2008-03-25 - 12:00
Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, '(Anayasa değişikliği konusundaki) gelişmeleri basından izleyen MHP'nin bugüne kadar hiçbir siyasi parti ile herhangi bir teması ve görüşmesi olmamıştır. Bu bakımdan siyasi partilerin yaklaşımları hakkında somut verilere dayalı bir değerlendirme yapma imkanımız henüz bulunmamaktadır'' dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''(Anayasa
değişikliği konusundaki) gelişmeleri basından izleyen MHP'nin bugüne
kadar hiçbir siyasi parti ile herhangi bir teması ve görüşmesi
olmamıştır. Bu bakımdan siyasi partilerin yaklaşımları hakkında somut
verilere dayalı bir değerlendirme yapma imkanımız henüz
bulunmamaktadır'' dedi.
Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, AK Parti hakkında açılan
kapatma davasının ardından yapılması düşünülen anayasa değişikliğine
değindi.
MHP'nin bu konudaki yaklaşımının temelinde siyasi partiler demokrasisine
sahip çıkma anlayışının yattığını ifade eden Bahçeli, bu konunun geçen
hafta kamuoyunda yoğun biçimde tartışıldığını ve çok çeşitli görüşler
dile getirildiğini anımsattı.
Siyasi partilerin düşüncelerinin hangi eksende ve temelde geliştiğinin,
basına yansıyan haberlerden bir ölçüde açıklık kazandığını anlatan
Bahçeli, şöyle dedi:
''Gelişmeleri basından izleyen MHP'nin bugüne kadar bu konularda hiçbir
siyasi parti ile herhangi bir teması ve görüşmesi olmamıştır. Bu
bakımdan siyasi partilerin yaklaşımları hakkında somut verilere dayalı
bir değerlendirme yapmak imkanımız henüz bulunmamaktadır. Bununla
birlikte basına yansıyan bazı görüşler ile MHP'nin kavramsal yaklaşımı
arasında temel bazı farklılıklar olduğunu söylemek mümkündür. Parti
kapatılmaması ilkesinin kapsamına terörü ve şiddeti meşru bir araç
olarak gören siyasi partilerin de dahil edilmesi, bizim yaklaşımımızla
ters düşen ilk husustur. Parti kapatılması davasının Yargıtay Başsavcısı
tarafından resen açılmasını önlemek için bunun siyasi izne bağlanması,
parti yöneticilerinin işlediği suçların parti kapatma gerekçesi olmaktan
çıkarılması, bireysel sorumluluk kapsamında bir eylemin suç sayılması
için peşinen kesinleşmiş mahkeme kararı aranmasını öngören ve
yöneticilerin siyasi yaptırımla cezalandırılmalarını dışlayan
yaklaşımlar, farklı düşündüğümüz diğer hususlardır. Bu kapsamda öne
çıkan diğer temel bir konu da milletvekili dokunulmazlığını
ilgilendirmektedir. Bireysel sorumluluğunun bir gereği olarak
milletvekili dokunulmazlığının yeni bir düzenlemeye kavuşturulmaması,
bireysel sorumluluğa dayalı yaptırım sistemim baştan işlevsiz hale
getirecek ve kağıt üzerinde kalması sonucunu doğuracaktır. Milletvekili
dokunulmazlığı, bu bakımdan yeni arayışlarda kilit konumdadır. Bu konuda
eski anlayışlarda ısrar edilmesinin, geniş tabanlı mutabakat
arayışlarının önündeki en büyük engel olacağı görülmektedir.''
-''ÇÖZÜMÜN ADRESİ TBMM''-
MHP Genel Başkanı Bahçeli, siyasi kriz ortamının demokrasi ve hukuk
devleti üzerindeki tahribatını bertaraf etmek için bulunacak çözüm ve
çıkış yolunun adresinin TBMM olduğuna işaret ederek, bu konuda Mecliste
temsil edilen siyasi partiler arasında mümkün olabilecek en geniş
tabanlı bir mutabakat sağlanmasının temel bir amaç olarak görülmesinin,
her bakımından yerinde ve gerekli olacağını bildirdi.
''Sorunun çözümü için Anayasanın 68. ve 69. maddelerinde yapılacak
değişikliklerin hukuk ve adalet duygularını yaralamaması, kamuoyu
vicdanını rahatsız etmemesi, referandumu gerektirmeyecek bir çoğunluğun
desteğini alması hayati öneme haizdir'' diyen Bahçeli, şöyle konuştu:
''AKP'nin referandumla yürürlüğe girecek Anayasa değişikliğini tek
başına gerçekleştirecek sayısal çoğunluğu bulunmaktadır. Bu anlamda
siyasi parti kapatılması hakkında istediği değişikliği yapmak imkanına
sahiptir. Parti kapatılmasını bütünüyle yasaklayan, terör ve bölücülüğün
siyasi planda önünü alabildiğine açan, bireysel sorumluluğu ve
yaptırımları kağıt üzerinde kalacak göstermelik bir düzenlemeye bağlayan
ve Cumhuriyetin temel ilkelerini ve devletin siyasi yapısını yıkmayı
amaçlayan siyasi faaliyetleri meşru hale getiren bir düzenleme
yapmasının önünde Meclis çoğunluğu bakımından sayısal bir engel
bulunmamaktadır. Ancak, bu yolu tercih ederse, bu zorlamaların
yaratacağı çok ağır sorunların vebali ve sorumluluğu da kendisine ait
olacaktır. Bu durumda, siyasi krizi aşmak amacı, değerini ve anlamını
kaybedecek, böyle bir yola girilmesi krizi daha da derinleştirerek, iç
çatışma ve rejim bunalımına davetiye çıkarabilecektir. Siyasi bir kumar
vasıtası haline getirilecek olan referandum, ülkenin ve demokrasinin
geleceği üzerine kumar oynanması anlamına gelecek ve kestirilemeyecek
sonuçlar doğurabilecektir. Hukuka ve Anayasa'ya gölge düşürecek siyasi
zorlamaların toplumu bölecek bir referandumla hayata geçirilmesine
çalışılması, gerginlikleri had safhaya çıkaracak ve çok daha geniş bir
cepheleşme ve kamplaşmanın tüm toplumu içine alacak şekilde
kemikleşmesine yol açacaktır.''
Devlet Bahçeli, böyle bir ortamda; iç huzur, siyasi ve ekonomik
istikrardan bahsetmenin mümkün olmayacağı uyarısında bulunarak, ''Ülke
gerçek anlamda bir kaosa ve karanlığa mahkum edilecektir. AKP'nin bu
gerçekleri görmesini samimi olarak ümit ettiğimizi ve demokrasinin
geleceği açısından bu basireti sergilemesini beklediğimizi buradan
açıkça ifade etmek isterim'' diye konuştu.
Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, Ergenekon operasyonu
kapsamında yaşanan gelişmelere değindi.
Bahçeli, Türkiye'nin; demokratik rejimin geleceği üzerinde siyasi
hesapların yapıldığı, demokrasinin temellerini sarsacak oyunların
planlandığı ve ülkenin çok ağır sonuçları olacak bir girdabın içine
çekildiğini belirterek, ''(Yargı darbesi), 'Siyasi darbe' ve 'Siyasi
komplo' tartışmaları son dönemde çok tehlikeli bir mecraya girmiş, bu
temelde oluşan cepheler vasıtasıyla bir çatışma ortamının zeminini
hazırlama çabaları hız kazanmıştır'' diye konuştu.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, şöyle devam etti:
''Sayın Başbakan ve AKP yöneticilerinin kapatma davası sonrası yüksek
gerilim ortamından bereket umar şekilde hareket etmeleri, sözleri ve
fiilleriyle kışkırtıcılık yapmaları vahim bir gelişme olmuştur. Basının
hukuki süreçleri etkilemek amacıyla bir baskı ve tehdit aracı olarak
kullanılması da aynı şekilde çok ciddi bir endişe kaynağı haline
gelmiştir. Anayasa Mahkemesinin önünde olan kapatma davası hakkında
iktidara yakın basın organlarında başlatılan taciz ve yıldırma
kampanyası, bu tehlikeli yönelimin en çarpıcı örneğini oluşturmuştur.
Anayasal yargı sürecini gölgelemek için henüz soruşturma aşamasında olan
başka konulardaki süreçlerin öne çıkarılması, kapatma davası ile bu
süreçler arasında sebep-sonuç ilişkisi kurulması amacıyla AKP
hükümetinin öncülüğünde bir saptırma ve yanıltma seferberliği
başlatılması da hukuk devletini yaralayan bir gelişme olarak karşımıza
çıkmıştır. Bu süreç içinde, yürütülmekte olan hazırlık soruşturması
kapsamında rencide edici ve gereksiz bazı yöntemlere başvurulması,
bunlar savcıların takdir yetkisine giren konulardan sayılsa da kamu
vicdanım ziyadesiyle rahatsız etmiş ve siyasi hesaplaşma kuşkularına
zemin hazırlamıştır.''
-BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN SÖZLERİ...-
''Sayın Başbakan'ın son günlerde tonu giderek ağırlaşan beyanları ve
zorlama gövde gösterileri, esasen tahriklere açık gerginlik ortamını
daha da ağırlaştıracak ciddi bir risk potansiyeli taşımaktadır'' diyen
Bahçeli, şunları söyledi:
''Bu ruh hali, AKP yöneticilerine de yansımış, 'Ölümü hatırlatan
imalarla', 'Kanı bozuklar söylemleriyle' ve 'Küreselleşme
taraftarlarıyla, milliyetçiler arasında bir savaş başladığını' ilan eden
Bakanların açıklamalarıyla, tahrik fırtınalarının estirildiği bir
çekişme ve çatışma ortamı yaratılmıştır. Siyasi sorumluluk taşıyanlar,
sözlerinin ne anlama geldiğini ve nereye gideceğini çok iyi hesaplamak
durumundadır. Duygusal tepki içinde olan halk kitlelerini sokağa dökecek
kışkırtmaların, ateşle oynamak olacağı, bu ateşin ilk önce bu yola
sapanları yakacağı unutulmamalıdır. Sorumluluk mevkinde bulunan
siyasetçilerin şahsi ihtirasları uğruna böyle bir yangının kıvılcımını
ateşlemeleri, tarihin ve milletin affetmeyeceği bir vakıa olacaktır. Bu
bakımdan Sayın Başbakan ve AKP yöneticilerinin üslup ve tarzlarını
gözden geçirerek hukuk, meşruiyet ve sağduyu yolundan ayrılmamaları
hayati önem taşımaktadır.''
-MEŞRUİYET UYARISI-
Devlet Bahçeli, herkesi töhmet altında bırakarak, her şeyi kırıp-dökerek
hak aranamayacağının artık idrak etmesi ve demokratik rejime zarar
verecek tehlikeli adımlardan herkesin uzak durması gerektiğini bildirdi.
Başbakan Erdoğan'ın son konuşmalarında, demokrasilerde meşruiyetin
kaynağının millet olduğuna, siyasetin rotasını ancak milletin
belirleyeceğine sürekli vurgu yaptığını hatırlatan Bahçeli, bu
tespitlerin tek başına demokrasinin ruhunu ve gerçek anlamını ortaya
koymaya yeterli olmadığını söyledi.
''Meşruiyetin kaynağının millet olduğu doğrudur. Ancak, milletin verdiği
yetkilerle iktidar olanların Anayasal düzene uygun hareket etmeleri ve
meşruiyet yolundan ayrılmamaları da bir zorunluluktur'' diyen Bahçeli,
siyasi partilerin, milletten aldığı destekle istedikleri her şeyi
yapabileceklerini söylemesinin demokrasiye inançsızlığın bir ifadesi
olduğunu kaydetti.
Bahçeli, siyasetin rotasının hukuk ve anayasal düzenden sapma göstermesi
halinde, milli irade ile işbaşına gelen iktidarların meşruiyetini
kaybedeceğini ve milletin verdiği emaneti korumamış olacağını ifade
ederek, şöyle konuştu:
''Sayın Başbakan bu gerçekleri hiç unutmamalı, milli irade konusundaki
süslü ifadelerin kendisini demokrat yapmaya yetmeyeceğini bir an önce
anlamalı ve siyasi istikametini buna göre belirlemelidir. Hukukla milli
iradeyi karşı karşıya getirmeye çalışan Sayın Başbakan, bunun demokrasi
kundakçılığı olacağını görmelidir. 'Durmak yok, yola devam' sloganını
olur olmaz yerlerde kullanan Sayın Erdoğan, gittiği yolun nereye
açılacağını çok iyi düşünmelidir. İhtiras ve öfkesinin esiri olarak
şahsi ikbal uğruna demokrasiyi çıkmaz bir sokağa sürükleyenler, tarihte
demokrasi kahramanı olarak değil, milli iradeyi ifsat eden ucuz siyaset
tüccarı olarak anılacaklardır. Bu da kendilerine şeref ve itibar
kazandırmayacaktır. Sayın Başbakan bunu da hatırından hiç
çıkarmamalıdır.''
-''AKP KONTROLÜNDEKİ BASIN...''-
Başbakan Erdoğan ve AK Parti'li bakanların, kapatma davasına karşı yoğun
bir gündem saptırma ve kafa bulandırma kampanyası başlattığını savunan
Devlet Bahçeli, ''Bu amaçla çetelerin gölgesine sığınmaları kendileri
açısından hazin ve ibret verici bir gelişme olmuştur. 'Bize kurulan
tezgahları biliyoruz' diyerek ima yoluyla devlet kurumlarını töhmet
altında bırakan Sayın Başbakan,bildiği neyse bunları Türk milletine
açıklamak durumundadır. Bu, Sayın Başbakan'ın siyasi sorumluluğunun ve
bulunduğu makamın ciddiyetinin asgari gereğidir'' diye konuştu.
MHP lideri Bahçeli, AK Parti'nin kontrolündeki basın vasıtasıyla
soruşturmaları halen süren bazı çete operasyonları ile AK Parti'nin
kapatılması davası arasında bağ kurulmasının, bir hükümet üyesinin bunu
televizyon ekranlarında açıkça dile getirmesinin tek kelimeyle çok
yakışıksız ve çirkin olduğunu bildirdi.
AK Parti'nin 5 yıldır iktidarda olduğunu hatırlatan Bahçeli, ''Sayın
Başbakan, bütün bunları unutmuşcasına, herkesten ve her şeyden sürekli
şikayet etmekte ve zafiyetini ve ataletini gizlemek için hükümet etme
makamını, yakınma mekanına çevirmektedir. Sayın Başbakan; çeteleri
çökertmek ve bunların üzerine sonuna kadar giderek arkasında kim varsa
ortaya çıkartmak sizin görevinizdir. İma yoluyla konuşmak, isim ve adres
vermeden herkesi şaibe altına sokmak bir Başbakan'a yakışmamaktadır''
dedi.
-''KONUŞMAYI BIRAK, GEREĞİNİ YAP...''-
Bahçeli, Başbakan'ın anlamsız konuşmaları bırakıp çetelerle mücadelenin
gereğini yapması gerektiğini kaydetti.
Krizin derinleşmesini önlemek için demokrasi dayanışması oluşturulması
gerektiğini de dile getiren Devlet Bahçeli, ''Bu bunalımdan çıkış
süreçlerinde Sayın Başbakan Erdoğan'a ve AKP'ye büyük görev ve
sorumluluk düşmektedir. Ana Muhalefet Partisinin de siyasi hesap ve
mülahazaları aşarak yapıcı bir tutumla krizden çıkış arayışlarına katkı
sağlaması önem taşımaktadır'' diye konuştu.
-PARTİLERİN KAPATILMASI-
MHP Genel Başkanı Bahçeli, bu anlayışla hareket eden partisinin, daha
önce kamuoyuna açıkladığı parti kapatmayla ilgili önerilerinin çok iyi
değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, sözlerine şöyle devam etti:
''Siyasi partilerin kapatılması halinde bu partilere oy veren seçmenler
ve bu konuda sorumluluğu olmayan parti yöneticileri ve teşkilatları da
cezalandırılmış olmaktadır. Bu bakımdan partinin hükmü şahsiyeti,
sorumlu davranan üyeleri, yöneticileri ve teşkilatları ile kapatmayı
gerektirecek fiillerin sahiplerinin ayrı tutulması, aynı kefeye
konularak kurunun yanında yaşın da yanmasının önlenmesi önem
taşımaktadır. Bu çerçevede, sadece bireysel sorumluların siyasi
yaptırımla cezalandırılması, bunların eylemlerinin yürürlükteki
kanunlara göre ayrıca takibat gerektirmesi halinde yargı sürecinin
önünün açılması en makul, adil ve hakkaniyete uygun yöntem olacağı
düşünülmektedir. İşledikleri fiiller nedeniyle şahsi sorumlulukları
Anayasa Mahkemesince tespit edilen parti üyesi ve yöneticilerinin siyasi
yaptırımla cezalandırılması halinde, milletvekili olanlar bakımından
Anayasa'nın, milletvekilliğinin düşmesine ilişkin 84. maddesinin 5.
fıkrası hükümleri uygulanacaktır. Bu şahısların fiilleri ceza kanunları
bakanından ayrıca soruşturma ve kovuşturmayı gerektiriyorsa,
dokunulmazlıkları bu şekilde kendiliğinden sona ereceğinden, yargı
süreçlerinin işletilmesi de imkan dahiline girecektir. Bu yaklaşım,
parti içi kontrol ve denetim mekanizmalarının etkin biçimde işlev
görmesini sağlayacak ve bu yolla partilerin iç koruma ve savunma bilinci
ve refleksine kavuşmaları mümkün olacaktır.''
Devlet Bahçeli, siyasi partilerin bu şekilde kendilerine çeki düzen
verme zorunluluğu hissedeceğini, buna uygun tedbirler alacağını ifade
ederek, ''Şiddeti ve terörü siyasal bir araç olarak gören, anayasal
düzeni yıkmak amacıyla şiddeti ve şiddet kullanmaya dayalı faaliyetleri
savunan siyasi partilerin bu çerçevenin dışında tutulması, işlenen bu
fiillerin ve sonuçlarının ağırlığı ışığında, adalete ve hakkaniyete
aykırı bir durum sayılamayacaktır'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, siyasi ve
ekonomik sorunların gölgesinde kalan dış politikada, ''Alarm
zillerinin'' çaldığını ve çok tehlikeli gelişmelerin yaşandığını
bildirdi.
''AKP hükümetinin iflas eden Irak politikası ve bugün karşımıza çıkan
Irak denklemi bunun en çarpıcı örneği ve delilidir'' diyen Bahçeli, ABD
himayesinde olan Kürt grupların otonomilerini güçlendirerek bağımsız
devlet kurmanın son aşamasına geldiği ifade etti.
Irak'ta Türkmenlerin sıradan bir kültürel azınlık konumuna itilerek
siyasi hayattan dışlandığını ve yeni bir siyasi yapılanma sürecine
girildiğini savunan Devlet Bahçeli, ''Türkiye açısından bakıldığında son
beş yıl içinde yaşanan gelişmeler çok vahim sonuçlar doğurmuştur. Askeri
müdahale sonrası üniter yapısı yıkılan Irak, Türkiye'nin ve bölgenin
güvenliği ve istikrarının önünde en büyük tehdit ve tehlike kaynağı
haline gelmiş, Türkiye Irak'tan bütünüyle dışlanmış, Irak üzerindeki
siyasi etkisi kalmayan Türkiye; Irak'taki gelişmelerden olumsuz şekilde
etkilenen bir ülke konumuna düşmüş, Türkmenler kendi kaderlerine terk
edilmiş, Kerkük'ün Kürt gruplarca gasp edilmesinde son aşamaya girilmiş,
Kuzey Irak, PKK terörünün saldırı cephesi haline gelmiştir. Irak'ın
işgalinin Türkiye açısından bilançosu maalesef bunlar olmuştur'' dedi.
-CHENEY'İN TÜRKİYE TEMASLARI-
Bahçeli, Irak'ın enkaza dönmesini ve ABD'nin kaybettiği büyük prestiji
tüm çabalara değen bir başarı olarak gören ABD Başkan Yardımcısı Dick
Cheney'nin dün Türkiye'de temaslarda bulunduğunu ve bir dizi talep
içeren bir listeyle geldiği söyledi.
Bahçeli şöyle devam etti:
''ABD Başkan Yardımcısı'nın dün Ankara'ya yaptığı ziyaret sırasında PKK
ile mücadele-siyasi çözüm ve Barzani'nin meşrulaştırılması konularının
böyle bir paket çerçevesinde ele alındığı anlaşılmaktadır. Sayın
Başbakan ve hükümet yetkilileri ne kadar inkar ederse etsinler,
Türkiye'nin çok tehlikeli bir yola itildiği son 5 ay içinde yaşanan
somut gelişmelerle sabittir. ABD Başkan Yardımcısı'nın Ankara
ziyareti de Türkiye'nin bu yönde maruz kaldığı baskı ve dayatma
zincirinin bir halkası olarak görülebilecektir.
Cheney'in Ankara ziyareti gündeminde, Türkiye'nin Afganistan'a muharip
birlik göndermesine ilişkin talebinin olacağı, basında geniş bir şekilde
yer bulmuştur. Ancak Başbakan Erdoğan'ın, konuk Başkan Yardımcısı ile
görüşmesinden sonra medyaya yaptığı açıklamadan Afganistan'a ilave asker
talebine ilişkin bir teklifin yapılmadığı anlaşılmıştır. Bu
husustaki düşüncemiz, şayet bu talep bu aşamada yapılmamışsa, konunun
2-4 Nisan 2008 tarihinde Bükreş'de yapılacak NATO zirvesinde ele
alınabileceği ve bu talebin burada dile getirileceği yönündedir.''
-''İMRALI CANİSİNİ SAHİPLENME GÖSTERİLERİ''-
Nevruz nedeniyle meydana gelen olaylara ilişkin değerlendirmelerde de
bulunan MHP Genel Başkanı Bahçeli, MHP'nin tüm uyarılarına rağmen
etkisiz kalan tedbirler nedeniyle, sokağa dökülen bölücülerin
tahriklerini tırmandırdığını bildirdi.
''Çok sayıda ilde kin ve nefret ateşlerinin yakıldığı Nevruz
kutlamaları, İmralı canisini sahiplenme gösterilerine dönüştürülmüştür''
diyen Bahçeli, terör örgütü PKK'nın direniş günü olarak adlandırdığı bu
süreçte, devlet otoritesine karşı kitlesel ayaklanma provalarının
yapıldığını ifade etti.
Bahçeli, ''Terör örgütü PKK'nın siyasallaşma projesindeki bütün
talepler, kurulan kürsülerden başta bazı TBMM üyeleri olmak üzere,
belediye başkanları ve sözde bu partinin yöneticileri tarafından
meydanlarda açıkça haykırılmıştır. Teröre
açıkça destek veren, İmralı canisini barış elçisi olarak gösteren ve
'demokratik siyasi çözüm' adı altında bölünme ve parçalanma modelleri
dayatmayı amaçlayan tahrikler açıkça dile getirilmiştir'' diye konuştu.
''TÜRK TARİHİNE BAKARAK GÖREBİLİRLER''-
Tahriklerin bununla da kalmadığını, bölücülükten mahkum eski bir
milletvekilinin, İmralı canisinin, ''İki sene sonra serbest kalacağını''
yandaşlarına müjdelediğini belirten Bahçeli şunları kaydetti:
''Bu gelişmeler karşısında hükümetin gösterdiği yönetim aczi ve siyasi
zaaf, terör maşalarına cesaret vererek bugün karşımıza çıkan bu ağır
soruna zemin hazırlamıştır. Devlete meydan okuyan
aleni tahrikler karşısında, korkarız ki önümüzdeki dönemde bu ihanetler
daha da artacak, Türkiye, içine sürüklendiği ağır sorunlara ilave olarak
beka düzeyinde bir var oluş-yok oluş sürecinin bütün acılarını derinden
yaşayacaktır.
Ülkemizin sokaklarının tarumar edildiği, caddelerinin ve meydanlarının
savaş alanına çevrildiği, okul sıralarında olması gereken çocukların
kalkan olarak kullanıldığı bu Nevruz fotoğrafının yegane sorumlusu
Başbakan Erdoğan ve AKP hükümetinden başkası değildir. Bizleri
teselli eden, bölücü tahrikler karşısında büyük Türk milletinin
sükunetini muhafaza etmesi ve bu kutlu bayram gününü anlamına uygun bir
ruhla ve şuurla kutlamış olmasıdır.
Aziz milletimizin gösterdiği bu metaneti, bir yanlış değerlendirme
yaparak boyun eğme zannedenler, sabrın taştığı noktada başlarına gelecek
akıbeti Türk tarihine bakarak görebilirler.''
değişikliği konusundaki) gelişmeleri basından izleyen MHP'nin bugüne
kadar hiçbir siyasi parti ile herhangi bir teması ve görüşmesi
olmamıştır. Bu bakımdan siyasi partilerin yaklaşımları hakkında somut
verilere dayalı bir değerlendirme yapma imkanımız henüz
bulunmamaktadır'' dedi.
Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, AK Parti hakkında açılan
kapatma davasının ardından yapılması düşünülen anayasa değişikliğine
değindi.
MHP'nin bu konudaki yaklaşımının temelinde siyasi partiler demokrasisine
sahip çıkma anlayışının yattığını ifade eden Bahçeli, bu konunun geçen
hafta kamuoyunda yoğun biçimde tartışıldığını ve çok çeşitli görüşler
dile getirildiğini anımsattı.
Siyasi partilerin düşüncelerinin hangi eksende ve temelde geliştiğinin,
basına yansıyan haberlerden bir ölçüde açıklık kazandığını anlatan
Bahçeli, şöyle dedi:
''Gelişmeleri basından izleyen MHP'nin bugüne kadar bu konularda hiçbir
siyasi parti ile herhangi bir teması ve görüşmesi olmamıştır. Bu
bakımdan siyasi partilerin yaklaşımları hakkında somut verilere dayalı
bir değerlendirme yapmak imkanımız henüz bulunmamaktadır. Bununla
birlikte basına yansıyan bazı görüşler ile MHP'nin kavramsal yaklaşımı
arasında temel bazı farklılıklar olduğunu söylemek mümkündür. Parti
kapatılmaması ilkesinin kapsamına terörü ve şiddeti meşru bir araç
olarak gören siyasi partilerin de dahil edilmesi, bizim yaklaşımımızla
ters düşen ilk husustur. Parti kapatılması davasının Yargıtay Başsavcısı
tarafından resen açılmasını önlemek için bunun siyasi izne bağlanması,
parti yöneticilerinin işlediği suçların parti kapatma gerekçesi olmaktan
çıkarılması, bireysel sorumluluk kapsamında bir eylemin suç sayılması
için peşinen kesinleşmiş mahkeme kararı aranmasını öngören ve
yöneticilerin siyasi yaptırımla cezalandırılmalarını dışlayan
yaklaşımlar, farklı düşündüğümüz diğer hususlardır. Bu kapsamda öne
çıkan diğer temel bir konu da milletvekili dokunulmazlığını
ilgilendirmektedir. Bireysel sorumluluğunun bir gereği olarak
milletvekili dokunulmazlığının yeni bir düzenlemeye kavuşturulmaması,
bireysel sorumluluğa dayalı yaptırım sistemim baştan işlevsiz hale
getirecek ve kağıt üzerinde kalması sonucunu doğuracaktır. Milletvekili
dokunulmazlığı, bu bakımdan yeni arayışlarda kilit konumdadır. Bu konuda
eski anlayışlarda ısrar edilmesinin, geniş tabanlı mutabakat
arayışlarının önündeki en büyük engel olacağı görülmektedir.''
-''ÇÖZÜMÜN ADRESİ TBMM''-
MHP Genel Başkanı Bahçeli, siyasi kriz ortamının demokrasi ve hukuk
devleti üzerindeki tahribatını bertaraf etmek için bulunacak çözüm ve
çıkış yolunun adresinin TBMM olduğuna işaret ederek, bu konuda Mecliste
temsil edilen siyasi partiler arasında mümkün olabilecek en geniş
tabanlı bir mutabakat sağlanmasının temel bir amaç olarak görülmesinin,
her bakımından yerinde ve gerekli olacağını bildirdi.
''Sorunun çözümü için Anayasanın 68. ve 69. maddelerinde yapılacak
değişikliklerin hukuk ve adalet duygularını yaralamaması, kamuoyu
vicdanını rahatsız etmemesi, referandumu gerektirmeyecek bir çoğunluğun
desteğini alması hayati öneme haizdir'' diyen Bahçeli, şöyle konuştu:
''AKP'nin referandumla yürürlüğe girecek Anayasa değişikliğini tek
başına gerçekleştirecek sayısal çoğunluğu bulunmaktadır. Bu anlamda
siyasi parti kapatılması hakkında istediği değişikliği yapmak imkanına
sahiptir. Parti kapatılmasını bütünüyle yasaklayan, terör ve bölücülüğün
siyasi planda önünü alabildiğine açan, bireysel sorumluluğu ve
yaptırımları kağıt üzerinde kalacak göstermelik bir düzenlemeye bağlayan
ve Cumhuriyetin temel ilkelerini ve devletin siyasi yapısını yıkmayı
amaçlayan siyasi faaliyetleri meşru hale getiren bir düzenleme
yapmasının önünde Meclis çoğunluğu bakımından sayısal bir engel
bulunmamaktadır. Ancak, bu yolu tercih ederse, bu zorlamaların
yaratacağı çok ağır sorunların vebali ve sorumluluğu da kendisine ait
olacaktır. Bu durumda, siyasi krizi aşmak amacı, değerini ve anlamını
kaybedecek, böyle bir yola girilmesi krizi daha da derinleştirerek, iç
çatışma ve rejim bunalımına davetiye çıkarabilecektir. Siyasi bir kumar
vasıtası haline getirilecek olan referandum, ülkenin ve demokrasinin
geleceği üzerine kumar oynanması anlamına gelecek ve kestirilemeyecek
sonuçlar doğurabilecektir. Hukuka ve Anayasa'ya gölge düşürecek siyasi
zorlamaların toplumu bölecek bir referandumla hayata geçirilmesine
çalışılması, gerginlikleri had safhaya çıkaracak ve çok daha geniş bir
cepheleşme ve kamplaşmanın tüm toplumu içine alacak şekilde
kemikleşmesine yol açacaktır.''
Devlet Bahçeli, böyle bir ortamda; iç huzur, siyasi ve ekonomik
istikrardan bahsetmenin mümkün olmayacağı uyarısında bulunarak, ''Ülke
gerçek anlamda bir kaosa ve karanlığa mahkum edilecektir. AKP'nin bu
gerçekleri görmesini samimi olarak ümit ettiğimizi ve demokrasinin
geleceği açısından bu basireti sergilemesini beklediğimizi buradan
açıkça ifade etmek isterim'' diye konuştu.
Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, Ergenekon operasyonu
kapsamında yaşanan gelişmelere değindi.
Bahçeli, Türkiye'nin; demokratik rejimin geleceği üzerinde siyasi
hesapların yapıldığı, demokrasinin temellerini sarsacak oyunların
planlandığı ve ülkenin çok ağır sonuçları olacak bir girdabın içine
çekildiğini belirterek, ''(Yargı darbesi), 'Siyasi darbe' ve 'Siyasi
komplo' tartışmaları son dönemde çok tehlikeli bir mecraya girmiş, bu
temelde oluşan cepheler vasıtasıyla bir çatışma ortamının zeminini
hazırlama çabaları hız kazanmıştır'' diye konuştu.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, şöyle devam etti:
''Sayın Başbakan ve AKP yöneticilerinin kapatma davası sonrası yüksek
gerilim ortamından bereket umar şekilde hareket etmeleri, sözleri ve
fiilleriyle kışkırtıcılık yapmaları vahim bir gelişme olmuştur. Basının
hukuki süreçleri etkilemek amacıyla bir baskı ve tehdit aracı olarak
kullanılması da aynı şekilde çok ciddi bir endişe kaynağı haline
gelmiştir. Anayasa Mahkemesinin önünde olan kapatma davası hakkında
iktidara yakın basın organlarında başlatılan taciz ve yıldırma
kampanyası, bu tehlikeli yönelimin en çarpıcı örneğini oluşturmuştur.
Anayasal yargı sürecini gölgelemek için henüz soruşturma aşamasında olan
başka konulardaki süreçlerin öne çıkarılması, kapatma davası ile bu
süreçler arasında sebep-sonuç ilişkisi kurulması amacıyla AKP
hükümetinin öncülüğünde bir saptırma ve yanıltma seferberliği
başlatılması da hukuk devletini yaralayan bir gelişme olarak karşımıza
çıkmıştır. Bu süreç içinde, yürütülmekte olan hazırlık soruşturması
kapsamında rencide edici ve gereksiz bazı yöntemlere başvurulması,
bunlar savcıların takdir yetkisine giren konulardan sayılsa da kamu
vicdanım ziyadesiyle rahatsız etmiş ve siyasi hesaplaşma kuşkularına
zemin hazırlamıştır.''
-BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN SÖZLERİ...-
''Sayın Başbakan'ın son günlerde tonu giderek ağırlaşan beyanları ve
zorlama gövde gösterileri, esasen tahriklere açık gerginlik ortamını
daha da ağırlaştıracak ciddi bir risk potansiyeli taşımaktadır'' diyen
Bahçeli, şunları söyledi:
''Bu ruh hali, AKP yöneticilerine de yansımış, 'Ölümü hatırlatan
imalarla', 'Kanı bozuklar söylemleriyle' ve 'Küreselleşme
taraftarlarıyla, milliyetçiler arasında bir savaş başladığını' ilan eden
Bakanların açıklamalarıyla, tahrik fırtınalarının estirildiği bir
çekişme ve çatışma ortamı yaratılmıştır. Siyasi sorumluluk taşıyanlar,
sözlerinin ne anlama geldiğini ve nereye gideceğini çok iyi hesaplamak
durumundadır. Duygusal tepki içinde olan halk kitlelerini sokağa dökecek
kışkırtmaların, ateşle oynamak olacağı, bu ateşin ilk önce bu yola
sapanları yakacağı unutulmamalıdır. Sorumluluk mevkinde bulunan
siyasetçilerin şahsi ihtirasları uğruna böyle bir yangının kıvılcımını
ateşlemeleri, tarihin ve milletin affetmeyeceği bir vakıa olacaktır. Bu
bakımdan Sayın Başbakan ve AKP yöneticilerinin üslup ve tarzlarını
gözden geçirerek hukuk, meşruiyet ve sağduyu yolundan ayrılmamaları
hayati önem taşımaktadır.''
-MEŞRUİYET UYARISI-
Devlet Bahçeli, herkesi töhmet altında bırakarak, her şeyi kırıp-dökerek
hak aranamayacağının artık idrak etmesi ve demokratik rejime zarar
verecek tehlikeli adımlardan herkesin uzak durması gerektiğini bildirdi.
Başbakan Erdoğan'ın son konuşmalarında, demokrasilerde meşruiyetin
kaynağının millet olduğuna, siyasetin rotasını ancak milletin
belirleyeceğine sürekli vurgu yaptığını hatırlatan Bahçeli, bu
tespitlerin tek başına demokrasinin ruhunu ve gerçek anlamını ortaya
koymaya yeterli olmadığını söyledi.
''Meşruiyetin kaynağının millet olduğu doğrudur. Ancak, milletin verdiği
yetkilerle iktidar olanların Anayasal düzene uygun hareket etmeleri ve
meşruiyet yolundan ayrılmamaları da bir zorunluluktur'' diyen Bahçeli,
siyasi partilerin, milletten aldığı destekle istedikleri her şeyi
yapabileceklerini söylemesinin demokrasiye inançsızlığın bir ifadesi
olduğunu kaydetti.
Bahçeli, siyasetin rotasının hukuk ve anayasal düzenden sapma göstermesi
halinde, milli irade ile işbaşına gelen iktidarların meşruiyetini
kaybedeceğini ve milletin verdiği emaneti korumamış olacağını ifade
ederek, şöyle konuştu:
''Sayın Başbakan bu gerçekleri hiç unutmamalı, milli irade konusundaki
süslü ifadelerin kendisini demokrat yapmaya yetmeyeceğini bir an önce
anlamalı ve siyasi istikametini buna göre belirlemelidir. Hukukla milli
iradeyi karşı karşıya getirmeye çalışan Sayın Başbakan, bunun demokrasi
kundakçılığı olacağını görmelidir. 'Durmak yok, yola devam' sloganını
olur olmaz yerlerde kullanan Sayın Erdoğan, gittiği yolun nereye
açılacağını çok iyi düşünmelidir. İhtiras ve öfkesinin esiri olarak
şahsi ikbal uğruna demokrasiyi çıkmaz bir sokağa sürükleyenler, tarihte
demokrasi kahramanı olarak değil, milli iradeyi ifsat eden ucuz siyaset
tüccarı olarak anılacaklardır. Bu da kendilerine şeref ve itibar
kazandırmayacaktır. Sayın Başbakan bunu da hatırından hiç
çıkarmamalıdır.''
-''AKP KONTROLÜNDEKİ BASIN...''-
Başbakan Erdoğan ve AK Parti'li bakanların, kapatma davasına karşı yoğun
bir gündem saptırma ve kafa bulandırma kampanyası başlattığını savunan
Devlet Bahçeli, ''Bu amaçla çetelerin gölgesine sığınmaları kendileri
açısından hazin ve ibret verici bir gelişme olmuştur. 'Bize kurulan
tezgahları biliyoruz' diyerek ima yoluyla devlet kurumlarını töhmet
altında bırakan Sayın Başbakan,bildiği neyse bunları Türk milletine
açıklamak durumundadır. Bu, Sayın Başbakan'ın siyasi sorumluluğunun ve
bulunduğu makamın ciddiyetinin asgari gereğidir'' diye konuştu.
MHP lideri Bahçeli, AK Parti'nin kontrolündeki basın vasıtasıyla
soruşturmaları halen süren bazı çete operasyonları ile AK Parti'nin
kapatılması davası arasında bağ kurulmasının, bir hükümet üyesinin bunu
televizyon ekranlarında açıkça dile getirmesinin tek kelimeyle çok
yakışıksız ve çirkin olduğunu bildirdi.
AK Parti'nin 5 yıldır iktidarda olduğunu hatırlatan Bahçeli, ''Sayın
Başbakan, bütün bunları unutmuşcasına, herkesten ve her şeyden sürekli
şikayet etmekte ve zafiyetini ve ataletini gizlemek için hükümet etme
makamını, yakınma mekanına çevirmektedir. Sayın Başbakan; çeteleri
çökertmek ve bunların üzerine sonuna kadar giderek arkasında kim varsa
ortaya çıkartmak sizin görevinizdir. İma yoluyla konuşmak, isim ve adres
vermeden herkesi şaibe altına sokmak bir Başbakan'a yakışmamaktadır''
dedi.
-''KONUŞMAYI BIRAK, GEREĞİNİ YAP...''-
Bahçeli, Başbakan'ın anlamsız konuşmaları bırakıp çetelerle mücadelenin
gereğini yapması gerektiğini kaydetti.
Krizin derinleşmesini önlemek için demokrasi dayanışması oluşturulması
gerektiğini de dile getiren Devlet Bahçeli, ''Bu bunalımdan çıkış
süreçlerinde Sayın Başbakan Erdoğan'a ve AKP'ye büyük görev ve
sorumluluk düşmektedir. Ana Muhalefet Partisinin de siyasi hesap ve
mülahazaları aşarak yapıcı bir tutumla krizden çıkış arayışlarına katkı
sağlaması önem taşımaktadır'' diye konuştu.
-PARTİLERİN KAPATILMASI-
MHP Genel Başkanı Bahçeli, bu anlayışla hareket eden partisinin, daha
önce kamuoyuna açıkladığı parti kapatmayla ilgili önerilerinin çok iyi
değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, sözlerine şöyle devam etti:
''Siyasi partilerin kapatılması halinde bu partilere oy veren seçmenler
ve bu konuda sorumluluğu olmayan parti yöneticileri ve teşkilatları da
cezalandırılmış olmaktadır. Bu bakımdan partinin hükmü şahsiyeti,
sorumlu davranan üyeleri, yöneticileri ve teşkilatları ile kapatmayı
gerektirecek fiillerin sahiplerinin ayrı tutulması, aynı kefeye
konularak kurunun yanında yaşın da yanmasının önlenmesi önem
taşımaktadır. Bu çerçevede, sadece bireysel sorumluların siyasi
yaptırımla cezalandırılması, bunların eylemlerinin yürürlükteki
kanunlara göre ayrıca takibat gerektirmesi halinde yargı sürecinin
önünün açılması en makul, adil ve hakkaniyete uygun yöntem olacağı
düşünülmektedir. İşledikleri fiiller nedeniyle şahsi sorumlulukları
Anayasa Mahkemesince tespit edilen parti üyesi ve yöneticilerinin siyasi
yaptırımla cezalandırılması halinde, milletvekili olanlar bakımından
Anayasa'nın, milletvekilliğinin düşmesine ilişkin 84. maddesinin 5.
fıkrası hükümleri uygulanacaktır. Bu şahısların fiilleri ceza kanunları
bakanından ayrıca soruşturma ve kovuşturmayı gerektiriyorsa,
dokunulmazlıkları bu şekilde kendiliğinden sona ereceğinden, yargı
süreçlerinin işletilmesi de imkan dahiline girecektir. Bu yaklaşım,
parti içi kontrol ve denetim mekanizmalarının etkin biçimde işlev
görmesini sağlayacak ve bu yolla partilerin iç koruma ve savunma bilinci
ve refleksine kavuşmaları mümkün olacaktır.''
Devlet Bahçeli, siyasi partilerin bu şekilde kendilerine çeki düzen
verme zorunluluğu hissedeceğini, buna uygun tedbirler alacağını ifade
ederek, ''Şiddeti ve terörü siyasal bir araç olarak gören, anayasal
düzeni yıkmak amacıyla şiddeti ve şiddet kullanmaya dayalı faaliyetleri
savunan siyasi partilerin bu çerçevenin dışında tutulması, işlenen bu
fiillerin ve sonuçlarının ağırlığı ışığında, adalete ve hakkaniyete
aykırı bir durum sayılamayacaktır'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, siyasi ve
ekonomik sorunların gölgesinde kalan dış politikada, ''Alarm
zillerinin'' çaldığını ve çok tehlikeli gelişmelerin yaşandığını
bildirdi.
''AKP hükümetinin iflas eden Irak politikası ve bugün karşımıza çıkan
Irak denklemi bunun en çarpıcı örneği ve delilidir'' diyen Bahçeli, ABD
himayesinde olan Kürt grupların otonomilerini güçlendirerek bağımsız
devlet kurmanın son aşamasına geldiği ifade etti.
Irak'ta Türkmenlerin sıradan bir kültürel azınlık konumuna itilerek
siyasi hayattan dışlandığını ve yeni bir siyasi yapılanma sürecine
girildiğini savunan Devlet Bahçeli, ''Türkiye açısından bakıldığında son
beş yıl içinde yaşanan gelişmeler çok vahim sonuçlar doğurmuştur. Askeri
müdahale sonrası üniter yapısı yıkılan Irak, Türkiye'nin ve bölgenin
güvenliği ve istikrarının önünde en büyük tehdit ve tehlike kaynağı
haline gelmiş, Türkiye Irak'tan bütünüyle dışlanmış, Irak üzerindeki
siyasi etkisi kalmayan Türkiye; Irak'taki gelişmelerden olumsuz şekilde
etkilenen bir ülke konumuna düşmüş, Türkmenler kendi kaderlerine terk
edilmiş, Kerkük'ün Kürt gruplarca gasp edilmesinde son aşamaya girilmiş,
Kuzey Irak, PKK terörünün saldırı cephesi haline gelmiştir. Irak'ın
işgalinin Türkiye açısından bilançosu maalesef bunlar olmuştur'' dedi.
-CHENEY'İN TÜRKİYE TEMASLARI-
Bahçeli, Irak'ın enkaza dönmesini ve ABD'nin kaybettiği büyük prestiji
tüm çabalara değen bir başarı olarak gören ABD Başkan Yardımcısı Dick
Cheney'nin dün Türkiye'de temaslarda bulunduğunu ve bir dizi talep
içeren bir listeyle geldiği söyledi.
Bahçeli şöyle devam etti:
''ABD Başkan Yardımcısı'nın dün Ankara'ya yaptığı ziyaret sırasında PKK
ile mücadele-siyasi çözüm ve Barzani'nin meşrulaştırılması konularının
böyle bir paket çerçevesinde ele alındığı anlaşılmaktadır. Sayın
Başbakan ve hükümet yetkilileri ne kadar inkar ederse etsinler,
Türkiye'nin çok tehlikeli bir yola itildiği son 5 ay içinde yaşanan
somut gelişmelerle sabittir. ABD Başkan Yardımcısı'nın Ankara
ziyareti de Türkiye'nin bu yönde maruz kaldığı baskı ve dayatma
zincirinin bir halkası olarak görülebilecektir.
Cheney'in Ankara ziyareti gündeminde, Türkiye'nin Afganistan'a muharip
birlik göndermesine ilişkin talebinin olacağı, basında geniş bir şekilde
yer bulmuştur. Ancak Başbakan Erdoğan'ın, konuk Başkan Yardımcısı ile
görüşmesinden sonra medyaya yaptığı açıklamadan Afganistan'a ilave asker
talebine ilişkin bir teklifin yapılmadığı anlaşılmıştır. Bu
husustaki düşüncemiz, şayet bu talep bu aşamada yapılmamışsa, konunun
2-4 Nisan 2008 tarihinde Bükreş'de yapılacak NATO zirvesinde ele
alınabileceği ve bu talebin burada dile getirileceği yönündedir.''
-''İMRALI CANİSİNİ SAHİPLENME GÖSTERİLERİ''-
Nevruz nedeniyle meydana gelen olaylara ilişkin değerlendirmelerde de
bulunan MHP Genel Başkanı Bahçeli, MHP'nin tüm uyarılarına rağmen
etkisiz kalan tedbirler nedeniyle, sokağa dökülen bölücülerin
tahriklerini tırmandırdığını bildirdi.
''Çok sayıda ilde kin ve nefret ateşlerinin yakıldığı Nevruz
kutlamaları, İmralı canisini sahiplenme gösterilerine dönüştürülmüştür''
diyen Bahçeli, terör örgütü PKK'nın direniş günü olarak adlandırdığı bu
süreçte, devlet otoritesine karşı kitlesel ayaklanma provalarının
yapıldığını ifade etti.
Bahçeli, ''Terör örgütü PKK'nın siyasallaşma projesindeki bütün
talepler, kurulan kürsülerden başta bazı TBMM üyeleri olmak üzere,
belediye başkanları ve sözde bu partinin yöneticileri tarafından
meydanlarda açıkça haykırılmıştır. Teröre
açıkça destek veren, İmralı canisini barış elçisi olarak gösteren ve
'demokratik siyasi çözüm' adı altında bölünme ve parçalanma modelleri
dayatmayı amaçlayan tahrikler açıkça dile getirilmiştir'' diye konuştu.
''TÜRK TARİHİNE BAKARAK GÖREBİLİRLER''-
Tahriklerin bununla da kalmadığını, bölücülükten mahkum eski bir
milletvekilinin, İmralı canisinin, ''İki sene sonra serbest kalacağını''
yandaşlarına müjdelediğini belirten Bahçeli şunları kaydetti:
''Bu gelişmeler karşısında hükümetin gösterdiği yönetim aczi ve siyasi
zaaf, terör maşalarına cesaret vererek bugün karşımıza çıkan bu ağır
soruna zemin hazırlamıştır. Devlete meydan okuyan
aleni tahrikler karşısında, korkarız ki önümüzdeki dönemde bu ihanetler
daha da artacak, Türkiye, içine sürüklendiği ağır sorunlara ilave olarak
beka düzeyinde bir var oluş-yok oluş sürecinin bütün acılarını derinden
yaşayacaktır.
Ülkemizin sokaklarının tarumar edildiği, caddelerinin ve meydanlarının
savaş alanına çevrildiği, okul sıralarında olması gereken çocukların
kalkan olarak kullanıldığı bu Nevruz fotoğrafının yegane sorumlusu
Başbakan Erdoğan ve AKP hükümetinden başkası değildir. Bizleri
teselli eden, bölücü tahrikler karşısında büyük Türk milletinin
sükunetini muhafaza etmesi ve bu kutlu bayram gününü anlamına uygun bir
ruhla ve şuurla kutlamış olmasıdır.
Aziz milletimizin gösterdiği bu metaneti, bir yanlış değerlendirme
yaparak boyun eğme zannedenler, sabrın taştığı noktada başlarına gelecek
akıbeti Türk tarihine bakarak görebilirler.''
