2010-04-06 - 12:16
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Mart ayında meydana gelen terör olaylarında 3 asker ile 1 korucunun şehit olduğunu, geçen hafta meydana gelen olaylarda yaşamını yitiren 3 uzman çavuşun, vatandaşların yoğun katılımı ve teröre tepkileriyle toprağa verildiğini anımsattı. Bahçeli, ''Mevcut Anayasa değişiklik teklifi bu haliyle tam bir AKP anayasasıdır ve tümüyle dayatmadır'' dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Mevcut Anayasa değişiklik teklifi bu haliyle
tam bir AKP anayasasıdır ve tümüyle dayatmadır'' dedi.
İmralı canisinin doğduğu köyde sözde doğum günü adı altında gösterilere
İçişleri Bakanlığı tarafından izin ve onay verildiğini belirten Bahçeli, ''Bu
gelişme, hükümet kılavuzluğunda Habur'da başlayan AKP-PKK kucaklaşmasının yeni
bir adımıdır. Anaların gözyaşlarını istismar ederek, sanatı ve sanatçıyı alet
ederek, kimlikleri kaşıyıp toplumu ayrıştırarak, bölücülükte PKK kadroları ile
yarışan hükümeti girdiği yıkım ve çözülme yolundan bir an önce dönmeye
çağırıyorum. Girilen sürecin milletimize ayrılma, kutuplaşma ve çatışma
getireceği konusunda, bu hususta hassasiyetleri olan köklü bir siyasal hareketin
temsilcisi olarak, yolundan sapmış herkesi bir kez daha düşünmeleri konusunda
uyarıyorum'' diye konuştu.
Bahçeli, iktidarın geride kalan yıllarında akılda kalacak olan ''7-K'lı
tahribat zinciri'' adını verdiklerini ''Kriz, Kargaşa, Kaos, Korku, Kutuplaşma,
Kavga ve Karanlık'' olarak sıraladı.
AK Parti'de siyaset yapan hükümet üyesi ve 22 arkadaşının, dış politikada
yaşanan sorunlara ilişkin 13 yıl önce verdiği genel görüşme önergesini anımsatan
Bahçeli, ''Bundan 13 sene önce doğru tespiti yapanlar, bu tespitlerin başını
çekenler bugün nerelerdedir? Ülkemiz maalesef şimdi de küresel gelişmelerin
taşeronluğuna mahkum edilerek, tam bir maceranın ve tahribatın etkisi altında
değil midir? Bugünkü kilitlenmiş ilişkileri, tek taraflı tavizleri, ağır
teslimiyetleri ve boyun eğmişlik halini nasıl yorumlamaktadırlar?'' diye sordu.
Yeryüzünde yüzlerce devletin sınırlarının tescil edilerek parsellendiğini
ve sahipsiz alan olmadığına dikkati çeken Bahçeli, ülkelerin siyasi sınırlarının
binlerce yıldır değiştiğini, bugünkü sınırların da kalıcı olamayacağını
söyledi.
Dünyanın, kendisine tanınmış kaynakları ve alanı yeterli görmeyip
birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışan mukayese güçlerin mücadele alanı olduğunu
ifade eden Bahçeli, dünyaya yön verme iddiasındaki güçlerin, klasik dönemin
başına buyruk güçleri olmaktan çıktığını, dünyanın neresine ilgi duyuyorsa o
yöreye kolayca ulaşmalarını sağlayacak iş birliğine müsait yönetimler ve
dayatmalara katkısı oranında destek vereceği ülkeleri bulabildiklerini
kaydetti.
Bahçeli, ''Stratejik ortaklık diyerek övünülen kavramın, aslında küresel
gücün dayatmaları ile bir bölgede yürütülen 'stratejik eskort' hizmetleri;
müttefikliğin ise anlam değiştirerek, bir coğrafyada yabancı güçlerin
çıkarlarının acentalığına talip olunan 'küresel taşeronluk'tan başka bir anlam
ifade etmediği ortadadır. AKP hükümeti de işte bu görevi ifa etmektedir. Ellerine
böylesine müsait bir taşeron geçirmiş olanlar, bu fırsatı kaçırmayacak
istemeyecekler, ödüllendirerek, madalyalar takarak, cübbeler giydirerek, fahri
unvanlar vererek, övgüler dizerek işbirlikçilerini avuçlarında tutacaklardır.
Başbakan Erdoğan'ın düştüğü durum tam da bundan ibarettir. Bugün Türkiye, AKP ile
dünyanın neresine ilgi gösteriyorsa, neresi ile bir ilişki kuruyorsa biliniz ki
Okyanus ötesinin projelerine mahkum hale gelmiş olmanın kaçınılmaz sonuçlarını
yerine getiriyor ve hizmet ediyor demektir'' diye konuştu.
Türkiye'yi sıkıştırmaya çalışan ve taviz vermesine uğraşan ABD'nin, her
yıl aynı dönemde 1915 olaylarını gündeme getirdiğini belirten Bahçeli, her yıl
Nisan ayında oluşturulan bir baskı ortamıyla Türkiye üzerinde oyunlar oynanmak
istendiğini savundu.
Bahçeli, tepki olarak geri çekilen ABD Büyükelçisinin hangi olumlu
izlenimlerin alınması karşılığında tekrar gönderileceğini sordu.
Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın ABD'ye gitmesi için ''ABD'nin bundan
böyle soykırım iddialarını bir daha gündeme getirmemesi, bu aşamadan sonra sorunu
çözmek üzere tarihçilerin devreye girmesi, parlamentoların siyasi karar
vermelerinin sona ermesi, Başkan Obama'nın soykırım tanımından dolayı özür
dilemesi'' gerektiğini söyledi.
Bahçeli, geçen hafta TBMM Başkanlığına sunulan Anayasa değişiklik
teklifinin, imzalar nedeniyle geri çekildiğini, Başbakan Erdoğan'ın da imzası ve
ilave iki madde ile birlikte tekrar Meclise sunulduğunu anımsatarak, ''Bu,
Cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş bir rezalet olarak kayda girecektir'' dedi.
Devlet Bahçeli, ''Bu olay da göstermiştir ki ne derece güzel
değişiklikler hazırlarsanız hazırlayınız, arkasında bunları uygulayacak erdemli
ve liyakatli kadrolar ile yüksek siyaset ahlakı olmadıkça, sonuç alınması mümkün
olmayacaktır. AKP zihniyeti daha işin başından çuvallamış ve niyeti konusunda
milletimizde kuşkuları artırmıştır. Türk milletinin temsilcileri olan
milletvekillerinin attıkları imzaların kendi partileri tarafından geçersiz
sayılması onlar için tam bir utanç vesilesidir. Ne var ki bu teklifler de MHP
tarafından ciddiye alınmayacak, üzerinde ayrıca ve ilave bir yorum yapmaya değer
bulmayacaktır'' diye konuştu.
Anayasaların toplumun sözleşmeleri olduğunu, sadece bugün yaşayanları
değil, yarın doğacak kuşakları da etkileyecek metinler olduğunu vurgulayan
Bahçeli, şunları kaydetti:
''Anayasa hazırlamanın sorumluluğu büyüktür ve milletlerin geleceğinde
hayati öneme haizdir. Bu nedenle toplumu oluşturan herkesin ve her kesimin azami
talep ve beklentilerini önce dinlemek, sonra değerlendirmek ve sonra da karara
varmak esas olmalıdır. Bu durumda, uzlaşma arayışları, uzlaşma ahlakı, uzlaşma
kültürü, uzlaşma ortamı ve bunların üzerinde yapılacak ittifak Anayasaların etik
ve toplumsal kaynağı olmak durumundadır. Mevcut Anayasa değişiklik teklifi bu
haliyle tam bir AKP anayasasıdır ve tümüyle dayatmadır. Hazırlanma sürecinde ve
olgunlaşmasında MHP ile hiçbir arayış içine girilmemiş, önerilerimiz dikkate
alınmamıştır.
AKP içinde yandaşların iş birliği ile hazırlanan bir metin son dakika
karşımıza çıkarılmış ve sözde randevu talep edilerek iş birliği adı altında
onayımız istenmiştir. Bu yöntem her şeyden önce Anayasanın maksadının ruhuna
aykırı olduğu gibi, aynı zamanda milliyetçi hareketin siyaset ahlakına da
aykırıdır.''
MHP'nin, 22 Temmuz seçimlerinden itibaren TBMM çatısı altında bulunduğunu
anımsatan Bahçeli, ''Partimiz, varlığımızı aradan geçen 2,5 yılda
hatırlamayanların, hatta bizi aşağılayanların şimdi başlarının sıkıştığı yerde
çekecekleri imdat kolu değildir. Milliyetçi hareketin hiçbir ferdi, kendisini
faşist olmakla suçlayan, kurucu genel başkanının işine gelen sözlerini alçakça
istismar eden, parti amblemimize tabela diyen, bizi kafatasçı olarak suçlayan
çürümüş zihniyetlerin kokularına katlanamaz. Bilinmelidir ki partimiz, oluşumunda
katkısının bulunmadığı hiçbir siyasi fikre ve hazırlığa asla açıktan destek
veremez, figüran olamaz ve birilerinin piyonu haline gelmez. Bizim siyaset
ahlakımızda, muhterem kadrolarımız, bedeli ne olursa olsun bu tür dayatmaları
kesinlikle reddeder'' diye konuştu.
Anayasaların, siyasal ve toplumsal huzurun, barışın, kardeşliğin,
uzlaşmanın ve iş birliğinin sonucunda oluşabileceğini belirten Bahçeli, önceki
anayasa değişikliklerinin demokrasi dışı arayışların akabindeki sanal rahatlıktan
beslenerek tutunmaya çalıştığını, bu nedenle de toplumun gerçeklerle
yüzleşmesiyle beraber etkilerini daralttıklarının görüldüğünü söyledi.
Bir siyasi partinin tek başına hazırladığı anayasanın, sivil anayasa
anlamı taşımayacağını, 1982 Anayasasını bile askerlerin seçtiği sivil bir
komisyonun hazırladığını bildiren Bahçeli, Anayasa değişikliklerinin demokratik,
toplumsal ve ahlaki zemine dayandırılması gerektiğini vurguladı.
Devlet kurumları arasında ağır suçlama ve çatışmaların olduğunu savunan
Bahçeli, yasama, yürütme ve yargı arasında ''birbirinin görev alanına giren
müdahaleler ve gerilimlerin'' bulunduğunu ileri sürdü.
Anayasa değişikliğinin 24. Dönem TBMM iradesine bırakılması düşüncesini
tekrarlayan Bahçeli, ''Bu konuda kararımız kesindir. Müzakereye açık değildir''
dedi.
Anayasa değişiklik tekliflerinin bir dayatma halini almadan, TBMM'de
kurulacak bir uzlaşma komisyonuyla teklifin bütün yönlerinin değerlendirilmesini
önerdiklerini anımsatan Bahçeli, referanduma gidilmesi halinde, milletin neye
evet, neye hayır diyeceğinin anlatılamayacağını savundu.
MHP'li bazı milletvekillerinin anayasa değişikliğine destek vereceklerine
dair şayiaların yayılmaya çalışıldığına dikkati çeken Bahçeli, şöyle devam
etti:
''Kapı kapı gezen bazı zavallılar ise MHP'ye gönül vermiş milyonları
etkileyeceklerini düşünmektedirler. İşin yalnızca bu yönü bile AKP ve bir avuç
işbirlikçisi dışında Anayasanın geçmeyeceğine dair bir panik içine girdiklerini,
derin korkular yaşadıklarını şimdiden göstermesi bakımından ibret vericidir.
Kendi milletvekillerini iknada başarılı olamayanlar, kendi aralarındaki insanları
ikna edemeyenler şimdi başka mecralarda şansını boş yere deneme
arayışındadırlar.
Buradan inanarak tekrarlıyorum ki, Milliyetçi Hareketin hiçbir mensubu,
aziz milletimizin helal süt emmiş hiçbir ferdi; Habur'da terörist karşılarken ve
kucaklarken gördüğü, başımıza çuval geçirilirken suskunluğuna şahit olduğu,
katile sayın, şehide kelle diyen bir zihniyetin yanında kesinlikle yer
almayacaktır. Erdoğan'ın önce başbakan, sonra eşbaşkan, şimdi ise başyargıç olma
hezeyanlarına, bu dünyada hesaptan kurtulma arayışlarına asla ve asla destek
olmayacaktır.''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın, yardım derneklerinde yolsuzluk yapanlara ilişkin
söylediği sözlere değinerek, ''Başbakan'ın, bunca haram malın, yetim hakkının,
kul hakkının, yoksulluğun ve tahribatın, teslimiyetin hesabını vermeden peşini
bırakmayacağımızı açıklamak istiyorum'' dedi.
Bahçeli, ekonominin derin bir resesyondan teorik de olsa çıkmasının önemli olduğunu
vurguladı.
AK Parti hükümetinin, her alanda olduğu gibi, ekonomiyi de uluslararası
gelişmelerin kıskacına hapsettiğini ileri süren Bahçeli, şunları söyledi:
''Başbakan Erdoğan, Türkiye ekonomisinin gelişmiş ilk 10 ülke arasında
yer alacağıyla ilgili fantastik hayaller kuracağına, yakın bir zamanda nasıl
hesap vereceğini düşünmesi kendisi açısından daha faydalı olacaktır.
Elbette Türkiye girdiği bu ekonomik bunalımdan çıkacaktır ve bunun için
gerekli her türlü hazırlığımızın olduğu iyi bilinmelidir. Ancak o gün geldiğinde,
ki bu çok yakındır, Türkiye'nin Recep Tayyip Erdoğan ve AKP gibi bir derdi ve
gündemi kalmayacaktır. Bu yolsuzluk şebekesi adalet önünde hesap verirken,
Türkiye ve Türk milleti mutlaka daha emin ve kararlı bir şekilde tarihi
yolculuğuna devam edecektir.''
Bahçeli, 2009 yılı son çeyrek büyümesinin yüzde 6 düzeyinde
gerçekleştiğini, ancak yılın tümünde ekonominin yüzde 4,7 küçüldüğünü ifade
ederek, geçen yılın son döneminde görülen büyümenin, AK Parti iktidarı tarafından
haddinden fazla abartıldığını ve yersiz bir umuda neden olunduğunu iddia etti.
''İşsizlik AKP'nin eseridir, yoksulluk bu iktidarın sonucudur'' diyen
Bahçeli, ''AKP ile birlikte Türkiye maalesef; ekonomide küçülmüş, siyasette
çatışmış, dış politikada teslim olmuş, sanatta açılmış, sağlıkta saçılmış,
kültürde bozulmuş bir görünüm kazanmıştır'' diye konuştu.
Bahçeli, Malatya'daki kayısı üreticilerinin karşı karşıya kaldığı don,
dolu ve rüzgarın, verimin ve kalitenin düşmesinde çok etkili olduğunu dile
getirerek, ''Doğal afetlerin etkilediği kayısı üreticilerinin zararlarının çok
fazla olduğunu vurguladı.
Hükümetin Malatyalı kayısı üreticilerinin artan sorunları için bir an
önce harekete geçmesi gerektiğini ifade eden Bahçeli, ''Kayısı üreticisi
vatandaşlarımız, anayasa değişikliğine odaklanmış AKP hükümetinin destek ve
ilgisini beklemektedir. Ürünü dalında kalmış kardeşlerimizin dertleri kuru sıkı
demokrasi nutuklarıyla çözülmemekte, anayasa üzerinden yürütülen propagandayla
bitmemektedir'' dedi.
TEKEL işçilerinin Türk-İş Genel Merkezinin önünde toplanmasına izin
verilmemesini de eleştiren Bahçeli, şunları kaydetti:
''Kazanılmış haklarını aramak için Başkentimize tekrar dönen işçi
kardeşlerimize yönelik şiddet uygulamalarını makul karşılamak asla mümkün
değildir. Başbakan Erdoğan ve partisinin demokrasi ve özgürlük anlayışı; cop
olmuş, biber gazı olmuş ve Tekel işçilerimizin üzerine yağmıştır. Ortaya çıkan
çirkin manzaraları hiçbir işçimiz hak etmemiş ve herkes bu iktidarın gerçek
yüzünü bir kez daha görmüştür. Partimiz, otokrat ve tahammülsüz AKP iktidarının
bu davranışını kınamakta, artık bir kangren halini alan Tekel işçilerimizin
meselelerinin bir an önce çözülmesini beklemektedir.''
Bahçeli, konuşmasının son bölümünde, Başbakan Erdoğan'ın yardım
kaynaklarının suistimal edilmesine yönelik sözlerine de değinerek, şöyle dedi:
''Türkiye, geçtiğimiz hafta, yıllardır partisinin arka bahçesinde cirit
atan soyguncular ve zekatlarımızı çalan şebekeler için suskun kalan Başbakan'ın
nihayet kıpırdanmasına şahit olmuştur. İnanç soyguncuları için ilk kez bir
değerlendirme yapmaya yeltenmiş ve onlara hitaben 'yatacağı yeri yok' demiştir.
Bu açıklama, Başbakan Erdoğan'ın hidayete erme noktasında aşama kaydettiğini
göstermesi bakımından dikkat çekici olmuştur. Ancak yeterli değildir. Ne var ki
ben de Başbakana, bunca haram malın, yetim hakkının, kul hakkının, yoksulluğun ve
tahribatın, teslimiyetin hesabını vermeden peşini bırakmayacağımızı açıklamak
istiyorum. Başbakan ve ekibi bilmelidir ki bu yaptıkları karşısında yatacağı yer
de yoktur, kaçacağı delik de yoktur. Milliyetçi Hareketin nefesi ensesinde,
mazlumların iki eli yakasında olacaktır.'' (12.16)
