2010-06-08 - 14:45
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Kameraların önünde 'one minute', kapalı kapılar ardında 'yes, please.' Adam gibi
duracaksın, söylediğinin arkasında duracaksın'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Kameraların önünde
'one minute', kapalı kapılar ardında 'yes, please.' Adam gibi
duracaksın, söylediğinin arkasında duracaksın'' dedi.
CHP'nin TBMM'deki grup toplantısında, Balıkesir Bağımsız Milletvekili
Hüseyin Pazarcı ve İzmir Bağımsız Milletvekili Harun Öztürk CHP'ye katıldı.
Pazarcı ve Öztürk'e rozetlerini Kılıçdaroğlu taktı.
Pazarcı, toplumda adalet ve hakkaniyet duygularını ortadan kaldıran, dış
politikada sadece vitrinlere oynayan bir iktidarın gitmesinin zamanı geldiğini
savunarak, bu çerçevede CHP'ye her türlü katkıyı yapmaya hazır olduğunu
söyledi.
Öztürk ise ''yıllardır bir kenara dağılan sosyal demokrat ve demokratik
solcuların bir çatıda birleştiğini görmekten mutlu olduğunu'' belirterek,
''Çaresizlik ve umutsuzluk içine itilen ve yılgınlık gelen halkımıza bir umut
ışığı doğduğu için mutluyum. Bu tablodan rahatsız olanlar ve korkanlar var,
korkmakla haklılar ancak korkunun ecele faydası yok'' görüşünü dile getirdi.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da iki milletvekilinin CHP'ye
katılmasından duyduğu mutluluğu dile getirerek, bu dalgayı aşama aşama
Türkiye'nin bütün coğrafyasına yayacaklarını, bundan sonra daha güçlü şekilde
yollarına devam edeceklerini söyledi.
Partiye katılımın ardından grup konuşmasına geçen Kılıçdaroğlu,
İsrail'in, Gazze'ye insani yardım götüren gemilere saldırısını değerlendirdi.
Gazze'ye ambargo uygulamasını eleştirdiklerini ifade eden Kılıçdaroğlu,
ambargoyla sonuç almak, Gazze'yi elde etmek ve insanları cezalandırmanın insanlık
suçu olduğunu, buna hep beraber karşı çıktıklarını söyledi. Kılıçdaroğlu,
kadınların, yaşlıların, çocukların olduğu bir yerde gıda ambargosu uygulanması
halinde insani duyguların tümünün yok edilmiş olacağını vurguladı.
Kılıçdaroğlu, geçen haftaki grup konuşmasında, İsrail hükümetinin
dokunulmaz ve bedel ödeyemez hükümet olmaktan çıkarılmasını, uluslararası
soruşturma komisyonu kurulmasını, saldırıda yaşamını yitirenlerin uluslararası
hukuktan kaynaklanan haklarının hükümetçe savunulmasını istediklerini
anımsattı.
BM Güvenlik Konseyi'nin, İsrail Hükümeti'ni kınayan bir karar alması için
hükümetin girişimlerini savunduklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Sayın Başbakan
'yapılan saldırılar karşılıksız kalmayacak' diye bir açıklama yaptı. Kendisine
destek verdik, ulusal çıkarlarımızla bağdaşan her türlü çözüme CHP'nin destek
vereceğini söyledik'' dedi.
Yaranın soğuduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Estik, gürledik, sesimizi
yükselttik, duygularımızı kontrol edemedik ve farklı bir söylemi geliştirdik''
diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ''BM Güvenlik Konseyi'nin, İsrail
Hükümeti'ni kınayan bir karar almadığını, ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
ısrarla BM Güvenlik Konseyi'nin İsrail Hükümetini kınayan kararı aldığını
söylediğini'' kaydetti. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Böyle bir karar yok. Bir başbakana doğruları söylemek yakışır,
yanlışları değil. Bir başka çarpıklığı daha dikkatinize sunmak istiyorum. Yapılan
Başkanlık açıklamasında da doğrudan İsrail Hükümeti'ni kınayan bir söylem de söz
konusu değil. İfade, 'Konsey en az 10 sivilin yaşamını kaybetmesini ve çok sayıda
kişinin yaralanmasına yol açan eylemi kınar, olaylardan hayatını kaybedenlerin
ailelerine başsağlığı diler.' Burada Türkiye Cumhuriyeti'ne, Hükümetine,
Dışişleri Bakanlığına, bürokratlarına yakışmayan yanlış bir tercüme söz
konusudur. Yanlış şurada; İngilizce metinde, 'çok sayıda kişinin yaralanmasına
yol açan eylemleri kınıyor' denmiştir. Dışişleri Bakanlığı tercüme ederken,
eylemleri sözcünü kaldırıp yerine eylemi koyuyor. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti
acizliğini yanlış bir tercüme yaparak mı korumak istiyor? Yanlış bir tercümenin
arkasına sığınarak mı kendi onurunu korumak istiyor? Yanlış bir tercümenin
arkasına sığınarak mı Türkiye'nin kırılan onurunu tamir etmeye çalışıyor. Bunu
şiddetle reddediyoruz.''
İsrail'e insani yardım götüren gemilerde, 32 ülke yurttaşı bulunduğunu,
Türkiye'nin tepkisini gösterdiğini anlatan Kılıçdaroğlu, ''Peki 31 ülkede ne
oldu?'' diye sordu.
Hükümetin, Dışişleri Bakanlığı bürokratlarını suçlarken, kendisini
korumak için farklı bir yöntem seçmiş olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, ''Biz
bağıralım, çağıralım, Türkiye'de bu yapıyı oluştururuz. Nasıl olsa diğer
ülkelerde ne olduğundan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının haberi olmaz.'
Dünyanın hala çok uzak olduğu, iletişimin de asla olmayacağı gibi bir kanıya
kapılmışlar. Dünya küçük Recep Bey, bilmeniz lazım'' şeklinde konuştu.
Kılıçdaroğlu, BM İnsan Hakları Konseyinden sonuç çıkmadığını, NATO'nun bu
süreci kınamadığını, AB'nin geçiştirdiğini ifade ederek, Arap Birliği, İslam
Kalkınma Örgütü'nün ne yaptığını sordu.
''O esen, gürleyen, neredeyse savaş ilan eden Sayın Başbakan gördü ki...
Diliyoruz görsün ki dış politikayı iç politikaya alet ederseniz, gelir duvara
çarparsınız. Şu anda, AKP, geldi bu olayda duvara çarptı'' diyen Kılıçdaroğlu, AK
Parti'nin kurmayları birbirinden farklı demeçler verdiğini savundu. Bir bakanın
''Manavgat Projesi'ni askıya aldıklarını'' açıkladığını ifade eden Kılıçdaroğlu,
İsrail'in bunu zaten daha önce askıya aldığını söyledi.
Kılıçdaroğlu, bu olayın, sadece bu söylemlerle sınırlı olmadığını,
bilinmeyen karanlık noktalarının bulunduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''AKP bulanık sularda' demiştik. Belirli şeylerin aydınlığa kavuşması
lazım. Bizim de siyasal parti olarak, milletvekillerinin ve yurttaşların da...
Sayın Başbakan, yerine geldiği zaman İsrail Hükümeti'ni yerden yere vuruyor, iç
politika malzemesi yapıyor. Filistin'in bütün itirazlarına rağmen, Türkiye,
İsrail'in OECD'ye üyeliğine niçin 'evet' dedi. 20 Mayıs 2010'da siz izin
veriyorsunuz. Kameraların önünde 'one minute', kapalı kapılar ardında 'yes,
please...' AKP'nin bu ikiyüzlü politikasını her aşamada ve her yerde Türkiye'nin
bütün coğrafyasında hep beraber dile getirmeliyiz. Artık ikiyüzlü politikalara bu
ülkede yer yok diyeceğiz. Adam gibi duracaksın, söylediğinin arkasında
duracaksın. Bizim bildiğimiz yiğitlik böyle olur. Yiğitlik, efelenmek böyle...
İki laf söyleyeceksiniz, köşeyi döndükten sonra dünya görüşünüz 180 derece
değişecek. Kime mahsus bu? Adalet ve Kalkınma Partisine mahsus.''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Gazze'ye
yardım götüren gemilere saldırı öncesinde İsrail'in açıklamalarının dikkate
alınmadığını ileri sürerek, ''Siz, bizim insanlarımızı gemiye bindirip ölüme
gönderiyorsunuz. O zaman Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin varlık nedeni ne? Kendi
insanlarını ölüme göndermek mi?'' dedi.
Kılıçdaroğlu, İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere yönelik saldırısının ardından Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın konuya ilişkin bilgileri bürokrasiden, birinci elden aldığını ve ''işlerin
çarşafa dolandığını'' gördüğünde de Dışişleri Bakanlığı
bürokratlarını hedef aldığını ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, ''(Bunlar monşerlerdir,
biz bunları bir tarafa bıraktık) diyor. Ama Sayın Başbakan haklılığını kanıtlamak
istiyorsa, İsrail hükümetiyle yapılan yazışmaları kamuoyuna açıklar. Bunu
bekliyoruz Hükümetten. Eğer o yazışmalar kamuoyuna açıklanmazsa, AKP Hükümeti 9
yurttaşımızın ölmesinde rol üstlenen parti konumuna gelecektir'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın geçen salı günü partisinin grup toplantısında yaptığı
konuşmada, Gazze'ye yardım gemileri arasında Türkiye bandıralı gemiden söz
ettiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Gerçekten Türkiye bandıralı gemi var mı, yok mu bunu bilmiyoruz. Bunu
Başbakan söylemişse herhalde bir bildiği vardır. Ama Mavi Marmara'yı kastediyorsa
o Türkiye bandıralı değil, Komor Adalarına bağlı. O zaman şu soruyu soracağız
Sayın Başbakan'a: Komor bandıralı bir gemiye neden ve hangi gerekçe ile Türkiye
Cumhuriyeti'nin bayrağı çekildi? Bunu birisinin anlatması lazım. İsrail'in
Büyükelçisi insani yardım götürülmeden önce defalarca açıklamalar yaptı,
'göndermeyin, müdahale edeceğiz' dedi. Şimdi bütün bunlara rağmen biz
yurttaşlarımızı bindirdik gemilere ve oraya gönderdik. Bu uyarılar hangi gerekçe
ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından dikkate alınmamıştır? Sivillerin
açıkça ölüme gönderilmelerinden kim sorumludur? 'Göndermeyin' diyorlar,
'gönderirseniz müdahale edeceğiz' diyorlar. Siz, bizim insanlarımızı gemiye
bindirip ölüme gönderiyorsunuz. O zaman Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin varlık
nedeni ne? Kendi insanlarını ölüme göndermek mi?''
Bozgun başlayınca itirafların başladığını, AK Parti'nin de şu anda içinde
bulunduğu durumun bu olduğunu iddia eden Kılıçdaroğlu, AK Parti'lilerin yardım
gemisine kendi milletvekillerinin de bineceğini ancak, son anda vazgeçtiklerini
söylediklerini ifade etti. Kılıçdardoğlu, ''Peki Recep Bey, gözünü seveyim, sen
gariban Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını gemiye bindiriyorsun, ölüme
gönderiyorsun. Kendi milletvekillerine gelince 'sen dur' diyorsun, 'orada ölüm
var, sen bize lazımsın, burada bekle...' Bu çifti standardı hangi insani kurala
bağlıyorsun? Furkan'ı bindireceksin gemiye, başına 4 kurşun yiyecek İsrail askeri
tarafından, burada ağlayacaksın, kendi milletvekillerini arkana alacaksın seni
alkışlasınlar diye buna şiddetle itiraz ediyoruz'' açıklamasında bulundu.
Yaşamını kaybedenlerinin cenazelerinin ve yaralananların Türkiye'ye
getirilmesi için uçak gönderildiğini, bu uçakta Dışişleri Bakanlığı görevlisinin
yanı sıra iki AK Parti milletvekilinin bulunduğunu belirterek, bunu durumu
eleştiren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Niçin iki AKP milletvekili? Niye CHP milletvekili, MHP milletvekili
yok? Bunlar bu ülkenin milletvekili değil mi, bunlar bu konularda duyarlı değil
mi? Bu senin iç sorunun mu? Bunu da şiddetle reddediyorum. Ve bu çifte standardı
da AKP'nin yüzüne vuruyorum. Söylüyoruz AKP'ye; ulusal çıkarlar için sonuna kadar
yanındayız diyoruz. Gücün yetiyorsa Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden
kınama çıkarı çıkar, seni destekliyoruz diyoruz. Lafa gelince esiyor, gürlüyor
ama toprağa tek bir damla bile düşmüyor. Verimsiz, kısır bir şey. Bu AKP kısır
bir parti, milleti perişan etti.''
AK Parti'nin kendi ülkesinin saygınlığını koruyamadığını ileri süren
Kılıçdaroğlu, ''Samsun-Ceyhan hattı Sayın Başbakan'ın yakını olan bir firmaya
ihalesiz verildi. Biliyorsunuz bunun ucu İsrail'e kadar uzanıyor. Şimdi merak
ediyoruz; bu projeyi AKP iptal edecek mi etmeyecek mi? yoksa o kıyağa devam
edecek mi? Onun da takipçisi olacağız'' dedi.
CHP'nin görevinin gerçekleri araştırmak olduğunu belirten Kılıçdaroğlu,
İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısı ve sonrasındaki gelişmelere
ilişkin Araştırma Önergesi vereceklerini bildirdi.
Konuşmasında yurt gezilerine de değinen Kılıçdaroğlu, bu gezilerde
kadınların artık siyasetin merkezine oturduğu gözlemini elde ettiğini söyledi.
Bir diğer gözleminin de gençlerin siyasete yönelik artan ilgisi olduğunu kaydeden
Kılıçdaroğlu, ''Recep Bey'in ezberini bozduk, artık Recep Bey'in düzenini
bozacağız. Recep Bey'in düzenini kadınlar ve gençler bozacak. Bundan kesinlikle
eminim'' şeklinde konuştu.
Trakya'da çiftçinin nefes alamadığını, borcunu borçla kapattığını
gördüklerini anlatan Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'ın buralara giderek yaşanan
sıkıntıları yerinde görmesi gerektiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, Türkiye İhracatçılar Meclisinin toplantısında yaptığı
konuşmada, ''Tarlalarda artık insanlar çalışmıyor'' dediğini aktaran
Kılıçdaroğlu, ''Recep Bey, Allah aşkına sen tarlada çalışacak insan mı
bıraktın?'' diye sordu.
Vatandaşın ekonomik sıkıntıların altında ezildiğini, Hükümetin ise bu
sıkıntılara duyarsız olduğunu öne süren Kılıçdaroğlu, zeminlerinin kaydığını,
vatandaştan uzaklaştıklarını söyledi.
Hükümetin açıklamalarının aksine fiyatların düşmediğini, vatandaşın
giderek artan pahalılıkla baş etmeye çalıştığını da iddia eden Kılıçdaroğlu,
''Recep Bey halk gibi pazarda, şurada burada alışveriş yapmadığı için dünyadan
haberi yok. Recep Bey'e göre, Türkiye güllük gülistanlık. Türkiye almış başını
gidiyor. Hiç kimse Türkiye ile yarışamıyor'' dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, çiftçiye
her yıl en az 10 milyar lira destek vereceklerini, mazottan Özel Tüketim
Vergisini (ÖTV) kaldıracaklarını söyledi. Kılıçdaroğlu, ''Çiftçilere
sesleniyorum: Ananınızı da alarak sandığa gidin ve AKP iktidarını sandığa gömün''
dedi.
Kılıçdaroğlu, çiftçinin 62 kuruşa mal ettiği buğdaya Toprak Mahsulleri Ofisinin
55 kuruş fiyat verdiğini belirterek, ''Bir dahaki sefere nasıl ekecek bu çiftçi, nasıl
geçinecek?'' diye sordu.
Ayçiçeği, üzüm, zeytin, pancar ve tütün üreticilerinin zarar ettiğini
savunan Kılıçdaroğlu, çiftçinin dünyanın en pahalı gübre, mazot, elektrik ve
ilacına mahkum edildiğini öne sürdü. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Mahkumiyet Türk çiftçisinin kaderi midir? Çitfçilere sesleniyorum:
Sandık önünüze gelecek. Ya kaderinizi değiştireceksiniz ya bu mahkumiyete devam
edeceksiniz. Biz, sizin özgürleşmenizi, alın terinizin hakkını vermeyi garanti
ediyoruz.
Çiftçilerle Recep Beyin arası iyi değil. Mersin'de bir çiftçi
arkadaşımızın şikayetini nasıl dillendirdiğini biliyorsunuz. Buradan çiftçilere
sesleniyorum: Ananızı, babanızı, kardeşinizi, bacınızı, komşunuzu alarak sandığa
gidin ve AKP iktidarını sandığa gömün. Çünkü, AKP memleketin üretmesini
istemiyor. AKP, sanayinin gelişmesini de istemiyor. AKP, toplumun bütün
katmanlarına karşı politika üretiyor. Ekonomi politikasının temeli bu. Üretmeyin,
sadece tüketin. Ne olacak? Borçlanarak yapacağız bu işleri. Başka hangi ülke
yapıyor bunu? Bu oyunu Türk çiftçisi bozmak zorundadır.''
Hayvancılığın da mahvedildiğini öne süren Kılıçdaroğlu, et ithal
edildiğini, ''AKP iktidarının hayvan üreticilerini de bitireceğini'' iddia
etti.
Kılıçdaroğlu, kendilerinin de destek verdiği ve 2006 yılında kabul edilen
Tarım Kanununa göre, tarımsal destekleme miktarının Gayri Safi Milli Hasılanın
(GSMH) yüzde 1'den az olamayacağını, ancak bunun şimdiye kadar hiç
uygulanmadığını söyledi. Kılıçdaroğlu, ''CHP olarak söz veriyoruz: Bunu
uygulayacağız. Yüzde 1 yetmez. Onu da artıracağız'' diye konuştu.
Çiftçiyi göz ardı eden politikaları ortadan kaldıracaklarını kaydeden
Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Sayın Başbakan reçete arıyor? Allah aşkına bu ülkeyi 8 yıl
yöneteceksiniz, reçete arayışını sürdüreceksiniz. Siz ne biçim Başbakansınız,
ülkenin sorunlarından nasıl koptunuz? Sayın Başbakana reçete verelim. Bu kanunu
uygulayacağız. Çiftçiye her yıl en az 10 milyar lira destek vereceğiz. Bu yetmez,
yetmediği zaman artıracağız. Kesinlikle mazottan ÖTV'yi kaldıracağız. Lüks
yatlara ÖTV'siz, çiftçiye ÖTV'li mazot vereceksiniz. Çiftçinin günahı ne?
Üretiyor, çalışıyor diye mi cezalandırıyorsunuz? AKP'nin adalet anlayışı budur.
Halkçı bir partinin adalet anlayışı da köylüye ÖTV'siz mazot vermektir. Çiftçinin
alın terinin karşılığını vereceğiz. Sayın Başbakana söyleyelim: Yırtık
ayakkabıyla siyasete girip havuzlu villada oturmayacağız.''
Kılıçdaroğlu, 5 Haziran'ın Dünya Çevre Günü olduğunu, Başbakan Erdoğan'ın
gün dolayısıyla mesaj yayımlandığını anımsattı. Kılıçdaroğlu, ''Acaba Recep Bey
Ergene nehrini gördü mü? Simsiyah akıyor. Bir tek canlı yaşamıyor. Geçen yıl CHP
milletvekilleri araştırma önergesi verdiler. Araştırıldı, rapor yazıldı. Rapor
yürütme organına gitti. Ne oldu? Hiçbir şey. Trakya'daki köylülerimiz şunu
söylediler; Sayın Başbakan Kısıklı'daki villasında oturmaya devam etsin, ama biz
Ergene nehri kenarında ona 5-6 dönüm yer vereceğiz. Gelsin havuzlu villa yapsın,
Ergene nehrinden de suyu alsın. Bakalım yüzüyor mu, yüzmüyor mu? Çevreye duyarlı,
saygılı olacağız, çevreyi koruyacağız. Parlamento karar almış: Temizle diyor
Ergene nehrini, hayır temizlemeyiz. Ne yaparız? bildiri yayınlarız'' diye
konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın Bursa'da ''Kudüs üzülürse Ankara üzülür'' şeklinde
sözler söylediğini kaydeden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
''Söylediği sözlere şöyle ya da böyle katılırız. Kudüs semavi dinlerde
çok önemli bir merkezdir. Oranın özelliğini hepimiz biliyoruz. Ama Sayın
Başbakana şunu söylemek isterim: Acaba Bağdat yanarken, çocukların üzerine
bombalar atılırken Başbakan neredeydi? Bağdat işgal edilirken, işgal kuvvetleri
pek çok masum insanı öldürürken, Müslüman kadınlara tecavüz edilirken ey sayın
Başbakan sen 1 Mart tezkeresini geçirmek için çaba harcamıyor muydun? O projenin
eş başkanı sen değil miydin? Seçim geliyor, ateş bacayı sardı, korkmaya başladın.
Gazze'deki müslümanları oya tahvil etmenin peşinde Başbakan. Yedirmezler sana
başbakan, yedirmezler. Biz Gazze'deki Müslümana da Bağdat'taki Müslümana da sahip
çıkarız. Çifte standardı reddederiz. Savaş nerede ve ne zaman olursa olsun
masumları öldürüyorsa karşı çıkarız.''
Erdoğan'ın ''Tahsilimiz gereği Tevrat'ı de İncili de Kuranı da okuduk.
Zahmet olmazsa o kitapları sen oku. Okuman yetmez, yaşa'' dediğini belirten
Kılıçdaroğlu, kitapları okuduğunu ve bildiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ama benim anlayamadığım bir şey var. O da şu: Kuranı defalarca
okuduysan benim Allah ile aramdaki manevi ilişkiyi senin ölçme yetkin nereden
kaynaklanıyor? Benim Allah ile aramdaki manevi ilişkinin sorgulanması yetkisini
sen nereden ve kimden alıyorsun? Bu teraziyi senin eline kim verdi? Kimse. Böyle
bir anlayış nereden çıktı? Sormak lazım: Şirk koşmak deyimini biliyor musun,
bilmiyor musun Recep Bey? Recep Beyin anlayamadığı bir şey var. Biz inançlarımızı
siyasete ve ticarete malzeme etmeyiz, onun gibi. Biz inançlarımızı manevi
dünyamızda yaşarız. Kimseye de hesap vermeyiz. Zaten inançlarımıza göre kimse de
bize hesap soramaz. Neden inançlarımızı siyasete ve ticarete alet etmeyiz? Çünkü,
biz Allah'tan korkarız. Dedik ki, çalmayacaksın, kul hakkı yemeyeceksin, yalan
söylemeyeceksin. Birden biri ayağa kalktı. Niye gocunuyor Recep Bey?
Çalmayacaksın, yalan söylemeyeceksin, kul hakkı yemeyeceksin, diyoruz. Allah
aşkına Deniz Feneri olayını unuttuğumuzu mu sanıyor? Bizim anlayışımıza göre
Hazreti Ömer kendi işini yaparken kendi mumunu, devlet işini yaparken devletin
mumunu kullanır. Bizim anlayışımız budur. Biz devletin uçağıyla eşlerimizi Katara
düğüne göndermeyiz. Bizim inancımıza aykırıdır.''
''Başbakan Kemal'' sloganları arasında konuşmasını tamamlayan
Kılıçdaroğlu, partisine katılımlardan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Kılıçdaroğlu, ''Umuyorum yeni katılımlarla beraber daha da güçleneceğiz'' dedi.(15:48)
