2008-11-04 - 11:50
MHP TBMM GRUBU...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, grup toplantısında yaptığı konuşmada, Yaklaşan mahalli idareler seçim sürecinde, milletimizi yeni bir kavganın eşiğine getiren iktidar partisi ile bölücü mihraklar arasındaki danışıklı dövüş, kamuoyunun gözü önünde cereyan etmekte, silahların gölgesinde başlatılan bir seçim kampanyası bütün gerilimiyle sürdürülmektedir'' dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, varlığını
yok etmeyi amaçlayan bütün saldırıları ve ihanetleri, kuruluş döneminin azmi ve
ruhuyla aşan Türk milletinin, bugün yakın tarihin en karanlık dönemini yaşadığını
söyledi.
Cumhuriyet'in 85. yıldönümünün geçen hafta kutlandığını hatırlatan Bahçeli, şunları söyledi:
''Geçtiğimiz hafta kutladığımız Cumhuriyetimizin 85. yıldönümü;
Cumhuriyetin kuruluş felsefesi, ilkeleri ve bütün temel değerlerinin horlandığı
ve sorgulandığı, etnik farklılıkları aşan, ırk ve kan bağına dayanmayan
birleştirici millet anlayışını esas alan milli devlet niteliği ve üniter siyasi
yapısının tartışmaya açıldığı, Türk milletinin temel harcı ve geleceğimizin en
büyük teminatı olan bin yıllık kardeşlik hukukunun ve milli birlik ruhunun hain
bir suikastın hedefi haline getirildiği, etnik bölünmeyi amaçlayan kanlı terörün
ve tahriklerin çok tehlikeli boyutlar kazandığı, terör ve bölücülük sorununun
siyaset sahnesine taşındığı ve uluslararası bir sorun haline dönüştürülmesi
yolunda önemli mesafeler alındığı, Türkiye'nin her alanda krizden krize
sürüklendiği bir gerilim ve kaos ortamında idrak edilmiştir.
Türkiye'nin bugün getirildiği noktada karşımızdaki manzara; milli birlik,
dayanışma ve sosyal bünyenin yaralanmasından, iç huzur ve güvenliğe, ortak milli
ve manevi değerlerin çatıştırılması ve aşınmasından, ahlaki yozlaşmaya, siyaset
kurumunun itibarı ve ahlaki meşruiyetinden, dış politikaya, İssizlik, yoksulluk,
yolsuzluk ve kanunsuzluğun her alana yayılmasından, ekonomiye kadar uzanan her
cephede yaşanan çürüme, çözülme, çöküş ve hezimet tablosudur.
Ateşle imtihandan geçen Türkiye'yi bu noktaya getiren; Terörle mücadelede
aciz ve hareketsiz, etnik bölücülük konusunda fırsatçı ve şaibeli, ekonomi
yönetiminde vizyonsuz, pusulasız ve beceriksiz, dış politikada teslimiyetçi ve
ilkesiz, siyasi kirlenme, ahlaki yozlaşma, yolsuzluk ve soygunda pervasız, Adalet
ve Kalkınma Partisi hükümeti olmuştur.''

-''SİYASİ KIRILMA NOKTASI''-

Bahçeli, son dönemde yaşanan ''siyasi kırılma noktası'' niteliğindeki
bazı gelişmeler ve siyasi hayatın hastalıklı yapısının ürettiği sorunların,
bugünkü bunalım sürecinden çıkılarak, geleceğe ümitle bakılmasını daha da güç
hale getirdiğini öne sürerek, ''Bugün Türkiye'de, siyaset kurumu ağır bir
belirsizlik ortamına sürüklenerek asli görev ve fonksiyonlarını yerine getirmekte
zorlandığı bir tıkanma noktasına sürüklenmiştir. Ahlaki meşruiyet temeli
sorgulanan, itibarı büyük yara alan siyaset, çözüm ve istikrar unsuru olmaktan
çıkmış, sorun ve sıkıntı üreten bir zafiyet ve istikrarsızlık kaynağı haline
gelmiştir'' diye konuştu.
Siyaset kurumuna, sorumluk anlayışı yerine, gerginlikten beslenen
çatışmacı ve istismarcı zihniyetlerin egemen olduğunu, gerginliklerin
tırmandığını, kısır çekişme ve polemiklerin siyasetin seviye kaybetmesine yol
açtığını ifade eden Bahçeli, şöyle devam etti:
''Siyasi ve ahlaki kirliliğin korkutucu boyutlarını ortaya koyan son
yolsuzluk skandalları, kamu vicdanını derinden yaralamış, Türkiye'nin siyaset
patentli yolsuzluk haritası, Parlamentoya, siyasi partilere ve devlet kurumlarına
olan güven ve itimadı sarsmıştır.
Her yönden hain tuzaklarla çevrilen, kuşatılan ve çatışma dinamiklerinin
etki alanında kısır döngü içine hapsedilen Türkiye, siyasi ihtirasların
gemlenemediği ve Hükümetin gaflet politikalarını inatla sürdürdüğü bir kaos
ortamında, sonuçları çok daha ağır olacak yeni krizlere gebe, çok tehlikeli bir
dönemin arifesine gelmiştir.
Yaklaşan mahalli idareler seçim sürecinde, milletimizi yeni bir kavganın
eşiğine getiren iktidar partisi ile bölücü mihraklar arasındaki danışıklı dövüş,
kamuoyunun gözü ününde cereyan etmekte, silahların gölgesinde başlatılan bir
seçim kampanyası bütün gerilimi ile sürdürülmektedir.
Bu konunun üzerinde durulması gereken ciddi ve tehlikeli yönü, bölge
belediyelerini kazanmak için başlayan yarışın, bölücülük ekseninde yapılması ve
yerel yönetici seçimlerinin siyasi bir referanduma dönüştürülmek istenmesidir.
Başbakan ve AKP'nin, böyle bir zeminde, bölücülüğe hizmet yarışı olarak
görülecek bir rekabetin tarafı olması, bölücülük konusundaki içten pazarlıkçı
tutumunu ortaya koymuş ve Türk milletinin AKP'nin gerçek hüviyetini daha iyi
tanıması ve anlamasına hizmet etmiştir.
Bölücülük üzerinden çok tehlikeli ve kirli bir siyaset yapan Başbakanın,
içine düştüğü ve gerçek kimliğine ayna tutan çelişkiler yumağı, her yönüyle ibret
ve esef verici bir ikiyüzlülük örneğidir.
Başbakan'ın, polis kordonu altında salonlarda yaptığı parti
toplantılarında, bölücülerin ise taş ve sopalarla sokak ve caddelerde yürüttüğü
bu kampanya, ülkemizin nasıl bir sinsi tuzağa çekilmeye başlandığını da ortaya
koymuştur''

-''YEMEKLİ GÖRÜŞMELER''-

''Bir taraftan AKP ile DTP arasında yapılan yemekli görüşmelerle sözde
uzlaşma zemini arayışları sürerken, diğer yandan Başbakanın polis çemberi altında
söylediği kuru tehditler ve hamasi sözler, tam çelişkinin işareti olarak
görülmelidir'' görüşünü dile getiren MHP Genel Başkanı Bahçeli, şöyle konuştu:
''Türkiye'nin bir bölgesinde, bizzat bir başbakanın yakından şahitliğinde
yaşanan vahim gelişmeler bile, AKP zihniyetini terör ve bölücülükle mücadelede
hala bir ders çıkarmaktan çok uzak kaldığını ortaya koymaktadır.
Başbakan, meydanlarda ilan edilen ihanete ve yaşanan rezalete rağmen, bu
ağır sorunu basit bir belediyecilik hizmeti seviyesine indirgemiş, toplanmayan
çöplere, temizlenmeyen sokaklara atıfta bulunarak silahlı bölücülerin ve silahsız
uzantılarının eylemlerini tanımlamaktan ısrarla kaçınmıştır.
Teröre yardım ve yataklık yapanları karşısına almaktan özenle kaçınan,
bunlar hakkında yasaların verdiği yetkileri kullanmayan Başbakanın, şimdi çöp
toplamama ve kepenk kapattırma konusunda hiddetlenmesinin nedeni, bunların bölücü
kimliği ve faaliyetleri değil, seçim hesabı ve oy kaygısıdır..
Bu gelişmelere rağmen, Başbakan Erdoğan'ın ülkemizin bir yöresine yaptığı
ziyaret esnasında karşılaştığı bu manzaranın, hepimizi derinden üzdüğünü buradan
samimiyetle belirtmek istiyorum. Bir siyasi parti lideri olarak, siyasi toplantı
maksadıyla bile olsa muhatap olduğu taşkınlıkları kabul etmemiz mümkün
değildir.
Bunun yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı sıfatını taşıyor
olması, meydana gelen olayların vahametini ve bu durum karşısında duyduğumuz
kaygıyı daha da artırmaktadır. Ancak, ziyaret esnasında yaşanacak bu tepkiler
öngörülerek, devletin egemenlik kudretine ve makamın ağırlığına uygun tedbirlerin
aldırılması da Başbakanın yetki ve sorumluluğu içerisinde yer almaktadır.
Ne var ki biz, Başbakanlık makamının vakarını korumayı düşünürken, Sayın
Başbakan bizim duyduğumuz hassasiyeti gösterememiş, hiçbir şey olmamış gibi
bölücülüğün temel hayat alanı olan etnik kimlikleri okşamaya bu şartlar altında
bile devam edebilmiştir.''

-''BAŞBAKANIN TASNİFİ''-

Bahçeli, ''Başbakan, kendi tasnifine göre, önce 36'ya böldüğü aziz
milletimizin içerisinden, sonra yeniden tek millet çıkarmaya çalışıp 'biriz,
beraberiz, bütünüz' diyerek tam bir zihniyet kargaşasının örneğini sergilemeyi
sürdürmüştür'' dedi. Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Buradan sormak lazımdır; bölücülerin kimlik siyaseti yaptığını sürekli
söyleyen Başbakan, artık bir tekerleme haline getirdiği alt kimlik tahrikleriyle
kendisi neyin siyasetini yapmaktadır? Sözde eleştirdiği bölücü mihrakların
söylemleriyle kendi kimlik siyaseti arasında nasıl bir farklılık, bulmaktadır?
Son dönemde AKP ile DTP arasında yaşanan gerilimin çıkış nedeni ve
sürdürülüş biçimi ile Başbakan'ın siyasi bölücülüğe cesaret kazandıracak bazı
beyanları, Türkiye'nin karşısında yeni bir siyasi denklemin ve senaryonun
çıkartılmak istendiğini göstermektedir. Başbakan, bir taraftan DTP'ye terör
yandaşı derken, diğer taraftan 'barış isteniyorsa silahların bırakılması
gerektiğini' ifade ederek, bu kuruluşa PKK nezdinde arabuluculuk misyonu üstlenme
çağrısında bulunmaktadır. Başbakan Erdoğan, bunun yanı sıra, 'silahla
konuşanların demokrasiden bahsedemeyeceğini' söyleyerek, PKK'yı demokrasi
zemininde siyaset yapmaya davet etmekte, siyasi çözüm sürecine nasıl katkı
sağlayacağı hakkında yol göstermektedir. Türkiye Cumhuriyeti, Başbakanı'nın böyle
bir ortamda 'barış isteniyorsa silahların susması gerekir' sözleri, ya ne
dediğini ve lafın nereye gideceğini bilmediğini göstermektedir ya da bilinçli ve
hesaplı bir siyasi çözüm sürecinin altyapısının hazırlandığına işaret
etmektedir.
Başbakan Erdoğan, PKK ve etnik bölücülere yaptığı bu çağrıdaki 'barıştan
ve demokratik çözüm zemininden' ne anladığını Türk milletine açıklamak
zorundadır. PKK saldırılan durursa, Başbakan kiminle barış masasına oturacak ve
bu masada demokratik yollardan çözüm için neyi görüşecektir?
Başbakan Erdoğan'ın, PKK güdümündeki bu kuruluşun broşür haline getirerek
Meclis çatısı altında dağıttığı bölünme reçeteleri içeren sözde demokratik çözüm
projeleri hakkında, bugüne kadar sessiz ve tepkisiz kalması bu bakımdan
manidardır.''

-''BAŞKALDIRI EYLEMLERİ''-

Bahçeli, Hükümetin ''izahı mümkün olmayan basiretsizliğinden cesaret
kazanan başkaldırı eylemlerinin'', ''siyaset eliyle yürütülen hain planların'',
bugün Türkiye'yi tıpkı 89 yıl önce olduğu gibi bir karar aşamasına getirmek üzere
olduğunu savundu. ''Ancak, bizleri teselli eden gelişmeler, sokağa taşan bölücü
tahriklere, Başbakan'ın kimlik arayışlarına, aziz milletimizin ve yöre halkının
destek vermemiş olmalarıdır'' diyen Bahçeli, şu görüşleri dile getirdi:
''Vatandaşlarımız, terör ve silah tehdidine rağmen, önlerine konmak
istenen tuzaklara düşmemiş, kardeşliğimizin devamı yolunda kararlılıklarını hem
bölücülere hem de AKP zihniyetine bir kez daha göstermişlerdir. Vatan sevgisini
ispat eden, sağduyu gösteren yöredeki vatandaşlarıma şükranlarımı sunuyorum.
Hepsini kucaklıyorum.
Dileğimiz, herkesin büyük Türk tarihinden bir ders çıkartarak, gaflet ve
ihanet içinde olanların bu yolculuğuna bir son vermesi ve yaşanmış akıbetlerden
kendilerine düşen payı görerek bir sonuca ulaşmasıdır.''

Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti'nin
yönetiminde geçen altı yıl boyunca tehlikeli gelişmelerin yaşandığını, bölücülüğe
müsamaha gösterildiğini iddia etti.
AK Parti ve Başbakanın yıllardır ''ektiği rüzgarı, şimdi fırtına olarak
biçtiğini'' savunan Bahçeli, terör örgütünün ise stratejik anlamda yeni bir
safhaya geçiş göstermeye başladığını söyledi. Bahçeli, ''Bir zamanlar AKP;
Hükümet üyelerinin konutlarında ağırlanan, mahkumiyetleri hülle ile ortadan
kaldırılan bölücü mihraklara, şimdi ülkeyi terk etmelerini söylemek, yıllardır
süren gaflet ile ihanet arasındaki hassas gidiş gelişlerin bir itirafı, bunca can
ve mal kaybının bütün sorumluluğunun ilk ağızdan kabul edilmesi olarak
yorumlanmalıdır'' diye konuştu.
MHP lideri Bahçeli, AK Parti'nin altı yıl boyunca süren zafiyetinin,
milletteki karşılığının yüzlerce şehit ve gazi vatan evladı olduğunu öne sürerek,
'' Ayrıca, can ve mal kaybına uğramış çok sayıda vatandaş ve tahrip edilmiş
millet varlığı ile fitili ateşlenmiş bin yıllık kardeşlik hukukudur. Bu itibarla
bu acı kayıpların bir bedeli mutlaka olmalı, sorumlu olan Adalet ve Kalkınma
Partisi Hükümeti bunu mutlaka ödemeli, lafları çarpıtmadan, ağızda dolaştırmadan
aziz milletimize yaptığı yanlışları, düştüğü gafleti doğrudan itiraf etmelidir''
dedi.

-''TÜRKİYE CUMHURİYETİ LÜTUF İLE KURULMUŞ...''-

''(Ortak kurucu halk, federal yapılanma, ana dilde eğitim, tarihin
hataları ile yüzleşme ve geçmişin yargılanması) adı altındaki parçalanma
önerileri, Hükümet tarafından birer birer yürürlüğe konulmaya çalışılacaktır''
görüşünü savunan Bahçeli, şöyle devam etti:
''Bunların gerçekleşmesi halinde; ortada ne üniter devlet, ne milli
devlet ne Türk milleti kavramı ve birliği kalacak; 85 yıl önce şekillenen temel
yapılanma ve kurucu değerler bütünüyle ortadan kalkacaktır.
Bu durumun Türk milleti ve elbette ki MHP için hiçbir şart ve zeminde
kabul edilmesi mümkün değildir. Burada, böylesi bir tarihi ihanete hazırlanan,
bunu aklından geçiren bütün odaklara şunları söylemek isterim: Anadolu, tesadüfen
vatan olmuş bir coğrafyanın adı değildir. Milyonlarca aziz millet evladının
yüzyıllarca yurt tutması ile oluşmuş muazzam bir doğuşun ve doğruluşun ta
kendisidir. Türkiye Cumhuriyeti, lütuf ile kurulmuş bir sömürge artığı değildir.
Dönemin emperyalist devletlerine karşı verilmiş bir kutlu savaşın, dökülen
kanların, verilen canların eseridir. Türk milleti, tesadüfen zuhur etmiş, alt
kimliklerin ortaklığı değildir. Binlerce yılda kardeşlik ve kucaklaşma ile
oluşan, milli kültürün, milli kimliğin ve milli şuurun tecelli ettiği ve
yükseldiği muhteşem bir terkibin tanımıdır.
Bu itibarla birilerinin sokağa dökülmesi, başka birilerinin büyük Türk
milleti ile geleceği paylaşmakta tereddüt göstermesi, hatta eline silah alarak
dağlara çıkmış olmasının millet fertlerinde ve bizde bir korkuya, bir ürkekliğe
neden olacağını düşünmek tarihi bir yanılgı olacaktır.
Türk milletine ihanet gibi bir hataya sürüklenmiş olanların, bin yıllık
tarih boyunca aldığı derslerin ve karşılaştıkları akıbetlerin hatıraları henüz
canlılığını korumaktadır. Türkiye'yi hain bir suikastın hedefi haline getirmek
isteyen ihanet cephesi çok iyi bilmelidir ki büyük Türk milleti, birliğine ve
bütünlüğüne uzanan elleri, ne pahasına olursa olsun, mutlaka ama mutlaka
kıracaktır.''

-''MİLLET, KÖR KUYUNUN İÇİNE İTİLDİ''-

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, kürsel ekonomik kriz ve Türkiye IMF
ilişkilerini de değerlendirdi.
Hükümetin ekonomik konularda tutarsız yaklaşım sergilediğini ileri süren
Bahçeli, ''Türkiye ekonomisinin, zembereği kopmuş bir saat gibi bütün
göstergeleri bozulmuş, geçmişte yaşanılan deneyimlerden hiçbir sonuç çıkarmadan,
el yordamı ve hamasetle krizin önüne geçileceği varsayılmıştır. Ancak, bu nafile
girişimler hiçbir işe yaramamış, milletimiz açlık, yoksulluk, işsizlik kör
kuyusunun dibine itilmiştir'' ifadesini kullandı.
Bahçeli, Hükümet tarafından ortaya çıkan ekonomik büyümenin gerçekte,
tüketici borçları tarafından finanse edildiğini söyledi. Ekonomik krizin
baskısını doğrudan doğruya reel sektör üzerinden gösterdiğini belirten Bahçeli,
''Düşen istihdam hacmi, zayıflayan üretim ve tüketim dinamikleri, karlardaki
daralmalar bunun göstergesidir'' diye konuştu.
Bahçeli, kapanan ticaret unvanlı iş yerleri sayısının geçen yılın aynı
dönemine göre yüzde 70,8 artarak bin 220'den, 2 bin 84'e yükseldiğini
bildirdi.

-''IMF;YE KAFA TUTAN BAŞBAKAN...''-

Bahçeli, son günlerde, Başbakan Erdoğan;ın IMF üzerinden siyasi polemik
yaratmak isteğini iddia ederek, ''Kaba tabirlerle IMF'ye kafa tutan Başbakan
Erdoğan, 'IMF'nin ümük sıkmasına müsaade etmeyeceğini' söylerken, yaptığı
zamlarla asıl kendisinin milletimizin boğazını sıktığını bir türlü
anlamamaktadır'' dedi.
Bahçeli, beklentilerinin IMF ile kamuoyu üzerinden pazarlık yapan
Başbakan'ın, bu davranışını bir an önce gözden geçirmesi olduğunu ifade etti.
Bahçeli, ''Bir tarafta IMF;ye rest çekerken, diğer tarafta IMF'nin kapısında aman
dilenmek tam bir AKP klasiği olarak hatırlanacak, ekonomik tedbirlerde gecikilen
her anın faturası ise milletimizin sırtına yüklenecektir'' diye konuştu.

-''DOĞALGAZA YAPILAN ZAMMI ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL''-

Bahçeli, ''IMF'ye ümük sıktırmayacağını'' iddia eden Başbakan Erdoğan'ın,
zamlarla milletin soluğunu kestiğini anlayamayacak kadar siyasi basiretini
kaybettiğini iddia etti.
Konuşmasında, dogalgaza yapılan son zamma da değinen Bahçeli, yılbaşından
bu yana doğalgaza beş kez zam yapıldığını, doğalgazın fiyatında on aylık
dönemdeki toplam artışın, vergilerle beraber yüzde 82,15'e ulaştığını söyledi.
Bahçeli, şöyle devam etti:
''Doğalgaz zammının bu kadar yüksek olmasının nedeni Hükümetin popülist
uygulamaları sonucu biriken yüktür ve sonunda bu fatura milletimize ve üretici
kesime ihale edilmiştir.
Elektriğin yüzde 48'inin doğalgazdan üretiliyor olması nedeniyle de
doğalgaza yapılan yüksek oranlı zam, önümüzdeki yılın başında elektrik
fiyatlarını da kaçınılmaz bir şekilde yükseltecektir.
Ancak, petrol ve döviz fiyatlarındaki gerileme ortadayken, doğalgaza
yapılan zammı anlamak mümkün değildir. Bu zamma ne için ve hangi maksatla ihtiyaç
duyulduğu yapılan açıklamalara rağmen netlik kazanmamıştır.
Uluslararası piyasalardaki fiyatların, yurt içi piyasalara 6 ile 9 ay
sonra yansıdığı mazeret gösterilerek işin içinden sıyrılmak ve topu başka
mecralara atmak bizim tarafımızdan kabulü mümkün olmayan bir durumdur.
Doların ateşi azalıyorken, petrolün fiyatı yavaşlıyorken, vatandaşımızı
soğuğa, battaniyeye mahkum edecek bu zammı AKP Hükümeti dürüstçe izah
etmelidir.
Ayrıca, Hükümet üyeleri tarafından petrol fiyatları ve döviz kurunun bu
seviyelerde gitmesi halinde, 2009 yılının ilk çeyreğinden itibaren doğalgaz
fiyatında indirimlerin olabileceğini ifade etmek, büyük Türk milletiyle alay
etmekten başka bir anlam taşımamaktadır.''
Bahçeli, doğalgaza yapılan zammın BOTAŞ'ın bozulan mali yapısının neden
olduğu söyledi. ''Affı mümkün olmayan bir yönetim zaafından dolayı, aziz
milletimizin yaklaşan kış aylarında ısınmasına mani olacak düzeyde bir zammın
meydana gelmesi tam anlamıyla AKP Hükümetinin kusurudur'' diyen Bahçeli, şöyle
konuştu:
''Kendi hata ve ihmallerinin bedelini hiçbir suçu günahı olmayan aziz
millet fertlerine ödetmeye çalışan AKP zihniyeti, utanmaz bir şekilde
yaptıklarının sorumluluğunu başka yerlere yüklemeye, kendilerinin bile inanmadığı
mazeretlerde aramaya çalışmalarının siyasi bedelini mutlaka ödeyecektir.
Aziz milletimizi soğuğa mahkum edenleri, bizde hukukta mahkûm etmeye
kararlı olduğumuzu ve bunun için zamanı geldiğinde her türlü girişimde
bulunacağımızı bu vesileyle belirtmek istiyorum.''