2020-04-18 - 14:07
TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, CNN Türk ve Bengütürk Tv'ye bağlanarak, TBMM'nin 100. Yıl erkinlikleri ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
TBMM Başkanı Mustafa Şentop'un açıklamalarından satır başları şöyle:
"Dünya tarihinin, insanlık tarihinin en vahim, en büyük salgınını yaşıyoruz. Daha önce büyük salgınlar olmuş şüphesiz. Ama bu kadar hızlı yayılan, bu kadar insanı etkileyen bir salgın süreci yok. Ve henüz daha bunun içindeyiz. Nasıl seyredeceği ve sonucunun ne zamana uzanacağı konusunda net bir bilgimiz yok. Ben başta vatandaşlarımız olmak üzere bütün milletimize alınan tedbirlere riayet etmeleri hususunda tekrar hatırlatmada bulunmak isterim. Şüphesiz bu süreci hep beraber atlatacağız. Ama biraz sabır ve azami dikkat gerekiyor bu süreçte.
"MİLLETVEKİLLERİMİZ ARASINDA POZİTİF VAKA YOK"
Son 10 gündür kesintisiz olarak çalıştı Meclisimiz. Nihayet bunları kanunlaştırdık. Bu yoğun sürecin sonunda vekil arkadaşlarımızın arzu eden bir kısmının da şikâyetleri üzerine testleri de yapıldı. Bu sürecin sonunda tespit edilen herhangi bir vaka, pozitif çıkan herhangi bir çıkan vaka yok milletvekillerimiz arasında. Meclis çalışanlarımız arasında 6 arkadaşımızla ilgili tespitler yapıldı. Bunlar içinde sağlığına kavuşan arkadaşlarımız da var. Şu anda toplamda, gerek milletvekillerimiz gerekse Meclis çalışanlarımız arasında üzücü derecede bir vakayla karşılaşmadık.
Biz zor dönemlerde; temel hedeflerde mutabık kalan bir millet olduğumuzu tarihin birçok döneminde göstermişiz. Bugün de bunu hatırlamamız lazım. 100'üncü yılın bize böyle de bir mesajı var. Bu şartlar altında biz; birlikte Türkiye olarak ne yapabiliriz diye düşündük. 23 Nisan akşamı geniş katılımlı resepsiyonu yapamayacağız ama onun yerine 23 Nisan akşamı saat 21.00'de hep beraber İstiklal Marşımızı söyleyelim diye bir davetimiz oldu. Bunun olumlu karşılandığını görüyorum. İstiklal Marşı bizi birleştiren temel bir değerimiz. Anayasanın da değişmez maddeleri arasında. İstiklal Marşımızı hep beraber aynı saatlerde aynı heyecanla, aynı heyecanı hissederek bütün milletimizi davet etmiştim. Bu davetimi yine tekrarlıyorum.
Ben de TBMM'nin bahçesinden katılmayı planlıyorum. İnşallah böyle bir heyecanı birlikte yaşarız. Bu yeterli değil ama bugünün şartlarında bunun önemli bir eylem olduğunu düşünüyorum.
MİLLETVEKİLİ DOKUNULMAZLIĞI
Anayasanın 83. Maddesinde aslında yasama dokunulmazlığı başlığı ile iki yasama muafiyeti düzenlenmiş, bunlardan birisi dokunulmazlık. Dokunulmazlık milletvekilinin milletvekilliği süresince parlamento üyeliği süresince işlemiş olduğu suçlarla ilgili olarak hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalardan ancak meclisin bu konuda izni ile bu soruşturma ve kovuşturmaların yürütülmesidir. Milletvekili bir suç işlediği takdirde bu suçla ilgili savcılık tarafından yürütülecek soruşturma veya daha önce başlamışsa mahkeme tarafından yürütülen kovuşturma meclisin o milletvekilinin bu dokunulmazlığının kaldırması halinde ancak yürüyebilir sürdürülebilir.
Bu dokunulmazlık dediğimiz şey milletvekilini parlamento faaliyetlerine katılmaktan engelleyen hallere karşı koruyor. Mesela bir milletvekili hakkında bir soruşturma açılıp gözaltına alınabilir, tutuklanabilir böylece parlamento faaliyetlerine katılamaz böylece kritik oylamalar olduğu zaman bu parlamentonun nihai iradesini de etkileyen bir sonuca dönüşebilir. Bu bakımdan getirilmiş. Yani esasen milletvekilinin şahsını korumak için değil parlamento faaliyetini korumak için getirilmiştir. Bir de dokunulmazlığın dışında yasama sorumsuzluğu var. Bu da milletvekilinin parlamentodaki sözlerinden kullandığı oylardan dolayı sorumsuz olmasıdır. Sorumsuz olması derken milletvekilliği bittikten sonra da milletvekilinin parlamentodaki parlamenter faaliyetlerinden dolayı sorumlu tutulamayacağı ceza hukuku anlamında ifade ediliyor. Buna yasama sorumsuzluğu diyoruz. Bu dokunulmazlıktan biraz farklı. Dokunulmazlık milletvekilliği süresince geçerli, kaldırılabilir parlamento kararı ile. Ama yasama sorumsuzluğu milletvekilliğinden sonra da geçerlidir ve parlamento kararı ile ortadan kaldırılabilir bir şey de değildir.
Şimdi bugün tartışılan konu bir milletvekilimiz ile ilgili olarak yasama sorumsuzluğu bağlamında bir konu. Tabii yasama sorumsuzluğunun kapsamı, hangi sözlerin bu kapsama girdiği konusunda gerek Yargıtay'ın gerek Anayasa Mahkemesinin farklı karar ve değerlendirmeleri var. Anayasa Mahkemesi hukukçularının, ceza hukukçularının farklı değerlendirmeleri var ona değinmeyeceğim ama bir husus ta şudur ki böyle bir durumda savcılıklar tarafından başlatılan soruşturmaların bir fezleke olarak meclise gönderilip gönderilemeyeceği konusu ki şu an o tartışılıyor daha çok esasen.
Bu konuda bir şey söylemek isterim. Bizim ceza yargılaması hukukumuza göre, ceza muhakemesi kanununa göre bu konuda savcılar dokunulmazlık durumu ile milletvekili ile herhangi bir işlem yapamıyorlar. Bu bakımdan yasama sorumsuzluğuna dâhil olan bir konu da olsa konunun yasama sorumsuzluğu kapsamında olup olmadığı tartışmalarını yapamayacakları için soruşturma yürütemiyorlar. Bu konuyu doğrudan meclise fezleke olarak gönderiyorlar daha sonra dokunulmazlık kalktıktan sonra bir soruşturma işlemi yaptıkları takdirde yasama sorumsuzluğuna dâhil olduğunu gördüklerinde bu konuda gerekli kararı verebilirler. Ceza muhakemesi kanunu yasama sorumsuzluğu konusunda gerek savcılık gerek mahkeme aşamasında bununla ilgili düzenlemeler yapmış. Bu bakımdan ben şunu ifade etmek isterim, bütün milletvekillerimiz anayasada ifade edilen yasama dokunulmazlığı ve yasama sorumsuzluğu koruması altındadır bunun usulleri gerek anayasada gerek içtüzükte de belirlenmiş ceza yargılaması bakımından da ceza muhakemesi kanununda düzenlemeler var. Tabii arkadaşlarımızın bütün siyasi görüşler bakımından farklı düşünen arkadaşlarımızın değerlendirmeleri olabilir. Bizim hukuka mevzuata bakmamız lazım. Ben yapılan işlemlerin bir problem teşkil etmediğini düşünüyorum."
BENGÜTÜRK TV
Şentop, daha sonra Bengütürk TV'deki programa canlı bağlantıyla katıldı.
Burada da İYİ Parti'li Özdağ hakkındaki fezlekeye ilişkin soruyu yanıtlayan Şentop, bazı siyasetçilerin bu konuda sosyal medya üzerinden paylaşımlarda bulunduğunu anımsattı.
"Milletvekillerinin hangi eylemlerinin yasama sorumsuzluğu kapsamına gireceği" konusunda farklı görüşler bulunduğuna işaret eden Şentop, milletvekillerinin, Genel Kurul, komisyon ve partilerinin grup toplantılarında yürüttüğü çalışmalarının, Meclis çalışması ve "yasama sorumsuzluğu" kapsamında olduğu yönünde genel kabul bulunduğunu anlattı. Şentop, "Meclisteki basın açıklamalarının yasama sorumsuzluğu kapsamında olmadığı yönünde genel olarak anayasa hukukçularının, ceza hukukçularının değerlendirmeleri var." dedi.
Savcılığın, milletvekillerinin yasama sorumsuzluğu kapsamında olmayan açıklamalarına ilişkin fezleke hazırladığını ifade eden Şentop, "Savcılığın Meclise bir fezleke göndermesi, 'Bir yasama sorumsuzluğu vardır, yoktur.' şeklinde bir kanaati ortaya çıkarmıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Şentop, Ümit Özdağ hakkındaki fezlekeye ilişkin, "Bu husus, 25 Mart'ta normal prosedür içerisinde Meclis Başkanlığına gelmiş. Meclis Başkanlığı 26 Mart'ta komisyona havale etmiş. 30 Mart'ta, 'Gelen Kağıtlar' listesi var; Meclisin milletvekillerine hitaben, orada da yayınlanmış. Üzerinden aşağı yukarı 20 gün geçmiş. 20 gün geçtikten sonra bu konunun gündeme gelmesini biraz tuhaf buluyorum. 20 gün önce bütün milletvekillerinin bilgisine sunulmuş bir husus var ortada. İkinci husus da 'yasama sorumsuzluğu' çerçevesinde tartışılabilecek 7-8 tane daha dosya var Karma Komisyonda. Bunların hiçbirisi ile ilgili böyle bir tartışma olmamış." diye konuştu.
Meclis Başkanlığının, usulüne uygun olarak gelen dosyaları, TBMM Anayasa Komisyonu ile Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyona gönderdiğine işaret eden Şentop, "Bu idari bir işlemdir. Meclis Başkanlığının bu konuda içerikle ilgili denetim yapıp, dosyayı savcılığa iade etme gibi bir yetkisi yoktur." ifadesini kullandı.
"Dünya tarihinin, insanlık tarihinin en vahim, en büyük salgınını yaşıyoruz. Daha önce büyük salgınlar olmuş şüphesiz. Ama bu kadar hızlı yayılan, bu kadar insanı etkileyen bir salgın süreci yok. Ve henüz daha bunun içindeyiz. Nasıl seyredeceği ve sonucunun ne zamana uzanacağı konusunda net bir bilgimiz yok. Ben başta vatandaşlarımız olmak üzere bütün milletimize alınan tedbirlere riayet etmeleri hususunda tekrar hatırlatmada bulunmak isterim. Şüphesiz bu süreci hep beraber atlatacağız. Ama biraz sabır ve azami dikkat gerekiyor bu süreçte.
"MİLLETVEKİLLERİMİZ ARASINDA POZİTİF VAKA YOK"
Son 10 gündür kesintisiz olarak çalıştı Meclisimiz. Nihayet bunları kanunlaştırdık. Bu yoğun sürecin sonunda vekil arkadaşlarımızın arzu eden bir kısmının da şikâyetleri üzerine testleri de yapıldı. Bu sürecin sonunda tespit edilen herhangi bir vaka, pozitif çıkan herhangi bir çıkan vaka yok milletvekillerimiz arasında. Meclis çalışanlarımız arasında 6 arkadaşımızla ilgili tespitler yapıldı. Bunlar içinde sağlığına kavuşan arkadaşlarımız da var. Şu anda toplamda, gerek milletvekillerimiz gerekse Meclis çalışanlarımız arasında üzücü derecede bir vakayla karşılaşmadık.
Biz zor dönemlerde; temel hedeflerde mutabık kalan bir millet olduğumuzu tarihin birçok döneminde göstermişiz. Bugün de bunu hatırlamamız lazım. 100'üncü yılın bize böyle de bir mesajı var. Bu şartlar altında biz; birlikte Türkiye olarak ne yapabiliriz diye düşündük. 23 Nisan akşamı geniş katılımlı resepsiyonu yapamayacağız ama onun yerine 23 Nisan akşamı saat 21.00'de hep beraber İstiklal Marşımızı söyleyelim diye bir davetimiz oldu. Bunun olumlu karşılandığını görüyorum. İstiklal Marşı bizi birleştiren temel bir değerimiz. Anayasanın da değişmez maddeleri arasında. İstiklal Marşımızı hep beraber aynı saatlerde aynı heyecanla, aynı heyecanı hissederek bütün milletimizi davet etmiştim. Bu davetimi yine tekrarlıyorum.
Ben de TBMM'nin bahçesinden katılmayı planlıyorum. İnşallah böyle bir heyecanı birlikte yaşarız. Bu yeterli değil ama bugünün şartlarında bunun önemli bir eylem olduğunu düşünüyorum.
MİLLETVEKİLİ DOKUNULMAZLIĞI
Anayasanın 83. Maddesinde aslında yasama dokunulmazlığı başlığı ile iki yasama muafiyeti düzenlenmiş, bunlardan birisi dokunulmazlık. Dokunulmazlık milletvekilinin milletvekilliği süresince parlamento üyeliği süresince işlemiş olduğu suçlarla ilgili olarak hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalardan ancak meclisin bu konuda izni ile bu soruşturma ve kovuşturmaların yürütülmesidir. Milletvekili bir suç işlediği takdirde bu suçla ilgili savcılık tarafından yürütülecek soruşturma veya daha önce başlamışsa mahkeme tarafından yürütülen kovuşturma meclisin o milletvekilinin bu dokunulmazlığının kaldırması halinde ancak yürüyebilir sürdürülebilir.
Bu dokunulmazlık dediğimiz şey milletvekilini parlamento faaliyetlerine katılmaktan engelleyen hallere karşı koruyor. Mesela bir milletvekili hakkında bir soruşturma açılıp gözaltına alınabilir, tutuklanabilir böylece parlamento faaliyetlerine katılamaz böylece kritik oylamalar olduğu zaman bu parlamentonun nihai iradesini de etkileyen bir sonuca dönüşebilir. Bu bakımdan getirilmiş. Yani esasen milletvekilinin şahsını korumak için değil parlamento faaliyetini korumak için getirilmiştir. Bir de dokunulmazlığın dışında yasama sorumsuzluğu var. Bu da milletvekilinin parlamentodaki sözlerinden kullandığı oylardan dolayı sorumsuz olmasıdır. Sorumsuz olması derken milletvekilliği bittikten sonra da milletvekilinin parlamentodaki parlamenter faaliyetlerinden dolayı sorumlu tutulamayacağı ceza hukuku anlamında ifade ediliyor. Buna yasama sorumsuzluğu diyoruz. Bu dokunulmazlıktan biraz farklı. Dokunulmazlık milletvekilliği süresince geçerli, kaldırılabilir parlamento kararı ile. Ama yasama sorumsuzluğu milletvekilliğinden sonra da geçerlidir ve parlamento kararı ile ortadan kaldırılabilir bir şey de değildir.
Şimdi bugün tartışılan konu bir milletvekilimiz ile ilgili olarak yasama sorumsuzluğu bağlamında bir konu. Tabii yasama sorumsuzluğunun kapsamı, hangi sözlerin bu kapsama girdiği konusunda gerek Yargıtay'ın gerek Anayasa Mahkemesinin farklı karar ve değerlendirmeleri var. Anayasa Mahkemesi hukukçularının, ceza hukukçularının farklı değerlendirmeleri var ona değinmeyeceğim ama bir husus ta şudur ki böyle bir durumda savcılıklar tarafından başlatılan soruşturmaların bir fezleke olarak meclise gönderilip gönderilemeyeceği konusu ki şu an o tartışılıyor daha çok esasen.
Bu konuda bir şey söylemek isterim. Bizim ceza yargılaması hukukumuza göre, ceza muhakemesi kanununa göre bu konuda savcılar dokunulmazlık durumu ile milletvekili ile herhangi bir işlem yapamıyorlar. Bu bakımdan yasama sorumsuzluğuna dâhil olan bir konu da olsa konunun yasama sorumsuzluğu kapsamında olup olmadığı tartışmalarını yapamayacakları için soruşturma yürütemiyorlar. Bu konuyu doğrudan meclise fezleke olarak gönderiyorlar daha sonra dokunulmazlık kalktıktan sonra bir soruşturma işlemi yaptıkları takdirde yasama sorumsuzluğuna dâhil olduğunu gördüklerinde bu konuda gerekli kararı verebilirler. Ceza muhakemesi kanunu yasama sorumsuzluğu konusunda gerek savcılık gerek mahkeme aşamasında bununla ilgili düzenlemeler yapmış. Bu bakımdan ben şunu ifade etmek isterim, bütün milletvekillerimiz anayasada ifade edilen yasama dokunulmazlığı ve yasama sorumsuzluğu koruması altındadır bunun usulleri gerek anayasada gerek içtüzükte de belirlenmiş ceza yargılaması bakımından da ceza muhakemesi kanununda düzenlemeler var. Tabii arkadaşlarımızın bütün siyasi görüşler bakımından farklı düşünen arkadaşlarımızın değerlendirmeleri olabilir. Bizim hukuka mevzuata bakmamız lazım. Ben yapılan işlemlerin bir problem teşkil etmediğini düşünüyorum."
BENGÜTÜRK TV
Şentop, daha sonra Bengütürk TV'deki programa canlı bağlantıyla katıldı.
Burada da İYİ Parti'li Özdağ hakkındaki fezlekeye ilişkin soruyu yanıtlayan Şentop, bazı siyasetçilerin bu konuda sosyal medya üzerinden paylaşımlarda bulunduğunu anımsattı.
"Milletvekillerinin hangi eylemlerinin yasama sorumsuzluğu kapsamına gireceği" konusunda farklı görüşler bulunduğuna işaret eden Şentop, milletvekillerinin, Genel Kurul, komisyon ve partilerinin grup toplantılarında yürüttüğü çalışmalarının, Meclis çalışması ve "yasama sorumsuzluğu" kapsamında olduğu yönünde genel kabul bulunduğunu anlattı. Şentop, "Meclisteki basın açıklamalarının yasama sorumsuzluğu kapsamında olmadığı yönünde genel olarak anayasa hukukçularının, ceza hukukçularının değerlendirmeleri var." dedi.
Savcılığın, milletvekillerinin yasama sorumsuzluğu kapsamında olmayan açıklamalarına ilişkin fezleke hazırladığını ifade eden Şentop, "Savcılığın Meclise bir fezleke göndermesi, 'Bir yasama sorumsuzluğu vardır, yoktur.' şeklinde bir kanaati ortaya çıkarmıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Şentop, Ümit Özdağ hakkındaki fezlekeye ilişkin, "Bu husus, 25 Mart'ta normal prosedür içerisinde Meclis Başkanlığına gelmiş. Meclis Başkanlığı 26 Mart'ta komisyona havale etmiş. 30 Mart'ta, 'Gelen Kağıtlar' listesi var; Meclisin milletvekillerine hitaben, orada da yayınlanmış. Üzerinden aşağı yukarı 20 gün geçmiş. 20 gün geçtikten sonra bu konunun gündeme gelmesini biraz tuhaf buluyorum. 20 gün önce bütün milletvekillerinin bilgisine sunulmuş bir husus var ortada. İkinci husus da 'yasama sorumsuzluğu' çerçevesinde tartışılabilecek 7-8 tane daha dosya var Karma Komisyonda. Bunların hiçbirisi ile ilgili böyle bir tartışma olmamış." diye konuştu.
Meclis Başkanlığının, usulüne uygun olarak gelen dosyaları, TBMM Anayasa Komisyonu ile Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyona gönderdiğine işaret eden Şentop, "Bu idari bir işlemdir. Meclis Başkanlığının bu konuda içerikle ilgili denetim yapıp, dosyayı savcılığa iade etme gibi bir yetkisi yoktur." ifadesini kullandı.
