2009-06-23 - 16:02
CHP GRUP TOPLANTISI...
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Genelkurmay Başkanlığı'nda hazırlandığı iddia edilen ''irtica ile mücadele planına'' ilişkin bir belge varsa, gereğinin mutlaka yapılmasını talep ettiklerini belirterek, ''Eğer böyle bir belge yoksa, bir tertipse, Genelkurmay Başkanı'nın söylediği 'Eğer doğru değilse, ne olacağını o zaman görürsünüz...' tablosunun, ne olduğunu biran önce görmek istiyoruz'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Genelkurmay Başkanlığı'nda hazırlandığı iddia edilen ''irtica ile mücadele planına'' ilişkin bir belge varsa, gereğinin mutlaka yapılmasını talep ettiklerini belirterek, ''Eğer böyle bir belge yoksa, bir tertipse, Genelkurmay Başkanı'nın söylediği 'Eğer doğru değilse, ne olacağını o zaman görürsünüz...' tablosunun, ne olduğunu biran önce görmek istiyoruz'' dedi.

Baykal, CHP TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Genelkurmay Başkanlığında hazırlandığı iddia edilen ve son günlerde tartışılan belgeye ilişkin değerlendirmede bulundu.

Belgenin kamuoyunda tartışılmaya başlanmasının üzerinden 12 gün geçtiğini, ancak konunun aydınlığa kavuşturulamadığını ifade eden Baykal, ''Türkiye, 12 günden beri bu konuda karanlıktadır. Ne olduğu meçhuldür'' dedi.

Baykal, rejimin özü, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) doğrultusu, çizgisi, anlayışı ve kimliğiyle ilgili böylesine bir temel belgenin iç yüzünün hala aydınlatılamamış olmasını derin üzüntüyle karşıladıklarını ifade ederek, 12 gündür ortaya atılmış olan itham ve iddiaların boşlukta bırakıldığını, bunu anlamanın mümkün olmadığını söyledi.

TSK'nın temel işlevi ve güvenirliğiyle ilgili, Anayasal, hukuki ve demokratik çerçeve içinde işleyen bir kurum olup olmadığıyla ilgili çok ciddi ithamlar yapıldığını ve iddialar ortaya konulduğunu belirten Baykal, belge olduğu söylenen yazılı metni, Hükümetin, ciddiye alarak yargıya başvurduğunu hatırlattı. Baykal, 12 günden beri olayın iç yüzünün ne olduğuna dair en küçük bir işarete sahip olmadıklarını anlatarak, şunları söyledi:

''Bu belge, ya emir komuta zinciri içinde, Genelkurmayın bilgisi ve talimatı dahilinde hazırlanmış resmi bir belgedir. Eğer böyleyse, derhal ortaya çıkması lazımdır. Ya da bu belge, Genelkurmayın resmi bilgisi, emir ve talimatıyla hazırlanmamıştır ama Silahlı Kuvvetlerin bazı mensuplarının katkılarıyla hazırlanmıştır. O zaman Silahlı Kuvvetlerin tümü değilse de içinde önemli hücrelerin, örgütlenmelerin hukuk dışında, Anayasa dışında kendi başına buyruk, Genelkurmayın bilgisi ve talimatı dışında faaliyet göstermekte olduğu ortaya çıkacaktır. Eğer böyle ise bu da üzerinde özenle durulması ve çözüm bulunması gereken tablo yaratmaktadır. Ya da bunların hiçbirisi söz konusu değildir.

Türkiye'yi ve dünyayı ayağa kaldıran, Başbakan'ın kıyamet koparmasına sebep olan, yargıya şikayetlere yol açan bu belge, tamamen bir psikolojik savaş harekatının gereği olarak Silahlı Kuvvetleri yıpratmak, küçük düşürmek, etkisizleştirmek amacıyla belli merkezler tarafından planlanmış olan belgedir. O merkezler, hazırladıkları belgeyi, güvenlik güçlerinin, yargının ve Hükümetin önemsemesini sağlayacak bir etkinlik noktasındadırlar. O zaman bunun ortaya çıkarılması, bunun gereğinin yapılması gerekir.''


-''12 GÜN İÇİNDE NE OLMUŞTUR?''-


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, belgenin ortaya çıkmasının ardından ''iktidara karşı komplo, demokrasiye karşı tertip'' değerlendirmelerinde bulunduğunu, savcılığa başvurulduğunu anlatan Baykal, sözlerine şöyle devam etti:

''Başbakan, bu iş ortaya çıktığı zaman kıyameti kopardı ama dün AB büyükelçilerine, 'kurumlar, partiler, hepimiz tek yüreğiz. Demokrasi anlayışı etrafında bir ve beraberiz. Bu, Türkiye'yi etkilememiştir, sarsmamıştır. Tam bir anlayış birliği içindeyiz' diye çok sevindirici, çok uyumlu, çok olumlu değerlendirmeler yaptı. 12 gün içinde, Başbakan'ın olaya ilişkin teşhisini, iktidara karşı bir komplo noktasından, uyum ve birlik içinde kurumlarıyla, siyasetiyle, Hükümetiyle hep beraber, bu olayı götürüyoruz noktasına getiren hangi süreçtir, ne olmuştur?

Bizim bilgimiz dahilinde bir şey yok. Bizim anlayışımızı etkileyecek yeni bir unsur yok. Biz, sadece Genelkurmay Başkanı'nın 'askeri hiyerarşi içinde emir komuta zinciri içinde böyle bir belgenin hazırlanmış olabileceği ihtimalinin düşünülmesini dahi kendime hakaret sayarım' sözünden yola çıkarak, kurumsal olarak Silahlı Kuvvetler bu işin içinde değil, rahatlığına ulaşmış noktadayız. Ama Silahlı Kuvvetlerin içinde böyle bir örgütlenme var mıdır, yok mudur? O konuda hiçbir bilgi yok. Yukarıda bir uyum var. O uyumu görmekten mutluluk duyuyoruz. Onlar arasındaki bu uyumun nasıl gerçekleştiğiyle ilgili tespitlerini, bilgilerini, lütfedip bizlerle, milletle paylaşsalar da biz de millet olarak kaygılanacak hiçbir şey olmadığını görüversek. Bu belgenin altında imzası olan Sayın Albay Dursun Çiçek görevinde oturmaya devam ediyor.''


-FOTOKOPİ Mİ, ORİJİNAL Mİ TARTIŞMASI-


Baykal, belgeyle konusunda ''fotokopi mi, orijinal belge mi'' tartışması yaşandığını, bu konunun netleşmediğini ifade ederek, şöyle konuştu:

''Fotokopideki imza benziyor, benzemiyor tartışması yapılıyor. Eğer fotokopideki imza benzemiyorsa, buna şaşmak lazımdır. Elbette imza benzeyecektir. Çünkü, belli bir kişiye ait olduğu iddia edilmek için bu belge ortaya konmuştur. Günümüzde imzanın taşınması kadar, hele fotokopide imzanın taşınması kadar sıradan bir uygulama yoktur. Neyi, niçin tartışıyoruz? Bu kaygı verici tablodur. Bu konudaki sükuneti, sessizliği ve bütün bu dedikodular, birbiriyle çelişen iddialar karşısındaki rahatlığı izah etmek çok güçtür. Öyle bir noktaya gelinmiştir ki artık bu belge doğru olsa da önemli değildir, doğru olmasa da önemli değildir. Bunu, hazmettirmeyi, içimize sindirmeyi sanki birileri sağlamak istiyor gibi bir tavır var. Halbuki biz, bunu hazmetmek istemiyoruz. Böyle bir belgeyi içimize sindirmeye hazır değiliz. Eğer gerçekten böyle bir belge varsa, onun gereğinin mutlaka yapılmasını talep ediyoruz. Eğer böyle bir belge yoksa, bu bir tertipse, Genelkurmay Başkanı'nın söylediği 'Eğer doğru değilse, ne olacağını o zaman görürsünüz...' tablosunun ne olduğunu biran önce görmek istiyoruz. Efendim, gerçekse de önemli değil, gerçek değilse de önemli değil... İşte bunu hazmetmeye hazır değiliz. Bunu içimize sindirmemizi kimse bizden beklemesin... Bu konuda gerçekten telaşı gerektiren bir durum yok mudur? Öyle anlaşıyor ki yoktur. Albay yerinde. Eğer yoksa, niye kıyamet kopuyor?''


-''ÇEK KANUNU, MECLİS TATİLE GİRMEDEN ÇIKARILMALI''-


Konuşmasında, ekonomiyle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Baykal, ekonomik sorunlara karşı doğru politikaların uygulamaya konulamadığını iddia etti.

Baykal, CHP'nin, Türkiye ekonomisini rahatlatacak, vergi indirimi gibi çözüm önerilerinde bulunduğunu, bunların gecikmeli uygulamaya konulduğunu ifade ederek, bir an önce çalışanlar üzerindeki vergi yükünün azaltılmasını istedi.

Kredi kartı borçlarının yapılandırılmasına ilişkin Meclis gündeminde bulunan yasa tasarısını eleştiren Baykal, tasarının, bankaları gözeten ve sorunlarını çözmeyi öncelikli olarak düşünen bir anlayışla düzenlendiğini iddia etti. Baykal, düzenlemenin şu an ya da daha sonra ortaya çıkması muhtemel kredi kartı tıkanıklıklarını çözmeye yönelik hiçbir önlem içermediğini öne sürerek, ''Kredi kartı borçlarının, faizler düşürülerek makul sürede ve makul ödemelerle tümünün ödenebilir hale dönüştürülmesi gerektiğini'' kaydetti.

Baykal, çeklerle ilgili yaşanan sorunlara da dikkati çekerek, konunun, toplumsal bir sorun haline dönüşmeye başladığını belirtti. Bu konuda, derhal bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu ifade eden Baykal, ''Meclis, başını kuma sokmamalıdır. Olayın üzerine yürümelidir. Meclis, çek mağdurlarının sorunlarını çözecek kanunu çıkarmadan tatile girmemelidir'' dedi.

Baykal, ekonomik krizden en çok etkilenen çiftçi ve esnafa yönelik hükümetin tedbir almadığını da iddia etti.

''ASKERİ DARBEYLE İLGİLİ HUKUKİ TAKİBAT, BİR HESAPLAŞMA, TÜRKİYE'Yİ

ASKERİ DARBE ARAYIŞINA SÜRÜKLEYEN ORTAMI TASFİYE ETME ARAYIŞI İÇİNDEYSEN,

GETİR GEREĞİNİ YAPALIM''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, iktidara, ''Askeri darbeyle ilgili hukuki takibat, hesaplaşma, Türkiye'yi askeri darbe arayışına sürükleyen ortamı tasfiye etme arayışı içindeysen, getir gereğini yapalım'' çağrısında bulundu.

Baykal, Partisinin TBMM grubunda, yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ''Merak etmeyin ,gerçek ortaya çıkar, gerçekler gizlenemez'' diyerek, tesellide bulunduğunu söyledi. Baykal, gerçeklerin gizlenemeyeceğini, ancak bu gerçeklerin bir an önce ortaya çıkmasını istediklerini ifade etti.

CHP Genel Başkanı Baykal, bu olayın iki olası gelişmesinin, Türkiye'yi derinden, ciddi şekilde etkileyeceğini belirterek, ''Eğer TSK içinde birileri, Genelkurmayın bilgisi, talimatı dışında, ondan tamamen kopuk olarak, en kritik yerlerde görev yapan Genelkurmayın ilk takımının bazı parçaları, Genelkurmayın anlayışının dışında bir örgütlenme, çalışma içindeyseler, bu çok vahim bir tablodur'' diye konuştu.

Bunun, ''Her yerde olur'' diyerek geçiştirilemeyeceğini dile getiren Baykal, böyle bir durum varsa, bir an önce bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkması gerektiğini vurguladı.

''Bu, Silahlı Kuvvetlerin örgütsel bütünlüğünü, bir kurum olarak işler anlayışını yer yer kaybetmiş olduğunu bize gösterir'' diyen Baykal, bunun da vahim bir tablo olduğunu kaydetti.


-''VAH TÜRKİYEM, VAH...''-


Baykal, Silahlı Kuvvetlerin, bütün birimleriyle disiplin, hiyerarşi içinde, Anayasaya, hukuka, demokrasiye saygılı bir anlayışta, Genelkurmay Başkanı'nın ifade ettiği düşünceler doğrultusunda, etkin bir çalışma yapan kurum kimliğindeyse, bu ithamın nereden geldiğini, ithamı kimin, ne cüretle, amaçla, nasıl yapabildiğini sordu. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Nerelerden güç alıyor, ona, bunu yapma imkanını kimler sağladı? Nasıl böyle etkin olabilmiştir? Bunun belgeleri, nasıl Emniyetin, yargının zirvelerinde, muteber belgeler halinde dolaşma fırsatını elde edebildi? Öbür ihtimal vahimdir; bu daha da vahimdir. Demek ki biz Türkiye'de, Silahlı Kuvvetlerimize karşı böyle tertipleri, devlet imkanlarını kullanarak, devlet gücünü değerlendirerek, devlet otoritesini yer yer bu amaca hizmet edecek şekilde kullanabilecek, faaliyet gösterebilecek noktadayız. Vah Türkiyem, vah... O mu bu mu? 'O da bu da bizi üzecek...' Ne yapalım, unutalım mı? Unutursak, bir süre sonra ne olacak? Buraya nasıl geldik zaten? Hangi görmemezlikten, aldırmamazlıklarla, geçiştirmelerle buraya geldik? Şimdi sergileyeceğimiz aldırmamazlıklar, görmemezlikten gelmeler, ihmallerle acaba nereye gideceğimizi zannediyoruz? Her iki ihtimalde de nereye gideceğimizi zannediyoruz?

Silahlı Kuvvetler bütünlüğünü kaybetmiş, içinde cuntalar cirit atar hale gelmişse nereye gideceğimizi zannediyoruz? Silahlı Kuvvetlerimiz, birlik ve bütünlük içinde, hukukun içinde, Anayasanın içinde, disiplin içinde olduğu halde Silahlı Kuvvetlerine karşı bu tertipleri, devletin en önemli kurumları, serbestçe sahneye koyabiliyorsa, onların bu gücünü, bu niyetlerini, faaliyetlerini görmezlikten gelerek, acaba yarın Türkiye'yi nereye götüreceğimizi zannediyoruz? Türkiye'nin sorumluluk duygusu ve cesarete ihtiyacı var.''


-TÜRKİYE'NİN 3 KRONİK SORUNU-


CHP Genel Başkanı Baykal, bu olayların, Türkiye'nin bir süredir içine girdiği olağan dışı sürecin parçası olarak ortaya çıktığını, bu sürecin içinde yaşanan en temel konulardan birinin ise Ergenekon olduğunu söyledi.

Türkiye'nin üç kronik sorunu bulunduğunu ifade eden Baykal, bunları, ''mafyalaşma, terörle mücadelenin hukuk dışına kayması, askeri darbeye yönelik örgütlenmelerin, çalışmaların zaman zaman su yüzeyine çıkması, kapalı kapılar ardında yürütülmesi ya da uygulamaya konulması'' şeklinde sıraladı.

Baykal, Türkiye'nin 12 Eylül askeri müdahalesi yaşadığını anımsatarak, toplumun, askeri müdahalelerle hesaplaşma ihtiyacı hissetmesi durumunda, Yunanistan'da olduğu gibi, bunun gereğini yaptığını kaydetti.

''Eğer, Türkiye'de 12 Eylül ile ilgili bir hesaplaşmayı, siyasi iktidar, gerekli, yararlı, doğru buluyorsa, elini tutan mı var?'' diye soran Baykal, şöyle konuştu:

''Onun gereğini yaparsın. 'Anayasanın 15. maddesi var.' Değiştirme ihtiyacındaysan, getirirsin, değiştiririz. 'Artık geçmişi kurcalamayalım' diyorsan, onu da bilelim. 'Bunu kaşımakta yarar yok, bitti' diyorsan, bunun senin demokrasi ve darbelerle mücadele anlayışına getireceği kısıtlamayı, sınırları da o zaman içine sindir, kabul et. '12 Eylül'ü bıraktık, ondan sonrakilerle meşgulüz' diyorsan, onları da getir, takip edelim. 'Hazırlandı, uygulanmadı, anılar yayınlandı, kendi aralarında konuştular, yaptılar, suç' diyorsan, onu da inceleyelim. Askeri darbeyle ilgili hukuki takibat, bir hesaplaşma, Türkiye'yi bir askeri darbe arayışına sürükleyen ortamı tasfiye etme arayışı içindeysen, getir onun da gereğini yapalım. O konuda da bir sıkıntı yok.

Şimdi ne yapılıyor: Bu üç kronik sorun, bir kazana atılıyor. O kazanın içine bir de bugüne kadar bize muhalefet etmiş, intikam almak istediğimiz, düşünceleri bize ters gelen, haddini bildirmek istediğimiz ne kadar insan, çevre varsa, tümünü derle topla, üçünü attığın kazana bunları da at. Bunlara ne diyeceksin, darbe desen, darbeye ilişik olanı var, olmayanı var, mafyalaşma desen, tümünü tarif etmen mümkün değil. Terörle mücadelede hatalar desen, değil. 'Bunları yeni bir kavram etrafında, şemsiye etrafında toplayalım, bu şemsiye de Ergenekon'dur' diyelim. Ergenekon dediğimiz kazanın içine, darbesini, mafyalaşmasını, terörle mücadeledeki yanlışlıkları da koyalım. Hatta 'bunlar PKK, Hizbullah ile işbirliği yaptılar' diye yaftalayalım. Tümünden 2 bin 500 sayfalık iddianameyle, 'Ergenekon' diye hesap soralım. Anlayış bu. Bunlar arasında organik bağlantı kurmak mümkün değildir, kurulamamıştır. Bunların bir tek merkezi otorite içinde ortaya çıktıkları, işbirliği yaptıkları, kanıtlanamamıştır, kanıtlanamaz. Bir teşkilat kurmuşlar, kim kurmuş, ne zaman kurmuş? Bu soruların cevabı yok. Sadece bir kabul, genel hamur yoğurma, işin içine her şeyi sokma hevesi var.''


-''BU HAKİMİN ALDIĞI KARARA NE DERSİN?''-


Baykal, Ergenekon davasına bakan yargıcın, ''Üzerime kurumsal baskılar yöneltiliyor'' diyerek, görevden çekildiğini anımsattı.

Bu kurumsal baskıyı kimin ve niçin yaptığını soran Baykal, ''Ergenekon davasının zafiyetlerinin, artık mahkeme hakimlerince bizzat ve müştereken tescil edilmesi değil mi?'' dedi.

Baykal, Mehmet Haberal'ı, Mustafa Yurtkuran'ı, Fatih Hilmioğlu'nu niye tuttuklarını sorduklarında, ''Bir başka mahkemeye itiraz ediyorlar, mahkeme tutukluluğun devamı diye karar alıyor. Buna ne dersin?'' dediklerini kaydeden Baykal, ''Onlara, sen, bu hakimin aldığı karara ne dersin diyorum'' diye konuştu.

Deniz Baykal, belgenin, tertip belgesi olarak ortaya çıkması halinde, Türkiye'de sorgulanması gereken çok daha temel noktaların çıkacağını, hukukun anlamı, işleyişinin çok ciddi şekilde değerlendirilmesi gerekeceğini belirtti.


-''DİNİ İMANI PARA OLANLAR VAR''-


Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizliğini öngören yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine bu hafta başvuru yapacaklarını bildiren Baykal, başvuruda, olayı, ''anamuhafelet'' olarak düşünmemeleri gerektiğini kararlaştırdıklarını söyledi.

Bunun, bütün Türkiye'nin sahiplenmesi gereken müracaat olduğunu dile getiren Baykal, ''MHP, DSP, bağımsız milletvekillerinin bizim başvurumuza katılmalarının uygun ve doğru olacağını, Türkiye'nin geniş dayanışma içinde, bu muhalefeti ortaya koymamız bakımından yararlı olacağını düşündük. Bu anlayışla müracaatımızı yapacağız. Bizim bu konudaki muhalefetimiz popülist muhalefeti değildir'' diye konuştu.

Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Azınlıklara haksızlık yapmışızdır, yine aynı anlayışla mı davranacağız. Yasa çıkarsa, İzak gelecek, işleyecek, yanında Ahmet, Mehmet çalışacak...'' diyerek, yasayı savunduğunu söyledi.

Deniz Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:

''Geçmişte vukuatı var; Kuşadası Limanının işletilmesinde Ofer ailesiyle nasıl özel ilişki içinde bu işi kotardığını biliyoruz. Tüpraş'ın yüzde 15,84 hissesinin Ofer ailesine verilmesi için, kimseye haber vermeden eski Maliye Bakanı aracılığıyla, sadece bu aileyle özel dirsek teması kurularak, ona bu intikal ettirilmişti. Danıştay iptal etmeden önce başvuran iki firma da İsrail ile ilişkiliydi. Başbakan, 'Paranın dini imanı olmaz' diyor. Doğrudur da dini imanı para olanlar vardır. Zaten ne oluyorsa dini imanı para olanlardan dolayı oluyor. Her türlü yanlışın içinde onlar çıkıyor.''