2010-12-09 - 15:28
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulu'nda, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Kanunu Tasarısı'nın 4 maddesi kabul edildi.
Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, özel sektör firmalarının, tarım sektörüyle
daha fazla ilgilenmesi gerektiğini belirtti.

Yılmaz, TBMM Genel Kurulunda milletvekillerinin gündem dışı konuşmalarına
Hükümet adına cevap verdi.

Tarım ve gıdanın, 21. yüzyılın stratejik sektörlerinden biri olduğunu
belirten Yılmaz, ''Hep sanayileşmekten bahsettik. Sanki kalkınmanın, gelişmenin
tek yolu sanayileşmeymiş gibi algılandı. Giderek görülüyor ki küresel ısınma gibi
dinamikler, dünyadaki hızlı nüfus artışı yine dünya nüfusunun gelir artışına
paralel olarak talebin yükselmesi tarım ve gıda sektörünü çok daha stratejik hale
getirmiş durumda'' diye konuştu.

Tarımın, ''en gelişmiş'' denilen ülkelerde bile önemsenen ve desteklenen
bir sektör olduğunu ifade eden Yılmaz, bu sektörün, AB bütçesi içerisinde son
derece önemli bir yere sahip olduğunu anlattı.

Tarım sektörünün teknolojik açıdan da en fazla gelişmiş sektörlerden biri
olduğunu vurgulayan Yılmaz, bu sektörü geleneksel düzeyde değil bir endüstri gibi
algılamak gerektiğini söyledi. Tarımla ilgili politikaların da bu çerçevede
şekillendirilmesi gerektiğini belirten Cevdet Yılmaz, şöyle devam etti:

''Bu anlamda baktığınızda bizim tarımımızın bazı yapısal sorunları var.
Ölçek sorunu var. Maalesef işletmelerimiz küçük. Hem hayvancılık anlamında hem
bitkisel üretim anlamında ölçek sorunumuz var. Ölçek ekonomilerinden yeterince
faydalanamıyoruz. Diğer taraftan, geleneksel olarak kullandığımız teknolojiler,
çiftçilerimizin donanımı, dış ticaret açısından birtakım ilişkilerde yine daha
profesyonel, daha kurumsal yapılara ihtiyaç var. Aslında, tarım sektörünün
giderek özel sektörümüzün, firmalarımızın daha fazla ilgilenmesi gereken sektör
olduğunu vurgulamak isterim. Bizim yeni bir tarımsal yapıya ihtiyacımız var. Bunu
yapmak için gayret sarfediyoruz, bu dönüşümü sağlamak için... Nüfusumuzun önemli
bir bölümü tarımla iştigal ediyor. İstihdamımızın dörtte biri aşağı yukarı tarım
sektöründe. Bütün dünyada olduğu gibi transformasyon bizde de devam edecek.
Önemli olan bunun gerçekleştirilmesinde hem sosyal maliyetleri en aza indirmek
hem de ekonomik verimliliği artırarak, bunu gerçekleştirmek.''

Dönüşümü gerçekleştirirken tarımsal desteklerin çok akıllıca kullanılması
zorunluluğu bulunduğunu ifade eden Yılmaz, Türkiye'nin kaynaklarının sınırsız
olmadığını vurguladı. Yılmaz, kaynakların en iyi noktalara tahsis edilmesi
gerektiğini belirterek, tarımın da bu noktada önem verilen alanlardan biri
olduğunu söyledi.

Bakan Yılmaz, geçmişte tarım desteklerinin, ''popülist ve günü kurtarma''
anlayışıyla verildiğini, bu nedenle tarımda dönüşümün sağlanamadığını savundu.

''Şimdi o dönüşümü sağlamak için gayret sarfediyoruz'' diyen Yılmaz,
''kırsal kalkınma'' kavramına dikkati çekti. Yılmaz, ''Kırsal alana sadece tarım
düşünülerek yaklaşılıyor. Bitkisel üretim, hayvancılık var. Bugünkü dünyada,
özellikle AB'deki gelişmelere baktığımız zaman tarımla kırsal kalkınmayı artık
birlikte düşünmek gerekiyor'' diye konuştu.

Kırsal alanda imalata dönük faaliyetler, kırsal turizm, kırsal el
sanatları gibi çok çeşitli faaliyetlerle bütünleştirerek, tarımın katma değerinin
artırılabileceğini anlatan Yılmaz, tarım politikaları ile mekansal bir politika
olan kırsal kalkınma politikalarının mutlaka eş zamanlı düşünülmesi gerektiğini
söyledi.

''Kırsal kalkınma'' kavramının ilk defa bu dönemde Tarım ve Köyişleri
Bakanlığınca sahiplenildiğine dikkati çeken Yılmaz, kavramın somut mekanizmalarla
hayata geçirilmiş durumda olduğunu ifade etti.

2002'den bu yana çiftçilere verilen destek miktarında önemli artışlar
yaşandığını anlatan Yılmaz, ''Çiftçilere, 2011 yılında da yine Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı kanalıyla 6 milyar lirayı aşkın bir destek öngörüyoruz. Burada diğer
tarımsal destekleri de dahil ettiğimizde 7 milyar mertebelerine çıkan bir destek
söz konusu'' dedi.

Hayvancılığın tarım sektörü içinde en önemli alt sektörlerden biri
olduğunu kaydeden Yılmaz, Türkiye'nin hayvancılıkta da belli yerlerde olması
gerektiğini vurguladı.

İşletmelerin, yüzde 62,3'ünde bitkisel faaliyetler ile hayvancılığın
birlikte yürütüldüğünün görüldüğünü ifade eden Yılmaz, ''Hayvancılığa genel
bakışımız iki yönlü. İşin bir üretim tarafı, bir de tüketici tarafı var. Bu ikisi
arasında bir denge kurmak zorundasınız. Ne üreticiye maliyetlerini karşılamayacak
bir piyasa koşulu oluşturmalısınız ne de tüketiciye temel besinler konusunda
fedakarlık yapmasına neden olacak fiyatlar oluşmasına izin vermelisiniz'' diye
konuştu.

Bakan Yılmaz'ın, ''Bizim dönemimizde -2002/2009 rakamlarıdır- büyükbaş
sayısının yüzde 9.1 arttığını görüyoruz. Küçükbaş hayvan sayısında bir miktar
azalma görüyoruz'' sözlerine bazı muhalefet partisi milletvekilleri tepki
gösterdi. Milletvekilleri, Yılmaz'a, ''Büyükbaş hayvan sayısı arttıysa neden et
ithal ediyoruz'' diye sordu.

Hayvan sayısından öte özellikle hayvan verimliliğinde ciddi artışlar
yaşandığını belirten Yılmaz, hayvancılığa verilen kredi miktarının da çarpıcı
şekilde arttığını aktardı. Yılmaz, ''Kredi miktarı 2002 yılında sadece 47 milyon
lira iken 2009'da 4 milyar 155 milyon liraya çıkıyor. Artış oranı yüzde 8 bin
740... Katlarla hesap edilmesi gereken artış. Bu artış gerçekleştiyse demek ki
kredi koşullarında gerekli tedbirler alınmış. Kredi kullanan çiftçi sayısında
muazzam bir artış var'' diye konuştu.

TBMM Genel Kurulunda, MHP ve CHP'nin grup
önerileri reddedildi.

Genel Kurulda, MHP'nin ''kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan taşeron
işçilerin sorunlarıyla'' ilgili araştırma önergesinin bugün ele alınması önerisi
görüşüldü.

MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu, Türkiye'nin, sayıları bir
milyona yakalaşan ''taşeron işçi sorunuyla'' karşı karşıya olduğunu öne sürdü.

Taşeron işçilerin insanca çalışma koşullarından uzak, sendikasız, köle
gibi çalıştırıldığını, iş güvencelerinin olmadığını ifade eden Serdaroğlu, asgari
ücretin 950 TL'nin altında olmaması gerektiğini söyledi.

31 Aralık itibarıyla 4-C'li çalışanlara çıkış verileceğini, yeniden işe
başlamaları için yeni bir Bakanlar Kurulu kararı gerekeceğini dile getiren
Serdaroğlu, ''Geçen sene bu karar geç çıkartıldı ve işçiler mağdur edildi. Lütfen
bu sene 4-C'lileri mağdur etmeyin'' dedi.

Serdaroğlu, hükümetin, ''tehdit politikalarıyla varlığını sürdürmeyi adet
haline getirdiğini'' öne sürdü.

AK Parti Karaman Milletvekili Lütfi Elvan, birçok ülkede maaşların
dondurulduğunu, işçilerin çıkartıldığını, fabrikaların kapandığını belirterek,
Türkiye'nin ise son derece dinamik bir ekonomiye sahip olduğunu, finans
sektöründe, mali politikalarında hemen hemen ciddi sorun olmadığını söyledi.

Bugüne kadar ciddi yapısal reformlar gerçekleştirdiklerini, bundan sonra
da gerçekleştirmeye devam edeceklerini belirten Elvan, iş gücü kalitesinin
artırılmasına yönelik önemli düzenlemeler yaptıklarını dile getirdi.

CHP İstanbul Milletvekili Bayram Meral, ''taşeronluğun bir kurumu haline
getirildiğini'' ileri sürdü.

Taşeron işçiliğinin birçok mağduriyete yol açtığını söyleyen Meral,
''Kısa süreli çalışmaktadırlar, kıdem tazminatı alamazlar, yıllık izin
kullanamazlar, sağlık hizmetlerinden çoğu kez yaralanamazlar'' diye konuştu.

AK Parti sıralarına yönelik ''Sizin hükümetiniz kadar emeğe hor bakan,
sendikanın kökünü kazımaya çalışan bir hükümet görmedim'' diyen Meral, ''Buradan
sesleniyorum; kimse vergi de vermesin, prim de ödemesin. CHP iktidara gelecek ve
onları affedeceğiz'' dedi.

BDP Muş Milletvekili Nuri Yaman, sektörde çalışanların birçok sorununun
olduğunu dile getirdi.

MHP'nin önerisi reddedildi.

Daha sonra CHP'nin ''öğrencilere orantısız güç kullanılmasıyla'' ilgili
araştırma önergesinin bugün görüşülmesi önerisi ele alındı.

CHP İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız, İstanbul'da öğrencilere şiddet
gösterilmeseydi bugün hiçbir sorunun olmayacağını söyledi.

Bazı yazarların, ''Hamile öğrencinin orada ne işi var?'' dediğini aktaran
Yıldız, ''Öğrenci hamileyse yurttaşlık haklarını kullanamayacak mı? Anayasa'da,
kanunlarda böyle bir şey mi var'' diye sordu. Yıldız, dünyanın her kültüründe
hamilelere özel ihtimam gösterildiğini anlattı.

Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu'nun ''rektörü istifaya davet
etmesinin'' de çok yanlış olduğunu savunan Yıldız, ''Protestocuları sanki rektör,
dekan mı örgütledi'' dedi.

Yıldız, öğrencilere biraz anlayış ve tahammül gösterilmesi gerektiğini
ifade etti.

BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, ''uzun süredir üniversitelerin kuşatma
altında olduğunu'' ileri sürdü.

Öğrencilerin demokratik haklarını seslendirdikleri zaman bunun karşısına
''şiddet ve cebir çıktığını'' öne süren Sakık, ''Demokratik hak talebi deyince
AKP'nin aklına türban sorunu geliyor'' diye konuştu.

Sakık'ın konuşmasında ''Kürt coğrafyası'' ifadesini kullanmasına,
milletvekilleri tepki gösterdi.

AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, oturduğu sıradan ''Hepimizin
coğrafyası'' diye seslendi.

Bazı milletvekillerinin de tepkilerini sürdürmesi üzerine Sakık,
''Kaderimiz birliktedir. Biz, Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşı olmaktan gurur
duyuyoruz. Böyle sözcüklere takılarak siyaset yapmanın kimseye faydası yok. 1071
olmasaydı hiçbiriniz burada olmayacaktınız. 1071'de bu kapıları size açan
Kürtlerdir. Kürt coğrafyası da vardır, Kürt halkı da vardır'' dedi.

Sakık, tepkilere karşılık, ''Biz, Türkiye coğrafyasından rahatsız
değiliz, siz niye Kürt coğrafyasından rahatsızsınız'' diye konuştu.

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, üniversitelerde yaşanan olayların
''bir işaret fişeği'' olduğunu belirterek, geçmişte Türkiye'nin çok ağır bedeller
ödediğini söyledi.

Konunun derinlemesine incelenmesi gerektiğini dile getiren Şandır, ''Dün
Burhan Kuzu'ya ve Süheyl Batum'a reva görülen olayı kabul etmemiz mümkün değil.
Üniversitemize, üniversite gençliğimize yakışmamıştır. Kim olursa olsun insanlar
fikirlerini söylemeli, meşru zeminde tepkiler ortaya koyulmalı'' dedi.

İstanbul polisinin orantısız güç kullanımını da kabul edebilmenin mümkün
olmadığını söyleyen Şandır, ''Siyaset bu kadar öfkeli olursa, olaylara duyarsız
olursa, polisin çalışma şartları da ağır olursa özensizlik had safhaya ulaşıyor''
diye konuştu.

AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam, sorunun Meclis
araştırmalarıyla çözülebilmesinin mümkün olmadığını söyledi.

Üniversitelerle görüşülerek, sorunların ne olduğunun ortaya koyulması
gerektiğini dile getiren Sağlam, ''Son zamanlarda Sayın Başbakan'ın yaptığı da
budur'' dedi.

Sağlam, ''Orantısız güç kullanılmış olabilir, bu da incelenebilir. Bunu,
siyasetin malzemesi yapmayalım. Bu konularda gelin bilimsel düşünelim, bilimsel
toplantılar yapalım. Üniversiteyle fikir alışverişinde bulunalım ama geçmiş
tarihimizi tekerrür ettirmeyelim'' dedi.

CHP'nin önerisi reddedildi.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, TBMM Genel Kurulunda sözlü soruları yanıtladı.

Bakan Ergin, ''HSYK seçimi yapılırken, bakanlığın liste yaptığı ve
dayattığı'' şeklinde iddialar dile getirildiğini anımsatarak, ''Bu tespit,
defalarca bakanlığımız tarafından cevaplandırılmıştır. 'Böyle bir çalışmanın
olmadığı, bu haberlerin doğru olmadığına' dair hem açıklamalar oldu hem buna
ilişkin basınla paylaştığımız bültenlerimiz oldu'' dedi.

Mevzuatın şahıslar için yapılamayacağını vurgulayan Ergin, bir ülkede
asayişin, hukuk düzeninin sağlanması için genel, soyut normlar yapıldığını
anlattı. Ergin, ''Bu soyut normlar, muhatabına göre uygulanmaz. Bu normu ihlal
eden kim olursa olsun bu normların uygulanması yapılır ancak bu normlarda bir
yanlışlık varsa siyaset kurumu ya da yasama organı bu normlardaki yanlışlıkları
giderme yönünde çalışma yapabilir'' diye konuştu.

Hasta tutuklu ve hükümlülerin durumlarına ilişkin yasalarda mevzuat
olduğunu anımsatan Ergin, bu vatandaşlarla ilgili talep ve iddiaların incelenmesi
için özel bir ekip kurduklarını ifade etti. Bu konudaki bürokratik işlemlerin
takibinde gerekirse özel kurye kullanıldığını belirten Ergin, ''Mevzuattan
kaynaklanan akmasalar da var. Buna ilişkin düzenlemeleri de Genel Kurulun
huzuruna getirmek için önemli bir çalışmanın arifesinde olduğumuzu ifade etmek
istiyorum'' dedi.

''Ergenekon'' davasında görevli hakim ve savcıları hakkında çok şikayet
ve şikayetçi olduğunu daha önce ifade ettiğini hatırlatan Ergin, en geç 2011 yılı
Ocak ayı içinde bu konudaki incelemelerin sonuçlanacağını söyledi.

Milletvekillerinin, ''Adalet Bakanı'nın HSYK'da bulunmasının yurtiçi ve
yurtdışında eleştirildiğini'' söylediklerini ifade eden Ergin, Venedik
Komisyonu'nun adli atamalara ilişkin raporunda yer alan, ''Yürütme erkinin
temsilcilerinin kurul içinde yer alması güvene dayalı endişeler yaratsa da bu
uygulama yaygındır. Türkiye'de Adalet Bakanı ve Müsteşarı HSYK üyesidir. Bu durum
tek başına Venedik Komisyonu'na göre kurulun bağımsızlığını zayıflatmaz''
ifadesini anımsattı. Ergin, AB Komisyonu'nun konuya ilişkin raporuna da
değindi.

Ergin, milletvekillerinin, ''tutukluluğun fiili mahkumiyete'' dönüştüğü
şeklinde ifadeleri bulunduğunu belirterek, ''Ceza yasalarımızın, usül
yasalarımızın yürürlüğe girmesinden bu yana 5 yılın üzerinde bir süre geçti.
Uygulamalardan kaynaklı sorunların tespiti için akademik ekibin çalışma yaptığını
ifade etmiştim. Bu çalışmaların nihayete ermesinden sonra Genel Kurula ihtiyaç
duyulan değişiklikler için bir öneriyle gelmeye hazırlandığımızı ifade ediyorum''
diye konuştu.

CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, AK
Parti iktidarının yargının denetlenmesini bir türlü hazmedemediğini öne sürerek,
''AKP iktidarı, öncelikle kendisine bağlı polis teşkilatı ve mahkemeler
oluşturmaya çalışıyor'' dedi.

CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, HSYK Kanunu Tasarısı'nın 1.
bölümü üzerinde söz alarak, İstanbul'da öğrencilerin protesto gösterilerini
değerlendirdi.

''Türkiye'de demokrasi vardır ama polislerin ayaklarının altındadır''
diyen Öztürk, hukuk devletinde, yönetenlerin hukuk kurallarına uymama gibi bir
özgürlükleri bulunmadığını ifade etti. Öztürk, hukuk devletinin olmazsa olmaz
ilkesinin, idarenin eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi tutulması
olduğunu söyledi.

Gündeminde sürekli darbe ve demokratikleşme olan bir ülkenin hukuk
devleti olduğu söylenemeyeceğini savunan Öztürk, ''Yargının denetlenmesini bir
türlü hazmedeyen bir AKP iktidarı, öncelikle kendisine bağlı polis teşkilatı ve
mahkemeler oluşturmaya çalışıyor. Sürekli yargının alanını daraltan, yürütmenin
alanın genişleten icraat yapılıyor'' diye konuştu.

''Anayasa değişikliğinin, iktidarın keyfi talepleri yerine getirilmediği
için yapıldığını'' öne süren Öztürk, ''HSYK toplantısına katılan müsteşarın
önünde ceketlerini ilikleyen bir kurulun, yargı bağımsızlığını gerçekleştirmesi
mümkün değildir. Başbakanı, bakanları, 12 Eylül darbesini yapanlardan hesap
sormaya çağırıyorum. Aksi takdirde halka verilen sözleri tutmamış olacaklardır''
dedi.

MHP Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın da HSYK ile ilgili kanun tasarısının
görüşülmesinin beklendiğinin aksine çok sakin geçtiğini söyledi. Yalçın,
''AKP'lileştirilen bir HSYK var. O nedenle detayları konuşmanın anlamlı
olmadığını düşünüyorum. İktidarınız döneminde farklı açılımlar yapma iddiasıyla
hareket ederken, ortaya çıkardığınız etnik ve mezhepsel temelde yaşanan
ayrışmanın, ülke olarak ağır bedelini ödemekle karşı karşıyayız'' diye konuştu.

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ise referandum sürecinde, ''boykotçu
cephe'' olduklarını belirterek, ''Bu anayasanın başını, sonunu değiştirmezsiniz
bu anayasa değişmiş olmaz. YÖK'ü, MGK'sı duruyor. HSYK üyesinin sayısını
artırarak, yargıyı bağımsızlığa kavuşturamazsınız'' dedi.

''Bana geciken adaleti anlatın, 7 ay sonraya gün verilen davaları
anlatın'' diye konuşan Kaplan, şöyle devam etti:

''Bunlara önlem almadığınız zaman bu ülkeye adalet gelmez. Kemal
Türkler'in davası 30 yıl sürdü. Adalet sağır mıydı kör müydü topal mıydı, ne
oldu? 30 senede hala kızının sesi yankılanıyor. 'Gecikti adalet, katiller
kazanıyor' dedi. Ben de bağırıyorum bunu. Uzun süre tutuklu kalıp yargılananlar
var. Kimi 3 sene bekletmeye hakkınız var. Üç sene sonra 'pardon' mu diyeceksiniz?
Şerzan Kurt Muğla'da öldürülüyor, davası Eskişehir'e gönderiliyor. Muğla'da
güveni, adaleti sağlamayan bir hükümet bitmiştir.''

KCK davasında yargılamaların sürdüğünü anımsatan Kaplan, ''Diyarbakır
gibi 1,5 milyonluk bir kentin merkezinde hakimlere, binalara saldırı mı oldu ama
anadili konuşmak istediği için benim adaletim o zaman sağır oluyor diyor ki
(Kürtçe yok)'' dedi. Konuşmasının bu bölümünde Kürtçe, ''Onlar yalancıdır, onlar
yalancıdır'' diye bağıran Kaplan, ''Şimdi tutanaklara 'bilinmeyen bir dilde
konuştu' diye yazacaksınız. Burada İbranice konuştu İsrail Devlet Başkanı, burada
ABD Başkanı İngilizce konuştu, burada el Beşir geldi kendi dilinde konuştu
yazdınız ama Kürtçe konuşunca olmuyor'' diye konuştu.

Kaplan, konuşmasında Ahmet Kaya'nın ölüm yıldönümü olduğunu anımsatarak,
onun seslendirdiği ''Şafak Türküsü''nden mısralar okudu.

Daha sonra tasarının birinci bölümündeki maddelerin görüşülmesine
geçildi.

TBMM Genel Kurulu'nda, Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu (HSYK) Kanunu Tasarısı'nın 4 maddesi kabul edildi.

BDP Van Milletvekili Özdal Üçer, tasarı üzerinde verdikleri değişiklik
önergesi üzerinde görüşlerini açıklarken kısa süreli tartışma yaşandı.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin'e yazılı soru sorduğunu ve yanıt olarak
kendisine ''yönetmelik gönderildiğini'' ifade eden Üçer, bu durumu eleştirdi.

Konuşmasını sürdürürken AK Parti sıralarından kendisine yönelik ''Sana bu
cevap yeter' denildiğini dile getiren Üçer ile AK Parti'li bazı milletvekilleri
arasında sözlü sataşma yaşandı.

Süresinin bitmesine rağmen bir süre kürsüden ayrılmayan ve konuşmaya
devem eden Üçer'i, BDP'li milletvekilleri Genel Kurul dışına çıkararak,
sakinleştirdi.

CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek de tasarıya göre, HSYK
toplantısına gelemeyen asıl üyenin yerine yedek üyenin görev yapamadığını
belirterek, bu durumun Anayasa'ya aykırı olduğu görüşünü savundu. Dibek, bu
maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edileceğini öne sürdü.

TBMM Başkanvekili Meral Akşener, birleşime bir saat ara verdi.

(19.24)