2006-10-03 - 16:19
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Bugünkü yönetim kadar Cumhuriyete ve Cumhuriyetin laiklik özüne bilerek, sistemli şekilde karşı çıkma anlayışında bir kadro Türkiye'ye gelmedi'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Bugünkü yönetim kadar
Cumhuriyete ve Cumhuriyetin laiklik özüne bilerek, sistemli
şekilde karşı çıkma anlayışında bir kadro Türkiye'ye gelmedi'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, son 10 gün
içinde Türkiye'nin çok önemli tartışmaların içinden geçtiğini, çok temel
konularla ilgili sıradışı bir hareketlilik yaşandığını vurguladı.
Parlamento'nun açılışında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in ülkenin karşı
karşıya bulunduğu sorunlarla ilgili ciddi bir değerlendirme yaptığını ifade eden
Baykal, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komuta kademesinde görev alan yetkililerin,
yeni akademik yılın açılışı nedeniyle yaptığı konuşmaların ve ardından
Genelkurmay Başkanı Orgenerel Yaşar Büyükanıt'ın dün yaptığı açıklamanın
Türkiye'nin siyasi gündemiyle ilgili çok önemli gözlemlerin, değerlendirmelerin
yapılmasına fırsat verdiğini vurguladı.
Baykal, bu tartışmaların Türkiye'nin gerçekten sıkıntılı bir dönemden
geçmekte olduğunun bir belirtisi olduğunu kaydederek, şunları söyledi:
''Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın, Genelkurmay Başkanı'nın, kuvvet
komutanlarının ciddi bir değerlendirme yaptıktan sonra, soğukkanlı bir anlayışla
Türkiye sorunlarına yönelik birbiri ardından böyle konuşmalar yapma ihtiyacını
hisssetmiş olmaları, sadece bu olay, özenle irdelenmesi, anlaşılması gereken bir
durumla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Bu, sıradan bir tablo değildir. Daima böyle olaylar olmaz. Cumhurbaşkanı ve
bütün komuta kademesi birbiri ardına birbiriyle uyum içinde ülkenin durumu ve
yakın geleceğiyle ilgili çok önemli saptamaları, değerlendirmeleri ne söylediğini
bilen bir anlayış içinde, kararlıkla ifade ediyorlarsa bunu yok saymak
geçiştirmek, bunu, şu ya da bu hesabı bağlamak kadar büyük bir yanlış yapılamaz.
Herkese düşen görev bunu anlamaya çalışmaktır.''
''BU BİR DARBE ARAYIŞI DEĞİLDİR''
Bu tablonun olağan, sıradan bir tablo olmadığını vurgulayan Baykal,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Türkiye'nin yakın geleceğine yönelik bir takım tehlikeler ve tahditler
karşısında, ülkemizi ciddi sıkıntıya sokacağı görülen bir gelişme süreci
karşısında birilerinin hiçbir kişisel hesap beklemeden, alışılmış anlamda
asker-sivil tartışması ya da rejime el koyma hesabı içinde olmadan, objektif,
uyarı niteliğinde bir çabayı sergiliyor olması görmezlikten gelinecek bir olay
değildir.
Bu bir darbe arayışı, demokrasiyi askıya alma girişimi değildir. Bu kişisel
hesaplara, ya da grup hesaplarına dayalı çıkar anlayışından güç alan bir mücadele
arayışı değildir. Tamamen ülkenin yararına, Türkiye'nin geleceğine yönelik
duyarlılığın bir uzantısı olarak takınılan bir tavır söz konusudur.
Keşke böyle bir ihtiyaç hiç ortaya çıkmasaydı, bu konularda böyle konuşma
zorunluluğu kendini göstermeseydi. Türkiye'nin en önemli noktalarında görev yapan
insanların ülkelerine karşı taşıdıkları sorumluluk duygusuyla böyle sözler
söyleme zorunluluğu keşke ortaya çıkmasaydı. Ama böyle bir ihtiyaç ortaya çıkınca
yapılmış olan bu görev karşısında kafayı kuma sokmanın ya da bunu daha önce
örneği görülmüş olaylar gibi değerlendirmenin çok yanlış olacağını ifade etmek
istiyorum.''
''LAİKLİĞİ BENİMSEMEMİŞ BİR KADRO''
Baykal, ''İrtica'' tartışmalarının gündeme gelmesinin, iktidarda bulunan
anlayışın bu sorun karşısında takındığı tavrın kaygı verici olmasından
kaynaklandığını savundu.
Bu tartışmanın kökeninde ne olduğunu iyi anlamak gerektiğini kaydeden
Baykal, Türkiye'nin; yakın tarihinde dünyanın eşi benzeri olmayan en köklü,
kapsamlı, iddialı modernleşme, değişim projelerinin uygulandığı bir ülke olduğunu
vurguladı.
Cumhuriyetle birlikte gerçekleştirilen köklü değişimlerden söz eden Baykal,
bu değişime karşı çıkanlar olduğunu, geçmişte bazı acı olaylar yaşandığını
anlattı.
Türk toplumunda gerçekleştirilen büyük değişime, medernleşmeye karşı, ''her
an ortaya çıkmaya hazır bir potansiyelin var olageldiğini, bunun Türkiye'nin bir
gerçeği olduğunu'' kaydeden Baykal, ancak ülkeyi yönetenlerin, bu potansiyeli
tehlike sınırlarını zorlayacak şekilde istismar etme durumuna düşmemeye özen
gösterdiklerini kaydetti. Baykal, şöyle devam etti:
''Daima bir ortak anlayış kendisini göstermiştir. Bu ortak anlayış
anayasamıza yansıyan anlayıştır. Türkiye'nin laik, demokratik, sosyal bir hukuk
devleti olduğu anlayışını, Türkiye'nin bütün sorumlu, aklı başında insanları,
siyasetçileri, parti yöneticileri, herkes barış, huzur içinde yaşamamızın asgari
mutabakatı diye kabul etmiştir.''
Laikliğin Türkiye'nin dünyada hakettiği yeri alabilmesi, çağdaş dünyayla
iletişim içinde olabilmesi, ülke içinde barışı sağlamak için bir zorunluluk
sayıldığını ve bu anlayışla benimsendiğini kaydeden Baykal, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Maalesef bu son dönemde belki ilk kez Türkiye'de iktidarı kullananlar, bu
laiklik anlayışını söylediğim anlamda içine sindirmemiş, sürdürmeyi kabul etmemiş
ve onu benimsememiş bir kadro olarak ortaya çıkmıştır. İlk kez bu kadar açık, bu
kadar resmi...
Celal Bayar, Adnan Menderes döneminden günümüze kadar siyaset adamları
geldi, geçti. Ama bugünkü yönetim kadar Cumhuriyete ve Cumhuriyetin laiklik özüne
bilerek, sistemli şekilde karşı çıkma anlayışı içinde bir kadro Türkiye'ye
gelmedi.''
"HALKI, İNSANLARI, SİVİL TOPLUMU GÖREVE ÇAĞIRIYORUM"
CHP Genel Başkanı Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, irtica
konusundaki tartışmaları da değerlendirdi.
TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın, ''Laikliği tartışmalıyız'' diye ''muhtıra
niteliğinde'' bir konuşma yaptığını, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da ''birkaç
gün sonra Arınç'ın konuşmasının tümüme katıldığını, ancak acele etmemek
gerektiğini'' söylediğini anlatan Baykal, Anayasa'nın ''laiklik'' gibi
değiştirilemez maddelerinin de sıradan maddeler haline getirilmesi yönünde
görüşler ifade edildiğini kaydetti.
Baykal, kuvvet komutanları, Genelkurmay Başkanı ile Cumhurbaşkanı'nın,
''irtica'' konusundaki değerlendirmelerinden çok önce, bu konuya dikkati
çektiklerini belirterek, şöyle devam etti:
''Biz bunu çok uzun süreden beri tespit ettik. 2 yıla yakın bir süreden beri
ısrarla bunu söylüyoruz. 'Çok tehlikeli bir gidiş vardır. Herkesi görevi
çağırıyorum. Kadınları ve erkekleri, vatandaşlarımızı göreve çağırıyorum'
diyorum. Halkı, insanları, sivil toplumu göreve çağırıyorum. Bu gidiş, 'budur,
bunu görsünler' dedim. 'Bu böyle değil zannetmeyin, bundan öncekiler gibi
zannetmeyin sakin, bu defa farklı, bunu görüyorum' dedim.''
Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in, ''laiklik, cumhuriyet, ve
milliyetçiliği dini temellerle yeniden yorumlamamız lazım'' dediğini savunan
Baykal, sadece dini inanç ve ibadet alanını genişletmenin yeterli görülmediğini;
laiklik, milliyetçilik ve Cumhuriyet'in dini temellere oturtulmak istendiğini
iddia etti. Baykal, TRT'ye de bu anlayışın egemen olduğunu öne sürerek,
programlarla ilgili eleştiride bulundu.
Baykal, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, kadrolaşmaya yönelik
uygulamalarda bulunduğu ifade etti.
İstanbul'da Fatih Camisi'nde terör örgütü Hizb-ut Tahrir'in yaptığı
gösteriyi, İsmail Ağa Camisi'nde işlenen cinayeti, Danıştay saldırısını ve terör
örgütü Hizbullah'ın cinayetlerini anımsatan Baykal, hükümetin bu olayları
''örtbas etme, görmezlikten gelme çabası içinde olduğunu'' öne sürdü.
MGK BELGESİNDEKİ İMZA
''Türkiye'de irtica var, yok. Peki bunlar ne?'' diye soran Baykal, şöyle
devam etti:
''Hükümet, MGK belgesinin altına, Türkiye'ye yönelik en önemli tehdit diye
bir numaraya irticayı yazıp, imza atıyor. Daha sonra Başbakan çıkıp, 'Türkiye'de
irtica yoktur' diyor. İmza, senin imzan, sen atmışsın. 'Türkiye'ye yönelik en
ciddi tehdit demişsin.' Elbette öyle olacak, biz bunu biliyoruz. Senin görevin,
buna karşı uyanık, duyarlı, tedbirli olmak. Bu tehlikeden Türkiye'yi korumak.''
İRTİCADAN NEMALANANLAR
Avrupa'daki saygın yayın organlarında ''Türkiye nereye gidiyor'' diye
yorumlar yapıldığını, ABD Kongresinde de Türkiye'nin nereye gittiğiyle ilgili
resmi raporun gündeme getirildiğini anlatan Baykal, şunları kaydetti:
''Bu acı gerçeği inkar etmek mümkün değildir. Ama acı olan şudur: Başbakan,
'yoktur' diyor, 'yoktur' demekle yetinmiyor. 'Bundan nemalananlar vardır' diyor.
Doğrudur, bundan nemalananlar vardır ama onlar bizzat irticanın kendisinden
nemalananlardır. Anadolu ve yurtdışındaki Türk vatandaşlarının tasarruflarını
alıp götürenler, nemalananlar kimler? Yıllarca yaşanan acı olaylardan doğan,
biriken duyarlılığı, siyasi amaçlarla istismar edip, harekete geçirip, oyunu
alıp, o oya ihanet edenler, bunlar değil midir?''
Baykal, ''Türban sorununu çözeceğiz'' diye söz verip iktidara gelenlerin,
şimdi ''toplumsal mutabakat var, kurumsal mutabakat yok'' dediklerini ifade
ederek, ''Peki Kıbrıs konusunda kurumsal mutabakat mı var, toplumsal mutabakat mı
var?'' diye sordu.
Deniz Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu konularla siyasetini besleyenler, bu duyguları temel dayanak haline
getirenler, asıl irticadan nemalananlardır. Bu tartışma, çok net bir şekilde
ortada. Sayın Cumhurbaşkanı'nın teşhisi, Türkiye'de aklı başında, sorumlu pek çok
çevrenin, kurumun teşhisi, değerlendirmesi... Bu, Türkiye'nin bir gerçeğidir.
Bunu yok sayarak, örtbas ederek, Türkiye'ye hizmet etme imkanı yoktur. Bu konuda
dikkatli olmak, bunu tartışma konusu olmaktan çıkarmak; duyarlı ve dikkatli bir
uygulama içinde Türkiye'nin kalkınmasını, eğitimin yükselmesini, insanların
refaha ulaşmasını, toplumsal ve ekonomik yaşamda hakkı olan payı almasını
sağlamak lazımdır. Maalesef bu hükümet, güven duygusu vermemektedir. Bunu, çok
temel bir zafiyet olarak tespit ediyorum.''
TERÖRLE SİLAHLI MÜCADELE...
Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, son günlerde, teröre
karşı silahlı bir mücadeleye gerek kalmadığı tartışmalarının yaşandığını da söyledi.
Birçok çevrenin, terör örgütü ile ateşkes sağlanması görüşünü dile
getirdiğini anımsatan Baykal, ''AB, ABD de bunu söylüyor. Türkiye'de PKK uzantısı
bir siyasi parti yöneticileri de ateşkes istiyor. Talabani devreye giriyor, özel
temsilciler atanıyor. Talabani, 'PKK ateşkes ilan edecek' diyor'' şeklinde
konuştu.
Büyük bir uluslararası kurgunun yürürlüğe girdiğini ifade eden Baykal,
bunun, Atlantik ötesi, uluslararası, terör örgütü içinde, Türkiye'nin iç
siyasetinde, yazarlar arasında da ayakları bulunduğunu savundu.
Baykal, bir süreden beri Türkiye'nin yönetilemediğini, iktidar boşluğu
yaşandığını savundu.
''MÜŞERREF'İN YAPTIĞINI DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUNUZ?''
Talabani'nin Türkiye'nin temel konularında yönlendirici açıklamalar
yaptığına işaret eden Baykal, ''Türkiye'yi Talabani yönetiyor, ne yapacağımıza o
karar veriyor. En önemli konularda açıklamalar yapıyor. Kendi adına mı, Türkiye
adına mı, yoksa yetkililerden izin alarak mı konuşuyor bilinmez. Bizimkiler perde
gerisine çekilmişler, Onlar, Türkiye'de at oynatıyorlar'' diye konuştu.
Irak Devlet Başkanı'nın Kuzey Irak'ta PKK militanları ile görüştüğünü,
buradaki mutabakat doğrultusunda Türkiye'ye yönelik taleplerin dile getirildiğini
belirten Baykal, ''Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref'in, Usume Bin Ladin ile
buluşup, telkinlerini ABD ve dünyaya anlattığını düşünebiliyor musunuz?'' diye
sordu.
''BU MÖNÜYÜ YEDİK''
Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Durduk yerde operasyon
yapılmaz'' dediğini ifade ederek, şöyle konuştu:
''İmralı'da, Türkiye'nin egemenlik anlayışının değiştirilmesini söyleyenler,
bu taleplerinden vaz mı geçtiler? Güneydoğu'da can alanlar, mayın döşeyenler,
suikast düzenleyenler, bunlardan vaz mı geçtiler?
Eğer bir devletsen, hukuk devletiysen, kanunlar işliyorsa, senin dışında
eline silah alan, onu, bunu tehdit eden herkese karşı operasyon yapmak
zorundasın. Bu iddiandan vazgeçmişsen zaten Allahlıksın demektir.
Bazen müttefiklerimiz, işbirliği içinde olduğumuz ülkeler, Türkiye'ye gelip,
'silahı bırak, af çıkar, bu doğrultuda yasa değişikliği yap' diyor. Eve dönüş
yasasının arkasındaki mantık bu. Pişirilip, önümüze sürülmek üzere hazırlanan bu
mönüyü daha önce yedik, acı tadı hala Türk halkının dilinde.''
''AKP İNİŞTE, CHP YÜKSELİŞTE''
CHP lideri Baykal, uluslararası kurgunun yürütüldüğünü, kapsam alanı içine
iktidar mensuplarını aldığını ancak Türk Silahlı Kuvvetleri ve CHP'yi alamadığını
söyledi.
Önce Pensilvanya, daha sonra da Roma'da harita konusunun gündeme geldiğini
ifade eden Baykal, ''Erdoğan'ın ABD gezisi sırasında en azından bu konuyu dile
getirmesini beklerdim'' dedi.
AK Parti'nin kendi yaptırdığı araştırmada oy oranın yüzde 26'ya düştüğüne
işaret eden Baykal, ''Kendi yaptırdığı araştırma bu, gerçeğin ne olduğu daha
belli değil'' dedi.
Baykal, AK Parti'nin inişte, AK Parti'nin araştırmasında bile inkar
edilemeyecek bir gerçek olarak CHP'nin yükselişte olduğunu söyledi.
''BAŞBAKAN, BAKAN SUSUYOR...''
Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik olumsuz değerlendirmeler karşısında
Genelkurmay Başkanı'nın kendisini savunmak zorunda kaldığını belirten Baykal,
Silahlı Kuvvetlerin, demokratik rejim içinde konumunun tartışılması, AB
temsilcileri, müttefik ülke bakan ve genelkurmay başkanlarının bu tartışmalara
katılması karşısında Milli Savunma Bakanı'nın konuşması gerektiğini ifade etti.
''Milli Savunma Bakanı niçin var, görevi ne? Ne öyle kaçıp duruyorsunuz, ne
saklanıyorsunuz?'' sorularını yönelten Baykal, hükümetin sufle gerisinde
olduğunu, pıstığını savundu. Baykal, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı'nın
sustuğunu, Genelkurmay Başkanı'nın konuştuğunu kaydederek, ''Yazıklar olsun size,
yazıklar olsun...'' dedi.
Cumhuriyete ve Cumhuriyetin laiklik özüne bilerek, sistemli
şekilde karşı çıkma anlayışında bir kadro Türkiye'ye gelmedi'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, son 10 gün
içinde Türkiye'nin çok önemli tartışmaların içinden geçtiğini, çok temel
konularla ilgili sıradışı bir hareketlilik yaşandığını vurguladı.
Parlamento'nun açılışında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in ülkenin karşı
karşıya bulunduğu sorunlarla ilgili ciddi bir değerlendirme yaptığını ifade eden
Baykal, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komuta kademesinde görev alan yetkililerin,
yeni akademik yılın açılışı nedeniyle yaptığı konuşmaların ve ardından
Genelkurmay Başkanı Orgenerel Yaşar Büyükanıt'ın dün yaptığı açıklamanın
Türkiye'nin siyasi gündemiyle ilgili çok önemli gözlemlerin, değerlendirmelerin
yapılmasına fırsat verdiğini vurguladı.
Baykal, bu tartışmaların Türkiye'nin gerçekten sıkıntılı bir dönemden
geçmekte olduğunun bir belirtisi olduğunu kaydederek, şunları söyledi:
''Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın, Genelkurmay Başkanı'nın, kuvvet
komutanlarının ciddi bir değerlendirme yaptıktan sonra, soğukkanlı bir anlayışla
Türkiye sorunlarına yönelik birbiri ardından böyle konuşmalar yapma ihtiyacını
hisssetmiş olmaları, sadece bu olay, özenle irdelenmesi, anlaşılması gereken bir
durumla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Bu, sıradan bir tablo değildir. Daima böyle olaylar olmaz. Cumhurbaşkanı ve
bütün komuta kademesi birbiri ardına birbiriyle uyum içinde ülkenin durumu ve
yakın geleceğiyle ilgili çok önemli saptamaları, değerlendirmeleri ne söylediğini
bilen bir anlayış içinde, kararlıkla ifade ediyorlarsa bunu yok saymak
geçiştirmek, bunu, şu ya da bu hesabı bağlamak kadar büyük bir yanlış yapılamaz.
Herkese düşen görev bunu anlamaya çalışmaktır.''
''BU BİR DARBE ARAYIŞI DEĞİLDİR''
Bu tablonun olağan, sıradan bir tablo olmadığını vurgulayan Baykal,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Türkiye'nin yakın geleceğine yönelik bir takım tehlikeler ve tahditler
karşısında, ülkemizi ciddi sıkıntıya sokacağı görülen bir gelişme süreci
karşısında birilerinin hiçbir kişisel hesap beklemeden, alışılmış anlamda
asker-sivil tartışması ya da rejime el koyma hesabı içinde olmadan, objektif,
uyarı niteliğinde bir çabayı sergiliyor olması görmezlikten gelinecek bir olay
değildir.
Bu bir darbe arayışı, demokrasiyi askıya alma girişimi değildir. Bu kişisel
hesaplara, ya da grup hesaplarına dayalı çıkar anlayışından güç alan bir mücadele
arayışı değildir. Tamamen ülkenin yararına, Türkiye'nin geleceğine yönelik
duyarlılığın bir uzantısı olarak takınılan bir tavır söz konusudur.
Keşke böyle bir ihtiyaç hiç ortaya çıkmasaydı, bu konularda böyle konuşma
zorunluluğu kendini göstermeseydi. Türkiye'nin en önemli noktalarında görev yapan
insanların ülkelerine karşı taşıdıkları sorumluluk duygusuyla böyle sözler
söyleme zorunluluğu keşke ortaya çıkmasaydı. Ama böyle bir ihtiyaç ortaya çıkınca
yapılmış olan bu görev karşısında kafayı kuma sokmanın ya da bunu daha önce
örneği görülmüş olaylar gibi değerlendirmenin çok yanlış olacağını ifade etmek
istiyorum.''
''LAİKLİĞİ BENİMSEMEMİŞ BİR KADRO''
Baykal, ''İrtica'' tartışmalarının gündeme gelmesinin, iktidarda bulunan
anlayışın bu sorun karşısında takındığı tavrın kaygı verici olmasından
kaynaklandığını savundu.
Bu tartışmanın kökeninde ne olduğunu iyi anlamak gerektiğini kaydeden
Baykal, Türkiye'nin; yakın tarihinde dünyanın eşi benzeri olmayan en köklü,
kapsamlı, iddialı modernleşme, değişim projelerinin uygulandığı bir ülke olduğunu
vurguladı.
Cumhuriyetle birlikte gerçekleştirilen köklü değişimlerden söz eden Baykal,
bu değişime karşı çıkanlar olduğunu, geçmişte bazı acı olaylar yaşandığını
anlattı.
Türk toplumunda gerçekleştirilen büyük değişime, medernleşmeye karşı, ''her
an ortaya çıkmaya hazır bir potansiyelin var olageldiğini, bunun Türkiye'nin bir
gerçeği olduğunu'' kaydeden Baykal, ancak ülkeyi yönetenlerin, bu potansiyeli
tehlike sınırlarını zorlayacak şekilde istismar etme durumuna düşmemeye özen
gösterdiklerini kaydetti. Baykal, şöyle devam etti:
''Daima bir ortak anlayış kendisini göstermiştir. Bu ortak anlayış
anayasamıza yansıyan anlayıştır. Türkiye'nin laik, demokratik, sosyal bir hukuk
devleti olduğu anlayışını, Türkiye'nin bütün sorumlu, aklı başında insanları,
siyasetçileri, parti yöneticileri, herkes barış, huzur içinde yaşamamızın asgari
mutabakatı diye kabul etmiştir.''
Laikliğin Türkiye'nin dünyada hakettiği yeri alabilmesi, çağdaş dünyayla
iletişim içinde olabilmesi, ülke içinde barışı sağlamak için bir zorunluluk
sayıldığını ve bu anlayışla benimsendiğini kaydeden Baykal, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Maalesef bu son dönemde belki ilk kez Türkiye'de iktidarı kullananlar, bu
laiklik anlayışını söylediğim anlamda içine sindirmemiş, sürdürmeyi kabul etmemiş
ve onu benimsememiş bir kadro olarak ortaya çıkmıştır. İlk kez bu kadar açık, bu
kadar resmi...
Celal Bayar, Adnan Menderes döneminden günümüze kadar siyaset adamları
geldi, geçti. Ama bugünkü yönetim kadar Cumhuriyete ve Cumhuriyetin laiklik özüne
bilerek, sistemli şekilde karşı çıkma anlayışı içinde bir kadro Türkiye'ye
gelmedi.''
"HALKI, İNSANLARI, SİVİL TOPLUMU GÖREVE ÇAĞIRIYORUM"
CHP Genel Başkanı Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, irtica
konusundaki tartışmaları da değerlendirdi.
TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın, ''Laikliği tartışmalıyız'' diye ''muhtıra
niteliğinde'' bir konuşma yaptığını, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da ''birkaç
gün sonra Arınç'ın konuşmasının tümüme katıldığını, ancak acele etmemek
gerektiğini'' söylediğini anlatan Baykal, Anayasa'nın ''laiklik'' gibi
değiştirilemez maddelerinin de sıradan maddeler haline getirilmesi yönünde
görüşler ifade edildiğini kaydetti.
Baykal, kuvvet komutanları, Genelkurmay Başkanı ile Cumhurbaşkanı'nın,
''irtica'' konusundaki değerlendirmelerinden çok önce, bu konuya dikkati
çektiklerini belirterek, şöyle devam etti:
''Biz bunu çok uzun süreden beri tespit ettik. 2 yıla yakın bir süreden beri
ısrarla bunu söylüyoruz. 'Çok tehlikeli bir gidiş vardır. Herkesi görevi
çağırıyorum. Kadınları ve erkekleri, vatandaşlarımızı göreve çağırıyorum'
diyorum. Halkı, insanları, sivil toplumu göreve çağırıyorum. Bu gidiş, 'budur,
bunu görsünler' dedim. 'Bu böyle değil zannetmeyin, bundan öncekiler gibi
zannetmeyin sakin, bu defa farklı, bunu görüyorum' dedim.''
Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in, ''laiklik, cumhuriyet, ve
milliyetçiliği dini temellerle yeniden yorumlamamız lazım'' dediğini savunan
Baykal, sadece dini inanç ve ibadet alanını genişletmenin yeterli görülmediğini;
laiklik, milliyetçilik ve Cumhuriyet'in dini temellere oturtulmak istendiğini
iddia etti. Baykal, TRT'ye de bu anlayışın egemen olduğunu öne sürerek,
programlarla ilgili eleştiride bulundu.
Baykal, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, kadrolaşmaya yönelik
uygulamalarda bulunduğu ifade etti.
İstanbul'da Fatih Camisi'nde terör örgütü Hizb-ut Tahrir'in yaptığı
gösteriyi, İsmail Ağa Camisi'nde işlenen cinayeti, Danıştay saldırısını ve terör
örgütü Hizbullah'ın cinayetlerini anımsatan Baykal, hükümetin bu olayları
''örtbas etme, görmezlikten gelme çabası içinde olduğunu'' öne sürdü.
MGK BELGESİNDEKİ İMZA
''Türkiye'de irtica var, yok. Peki bunlar ne?'' diye soran Baykal, şöyle
devam etti:
''Hükümet, MGK belgesinin altına, Türkiye'ye yönelik en önemli tehdit diye
bir numaraya irticayı yazıp, imza atıyor. Daha sonra Başbakan çıkıp, 'Türkiye'de
irtica yoktur' diyor. İmza, senin imzan, sen atmışsın. 'Türkiye'ye yönelik en
ciddi tehdit demişsin.' Elbette öyle olacak, biz bunu biliyoruz. Senin görevin,
buna karşı uyanık, duyarlı, tedbirli olmak. Bu tehlikeden Türkiye'yi korumak.''
İRTİCADAN NEMALANANLAR
Avrupa'daki saygın yayın organlarında ''Türkiye nereye gidiyor'' diye
yorumlar yapıldığını, ABD Kongresinde de Türkiye'nin nereye gittiğiyle ilgili
resmi raporun gündeme getirildiğini anlatan Baykal, şunları kaydetti:
''Bu acı gerçeği inkar etmek mümkün değildir. Ama acı olan şudur: Başbakan,
'yoktur' diyor, 'yoktur' demekle yetinmiyor. 'Bundan nemalananlar vardır' diyor.
Doğrudur, bundan nemalananlar vardır ama onlar bizzat irticanın kendisinden
nemalananlardır. Anadolu ve yurtdışındaki Türk vatandaşlarının tasarruflarını
alıp götürenler, nemalananlar kimler? Yıllarca yaşanan acı olaylardan doğan,
biriken duyarlılığı, siyasi amaçlarla istismar edip, harekete geçirip, oyunu
alıp, o oya ihanet edenler, bunlar değil midir?''
Baykal, ''Türban sorununu çözeceğiz'' diye söz verip iktidara gelenlerin,
şimdi ''toplumsal mutabakat var, kurumsal mutabakat yok'' dediklerini ifade
ederek, ''Peki Kıbrıs konusunda kurumsal mutabakat mı var, toplumsal mutabakat mı
var?'' diye sordu.
Deniz Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu konularla siyasetini besleyenler, bu duyguları temel dayanak haline
getirenler, asıl irticadan nemalananlardır. Bu tartışma, çok net bir şekilde
ortada. Sayın Cumhurbaşkanı'nın teşhisi, Türkiye'de aklı başında, sorumlu pek çok
çevrenin, kurumun teşhisi, değerlendirmesi... Bu, Türkiye'nin bir gerçeğidir.
Bunu yok sayarak, örtbas ederek, Türkiye'ye hizmet etme imkanı yoktur. Bu konuda
dikkatli olmak, bunu tartışma konusu olmaktan çıkarmak; duyarlı ve dikkatli bir
uygulama içinde Türkiye'nin kalkınmasını, eğitimin yükselmesini, insanların
refaha ulaşmasını, toplumsal ve ekonomik yaşamda hakkı olan payı almasını
sağlamak lazımdır. Maalesef bu hükümet, güven duygusu vermemektedir. Bunu, çok
temel bir zafiyet olarak tespit ediyorum.''
TERÖRLE SİLAHLI MÜCADELE...
Baykal, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, son günlerde, teröre
karşı silahlı bir mücadeleye gerek kalmadığı tartışmalarının yaşandığını da söyledi.
Birçok çevrenin, terör örgütü ile ateşkes sağlanması görüşünü dile
getirdiğini anımsatan Baykal, ''AB, ABD de bunu söylüyor. Türkiye'de PKK uzantısı
bir siyasi parti yöneticileri de ateşkes istiyor. Talabani devreye giriyor, özel
temsilciler atanıyor. Talabani, 'PKK ateşkes ilan edecek' diyor'' şeklinde
konuştu.
Büyük bir uluslararası kurgunun yürürlüğe girdiğini ifade eden Baykal,
bunun, Atlantik ötesi, uluslararası, terör örgütü içinde, Türkiye'nin iç
siyasetinde, yazarlar arasında da ayakları bulunduğunu savundu.
Baykal, bir süreden beri Türkiye'nin yönetilemediğini, iktidar boşluğu
yaşandığını savundu.
''MÜŞERREF'İN YAPTIĞINI DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUNUZ?''
Talabani'nin Türkiye'nin temel konularında yönlendirici açıklamalar
yaptığına işaret eden Baykal, ''Türkiye'yi Talabani yönetiyor, ne yapacağımıza o
karar veriyor. En önemli konularda açıklamalar yapıyor. Kendi adına mı, Türkiye
adına mı, yoksa yetkililerden izin alarak mı konuşuyor bilinmez. Bizimkiler perde
gerisine çekilmişler, Onlar, Türkiye'de at oynatıyorlar'' diye konuştu.
Irak Devlet Başkanı'nın Kuzey Irak'ta PKK militanları ile görüştüğünü,
buradaki mutabakat doğrultusunda Türkiye'ye yönelik taleplerin dile getirildiğini
belirten Baykal, ''Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref'in, Usume Bin Ladin ile
buluşup, telkinlerini ABD ve dünyaya anlattığını düşünebiliyor musunuz?'' diye
sordu.
''BU MÖNÜYÜ YEDİK''
Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Durduk yerde operasyon
yapılmaz'' dediğini ifade ederek, şöyle konuştu:
''İmralı'da, Türkiye'nin egemenlik anlayışının değiştirilmesini söyleyenler,
bu taleplerinden vaz mı geçtiler? Güneydoğu'da can alanlar, mayın döşeyenler,
suikast düzenleyenler, bunlardan vaz mı geçtiler?
Eğer bir devletsen, hukuk devletiysen, kanunlar işliyorsa, senin dışında
eline silah alan, onu, bunu tehdit eden herkese karşı operasyon yapmak
zorundasın. Bu iddiandan vazgeçmişsen zaten Allahlıksın demektir.
Bazen müttefiklerimiz, işbirliği içinde olduğumuz ülkeler, Türkiye'ye gelip,
'silahı bırak, af çıkar, bu doğrultuda yasa değişikliği yap' diyor. Eve dönüş
yasasının arkasındaki mantık bu. Pişirilip, önümüze sürülmek üzere hazırlanan bu
mönüyü daha önce yedik, acı tadı hala Türk halkının dilinde.''
''AKP İNİŞTE, CHP YÜKSELİŞTE''
CHP lideri Baykal, uluslararası kurgunun yürütüldüğünü, kapsam alanı içine
iktidar mensuplarını aldığını ancak Türk Silahlı Kuvvetleri ve CHP'yi alamadığını
söyledi.
Önce Pensilvanya, daha sonra da Roma'da harita konusunun gündeme geldiğini
ifade eden Baykal, ''Erdoğan'ın ABD gezisi sırasında en azından bu konuyu dile
getirmesini beklerdim'' dedi.
AK Parti'nin kendi yaptırdığı araştırmada oy oranın yüzde 26'ya düştüğüne
işaret eden Baykal, ''Kendi yaptırdığı araştırma bu, gerçeğin ne olduğu daha
belli değil'' dedi.
Baykal, AK Parti'nin inişte, AK Parti'nin araştırmasında bile inkar
edilemeyecek bir gerçek olarak CHP'nin yükselişte olduğunu söyledi.
''BAŞBAKAN, BAKAN SUSUYOR...''
Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik olumsuz değerlendirmeler karşısında
Genelkurmay Başkanı'nın kendisini savunmak zorunda kaldığını belirten Baykal,
Silahlı Kuvvetlerin, demokratik rejim içinde konumunun tartışılması, AB
temsilcileri, müttefik ülke bakan ve genelkurmay başkanlarının bu tartışmalara
katılması karşısında Milli Savunma Bakanı'nın konuşması gerektiğini ifade etti.
''Milli Savunma Bakanı niçin var, görevi ne? Ne öyle kaçıp duruyorsunuz, ne
saklanıyorsunuz?'' sorularını yönelten Baykal, hükümetin sufle gerisinde
olduğunu, pıstığını savundu. Baykal, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı'nın
sustuğunu, Genelkurmay Başkanı'nın konuştuğunu kaydederek, ''Yazıklar olsun size,
yazıklar olsun...'' dedi.
