2012-06-26 - 13:37
AK PARTİ TBMM GRUP TOPLANTISI...
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM grubunda yaptı konuşmada, ''Türkiye'nin dostluğu ne kadar değerliyse herkes bilsin ki Türkiye'nin gazabı da o kadar şiddetlidir, o kadar kahredicidir'' dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Türkiye'nin dostluğu ne kadar değerliyse herkes bilsin ki Türkiye'nin gazabı da o kadar şiddetlidir, o kadar kahredicidir'' dedi.

Erdoğan, yurt içinde ve dışında katıldığı programlar hakkında bilgi verdi, Suriye ile yaşanan krizle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

12 Haziran'dan bu yana yurt içinde ve yurt dışında önemli gelişmeler yaşandığını belirten Erdoğan, Meksika ve Brezilya'ya yaptığı ziyaretleri ve yaptığı görüşmeleri anlattı.

Binlerce kilometre ötede ilişkileri güçlendirmek, geleceğe yönelik projelerin alt yapısını oluşturmak için temaslarda bulunurken, 19 Haziran'da Hakkari'den 8 askerin şehit olduğu haberini aldıklarını dile getiren Erdoğan, saldırı sonrasında icra edilen operasyonlarda 31 teröristin etkisiz hale getirildiğini söyledi. Bu gayretleri sebebiyle güvenlik güçlerine şükranlarını ifade eden Erdoğan, umutların yeşerdiği her dönemde terör örgütünün karanlık yüzünü göstererek, çözüm süreçlerini sabote ettiğini vurguladı.

Etkinliği zayıflayan ve sıkışıklık yaşayan terör örgütünün tek çareyi bu tür intihar saldırısı ve bu tür eylemlerde gördüğünü kaydeden Erdoğan, ''Kayıp vereceğini bile bile gençleri ölüme gönderiyor, adeta uçura sürüklüyor'' dedi.

Geçen hafta içinde şehit verilen asker ve polisler için Allah'tan rahmet dileyen Erdoğan, yakınlarına ve millete de başsağlığı dileklerini iletti.

Yaşanan olaylar sebebiyle Brezilya'daki programı iptal edip ülkeye dönmeye karar verdiklerini ve dönüş yolunda bir acı haber daha aldıklarını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bildiğiniz gibi 22 Haziran 2012 tarihinde Suriye'nin 13 deniz mili açığında, Doğu Akdeniz'in uluslararası hava sahasında bir F4 askeri uçağımıza saldırı düzenlendi. Uçağımız Lazkiye'nin 8 deniz mili açıklarında Suriye kara sularına düştü. Altını çizerek söylüyorum; Suriye kara sularında uçağımız vurulmammıştır. Uluslararası sularda vurulmuştur. Vurulduktan sonra uçağımız Suriye sularına düşmüştür, bunun bilinmesi lazım. Bunu saptırma gayreti içerisinde olan, ağırlıklı olarak içeride, kısmen de dışarıda bazı mahfiller var. Bu menfur saldırının hemen ardından pilotlarımıza yönelik başlattığımız arama kurtarma çalışmalarını dört bir koldan büyük hassasiyetle sürdürüyoruz. Bir kez daha pilotlarımızın ailelerine sabır ve metanet diliyorum. Elbette önceliğimiz pilotlarımızı bulabilmek, evlatlarımıza sağ salim kavuşabilmektir.''

İslam coğrafyasına, bölge ülkelerine ve tüm dünyaya bazı önemli hatırlatmaları tekraren ve altını çizerek yapmak istediğine dikkati çeken Erdoğan, ''Aziz milletimizle birlikte bölgemizde dost, akraba ve kardeş halkların dikkatini bu hususlara özellikle çekmek istiyorum'' diye konuştu.

2002 yılında görevi devraldıklarında Türkiye'nin mevcut sorunlarını çok boyutlu bir bakış açısıyla çözebileceklerini gördüklerini belirten Erdoğan, ekonominin, sosyal kalkınmanın ve dış politikanın iç içe geçmiş alanlar olduğunu ve bu alanların birbirini doğrudan etkilediğini gördüklerini anlattı.

Erdoğan, dış politikada pasif bir ülkenin ekonomisinin büyüyemeyeceğine işaret ederek, ''Demokratikleşme hamleleriyle desteklenmediği sürece sosyal kalkınmada hedeflere ulaşılamaz. Özetle; ekonomi, dış politika, demokratikleşme, sosyal kalkınma birbiriyle kenetlenmiş, birbirini doğrudan etkileyen alanlardır. Biz 9.5 yıl boyunca hep bu anlayışla hareket ettik'' şeklinde konuştu.

Hiç kimsenin Türkiye'nin içine kapanmasını, küresel meselelere kayıtsız kalmasını, yanıbaşında olanları seyretmesini, Türkiye'nin tribünde kalmasını, sahaya hiç inmemesini öneremeyeceğini dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:

''Bu idareyi maslahat anlayışı bizim yakın tarihimizde zaman zaman siyasete ve iktidara egemen olmuştur. Ama böyle dönemlerde Türkiye hiçbir alanda ilerleme kaydetmemiş, içine kapanmış, hiç bir sorununa da çözüm üretememiştir. Türkiye merkezinde bulunduğu çok geniş coğrafyada akraba, kardeş halklarla aynı lisanı, aynı gönül dilini konuşan bir ülkedir. Komşularına, akrabalarına, kardeşlerine sırtını dönen bir ülkenin onların sevincine, onların kederine kayıtsız kalan bir ülkenin, özellikle de Türkiye'nin bu coğrafyada büyümesi, ilerlemesi, kalkınması ve süreçlere dahil olması asla ve asla söz konusu olamaz.''

2002 yılında Türkiye'nin dış ticaret hacminin 88 milyar dolar seviyesinde olduğuna dikkati çeken Erdoğan, bugün rakamın 376 milyar dolara ulaştığını ve 9 yılda 4 kattan fazla artış kaydettiğini söyledi. Türkiye'nin turizmde, uluslararası yatırımlarda yaptığı uluslararası yardımlarda tarihi başarılara imza attığını kaydeden Erdoğan, ''Bütün bu başarılar, Türkiye'nin aktif, barışçı, sağduyulu, vakur, soğukkanlı dış politikasının bir eseridir'' dedi.

Erdoğan, Türkiye'nin sanal bariyerleri, psikolojik engelleri tek tek aşmış, ulaşabildiği her ülkeye ve halka ulaştığını ve oralara sadece barış ve dayanışma mesajlarını taşıdığını anlattı.

Erdoğan, şunları kaydetti:

''Türkiye'nin hiçbir ülkenin ve hiçbir komşusunun toprağında gözü yoktur ve olmayacaktır. Türkiye hiçbir ülkenin iç işlerine karışmamıştır ve karışmayacaktır. Türkiye, komşularının her alanda kendisinden emin olacağı bir ülkedir. Türkiye'nin dostluğu son derece değerlidir. Arkasına Türkiye'nin dostluğunu alan her ülke bilsin ki onun sırtı sağlamdır, o emniyet içindedir, güvenlik içindedir.

Biz komşularımızın coğrafi konumlarıyla, yeraltı yerüstü zenginlikleriyle, özellikle de zaaflarıyla, zayıf yanlarıyla hiçbir zaman ilgilenmedik ve ilgilenmeyiz. Bizim için önemli olan komşuluk, dostluk, akrabalık hukukudur. Bizim için önemli olan sadece ve sadece kardeşlik hukukudur. Biz tüm halklar için barışı, adaleti, huzur ve esenliği savunuyoruz. Hiç kimse bizi yanlış anlamasın. Bu millet yeri gelmiş Saraybosna için, Mostar için, Kosova için yüreğini ortaya koymuştur.

Bu millet yeri gelmiş, Kabil için, Bağdat için, Basra için, Samarra, Kufe, Erbil, Musul, Kerkük, Halepçe için yüreğini ortaya koymuştur. Bugün Filistin dediğimizde, Kudüs, Ramallah, Nablus, Gazze dediğimizde bir hesabın içinde değiliz, tam tersine sadece yüreğimizdekini söylüyoruz. Bugün Şam dediğimizde, Halep dediğimizde, Hama, Humus dediğimizde bir hesabın peşinden değil, kanı akan, kanı akıtılan kardeşlerimizin ardından haykırıyoruz.''

Türkiye her komşusunun, her kardeşinin kendisinden emin olacağı bir ülke olduğuna dikkati çeken Erdoğan, ''Türkiye'nin dostluğu ne kadar değerliyse herkes bilsin ki Türkiye'nin gazabı da o kadar şiddetlidir o kadar kahredicidir. Yumuşak başlılığımız uysal koyun olduğumuz anlamına gelmez. Bizim vakur, soğukkanlı tavrımız birilerini aldatmasın. Sağduyulu olmamız acziyet gibi algılanmasın. Ben burada hamasetin diliyle konuşmuyorum, ben burada tarihimden aldığım güçle, ecdadımdan aldığım ilham ve mirasla konuşuyorum. Bin yıllık bir devlet geleneğine sahip olan Türk milleti tarihin akışını değiştirmiş bir millettir. Bu sözlerimi hamaset olarak görenler, önce kendilerine sonra bu milletin tarihine baksınlar'' şeklinde konuştu.

''Burada da kimseye tarih dersi verecek değilim. Biz tarihi yaparız. Onu kimin yazacağına, kimin okuyacağına, kimin ondan ders alacağına karışmayız'' diyen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

''Türkiye'nin büyümesinden rahatsızlık duyanlar var. Türkiye'nin küresel ekonomik kriz karşısında sapasağlam duruşundan ciddi rahatsızlık duyanlar var. Türkiye'nin kardeşleriyle kucaklaşmasından, Türkiye'nin 100 yıllık hasreti sona erdirmesinden rahatsızlık duyanlar var. Bu rahatsız çevrelerin Türkiye'ye yönelik terörü desteklediklerini, bölgedeki bazı kukla yönetimleri Türkiye'ye karşı kışkırttıklarını çok iyi biliyoruz ve görüyoruz. Büyüyen, güçlenen, etkinliği artan bir TÜrkiye bu bölge için bir risk değil, bir talihtir, bir fırsattır.

Güçlü bir Türkiye'den rahatsızlık duyan çevreler de karşılarında nasıl bir devlet olduğunu iyi anlasınlar ve adımlarını ona göre atsınlar. Bu coğrafyadaki her oyunu halklara, masum insanlara kasteden her senaryoyu boşa çıkarmak için Türkiye var gücüyle mücadele edecektir. Bölgede kadastro mühendisliği yapılmasına, Türkiye asla göz yummayacaktır. Biz büyük Türkiye'den rahatsızlık duyan çevrelerin teşaronluğunu yapan, tetikçiliğini yapan kanlı terör örgütüne karşı tek bir geri adım atmadan mücadele vereceğimiz gibi, Türkiye'ye hasmane tutum sergileyen çevrelere karşı da şunu söylüyorum; yakıcı bir azap olmaya devam edeceğiz.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son olaydan sonra artık yeni bir aşamaya geçildiğini belirterek, ''Bu son olay, Esed yönetiminin kendi halkıyla birlikte Türkiye'ye, Türkiye'nin güvenliğine açık ve yakın tehdit haline geldiğini ortaya koymuştur'' dedi.

Partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuşan Erdoğan, Suriye tarafından düşürülen askeri uçakla ilgili değerlendirmelerde bulundu. 22 Haziran günü askeri uçağın düşürülmesi konusunda bazı hususları hem Türkiye hem de dünya kamuoyuna ifade etmek durumunda olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

'Uçağımızın Suriye karasularında değil, Doğu Akdeniz'de, Suriye'nin 13 deniz mili açığında uluslararası sularda saldırıya uğradığı kesindir ve tarafımızca belgelenmiştir. Uçağımız radarlarımızın tespitine yönelik, önceden planlanmış ve başka hiçbir bölge ülkesine yönelik olmayan bir test görevini tek başına, silahsız ve tanımlanma sistemi açık olarak yapmaktaydı. Uçağımız Suriye karasularına yanlışlıkla ve çok kısa bir süre için girmiştir. Bu ihlal derhal pilotlarımıza bildirilmiştir, pilotlarımız da hava sahasından çıkmıştır. Uçağımız saldırıya uğradığı yer ve zaman diliminin ihlalle hiçbir ilgisi yoktur.

Kamuoyunda teknik detaylara haiz olmayanlar tarafından uçağımızın Suriye karasularını neden ihlali ettiği sorulmakta ve sorgulanmaktadır. Dünyanın her ülkesinde, her sınırda böyle kısa süreli ihlaller yaşanabilmektedir. 1 Ocak 2012 tarihinden bugüne kadar, farklı ülkelerin askeri uçakları tarafından Türkiye hava sahası 114 kez ihlal edilmiştir. Türkiye'nin hava sahası, 114 kez ihlal edilmiştir. 5 kez de Suriye helikopterleri hava sahamızı ihlal etmiştir. Bunlar kısa süreli ihlallerdir ve gerekli uyarılar yapılmıştır. Yerleşik uygulama ve angajman usullerine göre, ülkelerine hava sahasına izinsiz giren yabancı veya tanımlanamayan araçlara radarla keşif, uçakla irtibat kurulması, pilotun uyarılması, cevap alınamıyorsa gözle tespit ve önleme uçuşu yapılması gibi unsurlar var. Suriye makamları tarafından bunların hiçbiri yapılmamıştır. Uçağımız bir yanlışlık, bir hata sonucu değil, tamamen kastı mahsusayla, hasmane bir tutumla hedef alınmıştır.''

Erdoğan, Suriye yönetiminin ve yetkililerin gereke olayın hemen ardından, gerekse sonraki süreçlerde ortaya koydukları tavrın uzağın kastı mahsusayla, hasmane tutumla vurulduğunun en bariz delili olduğunu kaydederek, ''Olayın ardından Suriye makamları ve onlarla yapılan telsiz görüşmeleri, çok enteresan arama kurtarma çalışmaları sırasında Casa tipi uçağımıza yapılan taciz ateşi, takınılan tavır, yapılan propaganda aynı şekilde bu saldırıda kasıt olduğunun ispatıdır'' dedi.


Türkiye'nin olayın cereyan ettiği andan itibaren itidal ve soğukkanlılığı elden bırakmadığını, öncelikle olaya ilişkin gerçeklerin açıklığa kavuşturulması için sabırla hareket ettiğini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bunun altını çiziyorum; ilk aşamada uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı mahfuz tuttuğumuz ve bu menfur saldırı karşısında gerekli gördüğümüz adımları atacağımız, Suriye nezdinde bir diplomatik notayla en somut biçimde kayda geçirilmiştir. Dışişleri Bakanımız çok sayıda muhatabıyla telefonla görüşüp kendilerini bilgilendirmiştir.

Diğer taraftan Ankara'daki büyükelçi ve askeri ataşeler olay hakkında bilgilendirilmiştir. NATO Konseyi Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 4. maddesi çerçevesinde toplantıya çağrılmıştır, şu anda toplantıdalar. Ayrıca olaya ilişkin görüş ve tepkilerimiz, BM nezdinde Genel Sekreter ve Güvenlik Konseyi'ne eş zamanlı gönderilen mektuplarla kayda geçirilmiştir. Bu olayla ilgili diplomatik temaslarımızı halen devam ediyor. Rusya, Çin, İran ile görüşülmüştür. Zaten daha öncesinde gerek ABD, gerek AB üyeleriyle görüşmeler yapılmış, Arap Ligi, Körfez ülkelerle aynı şekilde örüşmeler devam etti, ediyor ve edecek. Bölge ülkelerini, uluslararası kuruluşları çok yoğun şekilde bilgilendirmeyi sürdürüyoruz.''

Saldırının Suriye tarafından kasıtlı olarak yapıldığına dair Türkiye ve dünya kamuoyunu bilgilendirme çalışmalarının devam edeceğine işaret eden Erdoğan, ''Elbette bunlarla yetinecek değiliz. Bir kere buradan dün dünyaya açık açık şunu ifade ediyorum; Türkiye yerini, zamanını ve yöntemini kendisi tayip ederek bu haksızlığa karşı uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanacak, gereken adımları kararlılıkla atacaktır. Altını çizdiğim budur'' dedi.

Suriye yönetiminin kendi halkı için bir tehdit haline geldiğini ve bunu bilerek gördüklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Ancak bu son olay, Esed yönetiminin kendi halkıyla birlikte Türkiye'ye, Türkiye'nin güvenliğine açık ve yakın tehdit haline geldiğini ortaya koymuştur. Bu son olaydan sonra artık yeni bir aşamaya geçilmiştir. Türkiye olarak Suriye yönetiminin sınırlarımızda oluşturduğu güvenlik risklerini hiçbir şekilde tolere etmeyecek, karşılıksız bırakmayacağız. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin angajman kuralları artık bu yeni aşamaya göre değiştirilmiştir. Suriye'den Türkiye sınırına güvenlik riski ve tehlikesi oluşturacak her askeri unsur, bir tehdit olarak değerlendirecek ve askeri hedef olarak muamele görecektir. Buradan Suriye rejimini bir hata yapmaması, Türkiye'nin kararlılığını ve dirayetini sınanmaması yönünde uyarıyoruz.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Tek başına uçan, hasmane bir görevi bulunmayan, tehdit oluşturmayan bir keşif uçağımızı düşürdükleri bu olayda, Türkiye sonuna kadar haklıdır'' dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, hedef saptırmaya gayret eden bazı köşe yazarları olduğunu belirterek, ''Sanki bu milletin evladı değil bunlar, sanki bu ülkenin vatandaşı değil bunlar ve bunu bu kadar insafsızca, bu kadar fütursuzca yapıyorlar. Bütün her şey, radar tespitleri ortadayken, Suriye'nin uluslararası hava sahasında silahsız, kimliği açık olan... Hasmane bir anlayışla gelse kimliğini gizler. Tek başına uçan, hasmane bir görevi bulunmayan, tehdit oluşturmayan bir keşif uçağımızı düşürdükleri bu olayda Türkiye sonuna kadar haklıdır'' şeklinde konuştu.

Doğu Akdeniz'in Türkiye için hassasiyet arzeden bir bölge olduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bir defa şunu çok iyi bilmemiz lazımdır ki Doğu Akdeniz'in genelinde haklarımız var. Kuzey Kıbrıs dahil olmak üzere, garantörü olduğumuz bu ülkenin hakları var. Bunun yanında bölgede diğer ülkelerin oluşturduğu sıkıntılar var. Rutin olarak bu çalışmaların burada yapılması bizim en doğal en tabii hakkımızdır. Nitekim bizim bu uçağımızın yaptığı uçuş da budur. Bu aynı zamanda yenilenmiş olan radarlarımızın test edilmesine yönelik bir uçuştur. Kaldı ki Suriye tarafından en ufak bir ikaz, en ufak bir nota tarafımıza yapılmamıştır. Yapılmadan bu uygulamaya girilmiştir. Bundan sonra utanmadan sıkılmadan dost olarak gördüklerini söylüyorlar. Bu hasmane bir tutumdur. Kısa süreli bir sınır ihlalini kimse haksız, hukuksuz, vicdansız bir saldırı için mazeret olarak gösteremez. Nitekim uluslararası toplumdan gelen açıklamalar, Türkiye'nin haklılığını teyit etmektedir.''

Başbakan Erdoğan, olayın olduğu andan itibaren sağduyu ve soğukkanlılık içinde davranarak, öncelikle durumu doğru ve net olarak anlamaya çalıştıklarını söyledi.

İlgili kurumların ilettiği bilgiler ışığında, fotoğrafı net olarak ortaya koyduklarını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

''İç ve dış kamuoyunu bilgilendirme safhasına geçtik. Dışişleri Bakanımız BM, Arap Ligi, NATO gibi uluslararası kuruluşlara, dost ve müttefik ülkelere yönelik diplomasi trafiği başlattı. Meclis'te grubu bulunan siyasi partilerimizin genel başkanlarına, pazar günü fikir teatisinde bulunmak için davette bulunduk. Sağolsunlar davetimize icabet ettiler. Böyle ortak hassasiyetle hareket etmemiz, ulusal bir konuda çağrımıza olumlu cevap verdiler ve geldiler. Ben gösterdikleri hassasiyet ve nezaket sebebiyle kendilerine teşekkür ediyorum. Bu tür olaylarda, günlerde birlik ve beraberlik içinde olmak, ortak akılla hareket etmek, elbirliği güçbirliği yapmak millet olmanın, sorumluluk sahibi olmanın gereğidir. Bunu da özellikle kendilerinden bekliyoruz. Ben siyasi partilerimizin, sivil toplum örgütlerimizin, medyamızın, 75 milyon vatandaşımızın süreç boyunca aynı hassasiyeti ve duyarlılığı göstereceğine yürekten inanıyorum.

Bu menfur saldırı sonrasında gerek yurt içinde gerekse yurtdışında dış politikamızı, özellikle de Suriye politikamızı sorgulayan bu acımasız değerlendirmeler, özellikle değerlendirmeye tabidir. Yurtdışında aleyhimize yürütülen kampanyalar bir tarafa, yurtiçinde böyle bir milli meselede, devletin hükümetin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin haksız, mesnetsiz, insafsız şekilde hedefe konulması, en hafif tabiriyle aymazlık, sorumsuzluk olur. Biz Hükümet olarak, böyle bir milli meselede siyasi partilerimizin süreç boyunca aynı olgun ve duyarlı tavrı sürdürmelerini, meseleyi siyasi polemik konusu yapmamalarını rica ediyoruz. Esed rejiminin bu alçakça saldırısını, mazur gösterecek şekilde yorumlar yapan, kendi ülkesini ve Hükümetini zan altında bırakmak sorumlu bir davranış biçimi olmayacaktır. Suriye konusunda kimsenin karnından konuşma, lafı geveleme, muhalefet olsun diye kendi ülkesinin menfaatlerine zarar verecek söylemlerde bulunma lüksü yoktur, olmamalıdır.''

*** HABERİN DEVAMINA 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ ***

(13.37)