2008-05-20 - 15:28
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, AK Parti hükümetinin, seçim ekonomisi uygulama hazırlığı yaptığını savunarak, ''Gidişat, seçim ortamına doğru olabilir. Bunlara, 'her şeyi, ekonominin gerektirdiği biçimde değil, benim seçim hesabımın gerektirdiği şekilde kullanmalıyım', anlayışı egemen olmuştur'' dedi.
CHP Grubu toplandı.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, 19 Mayısın önemine işaret ederek, 19 Mayısın siyasal yaşamın bir dönüm noktası olduğunu
söyledi.
''Mustafa Kemal'i içine sindiremeyenlere, kampanyalar yaparak siyaset
peşinde koşanlara ibret olsun'' diyen Baykal, 19 Mayısın kutlu olmasını
temenni etti.
İşsizlik ve eğitim sorunlarının, en fazla gençliği vurduğunu dile
getiren Baykal, devletin, gençlere, Anayasaya uygun şekilde, çağdaş
eğitim ve yurt olanağı sağlayamadığını ifade etti.
Baykal, dünyanın, tarımın değerini yeniden keşfettiğini vurgulayarak,
gelecek ay Şanlıurfa'da ''Tarım Kurultayı'' gerçekleştireceklerini
bildirdi.
Kuraklığı yerinde inceleyeceklerini, çözüm ortaya koyacaklarını ifade
eden Baykal, 4 Hazirandaki kurultayda tarımın, üretimin sorunlarını
konuşacaklarını, ''mısır, pancar üretmek suç mu?'' diye soracaklarını,
destekleme politikalarının kaldırılmak istendiğini anlatacaklarını
belirtti.
Baykal, partisinin MYK üyelerinin ertesi gün de Diyarbakır'a geçeceğini
ve vatandaşların, sorunlarını dinleyeceğini kaydetti.
-''SEÇİM EKONOMİSİ''
Ekonomik tablonun, kaygı verici olduğunu belirten Baykal, TÜİK ve Merkez
Bankasının hazırladığı Tüketici Güven Endeksi'nin sürekli inişte
olduğunu ifade etti.
Merkez Bankasının faiz artırımına işaret eden Baykal, bunun; üretimin,
yatırımın cezalandırılması, ülkenin borçlanma yükünün artırılması,
ekonomide işlerin iyiye gitmediği, ekonomideki kanamanın devam edeceği
anlamına geldiğini kaydetti.
Ciddi bir ekonomik sıkıntı içinden geçildiğini ifade eden Baykal,
Hükümetin, böyle bir tablo içinde bir yandan seçim ekonomisi uygulama
hazırlığı yaptığını savundu.
Baykal, ''Gidişat, seçim ortamına doğru olabilir. Bu gidişat karşısında,
'aman elde, avuçta ne varsa, her şeyi, ekonominin gerektirdiği biçimde
değil, benim seçim hesabımın gerektirdiği şekilde kullanmalıyım'
anlayışı, düşüncesi bunlara egemen olmuştur. Çok tehlikeli bir seçim
ekonomisi istikametinde sürüklenme ortaya çıkmıştır'' diye konuştu.
Hükümetin, İşsizlik Sigortası Fonunda biriken nemanın bir kısmına göz
diktiğini öne süren Baykal, buna sendikaların neden seyirci kaldığını
anlayamadığını belirtti.
Bu fonun, işçinin güvencesi olduğunu kaydeden Baykal, geçmişte SSK'yı
tahrip eden zihniyetin, işçinin bu güvencesine el uzatmak üzere yola
çıktığını savundu. Baykal, sendikalara, ''Buna göz yumarsanız gerisi
gelir, çarçur edilmesine izin vermeyin'' diye seslendi.
-''TUZLA'DAKİ ÖLÜMLER''-
Tuzla tersanelerindeki ölümlere de değinen Baykal, bu ölümlerin, ''iş
kazası'' olarak nitelenmeyeceğini söyledi. İhmal, vurdumduymazlık,
sorumsuzluk sonucu facia yaşandığını belirten Baykal, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Bazı tersaneler var ki ölümler tesadüf değil, art arda facialar
yaşanıyor. Bunların karşısında iktidar yetkililerinin üzüntülerini beyan
etmesi önlem değil, bu sorunun çözüme ihtiyacı var. Hiçbir önlem
alınmazsa bunların artacağı açık. Bu tablo karşısında, gerçekleşecek
ölümlerin sorumlusu kim olur? Tedbir alması gerekirken, almayanlar değil
mi? Önlem alacaksınız, alamıyorsan, orada kalamazsın, gideceksin.
Dünyanın her yerinde böyle. 'Ben mi sebep oldum' Sen önlemekle
yükümlüsün, sorumlusun, yetkin var. Gerekeni yapmamışsın, çekil, yapacak
biri gelir derler. Türkiye'de de dememiz lazım.''
-''ŞAPKADAN TAVŞAN ÇIKARIR GİBİ''-
Yargı reformu hazırlandığını, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in,
''Şapkadan tavşan çıkarır gibi'' bunu cebinden çıkarıp, AB'li muhatabına
sunduğunu söyledi. Baykal, ''Kim, nerede hazırladı bunu, bilen yok.
Bunları, hukuk reformu yapmadığımız dönemlerde dahi yapamadık'' diye
konuştu.
Baykal, birilerinin, ''karambolden, sel önünden kütük kapmaya çalışır
gibi'' amaçlarına ulaşmaya çalıştığını savunarak, Hükümetin, duygusal
nedenlerle üniversitelerle ilişkisini sağlıklı şekilde kuramadığını öne
sürdü. Baykal, üniversite hastanelerinde çalışan hemşirelerin, Sağlık
Bakanlığında çalışanlardan daha az maaş aldığını söyledi.
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, son siyasi
gelişmeleri değerlendirdi.
''Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün dinlenildiği ve
izlenildiği'' iddialarına da değinen Baykal, olayın çok düşündürücü ve
üzücü olduğunu söyledi.
Deniz Baykal, Anayasaya göre herkesin haberleşme özgürlüğü ile özel
yaşamın gizliliğinin esas olduğunu belirterek, yetkili mercilerin
mahkeme kararı olmadan kimseyi dinleyemeyeceklerini bildirdi. ''Benim
karara ihtiyacım yok. Ben dinlerim'' anlayışı olamayacağını ifade eden
Baykal, ''Burası dağ başı mı? Burası hukuk devleti'' dedi.
Baykal, Türkiye'ye bu manzaraların yakışmadığını belirterek, ''Ülkenin
yüksek yargıçlarını dinleyemezsin. Kimseyi dinleyemezsin. Kimsenin özel
yaşamına, mahremiyetine elini uzatamazsın, kulağını dayayamazsın.
Devlete röntgencilik yapmak yakışmaz. Bu iktidar sayesinde röntgenci
devlet olduk'' görüşünü dile getirdi.
Paksüt'ün takip edildiği iddiası ortaya çıkınca yöneticilerin takındığı
tavrı eleştiren Baykal, şöyle devam etti:
''Suçüstü yakalanmışsın. Ne oluyor, inkar. Ee, inandır, göster,
kaldırıver arkasını bakalım dinleme aleti mi, değil mi? Diyorlar ki 'Onu
değil, başkasını dinleyecek' Demek ki dinleme aleti. Peki başkasını
dinleyecektin de niye adamın evinden çıktığı andan itibaren gideceği
lokantaya kadar peşinde dolaşıyorsun? Başkasını dinlemek için o kişiyi
evinden itibaren takip etmen mi gerekiyor?''
-''İNSAN TENEZZÜL ETMEZ''-
Yapılan açıklamaları da eleştiren CHP Lideri Baykal, şöyle devam etti:
''Perişanlık, suçüstü oldular. Bir yüksek yargıcı izliyorsun. Ne zaman
izliyorsun? AKP kapatma davasından hemen önce izliyorsun. Onunla ilgisi
yok. Biz başka işin peşindeyiz. Çok acıklı bir manzara. Bu telaş niye?
Bu korku niye? İnsan tenezzül etmez. Ne olacak şimdi? Bakanın biri, bir
türlü konuşuyor, öbürü başka türlü konuşuyor. 'Ya yapıldı, yanlıştır,
yapanlardan hesap soracağım, kabul edemem' diyecek bir Allah'ın kulu yok
mu bu iktidarın içinde. Herkes ezik, herkes suskun, örtbas etmeye
hazır.''
-BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN SÖZLERİ-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''CHP, kaymak tabakasının yanında''
dediğini ifade eden Baykal, bu sözlere tepki göstererek, hergün halkın
içinde olduğunu, koruma ordusuyla dolaşmadığını söyledi.
Sabahın 6'sından, gece yarısına tek başına sokakta, pazarda, her yerde
dolaştığını anlatan CHP Genel Başkanı Baykal, şöyle konuştu:
''Kaymak tabakasıymış. Biz o işleri bilmeyiz. O işleri sen bilirsin.
Biz, eşimle birlikte iki torunumuzla, orta halli Türk ailesinin yaşamını
sürüyoruz. Kendi alışverişimizi kendimiz yapıyoruz. Kendi işimizi
kendimiz yapıyoruz. Uşaklarımız, aşçılarımız etrafımızda dönmüyor.
Sosyetik 7 yıldızlı otellerde cümbür cemaat, eşi dostu toplayıp devlet
sırtından tatil yapmak bizim lügatımızda yazmaz. Arap şeyhleriyle hediye
teati etmek, aile temasları yapmak bizim işimiz değil. Bunları sen
bilirsin. Anadolu'da insanımız nasıl yaşıyorsa, biz aynı hayatı
yaşıyoruz, aynı şartlarla yaşıyoruz.''
-KİN VE NEFRET-
Başbakan Erdoğan'ın, ''Kin ve nefret'' yakıştırması yaptığını öne süren
Deniz Baykal, ''Benim lügatımda kin, nefret diye bir kavram yok'' dedi.
Herkese saygı gösterdiğini, inançları gereği mücadele yaptığını, ancak
kin ve nefret duymayacağını söyleyen Baykal, ''Ben, kin ve nefret
duysam, önce sana kin ve senden nefret duymam gerekir'' diye konuştu.
Erdoğan'ın siyasi haklarının iade edilmesi için demokrasiye ve milletin
iradesine saygısı nedeniyle öncülük ettiğini anlatan Baykal, ''Ne kini,
ne nefreti... Yolun açık olsun. Seninle tartışmam olur. Ayrı bir iş. Hiç
kimseye kin ve nefret duymayız'' dedi.
''Sayın Abdullah Gül'e de niye kin, nefret duyayım?'' diye soran Baykal,
hiçbir duygusal tepki, şartlanmışlık ve kızgınlığının kesinlikle söz
konusu olmadığını söyledi.
Deniz Baykal, cumhurbaşkanı seçim süreci ile üniversitelerde türbana
serbestlik getiren Anayasa değişikliği sırasında, ''Türkiye'nin iyiliği
için olması gerekenleri söylediğini'' ifade ederek, AK Parti'li
milletvekillerinin de bu konularda ''hata'' yapıldığını söylemeye
başlandıklarını ileri sürdü.
Cumhurbaşkanlığı makamının ülkenin sorunlarıyla ilgili bütün
çalışmalarında sorumluluk üstleneceklerini, birlikte çalışacaklarını
ilan ettiklerini hatırlatan Baykal, Cumhurbaşkanı Gül'ün, ülkenin dış
politika sorununu konuşmaya çağırdığı zaman gittiğini anımsattı.
CHP Lideri Baykal, şöyle konuştu:
''Ama 'Gel bir yemek yiyelim' dediği zaman, yemekse, 'Ben, muhtarlarla
yiyeceğim'' dedim. Oraya gitmedik diye Başbakan, 'Kin ve nefret' diyor.
Başbakan, bu değerlendirmeyi yapmadan önce, aile meclisini toplayıp da
'Çankaya'nın davetine gitmemeyi kin ve nefret yansıması mıdır' diye
sorsaydı, aile fertlerinden bir değerlendirme alsaydı, acaba aynı şeyi
söyler miydi diye de düşünüyorum. Ben gitmiyorsam, kin ve nefretten
gitmiyor değilim, İlkeden dolayı gitmiyorum. İlan ettik, ilkeyi
uyguluyoruz. Bizim ilkemiz var. Yoksa ben hazımsızlıktan, 'O
cumhurbaşkanı oldu, ben cumhurbaşkanı olamadım' falan diye
hazımsızlıktan gitmiyor değilim. 'Onlar cumhurbaşkanı oldu, biz
olamadık' diye bir rahatsızlık yok etrafımızda. Bizim, böyle bir
problemimiz yok.''
Baykal konuşmasında, Başbakan Erdoğan'a da gözündeki rahatsızlık
dolayısıyla geçmiş olsun dileklerini iletti.
-YABANCILARIN TÜRKİYE DEĞERLENDİRMELERİ-
Batılı siyasetçilerin, Türkiye'deki gelişmelere yönelik yaptıkları
açıklamalara da değinen Baykal, laiklik, demokrasi, İslamiyet sentezini
bir arada yaşatma mücadelesi vermiş dünyada başka bir ülke olmadığını
söyledi. Baykal, ''Dünyada 53 tane Müslüman ülke var. 'Ben, laik bir
ülkeyim' diye Anayasasına yazmış başka bir ülke yok'' dedi.
Yabancıların kendi deneyimlerinin penceresinden, kendi doğru, tercih ve
temennilerini dile getirdiklerini anlatan Baykal, ''Sen gel de yaşa
bakalım Türkiye'de. Sen gel de Müslüman toplumun içinde laiklik
mücadelesi vermiş bir ülkenin içinde giderek kendisini gösteren
tehlikelerin, tehditlerin ne anlama geldiğini yaşa, gör, anla,
Anayasanda da laiklikle ilgili ilkeler olsun, hukuk sistemine verilmiş
görevler olsun, bu manzara karşısında ne yaparsın. Gel, gör, yaşa da
öyle görelim seni. Biz bunun içinden geçiyoruz. Kimsenin, bize bu konuda
ders verme imkanı yoktur.''
Türkiye'de laikliği de demokrasiyi de korumak istediklerini, laiklik
duyarlıklarının demokrasi karşıtlığı olmadığını anlatan CHP Lideri
Baykal, zorluğun ikisini bu ortamda yaşatmaktan geçtiğini söyledi.
Laiklik ve demokrasiye karşı tehlikeler olduğunda mücadele verdiklerini,
batılıların bunu anlamadıklarını, laikliğe kulp takmaya çalışarak,
''İslami laiklik'', ''Demokratik laiklik'', ''Ilımlı İslam'' denildiğini
anlatan Baykal, bu konularda en duyarlı olması gereken çevrelerin bile
çok rahatlıkla bunu kullandıklarını söyledi.
CHP Genel Başkanı Baykal, şöyle konuştu:
''Toplum, bir yerden bir yere doğru gidiyor. Biz bu sürecin nereden
nereye olduğunu seziyoruz. Türkiye'de 20 yıl önce bu tartışma var mıydı?
Şimdi kimse Türkiye'ye, 'Laik Türkiye Cumhuriyeti' demiyor, en ciddi, en
dikkatli olması gereken devletler bile Türkiye'yi bir ılımlı İslam
devleti olarak algılıyorlar. İslamı mutlaka önüne koyuyorlar. Bu bir
süreç. Bak, 20 yıl önce olasılığı şimdi var. 20 yıl sonra ne var?
Biliyor musun sen? Ben, 20 yıl sonrasının da hesabını yapmak
durumundayım.''
Deniz Baykal, Türkiye'yi laik toplum olarak yaşatma iddiasına dayanak
olarak Anayasanın, hukukun, yargı organlarının alınmasını ve onlara
güvenilmesini istedi.
Demokrasiyi bugünlere getirdiklerini, daha da ileriye götüreceklerini
ifade eden Baykal, ''Demokrasiyi yaşatırken, yeter ki laiklik elden
gitmesin. Laikliği tutmayı başarırsak, hiç merak etmeyin demokrasiyi de
yaşatırız'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, 19 Mayısın önemine işaret ederek, 19 Mayısın siyasal yaşamın bir dönüm noktası olduğunu
söyledi.
''Mustafa Kemal'i içine sindiremeyenlere, kampanyalar yaparak siyaset
peşinde koşanlara ibret olsun'' diyen Baykal, 19 Mayısın kutlu olmasını
temenni etti.
İşsizlik ve eğitim sorunlarının, en fazla gençliği vurduğunu dile
getiren Baykal, devletin, gençlere, Anayasaya uygun şekilde, çağdaş
eğitim ve yurt olanağı sağlayamadığını ifade etti.
Baykal, dünyanın, tarımın değerini yeniden keşfettiğini vurgulayarak,
gelecek ay Şanlıurfa'da ''Tarım Kurultayı'' gerçekleştireceklerini
bildirdi.
Kuraklığı yerinde inceleyeceklerini, çözüm ortaya koyacaklarını ifade
eden Baykal, 4 Hazirandaki kurultayda tarımın, üretimin sorunlarını
konuşacaklarını, ''mısır, pancar üretmek suç mu?'' diye soracaklarını,
destekleme politikalarının kaldırılmak istendiğini anlatacaklarını
belirtti.
Baykal, partisinin MYK üyelerinin ertesi gün de Diyarbakır'a geçeceğini
ve vatandaşların, sorunlarını dinleyeceğini kaydetti.
-''SEÇİM EKONOMİSİ''
Ekonomik tablonun, kaygı verici olduğunu belirten Baykal, TÜİK ve Merkez
Bankasının hazırladığı Tüketici Güven Endeksi'nin sürekli inişte
olduğunu ifade etti.
Merkez Bankasının faiz artırımına işaret eden Baykal, bunun; üretimin,
yatırımın cezalandırılması, ülkenin borçlanma yükünün artırılması,
ekonomide işlerin iyiye gitmediği, ekonomideki kanamanın devam edeceği
anlamına geldiğini kaydetti.
Ciddi bir ekonomik sıkıntı içinden geçildiğini ifade eden Baykal,
Hükümetin, böyle bir tablo içinde bir yandan seçim ekonomisi uygulama
hazırlığı yaptığını savundu.
Baykal, ''Gidişat, seçim ortamına doğru olabilir. Bu gidişat karşısında,
'aman elde, avuçta ne varsa, her şeyi, ekonominin gerektirdiği biçimde
değil, benim seçim hesabımın gerektirdiği şekilde kullanmalıyım'
anlayışı, düşüncesi bunlara egemen olmuştur. Çok tehlikeli bir seçim
ekonomisi istikametinde sürüklenme ortaya çıkmıştır'' diye konuştu.
Hükümetin, İşsizlik Sigortası Fonunda biriken nemanın bir kısmına göz
diktiğini öne süren Baykal, buna sendikaların neden seyirci kaldığını
anlayamadığını belirtti.
Bu fonun, işçinin güvencesi olduğunu kaydeden Baykal, geçmişte SSK'yı
tahrip eden zihniyetin, işçinin bu güvencesine el uzatmak üzere yola
çıktığını savundu. Baykal, sendikalara, ''Buna göz yumarsanız gerisi
gelir, çarçur edilmesine izin vermeyin'' diye seslendi.
-''TUZLA'DAKİ ÖLÜMLER''-
Tuzla tersanelerindeki ölümlere de değinen Baykal, bu ölümlerin, ''iş
kazası'' olarak nitelenmeyeceğini söyledi. İhmal, vurdumduymazlık,
sorumsuzluk sonucu facia yaşandığını belirten Baykal, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Bazı tersaneler var ki ölümler tesadüf değil, art arda facialar
yaşanıyor. Bunların karşısında iktidar yetkililerinin üzüntülerini beyan
etmesi önlem değil, bu sorunun çözüme ihtiyacı var. Hiçbir önlem
alınmazsa bunların artacağı açık. Bu tablo karşısında, gerçekleşecek
ölümlerin sorumlusu kim olur? Tedbir alması gerekirken, almayanlar değil
mi? Önlem alacaksınız, alamıyorsan, orada kalamazsın, gideceksin.
Dünyanın her yerinde böyle. 'Ben mi sebep oldum' Sen önlemekle
yükümlüsün, sorumlusun, yetkin var. Gerekeni yapmamışsın, çekil, yapacak
biri gelir derler. Türkiye'de de dememiz lazım.''
-''ŞAPKADAN TAVŞAN ÇIKARIR GİBİ''-
Yargı reformu hazırlandığını, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in,
''Şapkadan tavşan çıkarır gibi'' bunu cebinden çıkarıp, AB'li muhatabına
sunduğunu söyledi. Baykal, ''Kim, nerede hazırladı bunu, bilen yok.
Bunları, hukuk reformu yapmadığımız dönemlerde dahi yapamadık'' diye
konuştu.
Baykal, birilerinin, ''karambolden, sel önünden kütük kapmaya çalışır
gibi'' amaçlarına ulaşmaya çalıştığını savunarak, Hükümetin, duygusal
nedenlerle üniversitelerle ilişkisini sağlıklı şekilde kuramadığını öne
sürdü. Baykal, üniversite hastanelerinde çalışan hemşirelerin, Sağlık
Bakanlığında çalışanlardan daha az maaş aldığını söyledi.
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, son siyasi
gelişmeleri değerlendirdi.
''Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün dinlenildiği ve
izlenildiği'' iddialarına da değinen Baykal, olayın çok düşündürücü ve
üzücü olduğunu söyledi.
Deniz Baykal, Anayasaya göre herkesin haberleşme özgürlüğü ile özel
yaşamın gizliliğinin esas olduğunu belirterek, yetkili mercilerin
mahkeme kararı olmadan kimseyi dinleyemeyeceklerini bildirdi. ''Benim
karara ihtiyacım yok. Ben dinlerim'' anlayışı olamayacağını ifade eden
Baykal, ''Burası dağ başı mı? Burası hukuk devleti'' dedi.
Baykal, Türkiye'ye bu manzaraların yakışmadığını belirterek, ''Ülkenin
yüksek yargıçlarını dinleyemezsin. Kimseyi dinleyemezsin. Kimsenin özel
yaşamına, mahremiyetine elini uzatamazsın, kulağını dayayamazsın.
Devlete röntgencilik yapmak yakışmaz. Bu iktidar sayesinde röntgenci
devlet olduk'' görüşünü dile getirdi.
Paksüt'ün takip edildiği iddiası ortaya çıkınca yöneticilerin takındığı
tavrı eleştiren Baykal, şöyle devam etti:
''Suçüstü yakalanmışsın. Ne oluyor, inkar. Ee, inandır, göster,
kaldırıver arkasını bakalım dinleme aleti mi, değil mi? Diyorlar ki 'Onu
değil, başkasını dinleyecek' Demek ki dinleme aleti. Peki başkasını
dinleyecektin de niye adamın evinden çıktığı andan itibaren gideceği
lokantaya kadar peşinde dolaşıyorsun? Başkasını dinlemek için o kişiyi
evinden itibaren takip etmen mi gerekiyor?''
-''İNSAN TENEZZÜL ETMEZ''-
Yapılan açıklamaları da eleştiren CHP Lideri Baykal, şöyle devam etti:
''Perişanlık, suçüstü oldular. Bir yüksek yargıcı izliyorsun. Ne zaman
izliyorsun? AKP kapatma davasından hemen önce izliyorsun. Onunla ilgisi
yok. Biz başka işin peşindeyiz. Çok acıklı bir manzara. Bu telaş niye?
Bu korku niye? İnsan tenezzül etmez. Ne olacak şimdi? Bakanın biri, bir
türlü konuşuyor, öbürü başka türlü konuşuyor. 'Ya yapıldı, yanlıştır,
yapanlardan hesap soracağım, kabul edemem' diyecek bir Allah'ın kulu yok
mu bu iktidarın içinde. Herkes ezik, herkes suskun, örtbas etmeye
hazır.''
-BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN SÖZLERİ-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''CHP, kaymak tabakasının yanında''
dediğini ifade eden Baykal, bu sözlere tepki göstererek, hergün halkın
içinde olduğunu, koruma ordusuyla dolaşmadığını söyledi.
Sabahın 6'sından, gece yarısına tek başına sokakta, pazarda, her yerde
dolaştığını anlatan CHP Genel Başkanı Baykal, şöyle konuştu:
''Kaymak tabakasıymış. Biz o işleri bilmeyiz. O işleri sen bilirsin.
Biz, eşimle birlikte iki torunumuzla, orta halli Türk ailesinin yaşamını
sürüyoruz. Kendi alışverişimizi kendimiz yapıyoruz. Kendi işimizi
kendimiz yapıyoruz. Uşaklarımız, aşçılarımız etrafımızda dönmüyor.
Sosyetik 7 yıldızlı otellerde cümbür cemaat, eşi dostu toplayıp devlet
sırtından tatil yapmak bizim lügatımızda yazmaz. Arap şeyhleriyle hediye
teati etmek, aile temasları yapmak bizim işimiz değil. Bunları sen
bilirsin. Anadolu'da insanımız nasıl yaşıyorsa, biz aynı hayatı
yaşıyoruz, aynı şartlarla yaşıyoruz.''
-KİN VE NEFRET-
Başbakan Erdoğan'ın, ''Kin ve nefret'' yakıştırması yaptığını öne süren
Deniz Baykal, ''Benim lügatımda kin, nefret diye bir kavram yok'' dedi.
Herkese saygı gösterdiğini, inançları gereği mücadele yaptığını, ancak
kin ve nefret duymayacağını söyleyen Baykal, ''Ben, kin ve nefret
duysam, önce sana kin ve senden nefret duymam gerekir'' diye konuştu.
Erdoğan'ın siyasi haklarının iade edilmesi için demokrasiye ve milletin
iradesine saygısı nedeniyle öncülük ettiğini anlatan Baykal, ''Ne kini,
ne nefreti... Yolun açık olsun. Seninle tartışmam olur. Ayrı bir iş. Hiç
kimseye kin ve nefret duymayız'' dedi.
''Sayın Abdullah Gül'e de niye kin, nefret duyayım?'' diye soran Baykal,
hiçbir duygusal tepki, şartlanmışlık ve kızgınlığının kesinlikle söz
konusu olmadığını söyledi.
Deniz Baykal, cumhurbaşkanı seçim süreci ile üniversitelerde türbana
serbestlik getiren Anayasa değişikliği sırasında, ''Türkiye'nin iyiliği
için olması gerekenleri söylediğini'' ifade ederek, AK Parti'li
milletvekillerinin de bu konularda ''hata'' yapıldığını söylemeye
başlandıklarını ileri sürdü.
Cumhurbaşkanlığı makamının ülkenin sorunlarıyla ilgili bütün
çalışmalarında sorumluluk üstleneceklerini, birlikte çalışacaklarını
ilan ettiklerini hatırlatan Baykal, Cumhurbaşkanı Gül'ün, ülkenin dış
politika sorununu konuşmaya çağırdığı zaman gittiğini anımsattı.
CHP Lideri Baykal, şöyle konuştu:
''Ama 'Gel bir yemek yiyelim' dediği zaman, yemekse, 'Ben, muhtarlarla
yiyeceğim'' dedim. Oraya gitmedik diye Başbakan, 'Kin ve nefret' diyor.
Başbakan, bu değerlendirmeyi yapmadan önce, aile meclisini toplayıp da
'Çankaya'nın davetine gitmemeyi kin ve nefret yansıması mıdır' diye
sorsaydı, aile fertlerinden bir değerlendirme alsaydı, acaba aynı şeyi
söyler miydi diye de düşünüyorum. Ben gitmiyorsam, kin ve nefretten
gitmiyor değilim, İlkeden dolayı gitmiyorum. İlan ettik, ilkeyi
uyguluyoruz. Bizim ilkemiz var. Yoksa ben hazımsızlıktan, 'O
cumhurbaşkanı oldu, ben cumhurbaşkanı olamadım' falan diye
hazımsızlıktan gitmiyor değilim. 'Onlar cumhurbaşkanı oldu, biz
olamadık' diye bir rahatsızlık yok etrafımızda. Bizim, böyle bir
problemimiz yok.''
Baykal konuşmasında, Başbakan Erdoğan'a da gözündeki rahatsızlık
dolayısıyla geçmiş olsun dileklerini iletti.
-YABANCILARIN TÜRKİYE DEĞERLENDİRMELERİ-
Batılı siyasetçilerin, Türkiye'deki gelişmelere yönelik yaptıkları
açıklamalara da değinen Baykal, laiklik, demokrasi, İslamiyet sentezini
bir arada yaşatma mücadelesi vermiş dünyada başka bir ülke olmadığını
söyledi. Baykal, ''Dünyada 53 tane Müslüman ülke var. 'Ben, laik bir
ülkeyim' diye Anayasasına yazmış başka bir ülke yok'' dedi.
Yabancıların kendi deneyimlerinin penceresinden, kendi doğru, tercih ve
temennilerini dile getirdiklerini anlatan Baykal, ''Sen gel de yaşa
bakalım Türkiye'de. Sen gel de Müslüman toplumun içinde laiklik
mücadelesi vermiş bir ülkenin içinde giderek kendisini gösteren
tehlikelerin, tehditlerin ne anlama geldiğini yaşa, gör, anla,
Anayasanda da laiklikle ilgili ilkeler olsun, hukuk sistemine verilmiş
görevler olsun, bu manzara karşısında ne yaparsın. Gel, gör, yaşa da
öyle görelim seni. Biz bunun içinden geçiyoruz. Kimsenin, bize bu konuda
ders verme imkanı yoktur.''
Türkiye'de laikliği de demokrasiyi de korumak istediklerini, laiklik
duyarlıklarının demokrasi karşıtlığı olmadığını anlatan CHP Lideri
Baykal, zorluğun ikisini bu ortamda yaşatmaktan geçtiğini söyledi.
Laiklik ve demokrasiye karşı tehlikeler olduğunda mücadele verdiklerini,
batılıların bunu anlamadıklarını, laikliğe kulp takmaya çalışarak,
''İslami laiklik'', ''Demokratik laiklik'', ''Ilımlı İslam'' denildiğini
anlatan Baykal, bu konularda en duyarlı olması gereken çevrelerin bile
çok rahatlıkla bunu kullandıklarını söyledi.
CHP Genel Başkanı Baykal, şöyle konuştu:
''Toplum, bir yerden bir yere doğru gidiyor. Biz bu sürecin nereden
nereye olduğunu seziyoruz. Türkiye'de 20 yıl önce bu tartışma var mıydı?
Şimdi kimse Türkiye'ye, 'Laik Türkiye Cumhuriyeti' demiyor, en ciddi, en
dikkatli olması gereken devletler bile Türkiye'yi bir ılımlı İslam
devleti olarak algılıyorlar. İslamı mutlaka önüne koyuyorlar. Bu bir
süreç. Bak, 20 yıl önce olasılığı şimdi var. 20 yıl sonra ne var?
Biliyor musun sen? Ben, 20 yıl sonrasının da hesabını yapmak
durumundayım.''
Deniz Baykal, Türkiye'yi laik toplum olarak yaşatma iddiasına dayanak
olarak Anayasanın, hukukun, yargı organlarının alınmasını ve onlara
güvenilmesini istedi.
Demokrasiyi bugünlere getirdiklerini, daha da ileriye götüreceklerini
ifade eden Baykal, ''Demokrasiyi yaşatırken, yeter ki laiklik elden
gitmesin. Laikliği tutmayı başarırsak, hiç merak etmeyin demokrasiyi de
yaşatırız'' dedi.
