2010-11-02 - 15:40
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
Taksim'deki terör saldırısını değerlendirirken, ''Demokrasi mücadelesi önünde
engeller olsa da bu şekilde şiddet eylemleri ile ilerleme kaydetmek mümkün
değildir'' dedi.
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
Taksim'deki terör saldırısını değerlendirirken, ''Demokrasi mücadelesi önünde
engeller olsa da bu şekilde şiddet eylemleri ile ilerleme kaydetmek mümkün
değildir'' dedi.
Demirtaş, Taksim'deki intihar saldırısını kınadıklarını ifade ederek saldırı sonucunda yaralananlara
geçmiş olsun dileğinde bulundu.
Hükümetin, üzerinden üç gün geçmesine rağmen, saldırının kimler
tarafından ve hangi amaçla yapıldığı konusunda henüz açıklama yapmadığını
belirten Demirtaş, ''Eylemin yeri de zamanlaması da açık bir provokasyon girişimi
olduğu sonucunu ortaya koyuyor'' dedi.
Bu türden şiddet eylemlerinin, gerekçesi ne olursa olsun meşru
olamayacağı ve kabul görmeyeceğinin bilinmesi gerektiğine dikkati çeken Demirtaş,
şiddetin, sorunları çözmek bir yana, sorunları derinleştirdiğini ifade etti.
Gerekçesi ne olursa olsun, şiddet eylemlerinin bir sonuç alma biçimi
olarak kullanılmaması gerektiğini kaydeden Demirtaş, masum insanların can ve mal
güvenliğini tehdit eden ve tehlikeye atan yöntemlerin, toplumun sağlıklı bir
demokrasi mücadelesi sürdürmesini de engelleyeceğini dile getirdi.
''Türkiye'nin, gençlerin artık intiharvari eylemlerle, şehirlerinde
bombalar patlatacağı bir ülke olmadığını'' belirten Demirtaş, şöyle devam etti:
''Demokrasi mücadelesi önünde yasal ve fiili engeller olsa da baskılar,
tutuklamalar yaşansa da bu şekilde şiddet eylemleri ile ilerleme kaydetmek mümkün
değildir. Bu tür şiddet eylemlerini önleminin tek yolu, güvenlik önlemleri
olamaz. Daha fazla demokrasi ve özgürlük ortamı sağlandıkça, şiddet olayları
önlenebilir.
BDP olarak şiddetin her türlüsünün, yaşamımızdan tümüyle çıkması için
daha fazla demokrasi ve herkes için daha fazla özgürlük talebimizi sürdüreceğiz.
Taksim saldırısı, hiç bir tereddüte yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılmalı.
Umut ediyoruz ki bu, Türkiye'nin karşılaştığı en son şiddet eylemi olur.''
Türkiye'nin geçen aylarda çok tartışılan önemli bir gelişme yaşadığını
belirten Demirtaş, şunları söyledi:
''PKK, eylemsizlik kararını 2011 seçimlerinin sonrasına kadar uzattığını
açıkladı. Bu gelişmenin son derece olumlu ve etkili karar olduğunu düşünüyoruz.
Bu süreçler kolay yaşanmıyor. Bazı siyasetçiler, 'sözde ateşkes' diye
geçiştirirken bu süreçlerin ne zorluklarla gerçekleştiğini bilmiyorlar ya da
bilmek istemiyorlar. Bu kararlar olgunlaşana kadar binlerce insanın emeği ve
mücadelesi var. Türkiye'de bir eylemsizlik sürecinin seçim sonrasına da olsa
uzatılması, memnuniyet verecidir.
Bu kararın kalıcı bir barışa dönüşmesi bizim beklentimizdir. Diğer
sorunlarda olduğu gibi Kürt sorununda da şiddet yöntemleri kesinlikle
reddedilmesi gereken yöntemlerdir artık. 2010 dünyasında, Kürt sorununun artık
şiddet yöntemiyle çözülebilecek bir sorun olmadığı bütün çıplaklığı ile ortadır.
Bizim beklentimiz, devletin de bu perspektifte yaklaşmasıdır. Kürt sorunu şiddet
yöntemiyle çözülemez ama şiddet yöntemiyle de bastırılamaz. Bugün, karar vermesi
gereken devleti yönetenlerdir. 80 yıldır inkara dayalı şiddete dayalı
politikalar, Kürt sorununu şiddet sarmalı içinde tutmuştur. Önümüzde bir kez daha
böyle bir fırsat var. 8 ayda çözüme giden yolda güven verici sağlam adımlar
atılabilir. Her türlü partisel çıkarın üzerinde, toplumun çıkarlarını ön planda
tutan siyasal yaklaşımla Kürt sorunun çözümüne giden yolda önemli taşlar
döşenebilir. Eylemsizlik kararı siyasetçilere böyle bir fırsat yaratmıştır.''
Böyle bir dönemde CHP'nin de tarihi bir rol oynayabileceğinin farkına
varması gerektiğini belirten Demirtaş, ''Demokratikleşme konusunda hükümet bir
açmaz içindeyse bunun en büyük nedeni, karşısında sol, sosyal demokrat
muhalefetin olmamasıdır. CHP böylesi bir dönemde sosyal demokrat bir anlayışla
meselelere yaklaşabilirse çok tarihi bir görev üstlenmiş olacak. Ama CHP bugünkü
yapısı ve yaklaşımıyla AKP'nin daha gerisindedir. Biz BDP olarak Türkiye'nin
arzuladığı demokratik cepheyi, sol alternatifi oluşturmak için elbette ki
girişimlerde bulunacağız'' diye konuştu.
Demokratik siyasal yöntemlerin kanallarının tümüyle açık olması
gerektiğini belirten Demirtaş, ancak bunun aksine gelişmeler yaşandığını savundu.
BDP milletvekilleri hakkında toplam 2 bin 500 yıl hapis cezası istendiğini
belirten Demirtaş, haklarındaki davalar devam eden eski DTP Genel Başkanı Ahmet
Türk ve eski milletvekilli Aysel Tuğluk'un cezaevine girebileceklerini söyledi.
Dünyanın hiç bir yerinde 10'luk seçim barajı olmadığını belirten
Demirtaş, ''Sayın Başbakan, 'Silahları bıraksınlar gelsinler seçime girsinler
bakalım ne olacak' diyordu. Hadi bakalım. Düşür seçim barajını, silahları da
bırakmışlar. Gel girelim seçime, bakalım ne olacak? BDP Türkiye partisi
değilmiş... Düşür seçim barajını, bak bakalım kim Türkiye partisi kim bölge
partisi, ortaya çıksın'' diye konuştu.
Kürt sorununun çözümü için atılacak adımların herhangi bir kişi ya da
gruba verilmiş taviz olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Demirtaş,
''bir ülkenin çıkarına, lehine atılan hiç bir adımın, herhangi bir kişi ya da
gruba verilmiş taviz olarak ele alınamayacağını'' söyledi. Demirtaş, ''Kürtler
bölünmek istemediği için Türkiye'de demokrasinin güçlendirilmesini savunuyorlar.
Türkiye'de bölünmek isteyen bir halk yok. İsteyenler de olabilir. O da demokratik
bir haktır. Onu da savunanlar olabilir. Onların da düşüncelerine saygı
duyulmalıdır. Ama artık Kürtlerin ezici bir çoğunluğu, Türkiye içinde
güçlendirilmiş bir demokrasiyle, yerel özerklik ve anayasal vatandaşlıkla sorunun
çözüleceğini biliyor ve bunu savunuyor'' diye konuştu.
Türkiye'nin coğrafi olarak büyük, nüfus olarak kalabalık bir ülke
olduğunu belirten Demirtaş, günümüz dünyasında böyle bir ülkenin tek merkezden
yönetilmesinin mümkün olmadığını iddia etti. En basit atamalardan yatırımlara
kadar bütün kararların Ankara'da alındığını belirten Demirtaş, şöyle devam
etti:
''Yetkilerin önemli bir kısmının yerelde olmasının kime ne zararı
olabilir? Bunları ifade edince birilerinin saltanatı sallanacak. Birilerinin
padişahlık yönetimi sallanacak. Birileri istiyor ki bu ülke bir Başbakanın iki
dudağı arasından yönetilsin. 'Askerlik kısalacak mı uzayacak mı' kim karar
verecek? Herkes Başbakan'ın kararını bekliyor. Türkiye toplumuna nasıl bir
askerlik modeli önereceğini kendisi düşünüyor, kendisi karar verecek. Bu size bir
padişahlık yönetim sistemini hatırlatıyor mu?''
Demirtaş, Türkiye'de, siyasi partilere yapılan Hazine yardımının temsilde
eşitlik ilkesine aykırı olduğunu savundu. AK Parti'nin 186.5, CHP'nin 83.5,
MHP'nin 57 milyon lira seçim yardımı alacağını belirten Demirtaş, ''BDP hiç
alamayacak. Bu partilerle biz seçim yarışına gireceğiz'' dedi.
Demirtaş, eski DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve eski milletvekili Aysel
Tuğluk'un milletvekilliğine geri dönmek için yaptıkları başvuruya TBMM
Başkanlığınca verilen yanıtı da değerlendirdi.
Türk ve Tuğluk'un milletvekilliklerinin düşürülmesinin siyasi bir karar
olduğunu savunan Demirtaş, ''Yine siyasi bir kararla milletvekillikleri geri
verilebilirdi. Parlamento bu iradeyi gösterebilirdi. Topu başkasına atmaktansa iki
arkadaşımızın milletvekilliğini iade edebilirdi. Cesaretsiz yaklaşım karşısında
şaşkınlık içindeyim. Sadece siyasi bir cesaret gerektiriyordu. Maalesef ki Sayın
Meclis Başkanı bu konuda gerekli siyasi cesareti gösterememiştir'' dedi.
Demirtaş, Türk ve Tuğluk'un Parlamentoya geri dönmelerinin ''böyle bir
ortamda, rahatlatıcı ve olumlu siyasi sonuçlar doğurabileceğini'' sözlerine
ekledi.
(15.40)
Taksim'deki terör saldırısını değerlendirirken, ''Demokrasi mücadelesi önünde
engeller olsa da bu şekilde şiddet eylemleri ile ilerleme kaydetmek mümkün
değildir'' dedi.
Demirtaş, Taksim'deki intihar saldırısını kınadıklarını ifade ederek saldırı sonucunda yaralananlara
geçmiş olsun dileğinde bulundu.
Hükümetin, üzerinden üç gün geçmesine rağmen, saldırının kimler
tarafından ve hangi amaçla yapıldığı konusunda henüz açıklama yapmadığını
belirten Demirtaş, ''Eylemin yeri de zamanlaması da açık bir provokasyon girişimi
olduğu sonucunu ortaya koyuyor'' dedi.
Bu türden şiddet eylemlerinin, gerekçesi ne olursa olsun meşru
olamayacağı ve kabul görmeyeceğinin bilinmesi gerektiğine dikkati çeken Demirtaş,
şiddetin, sorunları çözmek bir yana, sorunları derinleştirdiğini ifade etti.
Gerekçesi ne olursa olsun, şiddet eylemlerinin bir sonuç alma biçimi
olarak kullanılmaması gerektiğini kaydeden Demirtaş, masum insanların can ve mal
güvenliğini tehdit eden ve tehlikeye atan yöntemlerin, toplumun sağlıklı bir
demokrasi mücadelesi sürdürmesini de engelleyeceğini dile getirdi.
''Türkiye'nin, gençlerin artık intiharvari eylemlerle, şehirlerinde
bombalar patlatacağı bir ülke olmadığını'' belirten Demirtaş, şöyle devam etti:
''Demokrasi mücadelesi önünde yasal ve fiili engeller olsa da baskılar,
tutuklamalar yaşansa da bu şekilde şiddet eylemleri ile ilerleme kaydetmek mümkün
değildir. Bu tür şiddet eylemlerini önleminin tek yolu, güvenlik önlemleri
olamaz. Daha fazla demokrasi ve özgürlük ortamı sağlandıkça, şiddet olayları
önlenebilir.
BDP olarak şiddetin her türlüsünün, yaşamımızdan tümüyle çıkması için
daha fazla demokrasi ve herkes için daha fazla özgürlük talebimizi sürdüreceğiz.
Taksim saldırısı, hiç bir tereddüte yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılmalı.
Umut ediyoruz ki bu, Türkiye'nin karşılaştığı en son şiddet eylemi olur.''
Türkiye'nin geçen aylarda çok tartışılan önemli bir gelişme yaşadığını
belirten Demirtaş, şunları söyledi:
''PKK, eylemsizlik kararını 2011 seçimlerinin sonrasına kadar uzattığını
açıkladı. Bu gelişmenin son derece olumlu ve etkili karar olduğunu düşünüyoruz.
Bu süreçler kolay yaşanmıyor. Bazı siyasetçiler, 'sözde ateşkes' diye
geçiştirirken bu süreçlerin ne zorluklarla gerçekleştiğini bilmiyorlar ya da
bilmek istemiyorlar. Bu kararlar olgunlaşana kadar binlerce insanın emeği ve
mücadelesi var. Türkiye'de bir eylemsizlik sürecinin seçim sonrasına da olsa
uzatılması, memnuniyet verecidir.
Bu kararın kalıcı bir barışa dönüşmesi bizim beklentimizdir. Diğer
sorunlarda olduğu gibi Kürt sorununda da şiddet yöntemleri kesinlikle
reddedilmesi gereken yöntemlerdir artık. 2010 dünyasında, Kürt sorununun artık
şiddet yöntemiyle çözülebilecek bir sorun olmadığı bütün çıplaklığı ile ortadır.
Bizim beklentimiz, devletin de bu perspektifte yaklaşmasıdır. Kürt sorunu şiddet
yöntemiyle çözülemez ama şiddet yöntemiyle de bastırılamaz. Bugün, karar vermesi
gereken devleti yönetenlerdir. 80 yıldır inkara dayalı şiddete dayalı
politikalar, Kürt sorununu şiddet sarmalı içinde tutmuştur. Önümüzde bir kez daha
böyle bir fırsat var. 8 ayda çözüme giden yolda güven verici sağlam adımlar
atılabilir. Her türlü partisel çıkarın üzerinde, toplumun çıkarlarını ön planda
tutan siyasal yaklaşımla Kürt sorunun çözümüne giden yolda önemli taşlar
döşenebilir. Eylemsizlik kararı siyasetçilere böyle bir fırsat yaratmıştır.''
Böyle bir dönemde CHP'nin de tarihi bir rol oynayabileceğinin farkına
varması gerektiğini belirten Demirtaş, ''Demokratikleşme konusunda hükümet bir
açmaz içindeyse bunun en büyük nedeni, karşısında sol, sosyal demokrat
muhalefetin olmamasıdır. CHP böylesi bir dönemde sosyal demokrat bir anlayışla
meselelere yaklaşabilirse çok tarihi bir görev üstlenmiş olacak. Ama CHP bugünkü
yapısı ve yaklaşımıyla AKP'nin daha gerisindedir. Biz BDP olarak Türkiye'nin
arzuladığı demokratik cepheyi, sol alternatifi oluşturmak için elbette ki
girişimlerde bulunacağız'' diye konuştu.
Demokratik siyasal yöntemlerin kanallarının tümüyle açık olması
gerektiğini belirten Demirtaş, ancak bunun aksine gelişmeler yaşandığını savundu.
BDP milletvekilleri hakkında toplam 2 bin 500 yıl hapis cezası istendiğini
belirten Demirtaş, haklarındaki davalar devam eden eski DTP Genel Başkanı Ahmet
Türk ve eski milletvekilli Aysel Tuğluk'un cezaevine girebileceklerini söyledi.
Dünyanın hiç bir yerinde 10'luk seçim barajı olmadığını belirten
Demirtaş, ''Sayın Başbakan, 'Silahları bıraksınlar gelsinler seçime girsinler
bakalım ne olacak' diyordu. Hadi bakalım. Düşür seçim barajını, silahları da
bırakmışlar. Gel girelim seçime, bakalım ne olacak? BDP Türkiye partisi
değilmiş... Düşür seçim barajını, bak bakalım kim Türkiye partisi kim bölge
partisi, ortaya çıksın'' diye konuştu.
Kürt sorununun çözümü için atılacak adımların herhangi bir kişi ya da
gruba verilmiş taviz olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Demirtaş,
''bir ülkenin çıkarına, lehine atılan hiç bir adımın, herhangi bir kişi ya da
gruba verilmiş taviz olarak ele alınamayacağını'' söyledi. Demirtaş, ''Kürtler
bölünmek istemediği için Türkiye'de demokrasinin güçlendirilmesini savunuyorlar.
Türkiye'de bölünmek isteyen bir halk yok. İsteyenler de olabilir. O da demokratik
bir haktır. Onu da savunanlar olabilir. Onların da düşüncelerine saygı
duyulmalıdır. Ama artık Kürtlerin ezici bir çoğunluğu, Türkiye içinde
güçlendirilmiş bir demokrasiyle, yerel özerklik ve anayasal vatandaşlıkla sorunun
çözüleceğini biliyor ve bunu savunuyor'' diye konuştu.
Türkiye'nin coğrafi olarak büyük, nüfus olarak kalabalık bir ülke
olduğunu belirten Demirtaş, günümüz dünyasında böyle bir ülkenin tek merkezden
yönetilmesinin mümkün olmadığını iddia etti. En basit atamalardan yatırımlara
kadar bütün kararların Ankara'da alındığını belirten Demirtaş, şöyle devam
etti:
''Yetkilerin önemli bir kısmının yerelde olmasının kime ne zararı
olabilir? Bunları ifade edince birilerinin saltanatı sallanacak. Birilerinin
padişahlık yönetimi sallanacak. Birileri istiyor ki bu ülke bir Başbakanın iki
dudağı arasından yönetilsin. 'Askerlik kısalacak mı uzayacak mı' kim karar
verecek? Herkes Başbakan'ın kararını bekliyor. Türkiye toplumuna nasıl bir
askerlik modeli önereceğini kendisi düşünüyor, kendisi karar verecek. Bu size bir
padişahlık yönetim sistemini hatırlatıyor mu?''
Demirtaş, Türkiye'de, siyasi partilere yapılan Hazine yardımının temsilde
eşitlik ilkesine aykırı olduğunu savundu. AK Parti'nin 186.5, CHP'nin 83.5,
MHP'nin 57 milyon lira seçim yardımı alacağını belirten Demirtaş, ''BDP hiç
alamayacak. Bu partilerle biz seçim yarışına gireceğiz'' dedi.
Demirtaş, eski DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve eski milletvekili Aysel
Tuğluk'un milletvekilliğine geri dönmek için yaptıkları başvuruya TBMM
Başkanlığınca verilen yanıtı da değerlendirdi.
Türk ve Tuğluk'un milletvekilliklerinin düşürülmesinin siyasi bir karar
olduğunu savunan Demirtaş, ''Yine siyasi bir kararla milletvekillikleri geri
verilebilirdi. Parlamento bu iradeyi gösterebilirdi. Topu başkasına atmaktansa iki
arkadaşımızın milletvekilliğini iade edebilirdi. Cesaretsiz yaklaşım karşısında
şaşkınlık içindeyim. Sadece siyasi bir cesaret gerektiriyordu. Maalesef ki Sayın
Meclis Başkanı bu konuda gerekli siyasi cesareti gösterememiştir'' dedi.
Demirtaş, Türk ve Tuğluk'un Parlamentoya geri dönmelerinin ''böyle bir
ortamda, rahatlatıcı ve olumlu siyasi sonuçlar doğurabileceğini'' sözlerine
ekledi.
(15.40)
