2014-05-21 - 15:01
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Sadık Yakut başkanlığında toplandı. TBMM Genel Kurulu, Soma'daki maden faciasıyla ilgili araştırma komisyonu kurulmasını kabul etti. Başkanvekili Yakut, oylamanın ardından birleşimi yarın saat 14.00'te toplanmak üzere kapattı.
TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, 21 Mayıs'ın "Çerkez Soykırımı ve Sürgünü" olarak tanınmasının Çerkezler'in en doğal talebi olduğunu söyledi.

TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Sadık Yakut başkanlığında toplandı.

Yakut, bugün Çarlık Rusya?nın Çerkezler?i Kafkaslar?dan sürgün etmesinin 150. yıl dönümü olduğunu anımsattı. Rus-Kafkas savaşlarının, tarihin en kanlı savaşlarından biri olduğunu ifade eden Yakut, yüzlerce yıl süren savaşlarda 500 binden fazla Kafkasyalı'nın hayatını kaybettiğini belirtti.

Anadolu ve Rumeli toprakları başta olmak üzere 40'tan fazla ülkeye sürülen Çerkezler'in dramının güncelliğini koruduğunu dile getiren Yakut, şunları kaydetti:

"Kafkas sürgünü, dünya tarihinin en trajik olaylarından olmasına rağmen uluslararası anlaşmalarla çerçevesi çizilmiş temel insan hak ve hürriyetlerinin karşılık bulamaması oldukça anlamlıdır. Sürgün ve soykırıma tabi tutulan 1.5 milyon Çerkez'in sorunlarına çözüm bulunamamış olması hepimizi derinden üzmektedir. 5 bin yıldır yaşadıkları yüce dağlardan ve engin topraklardan sürgün edilerek, mallarını, mülklerini ve vatanlarını geride bırakmanın, sürgün sırasında binlerce kişinin kaybının derin acısı içinde Anadolu'ya hüzünle ulaşan Çerkezler'in geri dönme arzusu devam etmektedir."

Yakut, Kırım Tatarları'nın bu olayın dışında tutulamayacağını ifade ederek, "Üzücüdür ki bugün Kırım, insanlık dışı zulüm suçu faillerinin mirasçıları tarafından bir kez daha uluslararası hukuk ve insan haklarına aykırı bir şekilde işgal edilmiştir" dedi. Kırım Tatarları'nın yok olma korkusunu iliklerine kadar hissettiğini vurgulayan Yakut, Kırım Tatarları'nın can ve mal güvenliğinden ciddi endişe duyduklarını söyledi.

Yakut, "Ataları sürgün edilen halkların tekrar vatanlarına dönmeleri, temel haklar kapsamında değerlendirilmelidir. Yaşadıkları ülkelerde çifte vatandaşlık verilmesi ve 21 Mayıs'ın Çerkez Soykırımı ve Sürgünü olarak tanınması Çerkezler'in en doğal talepleridir" diye konuştu.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, çıkarılan İş Sağılığı Güvenliği Yasası'nın, ILO sözleşmelerini kuşatan, bu sözleşmelerin ilerisinde olan düzenlemeleri içerdiğini bildirdi.

TBMM Genel Kurulu?nda, AK Parti, CHP, MHP ve HDP gruplarının, "Manisa'nın Soma ilçesinde, başta 13 Mayıs 2014 tarihinde olmak üzere meydana gelen maden kazalarının araştırılarak bu sektörde alınması gereken iş sağılığı ve iş güvenliği tedbirlerinin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması" açılmasına ilişkin önergeler birlikte ele alınıyor.

Hükümet adına söz alan Faruk Çelik, Soma'daki maden faciasının hemen ardından, bir sağlık sorunu nedeniyle olay yerinde olamadığını anımsattı.

Daha önce planlanmış ve tetkikinin yapılması gereken bir tedavi süreci ile ilgili olarak hastanede bulunduğunu belirten Çelik, şunları söyledi:

"Bu tedavi sürecinin üçüncü şahıslarla temasını engelleyen bir tablo arz etmesinden dolayı, Perşembe günü saat 12.00'ye kadar orada kalmam dolayısıyla yaşanan bazı spekülatif değerlendirmeler oldu. Benim birinci dakikadan itibaren bir açıklama yapmam doğru olurdu ama bu açıklama yaşanan hadisenin büyüklüğü karşısında dilimin, elimin varmadığı bir olaydı. Kişisel bir durumu böyle büyük bir facianın önüne çıkarma gibi bir talihsizliğe düşmek istemediğimden dolayı, bu açıklamanın gelmeyişi bazı spekülatif değerlendirmelere neden oldu. Ama çok şükür sağlığımız yerinde. Yapılan tetkikler olumlu neticelendi. Bu ve benzeri olaylarda hepimiz, sorumlu siyasetçiler olarak, olay anında orada olmanın bir kere sorumluluğu ile hareket edeceğimiz konusunda kimsenin endişesi olmasın."

Çelik, Bakanlığına bağlı ilgili birimlerin temsilcilerinin olay yerine hemen intikal ettiklerini vurguladı.

Toplumun tamamına ilgilendiren iş sağlığı güvenliği ile ilgili çalışmaları anlatan Çelik, 30 Haziran 2012 tarihinde bu konuda ilk defa müstakil bir yasa çıkarıldığını anımsattı.

Yasanın önemli olduğunu ancak yasadaki düzenlemelere ilişkin farkındalık yaratmanın daha da önemli olduğunu ifade eden Çelik, bu nedenle konuyu gündemde tutabilmek için her ilde çalışma yaptıklarını söyledi.

Magazin haberlerine gösterilen ilginin, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili faaliyetlere gösterilmediğini belirten Çelik, "Bu yasa parlamentoya geldiği zaman bir ay içinde 7-8 haber olmuş. Ama bir müessif olay meydana geldi zaman yüzlerce haber bir gün içinde işleniyor" dedi.

Söz konusu yasanın bütün çalışanları kuşattığını, iş yerlerinde risk değerlendirme zorunluluğu ve acil durum planları getirdiğini ve bütün çalışanların iş sağlığı ve güvenliği eğitiminden geçmesini zorunlu kıldığını anlatan Çelik, yasanın ayrıca "tehlikeli ve çok tehlikeli" iş yerlerinde mesleki eğitimi zorunlu hale getirdiğini ifade etti. Çelik, bu dönemde iş yeri hekimliği ve iş güvenliği uygulaması ile teknik gelişmelere uyum zorunluluğu da uygulamaya koyduklarını anımsattı.

ILO'nun, özellikle 176 sayılı sözleşmesinin Türkiye tarafından halen imzalanmamasına ilişkin eleştirilere yanıt veren Çelik, ILO'nun bazı sözleşmelerinin imzalandığını, diğer sözleşmeler için de ilgili kurumlardan görüşler alındığını, parlamentoya geleceğini bildirdi.

Çelik, çıkarılan İş Sağılığı Güvenliği Yasası'nın, ILO sözleşmelerini kuşatan, bu sözleşmelerin ilerisinde olan düzenlemeleri içerdiğini söyledi.

Maden ocaklarındaki teftiş çalışmalarına değinen Çelik, 2010 yılından itibaren özellikle madenlerle ilgili yeni bir teftiş politikasını hayata geçirdiklerini hatırlattı.

Çelik, şöyle devam etti:

"Yeraltı kömür madenlerinin her yıl iki kez programlı teftişini yapıyoruz. 160 maden ocağı var. Bunlar her yıl iki kez teftiş yapılıyor. Bunun yanında ihbar ve şikayet üzerine yapılan teftişler var.

Biz müfettişlere ne tür yetkiler vermişiz: Ocakta ikinci çıkış yolu yoksa, yani nefeslik yoksa, mekanik havalandırma yoksa, yedek enerji kaynağı yoksa, yeraltı makine ve teçhizat patlamaya karşı korunaklı değilse, tehlikeli gazları izleyen merkez yoksa, yedek havalandırma sistemi yoksa, kullanılan ekipman standartlara uygun değilse o işyerinde çalışmalar durdurulur, kapatılır.

Bu çerçevede 160 ocaktaki denetimlerde 2011 yılında 53, 2012 yılında 58, 2013 yıllında 54, 2014 yılında 7 maden işyeri kapatıldı. Ayrıca idari para cezasını gerektiren 1308 teftiş neticesi var elimizde.

Soma'daki ocakla ilgili 8 kez programlı teftiş yapmışız. Sekiz de şikayet olmuş. O şikayetler üzerine de teftişler gerçekleşmiş. Bulunan noksanlıklar giderilmiş. Teftişin bir amacı da bu. Yani yaptırım ocak başında gerçekleştirilmiş.

Tablo aslında vahim. Cezalardan, müeyyidelerden bahsediyoruz. Aslında bizim bu mevcut kömür çıkarma sistemimizin nasıl bir tablo arz ettiğini ortaya koyması açısından son derece önemli.

Teftiş anlık bir hadise. Olması gerekenler değerlendiriliyor ve rapor haline getiriliyor. Ama ocak canlı bir organizma. Burada bir saat sonra, bir gün sonra, bir ay sonra ne olacağını bilemiyorsunuz. Bunun için yasa, iş yerinde iş güvenliği uzmanı ve iş hekimini bulundurma zorunluluğunu getiriyor. Ayrıca bir maden mühendisi de teknik nezaretçi olarak orada bulunmak zorunda. Yani madende 24 saat boyunca gelişen olayları takip edip orada iş verene bildirecek uzman var, teknik nezaretçi var. Rapor defterleri var. Bunların hepsine savcılık el koymuş durumda. Kimin nereden ne ihmali var kimin ihmali yok, bunlar net bir şekilde ortaya çıkacak."

Çelik, madenlerde hayati tehlike arz eden konularda programlı teftişler yapıldığını, anlık gelişmelerin ya şikayetle tespit edildiğini ya da iş yerindeki uzman tarafından bildirildiğini söyledi.

Madenlerin geniş bir alana sahip olduğunu, bu nedenle yapısal sorunların bulunduğunun altını çizen Çelik, "Bizim maden alanlarının jeolojik yapısında sorunlar var. Biz üç kıtanın arasındayız. Bunun getirdiği maden açısından, rezervlerin kalitesi ve çalışma koşulları açısından bizim ciddi sıkıntılarımız var" dedi.

Çelik, 80 milyon ton kömür çıkarıldığını, 106 milyon ton kömüre ihtiyaç olduğunu, 990 megavatlık santrallerin kömürle beslendiğini, bütün bu süreçte can güvenliğinin sağlanması gerektiğini, bu nedenle kurulacak araştırma komisyonunun büyük önem arz ettiğini söyledi.

Araştırma komisyonundan önemli tespitler çıkacağını kaydeden Çelik, "Özellikle de bu konuyla ilgili. Teftiş kurulları, bu olayın nereden kaynaklandığının araştırmasını yapıyorlar. Ayrıca yapılan denetimlerin de denetlenmesi ile ilgili düğmeye bastık. O da ortaya çıkacak" dedi. Çelik, kimsenin haksız yere itibarsızlaştırılmaması gerektiğini işaret etti.

Konuşmasında taşeron sistemi de eleştiren Çelik, "Tabii ki madencilik sisteminde rödovans uygulaması, sürenin kısa olması ve burada teknolojik yatırımların olmaması, taşeron denilen -açıkça ifade ediyorum- emeğin sömürüsü ve defalarca burada dile getirdiğimiz?Hükümet nezdinde de son aşamaya getirdiğimiz uygulamalar maalesef bu sistem içerisinde var" dedi.

Enerji ve madencilikle ilgili politikaların mutlaka masaya yatırılması gerektiğine işaret eden Çelik, kurulacak araştırma komisyonunun buna katkı sağlayacağını ifade etti.

Burada amacın, birlikte beklenen çözümleri üretebilmek olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Onun için 'Şu doğruyu söylüyor, şu eksik söylüyor' meselesi değil bu mesele. Bu mesele, birlikte çözülmesi gereken, enerji politikalarımız ile madenlerimizin mevcut fiziki durumları ve bu fiziki durumların neler, ne gibi sorunlar ortaya çıkardığı konusudur. Ben inanıyorum ki araştırma komisyonu neticesinde, bazılarının oraya varmadan, bazılarının ise o tespitlerin içerisinde yol gösterici olacağı inancı içerisindeyim. Hükümet bünyesinde Enerji Bakanlığımızın Maden Yasası'yla ilgili yeni bir çalışması var. Bizler de bu çerçevede, özellikle çalışma hayatıyla ilgili yaşanan sorunların ortadan kaldırılması konusunda, birlikte, üzerimize düşeni yapacağız diyorum. Gerçekten de bu konuda söylenmesi gereken çok husus var. Şunu söylüyorum: Çok üretim maalesef, güvenliği riske ediyor. Bunu da ifade ediyorum. Onun için, bu konuları, inşallah önümüzdeki dönem içerisinde sağlıklı bir noktaya taşıyacağız"

AK Parti Manisa Milletvekili ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Recai Berber, Soma'daki maden faciasından sonra kurulacak Meclis araştırma komisyonunun görevlerinden birinin de madenciliğin uluslararası standartlarda yapılmasını sağlamak olduğunu bildirdi.

TBMM Genel Kurulu'nda, Soma'daki maden faciasının nedenlerinin araştırılması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla AK Parti, CHP, MHP ve HDP gruplarının verdiği araştırma önergeleri görüşülüyor.

CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören, CHP milletvekillerinin kazadan önce madenlerdeki denetimlerin artırılmasını defalarca talep ettiğini belirtti.

Kazanın ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in madende denetimlerin yapıldığını ve bakanlığın kusurlu olmadığını, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın ise "301 kişi öldüyse kusur vardır" dediğini anlatan Ören, bu gibi durumlarda başka ülkelerin bakanlarının istifa ettiğini kaydetti. Ören, "Hiçbir katkınız olmasa Türkiye'ye bir geleneği sokmuş olursunuz. Seçime bir yıl var. Bir yıl eksik bakanlık yapmış olursunuz. Bundan sonra kim gelirse gelsin, denetimde eksiklik olduğunda koltuğunun gideceğini bilsin. Bu yolu açmak durumundasınız. Açmazsanız sizi bürokratlar kullanacak, açarsanız siz bürokratları kullanacaksınız" diye konuştu.

İktidar ile sermaye gruplarının yakın ilişki içinde olduğunu iddia eden Ören, "Somadaki olayın gerçek nedeni, siyasetin sermayeye tahakkümüdür; maden sahiplerinin de siyasetin istediğinin karşılığını verdiğinde siyasetten istedikleridir" ifadesini kullandı.

Maden işletmecisinin işçilerini AK Parti mitinglerine götürdüğünü ve hangi partiye oy vermesi gerektiği telkininde bulunduğunu iddia eden Ören, iktidarın maden işletmecisine üretimi artırma baskısı yaptığını savundu. Ören, bu ilişki sonucunda maden işletmecisinin de denetime ne zaman gelineceğini ve nerelerin denetleneceğini önceden öğrenmek istediğini söyledi.

Taşeronluk sistemini de eleştiren Ören, madenlerdeki durumun "taşeronluktan da öte amele pazarı gibi" olduğunu ifade etti.

MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay da Soma'daki kazanın tüm maden işçilerinin ne kadar büyük tehlike ve ihmallerle karşı karşıya kaldığını en acı şekilde gösterdiğini belirtti.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız'ın "Acı siyaset üstüdür" dediğini anımsatan Akçay, "Ama bu yaşanan maden kazası siyasetin tam da göbeğindedir. Taşeronluk, rödovans sistemi, tedbirler ve denetleme görevi siyaset kurumundadır. Soma maden faciasında siyasi sorumluluk kesinlikle vardır" dedi.

Akçay, hükümetin siyasi ve hukuki sorumluluktan kaçamayacağını, Başbakan, bakanlar, bürokrasi ve maden şirketinin görevini yapıp yapmadığının sorgulanması gerektiğini dile getirdi.

Maden Genel Müdürlüğü'nün, madencilik faaliyetlerini denetleyen teknik elemanların bilgi birikimini artırmak için 2010'da AB fonundan 129 bin Avro aldığını, bu parayla yurt dışına gidenler arasında AK Parti milletvekili ve il başkanı da olduğunu öne süren Akçay, "Ne kadar ilgisiz kişi varsa yurt dışına gidiyor, yiyor, içiyor. Üstüne bir de harcırah alıyorlar. Ayıptır" diye konuştu.

Soma Kömür İşletmeleri'nin AK Parti hükümetiyle ilişkisinin sorgulanması gerektiğini ifade eden Akçay, şirketin aldığı ihalelerin, maden sahalarını nasıl aldığının, bağış yaptığı dernek ya da vakıfların araştırılmasının şart olduğunu söyledi.

Akçay, Soma'daki maden faciasının ardından çeşitli uzmanlar ve işçilerle yaptıkları görüşmeler sonunda kömürün günlerdir içten içe kızıştığı bilgisi aldıklarını, havalandırma borularının plastik olduğu, maskelerin yetersiz kaldığı, yangın başlama noktasının geç fark edildiği, riskli bölgenin izole edilmediği, gaz sensörlerinin olması gereken aralıklarla yerleştirilmediği ve üretimi aksattığı gerekçesiyle kapatıldığı iddialarının dile getirildiğini sözlerine ekledi.

HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel ise faciada zincirleme sorumluluk bulunduğunu, listenin başında işletmenin olduğunu söyledi.

Hükümet yetkililerinin de en az işletme kadar sorumlu olduğunu savunan Tüzel, Maden-İş sendikasının da işçilerin haklarını savunmadığı için vebal altında olduğunu öne sürdü.

Rödovans sistemini eleştiren Tüzel, "Devlet maden sektöründen elini çekti ve gökdelen dikmek isteyen iş adamlarına, yağmacılara buralar peşkeş çekildi. Neden rödovans? Bu mudur işçiyi, hakkı, hukuku gözetmek?" diye sordu.

"Derdimiz hükümeti sıkıştırmak değil" diyen Tüzel, gerçeklerin ortaya çıkmasını ve sorumluların hesap vermesini istediklerini vurguladı.

Zonguldak Kozlu'daki maden kazasından sonra 2010 yılında Meclis'te araştırma komisyonu kurulduğunu ve kapsamlı rapor hazırlandığını anlatan Tüzel, "Rapora uyulmuş mu? Hangi iş denetçisi, maaşını veren patrona 'şurada eksik var, indirin şalteri' diyebilir? Kim cesaret edecek buna? Yasalarda yazmak, kitaplarda yazmak hepsi hikaye" dedi.

Tüzel, diğer madenlerin de faciaya gebe olduğunu savunarak, Soma'daki işletmenin ruhsatının iptal edilmesi, diğer madenlerde üretimin derhal durdurulması gerektiğini öne sürdü..

AK Parti Manisa Milletvekili Recai Berber ise kurulacak araştırma komisyonunun hem iş güvenliği ve iş sağlığı açısından, hem de kömür işletmelerinin gelişmiş ülke standartlarına çıkarılması açısından yapılması gerekenleri ortaya koyması gerektiğini söyledi.

Ocağın son yönetmelik çerçevesinde mart ayında denetlenmesine rağmen kazanın meydana geldiğine işaret eden Berber, kazanın tüm boyutlarıyla araştırılması ve aydınlatılmasının, sorumluların ortaya çıkarılmasının önem taşıdığını kaydetti.

Berber, yeraltı kaynaklarının işletilmesi konusunda önemli yasalar çıkarıldığını anlatarak, "Pek çok alanda olduğu gibi bu mevzuatın hayata geçirilmesinde aynı özen ve çalışma yapılıyor mu? Maalesef uygulama hiç öyle değil. Madencilikte bağımsız ve dış denetimin yerinde olmadığı ortada" diye konuştu.

Recai Berber, kazada yaşamını yitirenlerin önemli bölümünün yakınına ölüm yardımı verildiğini ve 116 kişinin 287 yakınına ölüm geliri bağlandığını dile getirdi.

Ölüm aylıklarının da yarından itibaren bağlanmaya başlanacağını anlatan Berber, 5 yıl sigortalılık süresi dolmadığı için yasal olarak bu imkandan yararlanamayacak 44 madencinin yakınının ölüm aylığı alabilmesi için kanun değişikliği yapılmasını talep ettiklerini belirtti.

Berber, kazada yaşamını yitirenlerin yakınlarının zor koşullarda barındığını ifade ederek, TOKİ tarafından bu kişilere konut yapılması gerektiğini dile getirdi.

Maden İş Sendikası'nın iktidara ve işletmeye yakın olduğu iddialarını yanıtlayan Berber, 2010 yılında katıldığı Genel Kurul'da sendika delegeleri tarafından yuhalandığını belirtti.

Komisyonun bütün madencilik sektörünün sorunlarıyla değil, özellikle Soma ve Zonguldak'taki kömür madenlerine eğilmesi gerektiğini ifade eden Berber, "Komisyonun görevlerinden biri de madenciliğin uluslararası standartlarda yapılmasını sağlamaktır. Yapılamıyorsa kapatmaktır" dedi.

"Kim sorumluysa, kime gidiyorsa sonuna kadar gidilecek" diyen Berber, bir madencinin hayatının Türkiye'nin bütün madenlerinden daha kıymetli olduğunu vurguladı.

***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***