2013-04-16 - 15:00
CHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir ülkeyi saygın kılan unsurların başında o ülkenin sanatçılarının geldiğini belirterek, ''Sanatçıyı hapsetmek gibi bir kültürü Türkiye'de yeşertmek isteyenler bilsin ki CHP olduğu sürece biz onlarla birlikte aydınlık Türkiye'yi çizeceğiz'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir ülkeyi saygın kılan unsurların başında o ülkenin sanatçılarının geldiğini belirterek, ''Sanatçıyı hapsetmek gibi bir kültürü Türkiye'de yeşertmek isteyenler bilsin ki CHP olduğu sürece biz onlarla birlikte aydınlık Türkiye'yi çizeceğiz'' dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında, CHP'ye katılan Kastamonu'nun Daday İlçesi Belediye Başkanı Fehmi Taş'ı kutladı. Yönetimden şikayet eden, haksızlığa uğradığına inan yurttaşları, geçmişte hangi partiye oy verirse versin CHP'ye beklediklerini ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Söz konusu vatansa gerisi teferruattır. Doğru Yol Partisi'nden, ANAVATAN Partisi'nden, Demokrat Parti'den, AK Parti'den, MHP'den de ne kadar aydın, ülkesini seven, ülkesi için mücadele etmeyi göze alan, ülkesi için bedel ödemeyi göze alan bütün yurttaşlarımı altı okun, CHP'nin şemsiyesi altına bekliyorum'' diye konuştu.

Bir ülkeyi saygın kılan unsurların başında o ülkenin sanatçılarının geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, insanın var olduğu tarihten bu yana sanatçıların bütün ülkelerin kültür tarihlerinde önemli kilometre taşları olarak isimlerini yazdırdığını kaydetti. Nerede, hangi çağda olursa olsun sanata ve sanatçıya değer veren ülkelerin dünya tarihinde önemli yerlere geldiğini anlatan Kılıçdaroğlu, ''Sanatçıyı hapsetmek, sanatını yapmasını yasaklamak, onu hapishanelere atmak gibi bir kültürü Türkiye'de yeşertmek isteyenler bilsin ki CHP olduğu sürece, görüşü, sanatı ne olursa olsun, onlara sahip çıkacağız ve onlarla birlikte aydınlık Türkiye'yi çizeceğiz'' şeklinde konuştu.

Sanatçılarını yargılayanların, aslında tarih önünde kendilerini yargıladıklarını belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

''Sağlıklı demokrasilerde sanatçılar el üstünde tutulur. Onların eleştirilerini siyasetçiler dikkatle okurlar. Eğer siz onları hapislere atacaksanız, yargıyı bu yönde yüreklendireceksiniz, olmayan bağımsız yargıyı sanatçıları hapse atmak için kullanacaksınız, o ülkede demokrasi her zaman tehlikede demektir. Bu aşamada demokrasimiz tehlikededir.

Sadece sanatçılar hapse atıldığında değil, kendi arazisine sahip çıkan köylü kadınlara, Sultanbeyli'de mücadele edenlere de sahip çıkacağız. Haksızlık karşısında durmayacağız, mücadelede edeceğiz. Bizim temel işlevimiz budur. Mazlumdan, adaletten, zayıftan yanadır. Güçlüden yana bir politika hiç izlemedik.

Eğer sanatçınızı mahkum ederseniz, kendi ülkenizi de dünyada rezil edersiniz. Türkiye böyle bir tabloyu hak etmiyor. Sanatıyla, sanatçılarıyla uluslararası arenada ses getiren bir ülke, hapis cezalarını hak etmiyor. Onu yargılayan yargıç, kendisini yargıladı aslında. Tarih onu yargılayacaktır.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın , TSK'nın hükümetin verdiği kararlara göre hareket etiği yönünde bir açıklama yaptığını anımsatan Kılıçdaroğlu, yasalara aykırı olmamak koşuluyla kendilerinin de bunu doğru bulduklarını ifade etti.

Daha önceki konuşmalarında Uludere faciasının sorumlusunun kim olduğunu defalarca sorduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''Sayın Başbakan itiraf etti, 'Biz talimat vermeden TSK harekete geçmez' diyor. Demek ki açıklıkla belli oldu. 76 milyon yurttaşım artık karanlık perdeyi araladı. Uludere faciasının sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan ve onun hükümetidir'' dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa'da değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddelerden birinin, sosyal devlet kavramı olduğunu ifade etti. Anayasa Mahkemesi'nin bir kararında, ''Sosyal hukuk devleti, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği, sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlet demektir'' şeklinde sosyal devletin tanımını yaptığını kaydeden Kılıçdaroğlu, bunun, değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen devlet türü olduğunu dile getirdi.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ile kanser hastası Dilek Özçelik arasındaki diyaloğu anımsatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam ettİ:

''Dilek Özçelik. Trakya Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü 3. sınıf öğrencisi. Anneleri, babaları çocuklarını üniversiteye gönderirken, büyük umutlarla gönderirler. Dilek Özçelik de öyle gönderildi üniversiteye. Gidecek İngilizce öğretmeni olacak, binlerce çocuk yetiştirecek ve o da bu topraklarda kendine düşen görevi, insan yetiştirerek yerine getirecek.

Şansızlığı oldu, kanser tedavisi görmesi gerekiyor. Kanser ilacını bulamıyor. Sosyal devletin koruması altında olması lazım. Nereye el attıysa sorununu çözemedi. Belediye önünde bekledi, Bakanı bulurum, sosyal devleti hatırlatırım diye. Bir kararlılık içinde bekledi. Kanser hastaları kalabalığa karışmazlar, korunmaları için ama o her şeyi göze aldı, Bakanı yakaladı derdini anlatıyor. Sayın Bakan'ın verdiği yanıt, 'Al bu parayı. Başka ne yapacağım- Al bunları, cebinden düşürme.'

21. Yüzyıl Türkiye'sindeyiz. Kanseri yaşayan öğrencinin dramını konuşuyoruz. 'Al bu parayı, düşürme' diyor. 'Başka ne yapacağım-' diyor. Buna karşılık Dilek kardeşimiz o Bakan'a da onun gibi düşünenlere de çok güzel bir ders veriyor. 'Ben dilenci değilim' diyor ve devam diyor: 'İnsanlık konusunda bir kez daha hayal kırıklığına uğradım. Görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız hayatınızda.'

Bu tablo 21. Yüzyılın Türkiye'sine yakışan tablo değildir. O Bakan'ın bir eli yağda bir eli balda. O üniversite öğrencisinin tedavi görmesi için verdiği mücadeleyi anlayacak kapasitede değil. Parayı sıkıştırıyor avucuna. Sosyal devlet neydi; değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek kadar önemli olan sosyal devlet neydi- Güçsüzleri korumak değil miydi- Tam tersine, baştan savıyorsunuz onu. Anayasayı çiğniyorsunuz. Sosyal devlet kavramının tümüyle içini boşaltıyorsunuz.

'Ben dilenci değilim' derken aslında bütün hastaların sorunlarına tercüman oldu. 'Senin görevin bana para vermek değil' diyor, 'Sosyal devletin gereği olarak benim tedavi edilme olanağımı sağlayacaksın' diyor. İnsanlıktan nasibini alamayanlar Dilek'in halinden anlayamazlar.

Dilek Özçelik kim- Birimizin kızı, birimizin ileride gelini olacak. Birimizin yeğeni, birimizin torunu. Bizden biri. Bu topraklarda yetişen biri. Umutla geleceğe, hayata bakan biri. Siz ona bu muameleyi yaparsanız, kim bilir diğer vatandaşlara ne yapıyorsunuz- Kimse kafasını kuma sokmasın. Türkiye'nin, AKP'nin gerçeği budur.

Dilek'e yapılan muamele toplumun vicdanına atılan bir tokattır. Herkesin uyanması, gerçeği görmesi lazım. Sözde 18 yaşına kadar bütün çocuklar parasız tedavi edilecekti. Gidin bakın paralı mı parasız mı- Ne demiştim: (Yalancıdan Başbakan olmaz.)''

Herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğunu, bunun bir hak olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, ''Sosyal güvenlik lütuf olarak tanımlanamaz. Her yurttaşın sosyal güvenlik hakkı vardır. 'Herkes' derken sadece Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını kastetmiyorum. Bizim sınırlarımız içinde hangi insan olursa olsun, isterse turist olsun, onun da sosyal güvenlik hakkı var. Siz bu hakkı lütuf olarak gösteriyorsunuz. O yurttaşı kendi kulunuz, tebanız olarak görüyorsunuz'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Sayın Bahçeli eleştiri yaptı diye, AKP iktidarı şimdi şantaj yoluna başvuruyor. 'Senin dönemini inceleteceğiz.' Aklın başına yeni mi geldi senin- Kafana taş mı düştü bir yerden- Şantaja asla izin vermeyeceğiz" dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ile kanser hastası Dilek Özçelik arasındaki diyaloğa dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "İlaç konusunda kararı tüketici vermez, bir doktor verir. Onun gecikmeye tahammülü de yoktur. Zamanı gelince tüketmek zorundasın, çünkü tedavi olması gerekiyor o kişinin. Sıradan bir hastalık için tedavi kolaydır, zor az fakat pahalı olan alandır, kanser gibi. O alanı çözemiyorsunuz, o zaman sorunu büyütmüş olursunuz. Dilek olayı bunlardan birisidir" diye konuştu.

"Sağlık 18 yaşına kadar herkes için parasız olacaktı, ama bugün herkes için paralı" diyen Kılıçdaroğlu, hastalardan ilaç katılım payı, reçete ve muayene ücreti gibi 10 ayrı kalemde para alındığını savundu.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Dilek olayı nasıl patladı- Asıl tartışmamız ve sorunun üzerine eğilmemiz gereken nokta bu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, ilaç karaborsası diye bir kavram yoktu. İlk kez bu olayda ilaç karaborsası gerçeğiyle karşılaştık. Pahalı ilaçlar karaborsaya düştü. İnsanlar tedavi olmak için karaborsadan ilaç alıyorlar. Dönem olur da pek çok ürün karaborsaya düşer ama sağlık konusunda ilacın karaborsaya düştüğünü AKP iktidarında gördük."

İthal İlaçta Fiyat Değerlendirme Komisyonu'nun en son 2009'da toplandığını ileri süren Kılıçdaroğlu, komisyonun 4 yıldır toplanmadığını, bunun da ilacın karaborsaya düşmesinde önemli rol oynadığını söyledi.

Sağlıklı çalışan bir demokraside, siyasal iktidarın şantaj yapmayacağı görüşünü dile getiren Kılıçdaroğlu, "Sayın Bahçeli eleştiri yaptı diye, AKP iktidarı şimdi şantaj yoluna başvuruyor. 'Senin dönemini inceleteceğiz.' Aklın başına yeni mi geldi senin- Kafana taş mı düştü bir yerden- Şantaja asla izin vermeyeceğiz" dedi.

Demokrasilerde şantaj olamayacağını vurgulayan kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ülkeyi yönetiyorsan, bir yerde yolsuzluk varsa üzerine gidersin. Sen gidebilir misin- Gidemezsin. Yolsuzluktan beslenen, yolsuzluk konusunu araştıramaz. Sen daha bu millete mal varlığının hesabını vermedin, kime ne hesap soracaksın. Demokrasiyi bütün kurumları ve kurallarıyla çalıştıracağız, kime yönelik tehdit olursa asla izin vermeyeceğiz. Sen değil miydin 'ben düşük fiyatla özelleştirirsem, bana sen ihanet ediyorsun diye sorarlar.' Arkasından yandaşına değer tespitinin çok altında kamu kurumlarını peşkeş çekmedin mi- Kime hesap soracaksın sen. Hesap vermesi gereken adam hesap soracakmış. Önce sen bu millete otur, kul hakkını nasıl yediğinin hesabını ver."

Demokrasinin herkesin üzerine titremesi gereken bir kurum olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, "Şantajmış, tehditmiş, bunlara pabuç bırakamayız biz. Demokrasimizi güçlendirmek, hukukun üstünlüğü kavramıyla taçlandırmak zorundayız. Yargı bağımsızlığıyla, erklerin gücünü denk hale getirerek demokrasiyi güçlendirmeliyiz" diye konuştu.

"Siz bir ülkede gazetecileri, üniversite öğrencilerini, yazarları, askerleri, avukatları hapse atacaksınız, demokrasiden de giderek siyasal partilerin üzerine şantaj yapacaksınız" diyen Kılıçdaroğlu, "Sevsinler senin demokrasi anlayışını" ifadesini kullandı.

Kılıçdaroğlu, "Öyle bir demokrasi anlayışları var ki geçen gün İstanbul'da 'işçileri işten atma stratejileri' gibi bir toplantı yapıyorlar, devletin bürokratları gidip katılıyor. Akla mantığa bakın. 'Bir işçiyi nasıl işten atabilirsiniz-' Onun stratejileri üzerine toplantı yapılıyor ve bunlar da demokrat geçiniyor" değerlendirmesini yaptı.

Demokrasilerde seçilenlerin, milletin milli değerlerine saygı duyması gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"(Ben her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım) diyorsan, sen demokrat olamazsın, çağdaş olamazsın. Ortak değerleri dikkate alacaksınız. Ben gerçekten Recep Tayyip Erdoğan'a bir soru sormak isterim. Hiçbir soruma yanıt vermedi ama buna belki verebilir. Recep Tayyip Erdoğan hangi ülkenin başbakanı- Diyebilir mi acaba ben Türkiye Cumhuriyetinin başbakanıyım, diyebilir mi- Nasıl bir anlayıştır, anlamakta zorlanıyorum. Türkiye Cumhuriyetini siliyor. O bakanlıktan siliyor, valide valilikten siliyor. Sen hangi ülkenin başbakanısın, Sayın Başbakan. Bunu yapanlar şimdi bir birine düştü, 'ben yapmadım o yaptı' diyor. Sanki birisi yurt dışından ithal edilmiş. Takiye kültüründen gelen, yani yalancılığı asıl amacına ulaşmak için kullanan ve rahatlıkla dillendiren birisi ülkenin milli değerlerini koruyamaz."

"Türkiye Cumhuriyeti kolay mı kuruldu-" diye soran Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"O cumhuriyet, sen Rize'den yırtık ayakkabı ile buraya geldin. Bu cumhuriyet seni başbakan yaptı. Bu cumhuriyet Kayseri'de küçük bir esnafın oğlu olan Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı yaptı. Bu cumhuriyet Tunceli'de küçük bir memurun oğlu olan Kemal Kılıçdaroğlu'nu CHP genel başkanı yaptı. Şimdi kalkmışsın, cumhuriyet düşmanlığı yapıyorsun. Takiye kültüründen gelenler bir süre sonra en yakınındakilere bile ihanet ederler. Erbakan'ın önüne diz çöküp elini öpüyorlardı, geriye dönüp arkadan hançerlediler. Aynı şeyi Türkiye Cumhuriyeti için yapmak istiyorlar, senin gücün yetmez, boyun da yetmez."

Doğru söylemenin bir siyasetçi için kaçınılmaz bir görev olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, siyasetçilerin hangi koşulda olursa olsunlar doğruyu söylemesi gerektiğini belirtti.

Anayasa için uzlaşma komisyonu kurulduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin son seçim beyannamesinde yer aldığını belirttiği, "Hazırlanacak anayasa kısa, öz ve açık olmalı. Erkler arasındaki ilişkiler, parlamenter sistem esas alınarak açık, net ve anlaşılır biçimde belirlenmelidir" bölümünü okudu.

Kılıçdaroğlu, "Hangi sistem- Parlamenter sistem. Şimdi neyi getirmek istiyorlar- Başkanlık sistemini. Ne dedim ben size, asla ve asla yalancıdan başbakan olmaz. Halka ne vaat ettin, şimdi neyi yapıyorsun. Yalan söylüyorsun, onun için söylüyorum 'yalancıdan başbakan olmaz' diye. Başkanlık sistemi getirecekmiş. Parlamenter sistem, Türkiye'nin 150 yıllık geleneğinde vardır, senin kişisel ihtirasların bu ülkeye başkanlık sistemini getirmez. Çünkü bu Meclis'te CHP var, Recep Tayyip Erdoğan. Bunu sakın unutma" diye konuştu.

Son yaşanan gelişmeler nedeniyle kendilerine "Barış istiyor musunuz-" diye sorduklarını belirten Kılıçdaroğlu, "İstemeyen mi var. 'Huzur istiyor musunuz-' İstemeyen mi var- 'Niye destek vermiyorsunuz.' Neye destek vereceğiz- Bilen var mı- Bilen yok. Senin başkanlık sistemi için yaptığın çalışmalara mı destek vereceğiz- O hayaline mi destek vereceğiz- Avucunu yalarsın Recep Tayyip Erdoğan, avucunu yalarsın" ifadesini kullandı.

Bu sorunun çözümü için Başbakan'a, "dürüst ve samimi olması", "gizli, kişisel bir ajanda bulundurmaması", "milletin kabul etmeyeceği angajmanların altına imza atmaması" gibi koşullar söylediklerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Şimdi şakşakçılık yapan köşe yazarlarına bir şey sormak istiyorum- Bilmediğiniz konuyu nasıl destekliyorsunuz- İşin özü şu: Demokrasimizi, cumhuriyetimizi, Türkiye Cumhuriyeti'ni seviyoruz. Bayrağımızı, insanımızı seviyoruz. Demokrasimizi güçlendirmek istiyoruz. Parlamenter sistemimizi güçlendirmek istiyoruz, yargının bağımsız ve tarafsız olmasını istiyoruz. Demokrasi paketiyle ilgili 16 tane madde açıkladım. Bir tek cümle bile Recep Tayyip Erdoğan'dan çıkmadı. Onun için hepimize görevler düşüyor. Türkiye'yi içinde bulunduğu çıkmazdan kurtaracak adres bellidir, adres CHP."