2010-12-07 - 12:19
MHP TBMM GRUP TOPLANTISI...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, yoğun ve aşırı İsrail karşıtlığının ardından birden bire ilişkileri normalleştirmek adına adım atılmasını ''tuhaf bulunduklarını'' belirterek, ''Lübnan'da, İsrail'den hesap soracağını haykıran Başbakan Erdoğan, ülkemizden iki uçakla yangın söndürmeye koşmuş, bu iltifata mazhar girişimi sayesinde İsrail Başbakanı'nın takdirini kazanmıştır'' dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, yoğun ve
aşırı İsrail karşıtlığının ardından birden bire ilişkileri normalleştirmek adına
adım atılmasını ''tuhaf bulunduklarını'' belirterek, ''Lübnan'da, İsrail'den
hesap soracağını haykıran Başbakan Erdoğan, ülkemizden iki uçakla yangın
söndürmeye koşmuş, bu iltifata mazhar girişimi sayesinde İsrail Başbakanı'nın
takdirini kazanmıştır'' dedi.

Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, yabancı bir
internet sitesinin en son yayınları kapsamında, Başbakan Erdoğan ve yakın çalışma
arkadaşlarıyla ilgili takındıkları tavrın ve duruşun anlaşılmadığının ortaya
çıktığını ifade etti.

Devlet Bahçeli, ''Başbakan Erdoğan hala malum internet sitesinin
yayınlarına itibar etmeyeceğimizi, AKP'yi ve kendisini buradan edineceğimiz
bilgiler ışığında değerlendirmeyeceğimizi kafasına sokamamıştır'' dedi.

Adalet ve Kalkınma Partisi'ni tanıyıp, bildiklerini, bu nedenle hiç
kimseden ve hiçbir yayın organından öğrenebilecekleri, duyabilecekleri ''yeni bir
şey olmadığını'' ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:

''Biz, Recep Tayyip Erdoğan'ın ve yakın çalışma arkadaşlarının zor
durumlarından faydalanacak kadar ve düştükleri zaman üzerlerine basarak geçecek
kadar siyasi terbiyeden yoksun değiliz. Çok eleştirsek de milletimizin oylarıyla
siyasi sorumluluk alan AKP hükümetini, fırsatı ganimete çevirerek hedefimize
almamız doğru olmayacaktır, milliyetçilik anlayışımızla da asla
bağdaşmayacaktır.

Aynı tutum ve siyasi nezaketi, kararlı milli duruşu, Başbakan'dan ve
partisinden görmek bizim hakkımızdır ve bu konuda da rüşdünü ispatlama sırası
kendilerindedir.

Ancak bugünkü iktidar kadrolarından, gelecek yılki seçimlerden sonra
ihanete varan siyasi uygulamalarının, yolsuzluklarının, usulsüzlüklerinin
hesabını milletimiz adına iki yakasına yapışarak sormak ve arkasından da Yüce
Divan'a göndermek bizim boynumuzun borcu ve siyasi namusumuzun bir icabıdır.
Bundan asla şüphe duyulmamalıdır.''

Değişik dönem ve zamanlarda Başbakan Erdoğan'ın İsrail ile olan kavgası
ve bu ülkeye dönük sert sözlerinin herkesin hatırında olduğunu belirten Devlet
Bahçeli, ''Şüphesiz İsrail yönetiminin Müslüman kardeşlerimize yönelik devlet
terörü dünya durdukça kabul etmeyeceğimiz bir insanlık suçudur. Ancak Başbakan
Erdoğan'ın, Ortadoğu sokaklarında meşhur olmak ve bu meseleyi ülkemizde istismar
etmek için İsrail düşmanlığını ileri bir aşamaya götürdüğü malumlarınızdır'' diye
konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın Lübnan'da ''katil'' dediği İsrail'den ''hesap bile
soracağını ağzından kaçırdığını'' ifade eden Bahçeli, ''Ortadoğu'da kendisine
'sultan' denilmesinden büyük keyif alan Başbakan, şuurunu kaybetmiş ve aklına ne
geliyorsa Müslüman kardeşlerimizi aldatmak için sarfetmiştir'' dedi.

İsrail'in Hayfa kentinde çıkan yangına iki uçak gönderilmesinin, yıpranan
ilişkilerin tekrar düzeltilmesi amacına matuf olduğunu belirten Bahçeli,
sözlerini şöyle sürdürdü:

''Neresi olursa olsun, elbette doğal bir afet sonucunda yaşanan dramlar
ve facialar üzüntü vericidir ve imkanlar nispetinde yardımda bulunmak yerinde
olacaktır.

Ancak AKP iktidarının İsrail karşıtlığı bu kadar yoğun ve aşırıyken,
birden bire ilişkileri normalleştirmek adına adım atılması bizim açımızdan tuhaf
bulunmuştur.

Nitekim Başbakan Erdoğan'ın Türkiye'den gönderdiği uçaklar İsrail'e
ulaşmış, bunlardan birisine binen İsrail Başbakan'ı, AKP'nin uzattığı eli tutmuş
ve üstü kapalı barışma teklifini kabul ederek iyi niyet temennisinde
bulunmuştur.

Lübnan'da, İsrail'den hesap soracağını haykıran Başbakan Erdoğan,
ülkemizden iki uçakla yangın söndürmeye koşmuş, bu iltifata mazhar girişimi
sayesinde İsrail Başbakanı'nın takdirini kazanmıştır.

İsrail hükümetine, çok değil, yakın bir zaman içinde; zorba, korsan,
katil, terörist, kural tanımaz, pervasız, sorumsuz, alçak, yalancı, hileci, zulüm
eden, saldırgan, hukuk tanımaz, katliamcı diyen kişinin ismi Recep Tayyip
Erdoğan'dır. İsrail'i lanetleyen, elinde kan olduğunu söyleyen, öldürmeyi,
cinayeti iyi bildiklerini ifade eden de yine ayını kişidir. İsrail'e bedel
ödetmekten bahsedip, uçak göndererek ölüm döşeğindeki ilişkilere can simidi atan
da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Bunu da insani ve İslami açıdan
gerekçelendirmeye çalışan Başbakan'ın bu sözleri öteki yüzünü gizlemeye
yetmeyecektir.

İsrail'deki orman yangınına insani yardım gönderilmesi son derece doğru
ve yerindedir. Ancak eleştirdiğimiz nokta hükümetin ikircikli ve tutarsız
yaklaşımlarıdır.

El uzatanın elini havada bırakmayacaklarını, adım atana adım
atacaklarını, ama önce samimiyete bakacaklarını söyleyen Başbakan Erdoğan,
İsrail'in özür dilemesi ve tazminat ödemesi gerektiğine de vurgu yapmıştır.

Görülmektedir ki Başbakan Erdoğan daha önce şart olarak koştuğu,
'İsrail'in Gazze'ye uyguladığı ambargoyu kaldırması'' gerekliliğini unutmuştur.

Gazze'de körüklenen ateşi dindirmeye gücü yetmeyen Başbakan Erdoğan, can
havliyle işlerin sıkıştığını ve ters köşeye yatacağını anlayınca Hayfa'daki
yangını söndürmek için seferber olmuştur.''

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, dışarıda
haktan, hukuktan, adaletten, insanlıktan bahseden Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, içeride ''totaliter bir siyasetçi görüntüsü çizdiğini, kendisine
yapılan muhalefeti sindirmek için elinden geleni arkasına koymadığını''
savunarak, ''Öğrencilere, işçilere yönelik sert müdahaleler, eğer gelişmiş bir
demokrasinin göstergeleriyse, diyebileceğimiz sadece 'olmaz olsun böyle demokrasi
anlayışı' olacaktır'' dedi.

Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, yaptığı yurt
gezilerinde ''milletimizin AKP'den umudunu kestiğini ve sorunlarının artık bu
iktidarla çözülemeyeceğine kesin kanaat getirdiği'' neticesine ulaştığını
söyledi.

AK Parti'nin ''istismardan ve mağduriyetten güç alan siyasi duruşunun
çatırdamaya yüz tuttuğunu ve milletin, bu zihniyetle arasına mesafe koymaya
başladığını'' ifade eden Bahçeli, ''Gelişmeler bize iktidarın yorulduğunu,
heyecanını ve dermanını tükettiğini kanıtlamaktadır. AKP'nin yapacakları bitmiş,
ufku kararmış ve bir kısır döngüye hapsolmuş durumdadır'' diye konuştu.

3 Aralık Dünya Özürlüler Günü'ne değinen Bahçeli, engellilerin önemli
sıkıntıları ve problemleri olduğunu, bunların aşılması için samimi niyet ve istek
taşıdıklarını söyledi.

Özellikle engelliler gününde mesaj yayımlamakla, törenler düzenleyerek
plaket vermekle ve hatıra fotoğrafları çektirmekle engelli vatandaşların
sorunlarının bitmediğini ve azalmadığını dile getiren Bahçeli, böylesi zamanlarda
engellilerin hatırlanması, sevgi ve ilgi gösterilmesi yerindeyse de bunları yılın
tüm günlerine yaymanın herkesin sorumluluğu arasında olduğunu ifade etti.

Bahçeli, ''Asıl engelin bedende ya da zihinde değil; algıda, davranışta
ve insanlık değerlerinden mahrum olmakla belirginleşeceğini bilmek gerekmektedir.
Anaokulundan başlayarak, eğitim sürecinin her aşamasında, sosyal ve ekonomik
ilişkilerinde, iş ve meslek hayatlarında engelli kardeşlerimizin muhatap
oldukları zorlukları aşmada yardımcı olmak, hepimizin hem insani, hem de vicdani
görevleri arasındadır'' diye konuştu.

5 Aralık tarihinde kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesinin 76.
yıl dönümünü gururla kutlandığını anımsatan Bahçeli, ''Bu, iftihar edeceğimiz
tarihi olay demokrasimiz açısından bir milattır ve gururla sahipleneceğimiz en
önemli hakkın doğumuna işaret eder'' dedi.

''AB ile sarmaş dolaş olmanın ve ayakta kalmak için ABD'nin himmetine
sığınmanın faturasının AKP'nin önüne çıkmaya başladığını'' ileri süren Bahçeli,
sözlerini şöyle sürdürdü:

''Başbakan Erdoğan, gittiği yabancı ülkelerde, ülkemize dönük eleştiri
odaklı değerlendirmelerini fütursuzca yapmış, gösterilen her ilgiyi, sunulan her
ödülü ve verilen her desteği bu şekilde duruş sergileyerek karşılıksız
bırakmamıştır. Bunun en son örneğini ise kendisine ikram edilen 'Kaddafi İnsan
Hakları Ödülü' vesilesiyle yaptığı konuşmada görmek ve şahit olmak mümkün
olmuştur. Nitekim dünyanın neresinde olursa olsun zulme, haksızlığa,
hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı çıktığı ve sesini yükselttiği için ülkemizde de
eleştiriye maruz kaldığını söyleyen Başbakan, vicdandan, ahlaktan ve dürüstlükten
azade olduğunu bir kez daha göstermiştir. Zannedersiniz ki ülkemiz zulüm
taraftarıdır, haksızlıklardan ve adaletsizliklerden memnundur. Yalnızca Recep
Tayyip Erdoğan bundan istisnadır ve karşısında dikilen yersiz, mesnetsiz ve
insanlık dışı engelleri aşmak için çaba göstermektedir.

Pusuda bekleyen ve milletimizi yok etmek için uygun zemin kollayan
küresel mihraklar, AKP'nin güçlenmesi uğruna emek ve mesai harcadığı işbirlikçi
anlayıştan dolayı ümitlidirler ve devamını dilemektedirler. Bu sürecin parolaları
arasında da -bildiğiniz üzere- daha çok demokrasi, daha fazla özgürlük ve sözde
barış hezeyanları şimdilik rakipsizdir. Dışarıda haktan, hukuktan, adaletten,
insanlıktan bahseden Başbakan, içeride totaliter bir siyasetçi görüntüsü
çizmekte, kendisine yapılan muhalefeti sindirmek için elinden geleni arkasına
koymamaktadır.

Coplanan ve yerlerde süründürülen öğrenciler, haklarını aramaktan başka
bir kaygısı olmayan işçilere yönelik sert müdahaleler, eğer gelişmiş bir
demokrasinin göstergeleriyse, diyebileceğimiz sadece 'olmaz olsun böyle demokrasi
anlayışı' olacaktır. Ülkemiz artık kanunsuzluğun, asayişsizliğin, adaletsizliğin,
tarafgirliğin, kaba kuvvetin, toplumsal suçların, en aşağılık cinayetlerin boy
attığı bir yer haline gelmiştir.''

Devlet Bahçeli, ''vatanın, AKP ile birlikte kan ağladığını'' öne sürerek,
konuşmasını şöyle tamamladı:

''Manzara vahimdir, her yönüyle endişe ve utanç vericidir. İşte böylesi
bir karanlık Türkiye tablosu varken, Başbakan Erdoğan'ın yabancı ülkelerde
demokrasi ve özgürlük savunucusu haline gelmesi tek kelimeyle münafıklık
alametidir. AKP'nin milli ve ahlaki bir zihniyeti olmadığından dolayı, dışarıdaki
dostlarıyla kol kola girerek ülkemizde çevirmeyeceği dolap, kurmayacağı düzen,
atmayacağı iftira ve çalmayacağı kara yoktur. Bu kötü ve iğrenç manevraların
bazılarına en başta biz maruz kaldık ve hedef haline geldik. MHP'siz bir
Meclis'in yalnızca iktidarın gündeminde ve kafasında olmadığını elbette iyi
biliyoruz. AKP'nin bu şirretliğin feyzini, hangi mahfillerden aldığını basireti
ve feraseti olan herkes bilmekte ve görmektedir.'' (12.19)