2010-05-21 - 12:58
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İstanbul Sheraton Otelinde düzenlenen Avrupa-Akdeniz
Parlamenter Asamblesi (AAPA) Siyasi Komitesi toplantısının ''Türk Dış
Politikası'' konulu oturumunda yaptığı konuşmanın ardından, soruları
cevapladı.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun da katıldığı, Siyasi işler, Güvenlik ve İnsan Hakları
Komitesi ile Yaşam Seviyesinin Yükseltilmesi, Sivil Toplumlararası Değişim ve Kültür Komitesinin
Ortak Toplantısı'nın açılışında AAPA Türk Grubu Başkanı ve Ankara Milletvekili Zeynep Dağı bir konuşma yaptı.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İstanbul Sheraton Otelinde düzenlenen Avrupa-Akdeniz
Parlamenter Asamblesi (AAPA) Siyasi Komitesi toplantısının ''Türk Dış
Politikası'' konulu oturumunda yaptığı konuşmanın ardından, soruları
cevapladı.
Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs'taki bütün sınırların kalkmasını istediklerini belirterek, ''Kıbrıs
Rumlarına da bütün Türk limanlarının açılmasına hazırız. Karşılığında istediğimiz
tek şey var: Bir Akdenizli olan ve Akdenizli olmak açısından Akdeniz'deki
kullanma haklarına sahip olan Kıbrıslı Türklerin de limanlarının Girne'nin,
Magosa'nın Ercan Havaalanının açılması... Dünya Kıbrıs Türklerine 3 liman açacak,
biz Türkiye'nin bütün limanlarını Kıbrıslı Rumlara açacağız. Buna söz veriyorum''
dedi.
Güney Kıbrıslı bir parlamenterin, ''Eğer sınır istemiyorsanız niçin
Kıbrıs ve Türkiye arasındaki limanları açmıyorsunuz, çünkü biz AB üyesiyiz.
Kıbrıs Rumlarının, Annan Planı'na hayır oyu vermesinden sonra bu noktada Kıbrıs
sorununu gidermek için yeni bir yaklaşım var mı? Kıbrıs Türk tarafında yeni bir
cumhurbaşkanı seçildi? Adada çözüm arayışlarında bundan sonraki süreç nasıl
olur?'' soruları üzerine Davutoğlu, Türkiye'nin 2004 yılında müzakereleri yeniden
başlatmak ve bu konuda çok aktif bir tutumla müzakereler sonrasında da
referandumda ''evet'' neticesinin alınması için elinde geleni yaptığını, bunu
kimsenin reddedemeyeceğini söyledi.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Kıbrıslı Rumlar da bu barışa 'evet' demiş olsalardı, bugün ne Kıbrıs'ta
bölünmüş sınır kalırdı ne kapalı liman kalırdı. Ama şimdi elinizi vicdanınıza
koyun ve düşünün. Bu barışa 'evet' demiş olan Kıbrıslı Türklerin limanları hiçbir
yere açık değilken, Kıbrıslı Türkler hiçbir yere seyahat edemezken, hiçbir
kültürel veya spor faaliyetine dahi katılamazken, Akdenizli oldukları halde şu
masanın etrafında oturamazken, Barış Planı'na 'evet' dedikleri halde hiçbir
platforma katılamazken, sadece konuyu Kıbrıslı Rumlara liman açmaya indirgemek
kolay mı?
Ben şurada bir Akdenizli olarak bir Kıbrıs Türkü'nü de şu masanın
etrafında görmek isterdim. Birleşmiş, barış içerisinde bir Kıbrıs'ın milletvekili
olarak sizin yanınızda oturmasını isterdim. Bu niye gerçekleşmedi? Bunun
gerçekleşememesinin sebebi Annan Planına 'evet' diyen Kıbrıslı Türkler mi yoksa
'hayır' diyenler mi? Kıbrıs'taki tüm sınırların kalkmasını istiyoruz. Kıbrıs
Rumlarına da bütün Türk limanlarının açılmasına hazırız. Karşılığında istediğimiz
tek şey var: Bir Akdenizli olarak ve Akdenizli olmak açısından Akdeniz'deki tüm
limanları kullanma hakkına sahip olan Kıbrıs Türklerinin de limanlarının
Girne'nin, Magosa'nın Ercan Havalimanının açılması. Dünya, Kıbrıs Türklerine 3
liman açacak. Biz Türkiye'nin bütün limanlarını Kıbrıs Rumlarına açacağız. Ama
eşitlikte, özgürlükte bütün insanlara aynı hakkı tanımak şart. Aksi takdirde
kuracağımız düzenin adı barış düzeni olamaz. Bunu yapmaya biz hazırız, eğer
Avrupa Birliği hazırsa, eğer uluslararası toplum hazırsa, eğer Kıbrıslı Rumlar
hazırsa. Biz yarın limanlarımızı açarız, ama Kıbrıs Türklerinin limanlarının
açılmasını da bekleriz. Ancak o zaman kalıcı barış olur, ancak o zaman eşitlik
olur.''
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Kıbrıs Rum tarafının Annan Planı'na 'hayır'
demiş olmasına rağmen Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas ile eski KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat görüşmelere başladığı zaman Türkiye olarak çok
açık destek verdiklerini, bu desteğin sürdüğünü anlatarak, ''Şimdi sayın Eroğlu
var. Eroğlu da Kıbrıs'ta müzakerelere kaldığı yerden devam edeceğini söyledi.
Dolayısıyla Kıbrıs Rum kesiminde bir siyasi kararlılık olursa barışa ulaşmak çok
zor değil. Ama herkesi eşit görerek, kimsenin kimse üzerinde hakkı olduğunu iddia
etmeden. O zaman birlikte Kıbrıs'ı bir barış adası, Doğu Akdenizi de bir barış
havzası haline dönüştürebiliriz'' diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, uranyum
takasına ilişkin anlaşmanın, "belki de son 30 yılda İran'ın attığı en önemli adım
olduğunu" belirterek, ''Son Tahran anlaşması, diplomasinin bir zaferidir. Yeni
bir güven ortamı oluşturmuştur. Tabii ki Batı'da oluşan kaygıları anlıyoruz. Bu
kaygıların giderilmesi için de elimizden gelen çabayı yapacağız'' dedi.
İstanbul Sheraton Otelinde düzenlenen Avrupa-Akdeniz Parlamenter
Asamblesi (AAPA) Siyasi Komitesi Toplantısı'nın ''Türk Dış Politikası'' konulu
oturumda yaptığı konuşmanın ardından soruları yanıtladı.
Cezayirli bir parlamenterin, ''Türkiye'nin Orta Doğu sorununa ilişkin
tutumu nedir? Bu bölgede barış nasıl sağlanır, özellikle Gazze'nin maruz kaldığı
saldırılardan sonra...'' sorusu ile Suriyeli parlamenterin, ''Türkiye'nin rolünü
takdire şayan görüyoruz. Türkiye'nin rolü Suriye hükümeti parlamentosu ve halkı
nezdinde olumlu görülmektedir. Acaba Türkiye nereye vardı'' soruları üzerine,
Davutoğlu, Türkiye'nin Orta Doğu'ya ilişkin tutumunun açık olduğunu ifade etti.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''1967 sınırlarına dayalı iki devletli çözüm. Bütün işgallerin bittiği,
bütün yol kontrollerinin sona erdiği, Filistinlilerin insanca yaşama hakkının
garanti altına alındığı, İsrail ile yan yana yaşayan bir Filistin Devleti'nin,
başşehri Doğu Kudüs olan bir Filistin Devleti'nin kurulduğu ve barışın tesis
edildiği bir Orta Doğu istiyoruz. Gazze'deki saldırılar konusunda en net tutumu
alan biziz. Ama onun öncesinde, Suriye-İsrail görüşmelerini yapan da biziz.
Suriye-İsrail dolaylı görüşmelerini bizzat yürüten Başbakan Başdanışmanı olarak
bendim. 4-5 ay içinde çok ciddi mesafeler aldık. Ama o mesafeyi almak için 2 sene
iki taraf arasında onlarca ziyaret ederek, bunun altyapısını dokuyan da kişisel
olarak da ben bulundum; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, (eski İsrail Başbakanı
Ehud) Olmert ve (Suriye Devlet Başkanı) Beşşar Esad ile yaptığı görüşmeler
sonrasında. Yarın da bunu tekrar başlatabiliriz. Ama her şeyden evvel bu barış
iradesinin taraflarca deklare edilmesi lazım.
Suriye tarafının, bunu deklare ettiğini ve Türkiye'ye güvenini her zaman
gösterdiğini belirten Davutoğlu, daha önce Olmert döneminde de İsrail hükümetinin
bunu gösterdiğini kaydetti.
Bakan Davutoğlu, şunları söyledi:
''İsrail hükümeti, bu konuda kesin bir, görüşmeleri tekrar başlatma
kararı aldıklarında ve iki tarafın da kabul ettiğinde, görüşmeleri kaldığımız
yerden başlatırız. Ama hiçbir şey Gazze'deki ablukanın ve oradaki insanlık
trajedisinin göz ardı edilmesini sağlamaz. Biz Gazze'deki bu durumun bir an önce
düzeltilmesini, bütün uluslararası toplumun ahlaki bir sorumluluğu olarak
görüyoruz. Bu konuda da elimizden geleni yaparız.''
Filistin meselesinin bölgesel tutulamayacağını belirten Davutoğlu, Kudüs
şehrinin de orada olması dolayısıyla konunun bölge ötesi etkiye sahip olduğunu
vurguladı.
Kudüs'ün, bütün Müslümanların kıblesi, bütün Hıristiyanların kutsal
mekanı olduğunu, bütün Yahudiler için de yine kutsal mekan anlamı taşıdığını
ifade eden Davutoğlu, ''Aslında Kudüs meselesini çözebilsek, 'Medeniyetler
Diyaloğu'nu da 'Medeniyetler İttifakı'nı da birlikte çözeriz. Tarih boyunca Kudüs
böyle olmuştur. Bundan sonra da Kudüs'ü tek bir dine tek bir etnisiteye ait gibi
göstermek dünya barışına darbe vurur'' şeklinde konuştu.
Ahmet Davutoğlu, Filistin sorununun çözümünün, doğal olarak Filistin ile
İsrailler arasında konuşulacağını, ancak Kudüs meselesinin bütün insanlığı
ilgilendiren, medeniyetlerin barışının da sembolü olacak bir mesele olduğunu
bildirdi. Davutoğlu, ''Kudüs'ün, bu şekilde, asli unsuru ve dini kimliği muhafaza
edilerek, barışın merkez ve sembol şehri olması lazım. O olmadan medeniyetler
ittifakı eksik kalacaktır. İşgal veya diğer politikaların zaten buna uygun
düşmediği herkesçe malumdur'' dedi.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin
3 yıl, 2 yıl öncesi ve geçen yılki gibi olmadığına dikkati çekerek, ortada imza
atılan bir anlaşmanın bulunduğunu anımsattı.
Bu anlaşmaların TBMM'ye gönderildiğini kaydeden Davutoğlu, demokratik bir
toplumda olduğu gibi Meclisin buna karar vereceğini belirtti.
Ermenistan için de aynı durumun geçerli olduğunu ifade eden Davutoğlu,
''Biz normalleşmenin gerçekleşeceğine dair inancımızı koruyoruz. Bu politikamızda
da hiçbir değişiklik yok. Bu gerçekleşecek. Ama buna paralel olarak Ermenistan
ile Azerbaycan arasında ihtilafların çözülmesi ve Azerbaycan'ın işgal edilmiş
topraklarıyla ilgili sorunun çözülmesi, bölgeye bütüncül bir barışın gelmesi
açısından büyük bir imkan oluşturacaktır'' diye konuştu.
Davutoğlu, sorular üzerine de İran konusunda şunları kaydetti:
''İran'ın Tahran kentinde sağlanan anlaşma (uranyum takası), belki de son
30 yılda İran'ın attığı en önemli adımdır. Bu konuda uluslararası toplumun temel
talepleri karşılanmıştır. Biz nükleer konuda çok net bir politika takip ediyoruz.
Nükleer enerji elde etmek, barışçıl nükleer enerji elde etmek herkesin hakkıdır.
Nükleer silah kimsenin hakkı değildir ve bunların çözüm yolu da diplomasidir. Son
Tahran anlaşması da diplomasinin bir zaferidir. Yeni bir güven ortamı
oluşturmuştur. Tabii ki Batı'da oluşan kaygıları anlıyoruz. Bu kaygıların
giderilmesi için de elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Göstermeye de devam
ediyoruz.''
Dün gece de birçok görüşme yaptığını belirten Davutoğlu, bu temaslarla,
bu meseleyi, bölgeyi ve küresel barışı tehdit eden mesele olmaktan çıkarmaya
çalışacaklarını bildirdi.
''Ümit ederiz ki herkes bu konuda pozitif bir gündemin, pozitif bir
senaryonun parçası olur ve ona katkıda bulunur'' diyen Davutoğlu, ''Bölgemizde
biz yeni bir savaş da istemiyoruz, yeni bir yaptırım da istemiyoruz. Nükleer
silah hiç istemiyoruz. İnşallah bütün bölgedeki dostlarımızla, dünyadaki
müttefiklerimizle, hem bölgemize hem küresel düzene yeni bir barış perspektifi
getirmeye kararlıyız'' şeklinde konuştu.
İtalyan parlamenterin, Türkiye'deki azınlık haklarına ilişkin sorusu
üzerine ise Ahmet Davutoğlu, bütün vatandaşların eşit olduğunu ve herkesin
kültürünü sürdürme hakkına sahip bulunduğunu belirtti.
Son dönemde bu konuda çok ciddi adımlar atıldığını anımsatan Davutoğlu,
ana dilde eğitim hakkı verildiğini, TRT'de Kürtçe yayınların başladığını, hatta
yakında Balkan dillerinde de yayınların düşünüldüğünü anlattı.
''Vatandaşlar arasında herhangi bir ayırım gözetilmemektedir'' diyen
Davutoğlu, özgürlük alanının genişletilmesini, hem demokratikleşmenin hem de
Türkiye'nin istikrarı için zorunlu gördüklerini kaydetti.
Bu konularda da gerekli atılımların son dönemde demokratik açılım
çerçevesinde yapıldığını, bundan sonra da süreceğini ifade eden Davutoğlu,
gayrimüslim azınlıklar konusunda da yakın zamanda bir genelge yayımlandığını,
gayrimüslim vakıfları ve diğer konularla ilgili pozitif ayrımcılık yapılması ve
onlara yardımcı olunması konusunda Başbakan Erdoğan'ın genelgesinin
yayımlandığını belirtti.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, tarihin
akışının büyük ivme kazandığını belirterek, ''Eğer krizler bulundukları yerlerde
kontrol altına alınamazlarsa çok kısa sürede küresel niteliğe dönüşebiliyorlar''
dedi.
Davutoğlu, Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi (AAPA) Siyasi Komitesi
Toplantısı'nın ''Türk Dış Politikası'' konulu oturumunda yaptığı konuşmada,
Türkiye'nin küresel ve bölgesel düzene katkı perspektifinde çok önemli bir
dönemde bulunulduğunu söyledi.
Akdeniz ve Avrupa'nın, insanlık tarihinde hep uluslararası akışın
merkezinde olduğunu vurgulayan Davutoğlu, bölgenin, küresel açıdan son dönemde
çok hızlı bir dönüşümün merkezinde bulunduğunu kaydetti.
Soğuk Savaşın bittiği 1989'dan bugüne geçen 20 yılda küresel düzenin yeni
ve sağlam zeminlere oturduğunu söylemenin pek mümkün olmadığını ifade eden
Davutoğlu, bugün gerek küresel siyasal sistem, gerek küresel ekonomik sistem,
gerek küresel kültürel düzen bağlamında çok ciddi meydan okumalarla karşı karşıya
olunduğunu bildirdi.
Davutoğlu, ''Her şeyden önce siyasal düzen bağlamında İkinci Dünya Savaşı
sonrasında ortaya çıkan BM yapılanmasında yeniden reformu söz konusu, ama bu
reform süreci tamamlanamadı'' dedi.
1990'lı yıllarda bölgesel olarak sınırlı tutulabilen krizlerin bugün kısa
sürede büyük küresel kriz haline dönüşebildiğine işaret eden Davutoğlu, 2008'de
yaşanılan Gürcistan krizinin bunun en çarpıcı örneğini teşkil ettiğini anlattı.
Ahmet Davutoğlu, ekonomik anlamda da yine krizlerin küresel olarak bir
anda yayılabildiğini ifade ederek, ''Tarihin akışı büyük bir ivme kazandı. Eğer
krizler bulundukları yerlerde kontrol altına alınamazlarsa çok kısa sürede
küresel niteliğe dönüşebiliyorlar'' dedi.
1990'lı yıllarda Balkanlar ve Kafkaslar'da yaşanan etnik çatışmaların 11
Eylül ile birlikte bütün dünyaya yayılan kültürel çatışmalar safhasına geçtiğini
kaydeden Davutoğlu, ''Biz burada, bütün insanlık olarak, insanlığın temsilcileri
olan parlamenterler olarak, bu siyaseti yürüten ve yönlendiren insanlar olarak
çok ciddi ahlaki bir sorumlulukla karşı karşıyayız... Önümüzdeki dönemde küresel
düzen nasıl bir şekil alacak'' şeklinde konuştu.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, ''Bugün küresel siyasal düzenin merkezi
kurumu BM ise Türkiye de BM Güvenlik Konseyi üyesi. Türkiye, bütün bu küresel
alanlarda sahip olduğu imkanları ve kapasiteleri kullanarak, küresel barışa
katkıda bulunma çabasını sürdürecek'' dedi.
Akdeniz havzasının, Avrupa ile birlikte, küresel düzenin sorularına cevap
verecek bir havza olma sorumluluğu bulunduğunu vurgulayan Davutoğlu, AB'nin bugün
yoğun bir dönüşüm içinde olduğunu söyledi.
AB'nin çok ciddi meydan okuyan sorularının söz konusu olduğunu ifade eden
Davutoğlu, ''AB önümüzdeki dönemde insanlık tarihinin merkezi olma konumunu
sürdürebilecek mi? Küresel problemlere cevap oluşturabilecek çözümler
üretebilecek mi? Siyasal anlamda etkin bir aktör olabilecek mi? Ekonomik anlamda
rekabet gücü yüksek havza olma niteliğini koruyabilecek mi? Kültürel alanda yeni
bir açılım sağlayacak mı? Yoksa tek kültürlü, tek dinli, kendi içine dönmüş,
ekonomik rekabetini yaşlanan nüfusla birlikte kaybetmiş, siyasal alanda
problemlere etki etme kabiliyetini kaybetmiş, yaşlı bir kıta haline mi
dönüşecek'' diye konuştu.
Davutoğlu, Türkiye'nin, Cumhuriyetin 100. yılı olan 2023 için çok net
hedefler ortaya koyduğunu dile getirerek, aynı hedeflerin AB ve Akdeniz için de
konması gerektiğini belirtti.
Türkiye'nin düşündüğü küresel düzenin, ''kendi iç siyasal ekonomik
kültürel düzeni'', ''bölgesel boyut'', ''Avrupa boyutu'' ve ''küresel boyut''
olarak sıralanabileceğini belirten Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''AK Parti iktidarının tek bir hedefi vardır: Türkiye içinde,
özgürlük-güvenlik dengesini sağlamış, siyasi meşruiyeti yüksek, aidiyet bilinci
pekişmiş yeni bir siyasi ortamın oluşması. Güvenlik ve özgürlük birbirine feda
edilemeyecek, insanlığın en önemli iki hedefidir. Siyasal sistemler bunları
gerçekleştirmekle yükümlüdür. Geçmişte maalesef ülkemizde özgürlük alanı
genişledikçe güvenlik riske edilir gibi bir kanaat yaygınlaşmıştır. Biz bu kanati
yıkmak istiyoruz. Ülkemizde en geniş özgürlük alanının tüm vatandaşlarımıza
tanınması ve bu özgürlük alanı içerisinde demokratikleşmenin çağdaş standartlar,
Avrupa standartlarını gerçekleştirme hedefine ulaşmak istiyoruz.''
Davutoğlu, 2002'de dünyada 26'ıncı büyük ekonomik güç olan şimdi ise
16'ıncı sıraya yükselen Türkiye'nin, 2002'de komşularla sıfır problem ve çevre
bölgelerde aktif rol oynama hedefi koyduğunu söyledi.
Tarihi ve coğrafi özellikleri ile özel bir konuma sahip Türkiye'nin tek
bir coğrafya ile sınırlandırılmasının mümkün olmadığını kaydeden Davutoğlu,
''Türkiye bir Avrupa ülkesidir, Avrupa geleceğinin de bir parçasıdır. Biz
Avrupa'nın bir parçasıyız. Bu bir vakıadır ve geleceğe dönük vakıa olmaya devam
edecektir. Bu değişemez'' dedi.
Davutoğlu, Türkiye'nin aynı zamanda Asya'nın da bir parçası olduğunu, bir
Balkan, Kafkas, Karadeniz, Akdeniz, Hazar ülkesi olduğunu ve Afrika'ya komşu
olduğunu belirtti.
Kısa ve orta vadede, Türkiye'nin hiçbir komşusu ile bir kriz yaşamamasını
hedeflediklerini anlatan Davutoğlu, son 2 yılda iki önemli aracı devreye
soktuklarını ve tüm komşularla yüksek düzeyli stratejik işbirliği konseyleri
kurduklarını bildirdi.
Ahmet Davutoğlu, bütün komşu ülkelerle en yoğun ekonomik ilişkiler
içerisine girmek istediklerini belirterek, Türkiye'nin zihninde artık bir tehdit
algısı olmadığını, komşu ülkelerin de zihninde böyle bir tehdit algısı olmasını
istemediklerini kaydetti.
AB için son derece kritik stratejik bir sorunun bulunduğunu vurgulayan
Davutoğlu, şunları söyledi:
''Önümüzdeki 20-30 yıl içinde Avrupa, küresel anlamda siyasal alanda
etkili, ekonomik alanda rekabet gücü yüksek, kültürel anlanda içselleştirici ve
kuşatıcı bir kimliğe sahip olacak mı olmayacak mı? Türkiye'nin, AB üyeliği
aslında bu sorulara cevap niteliği taşıyacaktır. Biz AB içinde küresel ve
bölgesel alanlarda, AB içinde ve onunla birlikte çözüm bulan bir aktör olmak
istiyoruz. Türkiye'nin üye olduğu bir AB, bütün bölgelerde etkin, küresel alanda
sesi yükselen bir AB olacaktır. Türkiye'nin üye olmadığı bir AB, kendi içine
dönük, kültürel anlanda dışlayıcı, ekonomik alanda daha az rekabetçi, siyasal
alanda daha az etkili bir AB olacaktır. Biz AB ile bütünleşmeye kararlıyız, ama
tabii bu tek taraflı olacak değildir. Ümit ediyoruz ki AB de Türkiye'nin
üyeliğine bu çok kapsamlı stratejik perspektifte bakar.''
Davutoğlu, Türkiye'nin 3 haftalık diplomatik takvimine ilişkin bazı
bilgiler vererek, İstanbul'da İran gündemde olmakla beraber Somali'deki sorunun
çözümü için düzenlenen konferansın bugün öğleden sonra yapılacağını, gelecek
hafta, Brezilya'ya, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte Medeniyetler
İttifakı toplantısına gideceklerini bildirdi.
Davutoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
''Türkiye, Afrika'dan Asya'ya, Avrupa'dan Latin Amerika'ya Filistin'den
Somali'ye insanlığı ilgilendiren tüm konularda 1 ay içinde ya ev sahipliği
yapacak ya da yurt dışındaki toplantılara katılacağız. Perspektifimiz açıktır.
Cumhuriyetimizin 100. yılına girerek kendi içinde, özgürlük-güvenlik dengesini
sağlamış, çağdaş standartlarda demokrasiyi gerçekleştirmiş, çevre bölge ve
ülkelere entegre olmuş bir ülke, barış içinde onların geleceğini şekillendiren
bir ülke, AB içinde aktif roller üstlenmiş ve AB'nin küresel aktör haline
gelmesine katkıda bulunan bir ülke, nihayet insanlığın geleceğini ilgilendiren
tüm konularda tüm uluslararası platformlarda söz söyleyen bir küresel güç.
Türkiye'nin gelecek vizyonu budur.'' (12:58)
Komitesi ile Yaşam Seviyesinin Yükseltilmesi, Sivil Toplumlararası Değişim ve Kültür Komitesinin
Ortak Toplantısı'nın açılışında AAPA Türk Grubu Başkanı ve Ankara Milletvekili Zeynep Dağı bir konuşma yaptı.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İstanbul Sheraton Otelinde düzenlenen Avrupa-Akdeniz
Parlamenter Asamblesi (AAPA) Siyasi Komitesi toplantısının ''Türk Dış
Politikası'' konulu oturumunda yaptığı konuşmanın ardından, soruları
cevapladı.
Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs'taki bütün sınırların kalkmasını istediklerini belirterek, ''Kıbrıs
Rumlarına da bütün Türk limanlarının açılmasına hazırız. Karşılığında istediğimiz
tek şey var: Bir Akdenizli olan ve Akdenizli olmak açısından Akdeniz'deki
kullanma haklarına sahip olan Kıbrıslı Türklerin de limanlarının Girne'nin,
Magosa'nın Ercan Havaalanının açılması... Dünya Kıbrıs Türklerine 3 liman açacak,
biz Türkiye'nin bütün limanlarını Kıbrıslı Rumlara açacağız. Buna söz veriyorum''
dedi.
Güney Kıbrıslı bir parlamenterin, ''Eğer sınır istemiyorsanız niçin
Kıbrıs ve Türkiye arasındaki limanları açmıyorsunuz, çünkü biz AB üyesiyiz.
Kıbrıs Rumlarının, Annan Planı'na hayır oyu vermesinden sonra bu noktada Kıbrıs
sorununu gidermek için yeni bir yaklaşım var mı? Kıbrıs Türk tarafında yeni bir
cumhurbaşkanı seçildi? Adada çözüm arayışlarında bundan sonraki süreç nasıl
olur?'' soruları üzerine Davutoğlu, Türkiye'nin 2004 yılında müzakereleri yeniden
başlatmak ve bu konuda çok aktif bir tutumla müzakereler sonrasında da
referandumda ''evet'' neticesinin alınması için elinde geleni yaptığını, bunu
kimsenin reddedemeyeceğini söyledi.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Kıbrıslı Rumlar da bu barışa 'evet' demiş olsalardı, bugün ne Kıbrıs'ta
bölünmüş sınır kalırdı ne kapalı liman kalırdı. Ama şimdi elinizi vicdanınıza
koyun ve düşünün. Bu barışa 'evet' demiş olan Kıbrıslı Türklerin limanları hiçbir
yere açık değilken, Kıbrıslı Türkler hiçbir yere seyahat edemezken, hiçbir
kültürel veya spor faaliyetine dahi katılamazken, Akdenizli oldukları halde şu
masanın etrafında oturamazken, Barış Planı'na 'evet' dedikleri halde hiçbir
platforma katılamazken, sadece konuyu Kıbrıslı Rumlara liman açmaya indirgemek
kolay mı?
Ben şurada bir Akdenizli olarak bir Kıbrıs Türkü'nü de şu masanın
etrafında görmek isterdim. Birleşmiş, barış içerisinde bir Kıbrıs'ın milletvekili
olarak sizin yanınızda oturmasını isterdim. Bu niye gerçekleşmedi? Bunun
gerçekleşememesinin sebebi Annan Planına 'evet' diyen Kıbrıslı Türkler mi yoksa
'hayır' diyenler mi? Kıbrıs'taki tüm sınırların kalkmasını istiyoruz. Kıbrıs
Rumlarına da bütün Türk limanlarının açılmasına hazırız. Karşılığında istediğimiz
tek şey var: Bir Akdenizli olarak ve Akdenizli olmak açısından Akdeniz'deki tüm
limanları kullanma hakkına sahip olan Kıbrıs Türklerinin de limanlarının
Girne'nin, Magosa'nın Ercan Havalimanının açılması. Dünya, Kıbrıs Türklerine 3
liman açacak. Biz Türkiye'nin bütün limanlarını Kıbrıs Rumlarına açacağız. Ama
eşitlikte, özgürlükte bütün insanlara aynı hakkı tanımak şart. Aksi takdirde
kuracağımız düzenin adı barış düzeni olamaz. Bunu yapmaya biz hazırız, eğer
Avrupa Birliği hazırsa, eğer uluslararası toplum hazırsa, eğer Kıbrıslı Rumlar
hazırsa. Biz yarın limanlarımızı açarız, ama Kıbrıs Türklerinin limanlarının
açılmasını da bekleriz. Ancak o zaman kalıcı barış olur, ancak o zaman eşitlik
olur.''
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Kıbrıs Rum tarafının Annan Planı'na 'hayır'
demiş olmasına rağmen Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas ile eski KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat görüşmelere başladığı zaman Türkiye olarak çok
açık destek verdiklerini, bu desteğin sürdüğünü anlatarak, ''Şimdi sayın Eroğlu
var. Eroğlu da Kıbrıs'ta müzakerelere kaldığı yerden devam edeceğini söyledi.
Dolayısıyla Kıbrıs Rum kesiminde bir siyasi kararlılık olursa barışa ulaşmak çok
zor değil. Ama herkesi eşit görerek, kimsenin kimse üzerinde hakkı olduğunu iddia
etmeden. O zaman birlikte Kıbrıs'ı bir barış adası, Doğu Akdenizi de bir barış
havzası haline dönüştürebiliriz'' diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, uranyum
takasına ilişkin anlaşmanın, "belki de son 30 yılda İran'ın attığı en önemli adım
olduğunu" belirterek, ''Son Tahran anlaşması, diplomasinin bir zaferidir. Yeni
bir güven ortamı oluşturmuştur. Tabii ki Batı'da oluşan kaygıları anlıyoruz. Bu
kaygıların giderilmesi için de elimizden gelen çabayı yapacağız'' dedi.
İstanbul Sheraton Otelinde düzenlenen Avrupa-Akdeniz Parlamenter
Asamblesi (AAPA) Siyasi Komitesi Toplantısı'nın ''Türk Dış Politikası'' konulu
oturumda yaptığı konuşmanın ardından soruları yanıtladı.
Cezayirli bir parlamenterin, ''Türkiye'nin Orta Doğu sorununa ilişkin
tutumu nedir? Bu bölgede barış nasıl sağlanır, özellikle Gazze'nin maruz kaldığı
saldırılardan sonra...'' sorusu ile Suriyeli parlamenterin, ''Türkiye'nin rolünü
takdire şayan görüyoruz. Türkiye'nin rolü Suriye hükümeti parlamentosu ve halkı
nezdinde olumlu görülmektedir. Acaba Türkiye nereye vardı'' soruları üzerine,
Davutoğlu, Türkiye'nin Orta Doğu'ya ilişkin tutumunun açık olduğunu ifade etti.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''1967 sınırlarına dayalı iki devletli çözüm. Bütün işgallerin bittiği,
bütün yol kontrollerinin sona erdiği, Filistinlilerin insanca yaşama hakkının
garanti altına alındığı, İsrail ile yan yana yaşayan bir Filistin Devleti'nin,
başşehri Doğu Kudüs olan bir Filistin Devleti'nin kurulduğu ve barışın tesis
edildiği bir Orta Doğu istiyoruz. Gazze'deki saldırılar konusunda en net tutumu
alan biziz. Ama onun öncesinde, Suriye-İsrail görüşmelerini yapan da biziz.
Suriye-İsrail dolaylı görüşmelerini bizzat yürüten Başbakan Başdanışmanı olarak
bendim. 4-5 ay içinde çok ciddi mesafeler aldık. Ama o mesafeyi almak için 2 sene
iki taraf arasında onlarca ziyaret ederek, bunun altyapısını dokuyan da kişisel
olarak da ben bulundum; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, (eski İsrail Başbakanı
Ehud) Olmert ve (Suriye Devlet Başkanı) Beşşar Esad ile yaptığı görüşmeler
sonrasında. Yarın da bunu tekrar başlatabiliriz. Ama her şeyden evvel bu barış
iradesinin taraflarca deklare edilmesi lazım.
Suriye tarafının, bunu deklare ettiğini ve Türkiye'ye güvenini her zaman
gösterdiğini belirten Davutoğlu, daha önce Olmert döneminde de İsrail hükümetinin
bunu gösterdiğini kaydetti.
Bakan Davutoğlu, şunları söyledi:
''İsrail hükümeti, bu konuda kesin bir, görüşmeleri tekrar başlatma
kararı aldıklarında ve iki tarafın da kabul ettiğinde, görüşmeleri kaldığımız
yerden başlatırız. Ama hiçbir şey Gazze'deki ablukanın ve oradaki insanlık
trajedisinin göz ardı edilmesini sağlamaz. Biz Gazze'deki bu durumun bir an önce
düzeltilmesini, bütün uluslararası toplumun ahlaki bir sorumluluğu olarak
görüyoruz. Bu konuda da elimizden geleni yaparız.''
Filistin meselesinin bölgesel tutulamayacağını belirten Davutoğlu, Kudüs
şehrinin de orada olması dolayısıyla konunun bölge ötesi etkiye sahip olduğunu
vurguladı.
Kudüs'ün, bütün Müslümanların kıblesi, bütün Hıristiyanların kutsal
mekanı olduğunu, bütün Yahudiler için de yine kutsal mekan anlamı taşıdığını
ifade eden Davutoğlu, ''Aslında Kudüs meselesini çözebilsek, 'Medeniyetler
Diyaloğu'nu da 'Medeniyetler İttifakı'nı da birlikte çözeriz. Tarih boyunca Kudüs
böyle olmuştur. Bundan sonra da Kudüs'ü tek bir dine tek bir etnisiteye ait gibi
göstermek dünya barışına darbe vurur'' şeklinde konuştu.
Ahmet Davutoğlu, Filistin sorununun çözümünün, doğal olarak Filistin ile
İsrailler arasında konuşulacağını, ancak Kudüs meselesinin bütün insanlığı
ilgilendiren, medeniyetlerin barışının da sembolü olacak bir mesele olduğunu
bildirdi. Davutoğlu, ''Kudüs'ün, bu şekilde, asli unsuru ve dini kimliği muhafaza
edilerek, barışın merkez ve sembol şehri olması lazım. O olmadan medeniyetler
ittifakı eksik kalacaktır. İşgal veya diğer politikaların zaten buna uygun
düşmediği herkesçe malumdur'' dedi.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin
3 yıl, 2 yıl öncesi ve geçen yılki gibi olmadığına dikkati çekerek, ortada imza
atılan bir anlaşmanın bulunduğunu anımsattı.
Bu anlaşmaların TBMM'ye gönderildiğini kaydeden Davutoğlu, demokratik bir
toplumda olduğu gibi Meclisin buna karar vereceğini belirtti.
Ermenistan için de aynı durumun geçerli olduğunu ifade eden Davutoğlu,
''Biz normalleşmenin gerçekleşeceğine dair inancımızı koruyoruz. Bu politikamızda
da hiçbir değişiklik yok. Bu gerçekleşecek. Ama buna paralel olarak Ermenistan
ile Azerbaycan arasında ihtilafların çözülmesi ve Azerbaycan'ın işgal edilmiş
topraklarıyla ilgili sorunun çözülmesi, bölgeye bütüncül bir barışın gelmesi
açısından büyük bir imkan oluşturacaktır'' diye konuştu.
Davutoğlu, sorular üzerine de İran konusunda şunları kaydetti:
''İran'ın Tahran kentinde sağlanan anlaşma (uranyum takası), belki de son
30 yılda İran'ın attığı en önemli adımdır. Bu konuda uluslararası toplumun temel
talepleri karşılanmıştır. Biz nükleer konuda çok net bir politika takip ediyoruz.
Nükleer enerji elde etmek, barışçıl nükleer enerji elde etmek herkesin hakkıdır.
Nükleer silah kimsenin hakkı değildir ve bunların çözüm yolu da diplomasidir. Son
Tahran anlaşması da diplomasinin bir zaferidir. Yeni bir güven ortamı
oluşturmuştur. Tabii ki Batı'da oluşan kaygıları anlıyoruz. Bu kaygıların
giderilmesi için de elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Göstermeye de devam
ediyoruz.''
Dün gece de birçok görüşme yaptığını belirten Davutoğlu, bu temaslarla,
bu meseleyi, bölgeyi ve küresel barışı tehdit eden mesele olmaktan çıkarmaya
çalışacaklarını bildirdi.
''Ümit ederiz ki herkes bu konuda pozitif bir gündemin, pozitif bir
senaryonun parçası olur ve ona katkıda bulunur'' diyen Davutoğlu, ''Bölgemizde
biz yeni bir savaş da istemiyoruz, yeni bir yaptırım da istemiyoruz. Nükleer
silah hiç istemiyoruz. İnşallah bütün bölgedeki dostlarımızla, dünyadaki
müttefiklerimizle, hem bölgemize hem küresel düzene yeni bir barış perspektifi
getirmeye kararlıyız'' şeklinde konuştu.
İtalyan parlamenterin, Türkiye'deki azınlık haklarına ilişkin sorusu
üzerine ise Ahmet Davutoğlu, bütün vatandaşların eşit olduğunu ve herkesin
kültürünü sürdürme hakkına sahip bulunduğunu belirtti.
Son dönemde bu konuda çok ciddi adımlar atıldığını anımsatan Davutoğlu,
ana dilde eğitim hakkı verildiğini, TRT'de Kürtçe yayınların başladığını, hatta
yakında Balkan dillerinde de yayınların düşünüldüğünü anlattı.
''Vatandaşlar arasında herhangi bir ayırım gözetilmemektedir'' diyen
Davutoğlu, özgürlük alanının genişletilmesini, hem demokratikleşmenin hem de
Türkiye'nin istikrarı için zorunlu gördüklerini kaydetti.
Bu konularda da gerekli atılımların son dönemde demokratik açılım
çerçevesinde yapıldığını, bundan sonra da süreceğini ifade eden Davutoğlu,
gayrimüslim azınlıklar konusunda da yakın zamanda bir genelge yayımlandığını,
gayrimüslim vakıfları ve diğer konularla ilgili pozitif ayrımcılık yapılması ve
onlara yardımcı olunması konusunda Başbakan Erdoğan'ın genelgesinin
yayımlandığını belirtti.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, tarihin
akışının büyük ivme kazandığını belirterek, ''Eğer krizler bulundukları yerlerde
kontrol altına alınamazlarsa çok kısa sürede küresel niteliğe dönüşebiliyorlar''
dedi.
Davutoğlu, Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi (AAPA) Siyasi Komitesi
Toplantısı'nın ''Türk Dış Politikası'' konulu oturumunda yaptığı konuşmada,
Türkiye'nin küresel ve bölgesel düzene katkı perspektifinde çok önemli bir
dönemde bulunulduğunu söyledi.
Akdeniz ve Avrupa'nın, insanlık tarihinde hep uluslararası akışın
merkezinde olduğunu vurgulayan Davutoğlu, bölgenin, küresel açıdan son dönemde
çok hızlı bir dönüşümün merkezinde bulunduğunu kaydetti.
Soğuk Savaşın bittiği 1989'dan bugüne geçen 20 yılda küresel düzenin yeni
ve sağlam zeminlere oturduğunu söylemenin pek mümkün olmadığını ifade eden
Davutoğlu, bugün gerek küresel siyasal sistem, gerek küresel ekonomik sistem,
gerek küresel kültürel düzen bağlamında çok ciddi meydan okumalarla karşı karşıya
olunduğunu bildirdi.
Davutoğlu, ''Her şeyden önce siyasal düzen bağlamında İkinci Dünya Savaşı
sonrasında ortaya çıkan BM yapılanmasında yeniden reformu söz konusu, ama bu
reform süreci tamamlanamadı'' dedi.
1990'lı yıllarda bölgesel olarak sınırlı tutulabilen krizlerin bugün kısa
sürede büyük küresel kriz haline dönüşebildiğine işaret eden Davutoğlu, 2008'de
yaşanılan Gürcistan krizinin bunun en çarpıcı örneğini teşkil ettiğini anlattı.
Ahmet Davutoğlu, ekonomik anlamda da yine krizlerin küresel olarak bir
anda yayılabildiğini ifade ederek, ''Tarihin akışı büyük bir ivme kazandı. Eğer
krizler bulundukları yerlerde kontrol altına alınamazlarsa çok kısa sürede
küresel niteliğe dönüşebiliyorlar'' dedi.
1990'lı yıllarda Balkanlar ve Kafkaslar'da yaşanan etnik çatışmaların 11
Eylül ile birlikte bütün dünyaya yayılan kültürel çatışmalar safhasına geçtiğini
kaydeden Davutoğlu, ''Biz burada, bütün insanlık olarak, insanlığın temsilcileri
olan parlamenterler olarak, bu siyaseti yürüten ve yönlendiren insanlar olarak
çok ciddi ahlaki bir sorumlulukla karşı karşıyayız... Önümüzdeki dönemde küresel
düzen nasıl bir şekil alacak'' şeklinde konuştu.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, ''Bugün küresel siyasal düzenin merkezi
kurumu BM ise Türkiye de BM Güvenlik Konseyi üyesi. Türkiye, bütün bu küresel
alanlarda sahip olduğu imkanları ve kapasiteleri kullanarak, küresel barışa
katkıda bulunma çabasını sürdürecek'' dedi.
Akdeniz havzasının, Avrupa ile birlikte, küresel düzenin sorularına cevap
verecek bir havza olma sorumluluğu bulunduğunu vurgulayan Davutoğlu, AB'nin bugün
yoğun bir dönüşüm içinde olduğunu söyledi.
AB'nin çok ciddi meydan okuyan sorularının söz konusu olduğunu ifade eden
Davutoğlu, ''AB önümüzdeki dönemde insanlık tarihinin merkezi olma konumunu
sürdürebilecek mi? Küresel problemlere cevap oluşturabilecek çözümler
üretebilecek mi? Siyasal anlamda etkin bir aktör olabilecek mi? Ekonomik anlamda
rekabet gücü yüksek havza olma niteliğini koruyabilecek mi? Kültürel alanda yeni
bir açılım sağlayacak mı? Yoksa tek kültürlü, tek dinli, kendi içine dönmüş,
ekonomik rekabetini yaşlanan nüfusla birlikte kaybetmiş, siyasal alanda
problemlere etki etme kabiliyetini kaybetmiş, yaşlı bir kıta haline mi
dönüşecek'' diye konuştu.
Davutoğlu, Türkiye'nin, Cumhuriyetin 100. yılı olan 2023 için çok net
hedefler ortaya koyduğunu dile getirerek, aynı hedeflerin AB ve Akdeniz için de
konması gerektiğini belirtti.
Türkiye'nin düşündüğü küresel düzenin, ''kendi iç siyasal ekonomik
kültürel düzeni'', ''bölgesel boyut'', ''Avrupa boyutu'' ve ''küresel boyut''
olarak sıralanabileceğini belirten Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''AK Parti iktidarının tek bir hedefi vardır: Türkiye içinde,
özgürlük-güvenlik dengesini sağlamış, siyasi meşruiyeti yüksek, aidiyet bilinci
pekişmiş yeni bir siyasi ortamın oluşması. Güvenlik ve özgürlük birbirine feda
edilemeyecek, insanlığın en önemli iki hedefidir. Siyasal sistemler bunları
gerçekleştirmekle yükümlüdür. Geçmişte maalesef ülkemizde özgürlük alanı
genişledikçe güvenlik riske edilir gibi bir kanaat yaygınlaşmıştır. Biz bu kanati
yıkmak istiyoruz. Ülkemizde en geniş özgürlük alanının tüm vatandaşlarımıza
tanınması ve bu özgürlük alanı içerisinde demokratikleşmenin çağdaş standartlar,
Avrupa standartlarını gerçekleştirme hedefine ulaşmak istiyoruz.''
Davutoğlu, 2002'de dünyada 26'ıncı büyük ekonomik güç olan şimdi ise
16'ıncı sıraya yükselen Türkiye'nin, 2002'de komşularla sıfır problem ve çevre
bölgelerde aktif rol oynama hedefi koyduğunu söyledi.
Tarihi ve coğrafi özellikleri ile özel bir konuma sahip Türkiye'nin tek
bir coğrafya ile sınırlandırılmasının mümkün olmadığını kaydeden Davutoğlu,
''Türkiye bir Avrupa ülkesidir, Avrupa geleceğinin de bir parçasıdır. Biz
Avrupa'nın bir parçasıyız. Bu bir vakıadır ve geleceğe dönük vakıa olmaya devam
edecektir. Bu değişemez'' dedi.
Davutoğlu, Türkiye'nin aynı zamanda Asya'nın da bir parçası olduğunu, bir
Balkan, Kafkas, Karadeniz, Akdeniz, Hazar ülkesi olduğunu ve Afrika'ya komşu
olduğunu belirtti.
Kısa ve orta vadede, Türkiye'nin hiçbir komşusu ile bir kriz yaşamamasını
hedeflediklerini anlatan Davutoğlu, son 2 yılda iki önemli aracı devreye
soktuklarını ve tüm komşularla yüksek düzeyli stratejik işbirliği konseyleri
kurduklarını bildirdi.
Ahmet Davutoğlu, bütün komşu ülkelerle en yoğun ekonomik ilişkiler
içerisine girmek istediklerini belirterek, Türkiye'nin zihninde artık bir tehdit
algısı olmadığını, komşu ülkelerin de zihninde böyle bir tehdit algısı olmasını
istemediklerini kaydetti.
AB için son derece kritik stratejik bir sorunun bulunduğunu vurgulayan
Davutoğlu, şunları söyledi:
''Önümüzdeki 20-30 yıl içinde Avrupa, küresel anlamda siyasal alanda
etkili, ekonomik alanda rekabet gücü yüksek, kültürel anlanda içselleştirici ve
kuşatıcı bir kimliğe sahip olacak mı olmayacak mı? Türkiye'nin, AB üyeliği
aslında bu sorulara cevap niteliği taşıyacaktır. Biz AB içinde küresel ve
bölgesel alanlarda, AB içinde ve onunla birlikte çözüm bulan bir aktör olmak
istiyoruz. Türkiye'nin üye olduğu bir AB, bütün bölgelerde etkin, küresel alanda
sesi yükselen bir AB olacaktır. Türkiye'nin üye olmadığı bir AB, kendi içine
dönük, kültürel anlanda dışlayıcı, ekonomik alanda daha az rekabetçi, siyasal
alanda daha az etkili bir AB olacaktır. Biz AB ile bütünleşmeye kararlıyız, ama
tabii bu tek taraflı olacak değildir. Ümit ediyoruz ki AB de Türkiye'nin
üyeliğine bu çok kapsamlı stratejik perspektifte bakar.''
Davutoğlu, Türkiye'nin 3 haftalık diplomatik takvimine ilişkin bazı
bilgiler vererek, İstanbul'da İran gündemde olmakla beraber Somali'deki sorunun
çözümü için düzenlenen konferansın bugün öğleden sonra yapılacağını, gelecek
hafta, Brezilya'ya, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte Medeniyetler
İttifakı toplantısına gideceklerini bildirdi.
Davutoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
''Türkiye, Afrika'dan Asya'ya, Avrupa'dan Latin Amerika'ya Filistin'den
Somali'ye insanlığı ilgilendiren tüm konularda 1 ay içinde ya ev sahipliği
yapacak ya da yurt dışındaki toplantılara katılacağız. Perspektifimiz açıktır.
Cumhuriyetimizin 100. yılına girerek kendi içinde, özgürlük-güvenlik dengesini
sağlamış, çağdaş standartlarda demokrasiyi gerçekleştirmiş, çevre bölge ve
ülkelere entegre olmuş bir ülke, barış içinde onların geleceğini şekillendiren
bir ülke, AB içinde aktif roller üstlenmiş ve AB'nin küresel aktör haline
gelmesine katkıda bulunan bir ülke, nihayet insanlığın geleceğini ilgilendiren
tüm konularda tüm uluslararası platformlarda söz söyleyen bir küresel güç.
Türkiye'nin gelecek vizyonu budur.'' (12:58)
