2013-02-19 - 14:28
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Ergenekon'' davasının dünkü duruşması sırasında izleyici olarak Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde girmek isteyenlerle güvenlik güçleri arasında yaşananlara ilişkin, ''Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi baskıyı kurarlarsa kursunlar, ister polisleri, ister jandarmaları, ister milletvekilleri, istersen doğrudan sen Recep Tayyip Erdoğan, gelirsen, bütün barikatları yıkacağız'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Ergenekon'' davasının dünkü duruşması sırasında izleyici olarak Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde girmek isteyenlerle güvenlik güçleri arasında yaşananlara ilişkin, ''Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi baskıyı kurarlarsa kursunlar, ister polisleri, ister jandarmaları, ister milletvekilleri, istersen doğrudan sen Recep Tayyip Erdoğan, gelirsen, bütün barikatları yıkacağız'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
''Ergenekon'' davasının dünkü duruşması sırasında izleyici olarak Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde girmek isteyenlerle güvenlik güçleri arasında yaşananları hatırlatan Kılıçdaroğlu, burada yaşananları dram olarak nitelendirdi.
Gizlilik kararı alınmadığı sürece yargılamaların aleni olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, Silivri'deki duruşmayı izlemek isteyenlerin engellenmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığını söyledi.
Duruşma salonuna girmek isteyenlere tazyikli su ve biber gazıyla müdahale edildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
''Bu ülkede adaleti aramak bu kadar zor mu- Ağır bedeller ödettiriliyor arkadaşlarımıza. Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi baskıyı kurarlarsa kursunlar, ister polisleri, ister jandarmaları, ister milletvekilleri, istersen doğrudan sen Recep Tayyip Erdoğan gelirsen, bütün barikatları yıkacağız.
Oturuyorsun, talimat veriyorsun, 'milletvekilleri girmeyecek içeri' diye. Kimsin sen- Milletin vekili, yetkisini milletten almış. Senden yetki falan istediğimiz yok. Otur adam gibi başbakanlık yap bu ülkede.''
Sanıkların kendi tanıkları olan devletten umur görmüş kişilerin duruşmada dinlenmediğini, buna karşın tecavüz gibi suçlardan mahkum olmuş kişilerin tanıklıklarına itibar edildiğini iddia eden Kılıçdaroğlu, ''Türkiye zor koşullardan ve zor günlerden geçiyor. Herkesin bunu çok iyi bilmesi lazım. Demokrasi ayağımızın altından kayıyor. Özgürlükler ayağımızın altından kayıyor. Polis devleti var şimdi. Otoriten bir yapılanma var şimdi. Bütün alanlarda baskı uygulanıyor. Adeta sürek avına çıkmış bir iktidar var Türkiye'de 'Kim muhalifse ezip geçmek istiyorum' diyor. Senin gücün yetmez buna Recep Tayyip Erdoğan'' şeklinde konuştu.
Kılıçdaroğlu, ülkede yaşanan adaletsizlikleri sadece Türkiye'de değil, dünyanın her yerinde anlattıklarını, Başbakan Erdoğan'ın da bundan rahatsız olduğunu ifade ederek, ''İnsan hakları ihlalleri, insanların ortak şikayet alanıdır. Senin bunu bilecek birikimin yok. Kabahat bende değil ki... Kabahat, seni yetiştirende'' ifadelerini kullandı.
Adaletsizlikleri ve insan hakları ihlallerini dünyanın her yerinde anlatmaya devam edeceklerini aktaran Kılıçdaroğlu, bunun Türkiye'yi şikayet etmek değil, Türk insanının demokrasiye özlemini dile getirmek olduğunu söyledi.
''Adalet mülkün temelidir'' sözünü hatırlatan Kılıçdaroğlu, ''Mülk yara alıyor, devlet yara alıyor. Adalet çok yüce bir kavramdır. Adalet duygusunun yok olduğu yerde, devleti yok edersiniz. Devletin fay hatlarını dinamitliyorsunuz siz. Ne oluyor orada- Yargılama mı- Adam gibi yargılarsınız. Biz hiçbir zaman niçin yargılıyorsunuz diye sormadık- Neden hukuku ihlal ederek yargılıyorsunuz diyoruz'' diye konuştu.
Özel yetkili mahkemelerin adalet dağıtmadığını CHP olarak defalarca dile getirdiklerini, sonunda iktidarın da bu gerçeği görerek, bu mahkemeleri kaldırdığını anlatan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Şimdi kalkmışlar, 'tutuklu milletvekilleri tutulmamalı, askerler bu kadar tutulmamalı, öğretim üyeleri bu kadar tutulmamalı.' Seni başbakan yaptılar 'otur o koltukta şikayet et' diye mi- Tutulmayacaksa getirirsin yasa teklifini Parlamento'dan çıkar ve Türkiye bir demokrasi ayıbından kurtulur. Niye getirmiyorsun- Çünkü iki yüzlü politika güdüyorsun sen. Çünkü sen samimi değilsin. Çünkü sen demokrasiye inanmıyorsun. Çünkü 'demokrasi benim için ayak bağıdır' diyorsun sen. O nedenle iki yüzlü politikalarını dünyanın her yerinde anlatacağız. Dünyanın bütün demokrasi raporlarına girecek bu. İstediği kadar kızsın. Gazeteciler sorduğunda Lizbon'da eleştirmiştir. Dedim ki İngiltere'den dönünce kesin Recep Tayyip Erdoğan'ı kavakta göreceksiniz. 'Niçin-' Daha fazla eleştireceğim.''
Türkiye'nin onur ve şerefi olan gaziler ve şehit aileleri ile yakınlarının grup salonunda bulunduğunu belirten Kılıçdaroğlu, şehit ve gazilerin hiçbir çıkar beklemeden ülkeyi korumak için canlarını siper ettiklerini kaydetti.
Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı'ndaki dizelerini aktaran, gaziliğin Türk tarihinde şan ve şeref olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, onlara sahip çıkmanın her yurtseverin, her milliyetçinin görevi olduğunu vurguladı.
Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:
''Bizim tarihimizde gazilik ve şehitlik şandır, şereftir. Şan oldu, şeref oldu ama bizim tarihimizde hiçbir zaman asla ve asla gazilik ve şehitlik sektör olmadı. Diyeceksiniz ki 'bu nasıl laf-' Bu sözü ben söylemiyorum. Gazilerimiz de şehit aileleri de çok iyi biliyor, bu sözü söyleyen Recep Tayyip Erdoğan.
31 Ağustos 2012'de Kanaltürk televizyonunda bir programa çıkıyor bu değerli arkadaşımız, 'Gazilik de şehitlik de sektör oldu' diyor. Nasıl sen bunu söylersin- Hangi akılla, mantıkla bunu söylersin- Ağır bedeller ödemiş bu insanları incittiğini farkında değil misin- Bu laf nasıl senin ağzından çıkar-''
Kılıçdaroğlu, bir gazinin bu konuya ilişkin düşüncelerini aktardığı metinden de bölümler okudu. Gazinin metninde ''Bu nasıl sektördür ey Başbakan- Ülke için kolunu, bacağını vereceksin, şehit olacaksın, sonra da o ülkenin başbakanı bu olaylara, ticari sektör olarak bakacak. Madem bu iş, bu güzel iş, karlı iş, o zaman başbakan olarak oğluna gemicik alacağına, oğlunu askere gönderseydin ya. Bu sektöre neden girmedin- Madem bu iş karlı, o zaman AKP milletvekilleri de bu işe girsin'' dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, gazini metninde doğruları ifade ettiğini söyledi.
Bu sözlerle, gazilerde ve şehit yakınlarında ''açılan yarayı pansuman etmek için müjde olarak duyurulan toplu taşıma araçlarından ücretsiz faydalanma hakkının verildiğini'' belirten Kılıçdaroğlu, ''Hani yalan olur ama bir de kuyruklu yalan var. Samimi söylüyorum bu kuyruklu yalanı da ötesinde bir şey. Gazilerimizden rica ediyorum, bu yalana bir isim bulun'' dedi.
Başbakanlık koltuğunda oturan bir kişinin halkına yalan söylemesini kabul edilemez olduğunu ifade edene Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
''Ne söyleyeyim- Recep Tayyip Erdoğan'ın diline biber mi süreceğim- Çocuk değilsin, devleti, ülkeyi yönetiyorsun sen. Gazilere söylüyorsun. Gaziler kendilerine tanınan hakları bilmiyor mu- Bu açıklamayı televizyon kanalları, gazeteler 'gazilere müjde' diye verdiler.
Gaziler, şehit aileleri ve yakınlarına toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanma hakkı 1983 yılında verilmiş. Yeni değil yani. 'Vereceğiz' diyor, verilmiş zaten. Ayrıca Harp ve Vazife Malulleri var. Onlara da toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanma hakkı 1994 yılında verilmiş. Şimdi Beyefendi yeniden verecek. Zaten verilmiş. Ayrıca şehit ailelerinin trenden, ücretsiz yararlanmalarına da 1932 yılında karar verilmiş. Yani Mustafa Kemal Atatürk hayattayken. Hadi Mustafa Kemal Atatürk'ten korkmuyorsun, utanmıyorsun diyelim, bari Allah'tan kork. Sen 1932'lerde, 83'de, 93'de verilen yetkiyi, nasıl 'şimdi veriyorum' diyorsun?''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Mardin'de yaptığı konuşmada, ''Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız'' dediğini belirterek, ''Yüreğin yetiyorsa, cesaretin varsa, adam gibi adamsan git bu konuşmayı Rize'de yap bakalım'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''Engelli öğretmenler de öğretmenlik yapacak'' diye müjde verdiğini belirterek ''Kaldıran sensin, getiren sensin. İki yüzlülüğü bırakın. Kazaen CHP olarak biz böyle deseydik gazetelerde, televizyonlarda manşet olurduk, 'Günaydın beyler' diye defalarca söylerlerdi. AKP bunları yapıyor, söyleyen var mı- Tık yok. Ama biz söyleyeceğiz ve söylemeye devam edeceğiz'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'ın ''ücretsiz ulaşım'' açıklamasına tepki gösteren ve bu tepkiyi bir yazıyla ifade eden gazinin, ülkede şehit yakını ve gazilerin tüm toplu ulaşım hizmetlerinden zaten ücretsiz yararlandığını belirterek, ''Hem de 'ilk dört koltuk şehit yakını ve gaziler içindi.' Çıkıp insanlara yalan söylemeyin, manevi duyguları ile oynamayın artık. Şehit aileleri ve gazilerin haklarını gasp etmekten vazgeçin. Belediyelere yazı gönderin de şehit ailelerini ve gazileri 'beleşçiler' diye otobüsten indirmesinler'' ifadelerine yer verdiğini söyledi.
Erdoğan'ın, şehit ailelerine 450 bin lira tazminat, gazilere ise 6 bin lira aylık verildiğini söylediğini belirten Kılıçdaroğlu, grup toplantısına katılan gazilere, ne kadar aylık aldıklarını sorduktan sonra, ''Bir ülkenin Başbakanı'nı düşünün, televizyona çıkmış, 450 bin lira tazminat verdiklerini söylüyor. Ben hiç alanı duymadım. 6 bin lira alan gazi de duymadım. Peki bir Başbakan, gerçekleri neden saptırır- Televizyonu dinleyen, 'Başbakandır, doğru söylüyordur' diyor. Mutlaka bir şehit ailesi ya da gazi komşunuz vardır. Sorun onlara kaç lira aylık aldıklarını. Atılır ama pes bu kadar atılmaz'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın, bedelli askerlikten elde edilecek gelirin gazilere, şehit ailelerine aktarılacağını söylediğini ancak bu paranın nereye gittiğini kimsenin bilmediğini belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Söz veriyorsun, 'parayı size vereceğim' diyorsun, dönüp hiçbir şey yapmıyorsun. Şehit ailelerine, gazilere verdiğimiz hizmetler lütuf değil. Onların hakkıdır. Onların bize değil, bizim onlara borcumuz var. Bizim onlardan isteyeceğimiz tek bir şey vardır: 'Hakkını helal et...' Biz onlardan ancak bunu isteyebiliriz.
Gazilerimize ve şehit yakınlarına sahip çıkmak zaten insanlık görevidir. Biz bu konuda CHP olarak ne düşünüyoruz- 12 Haziran 2011 seçimleri sonrasında biz 14 ayrı yasada değişiklik için 20'nin üzerinde teklif verdik. Bunların büyük kısmı kabul edilmedi.
Size örnek vereyim: Terörle mücadelede şehit düşen personelin eş, çocuk ve varsa engelli kardeşlerinin sağlık harcamalarının ücretsiz karşılanmasını istedik, AKP reddetti.
Şehit aileleri ve gazilerin devlet kadrolarında çalışmasıyla ilgili kadro var, bunlar doldurulmuyor. 'Bu kadroları boş tutanlar hakkında ceza uygulansın' dedik, reddedildi. Elini, ayağını kaybetmiş gazilerimiz var. 'Bunlara, bir sefere mahsus yurt dışından araç ithal edelim, vergi almayalım' dedik, AKP reddetti.
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün kendi şehit ve gazi dernekleri var. 'Polisler buralara üye olabilsin; birlik, bütünlük, moral sağlanır' dedik, 'hayır' dediler.
Şehit yakınları ile gazilerin toplumsal, ekonomik durumlarının iyileştirilmesi için 'yasalarda dağınık olarak yer alan avantajların tamamını bir yasada toplayalım, onların yasası olsun' dedik, 100 gün tuttular komisyonda. Sonra, 'Genel Kurul'a indirelim, vicdanı olan milletvekilleri (çıkaralım) der' diye. Genel Kurul'a indirdik, AKP ve MHP milletvekillerinin 'red' oylarıyla bu da kabul edilmedi.
Gazilere, şehit yakınlarına sağlanan olanakları lütuf gibi görmek yanlıştır. Onlar bu ülkenin güvenliği, selameti için ağır bedeller ödedi. Onlara lütuf vermiyoruz, yükümlülüğümüzü yerine getirmeye çalışıyoruz. Kolu, bacağı, gözü olmayanlar var. 'Bunlara protez, ortez verilirken katkı payı alınmasın' dedik, reddedildi.''
Kılıçdaroğlu, kazan dairesinde görevli bir askerin, kazanın patlaması sonucu vücudunun yüzde 70'inin yandığını, saç protezi alacak parası olmayan söz konusu askere, devletin bu protezi temin etmediğini söyledi.
Afyonkarahisar'da, 25 askerin şehit olmasıyla sonuçlanan cephanelikteki patlamayı anımsatan Kılıçdaroğlu, ''Patlamanın nedenini bilen var mı- Savcılar el koydu, açıklayacaklardı, suçluları bulacaklardı. 'Kaza' diyorlar. 'El bombası düşmüş, patlamış...' Çocuk mu kandırıyorsunuz- Bir açıklama daha; bir asker cephanelikte el bombasının pimini çekmiş 'bakalım patlıyor mu-' diye... Bu milleti nasıl enayi yerine koyarsınız. Cephanelikte usta asker el bombasının pimini çekecek...'' diye konuştu. Patlamada şehit olan askerlerin, ''doğal afet' şehidi sayıldığını belirten Kılıçdaroğlu, aradan 4,5 ay geçtiğini ancak hiçbir aileye daha bir kuruşluk ödeme yapılmadığını söyledi.
Şehit yakınlarına, gazilere yardımı yalnızca Mehmetçik Vakfı'nın yaptığını ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Ellerinden gelse o vakfı kapatacaklar, 'neden yardım yapıyorsun?' diye'' dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu, 'Bir ülkenin başbakanı her şeyi bilecek' diye bir kural olmadığını ancak bir başbakanın bilmediği konuları sorma ve öğrenme hakkı olduğunu ifade etti.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Beyefendi Mardin'e gitti. 'Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız' dedi. Şimdi Recep Tayip Erdoğan'a çağrıda bulunuyorum: Yüreğin yetiyorsa, cesaretin varsa, adam gibi adamsan git bu konuşmayı Rize'de yap bakalım.
Açıkça söylüyorum, kafatası milliyetçiliğinin kesinlikle karşısındayız. Irkçılık, ırkçılık üzerinden siyaset insanlığa ihanettir. Din üzerinden, inanç üzerinden siyaset doğru değil. Kimin dindar olup olmadığını, kimse bilemez. Kimsenin yetkisi de terazisi de yoktur. Milliyetçilik, yurt severliktir. Kendi ülkesinin çıkarlarını korumaktır. Çağdaş milliyetçilikten bunu anlıyoruz. Onun için bunun adına biz Atatürk milliyetçiliği diyoruz.
Kafatasçılığa karşıyız ama cümleye bakın, 'Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız...' Kimsin sen- Bu yetkiyi sana kim verdi- Bir Başbakan'ın ağzından çıkanı kulağı duyması lazım. Bunun için ne demişlerdi, 'Bu adamı kullanın, deliğe süpürmeyin...' Kullanılan adamdan yurtsever olur mu?
Milliyetçilik etnik kimlik ayrımı yapmaksızın, 75 milyon yurttaşa aynı gözle bakmaktır. Siz nasıl böyle laf edersiniz- Samimi söylüyorum, 'milliyetçilik', 'halk' nedir bilmez. Ama şansımıza bu ülkede Başbakanlık yapıyor. Çağrımı yineliyorum. Bu cümleyi git Rize'de konuş bakalım.''
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
''Ergenekon'' davasının dünkü duruşması sırasında izleyici olarak Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde girmek isteyenlerle güvenlik güçleri arasında yaşananları hatırlatan Kılıçdaroğlu, burada yaşananları dram olarak nitelendirdi.
Gizlilik kararı alınmadığı sürece yargılamaların aleni olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, Silivri'deki duruşmayı izlemek isteyenlerin engellenmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığını söyledi.
Duruşma salonuna girmek isteyenlere tazyikli su ve biber gazıyla müdahale edildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
''Bu ülkede adaleti aramak bu kadar zor mu- Ağır bedeller ödettiriliyor arkadaşlarımıza. Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi baskıyı kurarlarsa kursunlar, ister polisleri, ister jandarmaları, ister milletvekilleri, istersen doğrudan sen Recep Tayyip Erdoğan gelirsen, bütün barikatları yıkacağız.
Oturuyorsun, talimat veriyorsun, 'milletvekilleri girmeyecek içeri' diye. Kimsin sen- Milletin vekili, yetkisini milletten almış. Senden yetki falan istediğimiz yok. Otur adam gibi başbakanlık yap bu ülkede.''
Sanıkların kendi tanıkları olan devletten umur görmüş kişilerin duruşmada dinlenmediğini, buna karşın tecavüz gibi suçlardan mahkum olmuş kişilerin tanıklıklarına itibar edildiğini iddia eden Kılıçdaroğlu, ''Türkiye zor koşullardan ve zor günlerden geçiyor. Herkesin bunu çok iyi bilmesi lazım. Demokrasi ayağımızın altından kayıyor. Özgürlükler ayağımızın altından kayıyor. Polis devleti var şimdi. Otoriten bir yapılanma var şimdi. Bütün alanlarda baskı uygulanıyor. Adeta sürek avına çıkmış bir iktidar var Türkiye'de 'Kim muhalifse ezip geçmek istiyorum' diyor. Senin gücün yetmez buna Recep Tayyip Erdoğan'' şeklinde konuştu.
Kılıçdaroğlu, ülkede yaşanan adaletsizlikleri sadece Türkiye'de değil, dünyanın her yerinde anlattıklarını, Başbakan Erdoğan'ın da bundan rahatsız olduğunu ifade ederek, ''İnsan hakları ihlalleri, insanların ortak şikayet alanıdır. Senin bunu bilecek birikimin yok. Kabahat bende değil ki... Kabahat, seni yetiştirende'' ifadelerini kullandı.
Adaletsizlikleri ve insan hakları ihlallerini dünyanın her yerinde anlatmaya devam edeceklerini aktaran Kılıçdaroğlu, bunun Türkiye'yi şikayet etmek değil, Türk insanının demokrasiye özlemini dile getirmek olduğunu söyledi.
''Adalet mülkün temelidir'' sözünü hatırlatan Kılıçdaroğlu, ''Mülk yara alıyor, devlet yara alıyor. Adalet çok yüce bir kavramdır. Adalet duygusunun yok olduğu yerde, devleti yok edersiniz. Devletin fay hatlarını dinamitliyorsunuz siz. Ne oluyor orada- Yargılama mı- Adam gibi yargılarsınız. Biz hiçbir zaman niçin yargılıyorsunuz diye sormadık- Neden hukuku ihlal ederek yargılıyorsunuz diyoruz'' diye konuştu.
Özel yetkili mahkemelerin adalet dağıtmadığını CHP olarak defalarca dile getirdiklerini, sonunda iktidarın da bu gerçeği görerek, bu mahkemeleri kaldırdığını anlatan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Şimdi kalkmışlar, 'tutuklu milletvekilleri tutulmamalı, askerler bu kadar tutulmamalı, öğretim üyeleri bu kadar tutulmamalı.' Seni başbakan yaptılar 'otur o koltukta şikayet et' diye mi- Tutulmayacaksa getirirsin yasa teklifini Parlamento'dan çıkar ve Türkiye bir demokrasi ayıbından kurtulur. Niye getirmiyorsun- Çünkü iki yüzlü politika güdüyorsun sen. Çünkü sen samimi değilsin. Çünkü sen demokrasiye inanmıyorsun. Çünkü 'demokrasi benim için ayak bağıdır' diyorsun sen. O nedenle iki yüzlü politikalarını dünyanın her yerinde anlatacağız. Dünyanın bütün demokrasi raporlarına girecek bu. İstediği kadar kızsın. Gazeteciler sorduğunda Lizbon'da eleştirmiştir. Dedim ki İngiltere'den dönünce kesin Recep Tayyip Erdoğan'ı kavakta göreceksiniz. 'Niçin-' Daha fazla eleştireceğim.''
Türkiye'nin onur ve şerefi olan gaziler ve şehit aileleri ile yakınlarının grup salonunda bulunduğunu belirten Kılıçdaroğlu, şehit ve gazilerin hiçbir çıkar beklemeden ülkeyi korumak için canlarını siper ettiklerini kaydetti.
Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı'ndaki dizelerini aktaran, gaziliğin Türk tarihinde şan ve şeref olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, onlara sahip çıkmanın her yurtseverin, her milliyetçinin görevi olduğunu vurguladı.
Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:
''Bizim tarihimizde gazilik ve şehitlik şandır, şereftir. Şan oldu, şeref oldu ama bizim tarihimizde hiçbir zaman asla ve asla gazilik ve şehitlik sektör olmadı. Diyeceksiniz ki 'bu nasıl laf-' Bu sözü ben söylemiyorum. Gazilerimiz de şehit aileleri de çok iyi biliyor, bu sözü söyleyen Recep Tayyip Erdoğan.
31 Ağustos 2012'de Kanaltürk televizyonunda bir programa çıkıyor bu değerli arkadaşımız, 'Gazilik de şehitlik de sektör oldu' diyor. Nasıl sen bunu söylersin- Hangi akılla, mantıkla bunu söylersin- Ağır bedeller ödemiş bu insanları incittiğini farkında değil misin- Bu laf nasıl senin ağzından çıkar-''
Kılıçdaroğlu, bir gazinin bu konuya ilişkin düşüncelerini aktardığı metinden de bölümler okudu. Gazinin metninde ''Bu nasıl sektördür ey Başbakan- Ülke için kolunu, bacağını vereceksin, şehit olacaksın, sonra da o ülkenin başbakanı bu olaylara, ticari sektör olarak bakacak. Madem bu iş, bu güzel iş, karlı iş, o zaman başbakan olarak oğluna gemicik alacağına, oğlunu askere gönderseydin ya. Bu sektöre neden girmedin- Madem bu iş karlı, o zaman AKP milletvekilleri de bu işe girsin'' dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, gazini metninde doğruları ifade ettiğini söyledi.
Bu sözlerle, gazilerde ve şehit yakınlarında ''açılan yarayı pansuman etmek için müjde olarak duyurulan toplu taşıma araçlarından ücretsiz faydalanma hakkının verildiğini'' belirten Kılıçdaroğlu, ''Hani yalan olur ama bir de kuyruklu yalan var. Samimi söylüyorum bu kuyruklu yalanı da ötesinde bir şey. Gazilerimizden rica ediyorum, bu yalana bir isim bulun'' dedi.
Başbakanlık koltuğunda oturan bir kişinin halkına yalan söylemesini kabul edilemez olduğunu ifade edene Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
''Ne söyleyeyim- Recep Tayyip Erdoğan'ın diline biber mi süreceğim- Çocuk değilsin, devleti, ülkeyi yönetiyorsun sen. Gazilere söylüyorsun. Gaziler kendilerine tanınan hakları bilmiyor mu- Bu açıklamayı televizyon kanalları, gazeteler 'gazilere müjde' diye verdiler.
Gaziler, şehit aileleri ve yakınlarına toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanma hakkı 1983 yılında verilmiş. Yeni değil yani. 'Vereceğiz' diyor, verilmiş zaten. Ayrıca Harp ve Vazife Malulleri var. Onlara da toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanma hakkı 1994 yılında verilmiş. Şimdi Beyefendi yeniden verecek. Zaten verilmiş. Ayrıca şehit ailelerinin trenden, ücretsiz yararlanmalarına da 1932 yılında karar verilmiş. Yani Mustafa Kemal Atatürk hayattayken. Hadi Mustafa Kemal Atatürk'ten korkmuyorsun, utanmıyorsun diyelim, bari Allah'tan kork. Sen 1932'lerde, 83'de, 93'de verilen yetkiyi, nasıl 'şimdi veriyorum' diyorsun?''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Mardin'de yaptığı konuşmada, ''Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız'' dediğini belirterek, ''Yüreğin yetiyorsa, cesaretin varsa, adam gibi adamsan git bu konuşmayı Rize'de yap bakalım'' dedi.
Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''Engelli öğretmenler de öğretmenlik yapacak'' diye müjde verdiğini belirterek ''Kaldıran sensin, getiren sensin. İki yüzlülüğü bırakın. Kazaen CHP olarak biz böyle deseydik gazetelerde, televizyonlarda manşet olurduk, 'Günaydın beyler' diye defalarca söylerlerdi. AKP bunları yapıyor, söyleyen var mı- Tık yok. Ama biz söyleyeceğiz ve söylemeye devam edeceğiz'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'ın ''ücretsiz ulaşım'' açıklamasına tepki gösteren ve bu tepkiyi bir yazıyla ifade eden gazinin, ülkede şehit yakını ve gazilerin tüm toplu ulaşım hizmetlerinden zaten ücretsiz yararlandığını belirterek, ''Hem de 'ilk dört koltuk şehit yakını ve gaziler içindi.' Çıkıp insanlara yalan söylemeyin, manevi duyguları ile oynamayın artık. Şehit aileleri ve gazilerin haklarını gasp etmekten vazgeçin. Belediyelere yazı gönderin de şehit ailelerini ve gazileri 'beleşçiler' diye otobüsten indirmesinler'' ifadelerine yer verdiğini söyledi.
Erdoğan'ın, şehit ailelerine 450 bin lira tazminat, gazilere ise 6 bin lira aylık verildiğini söylediğini belirten Kılıçdaroğlu, grup toplantısına katılan gazilere, ne kadar aylık aldıklarını sorduktan sonra, ''Bir ülkenin Başbakanı'nı düşünün, televizyona çıkmış, 450 bin lira tazminat verdiklerini söylüyor. Ben hiç alanı duymadım. 6 bin lira alan gazi de duymadım. Peki bir Başbakan, gerçekleri neden saptırır- Televizyonu dinleyen, 'Başbakandır, doğru söylüyordur' diyor. Mutlaka bir şehit ailesi ya da gazi komşunuz vardır. Sorun onlara kaç lira aylık aldıklarını. Atılır ama pes bu kadar atılmaz'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın, bedelli askerlikten elde edilecek gelirin gazilere, şehit ailelerine aktarılacağını söylediğini ancak bu paranın nereye gittiğini kimsenin bilmediğini belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Söz veriyorsun, 'parayı size vereceğim' diyorsun, dönüp hiçbir şey yapmıyorsun. Şehit ailelerine, gazilere verdiğimiz hizmetler lütuf değil. Onların hakkıdır. Onların bize değil, bizim onlara borcumuz var. Bizim onlardan isteyeceğimiz tek bir şey vardır: 'Hakkını helal et...' Biz onlardan ancak bunu isteyebiliriz.
Gazilerimize ve şehit yakınlarına sahip çıkmak zaten insanlık görevidir. Biz bu konuda CHP olarak ne düşünüyoruz- 12 Haziran 2011 seçimleri sonrasında biz 14 ayrı yasada değişiklik için 20'nin üzerinde teklif verdik. Bunların büyük kısmı kabul edilmedi.
Size örnek vereyim: Terörle mücadelede şehit düşen personelin eş, çocuk ve varsa engelli kardeşlerinin sağlık harcamalarının ücretsiz karşılanmasını istedik, AKP reddetti.
Şehit aileleri ve gazilerin devlet kadrolarında çalışmasıyla ilgili kadro var, bunlar doldurulmuyor. 'Bu kadroları boş tutanlar hakkında ceza uygulansın' dedik, reddedildi. Elini, ayağını kaybetmiş gazilerimiz var. 'Bunlara, bir sefere mahsus yurt dışından araç ithal edelim, vergi almayalım' dedik, AKP reddetti.
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün kendi şehit ve gazi dernekleri var. 'Polisler buralara üye olabilsin; birlik, bütünlük, moral sağlanır' dedik, 'hayır' dediler.
Şehit yakınları ile gazilerin toplumsal, ekonomik durumlarının iyileştirilmesi için 'yasalarda dağınık olarak yer alan avantajların tamamını bir yasada toplayalım, onların yasası olsun' dedik, 100 gün tuttular komisyonda. Sonra, 'Genel Kurul'a indirelim, vicdanı olan milletvekilleri (çıkaralım) der' diye. Genel Kurul'a indirdik, AKP ve MHP milletvekillerinin 'red' oylarıyla bu da kabul edilmedi.
Gazilere, şehit yakınlarına sağlanan olanakları lütuf gibi görmek yanlıştır. Onlar bu ülkenin güvenliği, selameti için ağır bedeller ödedi. Onlara lütuf vermiyoruz, yükümlülüğümüzü yerine getirmeye çalışıyoruz. Kolu, bacağı, gözü olmayanlar var. 'Bunlara protez, ortez verilirken katkı payı alınmasın' dedik, reddedildi.''
Kılıçdaroğlu, kazan dairesinde görevli bir askerin, kazanın patlaması sonucu vücudunun yüzde 70'inin yandığını, saç protezi alacak parası olmayan söz konusu askere, devletin bu protezi temin etmediğini söyledi.
Afyonkarahisar'da, 25 askerin şehit olmasıyla sonuçlanan cephanelikteki patlamayı anımsatan Kılıçdaroğlu, ''Patlamanın nedenini bilen var mı- Savcılar el koydu, açıklayacaklardı, suçluları bulacaklardı. 'Kaza' diyorlar. 'El bombası düşmüş, patlamış...' Çocuk mu kandırıyorsunuz- Bir açıklama daha; bir asker cephanelikte el bombasının pimini çekmiş 'bakalım patlıyor mu-' diye... Bu milleti nasıl enayi yerine koyarsınız. Cephanelikte usta asker el bombasının pimini çekecek...'' diye konuştu. Patlamada şehit olan askerlerin, ''doğal afet' şehidi sayıldığını belirten Kılıçdaroğlu, aradan 4,5 ay geçtiğini ancak hiçbir aileye daha bir kuruşluk ödeme yapılmadığını söyledi.
Şehit yakınlarına, gazilere yardımı yalnızca Mehmetçik Vakfı'nın yaptığını ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Ellerinden gelse o vakfı kapatacaklar, 'neden yardım yapıyorsun?' diye'' dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu, 'Bir ülkenin başbakanı her şeyi bilecek' diye bir kural olmadığını ancak bir başbakanın bilmediği konuları sorma ve öğrenme hakkı olduğunu ifade etti.
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Beyefendi Mardin'e gitti. 'Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız' dedi. Şimdi Recep Tayip Erdoğan'a çağrıda bulunuyorum: Yüreğin yetiyorsa, cesaretin varsa, adam gibi adamsan git bu konuşmayı Rize'de yap bakalım.
Açıkça söylüyorum, kafatası milliyetçiliğinin kesinlikle karşısındayız. Irkçılık, ırkçılık üzerinden siyaset insanlığa ihanettir. Din üzerinden, inanç üzerinden siyaset doğru değil. Kimin dindar olup olmadığını, kimse bilemez. Kimsenin yetkisi de terazisi de yoktur. Milliyetçilik, yurt severliktir. Kendi ülkesinin çıkarlarını korumaktır. Çağdaş milliyetçilikten bunu anlıyoruz. Onun için bunun adına biz Atatürk milliyetçiliği diyoruz.
Kafatasçılığa karşıyız ama cümleye bakın, 'Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız...' Kimsin sen- Bu yetkiyi sana kim verdi- Bir Başbakan'ın ağzından çıkanı kulağı duyması lazım. Bunun için ne demişlerdi, 'Bu adamı kullanın, deliğe süpürmeyin...' Kullanılan adamdan yurtsever olur mu?
Milliyetçilik etnik kimlik ayrımı yapmaksızın, 75 milyon yurttaşa aynı gözle bakmaktır. Siz nasıl böyle laf edersiniz- Samimi söylüyorum, 'milliyetçilik', 'halk' nedir bilmez. Ama şansımıza bu ülkede Başbakanlık yapıyor. Çağrımı yineliyorum. Bu cümleyi git Rize'de konuş bakalım.''
