2009-10-20 - 13:45
AK PARTİ TBMM GRUP TOPLANTISI?
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Hükümetin ve şahsının, Azerbaycan Milli Meclisinde yaptığı konuşmanın arkasında olduğunu vurgulayarak, ''Herkes şundan emin olsun; biz Azeri bayrağını Türk bayrağı gibi, Azeri topraklarını, Türkiye toprakları gibi aziz ve kutsal bildik, yine öyle biliriz. Bakü'de yatan şehitlerimiz, bunun şanlı şahitleridir'' dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Hükümetin ve şahsının,
Azerbaycan Milli Meclisinde yaptığı konuşmanın arkasında olduğunu vurgulayarak, ''Herkes
şundan emin olsun; biz Azeri bayrağını Türk bayrağı gibi, Azeri topraklarını, Türkiye
toprakları gibi aziz ve kutsal bildik, yine öyle biliriz. Bakü'de yatan şehitlerimiz, bunun şanlı
şahitleridir'' dedi.

Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, AB Türkiye
İlerleme Raporunu, ''Oldukça olumlu, son derece dengeli, reformlarımızı teyit
eden bir rapor'' şeklinde değerlendirdi. Rapordan memnuniyet duyduğunu ifade eden
Başbakan Erdoğan, ''Son dönemde attığımız yüksek siyaset adımları, Türkiye'nin
rotasının, değişim ve dönüşüm çizgisinde olduğunu, Hükümetimizin kararlı bir
şekilde reformları ve açılımları sürdürdüğünü ortaya koydu'' diye konuştu.

Azerbaycan ile ilişkilere de değinen Erdoğan, Azerbaycan
milletvekilleriyle görüştüğünü ve başta Ermenistan ile imzalanan protokoller
olmak üzere gelişmeleri değerlendirdiklerini anlattı. Erdoğan, şunları söyledi:

''Orada kendilerine bir kere daha ifade ettim; Hükümetim ve şahsım,
Azerbaycan Milli Meclisinde yaptığım konuşmanın arkasındadır. Bizim Azeri
kardeşlerimizin aleyhine olacak hiç bir adımı atmamız asla söz konusu değildir.

Ancak, Türkiye ile Azerbaycan arasına nifak sokmak amacıyla fitne
odaklarının da gayret içinde olduklarını, dedikodularla iftiralarla kamuoyunu
yanıltmaya çalıştıklarına şahit oluyoruz. Benim vatandaşlarım da Azeri
kardeşlerimiz de bu nifak girişimlerine prim vermesinler. Aslı olmayan bu
dedikodulara, iftiralara lütfen kulak asmasınlar. Herkes şundan emin olsun; biz
Azeri bayrağını Türk bayrağı gibi, Azeri topraklarını Türkiye toprakları gibi
aziz ve kutsal bildik, yine öyle biliriz. Bu hitabım ağırlıklı olarak Azerbaycan
halkınadır. Bakü'de yatan şehitlerimiz, bunun şanlı şahitleridir. Azerbaycan'ın
çıkarlarını, Türkiye'nin çıkarlarından geride tutmayız, tutmadık. Azerbaycan'ın
üzüntüsünü, aynen Türkiye'nin üzüntüsü biliriz. Azerbaycan'ın sevinci bizim
sevincimizdir ve sevincimizi artırır.

Kimse, Türkiye'nin iyi niyetli duruşunu, samimi çabalarını başka yerlere
çekmesin, Türkiye'yi de test etmeye kalkmasın.

Son zamanlarda, özellikle bu konu üzerinde fitne fesat odakları, çok iyi
çalışıyor. Çok gayretli. Tabii bu Türkiye'nin içinden de besleniyor. Bunu da
açıkça söylemem lazım. Türkiye'nin içinden bunu besleyen odaklar da belli.
Sürekli olarak orayla paslaşmak suretiyle böyle bir süreci tahrik ediyorlar.''

Erdoğan, 7 yıllık iktidarları döneminde Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin
nereden nereye geldiğinin ortada olduğunu belirterek, ''Ancak, sadece
Türkiye-Ermenistan milli maçı sebebiyle FİFA'nın da almış olduğu bir karar ki,
son anda gelen bir karar malumunuz. Bu kararı uygulamaya çalışan arkadaşlarımız
bunun da açıklamasını yaptılar. Bu milli maçı provoke etmeye çalışan odakları da
zaten halkımız gayet iyi tanıdı, gayet iyi biliyor'' dedi.

''BİZİ ASIL YARALAYAN ŞEY...''

Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bundan sonra Türkiye'de süper ligde asılan Azerbaycan bayrağını
'İstanbul'da böyle Bursa'da böyle' diye gösterme gafletine düşecek kadar şecaat
arz ederken sirkatini söyleyen zavallılar bunlar. O noktada zaten herhangi bir
şey söz konusu değil. Ama hassasiyetin olduğu bir Türkiye-Ermenistan süreciyle
alakalı olarak böyle bir şeyi tahrik etmekten başka bir şey olarak değerlendirmek
de mümkün değil. Bunu bizzat malum siyasi partinin kendi kongrelerinde adeta (hah
şimdi biz siyasi rantı yakaladık) deyip bunun üstüne atlamasının da ne anlama
geldiği bellidir.

Biz 7 yıllık iktidarımızda yapılması gereken neyse hepsini yaptık.
Kendilerinin 3,5 yıllık koalisyon ortaklıklarında neler yaptıkları da bellidir.
Türk dünyasıyla ilgili ne yaptıkları da bellidir. Bizim ne yaptığımız da
bellidir. Her şey eserleriyle ortadır. Tabii halkımızın bunu asla kabul
etmeyeceğini, asla bu tür iftiralara prim vermeyeceğini çok iyi biliyorum. Ama
Azerbaycan halkının da Azerbaycanlı kardeşlerimin de bu tür oyuna prim
vermemelerini özellikle hatırlatmak istiyorum.

Asıl bizi yaralayan şey de şudur; onu da söylemem lazım. Azerbaycan
şehitliğindeki Şehitlik Camisidir. Azerbaycan'daki o şehitlik anıtının yanında
Türk bayrağı ile Azerbaycan bayrağının kaldırılmasıdır ki, bunun ne anlama
geldiğini, neler ifade ettiğini, inanıyorum ki Azerbaycanlı kardeşlerim de iyi
değerlendirecektir.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı
Deniz Baykal ile görüşmeye gitmeyeceğini söyledi. Erdoğan, Baykal'ın tavrıyla ilgili olarak,
''Biri bizi gözetiyor mantığı içerisinde kameraların kurulmasını anlamak mümkün değil.
Televizyona şov programı yapıyor gibi, 3-5 kameranın önünde görüşmek, baş başa
görüşmede olmaz, ikili görüşmede olmaz. Ama açık söylüyorum; bu tavır, işi yokuşa
sürmektir, kapıları kapatmaktır, bin dereden su getirmek, bahane üretmek, ipe un sermektir'' dedi.

Başbakan Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, CHP
Genel Başkanı Deniz Baykal'a yazdığı mektup ve buna verilen yanıtı değerlendirdi.
Demokraside siyasi partilerin diyalog ve istişare içinde olmasının önemine işaret
eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Ki ben oraya bu sürecin koordinatörü olan İçişleri Bakanımı yanımda
getirmeyi planladım. Yanımızda not tutucu da olur. Gerekiyorsa, eğer çok
ısrarcılarsa birer tane de oraya ses kaydı da konulabilir. Mutabakatta bu da
olur. Ama biri bizi gözetiyor mantığı içerisinde kameraların kurulmasını anlamak
mümkün değil. Böyle bir yaklaşım olur mu?

Televizyona şov programı yapıyor gibi, 3-5 kameranın önünde görüşmek, baş
başa görüşmede olmaz, ikili görüşmede olmaz. Ama açık söylüyorum; bu tavır, işi
yokuşa sürmektir, kapıları kapatmaktır, bin dereden su getirmek, bahane üretmek,
ipe un sermektir. Biz oraya gidip, Sayın Baykal'ın beynini yıkayacak değiliz,
öyle bir kabiliyetimiz de yok. Sayın Baykal'ı hipnotize edecek de değiliz, öyle
de bir kabiliyetimiz de yok. Büyü ya da sihir yapacak hiç değiliz, öyle bir
kabiliyetimiz de yok. Hatta biz görüşmenin sonrasında tam bir mutabakatın
oluşmasını, her konuda uzlaşmayı da beklemiyoruz. Çünkü, önyargılar, kabuller çok
açık net ortada. Ama biz demokrasinin gereğini yapalım. Tabiatı neyi
gerektiriyorsa bunu yapalım istedik. İktidar ile muhalefet her konuda bire bir
düşünmek durumunda da değildir. önemli olan müzakereye açık olmaktır.''

Baykal'ı daha önce genel merkezinde ziyaret ettiğini hatırlatan Erdoğan,
''Bu ikinci ziyaretim olacaktı. Çünkü bakanımın ziyaretini diğer partiler kabul
ederken, beyefendi kabul etmedi. Onu yapmaya hazırlanırken bu cevapla karşı
karşıya geldim'' dedi.

''BAYKAL'I HAKLI BULDUĞUNU SÖYLEYENİ BİLMİYORUM''

Mutlak manada mutabakat aramadığını, bunun mümkün de olmadığını belirten
Erdoğan, bunun demokrasinin bir şartı da olmadığını söyledi. Demokraside
mutabakatın olmazsa olmaz şart olmadığını kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle
sürdürdü:

''Biz geliriz, görüşlerimizi anlatırız, sizi dinleriz, istişare ederiz ve
makul olana biraz daha yaklaşmak, mutabakata biraz daha yaklaşmak için bir adım
atmış oluruz. Ama bakıyorsunuz bırakın süreci konuşmayı; konuşmanın içeriği, usul
üzerinden bile, görüşmenin metodu üzerinden bile, Sayın Baykal'ın mutabakattan
kaçtığını görüyorsunuz. Sanki gizli şeyler görüşülecek, sanki milletten bir
şeyler kaçırılacak. Bu güvensizlik fikrini vermek, bu propaganda ile siyaset
yapmak, Allah aşkına kime ne yarar sağlar? Sayın Baykal acaba bugüne kadar
kimseyle ikili görüşme yapmadı mı? Bütün görüşmelerini kameralar önünde mi yaptı,
yapıyor? Sayın Baykal, bütün bunların yanında, birebir görüşmelerinin dışında
görüşmeler yapmadı mı? Şu ifadeye bak; 'kapalı kapılar artında görüşme
yapamayız.' Sizin kapılarınız hep açık mı duruyor Sayın Baykal? Böyle çarpık bir
anlayış olur mu? Günlerdir köşe yazarları yazıyor, akademisyenler, sivil toplum
temsilcileri, düşünürler konuşuyor. Valla ben Baykal'ı haklı bulduğunu söyleyeni
bilmiyorum, siz biliyor musunuz, siz duydunuz mu?.''

''BEN DE GİTMİYORUM''

''Kamuoyunun hissiyatını, tepkisini dikkate almadan siyaset yapılamaz.
Her meseleyi krize dönüştüren bir anlayışla nasıl müzakere yapılır? ''diyen
Başbakan, CHP lideri Baykal'a ''Madem bu kadar televizyon, kamera meraklısı,
odasını 24 saat canlı yayına açsın, partilileri de kamuoyu da oturup sayın genel
başkanı 24 saat izlesin'' dedi.

Başbakan Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti:

Biz bu süreçte tamamen şeffaf bir şekilde her şeyi konuşarak, istişare
ederek, milletimize danışarak yürüttük. Bütün siyasi partilere bizzat koordinatör
bakanım gitti. Yüzde birin üzerinde oy almış, parlamento içi, parlamento dışı
hepsine gitti. Sivil toplum örgütleriyle, akademisyenlerle, medya temsilcileriyle
biraraya geldi, görüştü. Bu konuda söz olan kimse, bunlarla görüştü, kabul etti,
ayaklarına gitti, görüştü. Bu süreç bu şekilde çalıştı, çalışıyor. Zaman zaman
süreçle ilgili medyayı bilgilendirdi. Biz, hiçbir şeyi milletimizden gizlemedik,
saklamadık, böyle bir şeyi de asla düşünmüyoruz. Sayın Baykal'a gidip gizli
kapaklı şeyler de konuşacak değildik.

Ancak görüyoruz ki buna Sayın Baykal ne hazır, ne de açık. Şimdi Sayın
Baykal'a, bu mektubuyla ilgili cevabı buradan veriyorum; Sayın Baykal, madem ki
sen kameraları çok arzu ediyorsun, zaten biz bunu Meclise getiriyoruz. Mecliste
1, 2, 3 tane kamera karşısında değil, tüm yerli, yabancı kameralar karşısında
zaten bu konuyu görüşeceğiz. Eğer sen, orada çıkar konuşursan, ben de çıkıp
konuşacağım. Ama sen çıkar konuşmazsan, ilgili arkadaşlarım bu konuda
bilgilendirmeyi milletimin vekilleri karşısında -zaten her şey açık seçik-
yapacaklar. Orada her şey şeffaf olacak. Bu vesileyle sağolasın, belki bir çayını
içerdik, o çayından mahrum olduk. (Teşekkür ederim) deyip, kesinlikle ben de
oraya gitmiyorum.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün 34 kişinin Habur Sınır Kapısından giriş
yapmasını ''son derece olumlu ve sevindirici bir gelişme'' olarak niteledi.

Başbakan Erdoğan, ''Burada ben gerek dağdakilere, gerek Mahmur kampında
olanlara, gerek Avrupa'da olanlara hepsine çağrımı yineliyorum; vakit yitirmeden
ülkelerine dönmelerini tavsiye ediyorum'' diye konuştu.

Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, yedi yılda
Türkiye'de çok güzel şeyler olduğunu, yedi yıldır Türkiye'nin tarihinde hiç
tecrübe etmediği seviyelere ulaştığını söyledi. Son üç aydır toplumun her
kesiminin büyük bir heyecan içerisinde, çözüme yönelik artık çok daha güçlü bir
umut içinde olduğunu ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

''Dün Habur Sınır Kapısında yaşanan manzara karşısında umutlanmamak
mümkün mü? Bu bir umuttur. Türkiye'de bir şeyler oluyor, iyi, güzel şeyler
oluyor. Umut verici gelişmeler oluyor. Tabii nereden baktığınız ve bakacağınız da
çok önemli. Bu işe çok farklı pencereden bakanlar da var. Bu da bir gerçek. Ama
birileri bunun dışında kalıyor. Her şey zamanla çok daha güzel olacak derken
aklıselimle, sabırla, kararlılıkla, adım adım sorunları çözüme kavuşturmanın
gayreti içindeyiz ve kavuşturacağız da. Ancak tecrübelerimiz bize şunu
gösteriyor; özellikle terörle mücadele ne zaman olumlu bir adım atılsa, ne zaman
milli mutabakat, ne zaman kardeşlik gündeme gelse bunun için anlamlı bir adım
atılsa terörden nemalanan bazı karanlık odaklar, bazı karanlık çevreler o zaman
tutuşuyorlar. Ve bu mihraklar hemen provokasyon tezgahlamaya çalışıyorlar. Bunu
geçmişten bu yana özellikle son 30 yıl içerisinde çok yaşadık, çok gördük.

Bunlar rant ve istismarı kendileri için amaç edinirler ama istikrarı
asla. Bunu da böylece bilmemiz lazım. Bunlar kargaşadan, kaostan, terörden
nemalanırlar. Bunu da çok iyi görmemiz lazım. Bugün yine maalesef üzülerek
dinledim, hala bu sürece gölge düşürme veya bunun altında bir şeyler arama
gayreti içerisinde olan bir anlayış var. Neden bu coşkuyu, bu umudu milletle
paylaşmıyorsunuz? 1989, 1992'de raporları hazırladınız. Bugünkünden çok daha
ileri çözüm önerileri getirdiniz. 2008'de programınızda Doğu ve Güney Doğu
sorunlarına yer verdiniz. Peki bugün sizi sürecin dışında kalmaya sevk eden,
geçmişinizle tam tersi bir yöne sevk eden nedir? Biz, tek başımıza da kalsak
inşallah bu süreci sona erdirmeye çalışacağız. Tek başımızı da kalsak
milletimizin desteği, milletimizin hayır duası arkamızda olduğu sürece sonuna
kadar gideceğiz. Bu partiler herhalde bu işi partiler üstü bir mesele olarak
görmüyor. Ama biz, bu işi partiler üstü bir mesele olarak görüyoruz. Annelerin
gözyaşı, babaların hıçkırığı, yetimlerin masumiyeti, gençlerimizin kanı, her
türlü parti çıkarının üzerindedir. Yeter ki ülkemiz kazansın. Yeter ki Türkiye
kazansın, yeter ki milletimiz kazansın. Umuyorum ki CHP Genel Başkanı bahaneler
üretmekten, işi yokuşa sürmekten, kapıları kapalı tutmaktan inşallah vazgeçer. Bu
sadece bizim için değil, başkaları için de geçerli.''

''BU, KARDEŞLİK PROJESİNİN GEREĞİ...''

''Dün Habur Sınır kapasında yaşanan anlamlı gelişmeye değinerek''
sözlerine son vermek istediğini belirten Erdoğan, ''Bildiğiniz gibi 34 kişi
sınırı geçti. Ve sabah saatlerinde 29'u ilgili yasalarımız çerçevesinde
bırakıldı. Bunu son derece olumlu ve sevindirici bir gelişme olarak gördüğümü
ifade etmek istiyorum'' dedi.

Yargının diğer 5 kişi ile ilgili çalışmalarını sürdürdüğünü dile getiren
Erdoğan, ''Şunu açık, net söylüyorum; bazı medya grupları bu sürecin İmralı'dan
yönetildiği mahiyetinde ifadeler kullanıyorlar. Ben o medya mensuplarını buradan
bir şeyi hatırlatarak uyarmak istiyorum; adama sorarlar, acaba 11-12 yıldır orada
değil miydi? Niçin böyle bir adım atılmadı? Şu anda bu bir milli birlik
sürecinin, bir demokratik açılım sürecinin, bir kardeşlik projesinin gereği
olarak atılmış bir adımdır'' diye konuştu.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Biz, hep şunu söylemedik mi, söylemiyor muyuz; biz bu ülkede 'Türküyle,
Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Yörüğüyle, Pomağıyla, Romanıyla biriz, beraberiz.
Ayrılık asla kabul etmiyoruz' demedik mi, demiyoruz mu? Yaradılanı yaradandan
ötürü sevdiğimizi her zaman her yerde söylemedik mi? Bunun gereğini yerine
getiriyoruz. Biz, 72 milyonla tek millet olduğumuzu söylemedik mi? 780 milyon
metre kareyle tek vatan olduğumuzu söylemedik mi ve ay yıldızlı bayrağımızla tek
bayrak olduğumuzu söylemedik mi? Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle de tek devlet
olduğumuzu söylemedik mi? Bu konuda problemi olmayanlarla zaten 'beraber yürüdük
biz bu yollarda' diyeceğiz.

Burada ben gerek dağdakilere gerek Mahmur kampında olanlara gerek
Avrupa'da olanlara, hepsine çağrımı yineliyorum; vakit yitirmeden ülkelerine
dönmelerini tavsiye ediyorum. Ve bu güzel manzarayı yine siyasi bir şova
döndürmek isteyenlere de lütfen sorumlu davranınız diyorum. Burada bir siyasi
şova ihtiyaç yok. Devletin yetkili kurumları orada gerekli şekilde kendilerini
karşılar gerekli muameleler yapılır ve sonra serbest bırakılanlar serbest
bırakılır ve bu süreç başarılı bir şekilde devam eder. Ama gerginlikle, tahrikle,
sorumsuzca yapılan açıklamalarla bu sürece katkı sağlanmaz tam tersine sürece
zarar verirler. Çünkü, bu işi arzu edenler olduğu gibi arzu etmeyenlerin de
olduğunu bilmelidirler. Yaşanan gelişmeleri tahrik edici açıklamalarla
gölgelemek, popülist şovlarla başka yerlere çekmek, sürece zarar vermekten çözümü
zorlaştırmaktan başka hiç bir amaca hizmet etmez.

Açık söylüyorum; legal bir örgütün temsilcisinin başkanı, illegal bir
örgüt adına konuşmamalıdır, konuşamaz. Bizim legal olan bir örgütle, bu siyasi
parti olabilir bir dernek, vakıf olabilir, onlarla görüşmeye kapımız her zaman
açıktır ama illegal örgütle konuşmaya asla. Bunu böyle bilmeleri gerekir. Bunu
başından beri söyledik ve bundan sonraki süreçte de söylemeye devam edeceğiz. Bu
yaklaşımımızın karşılık bulmasını temenni ederim.''

++++Devamına ilgili dökümanlar bölümünden ulaşabilirsiniz.++++