2008-01-15 - 12:10
MHP GENEL BAŞKANI BAHÇELİ: ''HÜKÜMET, SOSYAL SİGORTA SİSTEMİNİ YAZ-BOZ TAHTASINA ÇEVİRMİŞTİR''
Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, 22 Temmuz seçimlerinin üzerinden 6 aya yakın bir sürenin geçtiğini, bu süre içinde yaşanan tehlikeli gelişmelerin, Türkiye'yi çok zor ve karanlık günlerin beklediğini gösterdiğini söyledi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 3 Ykr'lik manevi tazminata mahkum edilmesiyle ilgili söylediği sözleri eleştirerek, ''Başbakan, haksız yere mahkum edildiğini düşünüyorsa, bu konuda AİHM'e bireysel başvuru yolunu değerlendirsin'' dedi.

Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, 22 Temmuz seçimlerinin üzerinden 6 aya yakın bir sürenin geçtiğini, bu süre içinde yaşanan
tehlikeli gelişmelerin, Türkiye'yi çok zor ve karanlık günlerin beklediğini gösterdiğini söyledi.
''Bu karanlık Türkiye manzarası, akıl, insaf ve siyasi ahlak sahibi hiçbir kimsenin inkar edemeyeceği acı bir gerçektir. Ancak bunun tek istisnası bu karanlık tablonun mimarı olan Başbakan Erdoğan ve hükümetidir'' diyen Bahçeli, Erdoğan'ın, başkalarını suçlayarak bu konudaki tarihi sorumluluğundan kurtulabilmek için nafile çırpınışlar içine girdiğini öne sürdü.
Devlet Bahçeli, şöyle devam etti:
''Başbakan Erdoğan'ın son dönemde giderek boğulan ruh hali ve sürekli irtifa kaybeden siyasi üslup düzeyi, suçluların telaşını ve suçüstü
psikolojisini yansıtan bir vahim tablodur. Sayın Başbakan'ın terörle mücadele konusunda muhalefeti; Türkiye'nin istikrarını istememekle, çözüm üretmek diye bir derdi olmamakla ve siyasi rant peşinde koşmakla karalamaya kalkışması ve 'karanlığa tükürmek ve taş atmak' gibi seviyesine uygun bir hezeyanla suçlamaya çalışması, bu tablonun son tezahürleri olmuştur. Karanlığı kendi siyasi çizgisinde, dünü ve bugününde araması gereken Başbakan, bu haksız ithamlarda bulunmakla aslında aynadaki aksine seslenmekte ve onunla kavga etmektedir. Muhalefeti çözüm üretmemekle suçlayan Başbakan, aslında eli kanlı teröristlere af çıkartılması ve PKK'nın bölücü hedefleri için siyasi çözüm süreci başlatılması konularında muhalefetin kendisiyle aynı gaflet çizgisinde buluşmamasından şikayetçidir.''

''TAHRİBATIN BAŞ SORUMLUSU...''

MHP Lideri Bahçeli, AK Parti iktidarı döneminin siyasi, ekonomik ve sosyal tahribatının baş sorumlusunun Başbakan olduğunu ileri sürdü. Başbakan'ın, bir taraftan etnik bölücülüğe kucak açarken, diğer taraftan Türkiye'nin bin yıllık kardeşlik ruhunun korunamayacağını biran önce görmesi gerektiğini anlatan Bahçeli, şunları söyledi:
''Sayın Başbakan, milli değerleri sadece tören kürsülerinde ve reklam panolarında hatırlayarak birleştirici ve bütünleştirici milliyetçi olunamayacağını, PKK'nın siyasi taleplerine demokratik reform adına sahip çıkarak vatanseverlik iddiasında bulunulmayacağını artık anlamalıdır.
Sayın Başbakan'ın herkese çatarak, her kurumu ve kesimi suçlayarak ruhunu ve vicdanını temizleme çabalarının son bir örneği üslupla ilgili
yargılandığı bir davada tazminata mahkum olması nedeniyle grup toplantısında sarf ettiği ibret verici sözler olmuştur. Hukukun üstünlüğünü siyasi amaçları için içi boşaltılmış bir slogan olarak kullanan Başbakan, aslında kendisini hukukun üstünde gören bir vehim buhranı yaşamaktadır. 'İmralı canisi bebek katiline' saygıda kusur etmeyen, buna karşılık aziz şehitlerimizi aşağılama cüretinin bir göstergesi olan ifadelerinden dolayı parasal açıdan sembolik, ancak manen namuslu vicdanların altında ezileceği bir tazminata mahkûm olan Başbakan, Türk adaletinin işgal ettiği makama saygı göstermesi gerektiğini, verilen cezanın geçerli olabilmesi için önce buna kendisinin inanmasının şart olduğunu söyleyerek hak, hukuk ve adalet anlayışının hangi düzeyde olduğunu itiraf etmiştir.
Kendisinin her şeyi yapabileceğini, her şeyi söyleyebileceğini ve bundan dolayı kendisinden hesap sorulamayacağını düşünen bu zihniyet hakkında
söylenecek fazla bir şey yoktur.
Burada bizim söyleyebileceğimiz tek şey, eğer haksız yere mahkum edildiğini düşünüyorsa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni uluslararası mahkemelerde dava etme geleneğine ve ucuz mağduriyet edebiyatına yabancı olmayan Başbakan'ın, bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolunu değerlendirmesidir.''

HÜKÜMETİN EYLEM PLANI

Devlet Bahçeli, 60. Hükümetin Eylem Planını da eleştirerek, planda, neyin ne zaman ve nasıl yapılacağının belli olmadığını öne sürdü. Açıklanan Planın, gerçekte bir icraat planı olmaktan uzak, henüz içi doldurulmamış bir temenni ve Başbakan Erdoğan'ın talimat metni niteliğinde olduğunu savunan Bahçeli, ''Ciddi bir vizyon eksikliği bulunan Acil Eylem Planında, kapsamlı bir bütünlükten ve yenilikten bahsetmek mümkün değildir. Bu gelişmelerden anlaşılmaktadır ki gelecek yıllar milletimiz için kayıp yıllar olacak, tartışma ve gerilimler yine değerler üzerinden yapılacaktır'' dedi.
Hükümetin ekonomi politikalarını da eleştiren MHP lideri Bahçeli, bu yıl başında yapılan doğalgaz, elektrik, ulaşım ve akaryakıt zamlarının enflasyon üzerindeki etkilerini yıl içinde göstereceğini ve enflasyonun yıl sonunda 2 haneli rakamlara tırmanacağını söyledi.
''Türk tarımının bugün içinde bulunduğu durumun tam anlamıyla bir perişanlık ve çöküş tablosu'' olduğunu ileri süren Devlet Bahçeli, ''Ürününün karşılığını bulamayan ve 2007 hasadını zarar ve borçla kapatan Türk çiftçisi ve köylüsü gelecek ümidini yitirmiştir. Rantiyeciye, faizciye ve vurguncuya kucak açan AKP hükümeti, Türk çiftçisine ve köylüsüne sırt çevirmiştir'' diye konuştu.

''SANAL DÜZENLEMELERLE İÇİNDEN ÇIKILMAZ HALE GELDİ''

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, sosyal sigorta sistemindeki çarpıklıkların, Türkiye'nin kanayan yaralarından biri olduğuna dikkati çekti.
''Sosyal sigorta sistemi AKP döneminde yapılan ve uygulanması sürekli ertelenen sanal düzenlemelerle içinden çıkılmaz hale getirilmiştir''
diyen Bahçeli, sosyal güvenlik kurumlarının finansman açıklarının sürekli artış gösterdiğini, geçen yıl GSMH'nin yüzde 5.3'ünün bu
açıkları kapatmak için kullanıldığını kaydetti.
AK Parti'nin, 57. Hükümet döneminde başlatılan sosyal güvenlik reformu sürecini devam ettiremediğini, bu konuda büyük bir sorumsuzluk,
ciddiyetsizlik, tutarsızlık, vurdumduymazlık ve beceriksizlik sergilediğini savunan Devlet Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu konuda 2007 yılında yaptığı ve uygulanmasını 1 Haziran 2008 tarihine ertelediği düzenleme de meselenin sadece ekonomik ve mali
boyutlarını esas almış, sosyal devlet ilkesi ve sosyal güvenlik hukukunun temel kurallarını gözardı etmiştir. Hükümet, kendi yaptığı
yasaları sürekli değiştirmiş ve sosyal sigorta sistemini yaz-boz tahtasına çevirmiştir. Hükümetin bu konuda bazı değişiklikler içeren ve
halen TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunun önünde olan yeni tasarısı da bu sakatlıkları büyük ölçüde barındırmaktadır.
Yeni tasarıda emekli aylıklarında önemli ölçüde azalmalar, emekli, dul ve yetimlerin haklarında ciddi kısıtlamalar öngörülmektedir. Sosyal güvenlik sisteminin temel sorunu olan aktif-pasif dengesinin düzeltilmesini sağlayacak düzenlemeler içermeyen bu sözde reformda, sistemin açıklarının tümüyle, esasen açlık sınırının altında yaşayan emekli, dul ve yetimlere yapılan aylık ve diğer ödemelerin azaltılması yoluyla kapatılması esas alınmıştır. MHP, TBMM'de bu sakatlık ve çarpıklıkların giderilmesi ve tüm nüfusu kapsayacak şekilde çağdaş normlarda bir sosyal sigorta sistemi oluşturulması için gerekli katkıları sağlayacaktır.''

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türk ekonomisinin çamura saplandığını ve sahipsiz bırakıldığını öne sürerek,
''Sayın Başbakan, bu alanda yapılması gerekenleri bir kenara iterek, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasını İstanbul'a taşıma gibi fantezilerle kamuoyunun gündemini yeni tartışmalarla oyalama yolunu seçmiştir'' dedi.

Bahçeli, partisinin Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada, Merkez Bankası idare merkezinin İstanbul'a taşınmasının haklı, makul ve meşru gerekçeye dayandırılmadığını söyledi. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Ankara'da görev yapan bu temel kurumun İstanbul'a gitmesinin hangi ekonomik zorunluluktan kaynaklandığının açıklanmasını isteyen Bahçeli, bu konuda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklama yapmaktan kaçındığını savundu.

Özerk bir kurum olan Merkez Bankası yönetiminin de İstanbul'a taşınmaya karşı olduğunu anımsatan Bahçeli, şöyle konuştu:
''Bu konuyu kimseye sormalarına ihtiyaç olmadığını, kanun gerekiyorsa bunu da Meclisten çıkaracaklarını söyleyerek meydan okuyan Başbakan, Parlamento çoğunluğuna güvenerek istediği her şeyi yapabileceğini vehmettiğini bir kere daha ortaya koymuştur.

Sayın Başbakana Merkez Bankası'nın İstanbul'a taşınması konusunda hangi mülahazaların hakim olduğunu bilmiyoruz. Ancak, bu konudaki bozuk sicili ışığında, bunu yaparak kime ekonomik çıkar sağlamayı düşündüğü, bunun arkasında bir rant hesabı olup olmadığı sorusu da ister istemez akla gelmektedir.''

''BÖLÜCÜLÜK SORUNUNA KAPSAMLI ÇÖZÜM TARTIŞMALARI...''
Devlet Bahçeli, konuşmasında, etnik bölücülük sorununa kapsamlı çözüm tartışmalarının, gündemdeki yerini koruduğunu ve siyasi unsurlar içerecek çözüm üretme çağrılarının sürdüğünü belirterek, AK Parti Hükümetinin böyle bir sürece girmeye hazır ve angaje olduğunu gösteren belirtilerin giderek açıklık kazandığını savundu.

''Bu konuda iktidara yakın çevrelerin sürdürdüğü kampanyada; radikal terörü meşru olmaktan çıkarmak, PKK'nın beslendiği vasatı ortadan kaldırmak ve bu yolla terör örgütünü tecrit etmek için askeri ve ekonomik tedbirlerin yanı sıra, siyasi önlemler ve adımlara ihtiyaç olduğu görüşleri artan sıklıkla işlenmiştir'' diyen Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Dağa çıkışların siyasi tavizler verilerek önlenmesi ve dağdaki teröristlerin silahlarını bırakarak şehre inmelerinin siyasi af yoluyla özendirilmesi tartışmaları yoğunlukla sürdürülmüştür.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın ABD'yi ziyaretinde, Başkan Bush'la yaptığı görüşmede terörle mücadelenin siyasi boyutunun ve bu konuların ele alındığı ve bu yönde telkinlere muhatap kalındığı yolundaki haber ve yorumlar basında geniş şekilde yer almış ve tartışılmıştır.

Türkiye ile PKK arasında Talabani'nin aracılığıyla yeni bir süreç başlayacağı, bu amaçla yakında bir Avrupa-ülkesinde masaya oturulacağını iddia eden haberler peşmerge yayın organlarına atfen İngiliz basınında yankı bulmuştur.
Kürt sorununun tanımı ve çözümü konusunda PKK ile aynı noktada durduklarını, aralarındaki farkın sadece silahlı mücadele ile siyasal anlamda mücadele olduğunu ve bu siyasal mücadele alanının bu kadar açılmış olmasını PKK'ya borçlu bulunduklarını söyleyen bir siyasi parti
temsilcileri de bu konudaki tahrik kampanyalarını devam ettirmişlerdir. Tek millet anlayışının ve milli devlet modelinin çözüm olmayacağını söyleyen bu bölücü mihraklar, Türkiye'yi parçalama reçetesi olan özerklik modelinin kabul edilmemesi halinde yeniden çatışma sürecinin başlayacağı tehdidinde bulunacak kadar çizmeyi aşmışlardır.''

''SORUN, ETNİK BÖLÜNMEYİ AMAÇLAYAN SİLAHLI TERÖR SORUNUDUR''
Türkiye'nin, etnik bölücülüğün zemin kazanması için sarf edilen çabalarda mesafe alındığı çok nazik bir döneme girdiğine dikkati çeken Bahçeli, bu konudaki tespitlerini de şöyle sıraladı:
''Türkiye'de terörden beslenen, terörle iç içe girmiş etnik bölücülük sorununun tanımı ve çözümü konularında çok tehlikeli bir kayma yaşanmaktadır. Burada ilk planda yapılması amaçlanan, bu soruna meşru kimlik ve hak talebi temelinde yeni bir tanım ve statü kazandırılmasıdır.
Bugün Türkiye'nin karşısına çıkartılan güvenlik ve bölücülük sorunu, özü itibariyle bir demokratik hak talebi, bireysel özgürlük, çoğulcu demokrasi ve siyasal katılım sorunu değildir. Bu sorun, etnik bölünmeyi amaçlayan silahlı terör sorunudur. Türkiye'de farklı kökene mensup vatandaşlarımızın tümünü kapsayan bir sorun değil, tahrik ve terörün beslediği bir siyasi ayrılıkçılık sorunudur.
Bölücü mihrakların nihai hedefi, Türk milletinin kardeşliği, devletin kuruluş esasları, siyasi yapısı ve ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüdür.
Çok kültürlülük, mozaik edebiyatı, Anayasa] vatandaşlık, demokratikleşmenin ve çağdaşlaşmanın gereği gibi klişeler, bu hain emellerin maskesi, bölücülük ticaretinin ambalajlarıdır.
Bu gerçekler ortadayken, etnik bölücülük ve siyasi ayrılıkçılık sorununa, meşru bir kimlik, hak ve özgürlük sorunu etiketinin yapıştın imasının yegane amacı, sorunun bu şekilde tanımından hareketle çözümü niteliği ve esaslarının da siyasi bir zemine oturtulmasıdır.''
Bugün yapılmak istenin, etnik bölücülüğün siyasi bir sorun olarak siyasi süreçlerle çözümü için uygun bir ortam yaratılması, bunun siyasi ve toplumsal altyapısının hazırlanması olduğunu ifade eden Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın ve AK Parti Hükümetinin böyle bir süreci başlatmaya hazır bulunduğuna yönelik işaretlerin, endişe verici olduğunu kaydetti.
Bahçeli, ''Başbakan'ın teröristlere siyasi af için zaman ve zemin kollaması, terörü dışlayan ancak siyasi yollarla etnik bölücülük yapanlara meşruiyet kazandırma ve bu süreçte bir misyon yükleme anlamına gelecek fiil ve beyanları ve bu yöndeki seferberliğin merkezinde AKP'ye yakın çevrelerin bulunması bu sonuca varılmasını kaçınılmaz kılmaktadır'' dedi.

''BİR İLERİ İKİ GERİ ADAM ATAN''
''Teröristlere siyasi af anlamına gelen vaatlerde bulunan, bu amaçla bir ileri, iki geri adım atsa dahi, af modellerini tartışmaya açan bizzat Sayın Başbakan'ın kendisidir'' diyen Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Son beş yıl boyunca Türk milli kimliğine karşı duyduğu alerjiyi saklamayan, Türk milletini etnik tasnife tabi tutma hastalığına yakalanan ve 'Türkiye'lilik' ve alt-üst kimlik hezeyanları peşinde koşan da Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olmuştur.
Nihayet, etnik bölücülüğün siyasi amaç ve talepleriyle büyük ölçüde örtüşen bölücülük manifestosu niteliğindeki 1991 tarihli bir raporu hazırlatan, dönemin Refah Partisi İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'dır.
Sayın Başbakan Erdoğan'a tavsiyemiz, bu gerçekler ışığında konuyu polemik üslubuyla saptırmaya kalkışmaması ve şeref temelinde bir tartışmaya girmeden önce çok iyi düşünmesidir.''
Bahçeli, PKK'nın siyasallaşarak meşrulaşması ve etnik bölücülüğün siyasi zemin kazanması konularının 2008 yılında siyasi gündemin merkezindeki konumunu koruyacağını da bildirdi.

''YENİ ANAYASA HAZIRLANMASI SÜRECİ...''

Bu çerçevede yeni Anayasa hazırlanması sürecinin özel bir önem taşıdığına dikkati çeken Devlet Bahçeli, şu konulara dikkat edilmesi gerektiğini söyledi:
''İlk bakılması gerekecek husus, AKP'nin hangi ad altında olursa olsun teröristlere af konusunda bir düzenlemeyle ortaya çıkıp çıkmayacağı veya mevcut düzenlemelerin uygulamada esnetilip esnetilmeyeceği olacaktır.
İkinci husus ise AKP'nin Anayasa taslağında 'Türk' ve 'Türklük' konularında yer alacak değişiklikler hakkındaki yaklaşımı ölçü olacaktır.
Üçüncü husus, AKP'nin yeni Anayasa taslağı ile Türkçe'den başka dillerin resmi okullarda anadil olarak öğretilmesi konusunda nasıl bir metinle ortaya çıkacağıdır.
Türkçe'den başka dillerin resmi okullarda eğitim ve öğretiminin önünü açacak düzenlemelerin metinde yer alması halinde, PKK'nın siyasi eylem planında yer alan bu talebin karşılanması yolunda ilk adım atılmış olacaktır.
AKP'nin Anayasa metninde yerel yönetimlere yetki devrinin kapsamı konusunda çizilecek çerçeve ve etnik bölücülerin özerk yönetim anlayışlarına hizmet edecek şekilde mahalli idarelere ve seçimlerle oluşan karar organlarına üniter devlet esası bakımından tartışmalı
yetkiler verilip verilmediği de üzerinde dikkatle durulacak bir diğer husustur.
Son olarak, Anayasada yapılacak ince ayar niteliğindeki değişikliklerle etnik temelde kolektif kültürel hakların düzenlenmesi bakımından anayasal bir zemin oluşturulup oluşturulmadığı da yakından izlenecek temel bir konu olacaktır.''

''İÇ ÇATIŞMA ORTAMA YARATMAK İSTEYEN...''
Devlet Bahçeli, ''Türk toplumu etnik bölücülük gündeminin hayata geçirilmesi fikrine alıştırmaya, bu yöndeki çabaları kanıksamasını sağlamaya yönelik toz-duman bulutu ve sisli ve puslu hava, yaşanacak bu gelişmelerle dağılacak ve gerçek niyetler, hazırlıklar ve tasarımlar yavaş yavaş gün ışığına çıkacaktır'' dedi.
Böyle bir ortamda resimli bilmecenin parçalarının bir bir yerine oturacağını ve tezgahlanan büyük ihanet senaryosunun yazarları, aktörleri, taşeronları, destekçileri ve figüranlarının siluetleri bütün çirkinliğiyle görüleceğini ifade eden Bahçeli, sözlerini, ''Bizim bütün temennimiz, Sayın Başbakanın bu gaflet sürüklenişinden kendisini biran önce kurtarması ve Türkiye'de bir iç çatışma ortamı yaratmak isteyen hain tahriklerin amaçlarına hizmet edecek siyasi hesapların aleti olmamasıdır. Böyle bir gafletin şeref ve onuru gibi ucuz polemiklerle geçiştirilemeyeceği ortadadır. Türkiye böyle bir kavşak noktasına sürüklenirse, Türk milliyetçileri Türkiye'nin sahipsiz olmadığını göstermeye ve bu ihanet ortaklığıyla demokratik
zeminlerde hesaplaşmaya hazır ve kararlıdır'' diyerek tamamladı.