2011-07-11 - 19:59
TBMM Genel Kurulu'nda, 61. Hükümet'in programı üzerindeki görüşmelere devam ediliyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, TBMM'nin millet iradesinin somutlaştığı ve temsilcileri eliyle anlam kazandığı kutlu bir mekan
olduğunu ifade etti.
TBMM Genel Kurulu'nda, 61. Hükümet'in programı üzerindeki görüşmelere başlandı.
TBMM Başkanvekili Sadık Yakut yönetiminde çalışmalarını sürdüren Genel Kurul'da, CHP'li milletvekillerinin andiçme işleminin ardından hükümet programı üzerindeki görüşmelere geçildi. Hükümet programı üzerindeki ilk sözü MHP Grubu adına Genel Başkanı Devlet Bahçeli aldı.
Görüşmelerde, CHP adına Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, AK Parti Grubu adına Grup Başkanvekili Mahir Ünal ve Adana Milletvekili Ömer Çelik söz alacak.
Daha sonra, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hükümet adına eleştirileri yanıtlayacak.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, TBMM'nin millet
iradesinin somutlaştığı ve temsilcileri eliyle anlam kazandığı kutlu bir mekan
olduğunu ifade etti.
Bu tarihi ve kutsal emanetin değerini küçültecek, itibarını düşürecek ve
sahip olduğu derin manayı incitecek her türlü tartışma ve çekişmeden uzak
tutulması gerektiğini belirten Bahçeli, ''TBMM düşman silahlarının tasallutu
altında dahi aciz ve yetersiz olmamıştır. Her ne sebeple olursa olsun boykot ve
protesto gibi sonuçsuz eylemlere de muhatap kalmamış ve karşılaşmamıştır. Ne var
ki 12 Haziran seçimlerinin ardında gerçekleşen milletvekili yemin merasimindeki
boykot ve protesto girişimleri maalesef gazi meclisin manevi şahsiyetini ihlal ve
rencide etmiştir'' dedi.
İktidar partisinin gerilimi tırmandırıcı yaklaşımının, ana muhalefet
partisinin inatçı tavrının yaklaşık iki haftadır ülke gündemini meşgul ettiğini
belirten Bahçeli, bu görüntünün çözüm kulvarına girmesinin herkes açısından
sevindirici olduğunu ifade etti.
Tutuklu milletvekillerinin demokrasi ahlakı gereği Meclis'te bulunan
herkesin meselesi olması gerektiğini söyleyen Bahçeli, ''Hukuk sisteminde adalet
herkesin yararına işlemeli ve toplumun temel çıkarlarını dikkate almalıdır'' diye
konuştu.
Devlet Bahçeli, çözüm odaklı pozisyon almanın meclisin güvenilirliğini
muhafaza etmek açısından önemli bir adım olacağını belirtti.
AK Parti'nin aldığı oy oranıyla sorunların çözümünde önünde engel
kalmadığını ifade eden Bahçeli, son yemin ve boykot krizinde MHP'nin ''kilit
açıcı ve demokrasiyi sahiplenici tavrının en az 367 garabetinin aşılması kadar
değerli ve kıymetli'' olduğunu kaydetti.
''Düşünün, partimiz de cezaevinde tutulan milletvekilin bahane ederek
yemin etmekten imtina etseydi meclisin ve siyasetin hali acaba nasıl olurdu?''
sorusunu yönelten Bahçeli, ''MHP'nin olmadığı bir meclis yapısında siyaset ve
demokrasi krizinin nerelere ulaşacağıyla ilgili içinizde bir fikir yürüteniniz
var mıdır? Fırsattan istifade ederek 'muhalefet gelmese de meclis çalışır' demek
aslında batırılmış Baas'cı zihniyetin yansımasından başka bir şey değildir'' diye
konuştu.
AK Parti hükümetlerinin söylenenin aksine ''taviz, teslimiyet ve talan
sac ayağına oturduğunu'' savunan Bahçeli, toplumsal kutuplaşma, ekonomik
türbülans, siyasi kriz ve etnik bölücülüğün AK Parti'nin yanlış ve kastı aşan
politikalarından dolayı ürediğini ve yayıldığını öne sürdü.
Bahçeli, ''Demokrasinin içinin boşaltılması ve güven unsuruna vurulan
darbeler vatanımızdaki varlığımızı üst düzeyde tehlikeye atmıştır'' dedi.
''61. Hükümet Programının milletin asıl sorunlarını omurgasından
kavrayacak ve meseleleri çözecek siyasi ferasetten fazlasıyla uzak olduğunu''
ileri süren Bahçeli, ''Program, milletimizin bunaldığı ve çıkış aradığı
sorunların bütünüyle bitirilmesi noktasında farklı ve yeni bir şey
getirmemiştir'' diye konuştu.
Anayasa hazırlığının gündeme bir kez daha taşındığını belirten Bahçeli,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Yeni anayasayla amacın ne olduğu, nasıl bir değişiklik yapılmak
istendiği ve muhteviyatının sınırlarının ne olacağı hususları boşlukta kalmıştır.
Sanki her sorunun bir tek müsebbibi gibi takdim edilen anayasanın yeniden
yazılmasıyla Türkiye belini doğrultacak ve ayağa kalkacaktır. Bu çerçevede
Başbakan Erdoğan önümüzdeki dönemi 'yeni anayasa dönemi' olarak tanımlamaktadır.
Dikkatle izleyeceğimiz, bu süreçte planlanan yeni anayasanın nasıl bir zihin ve
yöntem benimsenerek dışlayıcı değil kapsayıcı, ötekileştirici değil kucaklayıcı,
ayrıştırıcı değil bütünleştirici, baskıcı değil özgürleştirici olacağıdır.
Sayın Başbakan ve hükümete açıkça sormak istiyorum: Hükümet programında
sunulduğu şekliyle toplumsal çeşitliliği de bir zenginlik olarak kabul eden, tek
sesliliği değil çoğulculuğu öne çıkaran bir metnin içeriğinde neler olacaktır?
İzah edilmesi gereken en önemli husus, toplumsal çeşitlilikten neyin
anlaşılacağıdır. Başbakan'ın sunuş konuşmasının satır aralarında dile getirdiği
dil, din, mezhep, etnik köken gibi konularda ortaya çıkan çok boyutlu ve kalıcı
çözüm arayışlarının bu dönemde de sürmesi yönündeki karalılığının anayasayla
ilgisi var mıdır? Bu kapsamda planlanan yeni anayasada etnik kimlikler
tanımlanacak mıdır? Mahalli ölçekteki dillerin anayasaya sokulması için niyet ve
çaba gösterilecek midir? Eğitim ve öğretim dili olması yönünde tavır alınacak
mıdır? Türk kimliğinin esnetilerek anlamsızlaştırılması ve 'Türkiyelilik'
çarpıtmasıyla geriletilmesi düşünülmekte midir? 'Türk milleti' ifadesinin
zedelenmesi, aşındırılması, Türklük vurgusunun değiştirilmesi maksadıyla bir
girişimde bulunulacak mıdır? Üniter yapı sulandırılarak cumhuriyetin kurucu
değerlerinden ve vazgeçilmez niteliklerinden taviz verilecek midir? Anayasanın
ilk üç maddesi ile dördüncü maddesi hakkında planlanan nedir?''
''Her gün bir şehidin vatan toprağına emanet edildiğini'' anlatan
Bahçeli, ''Milli güvenliğimize yönelik tehditleri hafife alan bir hükümet etme
anlayışının, millet ve devlet bekasını korumak için hiçbir fedakarlıkta
bulunmayacağını görmek gerekmektedir. Eğer İmralı ile yapılan görüşmelerde
terörle mücadele edileceğine dair bir ifadenin hükümet programına konulmamasına
söz verilmişse emin olun bunu ne aziz milletimiz bağışlayacaktır ne de Allah
affedecektir. Hele MHP hiçbir zaman bu acziyeti gösteren artniyetli muhataplarını
unutmayacaktır'' diye konuştu.
''Terör ve bölücülüğün Habur'daki terörist karşılama törenleri ve
bölünmeyi Anayasa'ya yedirme arayışları nedeniyle arttığını'' öne süren Bahçeli,
sözlerine şöyle devam etti:
''61. Hükümet programında hiçbir şey yokmuş gibi terörle mücadeleden
zerre kadar bahsedilmemekte Türk milletinin birliğine, varlığına yönelik
suikastlar yok kabul edilmektedir. Yalnızca bu bile 61. Hükümet'e güven
duymamamız için yeterli nedendir. MHP, programın bu haliyle baştan mahsurlu ve
sorunlu olduğunu düşünmekte, güvensizliğin, işgüzarlığın, kötü niyetin programın
ruhuna sindiği net olarak görmektedir.
61. Hükümet'in programında 'ileri demokrasi' vurgusuna özel bir atıf da
yer almıştır. 'Bu dönemde demokratikleşme hedefinin ileri demokrasi olacağı'
iddia edilmiştir. 'Kimliklere saygı esasına dayanan birlikteliğin esas alındığı'
ortaya konulmuştur. Anlaşıldığı kadarıyla sözde Kürt sorunu da bu kapsamda
formulize edilmektedir. Ne üzücüdür ki, Türk milleti farklılıkların yok edici ve
ezici alına sıkıştırılmıştır. Elbette herkesin inancına ve diline bizim
de saygımız vardır ve başkası da zaten düşünülemeyecektir. Ancak farklılıklara
yapılan özel vurgu, ayrılıkçı eylemlerin ve otonom hareket etme arayışlarının
önünü açacaktır. Farklılıklar özendirilerek millet yapısı güçlendirilemez.
Farklılıkların okşanması özerklik beklentilerinin azmasına neden olacaktır.''
Türk milletinin ayrılmaz bütünlüğünün müşterekliklerin vurgulanmasıyla
korunabileceğini anlatan Bahçeli, ''Bütün itirazlarımıza rağmen kurulan etnik
kuluçka dönemi bugün çatlamaya, içinden korkunç sesler duyulmaya başlamıştır. Bu,
dağılmanın, ayrılmanın, bölünmenin ve bin yıllık kardeşlik ruhunun bitmesinin
narasıdır. Başbakan Erdoğan yine vahim bir yanlışın içerisine düşmüş ve ayrı
kültürden bahsederek gaflet yolunda inatla ilerlediğini göstermiştir'' şeklinde
konuştu.
Üzerinde birden fazla kültürün ortaya çıkarıldığı vatanların
parçalanmasının kaçınılmaz olduğunu ifade eden Bahçeli, ''Şu ya da bu şekilde
kültür bir aşamadan sonra bağımsız yaşamayı önceliğine alacak edebiyatıyla,
sanatıyla buna canlılık katacaktır. Tarih, üniter yapı kapsamında bir vatan
üzerinde iki milletin yaşadığına henüz şahitlik etmemiştir. İşte yolun başında
61. Hükümet'in kafası bu kadar karışık ve ektiği tohumlar bu kadar zehirlidir''
dedi.
Hükümet programının hazırlıksız, dar kalıplara sindirilmiş, sorunlu,
marazlı ve millet için sakıncalarla dolu olduğunu'' öne süren Bahçeli,
''Programda dış politikadan ekonomiye kadar kamuoyuyla paylaşılan konu başlıkları
pembe tablolar çizmekte ve hayal tacirliği yapmaktadır. En başta işsizliğin
aşılması için donanımlı ve iyi tasarlanmış bir politika seti programda
görülmemektedir'' şeklinde konuştu.
''Programda durumun genel geçer ifadelerle idare edildiğini'' öne süren
Bahçeli, şöyle devam etti:
''Ekonominin ayağa kalkması için yeni ufuklar çizilememiştir. Gelir
dağılımının nasıl düzeltileceğiyle ilgili takdir edeceğimiz bir fikir zenginliği
ve heyecanlı bir siyasi bakış ortada yoktur. Ekonomide, 'adalet', 'eşitlik' ve
'özgürlük' kriterleri görmezden gelinmiş, herkes için iyi olan bir strateji
derinliğinin oluşturulması yönünde bir çaba görülmemiştir. Ekonomik
eşitsizliklerin, fırsat eşitliğini bozmaması için alınmış bir tedbir ve
sevineceğimiz bir öneri getirilememiştir.
Programda, 'dış politikada vizyoner bir yaklaşım' benimsendiği ifadesi
ise gerçeklerle örtüşmemektedir. Aktif bir dış politika sayesinde ülkemizin
küresel ve bölgesel bir aktör konumuna yükseldiği görüşüne bizim tarafımızdan
temkinli yaklaşılmaktadır. Madem uluslararası ilişkilerde güçlü bir aktör haline
geldik o zaman hangi milli meselenin lehimize sonuçlandığının izahını da Başbakan
ve hükümet yapmalıdır. 'Zafer kazandık', 'dik durduk', 'yumruğumu vurduk'
deniliyorsa uluslararası ilişkilerden ülke olarak neler elde ettiğimizi bilmek
bizim en tabii hakkımız olacaktır.''
Hükümetin AB'ye üyelik yolunda izlediği politikaları da eleştiren
Bahçeli, Türkiye'nin, AB ile ilişkilerinde bir ''çıkmaza girdiğini'' öne sürdü.
Bahçeli, ''Bizimle birlikte müzakere sürecine başlayan Hırvatistan tüm fasılları
kapatmış ve tam üye olmasının önü açılmıştır. AKP Hükümeti, fidyecilerin eline
düşmüş rehine gibi AB karşısında çaresiz ve hareketsizdir. AB üyeliği konusunda
kararlılık niyetleri ise temelsiz, gündemi oyalamaya dönük siyasi fanteziden
ibarettir'' diye konuştu.
Programda, Suriye'deki halk hareketinin gidiş ve istikametini kestiren
bir yaklaşıma rastlamanın mümkün olmadığını ifade eden Bahçeli, özellikle Suriye
ve Libya ile ilişkilerin karışık olduğunu ve batının hedefleri doğrultusunda
ilerlediği görüşünü savundu. Bahçeli, ''Dün 'dost' ve kardeş' olarak ilan
edilenler, bugün 'istenmeyen kişiler olarak gösterilerek duruma göre çark
edilmektedir. Batının suflörlüğü ile ilerleyen AKP Hükümeti'nin çalkantılı
ülkelerdeki muhaliflerle yakın temas kurması ülkemiz için sıkıntılı bir dönemi
beraberinde getirecektir. Geçici yönetimlerin tanınması konusunda aceleci olmamak
başımızı kendi coğrafyamızda ağrıtacak uygulamalara fırsat verilmemesi gerekir.
Müslüman ve dost ülkelerin içişlerine karışılmamalı ve taşeronluk yapılmamalıdır.
Afganistan ve Irak politikaları gözden geçirilmelidir'' dedi.(19:59)
