2007-03-27 - 15:57
CHP GRUP TOPLANTISI...
Baykal, CHP TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin tarihi bir cumhurbaşkanı seçimi süreci içinden geçtiğini söyledi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, cumhurbaşkanı
seçiminin doğru, Anayasaya uygun, Anayasanın biçimine değil sadece, özüne de
uygun bir seçim olmasının temel amaçları olduğunu söyledi.
Baykal, CHP TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin tarihi
bir cumhurbaşkanı seçimi süreci içinden geçtiğini söyledi.
Herkesin, ''Türkiye, bu konuda ne yapacak? Nasıl bir doğrultu içine girecek?
Nasıl karar alacak?'' diye büyük bir ilgiyle izlediğini belirten Baykal, seçime
bu kadar yakın bir noktaya gelinmiş olunmasına rağmen, büyük ilgi ve heyecan
yaratmış olmasına rağmen, ortada hala hiçbir cumhurbaşkanı adayının resmen
bulunmadığını kaydetti.
Bunun, dünyanın hiçbir ülkesinde karşılaşılmayacak olan bir tabloyu ortaya
koyduğunu ifade eden Deniz Baykal, cumhurbaşkanı seçiminin her ülkede olağanüstü
önemli olduğunu ve seçimi sadece parlamento üyelerinin değil, bütün milletin
yakından izlediğini belirtti.

-''KABUL EDİLEBİLİR TABLO DEĞİL''-

Herkesin bu konuda söyleyeceği söz olacağını, ama kimsenin söz söylemesine
fırsat vermemek için, sanki böyle bir seçim yapılmayacakmış gibi günlerin
geçirildiğini anlatan Baykal, adayların ortaya çıkmaya cesaret edemediğini
söyledi. ''Seçime mi gidiyoruz, bir dayatmayla mı karşı karşıya kalacağız belli
değil, garip bir tablo'' diyen Baykal, dünya basınının, cumhurbaşkanı seçimiyle
ilgili ''hayalet seçim'' diye yazılar yazdıklarını söyledi. CHP Genel Başkanı
Baykal, şöyle konuştu:
''Bu hiçbir şekilde kabul edilebilir tablo değildir. Bu, demokrasiye uygun
değildir. Anayasamızın özüne uygun değildir. Bunun altında ancak bazı
olumsuzluklar yatıyor olabilir. Kaygılar, tehlikeler, mahcubiyetler, kaçışlar
yatıyor olabilir... Bir cumhurbaşkanlığı seçimi, kaçılarak yapılmaz, iddiayla
yapılır. Hukukunu sergileyerek, iddianı ortaya koyarak yapılır. Kimse, iddia
sergilemiyor, talep yapmıyor. Meydan, gün geçsin diye... Sessizce günün
geçirilmesini isteyenlerin yönlendirdiği biçimde işliyor. Türkiye, cumhurbaşkanı
seçimini yapıyor, kimin cumhurbaşkanı olacağı belli değil. Bu, garip bir
tablodur. Bunun altında eziklik yatmaktadır.''

-''(BU İŞİ ALIP GÖTÜRÜR MÜYÜZ) YAKLAŞIMI''-

Baykal, kendine güvenen bir anlayışın, talebini çok net şekilde ortaya
koyması gerektiğini belirterek, konuya son anda ''bu işi alıp götürür müyüz''
diye yaklaşıldığını söyledi.
Konunun, iktidarın ''aman konuşmayalım'' anlayışla gittiğini, ancak
Türkiye'nin konuyla derinden ilgili olduğunu, herkesin meraklı olduğunu ifade
eden Baykal, bir yandan büyük bir tartışma yaşandığını, bir yandan kimsenin
adaylığını ortaya koymadığını kaydetti. Bunun bir paradoks, çelişki olduğunu;
içinde bulunulan tablonun buraya yansıdığını anlatan Baykal, CHP olarak bu konuda
ciddi bir çaba içinde olduklarını söyledi.

-''NİYET, ARTIK ALENİYET KAZANDI''-

Türkiye'yi böyle bir tabloya doğru sürüklenmesinden alıkoyabilmek için büyük
gayret gösterdiklerini, ''cumhurbaşkanlığı, bir kapkaç seçimi olmamalıdır'',
''kimin seçileceği açıkça tartışılabilmelidir'' dediklerini anlatan Baykal, niçin
çaba içinde olduklarının doğru anlaşılması gerektiğini ifade etti. Deniz Baykal,
şöyle konuştu:
''Biz, Başbakanın eğer Türkiye'yi bu konuda ilgisini, dikkati dağıtarak bir
olup bittiye getirebilirse, cumhurbaşkanı olma niyetinde olduğunu görüyoruz.
Başbakanın bu niyetini de açıkça ortaya koymuş bulunuyoruz. Niyet, artık aleniyet
kazanmıştır. Sayın Başbakanın, cumhurbaşkanı olmayı arzu ettiği, bunun fırsatını
aradığı çok açıktır.''

-''KİŞİSEL ÇEKİŞME DEĞİL''-

Bazılarının, bu olayı Başbakan ile CHP Genel Başkanı arasında kişisel
çekişme olduğu yönünde yansıtmaya çalıştığını anlatan Baykal, ''Bizim kişilerle
hiçbir ilgimiz yoktur. Kişilerle ilgili özel tartışma, çekişme, kavga anlayışı
içinde olamayız, olmamız söz konusu değildir. Burada büyük bir tarihi görev
yapıyoruz. Onun gereğini yerine getiriyoruz. Falan filan kişiyle, CHP Genel
Başkanının bir kavga içinde, bir özel çekişme içinde olması söz konusu değildir''
diye konuştu.
CHP lideri Baykal, 2002 seçimlerinden sonra AK Parti Genel Merkezini ziyaret
ettiklerini ve kendilerini kutladıklarını, demokratik rejimin işlemesi için
demokratik katkıyı inançla verdiklerini, demokratik hak kısıtlamalarının ortadan
kaldırılması için gayret gösterdiklerini söyledi.
''Ne o zaman kendisine özel destek veriyorduk ne şimdi karşı çıkarken özel
bir düşmanlık duygusuyla hareket ediyoruz'' diyen Baykal, siyasi ve milli
sorumluluğun gereğinin yerine getirildiğini kaydetti.

-''AKP İLE KAVGA ETMİYORUZ''-

Başbakanla duygusal gerginlik içinde olmalarının söz konusu olamayacağını
ifade eden Baykal, şunları kaydetti:
''Bu aynı şekilde bir parti kavgası da değil. CHP, AKP kavgası değil. Biz,
AKP ile kavga etmiyoruz. Biz, cumhurbaşkanlığı planının Türkiye için yanlış
olacağına ilişkin kanaatimizi anlatmaya çalışıyoruz. Bizim verdiğimiz mücadele,
demokrasi ve anayasa mücadelesidir. Anayasamızın özünün, hukukumuzun temellerini,
devletimizin özünün demokratik kurallar içinde sahiplenilmesini gerçekleştirmeye
yönelik bir mücadele veriyoruz.
Hiç kuşku yok, bizim mücadelemiz, Cumhurbaşkanlığı seçiminin, anayasaya,
demokratik kurallara uygun olarak yapılması anlayışına dayanmaktadır. Bu konuda
herhangi bir tereddüt olamaz. Elbette Anayasanın öngördüğü şekilde, elbette
TBMM'nin oyuyla bir Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacaktır. Bu konuda bir tereddüt
yoktur. Bu seçimin doğru bir seçim olması, Anayasaya uygun bir seçim olması,
Anayasanın biçimine değil sadece, özüne de uygun bir seçim olması, anayasamızın
ilkelerini de yansıtan bir seçim olması, temel amacımızdır. Demokrasiyi sıkıntıya
sokmayacak bir seçim olması temel kaygımızdır.''

-''100 KİŞİ SEÇİLEBİLİR...''-

Anayasaya, ve demokrasiye uygun olarak 100 kişinin seçilebileceğini ifade
eden Baykal, ''Anayasamızın özüne ve demokrasiye en büyük sıkıntıyı verecek olan,
başbakanın cumhurbaşkanı olarak seçilmesidir'' dedi.
Baykal, Başbakan Erdoğan'ın seçilmesinin sıkıntıyı yaratacağını, Erdoğan'ın
Anayasanın özünü içine sindiremediğini öne sürdü.
Deniz Baykal, 2002 seçimleri sonrası AK Parti yöneticilerine ''Türkiye'nin
borçları, işsizlik, Kıbrıs, AB'' gibi sorunlarında ulusal yararlar doğrultusunda
katkıda bulunacaklarını söylediklerini belirterek, ''Türkiye'yi, anayasal rejimin
rotasından çıkarmaya yönelik bir arayışın içine girilmemesi, anayasal vazonun
kırılmaması, laik, demokratik cumhuriyetin ilkeleriyle oynanmaması'' uyarısında
bulunduklarını söyledi.
Geçmişte ellerine fırsat geçtiğinde neleri yaptıklarını çok iyi bildiklerini
kaydeden CHP Genel Başkanı Baykal, ''O dikkat içinde cumhurbaşkanlığı gibi
Türkiye'de rejimin temel direği konumundaki bir makamın, anayasayı içine
sindirmiş, laik cumhuriyetle problemi olmayan, güven veren bir anlayışın elinde
bulunmasını, Türkiye'nin istikrarı, laikliğin geleceği ve halkın mutluluğu
açısından büyük bir sorumluluk olarak görüyoruz'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP'nin,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmasını istediğini, bu nedenle
tahrik etmeye, kızdırmaya yönelik bir politika izlediğini öne sürenler
bulunduğunu belirterek, ''Herkes bilsin ki Başbakanın cumhurbaşkanı olmayı
istemesi için hiçbir teşvike ihtiyaç yok. O istiyor zaten. Onun tahrike, teşvike
ihtiyacı yok'' dedi.
Baykal, partisinin grup toplantısında, cumhurbaşkanı seçimine yönelik
değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'de vatandaşların ezici çoğunluğunun, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olma ihtimalinden rahatsız olduğunu savunan
Baykal, bu duyarlılığı yansıtarak, sözcülük yapmaya çalıştıklarını söyledi.
AK Parti'ye oy vermiş olanların önemli bir kısmının bile ''Sakın ha Başbakan
oraya çıkmasın'' dediğini ileri süren Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Biz samimiyetle Başbakanın cumhurbaşkanı olmasının Türkiye'de gerilimi,
sıkıntıyı artıracağına inanıyor ve Türkiye'yi sakınmak, korumak için bu ihtimale
karşı herkesin duyarlılığını artırmaya çalışıyoruz. Bu çağrımızın nedeni sadece
milletimizi ve iktidarı uyarmaktır. Biz bu sözlerimizi milletimize, iktidara
yönelik olarak söylüyoruz. Demokratik görevimizi yapıyoruz. Bu görevin yapılması
lazım.
Türkiye böyle sessizce teslim alınabilir mi? Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik
tuzağın bu kadar aciz, bu kadar duyarsız, dikkatsiz bir kamuoyu ortamı içinden
yürütülmesine göz yumulabilir mi? Böyle bir şey olmaz, olmamalıdır, olmayacaktır.
Bunu anlatmak CHP'nin görevidir. Bunu, bütün gücümüzle yapıyoruz.''
Cumhurbaşkanının ülkenin bütünlüğüne sahip çıkması gerektiğini belirten
Baykal, 'Cumhurbaşkanı, kafasında devletin temelleriyle ilgili hiçbir problem
olmayan bir insan olacak. 'Ben, Türk milletinin bir parçasıyım' demekten
gocunmayan bir insan olacak'' dedi.

-''İHTİRASININ KURBANI OLMA''-

CHP'nin, Erdoğan'ın köşke çıkmasını istediğini, bu nedenle tahrik etmeye,
kızdırmaya yönelik bir politika izlediğini savunanlar bulunduğunu kaydeden
Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Önce herkes bilsin ki Başbakanın cumhurbaşkanı olmayı istemesi için hiçbir
teşvike ihtiyaç yok. O istiyor zaten. Onun tahrike, teşvike ihtiyacı yok. Böyle
konular, psikolojik tahlillerle cevaplandırılacak konular değildir.
Cumhurbaşkanlığı konusunda biz, milyonlarca vatandaşımız, halkın çoğunluğu adına
diyoruz ki sakın ha ihtirasının kurbanı olma, sakın ha Türkiye Cumhuriyeti ile
hesaplaşmak üzere oraya gelmeye kalkma. Bu, bizim samimi anlayışımızdır,
görevimizdir. Bu görevi yerine getiriyoruz.''

-''İÇİME SİNMİYOR''-

CHP'nin, aylar önce Erdoğan'ın niçin cumhurbaşkanı olmaması gerektiği
konusunda 35 gerekçe ortaya koyduğunu belirten Baykal, bunların hiçbirisine yanıt
verilemediğini söyledi.
Baykal, ''(Ne biçim manzara o Hikmetyar'ın dizinin dibinde) demişiz. O
fotoğrafa dikkatle bakın, normal bir yanına oturma değil. Bacağına sarılmış,
vücut diliyle sadakatini, bağlılığını ortaya koyuyor. Şimdi o insanı biz laik
demokratik cumhuriyetin cumhurbaşkanı yapacağız. Vallahi benim içime sinmiyor''
dedi.
Başbakan Erdoğan'ın, BM kararıyla terörü finanse ettiği tespit edilmiş Yasin
El Kadı'ya 'kefil olduğunu'' ifade eden Baykal, şöyle devam etti:
''Uluslararası basında çıkan haberlere göre, Başbakanın meşhur danışmanı,
Yasin El Kadı'ya ait bir vakfın hesabına 60 bin ABD Doları transfer etmiş. Daha
sonra bu meşhur danışmanın annesi, 250 bin dolar transfer etmiştir. Başbakan, bu
transferi yapan kişiyi yanında danışman olarak tutuyor; o transferin yapıldığı
vakfın başkanı El Kadı'ya kefil oluyor, sonra Türkiye Cumhuriyeti'nde
cumhurbaşkanı olmak istiyor... Olmaz, olmamalıdır.''

-''SAYIN'' TARTIŞMALARI-

Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bir konuşmasında terör örgütü
elebaşı Öcalan'a ''sayın'' dediği iddialarıyla ilgili olarak inceleme
başlatıldığını hatırlattı.
Erdoğan'ın, söz konusu konuşmada iki kez ''sayın'' dediğini, şehitler için
ise ''kelle'' ifadesini kullandığını savunan Baykal, ''Bu işin hukuk boyutu var
ama bence asıl önemli olan siyaset boyutudur. Başlatılan inceleme sonucunda ne
karar alınacak, hep beraber görürüz. Biz onlarla meşgul değiliz. Ama Türkiye'de
bir önemli siyaset adamının, cumhurbaşkanı adayının böyle bir sözü telaffuz edip
etmediği önemlidir'' diye konuştu.
Başbakan'ın ''o sözleri kazayla söylediyse bunu açıklayarak özür dilemesi
gerektiğini'' ancak bunun yapılmadığını kaydeden Baykal, şöyle devam etti:
''Bu sözler, Başbakanın bu konulardaki zihin karışıklığını yansıtıyor.
Sıradan bir yanlışlık olmanın ötesinde Başbakanın zihninin halini, bu konudaki
anlayışını yansıttığını millet gördüğü için bu, olağanüstü bir önem taşıyor.''
Baykal, ''Diyarbakır'a gitmeden ne gibi hazırlıklar yaptığını, orada neler
söylediğini biliyoruz. Barzani'nin, Talabani'nin seni desteklediğini biliyoruz.
Şimdi insanlar, 'sayın Öcalan' diye bir konuşma yaptığını görünce, 'bunun kafası
karışık' diyorlar'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın, kendisine ''Sen kimsin?'' dediğini ifade ederek, ''Allah'ın
fani bir kuluyum. Yetmiyor mu? Kimlik problemim, kompleksim yok. Erdoğan'a
kimliğini sormuyorum, çünkü kimliğini biliyorum'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, Erdoğan'ın, ''Sen bu
teröristlerin arkadaşlarıyla Mecliste aynı çatı altında bulundun'' şeklinde
kendisine eleştiriler yönelttiğini söyledi.
''Hiç kuşku yok elbette. Bunun tartışılır bir tarafı yok'' diyen Baykal,
siyasi hayatları boyunca terör konusunda tavrı netleşmemiş olanların Parlamentoda
yer almasına destek vermeyi reddettiklerini belirtti.
Bu konuda çok tutarlı bir çizgiden geldiklerini ifade eden Baykal, hiç
kimsenin, terörle ilişkisi olan herhangi bir çevreyi himaye ettiklerini
söyleyemeyeceğini kaydetti.
Erdoğan'ın bu konudaki ithamına kızmadığını, çünkü doğru olmadığını ifade
eden Baykal, Erdoğan'ın, bu iddiasını, daha önce de ''Bu olaylar olurken sen grup
başkanvekiliydin'' diye ortaya koyduğunu belirtti.
Bunun üzerine Erdoğan'a ''yalan söylüyor'' dediğini, Erdoğan'ın da mahkemeye
verdiğini anımsatan Baykal, mahkemeden, ''Baykal haklıdır'' şeklinde karar
çıktığını anlattı.

-''TÜRKİYE'NİN SİYASİ HAYATINI DA BİLMİYOR''-

Baykal, Erdoğan'ın bu kez, o dönemde kendisinin genel sekreter olduğunu
söylediğini kaydederek, ''Türkiye'nin siyasi hayatını da bilmiyor, onu da
izlemiyor, ne konuştuğunun da tam farkında değil. Eline yazmışlar, vermişler, o
da söylüyor. Genel Sekreter de Grup Başkanvekili de değildim. Böyle işbirliğine,
ta başından beri kararlı olarak karşı çıktım'' diye konuştu.

-''İNTİHAL''-

Erdoğan'ın, eleştirilere cevap verme yerine, saldırıda ve hakarette
bulunduğunu savunan Baykal, Erdoğan'ın, ''seviye, çukur, irtifa'' tartışmaları
açtığını, geçen yüzyılın Babıali kavgalarında kullanıla kullanıla çürümüş bir
eski söylemde bulunduğunu belirtti.
Bunun orijinal değil, intihal, aparma olduğunu ileri süren Baykal, sözlerini
şöyle sürdürdü:
''Başbakanlık Müsteşarı, intihal yaptığı için mahkum olmuştu. Şimdi Başbakan
da geçen yüzyılın Babıali kavgalarından aparmalarla, 'Seviye konuşmuyoruz, o da
bir irtifa ifade eder' diyerek, çukur ima etmeye çalışıyor. Çukur, irtifa,
seviye, bunlar coğrafi kavramlar. Başbakan'ın seviye telakkisi coğrafi çerçevenin
dışına çıkmış değil. Başbakan, kadastro, arsa terminolojisi içinde olaya bakıyor.
Seviye önemli bir söz. Sadece coğrafi bir deyim olarak anlaşılamaz, kültür,
ahlak, dürüstlük seviyeleri var. Seviye deyince bunları beraber düşünmek lazım.
Başbakan kızgın. Saldırarak bunlara cevap vereceğini zannediyor.
Sen Öcalan'a sayın dedin mi demedin mi, bu senin kafandaki karışıklığı
yansıtıyor mu yansıtmıyor mu, Terörle Mücadele Yasasına, onu affetmeye yönelik
maddeyi koydun mu koymadın mı, onun etrafındaki çevrelerle flört ediyor musun,
işbirliği yapıyor musun yapmıyor musun? Bunları cevapla. Bunların cevapları yok.
Benimle ilgili iddian varsa ortaya koyarsın, cevabını da alırsın.''

-''SUÇÜSTÜ YAKALANANLAR''-

Baykal, Erdoğan'ın kendisine, ''Sen kimsin'' dediğine işaret ederek,
''Allah'ın fani bir kuluyum, yetmiyor mu?'' diye sordu. Baykal, ''Bunu duyunca,
aklıma suçüstü yakalanan insanlar geldi. Kontrollerde polis, 'Belgeni çıkar' der,
o kişi de 'Ben kimim, sen biliyor musun, sen kimsin?' der ya... Başbakan, bu ruh
hali içinde. Bırak benim kim olduğumu, sen sorulara cevap ver'' diye konuştu.
Baykal, kimlik probleminin, sıkıntısının, kompleksinin olmadığını ifade
ederek, herkese olduğu gibi Erdoğan'a da saygısı bulunduğunu söyledi. Baykal,
''Erdoğan'a kimliğini sormuyorum, çünkü kimliğini biliyorum'' dedi.

-''BU, CUMHURİYETİN ZAFERİ OLACAK''-

Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmak istediğini, ancak bunun olamayacağını görmeye
başladığını savundu. Baykal, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olamayacağını, olmayacağını
yineleyerek, Türkiye'nin, Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı dönemini taşıyamayacağını
öne sürdü.
Bütün özelliklerini bildikleri bu kişinin önünde Türkiye Cumhuriyeti
sancağının eğilemeyeceğini ifade eden Baykal, ''O sancak Erdoğan'ın önünde
eğilemez. O nedenle olmayacak. Hep beraber bunu başaracağız. Bu, demokrasinin,
Anayasa'nın, Cumhuriyet'in, tarihin, Atatürk'ün zaferi olacaktır'' dedi.

-''ŞİMDİ DE DEMOKRASİYİ KULLANIYORLAR''-

Deniz Baykal, yanlış işleri yapanların, bunları bazı kutsal kavramların
arkasına saklamaya çalıştıklarını ifade ederek, bunlardan birinin din olduğunu
söyledi.
Yanlış işleri, dinle meşrulaştırmak istediklerini belirten Baykal,
''Kurtuluş Savaşımızı, İngiliz işgalini, dini fetvalarla engellemek
istemişlerdir. Dini kullandılar, şimdi de demokrasiyi kullanıyorlar. Demokrasiyi,
yanlış işlerin kılıfı haline getirmeye çalışıyorlar'' dedi.

-''MENDERES DÖNEMİNİ ARIYORUZ''-

Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulunun 15 Nisanda toplanacağına işaret eden
Baykal, ''Hah şöyle. Olması gereken bu'' diye konuştu.
Baykal, Türkiye'den AİHM üyeliğine önerilen isimlerin de yazılarıyla,
Cumhuriyet ve Anayasa ile sorunları olduğunu kanıtladıklarını söyledi.

-''ADNAN MENDERES'İN, OĞLUNA SÖYLEDİKLERİ...''-

CHP Genel Başkanı Baykal, iktidar mensuplarının çocuklarının birden bire
ekonomik atılım içinde olduğuna yönelik haberler çıktığına da işaret etti.
Dönemin Başbakanı Adnan Menderes'in, yurtdışından gelip, arkadaşıyla iş
kurmak için izin isteyen oğluna 50 yıl önce söylediklerinin, bütün siyasilerin
kulağına küpe olması gerektiğini belirten Baykal, ''50 yıl önceki Adnan
Menderes'e bakınız, şimdiki duruma bakınız. Menderes dönemini bunlarla mukayese
ettiğimiz zaman arıyoruz. Bunların, onu çok daha özletir bir noktaya koyacak
anlayış içine girdiklerine tanık oluyoruz'' diye konuştu.
AB ile ilişkilere yönelik eleştirilerde de bulunan Baykal, AB ile çok
muhabbetin tez ayrılık getirdiğini kaydetti.