2006-05-16 - 13:00
BAŞBAKAN ERDOĞAN: ''DALGALI KUR REJİMİNDE BU TÜR HAREKETLİLİKLER, İNİŞLER, ÇIKIŞLAR, GELGİTLER TAMAMEN DOĞALDIR''
Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ekonomide son günlerde yaşanan gelişmelere değindi
Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, ekonomide son günlerde yaşanan gelişmelere değindi. Geçen hafta başından beri
piyasalarda bir hareketlilik yaşandığını, döviz kuru ve faizlerde kısmı artış, borsa endeksinde bir miktar düşüş olduğuna dikkati çeken
Erdoğan, başta Merkez Bankası ve Hazine olmak üzere, ilgili tüm kurumlarla bu hareketliliği çok yakından ve büyük bir soğukkanlılıkla
izlediklerini söyledi.

'''Gereken yerde ve gereken zamanda da gereken adımlarını atıyorlar, atacaklardır'' diyen Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu:

''Piyasalardaki bu kısmi hareketlilik, açıkça, akla karayı da çok net görmemizi sağlıyor. Bunu artık herkesin bilmesi, görmesi, anlaması
gerekir. Türkiye'de dalgalı kur rejimi hakimdir. Sabit kur artık geride kaldı. Dalgalı kur rejiminde de bu tür hareketlilikler, inişler, çıkışlar, gelgitler tamamen doğaldır. Biz bunu 3.5 yıldır, her fırsatta vurguluyoruz. Vurguluyoruz ama bunu anlamak istemeyenler maalesef var.

Kurla ilgili hiçbir hedefimizin olmadığını, kurun tamamen serbest piyasada belirlendiğini, bizim aşırı oynamalar dışında kura müdahalemizin söz konusu olmayacağını, üstüne basa basa söylüyoruz. Dalgalı kur rejiminde devalüasyondan bahsetmek, kusura bakmayın en
hafif tabiriyle cehalettir. Yok eğer, bu cehaletten kaynaklanmıyorsa, o zaman bulanık suda balık avlama hesabında olanlar var demektir. Bunu
böyle bilin. 'Benim servetim artsın da Türkiye, nereye giderse gitsin', 'Benim oylarım artsın da bunun millete faturası ne olursa olsun' anlayışıdır.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Milletin takvimine tabiyiz, milletin saatine ayarlıyız'' dedi.

Allah'ın yardımıyla, milletin teveccühüyle, sabırla, sebatla sorumluluk idrakiyle, çağın gerektiği hızla Türkiye'yi hedef ve ideallerine taşımak için ilk günkü heyecanlarıyla çalıştıklarını kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:

''Saati durmuş olanlar, nasıl bir hız çağında yaşadığımızı hala kavrayamamış olanlar, eski zaman ölçüleriyle düşününler, bizim tempomuzu anlamakta ne yazık ki güçlük çekiyorlar. Adeta zamanı, geçmiş zaman ve geniş zaman olarak sadece iki kategori içinde algılıyorlar. Onun için acele etmiyorlar.

Bol zamanları var. Kumda oyun oynayacak, oyalanıp zaman öldürecek kadar bol vakitleri var. Türkiye, yıllarını bu zaman özürlü anlayışlarla kaybetmedi mi? Şimdi bize kaybettiğimiz yılları kim geri verebilir?

Şairin dediği gibi; 'Her gün bir taş-ı bina-yı ömrümün düşdi yere/Can yatar gafil gönül oldu viran bihaber/Ağlayıp nalan edip düştün yola tenha garib/ Lakin göçmüş cümle kervan bihaber...' (Niyazi Mısri)

Uyanıp yola çıktığımızda bir de baktık ki kervan göçmüş, gitmiş, medeniyet kafilesi yol almış gitmiş. Şimdi arkadan yetişmeye çalışıyoruz. Ne var ki geçen gün geri gelmiyor.

Bu milletin ömür binasından her gün bir taş eksilten zaman hırsızları, şimdi de yolumuzu kesmeye çalışıyor.''

-ZAMANI KONTROL EDEMEYENLER-

''Sonradan ağlayıp, inlemenin kimseye faydası olmadığını'' söyleyen Erdoğan, bugünden zamana sahip çıkılması gerektiğini belirtti. Zamanını kontrol edemeyenler için gelecek bulunmadığını kaydeden Erdoğan, ''Onlar, geçmişte yaşamaya mahkum olurlar. Yol alıp ilerleyenleri de geriden, boynu bükük seyrederler'' dedi.

Erdoğan, bu milletin zamanını daha fazla çaldırtmayacaklarını vurgulayarak, şöyle devam etti:

''Geleceği geçmişle karıştıranlar, yarını bugünden harcayanlar çölün ortasında kendi kaderleriyle baş başa yaşamaya mahkum olurlar.
Bizim, onlara eşlik etmeye hiç niyetimiz yok.

Dostlukla, içtenlikle uyarıyorum; Türkiye ileriye doğru koşuyor. 73 milyonun derdini yüreğinde hisseden hiç kimse ama hiç kimse, dünyanın ritmine paralel işleyen bu saati durdurmaya çalışmasın. Etrafımızda birilerinin saati durmuş olabilir. Duran saat günde iki defa doğruyu da gösterebilir. Hatta birileri, geçmişte yaşamayı, bugüne asla dönmemeyi de seçmiş olabilir. Ama bizim böyle bir hakkımız, böyle bir lüksümüz yok. Unutmayalım, bu günlerin çetelesini,hesabını milletimiz tutuyor. Yola çıktığımız gün 'şahidimiz millettir' dedik, bugün de şahidimiz milletin, yarın da millet olacak.

Öyleyse biz, milletin takvimine tabiyiz; milletin saatine ayarlıyız.''

-MİLLETE SESLENİŞ-
''Geçmişte, incir çekirdeğini doldurmaz gerekçelerle Türkiye'nin nasıl ağır bedeller ödetildiğinin akıldan çıkartılmamasını'' isteyen Erdoğan, ''Ben, buradan milletime özellikle sesleniyorum; bugünün değerlendirmesini lütfen, düne bakarak yapın. Bugün, dünden daha mı iyi, daha mı kötü? Bu soruyu lütfen kendinize sorun. Nerelerden geldik, nerelerdeyiz, nereye gidiyoruz? Bu, çok önemli...'' diye konuştu.

Güven ve istikrar ortamının kolay yakalanmadığını ifade eden Erdoğan, siyasi güven ve istikrarı, Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün kazanımlarını, bu ülkenin bütün çocukları için, Türkiye'nin yarınları için azimle, inançla koruduklarını, korumaya devam edeceklerini söyledi.

Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, Viyana'daki ''AB-Latin Amerika'' ile Endonezya'nın Bali adasındaki D-8 zirvelerindeki temasları hakkında bilgi verdi. Avusturya Başbakanı'nın konuğu olarak davet edildiği Viyana'da ikili görüşmelerde bulunduğunu hatırlatan Erdoğan, ''İnşallah Avusturya'nın dönem başkanlığı içinde taraması tamamlanan fasıllarda müzakerelere de yakında başlıyoruz'' dedi.

Gelişmekte olan 8 ülkenin oluşturduğu D-8'in 5. Zirvesi'nde, bugüne kadar kaydedilen gelişmelerin yanı sıra gelecek stratejilerinin
de masaya yatırıldığını, işbirliği için ülkelerin siyasi iradelerini ortaya koyduklarını ifade eden Erdoğan, D-8 kurulalı 9 yıl olduğunu;
zamanın Başbakanı Necmettin Erbakan ile başlatılan bu sürecin bugüne kadar geldiğini kaydetti. Bugüne kadar bir icra direktörü ve yanında
iki katibiyle yürüyen süreçte, ''hiçbir şey yapılamadığını'' kaydeden Erdoğan, sadece 5 zirve gerçekleştirildiğini ifade etti. ''Bu 5 zirve
oturulup, konuşulup, yenilip, içilip sonra ayrılınan bir dönemdir'' diyen Erdoğan, bundan sonrasının farklı bir hale gelmesi gerektiğini
ve ''yürüyecekse bunun etkinliğinin olması gerekir'' dediklerini kaydetti.

D-8'in, uluslararası bazı kurumlara alternatif özelliği noktasıyla değil, gelişmekte olan 8 ülkenin dayanışmasını ortaya koyması bakımından önemli bir birliktelik olduğunu dikkati çeken Erdoğan, ''Beraber yapabileceğimiz çok şeyler var. Birlikte oluşturabileceğimiz ticaret alanları var. Birbirimizin ülkesinde yapabileceğiz yatırımlar var. Bu 8 ülkenin toplam milli geliri, 1 trilyon doları aşıyor. Böyle büyük bir güç ortadayken, bunun ortaya
bir netice çıkarması lazım. O neticeyi çıkaramıyorsa niye biraraya geliyoruz? Dostlar alışverişte görsün diye değil. Öyleyse bir şeyler
yapmak lazım. Neticeye gitmemiz lazım'' dediğini ifade etti.

''TÜRKİYE AÇISINDAN ÖNEMLİ BİR PROJE''
D-8 projesinin, Türkiye açısından son derece önemli olduğuna işaret eden Erdoğan, milli geliri bu kadar yüksek olan 8 ülkenin kendi arasındaki ticaret hacminin, gerçek potansiyelinin çok altında seyrettiğini vurguladı. Erdoğan, zirvede, ''Önümüzdeki engelleri ortadan kaldıralım, ekonomik işbirliğimizi, ticaret hacmimizi potansiyelimize yakışan bir seviyeye çıkaralım. İşe, dış politika parametrelerini güncelleyerek başlayalım. Sermayeyi, yerli-yabancı diye ayırmayalım; bu, küreselleşen dünyanın gerçeklerine aykırıdır.

Artık küresel sermaye tabirini kullanalım. Mevzuatımızı da bu yeni tabire göre yenileyelim. Fikir, inanç ve teşebbüs hürriyetini hayata geçirelim. Müteşebbislerin önüne engeller çıkarmak yerine, önünü açalım. Yoksa mal, emek ve sermayenin dolaşımı ve üretim biçimleri bakımından artık dünyanın düz kabul edildiği bir çağda ayakta kalmamız zorlaşır. Küresel istekler furyasına karşı rekabet gücümüzü kaybederiz'' dediğini aktardı.

Erdoğan, zirvede, 9 yıldan beri bir icra direktörü ve 2 yardımcısıyla sekreterya hizmetlerini gören D-8'i artık bir genel sekreterlik düzeyine çıkarma kararı aldıklarını; bunun altında icra direktörü, onun da altında ekonomist ve yeterli sayıda uzman görevlendirilerek, İstanbul'daki merkezin çalışmalarını devam ettireceğini söyledi. Erdoğan, ''Böylece hem temsil kabiliyetini hem itibarını hem de etkinliğini artırmaya yönelik ilk önemli adımı
attık'' dedi.

''TÜRKİYE'NİN VARLIĞI ÖZEL ANLAM TAŞIYOR''

D-8'in artık düşük bir profil izlemeyeceğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

''Hangi ülkenin hangi ürünü var, sektörel bazda ne tür birliktelikleri ortaya kayabilir, müşterek ne gibi çalışmaları yapabilir, bütün bunların çalışması İstanbul dönem başkanının sekreterliğinde yürütülecek. Kurumsallaşmasını tamamlayarak daha aktif bir uluslararası teşkilata dönüşmüş olacak. Ülkemizin refah ve kalkınmasına hizmet eden bir bölgesel işbirliği teşkilatı olarak küresel barış ve işbirliğine de katkıda bulunan önemli aktör haline
gelecek. D-8 içinde Türkiye'nin varlığı, özel bir anlam taşıyor. AB ile katılım müzakerelerine başlayan, demokratik dünyanın değerlerini
savunan, medeniyetler ittifakı eşbaşkanı durumunda olan Türkiye, bir anlamda gelişmekte olan ülkelerin küresel sistemle bağlantı köprüsünü
oluşturmaktadır. Türkiye'nin, OECD ve diğer örgütlerdeki kurucu üyeliği, bu rolünü pekiştiriyor. Türkiye'yi küresel ve bölgesel sistemlerin ortak paydası haline getiriyor. Bölgesel içe kapanmalar, izolasyoncu siyasetler ya da üçüncü taraflara karşı bölgesel yapılanmaları başından beri Türkiye olarak iktidarımız yanlış bulmuştur. Bu yaklaşımımız ve üyesi olduğumuz teşkilatlardaki yapıcı rolümüzün kabul görmesinden, paylaşılmasından ayrıca memnuniyet duyuyoruz.''

MISIR, CEZAYİR VE ALMANYA ZİYARETLERİ-
Erdoğan, hafta sonu Mısır'da, Dünya Ekonomik Forumu toplantısına katılacağını, daha sonra Cezayir'e, uzun aradan sonra başbakan
düzeyinde ilk resmi siyaseti gerçekleştireceğini belirtti. Erdoğan, Cezayir'de son yıllarda önemli bir ekonomik potansiyelin ortaya
çıkmaya başladığını, bu durumun ikili ticari hacmin gelişmesi için iki tarafa da önemli imkanlar sunduğunu bildirdi.

Ziyaretin, yeni bir pazar olarak şimdiden ilgi çekmeye başlayan Cezayir'de özel sektörün önünü açacağına ve karşılıklı ilişkileri daha
sağlam bir zemine taşıyacağına inancını dile getiren Erdoğan, TOBB organizasyonuyla işadamlarından oluşan büyük bir ekiple Cezayir'de
görüşmeleri sektörel bazda sürdüreceğini kaydetti.

Başbakan Erdoğan, Cezayir'den gelip Almanya'ya geçeceğini, orada Türk-Alman Ticaret Odası'nın toplantısına katılacağını, Almanya
Başbakanı Merkel ile de biraraya gelerek, ortak meseleleri ele alma fırsatı bulacağını söyledi.

Başbakan Erdoğan, ekonomide izledikleri politikadan hiç bir zaman taviz vermeyeceklerini söyledi.

Ekonomi alanında, ilgili kurulların ellerinde gerekli enstrümanları bulunduğunu ve bu enstrümanları vakti geldiği zaman istediği gibi kullandığını ifade eden Erdoğan, piyasalardaki hareketliliği tek bir nedene bağlamanın mümkün olmadığını dile getirdi.

Erdoğan, uluslararası piyasalarda da Türkiye'deki gibi hareketliliğin az ya da çok yaşandığını vurgulayarak, ABD Merkez Bankası'nın 10 Mayıs Çarşamba günü faiz oranını 25 baz puan artırarak yüzde 5'e çıkardığını hatırlattı. Petrol ve altın fiyatlarının rekor seviyede arttığına işaret eden Erdoğan, bu ve benzeri gelişmelerin bütün ülkelerin ekonomilerini etkilediğini kaydetti.

Türk lirasının dolar karşısında 10 Mayıs'a göre yüzde 7 oranında değer kaybettiğine dikkati çeken Erdoğan, Brezilya parasının da aynı dönemde yüzde 5 oranında değer kaybına uğradığını belirtti.

Başbakan Erdoğan, dünya borsalarında da hareketlilik yaşandığını ifade ederek, ''Eğer bunları görmezseniz, dikkate almazsanız, Türkiye'yi değerlendirirken bu kıyaslamaları yapmazsanız, hiç bir sonuca varamazsınız, mevcut durumu da hiç bir şekilde izah edemezsiniz'' diye konuştu.

Enflasyonun nisan ayında nispeten yüksek çıktığını belirten Erdoğan, enflasyonun 3.5 yılda nerelerden nerelere geldiğini herkesin bildiğini söyledi. Erdoğan, 2002'de yüzde 33.45 olan TÜFE'yi, 2005'te yüzde 7.72 ile kapattıklarına dikkati çekti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, aylık TÜFE artışının 2001 Mart ayında yüzde 6, 2001 Nisan ayında yüzde 10.3, 2002 eylül ayında ise yüzde 6 civarında olduğunu kaydederek, 3 Kasım'dan sonra bu oranın, sadece bir kez yüzde 3'ün üzerine, bir kaç kez de negatif çıktığını bildirdi.

-''3.5 YILI ISKALARSANIZ YANLIŞ YAPARSINIZ''-
''Nisan ayında, petrol fiyatlarındaki artışlara bakıp da 3.5 yılı ıskalarsanız yanlış yaparsınız'' diyen Erdoğan, enflasyondaki kararlılıklarının şüphe götürmeyecek şekilde açık ve net olduğunu kaydetti. Erdoğan, Türkiye'nin enflasyonda geçmişte yaşadığı acıları yeniden yaşamasına asla izin vermeyeceklerini dile getirdi.

Enflasyonda Nisan ayındaki artışta, mevsimsel ve bazı geçici faktörlerin rol oynadığını belirten Erdoğan, orta ve uzun dönemli enflasyon bekleyişlerinin bu son gelişmelerden fazla etkilenmediğini söyledi.

''Hükümetimizin, ekonomi yönetimimizin ve Merkez Bankası'nın temel önceliği enflasyon hedefine ulaşmak ve fiyat istikrarını sağlamaktır''diyen Başbakan Erdoğan, enflasyondaki kazanımlardan küçük bir taviz bile vermeyeceklerini ifade etti.

''CARİ AÇIK TÜRKÜSÜ''-
Başbakan Erdoğan, son aylarda, 2006 yılı cari açık tahminlerinde yukarı yönde revizyonlar yapıldığını kaydederek, ''Birileri cari açık türküsü tutturmuş gidiyor. 3.5 yıldır elde edilen başarıları elinin tersiyle itiyor, güzel gelişmeleri inatla, ısrarla görmezden geliyor.
Türkiye'nin uluslararası bir güç olma yolunda ilerlediğini hissetmiyor, hissedemiyor, varsa yoksa cari açık...'' dedi.

Erdoğan, ülkeye, yaklaşık 50 yıldır doğrudan gelen uluslararası yatırım miktarının 1 milyar doları aşmadığını ifade ederek, bu yatırımların 2003'te 1.7 milyar dolar, 2004'te 2.8 milyar dolar, 2005'te 9.7 milyar dolar olarak gerçekleştiğini söyledi. Erdoğan, 2006'da bu rakamların da üzerine çıkılacağından emin olduklarını kaydetti.

''GELEN UZUN VADELİ KREDİ MİKTARI 9.8 MİLYAR DOLAR''
Bu yılın sadece ilk 3 ayında bankacılık dışı kesimin ülkeye getirdiği uzun vadeli kredinin 8.8 milyar dolar, bankacılık sektörünün getirdiği kredinin ise 1 milyar dolar olmak üzere toplam 9.8 milyar dolar olduğuna işaret eden Başbakan Erdoğan, ''3 Kasım öncesine döndüğünüz zaman... Hak getire, nerde? Hangi ülke, banka gelecek de Türkiye'ye girecek, parasını getirecek mümkün mü?'' diye sordu.

Yorum yaparken bu rakamlara dikkat edilmesi gerektiğini dile getiren Erdoğan, ''Dikkat etmemelerinin arkasında başka şeyler yatıyor. Acaba AK Parti iktidarını nasıl zayıf gösteririz. Boşuna uğraşmayın, millet gerçekleri çok iyi biliyor, gösteremeyeceksiniz.

Bunlar bugüne kadar Türkiye'nin hiç görmediği oranlardır, rakamlardır. Bunları görmeden, okumadan cari açık diye tutturursanız, kusura bakmayın buradan hiç bir yere varamazsınız'' dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, sosyal güvenlik kurumlarının birleştirilmesini öngören sosyal güvenlik yasası ve sağlık reformu hakkında bilgi verdi.

SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığının birleştirilmesinin 10 yıllardır tartışıldığını ve çözüleceğinin söylendiğini ifade eden Erdoğan, bu sorunun iktidarları döneminde çözüme kavuşturulduğunu söyledi.

Sosyal Güvenlik Kurumu Yasası'nın bir maddesinin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından TBMM'ye iade edildiğini anımsatan Erdoğan, konuyla ilgili çalışmalar tamamlandıktan sonra tekrar Yasanın Cumhurbaşkanı Sezer'e gönderileceğini bildirdi.

MEZARDA EMEKLİLİK YAKLAŞIMI
Erdoğan, sağlık alanıyla emeklilik alanındaki reformun önemine değinerek, bu konuda yanlış bir anlaşılmanın söz konusu olduğunu söyledi. Konuyla ilgili olarak çok detaylı çalışmalar yaptıklarını dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

''2036'dan sonraki emeklilik ile ilgili süreç hakkındaki 'mezarda emeklilik' yaklaşımını çok yanlış buluyoruz. Memurlar genelde 65 yaşında emekli olurlar. Memurlar, şu anda mezarda emekliliğe mi mahkumlar? Yoksa 50 yaşında emekli edelim de... 50 yaşından sonra
emekli olan benim vatandaşım ne diyor? 'Ben bu genç yaşta, taşı tuttuğum zaman suyunu çıkaracağım yaşta, beni emekliye sevk ediyorlar.Başbakanım ben nasıl olur da evimin kenarına çekilip orada oturabilirim'...

Ne yapıyor? Hem emekli maaşını alıyor, hem de öbür taraftan bir firmaya gidip kayıtdışı olarak orada çalışmaya başlıyor. Bu yaklaşım doğru olabilir mi? Böyle bir yanlış yaklaşımı biz düzeltiyoruz. Çünkü Türkiye'de emeğin kayıtdışılığı var. Biz emeği de kayıt altına almak
durumundayız. Eğer emeği kayıt altına almadığımız takdirde bunun bedelini bu ülke çok ağır öder. Biz, bunu başarmış oluyoruz. Ama bunu görmezden gelmek, hemen, mezarda emeklilik olarak tanımlamak doğru olmasa gerek.

Mezar, hepimiz için mukadderdir, kimse ondan kaçamaz. Ama bu 65 yaşında olacak diye de bir şey yok. Çok daha erken yaşta da mezar bizi yakalayabilir, çok daha geç olarak da yakalayabilir. Onunla bir değerlendirme yapmaya kalkarsak, o zaman oraya yaşı değil de 'ölümle emeklilik' diye bir tabir de konulabilirdi. Ama biz böyle yaklaşmıyoruz, dünya gerçeklerinden hareketle yaklaşıyoruz. Bizden önce gelen iktidarlar maalesef siyasi rant elde edebilmek amacıyla emeklilik yaşıyla sürekli oynamışlardır.''

Başbakan Erdoğan, 15 maddesi Meclise iade edilen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası üzerindeki çalışmalar tamamlandıktan sonra yasanın Köşk'e gönderileceğini kaydetti.

Ekonomide 3.5 yılda geldikleri seviyenin; sabırla, güvenle istikrarla elde edilen bir seviye olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Milletin güveni, duası, desteği Türkiye'yi bugünlere taşımıştır'' dedi.

''3.5 YIL BOYUNCA POPÜLİZME PRİM VERMEDİK''
Gereksiz ve zamansız tartışmalarla vakit kaybetmeye, millete bedel ödetmeye hiç niyetlerinin olmadığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Herkes ağzından çıkan sözün nereye varacağını ve sorumluluğunu bilmelidir. Buna göre konuşmalı, buna göre davranmalı. 'Ortalık bulansın da gerisi ne olursa olsun. Benim servetim artsın, oyum artsın, ben buradan siyasi rant sağlayayım da ekonominin dengeleri bozulursa bozulsun...' Bunu bu millet affetmez. Nitekim geçmişte de affetmemiştir. Anlık, bu tür adımlar hiç bir zaman bir siyasi getirisi olmamıştır. Bizi geçmişteki hükümetlerle kıyaslayanlar, açık söylüyorum yanlış yaparlar, yanlış yapıyorlar. Biz, popülizme, gevşemeye, rehavete 3.5 yıl boyunca asla prim vermedik. Hayali senaryolar üretip, hayaller ardına takılıp gitmedik. Bizim gündemimizde ne seçim var ne popülizm var ne de bizim lügatımızda seçim ekonomisi diye bir kavram var. Bunu böyle bilin... 28 Mart seçimlerini gördünüz. Bu seçimlerden öncede aynı şeyleri söylediler. 'İşte AK Parti hükümeti hemen seçim ekonomisi uygulamaya başlar...' Programımız neyse biz onu uygularız.''