2008-01-08 - 12:10
AK Parti TBMM Grubu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokrasi, hukuk ve adaletin güçlenmesinin, Ankara'nın bütün kurumlarıyla birlikte kalbini Anadolu'ya vermesinin ve vatandaşın devletiyle bütünleşmesinin, teröristlerin tabanını kuruttuğunu bildirerek, ''Uluslararası uyuşturucu mafyasının maşası olarak onlarla sarmal halinde iç içe geçen bu cinayet şebekesi açık söylüyorum; sonun başlangıcına yaklaşmıştır'' dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, acıları ve mutlulukları paylaştıkları oranda millet olma bilincinin güçleneceğini belirterek, ''İnşallah yeni yılda da milletçe daha güzel günler görecek, daha müreffeh bir Türkiye'ye ulaşmak için canla başla çalışmaya devam edeceğiz'' diye konuştu.
Devletin, milletle birlikte güçlendiği oranda geçmişin yanlışlarını, ihmallerini telafi ettiklerini, yıllarca ertelenen sorunları çözüme ulaştırdıklarını anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
''Allah'ın izniyle özgüvenimiz tamdır. Milletimize güveniyoruz, milletimiz de bizlere, devletine, hükümetine güveniyor. Millet ile devlet arasındaki bu karşılıklı güven duygusunu her gün biraz daha güçlendirmek siyasetimizin temel misyonudur.
Bu yola çıkarken söylediğimiz gibi 'çözümsüz hiçbir meselemiz yoktur.' Şimdiye kadar dize getirdiğimiz zorluklar göz önüne alındığında bundan
sonra da önümüzdeki meselelerin hangi usul ve yöntemlerle aşılacağını çok iyi biliyoruz.
Bugüne kadar karanlıktan beslenen terör örgütü mensupları, Türkiye'nin gün ışığına kavuşmasından, açık ve şeffaf bir demokrasiye ulaşmasından
ne kadar tedirgin olduğunu gösteriyor. Onların kirli ve karanlık eşkalleri, Türkiye günışığına kavuştukça daha çok belirginleşiyor.
Demokrasi, hukuk ve adaletin güçlenmesi, Ankara'nın bütün kurumlarıyla birlikte kalbini Anadolu'ya vermesi, vatandaşımızın devletiyle bütünleşmesi teröristlerin tabanını kurutuyor.
Perşembe günü Diyarbakır'da meydana gelen bombalı cinayet, terör örgütünün çocuk masumiyetine bile tahammülü olmadığını bir kez daha en
açık biçimde göstermiştir. Ortaya çıkan fotoğraf herhalde insaf sahibi, yüreğinde insanlıktan zerre kadar merhamet olan herkesin içini yakmıştır.
Bu ülkenin umudu, geleceği, yarını olacak gencecik çocuklarımız dershanelerinin önünde kitaplarıyla, rüyalarıyla birlikte alçakça tezgahlanan bir cinayete kurban gitmişlerdir. Çocuklarımız nur içinde yatsınlar.''
''TERÖRE VERİLECEK EN GÜZEL CEVAP...''
Hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralılara da acil şifalar dileyen Başbakan Erdoğan, ''Annelerine, babalarına, kardeşlerine Allah sabır ve metanet versin. milletimizin başı sağolsun diyorum'' dedi.
Cumartesi günü bakan ve milletvekilleri birlikte Diyarbakır'a gittiğini hatırlatan Erdoğan, terör saldırısında hayatını kaybedenlerin ailelerine taziyede bulunduklarını, yaralıları hastanede ziyaret ettiklerini ve halkla kucaklaştıklarını söyledi.
Erdoğan, teröre verilecek en güzel cevabın, birlik ve beraberliği korumak, kardeşlik duygusuyla birbirine daha fazla kenetlenmek olduğunu
ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Diyarbakır ve bölge halkı terör ortamının olumsuzluklarından çok çekti, büyük bedeller ödedi. Son dönemdeki gelişmelerle geleceğe dair ümitleri artan Diyarbakırlı kardeşlerimiz, huzur ortamının devam etmesini, bu tür terör eylemleriyle huzurlarının bozulmamasını arzuluyor.
Anne ve babalarıyla hafta sonu görüştüğüm şehit çocuklarımız Rıdvan Süer, Eren Şahin, Melek İpek ve Ferhat Mutlu yüreğimizi gerçekten dağladı. Son olarak öğrenci kardeşimiz Engin Taşkaya da hayatını kaybetti. Ona da Allah'tan rahmet diliyorum. Biliyorum ki, 70 milyonluk milletimiz de bu derin bir acıyı yüreğinde hissetti.
Eren Şahin'in annesi Bursalı, babası Diyarbakırlıydı. Rıdvan Süer, Ankaralı bir ailenin evladıydı. Lice'li bir ailenin evladı olan Ferhat Mutlu'nun ağabeyi asker olarak şehit edilmişti.
Melek İpek, annesinin, babasının olduğu kadar bizim de melek ve ipek ruhlu bir evladımızdı. O bedenler, o temiz ve masum ruhlar aramızdan
ayrıldı. Peki o caniler, bu cinayeti işleyenler, azmettirenler, cinayet emrini verenler, ne elde ettiler? Hangi ideale hizmet ettiler? Hangi ideallerini gerçekleştirdiler? Karanlık maskeleri indirildiğinde ne söyleyebilirler? Terör örgütü için 'siyasi bir örgütlenme' diyen anlayış acaba bu çatı altında ne iş görüyor? Madem siyasi bir örgüt size ne gerek var? Niçin hala kalkıp tavrınızı koyamıyorsunuz? Siz korktukça, kaçtıkça biliniz ki korkunun ecele faydası yoktur, gelip bir gün sizi yakalayacaktır.''
''TERÖR TECRİT OLACAK''
Başbakan Erdoğan, terör ve şiddetin bir akıl kilitlenmesi olduğunu vurgulayarak, bu kilidin er geç kırılacağını söyledi. Terörün, toplumdan tecrit olacağını kaydeden Erdoğan, ''Esasen bugün yaşanan da toplumdan ve dünyadan tecrit olmanın, tabansız kalmanın şuursuzluğudur'' dedi.
''Çocuk masumiyetine kastedecek kadar insanlığa düşman olmak hangi düşünceyle izah edilebilir?'' sorusunu yönelten Erdoğan, şöyle konuştu:
''Toplumu tedirgin ederek, korku ve kaygı salarak, kaos ortamı oluşturarak akılla bulunacak çözümleri akıl dışı bırakmak isteyenler muratlarına eremeyeceklerdir. Biz bu tuzakları biliyoruz. Bölge insanı bu tür tuzaklarla çok imtihan oldu.
Uluslararası uyuşturucu mafyasının maşası olarak onlarla adeta sarmal halinde iç içe geçen bu cinayet şebekesi açık söylüyorum; sonun
başlangıcına yaklaşmıştır.
Bu millete huzuru, adaleti, merhameti, demokrasiyi, kalkınmayı, refahı çok görenler bu milletin hukukunu korumak için dikkatimizi dağıtmaya
muvaffak olamayacaklar. O şehit çocuklarımızın adları ülkemizdeki bir çok ilde okullarımızda yaşayacak.
Demokrasi içinde, hukuk içinde, bin yıllık medeniyet birikimimiz içinde çözümsüz olduğuna inandığımız hiçbir meselemiz yoktur. Bu vatanın bütün
evlatları bir ve beraberdir. Sorunlarımızı birlikte çözüme götürürken, Türkiye her geçen gün aydınlanırken aklın yoluna mayın döşeyenler bu
toplumdan bertaraf olacaklardır.''
''MASKELİ TERÖR''
Erdoğan, uluslararası toplumun da hükümetin kararlı tutumu sonucu artık, maskeli terörün şifrelerini çözdüğünü, maskenin arkasındaki karanlık
eşkali tanıdığını söyledi. İstisnasız bütün vatandaşlar için siyaset yaptıklarını vurgulayan Erdoğan, istisnasız bütün vatandaşların hukukunun kendi hukukları olduğunu belirtti.
Erdoğan, şöyle devam etti:
''Tereddütsüz söylüyorum; Türkiye, daha çok demokrasi, daha çok refah, daha çok kalkınma, daha güçlü bir hukuk devleti olma yolundaki
yürüyüşünü asla kesintiye uğratmayacaktır. Türkiye, vatandaşlarının mutluluğu için geriye doğru bir tek adım atmayacaktır. Türkiye artık, meselelerini konuşamayan, tartışma imkanından mahrum o eski günlerin Türkiye'si değildir. Demokrasinin çıtası olabildiğince yükselmiştir.
Bunu bütün dünya görmüş, hakkaniyet sahibi herkes takdir etmiştir. Türkiye'nin, sorunlarını çözebilecek bir siyasi iradeye kavuştuğunu
bütün dünya görmüştür. Konuşabildiğimiz, özgürce tartışabildiğimiz, demokratik hayata güç verdiğimiz ölçüde medeniyet çıtası yükselecek olan
bir ülke olduğumuzu artık hepimiz biliyoruz. Bütün dünya da bunu biliyor. Siyasetin problem çözücü araçlarını bir bir devreye sokuyor,
siyasetin konularını siyasetin dışına itmiyoruz.
Biliyoruz ki toplumsal meseleler, siyaset tarafından kuşatılıp, siyasetin medeni tartışma ortamı içine alınmadıkça sosyolojik, ekonomik, hukuki küçük sorunlar birbirini tetikleyerek yeni sorunlara yol açmaya başlar.''
DEMOKRASİ
Erdoğan, son beş yıldır, demokrasi, hukuk ve özgürlükler bahsinde yükselttikleri çıtaya, kat ettikleri büyük mesafeye rağmen, belli zihniyet kalıplarının değişime direndiğinin doğru olabileceğini belirterek, ''Kuşkusuz hayatın tabiiliği içinde bu bir süreçtir. Geldiğimiz noktada bu olumlu süreçten en çok rahatsız olanlar, eski istismar alanlarını şimdi kaybedenlerdir'' dedi.
Türkiye'nin yaklaşık 30 yıldır ayrılıkçı terörle mücadele ettiğini, bu mücadelede güvenlik kuvvetlerinin her zaman büyük özveri ve kararlılık gösterdiğini anlatan Erdoğan, ''Terörle mücadelemizden asla taviz vermeden, demokratik bir hukuk devletinin vatandaşları olarak meselelerimizi, siyasetin ve sosyal hayatın imkanları içinde açık ve şeffaf biçimde konuşmaya devam edeceğiz'' diye konuştu.
Siyasetin, tabiatı gereği bundan vazgeçemeyeceğini belirten Erdoğan, ''Çünkü, siyasetin esası, şiddeti dışlayarak konuşabilmektir'' dedi.
Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Demokrasinin esası, şiddeti, terörü reddederek yasal zeminde sorunları siyasetin konusu yapabilmektir. Beş yıldır her alanda yaptığımız budur.
Bundan sonra da demokrasi istikametinde yapacağımız budur. Demokrasi ve hukuk içinde, milletimizin birlik ve beraberliğini, mutluluk ve huzurunu
esas alarak siyaset yapıyor, ülkemizi yönetiyoruz.
Milletimizi ve ülkemizi bir bütün olarak gören siyasetimizin bu kuşatıcı hüviyetinin her geçen gün daha iyi anlaşılmasından da büyük memnuniyet
duyuyoruz. 70 milyon insanımızın en büyük arzusu, en büyük özlemi birlik ve beraberlik ruhunun Türkiye'ye hakim olmasıdır. AK Parti olarak, adaleti
ve kalkınmayı esas alan bir parti olarak, beş yıllık icraatımız açıkça ispat etmiştir ki siyasetteki varlık nedenimiz vatandaşlarımızın taleplerini karşılamak, birlik ruhunu güçlendirmektir. Bunun için her türlü önyargıyı ve yerleşik alışkanlıkları sorgulayarak büyük mesafeler aldık, toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek büyük yenilikler getirdik.''
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, siyaseti milletle tanımladıklarını, milletle birlikte yürümeye azami özen gösterdiklerini söyledi.
En önemli prensiplerinin, kime yönelirse yönelsin, kimden gelirse gelsin şiddeti, terörü mutlak surette dışlamak olduğunu vurgulayan Erdoğan,
''Hiçbir toplumsal mesele, hiçbir gerekçe, teröre meşruiyet kazandırmaz. Meselelerimizi konuşmanın, karşılıklı masa etrafında toplanarak çözmenin
de en meşru aracı siyasettir'' diye konuştu.
Terörle hiçbir davaya hizmet edilemeyeceği ve hiçbir sorunun çözülemeyeceğini, artık herkesin çok iyi anlaması gerektiğini belirten Erdoğan, terörün çıkmaz yol olduğunu vurguladı.
Erdoğan, terörü yöntem olarak seçenlerin, hiçbir hedefe ulaşamayacaklarını, hayırlı hiçbir amaca hizmet edemeyeceklerini dile getirerek, ''Terörü bir yöntem olarak onaylayanlar, mazur görenler ise terör eylemlerinin kanlı sonuçlarına, vahşi yüzüne ortak olurlar'' dedi.
''BÜTÜN DÜNYA ANLADI, ÜMİT EDİYORUZ BUNLAR DA ANLAR''
Terörün; her türlü gelişmenin, ekonomik, siyasi ve demokratik açılımın önünde büyük bir engel olduğuna işaret eden Erdoğan, Güneydoğu, Doğu
Anadolu halkının, artık terörün olumsuz sonuçlarından etkilenmek, acı çekmek istemediğini söyledi. Erdoğan, görüştükleri herkesin, ''artık bu
acı, kan, gözyaşı dinsin'' dediğini, bu yüzden de sesini yükselttiğini, terörü kınadığını, açıkça huzur ve istikrardan yana tavır takındığını belirtti.
Erdoğan, bu yüzden Diyarbakır'daki sivil toplum kuruluşlarının, bu hain saldırıyı kınadıklarını, sağlanan güven ve istikrar ortamını baltalayacak her türlü terörist girişime karşı bir bütün olarak tavır aldıklarını gösterdiklerini söyledi.
''Demokratikleşmeden, kardeşlik ve dostluk hukukumuzdan, sevgi ve saygı ikliminden asla taviz vermeyeceğiz, geri adım atmayacağız, terörün
ektiği nifak tohumlarının yeşermesine fırsat vermeyeceğiz'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Diyarbakır'ın en işlek caddesinde bomba patlatıp, yavrularımızın, sivil ve masum vatandaşlarımızın, güvenlik güçlerimizin hayatına kastedenler nasıl bu bölgeyi, bölge insanını düşünüyor olabilirler? Böyle alçakça bir eyleme girişenler nasıl insaniyetten, insanların haklarından bahsedebilirler?
Türkiye'nin hamuru ahlakla, adaletle, hoşgörüyle yoğrulmuştur; bu bölgenin hamuru kardeşlikle, merhametle, erdem ve faziletle yoğrulmuştur. Bu işler, bu canice saldırılar, bu kanlı eylemler bölge insanının karakterinden, seciyelerinden, örfünden nasibini alamamanın da bir sonucudur. Bu tür yöntemler bu ülkenin toplumsal dokusunu, insan profilini yansıtmamaktadır. Toplumuna, örfüne, dinine, geleneklerine bu kadar yabancılaşan, insani hasletlerini bu kadar yitirenler, hiçbir insanımızı temsil edemez, hiçbir vatandaşımızı temsile soyunamaz. Terörle bir yere varılmadığını bütün dünya anladı, ümit ediyoruz bunlar da vakit çok geç olmadan terörle bir yere, bir amaca ulaşılamayacağını anlarlar.''
''HERKESİN ATMASI GEREKEN ADIM BELLİ''
Başbakan Erdoğan, hedeflerinin, güçlü, müreffeh ve demokratik Türkiye ideali olduğunu dile getirerek, hiçbir tereddüt göstermeden, milletin
her ferdinin, herhangi bir ayırıma tabi tutulmaksızın, en geniş anlamda demokrasiyi ve özgürlükleri hak ettiğine inandıklarını kaydetti.
Erdoğan, hükümet olarak da bunun güvencesi olduklarını belirtti. Demokrasi ve özgürlüklerin, milletin ortak değeri, ortak kazanımları olduğuna dikkati çeken Erdoğan, ''Siyasetteki bütün muhataplarımızdan beklentimiz, terör ile toplumsal meselelerimizi mutlaka birbirinden ayırarak konuşabilme ve siyaseti meşru çözüm yolu olarak kurumsallaştırma çabasına katkı yapmalarıdır. Hiç kimse ama hiç kimse, meşru zemin ile gayrı meşru çizgide aynı anda bulunamaz'' diye konuştu. İyi niyetli, hakkaniyetli, şiddeti dışlayan herkesin, atması gereken adımın belli olduğunu vurgulayan Erdoğan, ''Bu devlet büyük bir devlet, bu millet büyük bir millettir. Gelin, bu devlete ve bu aziz millete ait olmanın onurunu hep birlikte yaşayalım'' çağrısında bulundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şöyle konuştu:
''Böyle bir vasatı oluşturduğumuzda, korku ve nefretten arınarak büyük bir millet olma vasfımızı harekete geçirdiğimizde, meselelerimizin hallinin hiç de zor olmadığını açık bir şekilde görebileceğiz. Allah'a şükürler olsun ki o günlere en yakın noktadayız. Zira vatandaşımızın gönlü, iradesi, aklı, vicdanı sadece ve sadece birlikten yanadır. Terörle bu ortak mücadelemiz, inanıyorum ki aynı kararlılıkla devam edecek. Terörle mücadelede söyleyecek bir şeyi olanlar, bizlere tavsiyesi olanlar, teşhis, tespitten çok, çözüme yönelik ne söyleyecekler... Bunu söylesinler. Biz, ortak aklı oluşturmaya her zaman hazırız. Varsa çözüme yönelik teklif, biz bunu alır, kabullenir ve uygulamaya da geçiririz. Ama ortada görüneni konuşmak, hiçbir zaman siyaset yapmak değildir. Var mı çözümün, bunu söyle. Yoksa diğeri sadece bütün bu olanları ranta dönüştürmektir, bir rant hevesidir. Benim milletim bunu yutmuyor.''
''DEVLET SIRRI KAVRAMI''
Başbakan Erdoğan, geçen 5 yıllık dönemde, TBMM'de Türkiye'nin her alanda yaşadığı değişimi yansıtan bir çok önemli yasama çalışması yapıldığını,
bir çok yasa çıkarıldığını anımsattı.Yeni dönemde de Türkiye'nin ihtiyacı olan yasal düzenlemeleri, yasama faaliyetlerini aynı titizlik ve dikkatle sürdürdüklerini kaydeden Erdoğan, Meclis gündemine gelmek üzere olan son derece önemli yasa tasarılarının bulunduğunu ifade etti.
Bakanlar Kurulunun dünkü toplantısında, çok önemli yasaları değerlendirdiklerini anlatan Erdoğan, bunlardan birinin, devlet sırları ve gizliliğin nerede başlayıp nerede bittiğiyle ilgili konuları yasal bir zemine ve hukuki tanımlamalara bağlayacak olan tasarı olduğunu belirtti. Erdoğan, bu tasarıyı, kamu yönetimi, devlet-toplum ilişkileri, şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından çok önemli bulduklarını belirtti.
Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Çünkü insanlarımızın bilgi alma, edinme hakkını önemli buluyoruz. Devlet yönetiminin şeffaflığı ile milletin bilgi alma hakkının korunması bize göre demokrasinin esasıdır. Zira devlet, milletindir. Demokratik bir devletin mümkün olan en şeffaf yapı içinde faaliyetlerini sürdürmesi bir zorunluluktur.
Bizde maalesef devlet sırrı kavramı, uzun yıllar boyunca muğlaklıktan kurtarılamamış, dolayısıyla zaman zaman bu kavram istismar edilmiştir.
Her devletin sır niteliği taşıyan bilgi ve belgeleri vardır, ülkenin menfaatleri ve güvenliği için bu bilgi ve belgeler açıklanmaz. Bu uygulama dünyanın her ülkesinde vardır, uygulanmaktadır, uygulanması da doğaldır. Ancak bu uygulamanın, vatandaşların bilgi alma hakkını ve özgürlüğünü en az etkileyecek dar sınırlar içinde yürütülmesi gerekir. Dahası neyin devlet sırrı olduğuna, neyin olmadığına herkesin kendi keyfine göre karar vermemesi, bunun bir hukuki dayanağının, ölçüsünün, tarifinin olması gerekir. Yeni yasa tasarımız, bugüne kadar muğlak kalan, belirsiz kalan noktaları hukuki esaslara bağlamayı amaçlamaktadır. Daima ifade ediyoruz, biz devletin şeffaf olması gerektiği, bunun demokrasinin bir gereği olduğu fikrini savunuyoruz. Ancak bu açıklığın, bu şeffaflığın elbette bir sınırı var. Bu, bütün ülkeler için böyle.''
''ŞEFFAFLIK YOLUNDA ÖNEMLİ BİR ADIM''
Erdoğan, bu yasal düzenlemeyle son derece önemli bu konuyu istismar edilmekten, vatandaşın bilgi alma özgürlüğünü sınırlayacak, devletin
faaliyet alanı içinde karanlık bölgeler oluşturacak belirsizliklerden tümüyle uzaklaştırdıklarını söyledi. Bu yasayla aynı zamanda yetki sahiplerinin hesap verebilirliklerinin de sağlandığını ve garanti altına alındığını ifade eden Erdoğan, tasarının yasalaşmasıyla, Türkiye'de devletin, kurumların daha şeffaf bir yapıya kavuşması yolunda da önemli bir adım atmış olacaklarını kaydetti.
''HAKSIZ KAZANCA 'DUR' DİYEN KARARLI İKTİDAR VAR''
5 yıllık iktidarlarında hırsıza, arsıza ve hortumcuya göz açtırmamaya azami özen gösterdiklerine işaret eden Erdoğan, şunları söyledi:
''Bu irade son derece önemlidir. Geçmişte bu ülkenin kaynakları talan edilirken gerçeği göremeyenler ya da görmezden gelenler ne yazık ki bu suçlara ortak oldular. Bugün Allah'a şükür ki haksız kazanca 'dur' diyen kararlı, dirayetli bir iktidar var. Ancak biz istiyoruz ki bu konular yasal bir güvenceye kavuşsun. Bu konunun iki yönü var. Bir yandan ticari sır, banka sırrı, müşteri sırrı gibi kavramları tanımlayıp koruyacaksınız, bir yandan da bunların dışında kalan bilgi ve faaliyetlerde şeffaflığı sağlayacak, istismara giden yolları denetime açacaksınız...
Geçmişte maalesef sırların ifşa edildiği, şeffaf olması gerekenin de örtülü hale getirildiği dönemler yaşadık. Sonunda da özellikle bankacılık alanında yaşanan yolsuzlukların ağır bedelini de ülke olarak hep birlikte ödedik. İnşallah bu yasayla bu konuda da çok önemli bir mesafe alacağız, bankacılık faaliyetlerini, ticari faaliyetleri de güvenli bir yapıya kavuşturmuş olacağız. Tabi bunun tanımı yapılınca, bu tanımla birlikte herkes neyin ne olduğunu çok açık, net görmüş olacak.''
''DEVLET, DEVLETSE MAZERET ÜRETMEYECEK''
Başbakan Erdoğan, Meclis gündemine gelecek başka bir yasal düzenlemeyle de Afet İşleri, Sivil Savunma ve Acil Durum genel müdürlüklerini, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı adı altında bir arada toplamayı hedeflediklerini söyledi.
Türkiye'nin doğal afetlere açık bir coğrafya olduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
''Selden, depremlerden, heyelanlardan, taşkınlardan alın, aklınıza ne geliyorsa... Bütün bunlar, bu 3 dağınık birimle hareket edince bu birimlerin zaman zaman birbirinden haberi dahi olmuyor. Ama bunları biz tek kurum haline getirdiğimizde aynı merkezden bu yönetim sağlanmış olacak ve bir yerde bir olay, felaket mi yaşandı, acil durum mu var? Bu merkez oraya süratle, Kızılayla beraber müdahalesini yapmış olacak.
Zaman zaman bizi üzen felaketler yaşıyoruz, acil durumlar yaşanıyor, insanlarımızın acil ihtiyaçları ortaya çıkıyor. Çok açık söylüyorum, devlet devletse zor günde kendini gösterecek, geç kalmayacak, mazeret üretmeyecek. Son zamanlarda depremle ilgili çok şeyler konuşuluyor.''
** Başbakan Erdoğan"ın TBMM Grup Toplantısındaki konuşmasının devamını haberin "ilgili dokümanlar" bölümünde okuyabilirsiniz.
Erdoğan, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, acıları ve mutlulukları paylaştıkları oranda millet olma bilincinin güçleneceğini belirterek, ''İnşallah yeni yılda da milletçe daha güzel günler görecek, daha müreffeh bir Türkiye'ye ulaşmak için canla başla çalışmaya devam edeceğiz'' diye konuştu.
Devletin, milletle birlikte güçlendiği oranda geçmişin yanlışlarını, ihmallerini telafi ettiklerini, yıllarca ertelenen sorunları çözüme ulaştırdıklarını anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
''Allah'ın izniyle özgüvenimiz tamdır. Milletimize güveniyoruz, milletimiz de bizlere, devletine, hükümetine güveniyor. Millet ile devlet arasındaki bu karşılıklı güven duygusunu her gün biraz daha güçlendirmek siyasetimizin temel misyonudur.
Bu yola çıkarken söylediğimiz gibi 'çözümsüz hiçbir meselemiz yoktur.' Şimdiye kadar dize getirdiğimiz zorluklar göz önüne alındığında bundan
sonra da önümüzdeki meselelerin hangi usul ve yöntemlerle aşılacağını çok iyi biliyoruz.
Bugüne kadar karanlıktan beslenen terör örgütü mensupları, Türkiye'nin gün ışığına kavuşmasından, açık ve şeffaf bir demokrasiye ulaşmasından
ne kadar tedirgin olduğunu gösteriyor. Onların kirli ve karanlık eşkalleri, Türkiye günışığına kavuştukça daha çok belirginleşiyor.
Demokrasi, hukuk ve adaletin güçlenmesi, Ankara'nın bütün kurumlarıyla birlikte kalbini Anadolu'ya vermesi, vatandaşımızın devletiyle bütünleşmesi teröristlerin tabanını kurutuyor.
Perşembe günü Diyarbakır'da meydana gelen bombalı cinayet, terör örgütünün çocuk masumiyetine bile tahammülü olmadığını bir kez daha en
açık biçimde göstermiştir. Ortaya çıkan fotoğraf herhalde insaf sahibi, yüreğinde insanlıktan zerre kadar merhamet olan herkesin içini yakmıştır.
Bu ülkenin umudu, geleceği, yarını olacak gencecik çocuklarımız dershanelerinin önünde kitaplarıyla, rüyalarıyla birlikte alçakça tezgahlanan bir cinayete kurban gitmişlerdir. Çocuklarımız nur içinde yatsınlar.''
''TERÖRE VERİLECEK EN GÜZEL CEVAP...''
Hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralılara da acil şifalar dileyen Başbakan Erdoğan, ''Annelerine, babalarına, kardeşlerine Allah sabır ve metanet versin. milletimizin başı sağolsun diyorum'' dedi.
Cumartesi günü bakan ve milletvekilleri birlikte Diyarbakır'a gittiğini hatırlatan Erdoğan, terör saldırısında hayatını kaybedenlerin ailelerine taziyede bulunduklarını, yaralıları hastanede ziyaret ettiklerini ve halkla kucaklaştıklarını söyledi.
Erdoğan, teröre verilecek en güzel cevabın, birlik ve beraberliği korumak, kardeşlik duygusuyla birbirine daha fazla kenetlenmek olduğunu
ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Diyarbakır ve bölge halkı terör ortamının olumsuzluklarından çok çekti, büyük bedeller ödedi. Son dönemdeki gelişmelerle geleceğe dair ümitleri artan Diyarbakırlı kardeşlerimiz, huzur ortamının devam etmesini, bu tür terör eylemleriyle huzurlarının bozulmamasını arzuluyor.
Anne ve babalarıyla hafta sonu görüştüğüm şehit çocuklarımız Rıdvan Süer, Eren Şahin, Melek İpek ve Ferhat Mutlu yüreğimizi gerçekten dağladı. Son olarak öğrenci kardeşimiz Engin Taşkaya da hayatını kaybetti. Ona da Allah'tan rahmet diliyorum. Biliyorum ki, 70 milyonluk milletimiz de bu derin bir acıyı yüreğinde hissetti.
Eren Şahin'in annesi Bursalı, babası Diyarbakırlıydı. Rıdvan Süer, Ankaralı bir ailenin evladıydı. Lice'li bir ailenin evladı olan Ferhat Mutlu'nun ağabeyi asker olarak şehit edilmişti.
Melek İpek, annesinin, babasının olduğu kadar bizim de melek ve ipek ruhlu bir evladımızdı. O bedenler, o temiz ve masum ruhlar aramızdan
ayrıldı. Peki o caniler, bu cinayeti işleyenler, azmettirenler, cinayet emrini verenler, ne elde ettiler? Hangi ideale hizmet ettiler? Hangi ideallerini gerçekleştirdiler? Karanlık maskeleri indirildiğinde ne söyleyebilirler? Terör örgütü için 'siyasi bir örgütlenme' diyen anlayış acaba bu çatı altında ne iş görüyor? Madem siyasi bir örgüt size ne gerek var? Niçin hala kalkıp tavrınızı koyamıyorsunuz? Siz korktukça, kaçtıkça biliniz ki korkunun ecele faydası yoktur, gelip bir gün sizi yakalayacaktır.''
''TERÖR TECRİT OLACAK''
Başbakan Erdoğan, terör ve şiddetin bir akıl kilitlenmesi olduğunu vurgulayarak, bu kilidin er geç kırılacağını söyledi. Terörün, toplumdan tecrit olacağını kaydeden Erdoğan, ''Esasen bugün yaşanan da toplumdan ve dünyadan tecrit olmanın, tabansız kalmanın şuursuzluğudur'' dedi.
''Çocuk masumiyetine kastedecek kadar insanlığa düşman olmak hangi düşünceyle izah edilebilir?'' sorusunu yönelten Erdoğan, şöyle konuştu:
''Toplumu tedirgin ederek, korku ve kaygı salarak, kaos ortamı oluşturarak akılla bulunacak çözümleri akıl dışı bırakmak isteyenler muratlarına eremeyeceklerdir. Biz bu tuzakları biliyoruz. Bölge insanı bu tür tuzaklarla çok imtihan oldu.
Uluslararası uyuşturucu mafyasının maşası olarak onlarla adeta sarmal halinde iç içe geçen bu cinayet şebekesi açık söylüyorum; sonun
başlangıcına yaklaşmıştır.
Bu millete huzuru, adaleti, merhameti, demokrasiyi, kalkınmayı, refahı çok görenler bu milletin hukukunu korumak için dikkatimizi dağıtmaya
muvaffak olamayacaklar. O şehit çocuklarımızın adları ülkemizdeki bir çok ilde okullarımızda yaşayacak.
Demokrasi içinde, hukuk içinde, bin yıllık medeniyet birikimimiz içinde çözümsüz olduğuna inandığımız hiçbir meselemiz yoktur. Bu vatanın bütün
evlatları bir ve beraberdir. Sorunlarımızı birlikte çözüme götürürken, Türkiye her geçen gün aydınlanırken aklın yoluna mayın döşeyenler bu
toplumdan bertaraf olacaklardır.''
''MASKELİ TERÖR''
Erdoğan, uluslararası toplumun da hükümetin kararlı tutumu sonucu artık, maskeli terörün şifrelerini çözdüğünü, maskenin arkasındaki karanlık
eşkali tanıdığını söyledi. İstisnasız bütün vatandaşlar için siyaset yaptıklarını vurgulayan Erdoğan, istisnasız bütün vatandaşların hukukunun kendi hukukları olduğunu belirtti.
Erdoğan, şöyle devam etti:
''Tereddütsüz söylüyorum; Türkiye, daha çok demokrasi, daha çok refah, daha çok kalkınma, daha güçlü bir hukuk devleti olma yolundaki
yürüyüşünü asla kesintiye uğratmayacaktır. Türkiye, vatandaşlarının mutluluğu için geriye doğru bir tek adım atmayacaktır. Türkiye artık, meselelerini konuşamayan, tartışma imkanından mahrum o eski günlerin Türkiye'si değildir. Demokrasinin çıtası olabildiğince yükselmiştir.
Bunu bütün dünya görmüş, hakkaniyet sahibi herkes takdir etmiştir. Türkiye'nin, sorunlarını çözebilecek bir siyasi iradeye kavuştuğunu
bütün dünya görmüştür. Konuşabildiğimiz, özgürce tartışabildiğimiz, demokratik hayata güç verdiğimiz ölçüde medeniyet çıtası yükselecek olan
bir ülke olduğumuzu artık hepimiz biliyoruz. Bütün dünya da bunu biliyor. Siyasetin problem çözücü araçlarını bir bir devreye sokuyor,
siyasetin konularını siyasetin dışına itmiyoruz.
Biliyoruz ki toplumsal meseleler, siyaset tarafından kuşatılıp, siyasetin medeni tartışma ortamı içine alınmadıkça sosyolojik, ekonomik, hukuki küçük sorunlar birbirini tetikleyerek yeni sorunlara yol açmaya başlar.''
DEMOKRASİ
Erdoğan, son beş yıldır, demokrasi, hukuk ve özgürlükler bahsinde yükselttikleri çıtaya, kat ettikleri büyük mesafeye rağmen, belli zihniyet kalıplarının değişime direndiğinin doğru olabileceğini belirterek, ''Kuşkusuz hayatın tabiiliği içinde bu bir süreçtir. Geldiğimiz noktada bu olumlu süreçten en çok rahatsız olanlar, eski istismar alanlarını şimdi kaybedenlerdir'' dedi.
Türkiye'nin yaklaşık 30 yıldır ayrılıkçı terörle mücadele ettiğini, bu mücadelede güvenlik kuvvetlerinin her zaman büyük özveri ve kararlılık gösterdiğini anlatan Erdoğan, ''Terörle mücadelemizden asla taviz vermeden, demokratik bir hukuk devletinin vatandaşları olarak meselelerimizi, siyasetin ve sosyal hayatın imkanları içinde açık ve şeffaf biçimde konuşmaya devam edeceğiz'' diye konuştu.
Siyasetin, tabiatı gereği bundan vazgeçemeyeceğini belirten Erdoğan, ''Çünkü, siyasetin esası, şiddeti dışlayarak konuşabilmektir'' dedi.
Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Demokrasinin esası, şiddeti, terörü reddederek yasal zeminde sorunları siyasetin konusu yapabilmektir. Beş yıldır her alanda yaptığımız budur.
Bundan sonra da demokrasi istikametinde yapacağımız budur. Demokrasi ve hukuk içinde, milletimizin birlik ve beraberliğini, mutluluk ve huzurunu
esas alarak siyaset yapıyor, ülkemizi yönetiyoruz.
Milletimizi ve ülkemizi bir bütün olarak gören siyasetimizin bu kuşatıcı hüviyetinin her geçen gün daha iyi anlaşılmasından da büyük memnuniyet
duyuyoruz. 70 milyon insanımızın en büyük arzusu, en büyük özlemi birlik ve beraberlik ruhunun Türkiye'ye hakim olmasıdır. AK Parti olarak, adaleti
ve kalkınmayı esas alan bir parti olarak, beş yıllık icraatımız açıkça ispat etmiştir ki siyasetteki varlık nedenimiz vatandaşlarımızın taleplerini karşılamak, birlik ruhunu güçlendirmektir. Bunun için her türlü önyargıyı ve yerleşik alışkanlıkları sorgulayarak büyük mesafeler aldık, toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek büyük yenilikler getirdik.''
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, siyaseti milletle tanımladıklarını, milletle birlikte yürümeye azami özen gösterdiklerini söyledi.
En önemli prensiplerinin, kime yönelirse yönelsin, kimden gelirse gelsin şiddeti, terörü mutlak surette dışlamak olduğunu vurgulayan Erdoğan,
''Hiçbir toplumsal mesele, hiçbir gerekçe, teröre meşruiyet kazandırmaz. Meselelerimizi konuşmanın, karşılıklı masa etrafında toplanarak çözmenin
de en meşru aracı siyasettir'' diye konuştu.
Terörle hiçbir davaya hizmet edilemeyeceği ve hiçbir sorunun çözülemeyeceğini, artık herkesin çok iyi anlaması gerektiğini belirten Erdoğan, terörün çıkmaz yol olduğunu vurguladı.
Erdoğan, terörü yöntem olarak seçenlerin, hiçbir hedefe ulaşamayacaklarını, hayırlı hiçbir amaca hizmet edemeyeceklerini dile getirerek, ''Terörü bir yöntem olarak onaylayanlar, mazur görenler ise terör eylemlerinin kanlı sonuçlarına, vahşi yüzüne ortak olurlar'' dedi.
''BÜTÜN DÜNYA ANLADI, ÜMİT EDİYORUZ BUNLAR DA ANLAR''
Terörün; her türlü gelişmenin, ekonomik, siyasi ve demokratik açılımın önünde büyük bir engel olduğuna işaret eden Erdoğan, Güneydoğu, Doğu
Anadolu halkının, artık terörün olumsuz sonuçlarından etkilenmek, acı çekmek istemediğini söyledi. Erdoğan, görüştükleri herkesin, ''artık bu
acı, kan, gözyaşı dinsin'' dediğini, bu yüzden de sesini yükselttiğini, terörü kınadığını, açıkça huzur ve istikrardan yana tavır takındığını belirtti.
Erdoğan, bu yüzden Diyarbakır'daki sivil toplum kuruluşlarının, bu hain saldırıyı kınadıklarını, sağlanan güven ve istikrar ortamını baltalayacak her türlü terörist girişime karşı bir bütün olarak tavır aldıklarını gösterdiklerini söyledi.
''Demokratikleşmeden, kardeşlik ve dostluk hukukumuzdan, sevgi ve saygı ikliminden asla taviz vermeyeceğiz, geri adım atmayacağız, terörün
ektiği nifak tohumlarının yeşermesine fırsat vermeyeceğiz'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Diyarbakır'ın en işlek caddesinde bomba patlatıp, yavrularımızın, sivil ve masum vatandaşlarımızın, güvenlik güçlerimizin hayatına kastedenler nasıl bu bölgeyi, bölge insanını düşünüyor olabilirler? Böyle alçakça bir eyleme girişenler nasıl insaniyetten, insanların haklarından bahsedebilirler?
Türkiye'nin hamuru ahlakla, adaletle, hoşgörüyle yoğrulmuştur; bu bölgenin hamuru kardeşlikle, merhametle, erdem ve faziletle yoğrulmuştur. Bu işler, bu canice saldırılar, bu kanlı eylemler bölge insanının karakterinden, seciyelerinden, örfünden nasibini alamamanın da bir sonucudur. Bu tür yöntemler bu ülkenin toplumsal dokusunu, insan profilini yansıtmamaktadır. Toplumuna, örfüne, dinine, geleneklerine bu kadar yabancılaşan, insani hasletlerini bu kadar yitirenler, hiçbir insanımızı temsil edemez, hiçbir vatandaşımızı temsile soyunamaz. Terörle bir yere varılmadığını bütün dünya anladı, ümit ediyoruz bunlar da vakit çok geç olmadan terörle bir yere, bir amaca ulaşılamayacağını anlarlar.''
''HERKESİN ATMASI GEREKEN ADIM BELLİ''
Başbakan Erdoğan, hedeflerinin, güçlü, müreffeh ve demokratik Türkiye ideali olduğunu dile getirerek, hiçbir tereddüt göstermeden, milletin
her ferdinin, herhangi bir ayırıma tabi tutulmaksızın, en geniş anlamda demokrasiyi ve özgürlükleri hak ettiğine inandıklarını kaydetti.
Erdoğan, hükümet olarak da bunun güvencesi olduklarını belirtti. Demokrasi ve özgürlüklerin, milletin ortak değeri, ortak kazanımları olduğuna dikkati çeken Erdoğan, ''Siyasetteki bütün muhataplarımızdan beklentimiz, terör ile toplumsal meselelerimizi mutlaka birbirinden ayırarak konuşabilme ve siyaseti meşru çözüm yolu olarak kurumsallaştırma çabasına katkı yapmalarıdır. Hiç kimse ama hiç kimse, meşru zemin ile gayrı meşru çizgide aynı anda bulunamaz'' diye konuştu. İyi niyetli, hakkaniyetli, şiddeti dışlayan herkesin, atması gereken adımın belli olduğunu vurgulayan Erdoğan, ''Bu devlet büyük bir devlet, bu millet büyük bir millettir. Gelin, bu devlete ve bu aziz millete ait olmanın onurunu hep birlikte yaşayalım'' çağrısında bulundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şöyle konuştu:
''Böyle bir vasatı oluşturduğumuzda, korku ve nefretten arınarak büyük bir millet olma vasfımızı harekete geçirdiğimizde, meselelerimizin hallinin hiç de zor olmadığını açık bir şekilde görebileceğiz. Allah'a şükürler olsun ki o günlere en yakın noktadayız. Zira vatandaşımızın gönlü, iradesi, aklı, vicdanı sadece ve sadece birlikten yanadır. Terörle bu ortak mücadelemiz, inanıyorum ki aynı kararlılıkla devam edecek. Terörle mücadelede söyleyecek bir şeyi olanlar, bizlere tavsiyesi olanlar, teşhis, tespitten çok, çözüme yönelik ne söyleyecekler... Bunu söylesinler. Biz, ortak aklı oluşturmaya her zaman hazırız. Varsa çözüme yönelik teklif, biz bunu alır, kabullenir ve uygulamaya da geçiririz. Ama ortada görüneni konuşmak, hiçbir zaman siyaset yapmak değildir. Var mı çözümün, bunu söyle. Yoksa diğeri sadece bütün bu olanları ranta dönüştürmektir, bir rant hevesidir. Benim milletim bunu yutmuyor.''
''DEVLET SIRRI KAVRAMI''
Başbakan Erdoğan, geçen 5 yıllık dönemde, TBMM'de Türkiye'nin her alanda yaşadığı değişimi yansıtan bir çok önemli yasama çalışması yapıldığını,
bir çok yasa çıkarıldığını anımsattı.Yeni dönemde de Türkiye'nin ihtiyacı olan yasal düzenlemeleri, yasama faaliyetlerini aynı titizlik ve dikkatle sürdürdüklerini kaydeden Erdoğan, Meclis gündemine gelmek üzere olan son derece önemli yasa tasarılarının bulunduğunu ifade etti.
Bakanlar Kurulunun dünkü toplantısında, çok önemli yasaları değerlendirdiklerini anlatan Erdoğan, bunlardan birinin, devlet sırları ve gizliliğin nerede başlayıp nerede bittiğiyle ilgili konuları yasal bir zemine ve hukuki tanımlamalara bağlayacak olan tasarı olduğunu belirtti. Erdoğan, bu tasarıyı, kamu yönetimi, devlet-toplum ilişkileri, şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından çok önemli bulduklarını belirtti.
Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Çünkü insanlarımızın bilgi alma, edinme hakkını önemli buluyoruz. Devlet yönetiminin şeffaflığı ile milletin bilgi alma hakkının korunması bize göre demokrasinin esasıdır. Zira devlet, milletindir. Demokratik bir devletin mümkün olan en şeffaf yapı içinde faaliyetlerini sürdürmesi bir zorunluluktur.
Bizde maalesef devlet sırrı kavramı, uzun yıllar boyunca muğlaklıktan kurtarılamamış, dolayısıyla zaman zaman bu kavram istismar edilmiştir.
Her devletin sır niteliği taşıyan bilgi ve belgeleri vardır, ülkenin menfaatleri ve güvenliği için bu bilgi ve belgeler açıklanmaz. Bu uygulama dünyanın her ülkesinde vardır, uygulanmaktadır, uygulanması da doğaldır. Ancak bu uygulamanın, vatandaşların bilgi alma hakkını ve özgürlüğünü en az etkileyecek dar sınırlar içinde yürütülmesi gerekir. Dahası neyin devlet sırrı olduğuna, neyin olmadığına herkesin kendi keyfine göre karar vermemesi, bunun bir hukuki dayanağının, ölçüsünün, tarifinin olması gerekir. Yeni yasa tasarımız, bugüne kadar muğlak kalan, belirsiz kalan noktaları hukuki esaslara bağlamayı amaçlamaktadır. Daima ifade ediyoruz, biz devletin şeffaf olması gerektiği, bunun demokrasinin bir gereği olduğu fikrini savunuyoruz. Ancak bu açıklığın, bu şeffaflığın elbette bir sınırı var. Bu, bütün ülkeler için böyle.''
''ŞEFFAFLIK YOLUNDA ÖNEMLİ BİR ADIM''
Erdoğan, bu yasal düzenlemeyle son derece önemli bu konuyu istismar edilmekten, vatandaşın bilgi alma özgürlüğünü sınırlayacak, devletin
faaliyet alanı içinde karanlık bölgeler oluşturacak belirsizliklerden tümüyle uzaklaştırdıklarını söyledi. Bu yasayla aynı zamanda yetki sahiplerinin hesap verebilirliklerinin de sağlandığını ve garanti altına alındığını ifade eden Erdoğan, tasarının yasalaşmasıyla, Türkiye'de devletin, kurumların daha şeffaf bir yapıya kavuşması yolunda da önemli bir adım atmış olacaklarını kaydetti.
''HAKSIZ KAZANCA 'DUR' DİYEN KARARLI İKTİDAR VAR''
5 yıllık iktidarlarında hırsıza, arsıza ve hortumcuya göz açtırmamaya azami özen gösterdiklerine işaret eden Erdoğan, şunları söyledi:
''Bu irade son derece önemlidir. Geçmişte bu ülkenin kaynakları talan edilirken gerçeği göremeyenler ya da görmezden gelenler ne yazık ki bu suçlara ortak oldular. Bugün Allah'a şükür ki haksız kazanca 'dur' diyen kararlı, dirayetli bir iktidar var. Ancak biz istiyoruz ki bu konular yasal bir güvenceye kavuşsun. Bu konunun iki yönü var. Bir yandan ticari sır, banka sırrı, müşteri sırrı gibi kavramları tanımlayıp koruyacaksınız, bir yandan da bunların dışında kalan bilgi ve faaliyetlerde şeffaflığı sağlayacak, istismara giden yolları denetime açacaksınız...
Geçmişte maalesef sırların ifşa edildiği, şeffaf olması gerekenin de örtülü hale getirildiği dönemler yaşadık. Sonunda da özellikle bankacılık alanında yaşanan yolsuzlukların ağır bedelini de ülke olarak hep birlikte ödedik. İnşallah bu yasayla bu konuda da çok önemli bir mesafe alacağız, bankacılık faaliyetlerini, ticari faaliyetleri de güvenli bir yapıya kavuşturmuş olacağız. Tabi bunun tanımı yapılınca, bu tanımla birlikte herkes neyin ne olduğunu çok açık, net görmüş olacak.''
''DEVLET, DEVLETSE MAZERET ÜRETMEYECEK''
Başbakan Erdoğan, Meclis gündemine gelecek başka bir yasal düzenlemeyle de Afet İşleri, Sivil Savunma ve Acil Durum genel müdürlüklerini, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı adı altında bir arada toplamayı hedeflediklerini söyledi.
Türkiye'nin doğal afetlere açık bir coğrafya olduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
''Selden, depremlerden, heyelanlardan, taşkınlardan alın, aklınıza ne geliyorsa... Bütün bunlar, bu 3 dağınık birimle hareket edince bu birimlerin zaman zaman birbirinden haberi dahi olmuyor. Ama bunları biz tek kurum haline getirdiğimizde aynı merkezden bu yönetim sağlanmış olacak ve bir yerde bir olay, felaket mi yaşandı, acil durum mu var? Bu merkez oraya süratle, Kızılayla beraber müdahalesini yapmış olacak.
Zaman zaman bizi üzen felaketler yaşıyoruz, acil durumlar yaşanıyor, insanlarımızın acil ihtiyaçları ortaya çıkıyor. Çok açık söylüyorum, devlet devletse zor günde kendini gösterecek, geç kalmayacak, mazeret üretmeyecek. Son zamanlarda depremle ilgili çok şeyler konuşuluyor.''
** Başbakan Erdoğan"ın TBMM Grup Toplantısındaki konuşmasının devamını haberin "ilgili dokümanlar" bölümünde okuyabilirsiniz.
