2013-11-19 - 13:36
AK PARTİ TBMM GRUP TOPLANTISI...
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, Diyarbakır'da Türkiye'nin, bölgenin tamamı için tarihi bir an yaşanırken, Türkiye'nin her yerinden sevinç gözyaşları dökülürken, birilerinin yine bu sevinci, umudu, heyecanı paylaşamadığını gördüklerini belirterek, "4 gündür başta MHP olmak üzere, siyasetçilerin, Türkiye'ye egemen olan huzur ve kardeşlik iklimini yine hissedemediklerini gördük" dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, Diyarbakır'da Türkiye'nin, bölgenin tamamı için tarihi bir an yaşanırken, Türkiye'nin her yerinden sevinç gözyaşları dökülürken, birilerinin yine bu sevinci, umudu, heyecanı paylaşamadığını gördüklerini belirterek, "4 gündür başta MHP olmak üzere, siyasetçilerin, Türkiye'ye egemen olan huzur ve kardeşlik iklimini yine hissedemediklerini gördük" dedi.

Erdoğan, Hükümet'te 11. yılı geride bıraktıklarını 12. yıldan gün almaya başladıklarını anımsattı. Erdoğan, "İnşallah daha nice yıllar, azimle, aşkla, şevkle, heyecanla millete hizmet üretmeye, Türkiye'yi büyütmeye devam edeceğiz" dedi.

Hükümet'e ilişkin bu sürelerin, bu rekorların kendileri nezdinde hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığını belirten Erdoğan, adeta bugün sabah görevi devralmış gibi heyecan, şevk ve mesuliyet duygusuyla hareket etmeyi sürdüreceklerini kaydetti.

Çok iş yaptıklarını, çok eser ürettiklerini dile getiren Erdoğan, "Ama yetmez. İnşallah milletimizin de desteği, hayır duasıyla, Türkiye için, milletimiz, insanlık için çok daha fazlasını yapacak, uzun, ince bu yolda, gece, gündüz gidecek, gece gündüz koşacak ve koşturacağız. Bu vesileyle 58. Hükümetimizin Başbakanı, Cumhurbaşkanımız, değerli kardeşim Abdullah Gül'den bugüne kadar kabinede görev alan arkadaşlarımızı, tüm teşkilatımızı tebrik ediyor, demokrasi tarihimizdeki bu rekor hizmet süresinden dolayı herkese şükranlarımı ifade ediyorum" diye konuştu.

Erdoğan, dün hayatını kaybeden tiyatro sanatçı Nejat Uygur'a Allah'tan rahmet, ailesine, sanat camiasına, sevenlerine başsağlığı diledi. Erdoğan, hayatı boyunca, özellikle halkı güldürmek, mutlu etmek için çaba harcayan Uygur'un vefatının, herkesi derinden hüzünlendirdiğini söyledi.

Rusya Federasyonu Tataristan Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan'da meydana gelen uçak kazasında da 50 kişinin hayatını kaybettiğini anımsatan Erdoğan, Rusya ve Tataristan'a başsağlığı, kazada oğlunu kaybeden Tataristan Cumhurbaşkanı Rüstem Minnihanov'a Allah'tan sabır diledi.

Erdoğan, düşünce adamı Aytunç Altındal'ın da ebediyete intikal ettiğini ifade ederek, Altındal'a Allah'tan rahmet, ailesine başsağlığı temennisinde bulundu.

Başbakan Erdoğan, geçen cumartesi ve pazar günleri, Diyarbakır'da tarihi günler, anlar yaşadıklarına işaret etti.

Diyarbakır'da, Büyükşehir Belediyesi'ni ve valiliği ziyaret ettiklerini, toplu açılışlar gerçekleştirdiklerini anlatan Erdoğan, "Diyarbakır'a kazandırdığımız 17 ayrı eseri, 740 trilyon liralık eser ve hizmetin resmi açılışını yaptık. Açılış töreninde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetim Başkanı Sayın Mesud Barzani, 38 yıldır ülkesinden uzak yaşayan sanatçı Şivan Perwer ve değerli sanatçımız İbrahim Tatlıses de bizimle bu heyecanı paylaştılar, bizimle beraber oldular" diye konuştu.

Erdoğan, açılış törenin ardından Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın düzenlediği nikah töreninde, 400 çiftin nikah sözleşmelerine şahitlik yaptıklarını söyledi. Erdoğan, bu törende Perwer ve Tatlıses'in unutulmaz düetlerine kulak verdiklerini, tarihi bir ana da orada şahitlik ettiklerini vurguladı.

Dicle Üniversitesi Kampüsü içinde inşa edilen ilahiyat fakültesi camisinin açılışını yaptıklarını ifade eden Erdoğan, ardından Barzani ve heyetiyle görüşerek, bölgeye ilişkin güncel konuları ele aldıklarını anlattı.

Erdoğan, cumartesi günü son olarak Valilik tarafından düzenlenen, Diyarbakırlı kardeşlerinin yer aldığı yemeğe katıldıklarını söyledi.

Diyarbakır'ın en büyük meydanında, on binlerce Diyarbakırlı kardeşleriyle bu coşkuyu, heyecanı paylaşmanın çok anlamlı olduğunu dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"AK Parti iktidarı olarak, bugüne kadar neler yaptık, bu andan sonraki süreci nasıl değerlendiriyoruz, nasıl bakıyoruz, bunların çok açık, net mesajlarını orada verdik. Yani ret, inkar, asimilasyon politikalarını, biz birilerine rağmen değil sadece kendi iktidarımız olarak, kendi kararlılığımızın, programımızın gereği olarak ifade ettik, açıkladık. 2005'ten sonra tekrar burada bunu ifade etme fırsatını bulduk.

Pazar günü durmadık, yine Diyarbakır'daydık. Önce Bismil'e gittik, yaklaşık 15 bin kişiye hitap ettik. 83 milyon liralık, eski rakamla 83 trilyon liralık eser ve hizmetin resmi açılışını yaptık. Ardından Ergani'ye geçtik. Orada da muhteşem katılım vardı. Emniyetin rakamlarına göre 20 bin civarında insan orada bizi bekliyordu. Orada da 57 trilyon liralık eser ve hizmeti resmi olarak açtık. Diyarbakır'da iki günde, toplamda 880 trilyon liralık eser ve hizmeti, böylece resmi olarak açtık. Eğil'e de uğrayarak, Elyesa ve Zülkifl peygamberlerin makamlarını ziyaret ettik. O makamlarda yapılan restorasyon çalışmalarını inceledik."

Erdoğan, 2009'da Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi?ni başlatırken, "Anneler ağlamasın" temennisinde bulunduklarını anımsattı. Geçen süre içinde, özellikle son 1 yıl içinde bu temennilerinin karşılık bulmaya, akan kanın durmaya, gözyaşlarının dinmeye başladığını belirten Erdoğan, anneler, babalar ağlamasın dediklerini ancak cumartesi günü Diyarbakır'da, Diyarbakır ile birlikte 81 ilde bunun bir istisnasını yaşadıklarını vurguladı.

Hem Diyarbakır hem Türkiye genelinde, cumartesi günü evlerde, sokaklarda, dükkanlarda, televizyon başlarında, annelerin, babaların, gençlerin, çocukların gözyaşı döktüğüne şahit olduklarını belirten Erdoğan, gözyaşlarının, bu sefer çok farklı olduğunu söyledi. Erdoğan, bunun, sevinç, umudun, vuslatın, kavuşmanın gözyaşları olduğunu dile getirdi.

Erdoğan, Bismil'de bir gencin yanlarına gelerek, kendilerini kucakladığını, gözyaşlarıyla, yüreğinden gelen sesle, "Başbakanım, barış istiyoruz, ölmek istemiyoruz" diye feryadını dile getirdiğini anımsattı. Erdoğan, şunları kaydetti:

"Diyarbakır'da o meydanda, Diyarbakır'ın sokaklarında, evlerde, kadınlar, erkekler, sevinçle ağlarken, barışın kalıcı olması için gözyaşı dökerken, 70, 80, 90 yaşındaki nineler, dedeler de ellerini semaya açarak hayır duaları ettiler. O gün mutluluktan ağlayan sadece Diyarbakır değildi. O gün mutluluktan gözyaşları döken Diyarbakır ile birlikte Edirne, İzmir, Konya, Mersin, Trabzon'du. O gün mutluluktan, sevinçten, umuttan gözyaşı dökenler sadece Türkler, Kürtler değil, bu ülkenin her bir vatandaşı, milletin huzura susamış her bir ferdi gözyaşlarını döküyordu. Diyarbakır'da Türkiye'nin tamamı, bölgenin tamamı için tarihi bir an yaşanırken, Türkiye'nin her yerinden sevinç gözyaşları dökülürken, birilerinin yine bu sevinci, umudu, heyecanı paylaşamadıklarını gördük. 4 gündür başta MHP olmak üzere, siyasetçilerin, Türkiye'ye egemen olan huzur ve kardeşlik iklimini yine hissedemediklerini gördük.

Bizim tarihimiz, MHP yöneticilerinin zannettikleri gibi 12 Eylül 1980'de başlamış bu kadar kısır, köksüz bir tarih değildir. Bizim tarihimiz, bundan yüzyıl, iki yüzyıl önce başlamış tarih de değildir. Bizim için tarih, Hz. Adem'in yeryüzüne indirilmesiyle başlamıştır. 1960'da, 1980'de değiştirilen yer isimlerini, sanki bin yıllık uygulama gibi millete sunuyorlar. Şurada sadece 80 yıllık ömrü olan andı adeta milletin bin yıllık ahdı gibi lanse ediyorlar. Tek parti dönemlerinde yapılan zulümleri, baskıları, ret, inkar ve asimilasyon politikalarını sanki bu milletin ezeli, ebedi, kızıl elması gibi son derece yanlış, yanıltıcı biçimde savunuyorlar. Bu milletin tarihi 12 Eylül 1980'de, 27 Mayıs 1960'da, bundan 100 yıl, 200 yıl önce başlamadı. Bu milletin tarihi kalıplara sığmayacak, sınırlarla daraltılmayacak kadar uzun, zengin, renkli, kucaklayıcı bir tarihtir. Bu milletin tarihini 27 Mayıs'ın, 12 Eylül'ün darbecileri değil, Alparslan'dan Fatih'e, Kanuni'den Yavuz Selim'e, Abdülhamit'ten Mustafa Kemal'e kadar yüzlerce, binlerce, milyonlarca kahraman yazmışlardır. Bu millet köksüz değildir, reddi miras yapacak, ecdadını unutacak, ecdadına sırt çevirecek bir millet değildir."

Başbakan Erdoğan, CHP, MHP yöneticilerinin, Meclis kütüphanesine gittiklerinde, ilk Meclis, gizli celse zabıtları okuduğunda, bugün karşı çıktıkları şeyi göreceklerini söyledi. Erdoğan, hem de en başta Gazi Mustafa Kemal'in nutuklarında göreceklerini ifade ederek, "Kürt kelimesini o Meclis'te görecekler. Gürcü, Laz, Arap, Boşnak kelimelerini o zabıtlarını görecekler, Kürdistan kelimesini, o Meclis zabıtlarında görecekler. Anasır-ı İslam kavramını, o zabıtlarda görecekler" dedi.

Kendi tarihini bilmeyen, kendi tarihini okumayanın, cehalet ve karanlıktan başka hiçbir şey söylemeyeceğinin altını çizen Erdoğan, "Osmanlı'ya gittikleri zaman doğu, güneydoğunun, Kürdistan eyaleti olduğunu görecekler. Doğu Karadeniz'in Laziztan eyaleti olduğunu görecekler. Bunlar bizim tarihimizin, bize devrettiği mirastır. Bunları görmemezlikten gelemezsiniz" diye konuştu.

Gazi Mustafa Kemal'in önceleri bir Osmanlı zabiti olduğuna işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Onlarca cephede, onlarca düşman ordusuna karşı savaş yönetti. Dönemin tüm büyük devletlerine karşı da savaştı. Bizim Misak-ı Milli adını verdiğimiz toprakları işgal edenler uzaydan gelmemişti. İşgalciler, dönemin en güçlü devletleriydi. Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, Kars, Erzurum, Trabzon, İzmir, Edirne'de düşman askerleri vardı. İstanbul işgal altındaydı. Hem savaşlarda, hem işgallerde dönemin büyük devletleri tarafından bu millete çok ağır zulümler, işkenceler, katliamlar yapıldı. O devletleri en iyi tanıyan, Mustafa Kemal'di.O zulmü iliklerine kadar yaşayan, yüreğinde hisseden Mustafa Kemal'di. Ama 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'i ilan ettikten sonra, aynı Mustafa Kemal, işte bütün bu devletlerle, barışa, dostluğa, işbirliğine dayalı bir süreci başlattı. ?İngilizler İstanbul'u işgal etti? diye İngiltere'ye küsmedi. ?Fransızlar Antep, Maraş'ı işgal etti? diye Fransızlara küsmedi. ?İtalyanlar Antalya'dan Bodrum'a kadar olan bölgeyi işgal etti, Ruslar doğuyu, Yunanlılar Ege'yi işgal etti? diye onlara kin tutmadı, varsa da gizledi. İntikam hissiyle yaklaşmadı. O zabıtları okuyun. Gazi Mustafa Kemal'in bu noktada neler yaptığını çok daha yakından göreceksiniz. Devletlerin ilişkileri, intikam, nefret, öfke hissiyle yürümez. İşte bunu en iyi bilenlerden bir tanesi de Gazi Mustafa Kemal'di."

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, " Bize ne diyorlar, 'şu kavramı kullan'; bölücü...Peki Mustafa Kemal de mi bölücü? 'Kürdistan' kelimesini kullanan, o zamanın bütün Meclis mebusları da mı bölücüydü? 'Kürt damadımız var' diyen merhum Alparslan Türkeş de mi bölücüydü?" dedi.

Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, gündeme değindi. Gazete kupürlerinden değil, Meclis zabıtlarından konuştuğunu belirten Erdoğan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, TBMM'nin açılmasının hemen ertesi günü olan 24 Nisan 1920'de yapılan gizli oturumda, özetle "Milli sınırlarımız içinde bulunan insan kaynaklarını ve çıkarlarını sınırlarımız dışında israf etmek istemeyiz. Ancak birlik, kuvvet teşkil edeceğinden bütün İslam aleminin ittifak etmesini büyük memnuniyetle karşılarız. Gerek Iraklıların gerek Suriyelilerin bu iki mıntıkadaki dindaşlarımızın kalpleri bizimle beraberdir. Eğer bundan sonra da şartlar oluşursa, bunlardan azami ölçüde istifade etmek mümkündür" dediğini kaydetti.

Erdoğan, "Yani o günün Esed'ini ifade etmiyor, Suriye halkını ifade ediyor. Evet daha işin başında, daha Meclis'in ikinci çalışma gününde Gazi Mustafa Kemal, 'Irak bize ihanet etti, Suriye bizi arkamızdan vurdu' demiyor; 'Oradakiler kardeşlerimiz' diyor, 'onlarla dayanışma içinde olmamız lazım' diyor. Hatta çok daha ileri görüşler dile getiriyor. Milletimin bunları bilmesini özellikle istiyorum. Türkiye'nin yakın tarihi MHP ya da CHP'nin çizdikleri gibi bir tarih değil. Türkiye'nin yakın tarihi, MHP ve CHP'nin çizdiği tablo gibi kısır, derinliksiz, içe kapanık bir tablo değil. Bize ne diyorlar, 'şu kavramı kullan'; bölücü...Peki Mustafa Kemal de mi bölücü? 'Kürdistan' kelimesini kullanan, o zamanın bütün Meclis mebusları da mı bölücüydü? 'Kürt damadımız var' diyen merhum Alparslan Türkeş de mi bölücüydü? Devekuşu kafasını kuma gömer; 'dünya karanlık, dünya küçük' der. Kimse kusura bakmasın, bizim tarihimiz de dünyamız da hiç küçük değil. Biz barış, işbirliği, güvenlik temelli olarak hem komşularımızla hem tüm dünya ülkeleriyle hiç tereddüt etmeden irtibat kurarız. Eğer Türkiye kazanacaksa, bizim milletimiz kazanacaksa ilkelerimizi, sınırlarımızı, kırmızı çizgilerimizi, hassasiyetlerimizi dikkate alır, Türkiye'nin kazanacağı her mesafede aktif oluruz" diye konuştu.

Korkuyla büyük devlet olunamayacağını ifade eden Erdoğan, kelimelerden, kavramlardan korkanların, kendi icat ettiği tabulardan, kendi imal ettiği kabuslardan korkanların, büyük devlet inşa edemeyeceklerini söyledi. "Küçük düşünerek büyük işler yapılmaz" ifadesini kullanan Erdoğan, büyük düşünecek, büyük adımlar atacak ve büyük hedeflere böyle ulaşacaklarını kaydetti. Türkiye'nin alelade, sıradan, pısırık, içine kapanık bir ülke olmadığını, Türkiye'nin kelimelerden, kavramlardan, tabulardan, kabuslardan korkacak bir ülke hiç olmadığına dikkati çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dilden korktular, dili yasakladılar. Türküden, şarkıdan korktular; kasetleri, plakları yasakladılar. Fikirden, yazıdan korktular; sanatçıyı, yazarı sürgüne yolladılar. Kılık kıyafetten korktular; zulmettiler. Kimlikten korktular asimile etmeye çalıştılar. Büyük bir devletin böyle korkuları olamaz. Böyle korkularla hiçbir devlet, hiçbir millet büyük iddia ve hedeflere sahip olamaz. Buradan aziz milletime soruyorum; bugüne kadar hangi yasak Türkiye'yi büyütmüştür, bugüne kadar hangi yasak barışı sağlamıştır, bugüne kadar hangi ret, inkar, asimilasyon politikası, hangi baskı, hangi zulüm Türkiye'ye fayda sağlamıştır? Hiçbiri...Tam tersine bütün bunlar Türkiye'yi zayıflatmış, geriletmiş, içine kapatmış, sorunların birikmesine, içten içe çoğalmasına sebep olmuştur. Bakın burada tekrar ifade ediyorum; Biz her ne yaptıysak, her ne yapıyorsak Türkiye'yi normalleştirmek için yapıyoruz. Türk'ten alıp Kürt'e vermiyoruz, Türk'ten alıp Gürcü'ye, Çerkez'e, Roman'a vermiyoruz. Kimseye imtiyaz sağlamıyor, hiç kimsenin hakkını sınırlandırmıyoruz. Tam tersine biz olması gerekeni, gecikeni, normali, meşru olanı yapıyor; hem kardeşliği büyütüyor hem Türkiye'yi büyütüyoruz. Artık şundan kurtulalım; ?Biri Türkü söyledi? diye bu ülke bölünmez. ?Biri farklı kıyafet giydi? diye bu ülke bölünmez. ?Biri farklı bir şey söyledi? diye bu ülke bölünmez. Bu ülke toprağa, birliğe, kardeşliğe pamuk ipliğiyle bağlı ülke değildir. 76 milyonun tamamına sesleniyorum; biz bin yıl boyunca birbirimizi anladığımız, birbirimizin acısını ve sevincini hissedebildiğimiz için bir arada yaşadık. Diyorum ki bu ülkenin kuzeyi, güneyi, batısı, köprü altında ensesine kurşun sıkılanların acısını anlamaya çalışsın. Dili, türküyü, kelemeleri, kavramları, kimlikleri yasaklamanın nasıl bir his olduğunu anlamaya çalışsın. Bu ülkenin doğusu da batısı da kuzeyi de güneyi de vatan, bayrak, birlik, bütünlük, şahadet hassasiyetlerini anlamaya çalışsın. İşte Diyarbakır'da; ?tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet? dedik. Bütün orada on binlerce insan, bizimle beraber hepsi aynı coşkuyu paylaştı. Acıları yarıştırmayalım, acılar üzerinde konuşmayalım, acılar üzerinden yürümeyelim. Bizi biz eden, bizi var eden, bizi kardeş eden nice değerimiz var, biz onlara bakalım. Fakat muhalefet kalkıp da orada ?tek millet, tek bayrak, tek vatan tek devlet? diyemiyor ve Türk bayraklarıyla o meydanları dolduramıyor. Lafa geldiği zaman da ?milliyetçilik? diyor. Senin neren milliyetçi ya? Lafla milliyetçilik olur mu? Eser ortaya koyacaksın eser. Her zaman söylüyorum ya 'eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri.' Biz eserlerimizle gurur duyuyoruz."

Erdoğan, Şivan Perwer'in Diyarbakır'da Valilik?te odaya girdiği zaman odada bulunanların tümünün heyecanlandığını belirterek, şunları kaydetti:

"İçeriye girene Şivan Perwer olarak değil, bir Kürt olarak değil, herkes bir insan olarak, bir sanatçı olarak, vatanından 38 yıldır uzakta olan ve o gün vatanına dönmüş biri olarak bakıyordu. Şu anda vatandaşlığı alınmış, adeta bir misafir olarak bakıyordu. Böyle bir şey olabilir mi? Acaba bunu kimler yaptı? Bunun bedelini ödemesi gerekenler var herhalde. Aynı şeyi Ahmet Kaya'ya yaptılar. Ahmet Kaya'ya ödül töreninde, biliyorsunuz o gün orada saldırdılar. Kimler saldırdı? Hani Gezi Parkı?nda bize saldıranlar kimlerse, onlar orada da Ahmet Kaya'ya saldırdı. Aynı, aynı...Şimdi o gün Ahmet Kaya'ya saldıran sanatçıların bir kısmı diyor ki 'o esnada tuvaletteydim', birisi diyor ki 'ben o esnada dışarıdaydım." Ulan hepiniz oradaydınız be, hepiniz oradaydınız. Hepinizin artık kaybedilemeyecek o kamera kayıtlarından resimlerinizi biz izliyoruz, görüyoruz. Millet de görüyor. Dürüst olun, dürüst. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Sizin de artık mumunuz söndü. Hepinizi görüyoruz. Ne olduğunuz meydanda. Ama bu milleti aldatamayacaksınız. Bu hissiyatı anlamak, empati kurmak zorundayız. Faili meçhul saldırıda ölenin de yavrusu şehit olan annenin de hissiyatını anlamak zorundayız. Diyarbakır, işte bunun için önemlidir. Diyarbakır, 76 milyonun birbirinin anladığını göstermesi bakımından önemlidir. Eğer o gün oraya 60 bini aşkın insan geldiyse, bunun için geldi. Diyarbakır ortak acıların, artık ortak sevinçlere döndüğünü göstermesi bakımından önemlidir. Diyarbakır bir kardeşlik diyarı olduğu için, acı ile akan gözyaşlarını mutluluk gözyaşlarına tahvil ettiği için önemlidir. Rabbim hiçbir anneyi, inanıyorum ki bu gözyaşlarıyla değil, artık sevinç gözyaşlarıyla inşallah mutluluğa erdirsin. Rabbim bu kardeşliği muhafaza etsin. Rabbim hiçbir anneyi, babayı acıyla gözyaşı dökenlerden değil, mutluluk gözyaşı dökenlerden eylesin. Hiç kimse bizden şehitlerimizin ruhlarını incitecek bir adım beklemesin. Biz şehitlerimizin ruhunu muazzep etmeyiz, buna izin vermeyiz. Hiç kimsenin onurunun, umudunun, kimliğinin yaralanmasına göz yummayız. 76 milyon aynı sofranın etrafındayız. Hep birlikte bu sofranı ekmeğini büyütecek, bu sofrada kardeşçe muhabbet edeceğiz."

Erdoğan, muhalefetin tavına işaret ederek, "CHP, MHP ve kusura bakmasınlar, BDP'nin yöneticilerinin büyük bir kısmı, maalesef daha önce söylediğim gibi özellikle kendilerini ismen anmayacağım, çünkü onların çok sorunlu dil ve üslupları var ve bunlara da cevap vermeyeceğimi ifade ettim. Diyarbakır'daki tarihi sahnenin ardından yapılan son derece seviyesiz, edep ve adap sınırlarını çokça aşan açıklamalara asla cevap vermeyeceğim, onlar benim gündemimde olmayacak" dedi.

Başbakan Erdoğan, bir izleyicinin "Yeni Türkiye hayırlı olsun sayın Başbakanım" diye bağırması üzerine, "sağ olasın" karşılığını verdi.

Başbakan Erdoğan, konuşmasını, "Aziz millettimin bir gerçeği görmesini burada özellikle arzu ediyorum. CHP, MHP ve BDP sanal korkularla tabanlarını kışkırtmaya çalışırken, yalanı, iftirayı, hakareti bir siyaset yöntemi olarak benimserken, biz ortaya çok somut eserler koyduk. Biz bölen değil, yaptığı somut hizmetlerle birleştiren olduk. Biz ayrıştıran değil, devasa yatırımlarla kucaklayan olduk. Ulaşmadığımız yer kalmadı. İşte Diyarbakır merkez ve Bismil, Ergani'deki yatırımları..." diye sürdürdü.

*** HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DÖKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***