'' sözlerinden memnuniyet duyduğunu, ancak
bunun gereğinin yapılması gerektiğini söyledi. ''İstihbarat paylaşımı
başladı'' denildiğini ifade eden Baykal, ''Hangi somut sonuç çıktı?
PKK'yı etkisizleştirme konusunda atılmış somut adım var mı?'' diye sordu.
Baykal, iktidarın, Türkiye'yi bir kez daha Dağlıca, Beytüşşebap
saldırısı gibi olaylara maruz bırakmaya hakkı olmadığını, bu olayları
gündemden düşürecek bir oluşumun hala sağlanamadığını ifade ederek,
Türkiye'nin etkisiz bir konuma çekilmek istendiğini savundu.
Terör örgütü PKK'nın, Türkiye'yi kargaşaya sürükleme, iç çatışma yaratma
senaryosu etrafında sistematik bir geleneğe sahip olduğunu belirten
Baykal, ''Çok açıktır ki tartışmayı, dağdan Türkiye'nin içine indirmeye
yönelik bir strateji bilinçli olarak uygulanıyor'' diyerek, iktidarı
olayı bütün boyutlarıyla değerlendirememekle suçladı.

-''TELEVİZYONLARDA GÖRÜLEN MANZARA''-

Televizyonlarda görülen manzaraların önemli olduğunu, bunların altında
çatışmayı halka indirme, topluma ve sokağa taşıma, bir çatışma ortamı
yaratma çabası olduğunu anlatan Baykal, ''Kimin bu strateji? Bu, PKK
stratejisi. PKK stratejisini sadece Kandil'de uygulamıyor. PKK,
stratejisini İstanbul'da uyguluyor'' diye konuştu.
Bu olaylara karşı, çok etkili ortak bir tavrın geliştirilmesinin önemine
işaret eden Baykal, herkesin ''Birbirimizle iyi geçinelim, birbirimizi
kucaklamaya devam edelim'' diye olağanüstü dikkat ve duyarlılık içinde
olduğunu söyledi. Toplumun sergilediği davranışla iftihar ettiğini
bildiren Baykal, Türkiye'nin 30 yıldır en ağır haksızlıklara maruz
kaldığı halde, konuyu ''Örgütlü bir terör hareketi'' olarak niteleme
kararlılığını sürdürdüğünü dile getirdi.

-''ETNİK ÇATIŞMA YOK''-

''Türkiye'de hiçbir ciddi insan çıkıp, yaşanan olayı etnik çatışma diye
görmemiştir'' diyen Baykal, şöyle konuştu:
''Hiçbir zaman böyle bir niteleme yapılmamıştır. Çünkü o bir etnik
çatışma değildir. Türk-Kürt çatışması değildir. Bunu böyle görmek
yapılabilecek en büyük yanlıştır. Olay, PKK terör örgütünün çabasıdır,
gayretidir. Olayı böyle anlamaya devam edelim. Türkiye'de Kürt kökenli
milyonlarca insan yaşıyor ama o insanların Türkiye'deki diğer kökenlere
sahip insanlardan hiçbir farkı yoktur. Herkes, bu memleketin hukuka,
Anayasaya, devletin bütünlüğüne saygılı birer insanı durumundadır,
konumundadır.
Türkiye'de bir etnik çatışma yoktur. Türk-Kürt kardeşiz. Arap, Çerkez,
Arnavut, Laz, kardeşiz, Hiçbir ayrım yok. Hepimiz, Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşıyız. Bunu bilelim. Bir tek vatandaşımıza kötü gözle bakmayalım.
Bir tek vatandaşımıza kökü, kökeni, doğduğu bölge, anasının babasının
dili bakımından dışlayıcı bir tavrın içine girmeyelim. Hiç kimse
girmesin. Bu fevkalade yanlıştır. Bugüne kadar girmedik, bundan sonra da
girmeyeceğiz. Birliğimizi kimse bozamayacak. En büyük güvencemiz de
odur. Türkiye'nin en büyük dayanağı, en büyük serveti de budur. En iyi
şekilde korumamız lazım. Terör örgütü bunu bozmaya çalışıyor. Onun
tuzağına düşüp, masum insanlara yönelik dışlayıcı bir tavra girmeye
kimsenin hakkı yok.''

-TÜRK BAYRAKLI EV VE ARABALARA SALDIRI-

Ev ve arabalarına Türk bayrağı asmış olan kişilere karşı özel bir
saldırı anlayışı sergilendiğine dikkati çeken Baykal, ''Bu bir
tuzaktır. Buna kimse düşmemelidir. Türk Bayrağı kimsenin iznine tabi
olmadan her yerde her zaman bundan sonrada asılmaya devam edecektir''
dedi.
Baykal, herkesi dikkatli olmaya çağırarak, ''Bu tertiplere alet
olmayalım, fırsat vermeyelim. Bayrağımıza da insanımıza da sahip
çıkalım. İnsanımızın kökü, kökeni, mezhebi, inancı ne olursa olsun,
bütün insanlarımıza sahip çıkalım. O bayrağın içinde herkese yer var''
diye konuştu.

-HAKİM VE SAVCILARLA İLGİLİ DÜZENLEME-

Baykal, TBMM Adalet Komisyonu gündeminde bulunan, hakim ve savcıların
mesleğe başlamasıyla ilgili yeni düzenlemeler içeren Hakim ve Savcılar
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifini eleştirerek, AK
Parti'nin ''sessizce'' yargıyla ilgili düzenlemeler yapmak istediğini
savundu.
Hükümetin, ''Yargının, AKP zihniyetinin, değerlerinin denetimi altına
girmesi için uzun zamandan beri sistemli gayret sürdürdüğünü'' öne süren
Baykal, hakim ve savcıların mesleğe alınırken yapılacak sınavın
yöntemini eleştirdi.
''Bu hakimlerin içine elinizi niçin uzatıyorsun?'' diye soran Baykal,
''Türkiye'de Anayasanın, laik Cumhuriyetin güvencisi yargı, şimdi AKP
alt kültürünün şekillendirdiği bir biçimde oluşturulacak'' ifadesini
kullandı.
Baykal, 10-20 yıl sonraki yargı sisteminin nasıl olacağının
düşünülmesini isteyerek, bu vahim manzaraya tepki gösteren merkezlerin
dumura uğratıldığını söyledi.
Türkiye'nin kendisini savunma ve bağışıklık sisteminin zafiyete
uğratıldığını savunan Baykal, bağışıklık sistemlerinden birinin siyasi
partiler olduğunu belirtti. Baykal, CHP'nin görevini yaptığını
savunarak, ''Ancak hepimizin tepki göstermesi gerekmez mi? Manşetler ne
işe yarıyor?'' dedi.
Baykal, medya kuruluşlarının ''pıtrak'' gibi çoğaldığını iddia ederek,
bunların finansmanının nasıl sağlandığını, on binlerce gazetenin
ücretsiz dağıtılmasının, halkın aydınlanması için yapılıp yapılmadığını
sordu.
TMSF aracılığıyla iki medya kuruluşunun önümüzdeki günlerde satışa
çıkarılacağını anımsatan Baykal, ''Parası olan alır, öyle mi? Almak
isteyip de vazgeçen yok mu? Satışı yapılacak olanların yanında,
arkasında ne var'' diye konuştu.
Baykal, RTÜK Yasasında, yabancı sermayenin, yüzde 50 hisseyle Türkiye'de
herhangi bir televizyona sahip olabilmesini öngören değişikliğin
gündemde olduğunu belirterek, ''Bu televizyon ve gazeteyi, neden bu
düzenlemeyi yapmadan önce satmaya kalkıyorsunuz? Demokles'in kılıcını
üstüne asıyorsunuz. Hüseyin Cahit Yalçınların, Metin Tokerlerin basın
özgürlüğü için cezaevlerinde çektiği acılara yazık'' dedi.

-''BÖYLE BAŞA BÖYLE TIRAŞ''-

Tokat Sigara Fabrikasına eski bir makinenin, yeni bir makine gibi
alınmasına yönelik geçmişte yaşanan tartışmalara işaret eden Baykal,
kullanılmış makineyi Türkiye'ye satan firmanın, bir şirkette çalışan
santral görevlisine 30 bin dolar gönderdiğini iddia etti.
Baykal, bu duruma santral görevlisinin de şaşırdığını, göndereni tanıyıp
tanımadığına ilişkin ilginç cevaplar verdiğini ileri sürerek, şöyle
devam etti:
''Santral memuru, oraya şirketin yetkilisiyle gitmiş. Şirketin muhasebe
müdürü, parayı almış. Bu olunca, insanın aklına bu şirket ne
şirketiymiş, 30 bin dolar nereden gelmiş soruları geliyor. Kontrolör bu
soruları araştırmış, bu şirketin sahipleri Maliye Bakanı Kemal
Unakıtan'ın oğlu ve kızıdır. Hazine kontrolörünün hazırladığı raporda
ortaya çıkan tablo. 29 Temmuz 2004 tarihinde sözleşmenin noter tasdiki
tamamlanmış, 30 Temmuzda Maliye Bakanı imzalamış, ertesi gün para
gelmiş. Böyle bir ülkede yaşıyoruz.
Standart bir batı Avrupa ülkesinde yaşansa ne olur? Maliye Bakanı istifa
eder, başbakan özür diler, araştırma başlatır. Bunlardan önce basın
kıyameti koparır. Basın kıyameti koparmazsa, o maliye bakanı üzerine
yatıverir. Böyle başa böyle tıraş olur, değil mi?''

-''ARPALIK UYGULAMASI''-

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, demokrasi, siyaset ve toplumsal
ilişkilerin yozlaştığını bildirdi.
AK Parti'nin, eski milletvekillerini devletin önemli noktalarına,
birbiri ardına atadığını kaydeden Baykal, arpalık uygulamasının yeniden
görüldüğünü söyledi.
Yapılan atamalardan örnek veren Baykal, ''AKP'nin bir milletvekili
adayı, Etik Kurulu üyesi oldu. Daha uygun bir kurul seçin bari. Etik
Kurulun yapısı da daha bir netlik kazanmış oldu'' diye konuştu.
Baykal, vatandaş ile güvenlik güçlerinin ilişkinin sağlıklı şekilde
oluşturulamadığını belirterek, polise, şefkatle eğilinmesi ve sahip
çıkılması gerektiğini kaydetti.