2010-03-02 - 15:40
CHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, TEKEL'in alkol fabrikalarının sahibi, Alkollü İçkiler Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin, 300 milyon lira borcunun, devirden 1 hafta önce silinerek, TEKEL Genel Müdürlüğünün borcu haline dönüştürüldüğünü ileri sürerek, ''TEKEL işçisine bakarken bunları da görüyorum... Cinler tepeme çıkıyor'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grubunda ekonomideki gelişmeleri ve Danıştayın
TEKEL işçilerini de ilgilendiren kararını değerlendirdi.

2001 ekonomik krizinde yüzde 9,6 olan işsizlik oranının, 2009'da yüzde
14'e yükseldiğini, işsiz sayısının yine aynı yıl 860 bin arttığını, her 4 gençten
1'inin işsiz olduğunu belirten Baykal, bu verilerin, Cumhuriyet döneminin, en
ciddi ekonomik ve sosyal çöküşünün yaşandığını gösterdiğini söyledi.

Baykal, bunların altında, AK Parti'nin, insan ve üretim odaklı değil;
borsa, faiz, rant, finans odaklı politikasının yattığını savundu.

Türkiye'nin borç yükünün 8 yılda, 80 yılın toplamının 2 katının üzerine
çıktığını ifade eden Baykal, 8 yılda, Türkiye'de 80 yılda yapılanların tamamının
satıldığını öne sürdü.

Borçların faizle ödendiğini ifade eden Baykal, ''Faizi ise vatandaş
ödüyor. Faizden kim karlı çıkıyor? Türkiye'de yıllardan beri bu çark dönüyor. Bu
faiz çarkı, fakirden, yoksuldan al, zengine ver çarkıdır. Bu AKP politikasıdır.
Sadece fakirden alıp, zengine ver değil, bu memleketin insanından al, başka
ülkenin insanına, şirketlerine, bankalarına ver çarkıdır. Bir sömürü, gelir
transferi çarkıdır. Faiz harcaması, Türkiye'nin kanını, iliğini kurutan bir
ekonomi politikasının en somut örneğidir'' diye konuştu.

Baykal, Danıştayın, Bakanlar Kurulunun, TEKEL işçilerinin de aralarında
bulunduğu geçici personelin, 30 günlük sürede 4/C'ye geçiş için ilgili kurumlara
başvurmasını öngören kararının, yürütmesini durdurmasını da değerlendirdi.

Danıştay'ın, Türkiye'de hukukun işlediğini bir kez daha ortaya koyarak,
çok önemli bir karar aldığını dile getiren Baykal, Danıştayın, ''tepeden inme,
dediğim dedik'' şekilde, TEKEL işçilerine ''Size 1 aylık süre, kabul etmezseniz,
sizi yok sayıyorum'' anlayışını yansıtan kararı, iptal ettiğini söyledi.

Baykal, Danıştay'ın bu kararla, devletin; çalıştırdığı işçilere karşı
sorumluluğu olduğu, bu kadar keyfi, kendi takdirine bağlı bir tercih
uygulayamayacağını ortaya koyduğunu vurguladı. Baykal, ''Türkiye'de
umursamazlığın, hodkamlığın hukuk dünyamızda egemen olmadığını, hakkın, emeğin,
insanlığın hukuk dünyasında da yeri olduğunu bu kararla gördük'' dedi.

Danıştay'ın bu kararının, Hükümete ibret olması ve Hükümetin, bu karardan
gerekli dersi çıkarması gerektiğini belirten Baykal, ''En güç koşullarda haklı,
medeni, demokrasi, ekmek, aile mücadelesi veren bu insanlara karşı, iktidarın,
artık tutumunu değiştirmesi, sevgiyle karşılaması, şefkatle kucaklaması,
haklarını vermesi sorumluluk halinde ortaya çıkmıştır. Bunu iktidardan
bekliyoruz, bu, fırsat olarak değerlendirilmelidir'' diye konuştu.

Baykal, işçilerin, bir uzlaşma zemini yaratmaya çalıştığını, bunun
değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, iktidara görev düştüğünü dile
getirdi.

Bu olayın arkasında iktidarın, ''yanlışları ve sorumsuzluklarının
yattığını'' öne süren Baykal, ''İlla herkesin burnunu sürteceğim diye ortaya
çıkacaksın, yetmez mi bugüne kadar burnunu sürttüklerin? TEKEL işçisine bari
saygı göster'' görüşünü savundu.

TEKEL'in alkol fabrikalarının sahibi Alkollü İçkiler Sanayi ve Ticaret
A.Ş'nin bilançosunda borç olarak görünen 300 milyon liranın, devirden 1 hafta
önce silindiğini ifade eden Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Şirketin pazarlığı yapılmış, fiyat belirlenmiş, satış kararı alınmış,
sözleşme imzalanmış, devirden bir hafta önce, bu şirketin 300 milyon liralık
borcu silinmiş, TEKEL Genel Müdürlüğünün borcu haline dönüştürülmüştür. Borç,
devlette kalmış, fabrikalar borçsuz satılmıştır. Borçsuz pazarlığı, değer tespiti
borçsuz yapılmamıştır, sözleşme borçsuz imzalanmamıştır. 300 milyon lira, o
dönemin kurlarına göre, bugün yaklaşık 250 milyon dolardır. TBMM KİT Komisyonuna,
arkadaşlarımız konuyu taşıdılar. Milletvekilleri, Başbakan, Maliye Bakanı bundan
haberdar oldu, kimse soygunu durdurmadı.

TEKEL'in 5 kent merkezindeki sigara fabrikaları, değerli arsalarıyla 1
milyar 720 milyon dolara satıldı. Bu fabrikalardan sadece Samsun Ballıca'nın
yıllık faaliyet karı 600 milyon liraydı. 4 yıllık karı, 5 fabrikanın yabancıya
verilmesini karşılamaya yetiyor.

TEKEL işçisine bakarken bunları da görüyorum, yedikleri copu, sıkılan
gazları, onlara karşı saygı yansıtmayan ifade tarzını, 'yan gelip yatmanıza izin
vermeyeceğiz, yetim hakkı yemenize izin vermeyeceğiz' üslubunu duydum mu, cinler
tepeme çıkıyor; bunları görüyorum.''

''ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TÜRKİYE'NİN DEĞİL, AKP'NİN GÜNDEMİDİR''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, iktidarın,
seçimin gözüktüğü bir zamanda, giderayak, 12'ye 5 kala Anayasa değişikliği içine
girdiğini ifade etti. İktidarın 8 yıl boyunca hukuk açısından durumu iyi kötü
idare ettiğini, ''bazen hakim ayarlayarak, bazen savcıya telefon ederek, iktidar
olanaklarını kullanarak hukuk karşısında kendini kollama şansını kullandığını''
iddia eden Baykal, ''Şimdi seçim geliyor. Seçim, bu iktidarın elindeki o
imkanların belki de ortadan kalkacağı bir sonuç verecek. Artık Adalet Bakanının,
Başbakanın kim olacağı belli değil. Öyle bir tabloda bugünkü hukuki şaibeleri
taşıyan seçimi kaybettikten sonra acaba kendisini nasıl güvenceye alabilir
sorusu, bu iktidarı, yargının kalbini ve beynini kendi denetimine alacağı Anayasa
değişikliğini giderayak yapmak zorunda bırakıyor'' diye konuştu.

İşin arkasında bunun olduğunu, ''bağımsız ve tarafsız yargı sözlerinin
hiçbir inandırıcılığının olmadığını'' savunan Baykal, ''Anayasayı değiştireceğiz,
kendimizi ve geleceğimizi güvenceye alacağız. Olay budur. Nasıl sağlayacağız?
Siyasete, kendine göre mahkeme kurma imkanı sağlayarak. Bu iş bu amaca
yöneliktir. Kimse hata yapmasın'' dedi.

Baykal, adaletin herkese ulaştığını, ''bir tek AKP ve Başbakana
ulaşamadığını'' dile getirerek, ''Herkes hesabını verecek. Kimse olmayan hesabını
veriyor, ama Sayın Başbakan sen de hesabını vereceksin'' dedi.

Baykal, şöyle devam etti:

''Giderayak devletin en kritik yargı organlarına kendi kadrolarımızı
yerleştirelim. O kadar bizi yarın korusun. Bunun yolu ne? Siyasetçilere
seçtirelim. HSYK ve Anayasa Mahkemesine siyasetçiler adam seçecekler. HSYK, RTÜK
olacak. Bunun hukukla ne ilgi var? Bunun neye yönelik olduğu çok açık. Bu,
kendilerini güvence altına almaya yöneliktir. Bunun ötesinde hiçbir anlamı
yoktur.

Anayasayı AKP ve BDP değiştirecek. İkisi de Anayasa Mahkemesi tarafından
mahkum edilmiş. Dokunulmazlık dosyaları nedeniyle kendi hesabını vermemiş olanlar
kendisinden hesap soracak olanları tayin edecek. Yani Anayasa Mahkemesi ve
HSYK'yı kim seçecek? 608 tane hesabı sorulmamış dosya. Bu kadar saçma, akla
sığmayan, kör gözüm parmağına bir Anayasa değişikliği olur mu? AKP ile BDP el ele
vermişler, yandaş medyayı da yanlarına almışlar yandaş yargı yaratıverecekler.
Türkiye de bunu seyredecek.''

İşin referanduma gidecek gibi göründüğünü, referandumda millete
gerçekleri anlatacaklarını ifade eden Baykal, ''Yapılmak istenenin Habur hukukunu
anayasaya taşımak anlamına geleceğini, buna izin verilemeyeceğini millete
anlatacağız'' dedi.

-''UĞURLAYACAKTIR''-

Baykal, anayasa değişikliğinin Türkiye'nin değil, ''AKP'nin gündemi
olduğunu'' belirterek, ''Vatandaşın derdi işsizliktir, ekonomik sıkıntılardır.
AKP yar bana bir Anayasa Mahkemesi ver diyor. Vatandaş sandığa gittiği zaman
AKP'nin değil, kendi kendi gündemine göre oy verecektir. Referandumu 'kal-git'
referandumu olarak değerlendirecek ve uğurlayacaktır'' şeklinde konuştu.
Referandumların dünyanın her yerinde böyle sürprizler taşıdığını, nerede
ne sonuç vereceğinin belli olmayacağını kaydeden Baykal, ''Özal denedi, gördü.
Çözülüş orada net bir şekilde ortaya çıktı. Milletimiz bu referandumu AKP
konusunda hüküm vermek için bir fırsat olarak değerlendirecektir'' dedi.
Anayasa konusunun bugünün konusu olmadığını, bunun için bir kurucu
meclisin kurulmasının dahi gerekebileceğini anlatan Baykal, ''Bu, Türkiye'nin
ihtiyacı olan anayasa arayışı değildir, AKP'nin kendi derdine çare arayışıdır.
AKP'yi kurtarma anayasasıdır getirilmek istenen. Bu, Türkiye'ye yönelik bir
tehlikedir, tehdittir. Hukuk devleti konusunu olumsuz etkileyecek bir girişimdir.
Bu konuda en büyük görev parlamentoya düşüyor. Elbette CHP'ye büyük görev
düşüyor. Bu görevimizi sonuna kadar kararlılıkla yapacağız'' diye konuştu.

Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'de bir
hukuk krizinin yaşandığını, vicdanların sarsıldığını ifade ederek, adalet ve hak
kavramının çok ciddi şekilde zedelendiğini öne sürdü.
''Amirallere suikast'' iddiasında tutuklamalar, suçlamalar yapıldığını
anımsatan Baykal, Yarbay Ali Tatar'ın intiharından 19 gün sonra kendisi
hakkındaki temel suçlama belgesinin eli mahsulü olmadığının ortaya çıktığını
ifade etti. ''Peki o yazıyı oraya kim koydu?'' diye soran Baykal, böyle hukukun
olamayacağını kaydetti. Baykal, ''Ali Tatar'ın hesabını kim verecek'' dedi.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast
iddiasının ''hiç böyle bir şey yok'' denilip bırakıldığını ifade eden Baykal,
Erzincan'da Cumhuriyet kanunlarını uyguladığı için bir Cumhuriyet savcısının
''Ergenekon'' sanığı olduğunu ileri sürdü.
''Ergenekon Davası''nın 3 yılını tamamlamak üzere olduğunu, ortada hiçbir
sonucun olmadığını kaydeden Baykal, şöyle devam etti.
''Bunu doğal karşılamak mümkün mü? Her birimizin tanıdığı var tanımadığı
var. Benim tanıdığım bu işten bir şekilde yakasını kurtardı diye ben bu davaya
karşı ilgimi kaybetme hakkına sahip miyim? Kamuoyumuz bu işle ciddiyetle
ilgilenmek durumundadır. Ne oluyor bu iş? Bunu sormak durumundadır. Herkes için
sormak durumundadır. Yani falan falan kişileri kurtardık, gerisi ne hali varsa
görsün, diyemeyiz. Sırtı pek olan, kendisine sahip çıkılan, belki belli koşullar
altında rahatlayabilecek ama boynu bükükler, sahipsiz diye düşünülenler bu
uygulamanın acı bedellerini ödemeye devam edecek. Bu, kabul edilebilir değildir.
Haksızlığa maruz kaldığını gördüğümüz herkesle ilgilenmeliyiz.''
Bugün Türkiye'de askerlerin de tutuklandığını, ''bu sivil yönetimin
güvencesidir, demokratikleşmenin bir aşamasıdır'' diye bir düşüncenin bulunduğunu
belirten Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Üzerinde üniforma olanın insan haklarından sanki yoksun bırakılması
mümkünmüş gibi bir anlayış da yerleştirilmek isteniyor. Bunlar çok yanlıştır.
Türkiye'de bir darbe tehlikesini önlemek için askerler tutuklanmıyor.
Türkiye'de zaten bir darbe tehlikesi olmadığı için askerler tutuklanıyor.
Askerlere karşı bir suçlama yapmanın bedelinin olmayacağı duygusunun işliyor
olması bu hukuksuzlukları yapma hakkını size verir mi? Kendinde bu hakkı
görenleri toplum nasıl seyreder? Çok büyük hukuk cinayetleri işleniyor. Bunlara
karşı gereken tepkiyi göstermeliyiz. Tepkiyi de özelliği olan, yüksek niteliği
olan insanlarla ilgili değil haksızlığa maruz bırakıldığı anlaşılan herkes ile
ilgili olarak göstermeliyiz.''

-''DGM'LER DEVAM EDİYOR''-

Hukukun yıprandığını öne süren Baykal, Türkiye'de DGM'lerin devam
ettiğini iddia etti. Baykal, ''İşin özü budur. Bütün işleri özel yetkili savcı ve
mahkemeler götürüyor. Sanığa göre, suça göre hukuk... Mahkemeler herkes için aynı
olacak. DGM bu çarpıklığı temsil ediyordu, mücadele edildi, kaldırıldı, onun
yerine özel yetkili ağır ceza mahkemeleri getirildi. Temel yanlış budur'' dedi.
Baykal, ''gizli tanık'' konusunda işlerin çığırından çıktığını,
''insanlara gizli tanık diye imtiyaz verildiğini'' ileri sürerek, hukukun
saygınlığını korumak gerektiğini vurguladı. Baykal, ''Gizli tanık, imzasız ihbar
mektupları, delil toplama değil delil imal etme faaliyeti... Böyle hukuk olur mu?
Bu tablo en kısa zamanda değiştirilmelidir. Bu temel sorunumuzdur. Böyle bir
tablonun içinde iktidar en büyük sorumluluğu taşıyor. Başbakan Yardımcısı yürüyen
bir dava ile ilgili telefon açıyor, İstanbul'da bir hakim 'üzerimde kurumsal
baskı var, bu işi götüremem' diyor, Habur'daki utanç verici manzaranın bir hakim
ayarlaması ile yapıldığını ilgili taraflar beyan ediyor. İktidar hukuka tecavüz
ederken suçüstü yapılmıştır. İktidar hukuka tecavüzden suç üstü olmuştur'' diye
konuştu. ( 15.40)