2009-06-23 - 11:39
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı, ''bugüne kadar izlediği reddedici ve nezaketten uzak siyaset anlayışını gözden geçirmeye çağırdığını'' ifade ederek, ''Geride kalan yasama yılından çıkaracağı dersler ile yeni döneme daha olgun, daha uzlaşmacı, daha açık ve daha saygılı bir siyaset anlayışıyla başlamasını temenni ediyorum'' dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı, ''bugüne kadar izlediği reddedici
ve nezaketten uzak siyaset anlayışını gözden geçirmeye çağırdığını'' ifade ederek,
''Geride kalan yasama yılından çıkaracağı dersler ile yeni döneme daha olgun, daha uzlaşmacı,
daha açık ve daha saygılı bir siyaset anlayışıyla başlamasını temenni ediyorum'' dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM Grubunda, 1 Temmuz itibariyle geride kalacak
yasama yılının da Türkiye'nin temel sorunlarının çözüme kavuşturulamadığı, israf
edilmiş bir dönem olarak hatırlanacağını söyledi. Bahçeli, bunda, 22 Temmuz 2007
seçimleriyle oluşan Meclis aritmetiğinin, AK Parti'ye verdiği yetki ve
sorumluluğun yerine getirilmemesinin payının büyük olduğunu savundu.
Elindeki sayısal çoğunluğu demokratik imkan olarak değil, ''başına buyruk
ve kural tanımaz bir güç zannederek hareket eden iktidar partisinin, Hükümetin
uzlaşmaz, kutuplaştırıcı, gerilimden beslenen siyaset anlayışının''; bu
tıkanmanın en büyük nedeni olduğunu ileri süren Bahçeli, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Ve bütün bunların sonucunda, AKP zihniyetiyle birlikte bu süre; milli
meselelerde inanç ve vizyon eksikliği, manevi konulardaki istismarcı anlayış,
bölücülüğe olan tavizkar yaklaşım ve hatta iş birliği, giderek kurumsallaşan
kayırmacı yönetim zihniyeti, yandaş vurgun çetelerine dönük hoşgörü, uluslararası
ilişkilerde tam bir boyun eğmişlik hali, ekonomik konularda krizi anlama ve
yorumlama acziyeti, yoksulluk, yokluk ve işsizliğe mahkum edilmiş milyonlar
olarak geride kalmıştır.
Hükümet ve AKP Grubu, bu süreyi günübirlik meselelerle oyalanarak israf
etmiş, zaten kısa menzilli olan siyasal vizyonunun gelecek ile bağını tamamen
kopartarak hiçbir meseleye temelden bir çözüm getirememiştir. Bu miyopluk,
defalarca uyarısını yaptığımız siyasi, sosyal, ekonomik ve güvenlik
tehlikeleriyle birleşince AKP zihniyeti tam bir bocalama ve şaşkınlığa
sürüklenmiştir. Meseleleri ya hamaset ve laf kalabalığıyla yok farz ederek, ya da
yapay sorumlu arayarak vaktini geçirmiştir.''
MUHALEFETE DEĞER VE ANLAM VERMEYEN
Bahçeli, demokratik rejimin işleyişi ve ilerleyişinde, demokrasi dışı
engellerin varlığının tartışıldığı, ortaya çıkan belgelerin gerçek olup
olmadığının araştırıldığı bir dönemin sancılarının, kamuoyunun gözü önünde
yaşandığını belirtti.
Bu konuda Türk siyasi tarihinin geride kalan yıllarının, demokrasiye
müdahalelerin talihsiz hatıralarıyla dolu olduğunu ifade eden Bahçeli, ancak,
demokrasi üzerinde tehdit oluşturan zihniyetleri yalnızca siyaset dışında
aramanın, dikkatleri yalnızca bu yöne çekmenin, bu konudaki tarihi tecrübeleri
göz ardı etmek olacağını kaydetti.
Bahçeli, Türkiye'nin politik geçmişinin kendilerine kazandırdıklarının;
tehlikenin yalnızca siyaset dışından değil, yanlış siyaset ve demokrasi algısının
da en az darbeci zihniyetler kadar demokrasiye zarar verebileceğine işaret
ettiğini vurguladı.
''Muhalefete değer ve anlam vermeyen veya vermek istemeyen, sorumsuz tek
başına iktidarların da demokratik anlayışa darbe vuran siyaset içi aktörler
olduğu unutulmamalıdır'' diyen Bahçeli, muhalefetin yaşamasına, kendisini
geliştirmesine imkan tanımayan, tahammül göstermeyen sistemleri ''demokratik
parlamenter rejim'', bu anlayış sahiplerini de ''demokrat'' olarak tanımlamanın
mümkün olmadığını belirtti.
Bahçeli, demokrasiyi yaşatmanın yolunun sadece dış müdahale kanallarını
kapatmaktan değil, bunun yanında diğer siyasal görüşleri de dinlemeyi bilen,
farklı düşüncelere saygı gösteren, onların da haklı olabileceğine ihtimal veren
köklü bir demokratik zihniyet dönüşümünden geçtiğini dile getirdi.
SİYASAL KÖRLÜK
Bugüne kadarki çatıştırıcı ve kutuplaştırıcı anlayışın, AK Parti
zihniyetinin bu hoşgörü ve diyalog zeminine ne kadar yabancı olduğunu ortaya
koyduğunu öne süren Devlet Bahçeli, şöyle devam etti:
''Türkiye'nin çıkarlarını şahsi ve siyasi hesaplara kurban eden bu
anlayışın yıkıcı etkilerinin, devlet ve toplum hayatımızın her alanındaki
tahribatı giderek derinleşmekte ve yaygınlaşmaktadır. Bugün geldiğimiz noktada,
siyaset kurumu kirlenmiş, parlamento kilitlenmiş, siyasi gerginlikler
tırmandırılmış ve AKP Hükümeti, Türkiye'yi yönetme kabiliyetini kaybetmiştir.
Kendi dışındaki tercihleri yok sayan bu siyasal körlüğün de demokratik hayatımıza
tıpkı dışarıdan olduğu gibi içeriden de darbe vuracağını artık anlamak ve bilmek
gerekmektedir.
Başbakan Erdoğan kabul etmelidir ki, tek başına iktidar, bütün milletin
temsili, demokrasi ise Mecliste sandalye sayısına dayanan basit bir aritmetik
denklemi veya işlemi değildir. Otokrat davranış, hesap vermekten muaf olma,
muhalefeti dışlama ise hiç değildir. Onun için, burada esas olan ele geçirme
psikolojisinden sıyrılmak, 'olursa benim olsun ve benim dediğim olsun'
zihniyetinden bir an önce arınmak olmalıdır.
Bu konuyu, ele geçen belgelerin sahte mi gerçek mi olduğuna yönelik
tartışmaların yaşandığı içinde bulunduğumuz ağır şartlar çerçevesinde bir kez
daha hatırlatılmasını demokrasimizin selameti ve geleceği açısından açıklamayı
gerekli görüyorum. Unutmayalım ki, bütün müdahale arayışları demokratik siyasal
sisteme olan güvenin zayıflaması ile artacak ve toplumsal destek bulacak;
demokrasiye olan inancın artması ile son bulacaktır. Bu nedenle milletimiz
nezdinde siyasi sisteme karşı duyulan güvensizliğin tohumlarını ekmekten; itici,
uzaklaştırıcı, aşağılayıcı tavırlardan kaçınmak siyasetçinin temel görevleri
arasında olmalıdır. Başbakan Erdoğan'ı bugüne kadar izlediği reddedici ve
nezaketten uzak siyaset anlayışını gözden geçirmeye çağırıyorum. Geride kalan
yasama yılından çıkaracağı dersler ile yeni döneme daha olgun, daha uzlaşmacı,
daha açık ve daha saygılı bir siyaset anlayışı ile başlamasını temenni
ediyorum.''
SORUNLARIN NEDENLERİNİ ARAŞTIRMAK SİYASETÇİLERİN GÖREVİ
MHP Genel Başkanı Bahçeli, bugün karşılarına cinnet, cinayet, katliam,
şiddet, yolsuzluk, soygun ve istismar olarak çıkan toplumsal buhranın giderek
tırmanmasının, bir gün refaha kavuşulsa bile huzura asla kavuşamayacağının acı
işaretlerini verdiğini söyledi.
Yaygın bir şiddet dalgasının, çok vahim ve kaçamayacakları sorunlar
haline geldiğini ifade eden Bahçeli, ''Giderek kontrolden çıkan, yaygınlaşan ve
fütursuzlaşan suç işleme eğilimi bu hızla ve bu dozda ilerlerse, hiç kimsenin bu
felaketten kurtulması mümkün görülmemektedir. Böylesi bir ağır buhran halinde
insanları ne sığındıkları güvenlikli siteler ne koruma kalkanları ne de tecrit
edilmiş mekanlar korumaya yetmeyecektir. Gelişmeler maalesef bunu
göstermektedir'' diye konuştu.
Bahçeli, bu sorunların nedenlerini araştırmak ve bulmanın, siyasetçinin
görevi olduğunu dile getirdi.
Yaşanan ve bedelleri çok ağır olan ekonomik krizi güçlü ve muktedir bir
iktidarla aşmanın, bozulan ekonomik dengeleri eski haline getirmenin, zamanla
mümkün olabileceğini kaydeden Bahçeli, ''Ancak binlerce yıldır oluşan toplumsal
ilişkiler ve değerler sisteminin yıkılması, tahribi veya değişim hızının neden
olduğu uyumsuzluk, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır. Kaybettiğimiz
ekonomik seviyeyi ve serveti bir vesileyle geri kazanmak mümkündür ne var ki
kaybedeceğimiz manevi iklim ve sistemin geri kazanılması mümkün olmayacaktır''
dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Irak'ta Türkmen kasabası Tazehurmatu'da yaşanan olayları anımsatarak ''Türk milleti hiçbir şart altında emanetimize bırakılmış Türkmenlerin yok olmasına seyirci kalmayacaktır'' dedi.
Bahçeli, Partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, mevcut ağır ve vahim
sosyal ortamın, yalnızca son hükümetlerin ihmali ve kusuruyla oluştuğunu
söylemenin, bunun bütün sorumluluklarını AK Parti yönetimlerine bağlamanın
hakkaniyetli bir yaklaşım olmayacağını söyledi.
Yılların yanlışları, hataları ve kasıt taşıyan politikalarının, bugün
karşılarına çıkan karanlık tablonun geride kalan ana nedenleri arasında olduğunu
ifade eden Bahçeli, her Cumhuriyet hükümetinin, her sivil toplum kuruluşunun bu
olumsuzluklarda payının bulunduğunu belirtti.
Bahçeli, kişilerde yaşanan ağır ahlaki ve sosyal travmaların
filizlenmesinde, öfkenin ve gerilimin tırmanmasında, kişileri birbirine hasım
hale getiren kutuplaşmaların artırılmasında en büyük etkenin, ''AK Parti
zihniyetinin tahrik, nefret, aşağılama ve hakaret içeren tahripkar söylemleri''
olduğunu ileri sürdü. Bahçeli, ''Öfkeyi hitabet sanatı olarak gören bir zihniyet
çürümesinin, çiftçiyi, işsizi, genci, yaşlıyı açıkça aşağılaması; şehidi, askeri,
partiliyi ve muhalifi, adaleti, orduyu, okulu, işvereni, esnafı küçümsemesi,
karşılaştığımız ferdi bunalımın ifadesi ve bu bunalımı tetikleyen en önemli
vasıtadır'' diye konuştu.
SAYIN BEKLENTİSİNİN İLK ADIMI
Giderek kutuplaşan, cepheleşen, birbirine öfke duyan bir toplumdan sakin,
makul, dengeli ve pozitif fertlerin oluşmasını beklemenin, ''abesle iştigal''
olacağını kaydeden Bahçeli, ''Başbakan Erdoğan kendisine yönelik 'Sayın'
beklentisinin ilk adımını kendi kısır ve itici üslup ve siyaset anlayışının
değişikliğinde aramalı ve başlatmalıdır'' dedi.
Bahçeli, toplumu dönüştürmekle meşgul olan siyaset mühendislerinin,
milleti tamamen çürütmeden soruna müdahale edilmesinin artık kaçınılmaz hale
geldiğini vurgulayarak, sözlerine şöyle devam etti:
'Artık kolektif bir cinnet hali gözlenmeye başlanan toplumsal
ilişkilerde başta Hükümet olmak üzere, herkese görev ve sorumluluk düşmektedir.
Sosyal bilimciler, psikologlar, ilahiyat uzmanları, siyaset bilimciler,
kriminal araştırmacıları, iletişimciler, siyasetçiler, hukukçular, eğitimciler ve
ekonomistler gibi meslek ve uzmanlık alanlarının konuya el atması kaçınılmaz hale
gelmiştir. Hükümet, yaşananları ferdi suç olarak görme kolaycılığına kaçmadan
'Fırat'ın kenarında otlayan kuzunun bile' sorumluluğunu duyan bir yüksek yönetim
vicdanı ile meseleye bakmak durumundadır.''
Bahçeli, gerçek, adil bir gelir ve servet dağılımını sağlamadan, yalnızca
kapılara bırakılacak kömür torbaları ile evlere dağıtılan beyaz eşyalarla,
babaları işsiz yoksul çocuklara dağıtılan top ve bebeklerle bu olumsuz süreci
devam ettirmenin artık imkanının kalmadığını söyledi.
ARKA BAHÇEMİZDEKİ MİLLİ MESELE
Irak'ın kuzeyini Türkmen nüfustan arındırma projelerinin bir parçası
olarak geçen hafta düzenlenen saldırılarda 72 kişinin öldüğünü, 200'e yakın
kişinin yaralandığını kaydeden Bahçeli, ölenlere rahmet, yaralılara acil şifa
diledi.
Türkiye'nin, Irak'tan kaynaklanan ciddi sorunlarla 10 yılı aşkın bir
süredir uğraştığına dikkati çeken Bahçeli, ''Irak'ın toprak bütünlüğünün ve
siyasi birliğinin korunması, bu suretle Kuzey Irak'ta devlet oluşumunun
önlenmesi, PKK terör unsurlarının Irak'ta yuvalanmalarına fırsat verilmemesi,
Irak'lı Türkmenlerin hak ve hukuklarının korunması ve güvenliklerinin
sağlanmasının'', Türkiye'nin olmazsa olmaz niteliğindeki kırmızı çizgileri
olduğunu bildirdi.
Belirlenen kararların gevşetildiğine ilişkin emarelerin ortaya çıktığını
savunan Bahçeli, şunları söyledi:
''Bu bölgede, en az 500 yıl süren 'Osmanlı barışını' kuran milletin
çocukları olmasına rağmen bugün Irak'ın işgali ile başlayan süreçte şahit
olduğumuz insanlık dramının en başta gelen mağdurları, sahipsiz bırakılan Türkmen
kardeşlerimizdir. Evleri, köyleri, şehirleri başlarına yıkılan, işlerini,
ekmeklerini ve canlarını kaybeden insanlar, ülkelerinin işgalinden duydukları
acıyı ve ızdırabı ifade etmeye çalışırken onurlarına, namuslarına ve
haysiyetlerine yönelen insanlık dışı muamelelerle karşılaşmaktadırlar.
Bugün Kuzey Irak'ta, Türkiye'nin karşısına çıkarılan denklem, geçtiğimiz
6,5 yıl boyunca Avrupa başkentlerini kapı kapı dolaşırken, arka bahçemizdeki bu
milli meseleye sahip çıkmayı 'ırkçılık' zanneden, terörü, masada pazarlıkla ve
tavizle önleyeceğini düşünen ilkel zihniyetin getirdiği kaçınılmaz bir netice
olmuştur. Bu zihniyet sahiplerinden Irak'ta üniversite açılışına kafileler
halinde gidenler, PKK için arabulucu olanlar, Erbil salonlarında işbirlikçiliğine
soyunanların, acaba birkaç kilometre ötede yaşayan kardeşlerimizin
sıkıntılarından haberleri olmuş mudur? Barzani'yi ve yakınlarını coşkuyla
alkışlayanlar, yanı başlarında Türkmenlere yapılacak yeni baskı ve zulümlere
çanak tuttuklarını şimdi anlayabilmişler midir? Ne üzücüdür ki bu sorulara
vereceğimiz olumlu bir cevap yoktur. Geçmişte Kerkük'te, Peşmerge çapulcusu tapu
ve nüfus dairelerini yağmalarken, 3,5 milyonluk Türkmen nüfusu, Mezopotamya
kalıntısı 5 bin mevcutlu klanlarla beraber azınlık sayılırken, aşiret reisleri
milletimize ve devletimize yönelik en ağır hakaretleri sürdürürken de sessiz ve
tepkisiz kalanların, bunları anlamasını ve anlamlandırmasını beklemek de mümkün
değildir.''
EMANETİMİZE BIRAKILAN TÜRKMENLER
Bahçeli, Irak'ta var olma savaşı veren Türkmenler'in bugünkü duruma
gelmelerinde ''6,5 yılın ağır ve hatta ihanet boyutunda ihmalleri'' olduğunu
iddia ederek, MHP'nin bu konuda Hükümeti ve ilgilileri defalarca, yüksek sesle
ikaz ettiğini söyledi.
''Türkmen varlığını tehdit eden şiddet politikalarının sürmesi karşısında
AKP hükümetinin suskunluğu kabul edilemez bir durumdur'' diyen Bahçeli, Hükümetin
sessizliği nedeniyle Türkmen düşmanlığını artırdığını, göç ve asimilasyonla sonuç
alınacağına dair düşman güçlerde cesaret ve ümit uyandırdığını ileri sürdü.
ABD'nin çekilme takviminin işlediği süreçte, Tazehurmatu'daki baskıların
diğer Türkmen coğrafyalarında da artarak sürmesinin beklendiğini belirten
Bahçeli, ''Iraklı grupların açıkça ve kararlı bir şekilde uyarılmaları artık
kaçınılmaz bir mecburiyet haline gelmiştir. Ancak ortada bunu yapacak ne Hükümet
ne de Başbakan vardır'' dedi.
Devlet Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Tarih boyunca büyük buhranları atlatan ve küresel devletler kuran Türk
milleti, bu sorunları da er ya da geç aşacak kudrete sahiptir. Bugün kudret
sahibi gibi görünenler yokken biz tarihte vardık. Onlar olmadığında da yine var
olacağız. İnancımız budur. Mücadelemiz bu yöndedir. Bu itibarla Türk milleti
hiçbir şart altında emanetimize bırakılmış Türkmenlerin yok olmasına seyirci
kalmayacaktır.
Kuzey Irak'ta Türkiye'nin güvenliğine, milli birliğine ve bütünlüğüne
yönelik tehditlere asla izin verilmeyecektir. Irak'taki Türkmen varlığını yok
etmeye, esir almaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Anadolu Türklüğü buna kesinlikle
rıza göstermeyecektir. Bilinmelidir ki, Irak'ta yaşayan Türkmen kardeşlerimize
karşı işlenecek bir suç, Türk Milleti'ne karşı işlenmiş sayılacaktır. Hükümeti
açıklıkla uyarıyorum; göz yumanlar da bu suça iştirak etmiş olacaklardır.''
TÜNELİN SONUNDAKİ IŞIK
''Ekonomiyi borsa endekslerinde, faiz oranlarında, döviz kurunda arayan
ve bu alanlardaki sayısal gelişmelerle izah etmeye çalışan Başbakan Erdoğan ve
Hükümet etme anlayışı ne yazık ki gömleğin birinci düğmesini baştan yanlış
iliklemiştir'' görüşünü savunan Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın ''tarlada, bağda,
bahçede, sokakta ve pazarda insanların durumunu görmeyecek kadar gerçekle bağını
kopardığını'' iddia etti.
Bahçeli, ''Yalanla süslemesini yaptığı sahte başarı hikayelerine
gerekçeler oluşturma çabası içinde olan Başbakan Erdoğan, sofrasında ekmeği
olmayan kardeşlerimizin gözünün içine baka baka rakamlarla gelişmeden
bahsedebilmektedir'' diye konuştu.
Açıklanan 2009 hububat taban fiyatlarına değinen Bahçeli, çiftçilerin
alın teriyle ürettikleri ürünlerinin bu sene de para etmeyeceğini, sattıklarıyla
borçlarını ödeyemeyeceklerini söyledi.
Para politikasını yönlendiren kurumun başındaki bir bürokratın ''Türkiye
ekonomisinin tünelin içinden geçtiği ve ışığın göründüğü, ancak bu ışığın
tünelden çıkış mı yoksa karşı yönden gelen araba mı olduğunun belli olmadığı''
şeklinde açıklamalarda bulunduğunu anımsatan Bahçeli, ''ekonomide hala düşüşün
devam ettiği, fakat baş aşağı 150 kilometre hızla giden arabanın 120-130
kilometre hıza düştüğü'' şeklinde yorumlara da şahit olunduğunu hatırlattı.
Sorumluluk mevkisinde bulunanlar tarafından bu tür sözlerin
kullanılmasının çok düşündürücü olduğunu ifade eden Bahçeli, konuşmasını şöyle
tamamladı:
''Türkiye ekonomisinin bir tünelde bulunduğuna dair sözler ve karşından
beliren ışığın ne olduğunun bilinmemesi, meçhule doğru gittiğimizin bir ilanı
olarak da görülmelidir. Bu aşamada birkaç veriye ve bazı gelişmelere bakarak
iyimser olunamayacağını, ekonomiyi bir bütün olarak ele almak gerektiği tünel
yorumuyla daha net olarak ortaya çıkmıştır. Beklentimiz, Başbakan Erdoğan'ın da
Türkiye ekonomisini karanlık bir tünele soktuğunu kabul etmesidir.
Tünelin içinden geçerken karşıda beliren ışığın ne olduğuyla ilgili
olarak da bizim söyleyeceğimiz şudur: Karşıda görülen ışık ne araba farıdır, ne
de gün ışığıdır. Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP iktidarının tüm sorumlu
ve yetkili kişilerini tünelin sonunda; 7 milyonu aşan işsizimizin öfkesi,
tarlasında bereketi kalmayan çiftçimizin feryadı, kepenk kapatan esnafımızın
sönen hayalleri, hayatın güçlüklerine direnci kalmayan işçimizin, memurumuzun
şikayetleri, karınlarını doyuramayan emeklilerimizin kaygıları ve yolsuzlukların
hesabını sormak için gün sayanların sıkılmış yumrukları beklemektedir. Bu kadar
geniş sorunlar huzmesini, bir ışık olarak gören ve hala bu ışığın ne olduğunu
anlamayan AKP hükümeti için bitişin ve tükenişin alevleri, tünelin sonunda
durmadan körüklenmektedir. Araba farıyla güneş ışığını ayırt edemeyen bir iktidar
zihniyeti, yoksulluktan bitap düşmüş, açlıkla karşı karşıya kalmış insanlarımızın
kendileri için hazırladıkları sandık alevinde kaybolup gidecektir.''
SURİYE SINIRINDAKİ MAYINLARIN TEMİZLENMESİ
MHP Grup Toplantısı salonunda, Türkiye ile Suriye sınırındaki mayınların
temizlenmesine ilişkin yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması için
milletvekillerin imzası toplandı.
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, AA muhabirine yaptığı açıklamada,
Anayasa Mahkemesine açtığı dava dolayısıyla CHP'ye destek amacıyla imza
verdiklerini bildirdi.
Vural, ''Mayın yasası konusunda TBMM'de yürüttüğümüz mücadeleyi dışarıda
da sürdüreceğiz. Muhalefete, yargı yoluyla destek sağlamak amacıyla imza
topluyoruz. Cumhurbaşkanı'nın dikkate almadığı milli hassasiyeti, Anayasa
Mahkemesinin bu konudaki kararı inşallah alır'' dedi.
ve nezaketten uzak siyaset anlayışını gözden geçirmeye çağırdığını'' ifade ederek,
''Geride kalan yasama yılından çıkaracağı dersler ile yeni döneme daha olgun, daha uzlaşmacı,
daha açık ve daha saygılı bir siyaset anlayışıyla başlamasını temenni ediyorum'' dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM Grubunda, 1 Temmuz itibariyle geride kalacak
yasama yılının da Türkiye'nin temel sorunlarının çözüme kavuşturulamadığı, israf
edilmiş bir dönem olarak hatırlanacağını söyledi. Bahçeli, bunda, 22 Temmuz 2007
seçimleriyle oluşan Meclis aritmetiğinin, AK Parti'ye verdiği yetki ve
sorumluluğun yerine getirilmemesinin payının büyük olduğunu savundu.
Elindeki sayısal çoğunluğu demokratik imkan olarak değil, ''başına buyruk
ve kural tanımaz bir güç zannederek hareket eden iktidar partisinin, Hükümetin
uzlaşmaz, kutuplaştırıcı, gerilimden beslenen siyaset anlayışının''; bu
tıkanmanın en büyük nedeni olduğunu ileri süren Bahçeli, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Ve bütün bunların sonucunda, AKP zihniyetiyle birlikte bu süre; milli
meselelerde inanç ve vizyon eksikliği, manevi konulardaki istismarcı anlayış,
bölücülüğe olan tavizkar yaklaşım ve hatta iş birliği, giderek kurumsallaşan
kayırmacı yönetim zihniyeti, yandaş vurgun çetelerine dönük hoşgörü, uluslararası
ilişkilerde tam bir boyun eğmişlik hali, ekonomik konularda krizi anlama ve
yorumlama acziyeti, yoksulluk, yokluk ve işsizliğe mahkum edilmiş milyonlar
olarak geride kalmıştır.
Hükümet ve AKP Grubu, bu süreyi günübirlik meselelerle oyalanarak israf
etmiş, zaten kısa menzilli olan siyasal vizyonunun gelecek ile bağını tamamen
kopartarak hiçbir meseleye temelden bir çözüm getirememiştir. Bu miyopluk,
defalarca uyarısını yaptığımız siyasi, sosyal, ekonomik ve güvenlik
tehlikeleriyle birleşince AKP zihniyeti tam bir bocalama ve şaşkınlığa
sürüklenmiştir. Meseleleri ya hamaset ve laf kalabalığıyla yok farz ederek, ya da
yapay sorumlu arayarak vaktini geçirmiştir.''
MUHALEFETE DEĞER VE ANLAM VERMEYEN
Bahçeli, demokratik rejimin işleyişi ve ilerleyişinde, demokrasi dışı
engellerin varlığının tartışıldığı, ortaya çıkan belgelerin gerçek olup
olmadığının araştırıldığı bir dönemin sancılarının, kamuoyunun gözü önünde
yaşandığını belirtti.
Bu konuda Türk siyasi tarihinin geride kalan yıllarının, demokrasiye
müdahalelerin talihsiz hatıralarıyla dolu olduğunu ifade eden Bahçeli, ancak,
demokrasi üzerinde tehdit oluşturan zihniyetleri yalnızca siyaset dışında
aramanın, dikkatleri yalnızca bu yöne çekmenin, bu konudaki tarihi tecrübeleri
göz ardı etmek olacağını kaydetti.
Bahçeli, Türkiye'nin politik geçmişinin kendilerine kazandırdıklarının;
tehlikenin yalnızca siyaset dışından değil, yanlış siyaset ve demokrasi algısının
da en az darbeci zihniyetler kadar demokrasiye zarar verebileceğine işaret
ettiğini vurguladı.
''Muhalefete değer ve anlam vermeyen veya vermek istemeyen, sorumsuz tek
başına iktidarların da demokratik anlayışa darbe vuran siyaset içi aktörler
olduğu unutulmamalıdır'' diyen Bahçeli, muhalefetin yaşamasına, kendisini
geliştirmesine imkan tanımayan, tahammül göstermeyen sistemleri ''demokratik
parlamenter rejim'', bu anlayış sahiplerini de ''demokrat'' olarak tanımlamanın
mümkün olmadığını belirtti.
Bahçeli, demokrasiyi yaşatmanın yolunun sadece dış müdahale kanallarını
kapatmaktan değil, bunun yanında diğer siyasal görüşleri de dinlemeyi bilen,
farklı düşüncelere saygı gösteren, onların da haklı olabileceğine ihtimal veren
köklü bir demokratik zihniyet dönüşümünden geçtiğini dile getirdi.
SİYASAL KÖRLÜK
Bugüne kadarki çatıştırıcı ve kutuplaştırıcı anlayışın, AK Parti
zihniyetinin bu hoşgörü ve diyalog zeminine ne kadar yabancı olduğunu ortaya
koyduğunu öne süren Devlet Bahçeli, şöyle devam etti:
''Türkiye'nin çıkarlarını şahsi ve siyasi hesaplara kurban eden bu
anlayışın yıkıcı etkilerinin, devlet ve toplum hayatımızın her alanındaki
tahribatı giderek derinleşmekte ve yaygınlaşmaktadır. Bugün geldiğimiz noktada,
siyaset kurumu kirlenmiş, parlamento kilitlenmiş, siyasi gerginlikler
tırmandırılmış ve AKP Hükümeti, Türkiye'yi yönetme kabiliyetini kaybetmiştir.
Kendi dışındaki tercihleri yok sayan bu siyasal körlüğün de demokratik hayatımıza
tıpkı dışarıdan olduğu gibi içeriden de darbe vuracağını artık anlamak ve bilmek
gerekmektedir.
Başbakan Erdoğan kabul etmelidir ki, tek başına iktidar, bütün milletin
temsili, demokrasi ise Mecliste sandalye sayısına dayanan basit bir aritmetik
denklemi veya işlemi değildir. Otokrat davranış, hesap vermekten muaf olma,
muhalefeti dışlama ise hiç değildir. Onun için, burada esas olan ele geçirme
psikolojisinden sıyrılmak, 'olursa benim olsun ve benim dediğim olsun'
zihniyetinden bir an önce arınmak olmalıdır.
Bu konuyu, ele geçen belgelerin sahte mi gerçek mi olduğuna yönelik
tartışmaların yaşandığı içinde bulunduğumuz ağır şartlar çerçevesinde bir kez
daha hatırlatılmasını demokrasimizin selameti ve geleceği açısından açıklamayı
gerekli görüyorum. Unutmayalım ki, bütün müdahale arayışları demokratik siyasal
sisteme olan güvenin zayıflaması ile artacak ve toplumsal destek bulacak;
demokrasiye olan inancın artması ile son bulacaktır. Bu nedenle milletimiz
nezdinde siyasi sisteme karşı duyulan güvensizliğin tohumlarını ekmekten; itici,
uzaklaştırıcı, aşağılayıcı tavırlardan kaçınmak siyasetçinin temel görevleri
arasında olmalıdır. Başbakan Erdoğan'ı bugüne kadar izlediği reddedici ve
nezaketten uzak siyaset anlayışını gözden geçirmeye çağırıyorum. Geride kalan
yasama yılından çıkaracağı dersler ile yeni döneme daha olgun, daha uzlaşmacı,
daha açık ve daha saygılı bir siyaset anlayışı ile başlamasını temenni
ediyorum.''
SORUNLARIN NEDENLERİNİ ARAŞTIRMAK SİYASETÇİLERİN GÖREVİ
MHP Genel Başkanı Bahçeli, bugün karşılarına cinnet, cinayet, katliam,
şiddet, yolsuzluk, soygun ve istismar olarak çıkan toplumsal buhranın giderek
tırmanmasının, bir gün refaha kavuşulsa bile huzura asla kavuşamayacağının acı
işaretlerini verdiğini söyledi.
Yaygın bir şiddet dalgasının, çok vahim ve kaçamayacakları sorunlar
haline geldiğini ifade eden Bahçeli, ''Giderek kontrolden çıkan, yaygınlaşan ve
fütursuzlaşan suç işleme eğilimi bu hızla ve bu dozda ilerlerse, hiç kimsenin bu
felaketten kurtulması mümkün görülmemektedir. Böylesi bir ağır buhran halinde
insanları ne sığındıkları güvenlikli siteler ne koruma kalkanları ne de tecrit
edilmiş mekanlar korumaya yetmeyecektir. Gelişmeler maalesef bunu
göstermektedir'' diye konuştu.
Bahçeli, bu sorunların nedenlerini araştırmak ve bulmanın, siyasetçinin
görevi olduğunu dile getirdi.
Yaşanan ve bedelleri çok ağır olan ekonomik krizi güçlü ve muktedir bir
iktidarla aşmanın, bozulan ekonomik dengeleri eski haline getirmenin, zamanla
mümkün olabileceğini kaydeden Bahçeli, ''Ancak binlerce yıldır oluşan toplumsal
ilişkiler ve değerler sisteminin yıkılması, tahribi veya değişim hızının neden
olduğu uyumsuzluk, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır. Kaybettiğimiz
ekonomik seviyeyi ve serveti bir vesileyle geri kazanmak mümkündür ne var ki
kaybedeceğimiz manevi iklim ve sistemin geri kazanılması mümkün olmayacaktır''
dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Irak'ta Türkmen kasabası Tazehurmatu'da yaşanan olayları anımsatarak ''Türk milleti hiçbir şart altında emanetimize bırakılmış Türkmenlerin yok olmasına seyirci kalmayacaktır'' dedi.
Bahçeli, Partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, mevcut ağır ve vahim
sosyal ortamın, yalnızca son hükümetlerin ihmali ve kusuruyla oluştuğunu
söylemenin, bunun bütün sorumluluklarını AK Parti yönetimlerine bağlamanın
hakkaniyetli bir yaklaşım olmayacağını söyledi.
Yılların yanlışları, hataları ve kasıt taşıyan politikalarının, bugün
karşılarına çıkan karanlık tablonun geride kalan ana nedenleri arasında olduğunu
ifade eden Bahçeli, her Cumhuriyet hükümetinin, her sivil toplum kuruluşunun bu
olumsuzluklarda payının bulunduğunu belirtti.
Bahçeli, kişilerde yaşanan ağır ahlaki ve sosyal travmaların
filizlenmesinde, öfkenin ve gerilimin tırmanmasında, kişileri birbirine hasım
hale getiren kutuplaşmaların artırılmasında en büyük etkenin, ''AK Parti
zihniyetinin tahrik, nefret, aşağılama ve hakaret içeren tahripkar söylemleri''
olduğunu ileri sürdü. Bahçeli, ''Öfkeyi hitabet sanatı olarak gören bir zihniyet
çürümesinin, çiftçiyi, işsizi, genci, yaşlıyı açıkça aşağılaması; şehidi, askeri,
partiliyi ve muhalifi, adaleti, orduyu, okulu, işvereni, esnafı küçümsemesi,
karşılaştığımız ferdi bunalımın ifadesi ve bu bunalımı tetikleyen en önemli
vasıtadır'' diye konuştu.
SAYIN BEKLENTİSİNİN İLK ADIMI
Giderek kutuplaşan, cepheleşen, birbirine öfke duyan bir toplumdan sakin,
makul, dengeli ve pozitif fertlerin oluşmasını beklemenin, ''abesle iştigal''
olacağını kaydeden Bahçeli, ''Başbakan Erdoğan kendisine yönelik 'Sayın'
beklentisinin ilk adımını kendi kısır ve itici üslup ve siyaset anlayışının
değişikliğinde aramalı ve başlatmalıdır'' dedi.
Bahçeli, toplumu dönüştürmekle meşgul olan siyaset mühendislerinin,
milleti tamamen çürütmeden soruna müdahale edilmesinin artık kaçınılmaz hale
geldiğini vurgulayarak, sözlerine şöyle devam etti:
'Artık kolektif bir cinnet hali gözlenmeye başlanan toplumsal
ilişkilerde başta Hükümet olmak üzere, herkese görev ve sorumluluk düşmektedir.
Sosyal bilimciler, psikologlar, ilahiyat uzmanları, siyaset bilimciler,
kriminal araştırmacıları, iletişimciler, siyasetçiler, hukukçular, eğitimciler ve
ekonomistler gibi meslek ve uzmanlık alanlarının konuya el atması kaçınılmaz hale
gelmiştir. Hükümet, yaşananları ferdi suç olarak görme kolaycılığına kaçmadan
'Fırat'ın kenarında otlayan kuzunun bile' sorumluluğunu duyan bir yüksek yönetim
vicdanı ile meseleye bakmak durumundadır.''
Bahçeli, gerçek, adil bir gelir ve servet dağılımını sağlamadan, yalnızca
kapılara bırakılacak kömür torbaları ile evlere dağıtılan beyaz eşyalarla,
babaları işsiz yoksul çocuklara dağıtılan top ve bebeklerle bu olumsuz süreci
devam ettirmenin artık imkanının kalmadığını söyledi.
ARKA BAHÇEMİZDEKİ MİLLİ MESELE
Irak'ın kuzeyini Türkmen nüfustan arındırma projelerinin bir parçası
olarak geçen hafta düzenlenen saldırılarda 72 kişinin öldüğünü, 200'e yakın
kişinin yaralandığını kaydeden Bahçeli, ölenlere rahmet, yaralılara acil şifa
diledi.
Türkiye'nin, Irak'tan kaynaklanan ciddi sorunlarla 10 yılı aşkın bir
süredir uğraştığına dikkati çeken Bahçeli, ''Irak'ın toprak bütünlüğünün ve
siyasi birliğinin korunması, bu suretle Kuzey Irak'ta devlet oluşumunun
önlenmesi, PKK terör unsurlarının Irak'ta yuvalanmalarına fırsat verilmemesi,
Irak'lı Türkmenlerin hak ve hukuklarının korunması ve güvenliklerinin
sağlanmasının'', Türkiye'nin olmazsa olmaz niteliğindeki kırmızı çizgileri
olduğunu bildirdi.
Belirlenen kararların gevşetildiğine ilişkin emarelerin ortaya çıktığını
savunan Bahçeli, şunları söyledi:
''Bu bölgede, en az 500 yıl süren 'Osmanlı barışını' kuran milletin
çocukları olmasına rağmen bugün Irak'ın işgali ile başlayan süreçte şahit
olduğumuz insanlık dramının en başta gelen mağdurları, sahipsiz bırakılan Türkmen
kardeşlerimizdir. Evleri, köyleri, şehirleri başlarına yıkılan, işlerini,
ekmeklerini ve canlarını kaybeden insanlar, ülkelerinin işgalinden duydukları
acıyı ve ızdırabı ifade etmeye çalışırken onurlarına, namuslarına ve
haysiyetlerine yönelen insanlık dışı muamelelerle karşılaşmaktadırlar.
Bugün Kuzey Irak'ta, Türkiye'nin karşısına çıkarılan denklem, geçtiğimiz
6,5 yıl boyunca Avrupa başkentlerini kapı kapı dolaşırken, arka bahçemizdeki bu
milli meseleye sahip çıkmayı 'ırkçılık' zanneden, terörü, masada pazarlıkla ve
tavizle önleyeceğini düşünen ilkel zihniyetin getirdiği kaçınılmaz bir netice
olmuştur. Bu zihniyet sahiplerinden Irak'ta üniversite açılışına kafileler
halinde gidenler, PKK için arabulucu olanlar, Erbil salonlarında işbirlikçiliğine
soyunanların, acaba birkaç kilometre ötede yaşayan kardeşlerimizin
sıkıntılarından haberleri olmuş mudur? Barzani'yi ve yakınlarını coşkuyla
alkışlayanlar, yanı başlarında Türkmenlere yapılacak yeni baskı ve zulümlere
çanak tuttuklarını şimdi anlayabilmişler midir? Ne üzücüdür ki bu sorulara
vereceğimiz olumlu bir cevap yoktur. Geçmişte Kerkük'te, Peşmerge çapulcusu tapu
ve nüfus dairelerini yağmalarken, 3,5 milyonluk Türkmen nüfusu, Mezopotamya
kalıntısı 5 bin mevcutlu klanlarla beraber azınlık sayılırken, aşiret reisleri
milletimize ve devletimize yönelik en ağır hakaretleri sürdürürken de sessiz ve
tepkisiz kalanların, bunları anlamasını ve anlamlandırmasını beklemek de mümkün
değildir.''
EMANETİMİZE BIRAKILAN TÜRKMENLER
Bahçeli, Irak'ta var olma savaşı veren Türkmenler'in bugünkü duruma
gelmelerinde ''6,5 yılın ağır ve hatta ihanet boyutunda ihmalleri'' olduğunu
iddia ederek, MHP'nin bu konuda Hükümeti ve ilgilileri defalarca, yüksek sesle
ikaz ettiğini söyledi.
''Türkmen varlığını tehdit eden şiddet politikalarının sürmesi karşısında
AKP hükümetinin suskunluğu kabul edilemez bir durumdur'' diyen Bahçeli, Hükümetin
sessizliği nedeniyle Türkmen düşmanlığını artırdığını, göç ve asimilasyonla sonuç
alınacağına dair düşman güçlerde cesaret ve ümit uyandırdığını ileri sürdü.
ABD'nin çekilme takviminin işlediği süreçte, Tazehurmatu'daki baskıların
diğer Türkmen coğrafyalarında da artarak sürmesinin beklendiğini belirten
Bahçeli, ''Iraklı grupların açıkça ve kararlı bir şekilde uyarılmaları artık
kaçınılmaz bir mecburiyet haline gelmiştir. Ancak ortada bunu yapacak ne Hükümet
ne de Başbakan vardır'' dedi.
Devlet Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Tarih boyunca büyük buhranları atlatan ve küresel devletler kuran Türk
milleti, bu sorunları da er ya da geç aşacak kudrete sahiptir. Bugün kudret
sahibi gibi görünenler yokken biz tarihte vardık. Onlar olmadığında da yine var
olacağız. İnancımız budur. Mücadelemiz bu yöndedir. Bu itibarla Türk milleti
hiçbir şart altında emanetimize bırakılmış Türkmenlerin yok olmasına seyirci
kalmayacaktır.
Kuzey Irak'ta Türkiye'nin güvenliğine, milli birliğine ve bütünlüğüne
yönelik tehditlere asla izin verilmeyecektir. Irak'taki Türkmen varlığını yok
etmeye, esir almaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Anadolu Türklüğü buna kesinlikle
rıza göstermeyecektir. Bilinmelidir ki, Irak'ta yaşayan Türkmen kardeşlerimize
karşı işlenecek bir suç, Türk Milleti'ne karşı işlenmiş sayılacaktır. Hükümeti
açıklıkla uyarıyorum; göz yumanlar da bu suça iştirak etmiş olacaklardır.''
TÜNELİN SONUNDAKİ IŞIK
''Ekonomiyi borsa endekslerinde, faiz oranlarında, döviz kurunda arayan
ve bu alanlardaki sayısal gelişmelerle izah etmeye çalışan Başbakan Erdoğan ve
Hükümet etme anlayışı ne yazık ki gömleğin birinci düğmesini baştan yanlış
iliklemiştir'' görüşünü savunan Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın ''tarlada, bağda,
bahçede, sokakta ve pazarda insanların durumunu görmeyecek kadar gerçekle bağını
kopardığını'' iddia etti.
Bahçeli, ''Yalanla süslemesini yaptığı sahte başarı hikayelerine
gerekçeler oluşturma çabası içinde olan Başbakan Erdoğan, sofrasında ekmeği
olmayan kardeşlerimizin gözünün içine baka baka rakamlarla gelişmeden
bahsedebilmektedir'' diye konuştu.
Açıklanan 2009 hububat taban fiyatlarına değinen Bahçeli, çiftçilerin
alın teriyle ürettikleri ürünlerinin bu sene de para etmeyeceğini, sattıklarıyla
borçlarını ödeyemeyeceklerini söyledi.
Para politikasını yönlendiren kurumun başındaki bir bürokratın ''Türkiye
ekonomisinin tünelin içinden geçtiği ve ışığın göründüğü, ancak bu ışığın
tünelden çıkış mı yoksa karşı yönden gelen araba mı olduğunun belli olmadığı''
şeklinde açıklamalarda bulunduğunu anımsatan Bahçeli, ''ekonomide hala düşüşün
devam ettiği, fakat baş aşağı 150 kilometre hızla giden arabanın 120-130
kilometre hıza düştüğü'' şeklinde yorumlara da şahit olunduğunu hatırlattı.
Sorumluluk mevkisinde bulunanlar tarafından bu tür sözlerin
kullanılmasının çok düşündürücü olduğunu ifade eden Bahçeli, konuşmasını şöyle
tamamladı:
''Türkiye ekonomisinin bir tünelde bulunduğuna dair sözler ve karşından
beliren ışığın ne olduğunun bilinmemesi, meçhule doğru gittiğimizin bir ilanı
olarak da görülmelidir. Bu aşamada birkaç veriye ve bazı gelişmelere bakarak
iyimser olunamayacağını, ekonomiyi bir bütün olarak ele almak gerektiği tünel
yorumuyla daha net olarak ortaya çıkmıştır. Beklentimiz, Başbakan Erdoğan'ın da
Türkiye ekonomisini karanlık bir tünele soktuğunu kabul etmesidir.
Tünelin içinden geçerken karşıda beliren ışığın ne olduğuyla ilgili
olarak da bizim söyleyeceğimiz şudur: Karşıda görülen ışık ne araba farıdır, ne
de gün ışığıdır. Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP iktidarının tüm sorumlu
ve yetkili kişilerini tünelin sonunda; 7 milyonu aşan işsizimizin öfkesi,
tarlasında bereketi kalmayan çiftçimizin feryadı, kepenk kapatan esnafımızın
sönen hayalleri, hayatın güçlüklerine direnci kalmayan işçimizin, memurumuzun
şikayetleri, karınlarını doyuramayan emeklilerimizin kaygıları ve yolsuzlukların
hesabını sormak için gün sayanların sıkılmış yumrukları beklemektedir. Bu kadar
geniş sorunlar huzmesini, bir ışık olarak gören ve hala bu ışığın ne olduğunu
anlamayan AKP hükümeti için bitişin ve tükenişin alevleri, tünelin sonunda
durmadan körüklenmektedir. Araba farıyla güneş ışığını ayırt edemeyen bir iktidar
zihniyeti, yoksulluktan bitap düşmüş, açlıkla karşı karşıya kalmış insanlarımızın
kendileri için hazırladıkları sandık alevinde kaybolup gidecektir.''
SURİYE SINIRINDAKİ MAYINLARIN TEMİZLENMESİ
MHP Grup Toplantısı salonunda, Türkiye ile Suriye sınırındaki mayınların
temizlenmesine ilişkin yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması için
milletvekillerin imzası toplandı.
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, AA muhabirine yaptığı açıklamada,
Anayasa Mahkemesine açtığı dava dolayısıyla CHP'ye destek amacıyla imza
verdiklerini bildirdi.
Vural, ''Mayın yasası konusunda TBMM'de yürüttüğümüz mücadeleyi dışarıda
da sürdüreceğiz. Muhalefete, yargı yoluyla destek sağlamak amacıyla imza
topluyoruz. Cumhurbaşkanı'nın dikkate almadığı milli hassasiyeti, Anayasa
Mahkemesinin bu konudaki kararı inşallah alır'' dedi.
