2009-05-05 - 12:30
MHP GRUP TOPLANTISI...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: ''Yaklaşık 25 yıldır süren bölücü terörle mücadeleye son vermenin zamanı çoktan geçmiştir''
Bahçeli, Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, Mardin'de 44 kişinin
ölümüyle sonuçlanan saldırıdan ülkenin büyük üzüntü duyduğunu belirterek,
suçluların yakalanarak biran önce adalete teslim edilmesi gerektiğini söyledi.
Bahçeli, ölenlerin yakınlarına rahmet, yaralılara acil şifalar diledi.
MHP lideri Bahçeli, mahalli idareler genel seçimlerinin üzerinden geçen
37 günde açıklanan resmi olmayan sonuçlar doğrultusunda belediye başkanlarının
mazbatalarını alarak görevlerine başladığını ifade ederek, Adana Büyükşehir
Belediye Başkanlığı seçimini MHP'nin adayı Aytaç Durak'ın kazandığını söyledi.
Adana'da itirazlar üzerine, birkaç kez tekrarlanan sayımlarda da durumun
değişmediğini ve YSK'nın kararıyla sonucun kesinleştiğini bildiren Bahçeli, şöyle
konuştu:
''Ancak, Başbakan Erdoğan'ın Adana Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın
Durak'ın şahsını hedef alan, Adana seçim sonuçlarını eleştiren sözleri, millet
iradesini içine sindiremediğini göstermesi açısından ibret vericidir. Başbakan
Erdoğan'ın, 'seçime hile ve şaibe karıştırdığı, siyasi ahlak açısından takip
edilmesi gerektiği, Adana'yı kastederek, orada şaibeli bir belediye başkanı
olduğunu' söylemiş olması, ne kabulü mümkün bir ifade ne de Başbakanlık mevkiinde
bulunan bir siyasetçiye yakışmayacak siyasi seviye kaybıdır. Bunu, akıl, izan ve
siyaset kültüründen mahrum sözleri, önce değerli Belediye Başkanımızın şahsına,
sonra hür tercihlerini sandıkta gösteren Adanalıların siyasi iradesine ve
Milliyetçi Hareket Partisi'ne yapılmış iftira ve karalama olarak addediyorum.''
Başbakan Erdoğan'ın açıklamalarının YSK'yı yönlendirme maksadı taşıdığını
ileri süren Bahçeli, ''Şayet seçimlerin yeniden yapılmasına ilişkin bir teklifi
var ise bu, iddia ettiği gibi yalnızca Adana'yı değil, partisinin kazandığı bütün
belediye başkanlarını kapsamalıdır'' dedi.
Aytaç Durak'ın Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı görevinden İçişleri
Bakanlığının tasarrufuyla alınmasını ''Başbakandaki hazımsızlığın son tezahürü''
şeklinde değerlendiren Bahçeli, ''Millet iradesine ve Yüksek Seçim Kurulu
kararına muhalefet etmek ve eleştirmek Başbakan Erdoğan'ın haddi ve hakkı
değildir. Bu hakaretleri, oyunu namus telakki ettiğini bildiğim hiçbir Adanalı
hemşehrim asla kabul etmez. Sayın Başbakan'ı millet iradesine saygıya ve
Adanalılardan özür dilemeye çağırıyorum'' şeklinde konuştu.

-''IRAKLI AŞİRET REİSLERİYLE MÜZAKERE...''-

Bahçeli, geçen hafta, Diyarbakır'da görev esnasında 10 askerin şehit
olmasından dolayı üzüntülerini dile getirerek, başsağlığı dileklerini iletti.
Yıllardan beri millet adına bölücü terörle mücadele eden Türk Silahlı
Kuvvetlerinin ve emniyet teşkilatının kendilerinden beklenen fedakarlıkları
sayısız şehit ve gazi vererek yerine getirmelerinin iftihar vesilesi olduğunu
ifade eden Bahçeli, şöyle devam etti:
''Ancak, yaklaşık 25 yıldır süren bölücü terörle mücadeleye son vermenin
zamanı çoktan geçmiştir. Bölücübaşının İmralı'ya getirilmesiyle başlayan küçülme
ve zayıflama süreci, maalesef AKP hükümetlerinin yanlış değerlendirmesiyle
tersine dönmüş ve yeniden azan terör saldırılarıyla büyüyen kanlı terör örgütü,
bugün hükümeti Iraklı aşiret reisleriyle müzakereye itecek kadar stratejik bir
vasıta haline gelmiştir.
Bu konuda özellikle iktidar zihniyetinin gafletiyle ardı arkası gelmeyen
yol ve yöntem arayışları artık bir son bulmalı, kararsızlık, çaresizlik, geri
adım olarak algılanacak yanlışlardan uzak kalınarak, sorun milletimizin
gündeminden mutlaka çıkartılmalıdır.''
Terörle mücadele kapsamında ''Hükümetin beceri ve uygulamalarını, kusur
ve noksanlarını gördükçe ve daha da önemlisi taviz veren siyaset sicilinin
farkına vardıkça, kaygılarımız giderek artmaktadır'' diyen Bahçeli, 4 ay önceki
Grup Toplantısında açıkladığı terörle ve bölücülükle mücadelenin son şekli ve
gidişatı konusundaki öngörülerin haklı çıktığını ve Türkiye'nin hükümet eliyle
zorlu ve sıkıntılı bir sürecin içine çekildiğini söyledi.

-''İKİ KÖTÜDEN BİRİNİ TERCİHE DOĞRU...''-

MHP Lideri Bahçeli, AK Parti Hükümeti karşısına, Irak'ın kuzeyinde
yuvalanmış PKK terör örgütüyle ilgili olarak ileri sürülen denklemi de şöyle
açıkladı:
''Terör örgütünün dağdan silahlarıyla inmesi ve yönetici kadrolarıyla
birlikte Türkiye'ye teslim edilmeden Irak'ın kuzeyindeki yönetiminde gizli veya
açık olarak barınmalarına izin verilmesi; terör örgütünün silahlarının tamamını
bırakarak, bir kısmının mevcut yasalar çerçevesinde Türkiye'ye dönerek örtülü bir
af ile topluma karışması, diğerlerinin ise sığınmacı olarak başka ülkelerde
himaye edilmesi; yıllardır yapıldığı gibi PKK'nın silahları bırakmadan, sözde
eylemsizlik veya ateşkes denilen bir süreçle Irak'ın kuzeyindeki yuvalarında
mevcudiyetini sürdürmesi; hükümetin de adım adım ilerlediği yolda, bütün terör
suç ve suçlularına çıkarılacak geniş bir af ile PKK'nın her seviyedeki
teröristlerinin ülkemize dönmeleri ve sözde mücadelelerinin siyaset içinde
sürdürmelerinin önünün açılması...
Oysa bize göre, bu tedbirlerin kalıcı ve köklü olabilmesi için terör
örgütünün ya tam bir imhası gerekmektedir ya da tam bir teslimiyet haliyle
silahsızlandırılmış mensuplarının adaletimize intikali şarttır. Aksi halde,
yönetici kadrosunu kaybetmemiş bir örgütün yeniden başka vasıtalar ve zemin
kullanarak ortaya çıkmayacağının güvencesi olmayacaktır. Ancak, gelişmeler,
Türkiye'nin, Irak'ta yuvalanmış terörü önleme adına Iraklı aşiret reisleriyle
müzakere ve yakınlaşmaya doğru itildiğini ve Türkiye'nin sözde Kürdistan'ı tanıma
ile PKK terör örgütünün eylemlerine katlanma gibi iki kötüden birini tercih
noktasına doğru gittiğini ortaya çıkarmaktadır.''
Devlet Bahçeli, Türkiye PKK terör örgütünü Irak'ın kuzeyinden kesin
olarak söküp 'atmak' için yeterli siyasi ve askeri kararları alamadığı, Irak
Bölgesel Yönetiminin himayesini ve desteğini kıracak etkili bir caydırıcı
strateji izleyemediğini savundu.

-''ÖRTÜLÜ VE DOLAYLI MÜZAKERE''-

''Mevsim itibariyle eylem yapamayan terör örgütünün inlerine çekilmesiyle
ortaya çıkan nispi sukunetin önümüzdeki günlerde son bulacağı, kış uykusuna
yatmış hükümetin de bomba ve mermi sesleriyle uyanarak konuya kaldığı yerden
devam edeceği anlaşılmaktadır'' diyen Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Halen adı konmamış olsa bile, AKP hükümetinin Barzani üzerinden
yürüttüğü görüşme ve ilişki trafiğinin adı; PKK terör örgütü ile örtülü veya
dolaylı müzakeredir. Buna başka bir tanım getirmek mümkün değildir. Bu müzakere
sürecinin, Türkiye ayağını ise hükümetin zafiyetini keşfederek eylemlerini
tırmandıran siyasal bölücü unsurların faaliyetleri oluşturmaktadır. Gerek Irak'la
olan ilişkilerin gidiş istikameti gerekse Türkiye'deki siyasallaşmış bölücülüğün
eylemlerini toplumsallaştırma çabaları, İmralı canisinin affına kadar gidecek bir
takvimi seçeneksizlik içine sıkışmış hükümetin önüne koymuştur.
Yıllardır milletimizin esenliğine ve birliğine musallat olan bölücü
teröre mutlaka bir son verilmelidir. Ancak, teröre son verirken, bölücü terörü
bitiren iradenin merkezi mutlaka Türkiye'nin gücü, kararlılığı ve inisiyatifi
olmalıdır. Teröristin dağdan inmesi adına, Türkiye başka pazarlıkların içine
çekilerek, yine yıllarca başımıza bela olacak yeni ve stratejik sorunların
oluşmasına da asla fırsat verilmemelidir. Türkiye'deki kanlı terörün önlenmesinin
karşılığı, Irak Bölgesel Yönetimi'nin Cumhurbaşkanlığı düzeyinde telaffuz
edilmeye başlandığı gibi sözde 'Kürdistan' olarak tanımak ve Kerkük ile
Türkmenleri gözden çıkartmak olmamalıdır. Türkiye ve Türk milleti bunlara
katlanmadan terörü önleyecek güç ve inançtadır.''

-BAKANLAR KURULU ÜYELERİNDEKİ DEĞİŞİKLİK...-

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Bakanlar Kurulunun bazı üyelerinin
değişmesinde, gelenlerle, gidenler arasındaki nitelik farkından çok, koltukları
el değiştirenlerin sayısının fazlalığının önemli olduğunu söyledi.
Bakanlar Kuruluna biri Meclis dışında olmak üzere 9 yeni isim katıldığını
belirten Bahçeli, ''Burada bizim en çok dikkatimizi çeken husus ise, büyük
çoğunluğa sahip iktidar partisinin, Dışişleri Bakanlığı görevi için 338'in
içinden liyakatli bir ismi bulamamış olmasıdır'' dedi.
Kapsamlı bir görev değişimine yol açan nedenin ''29 Mart 2009 tarihinde
gerçekleşen Mahalli İdareler Genel Seçimlerinin Adalet ve Kalkınma Partisinde yol
açtığı öfke, şaşkınlık ve arayış olduğu anlaşılmaktadır'' diyen Bahçeli,
konuşmasında şunları söyledi:
''Tercihine sonunu kadar güvendiğimiz ve saygı duyduğumuz millet iradesi
bu kez de tecelli etmiş; seçim sonuçları mağrur, başına buyruk hükümetin
kendisini ve icraatlarını sorgulamasına neden olmuştur. Şüphesiz ki hükümette
doğacak böylesi bir arayış bile millet yararına olabilecek, geçmişten alınan
derslerle çıkarılacak sonuçlar, umarız ki yeni dönemde ve yeni kabinede
hatalardan dönmenin, teslimiyetten kurtulmanın, açlık ve yoksullukla alay etmenin
önüne belki geçebilecektir.
Bugünkü çıkmazın en büyük sorumlusu olan Başbakan'ın, vakit çok geç
olmadan, ülkesini ve milletini şahsi ve parti hesaplarının önünde tutan bir durum
değerlendirmesi yapması acil ihtiyaç haline gelmiştir. Başbakan Erdoğan bu kabine
değişiklikleriyle, kayıplarını durdurmak için bir hamle yapmış, demokratik bir
hakkını serbestçe kullanmıştır. Mevcut değişiklikler, bu kabinenin bir seçim
hükümeti olduğu yönünde emareler vermektedir. Bu vesileyle bütün olumsuz
gelişmelere rağmen yeni atanan hükümet üyelerinden görev alanlarında biriken
sorunları bir an önce aşabilmelerini ümit ediyor, milletimizin huzur, refah ve
mutluluğu için başarılı olmalarım diliyorum.''

Bahçeli, partisinin Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti
Hükümetince yeni Anayasa hazırlanması ve Anayasada değişiklikler yapılmasının
sürekli canlı tutulmaya çalışıldığını belirtti. Bu kapsamda, 2007'de bir grup
bilim adamına hazırlatılan yeni Anayasa taslağı kamuoyunda tartışıldığını ve
yoğun tepkiler üzerine Meclis gündemine getirilmediğini anımsatan Bahçeli, TBMM
Başkanı Köksal Toptan'ın Eylül 2008'de Anayasa konusunda çalışmalar yapacak
komisyon kurulması önerisinin de sonuçsuz kaldığını bildirdi.
''Anayasa değişikliği konusu 29 Mart 2009 Mahalli İdareler Seçimleri
sonrası dönemde de yeniden ısıtılarak siyasi gündeme taşınmış ve AKP'nin bu
konudaki hazırlıklarını tamamladığı, önümüzdeki günlerde bu paketi TBMM
Başkanı'na sunacağı AKP yöneticileri tarafından kamuoyuna duyurulmuştur'' diyen
Bahçeli, bununla bağlantılı olarak Cumhurbaşkanı ile 23. Dönem TBMM'nin görev
sürelerinin de tartışmaya açıldığını ifade etti.
Bahçeli, Türkiye'de siyasi istikrar ortamının sarsıldığı, siyasi ve
hukuki meşruiyet tartışmalarının yaşandığı ve Türkiye'nin çok yönlü krizlerden
hırpalandığı bugünkü ortamda Anayasa değişikliği konusunun gündeme getirilmesinin
amacı ve sonuçlarının çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

-''MHP KARARLI BİÇİME DİRENECEK''-

''MHP 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrası dönemde Anayasa değişikliği
konusundaki görüşlerini çeşitli vesilelerle etraflı ve açık biçimde ortaya
koymuştur'' diyen Bahçeli, partisinin Anayasa değişikliği sürecine yaklaşımını
belirleyen temel düşünceleri şöyle sıraladı:
''MHP, AB'nin ve ABD'nin Türkiye'nin milli birliğini sarsacak konulardaki
dayatmalarına teslimiyetçi bir anlayışla boyun eğilmesine ve TBMM'nin dış
mihrakların yönlendirdiği süreçlerde bir noter haline getirilmesine karşıdır.
MHP, iç huzur ve güvenliği tehlikeye düşürecek, etnik bölücülüğün önünü açacak,
ayrılıkçı terörün siyasi gündemine ve amaçlarına hizmet edecek düzenlemelere
sonuna kadar karşı çıkacak, bu teşebbüslere meşru zeminlerde kararlı biçimde
direnecektir.
Bu çerçevede, Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter devlet yapısının ve milli
devlet niteliğinin vazgeçilmez gereklerini haleldar edecek, milli kimlik, resmi
dil ve eğitim dili gibi konulardaki mevcut Anayasal temel ve çerçeveyi
sulandıracak ve aşındıracak değişiklikler hiçbir şart altında
tartışılmayacaktır.
Partimiz, yeni Anayasa hazırlığı konusunda bu aşamada, hükümetin taslak
metni ortaya çıkmadan, Mecliste Grubu bulunan diğer partilerin 'bazı
açılımlardan' ne amaçladığı tam olarak anlaşılmadan ve ortak zeminde görüş ve
önerileri belirlenmeden sonuca ulaşılamayacağına inanmaktadır.''

-CUMHURBAŞKANI'NIN GÖREV SÜRESİ-

Konuşmasında, Cumhurbaşkanı'nın görev süresi ve milletvekili seçimlerinin
tarihi konusundaki görüşlerini de dile getiren Devlet Bahçeli, 31 Mayıs 2007
tarihinde TBMM'de kabul edilen Anayasa değişikliğine göre milletvekili seçim
süresi 5 yıldan 4 yıla indirildiğini anımsattı. Bahçeli, aynı şekilde bu
değişikliklerle Cumhurbaşkanı'nın görev süresinin de 5 yıl olarak belirlendiğini
ve halk tarafından seçilmesinin hükme bağlandığını söyledi.
Bahçeli, şöyle devam etti:
''Bu değişikliklerle 21 Ekim 2007 tarihinde yapılan halk oylaması ile
kabul edilmiş ve bu tarihte yürürlüğe girmiştir. Bu arada milletvekili genel
seçimleri ve 11. Cumhurbaşkanı seçimi, Anayasa değişikliklerinin halk oylaması
ile kabul edilerek yürürlüğe girmesinden önce yapılmıştır. Anayasa değişikliği
kanununun yürürlülük ve halk oylamasına ilişkin 7. maddesinde yeni düzenlemenin
uygulanması hakkında özel bir geçiş düzenlemesi yer almamıştır. Böyle bir geçiş
düzenlemesinin bulunmaması, Anayasa koyucunun bu düzenlemelerin bundan bir
sonraki seçimler için uygulanması gibi bir amacı olmadığını, Anayasadaki
değişikliklerin halk oylaması ile yürürlüğe girmesinden sonra hüküm ifade
edeceğini göstermektedir.
Kanun metninde bu yönde özel bir geçiş ve uyum düzenlemesi yapılmaması,
amacın bu olduğunu hiçbir yorum ve tereddüte yer bırakmayacak açıklıkta ortaya
koymaktadır. Bu durumda, milletvekili seçimlerinin 2011 yılında, 12.
Cumhurbaşkanı seçiminin de 2012 yılında yapılması gerekecektir. Bu Anayasal
hükmün değiştirilerek görev sürelerinin uzatılması ancak Anayasa değişikliği
yoluyla mümkün olacaktır.
MHP'nin böyle bir zorlamanın içinde ve yanında yer almayacağını, bunu
düşünenlerin bunun meşru ve makul gerekçelerini Türk milletine anlatmak zorunda
kalacaklarını bu vesileyle herkese duyurmak isterim.''

-EKONOMİK GELİŞMELER-

MHP lideri Bahçeli, ekonomik gelişmelerle ilgili olarak da yaptığı
değerlendirmede; ekonomik yapının dağılmayla son bulacak kriz girdabına düştüğünü
ve sosyal sistemin çözülmenin eşiğine kadar geldiğini savundu.
Başbakan Erdoğan'ın, ekonomiye yönelik yanlış değerlendirmelerin ve
''hastalıklı bakış açısı''nın hala devam ettiğini ileri süren Bahçeli,
''Hükümet'in, 2008 yılının ikinci yarısından itibaren, 60'ın üzerinde tedbiri
uygulamaya koyduğunu, sanayinin çarklarını yeniden harekete geçirmek, üretimi ve
istihdamı artırmak amacıyla tedbirler aldıklarını iddia eden Sayın Erdoğan, sanki
başka ülkenin Başbakanı gibi konuşmakta bir sakınca görmemektedir'' diye
konuştu.
Bahçeli, sığ ve ezbere dayalı söylenmiş ayaküstü sözlerle, işsizliğe,
ekonomik sorunlara çare bulunamayacağını belirterek, ''Başbakan'ın, geçtiğimiz
yıl bir dış seyahat esnasında, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin her
üyesinin birer kişiyi istihdam etmesiyle işsizlik sorununun çözümünde önemli
mesafeler alınacağı yönündeki görüşünü tekrarlaması, hala meselelerin ciddiyetini
kavrayamadığını göstermiştir.
Peşi sıra açıklanan ekonomik veriler, artık nasıl bir Başbakan olduğu
konusunda herkese asgari bir fikir veren Sayın Erdoğan'ın, milletimizi aldatmak
ve masum insanımızın gözünü boyamak için hangi niyetlerin peşinde olduğunu ortaya
çıkarmıştır'' ifadesini kullandı.
''ÖNÜMÜZDE RİSKLİ İKİ SÜREÇ...''-

Devlet Bahçeli, önümüzde riskli iki sürecin, ülke ekonomisini çok
derinden etkileme ihtimalini gözden uzak tutmamak gerektiğine işaret ederek,
''Birincisi, şu anki gelişmelerin aksine, faiz oranlarında ve enflasyonda
görülebilecek yükselişler, iç talebi daha da düşürebilecek, bu durum ekonomik
krizi daha da derinleştirebilecektir.
İkincisi ise küresel krize yönelik, Türkiye'nin ihracat yaptığı ülkelerde
alınan tedbirlerin şu ana kadar etkili bir sonuç doğurmaması, başta Almanya ve
Rusya olmak üzere, bu ülkelerin ekonomilerinde yaşanan ciddi daralma, Türkiye
ekonomisinin büyüme oranını, IMF'nin tahmin ettiği eksi yüzde 5,1'in bile altına
çekebilecektir'' dedi.
Türkiye ekonomisinin 2001 yılından sonra ilk defa 2008 yılının son
çeyreğinde küçüldüğüne işaret eden Bahçeli, şunları söyledi:
''Hatırlanacağı üzere, Katılım Öncesi Ekonomik Program'da, 2009 yılının
genelinde ekonominin yüzde 3,6 oranında daralacağı tahmin edilmiştir. Ancak
Uluslararası Finans Enstitüsü'nün Türkiye ekonomisi için 2009 yılı küçülme
tahmini daha da düşündürücü olup yüzde 7,5 olarak açıklanmıştır.
Özel kesim tüketim harcamalarının 2009 yılında yüzde 3,1 oranında
azalacağı, özel kesim sabit sermaye yatırım harcamalarının ise küresel kredi
daralması ve oluşan belirsizlik ortamından daha fazla etkilenerek 2009 yılında
yüzde 14,4 oranında daralacağı, bu daralmada ihracat pazarlarındaki talep
azalmasının da etkili olacağı anlaşılmaktadır.
Huzurlarınızda, ekonominin değişik alanlarında tebarüz eden bazı
sorunları ana başlık halinde ifade etmek istiyorum:
2008 yılının son 3 aylık döneminde milli gelir yüzde 6,2 oranında
küçülmüştür. Türkiye, dünya ölçeğinde Tayvan'dan sonra milli geliri en keskin
düşen ikinci ülke olmuştur.''
Bahçeli, krize karşı uygulanan politikaların arasında bir uyumsuzluk,
koordinasyonsuzluk ve çelişki bulunduğunu iddia etti. Bahçeli, kamu sektöründen
başlayacak bir toparlanma işaretlerine özel sektörün de aynı safta ve evsafta
tepki göstermemesi halinde kalıcı bir ekonomik normalleşmenin sağlanabilmesinin
mümkün olmadığını bildirdi.
Ekonomik göstergelerin, ekonomideki sorunlar yumağının katlanarak
büyüyeceğine işaret ettiğini belirten Bahçeli, önümüzdeki sürecin Başbakan'ın
iddia ettiği gibi olmayacağını kaydetti.

-1 MAYIS-

Bahçeli, konuşmasının sonunda 30 yılı aşkın bir süredir kronik bir
toplumsal gerginlik vesilesi olan 1 Mayıs'ın bu yıl ''Emek ve Dayanışma Günü''
olarak Taksim Meydanı'nda temsili kutlanmasının olumlu ve sevindirici bir gelişme
olduğunu dile getirdi.
Bu bayramı, yasa dışı gösteriler yaparak ve emniyet güçlerine karşı taş,
sopa ve yanıcı maddelerle saldıran grupların bu çabalarının bekledikleri sonucu
vermediğini bildiren Bahçeli, sorumluluk anlayışı içinde, ortak akıl ve sağduyu
ile hareket eden sendikalar ve emniyet teşkilatını kutladı.