2010-02-09 - 15:14
CHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Anayasa değişikliği konusundaki tespitinin çok önemli olduğunu belirtti. ''AKP'nin artık herhangi bir konuyu referanduma sunabilir bir noktada olmaktan çıktığını'' iddia eden Baykal, ''Parlamentoda 330'u bulmaları imkansız değildir ama referanduma gittiklerinde yüzde 50'yi bulmaları imkansızdır'' dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün Anayasa değişikliği konusundaki tespitinin çok önemli olduğunu
belirtti. ''AKP'nin artık herhangi bir konuyu referanduma sürebilir bir noktada
olmaktan çıktığını'' iddia eden Baykal, ''Parlamentoda 330'u bulmaları imkansız
değildir ama referanduma gittiklerinde yüzde 50'yi bulmaları imkansızdır'' dedi.

Baykal, partisinin grup toplantısında, Cumhurbaşkanı Gül'ün Hindistan'a
giderken Anayasa değişikliğinin artık kenara itilmesi gerektiğini söylediğini
belirtti. Bunu çok önemli bir tespit olarak gördüğünü ifade eden Baykal, şöyle
devam etti:

''Anayasa değişikliği konusundaki bu tereddütün altında sadece
parlamentoda 330'un üzerinde bir oy toplama konusunda AKP grubunun güçlükle
karşılaşacağı, o nedenle bir tereddüt içine girdiği Başbakan tarafından ifade
ediliyor. Bana göre, bu geçerli değildir, olay bu değildir. Parlamentoda 330'u
bulmaları imkansız değildir ama referanduma gittiklerinde yüzde 50'yi bulmaları
imkansızdır. Bu gerçeği kavramaya başlamışlardır. Ve bu olasılığı göze
alamamışlardır. Bunun böyle olacağını ben haftalar önce söylemiştim. Şimdi
gelişmeler sayın Cumhurbaşkanı'nın ifadesiyle de netlik kazanmıştır. AKP artık
herhangi bir konuyu referanduma sunabilir bir noktada olmaktan çıkmıştır.

AKP kadrolarının Anayasa değişikliği konusundaki iddialarının, milletin
ihtiyaçlarından çok, kendi sıkıntılarını çözmeye yönelik, kendi dünya görüşlerini
Türkiye'ye dayatmaya yönelik bir arayış ile ilgili olduğunu ifade ediyoruz.
Hukukun arkasından dolanabilmek için bir Anayasa değişikliği istediklerini
biliyoruz. O nedenle Anayasa değişikliği konusunda onlarla bir işbirliğine
girmemiz olağanüstü güçtür.''

Baykal, dokunulmazlık sorununa inandırıcı ve dürüst bir yaklaşım ortaya
konmadan Türkiye'de demokratikleşme konusunda hiçbir ciddi adımın inandırıcı
olmasının mümkün olmadığını kaydetti.

''EĞER UZLAŞMAYLA SEÇİLSEYDİ...''

Cumhurbaşkanı Gül'ün ''tarihi bir fırsattı'' diyerek üzüntüsünü dile
getirdiğini anlatan Baykal, şöyle devam etti:

''Sayın Cumhurbaşkanı tarihi fırsatlar yakalama konusunda hepimizden daha
yetenekli görünüyor. Sık sık Türkiye'nin önündeki tarihi fırsatları bize
müjdeliyor. Ama ne yazık ki o tarihi fırsatların altından milleti mutlu edecek
herhangi bir şey çıkmış değildir. Kürt açılımı için de tarihi açılım diyordu,
açılımın Türkiye'yi nereye getirdiğini gördük. Ermeni açılımı için de yine tarihi
fırsattır diyordu. Onun Türkiye'yi nereye getirdiğini gördük. Anayasa değişikliği
konusunda da tarihi bir fırsatı kaçırdık diyor. Üzülmesin Sayın Cumhurbaşkanı. O
tarihi fırsatı inşallah günü geldiği zaman milletimiz yakalayacaktır ve CHP
olarak biz de gerekeni yapacağız.

Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasa yapma konusunda uzlaşmanın altını çiziyor.
Haklıdır, doğrudur. Ama Türkiye'de uzlaşma konusundaki ilk büyük temel yanlış
cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili konuda olmuştur. Siz kendi seçiminiz söz konusu
olduğu zaman seçecek parlamento çoğunluğu elimizde var ya da Anayasayı
değiştirecek parlamento çoğunluğu elimizde var, biz yaparız, bu uzlaşma olsa da
olmasa da biz inandığımız gibi yürürüz diye yola çıkarsanız, bu memleketin en çok
uzlaşmayı araması gereken noktada, Cumhurbaşkanlığı konusunda bir uzlaşma
ihtiyacını yok sayarsanız ve kendi iradenizi oraya dayatırsanız, sonra uzlaşma
olmadığı için Anayasa yapamıyoruz dersiniz, sonra Türkiye'de toplum birbirine
düşmeye başladığı zaman burayı kim, nasıl toplayacak, siyasi tarafları bir araya
getirip kim etkili olacak diye aramaya başlarsınız. Millete bir ombudsman lazım,
ombudsman olsa da Türkiye'deki ihtilafları yukarı düzeyde bir araya getirse der.
O ombudsman Cumhurbaşkanının ta kendisidir. Eğer uzlaşmayla seçilseydi işte o
ombudsman olurdu. Şu Türkiye tablosunda Türkiye'yi kucaklayacak bir anlayış
ortaya çıkardı.''

Cumhurbaşkanı Gül'ün son dönemde atadığı 14 rektörün tümünü üniversitenin
tercihlerinin dışından seçtiğini belirten Baykal, ''Sayın Cumhurbaşkanı
Üniversitenin tercihini, iradesini yok saymıştır. Uygun gördüğü kişiyi
atamıştır'' dedi.

''DESPOTSANIZ, HİÇBİR ANAYASA SİZİ DEMOKRAT YAPMAZ''

İzzet Baysal Üniversitesi'nde dramatik bir atamanın yaşandığını ifade
eden Baysal, işadamı Baysal tarafından kurulan üniversitenin, devlete teslim
edildiğini kaydetti.

Baysal'ın yeğeni ve vakıf başkanı Ahmet Baysal'ın Cumhurbaşkanı Gül'e
yazdığı ve YÖK'ün üniversitede belirlenen adayların sıralamasını değiştirmesi
durumunda görüşme talep eden mektubunu okuyan Baykal, YÖK'ün sıralamayı
değiştirdiğini ve Gül'ün Baysal ile görüşmediğini belirtti. Baykal, Gül'ün
birinci sırada seçilen Prof. Dr. Atilla Kılıç yerine, Prof. Dr. Hayri Coşkun'u
rektör olarak atadığını, Baysal'ın buna tepkisini bir basın toplantısıyla
gösterdiğini anlattı.

Atanan kişinin, atanmadan önce ''AKP milletvekilleriyle üniversitede
görkemli yemekler yediğini'' belirten Baykal, şunları söyledi:

''Şimdi uzlaşma, Anayasa değişikliği konusundaki üzüntü beyanları ne
anlama geliyor? Nedir onlar? Anayasa mı size o sıralamayı bozun, o üniversiteyi
kuran insanların, görev yapan hocaların tümünün 'aman dokunmayın bu iyi
rektördür' dediği halde hayır benim örgütüm, benim partizanlarım,
milletvekillerim onu değil, bunu istiyor diye değiştirme yapmanızı zorunlu kılan
elinizdeki 1982 Anayasası mı? O Anayasadan dolayı mı yapamıyorsunuz, yoksa
kafanızdaki demokrasiye bir türlü alıştıramadığınız anlayışınız dolayısıyla mı?
Bu olayda bir kez daha ortaya çıkmıştır ki sorun Anayasadan önce, o Anayasayı
uygulamak durumunda olan insanların zihniyetidir, anlayışıdır, düşüncesidir. Siz
despotsanız hiçbir anayasa sizi demokrat yapamaz.''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın, eşinin GATA'ya alınmamasına ilişkin sözlerini
değerlendirirken, ''Türkiye'de kılık kıyafetle ilgili bir konuyu konuşacaksan,
eşinin üzerinden bunu konuşmayacaksın, yanlış olur. Yanlış yapılmıştır'' dedi.

Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''Ermeni
Açılımı''nı eleştirerek, bunun da Hükümetin diğer açılım projeleri gibi
başarısızlıkla sonuçlandığını savundu.

Türkiye'nin, Ermenistan ile arasında tarihten gelen olayları gerçeklere
saygı duyarak kendi zemini içinde tartışmaya her zaman hazır olduğunu, bunun
dışında da dostluk ve iyi ilişkilerden yana bir tavır sergilediğini anlatan
Baykal, ancak Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarına yönelik işgalinin kabul
edilemeyeceğini vurguladı.

Hükümetin bir süre önce ''komşularla sıfır sorun'' ilkesi doğrultusunda
Ermenistan ile protokol imzaladığını hatırlatan Baykal, CHP'nin protokole ilişkin
gündeme getirdiği uyarılarını bir kez daha tekrarladı.

Ermenistan'ın, protokolde işgal ettiği Azerbaycan topraklarından
çıkacağına dair bir vaatte bulunmadığını belirten Baykal, protokolün Hükümetin
kamuoyuna yansıttığı şekilde olmadığını ileri sürdü. Dış politikada ''kafadaki
düşüncelerin değil, kağıt üzerine yansıyan somut verilerin'' geçerli olduğunu
ifade eden Baykal, protokolün imzalanmasının ardından Türkiye-Ermenistan ve
Azerbaycan arasında yaşanan gelişmeleri anlattı. Baykal, şöyle devam etti:

''Bu da tıkanmıştır, bu da çıkmaza girmiştir, bağlanan umutlar
gerçekleşmemiştir. Bütün bunları niye söylüyorum? 24 Nisan geliyor. Tekrar bu
konu ısıtılmaya başlandı, tekrar Türkiye'nin üzerine baskılar gelecek. Tekrar
Amerikan Kongresinden soykırım konusunda karar alma girişimleri yapılacak. 'Aman
bunları önlemek için siz biraz harekete geçin' denilecek, vesaire... Yani
hükümetin bu sıfır ihtilaf konusunda dış politika anlayışının bizi getirdiği en
son nokta, Ermenistan konusunda budur. Tam bir fiyaskodur, tam bir
perişanlıktır.

Gereksiz yere umutlar verilmiştir ve hiç bir şey elde edilmemiştir. 'Hiç
bir şey elde edilmemiştir' diyorum ama 'hiç bir şey kaybedilmemiştir' demiyorum.
Çok şey kaybedilmiştir. Ne kaybedildi? Bir defa Azerbaycan'ın dostluğu
kaybedildi. Türkiye için telafisi olağanüstü güç... Çok gereksiz, çok anlamsız,
çok yanlış bir dış politika sorunu yaratıldı. 'Sıfır ihtilaf' diyordun,
Ermenistan'la ihtilafı çözemedin, Azerbaycan'la ihtilaf yarattın. Azerbaycan'la
da artık eski ilişki yok. Şimdi Azerbaycan doğalgaza zam yapacağını ilan etti.
Şimdi bunun bedelini zannetmeyin ki sadece diplomatlar ödeyecek ya da tarih
kitaplarında bu değerlendirme yapılacak. Milletimizin her ay ödeyeceği doğalgaz
faturasına AKP iktidarının bu yanlış politikası yansıyacak. Bu güne kadar
geciktirdik. Ben 'doğalgaz zammı geliyor, geliyor' dedikçe, 'Baykal söylüyor
yapmayacağız' dediler. Yine ben 'geliyor' demeye devam ediyorum. İnşallah bu ay
da yapmazlar da kışı geçirtmeyi başarırız vatandaşa, benim de derdim o. Ama
geliyor, gelecek. Bilin ki geldiği zaman bunun altında bu yanlış politika
yatıyor. Bu iktidarın uyguladığı yanlış Ermenistan politikasının bedelini, benim
doğalgaz faturasını ödemekte sıkıntıya düşen vatandaşım sırtlayacak. Bu çok büyük
bir yanlıştır.''

''EŞİNE EN BÜYÜK HAKSIZLIĞI SEN YAPMIŞ OLURSUN''

Baykal, konuşmasında geçen hafta TBMM Genel Kurul'unda yaşanan gerginliğe
de değindi. TBMM'nin, tarihin en acı ve üzüntü verici sahnelerini yaşadığını
ifade eden Baykal, parlamentoda zaman zaman yaşanan bireysel tartışmaların, bu
kez grup halinde ve fizik temas içeren bir hale dönüştüğünü anlattı.

Bunun arkasında eş ve aile tartışmasının kürsüye yansıması, din istismarı
ile saldırı boyutunun bulunduğunu öne süren Baykal, durumun üzüntü verici
olduğunu vurguladı.

Siyasetin düşünce, ilke ve görüşler etrafında yapılması, bunların da
siyasetçiler tarafından takdim edilmesi gerektiğini kaydeden Baykal, ''Hiçbir
şekilde siyasi tartışmanın hedefi siyasetçinin eşi, oğlu, kızı, anası, babası,
hısımı, akrabası olmaz. Eğer onlar da doğrudan siyasetin içindeyse o ayrı bir iş.
Eğer doğrudan siyasete girmediği halde bir siyasetçinin eşi olduğu için bir
vatandaşımızı üzmeye, tartışma konusu yapmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Bu bizim
ahlakımıza da terbiyemize de siyasetimize de insanlığımıza da yakışmaz'' diye
konuştu.

Bunun bir temel ilke olduğunu ancak tek taraflı uygulanamayacağını
vurgulayan Baykal, ''Eşimizi, ailemizi, yakınlarımızı siyaset zeminine
taşımayacağız. Başkaları, rakiplerimiz bizimkileri taşımayacak, biz de işimize
yarar diye uygundur diye kendi eşimizi, yakınımızı siyaset sahnesine
taşımayacağız. Taşırsak işte o zaman o da saldırıya hedef olmaya başlar, eşine en
büyük haksızlığı sen yapmış olursun'' dedi.

''AĞLAYACAĞINA ZAMANINDA ÇÖZ, ÇÖZEMİYORSAN DA SUS''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen hafta bir televizyon programında
eşiyle ilgili bir konuyu ''hiç icabı yokken gündeme getirdiğini'' ifade eden
Baykal, şunları söyledi:

''Yanlış buradan başlıyor. Türkiye'de kılık kıyafetle ilgili bir konuyu
konuşacaksan eşinin üzerinden bunu konuşmayacaksın, yanlış olur. Yanlış
yapılmıştır. Eşine yönelik hatıraları anlatarak, üzüntüleri kamuoyuna yansıtarak
bir mağduriyet psikolojisi inşa etme, bir merhamet talep talebinde bulunma
konumuna gelirsen o zaman siyasi tartışmaya çok yanlış bir boyutu bizzat sen
katmış olursun. Ve maalesef olmuştur.

Başbakan o pazar günü bir olayı anlattı ama bizim bildiğimiz fakat şu ana
kadar hiç söylemediği bir başka olay, yine Sayın Başbakan'a Fransız Devlet
Başkanı'nın lisanı münasiple bir devlet ziyareti sırasında 'eşini buraya getirme'
diye mesaj göndermiş olmasıdır. Bu olayı yaşadık. Jacques Chirac, Sayın Başbakan'a
sadece kılığı kıyafeti dolayısıyla bu yapacağı devlet ziyaretinde 'eşini getirme'
mesajını verdi. Bunu biliyoruz. Bunu bir gün dile getirip, şikayet konusu yaptık
mı? Bu bizi de rencide etti, rahatsız etti. Ne suçlama konusu, ne siyasi tartışma
konusu yaptık. Şimdi sen ne açıyorsun bu defterleri? Sen ülkenin yönetimden
sorumlusun, sen ağlayacak, şikayet edecek, merhamet talep edecek noktada
değilsin. Sen sorunları çözecek noktadasın. Çözebildiğini çözersin, çözemediğini
istismar etmezsin. Hem çözemem hem istismar ederim bu yakışmaz. Çöz kardeşim,
çöz... Ağlayacağına zamanında çöz, çözemiyorsan da sus.'' (15:14)

NOT: Haberin devamını '' İlgili Dökümanlar'' da bulabilirsiniz.