2011-02-08 - 11:59
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türk Silahlı
Kuvvetlerinin (TSK) siyasetten uzak kalması ve kışlasında yalnızca ülke
güvenliğine odaklanmasının ''tartışma götürmez bir mecburiyet'' olduğunu ifade
etti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Bir tarafta
TSK'yı hakir gören ve darbeci yaftasını vuran AKP zihniyeti varken öbür tarafta
demokratik sürece askeri dahil etmeye çalışan ve siyaseti yönlendirmesini
arzulayan bir ana muhalefet anlayışı yer almıştır'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türk Silahlı
Kuvvetlerinin (TSK) siyasetten uzak kalması ve kışlasında yalnızca ülke
güvenliğine odaklanmasının ''tartışma götürmez bir mecburiyet'' olduğunu ifade
etti.
''Ancak siyasetin de elini askerden uzak tutması ve günlük polemiklerin
içine çekmek için sinsi tertipler içinde bulunmaması, vatanımızın selameti için
elzemdir'' diyen Bahçeli, şunları söyledi:
''AKP'nin asker üzerinden yürüttüğü istismar politikalarının yanı sıra
CHP de benzeri bir tutum takınmış ve incitici, kışkırtıcı ve tahrik edici bir
üslup benimsemiştir. Bir tarafta TSK'yı hakir gören ve darbeci yaftasını vuran
AKP zihniyeti varken, öbür tarafta demokratik sürece askeri dahil etmeye çalışan
ve siyaseti yönlendirmesini arzulayan bir ana muhalefet anlayışı yer almıştır.
Türk siyaseti bu iki seviye yoksunu ve istismarcı partiden yorulmuştur ve oynanan
karşılıklı oyundan dolayı tahrip olmuştur.
Son olarak CHP'nin bir genel başkan yardımcısının sözleri bu çerçevede
son örneği teşkil etmiştir. Söz konusu CHP yöneticisinin 'Koca bir askeri
yıktılar, meğer kağıttan kaplanmış, biz bunu asker zannetmişiz' sözleri, talihsiz
olduğu kadar, şuurunu kaybeden bir siyasetçinin hezeyanlarından başka bir anlama
gelmemektedir. Tavsiyemiz, bu CHP'li yöneticinin askerden ne beklediğini
açıklıkla ortaya koyması; demokrasinin ve sandığın erdemine inanmıyorsa bundan
sonra siyaset yapıp yapmama konusunda kendisini bir kez daha gözden
geçirmesidir.''
''TSK kağıttan kaplan değil, binlerce yıllık geçmişiyle Türk milletinin
en güçlü kudretlerinden birisidir'' diyen Bahçeli, ''Bunu anlamayan ve seviyesi
yerlerde sürünen siyasetlerine kaldıraç olarak askeri kullanmayı amaçlayanlar
hedeflerine asla ulaşamayacaklardır. İzledikleri çarpık siyasetleri için askerden
medet uman, destek bekleyen ve demokratik siyasi yönetimlerin vesayet altında
olmasını içten içe dileyen siyasi zihniyetler, her fırsatta demokrasinin
yıldırımlarıyla çarpılacaklardır. Beklentimiz hem CHP'nin hem de AKP'nin elini
TSK'dan bir an önce çekmeleri ve siyasetin içine sokmaktan vazgeçmeleridir'' diye
konuştu.
İktidar tarafından ''yargının siyasallaştırılmasına dönük çabaların
hızında bir eksilme ve gerileme olmadığını'' savunan Bahçeli, Anayasa Mahkemesi
Başkanı'nın ''iktidar zihniyetini aratmayacak yorumlarının kaygılarını daha da
artırdığını'' ifade etti.
Belirli aralıklarla ''manidar'' açıklamalar yapan Mahkeme Başkanı'nın,
''yargının yandaş hale getirilmesine yönelik düşünce ve kaygıların dile
getirilmesini demokrasi ahlakıyla bağdaştırmaması ve bunu yargı mensuplarına
saygısızlık olarak görmesi''nin, ''temelsiz ve içi boş bir itham'' olduğunu
söyleyen Devlet Bahçeli, ''Biz demokrasi ahlakının nasıl olacağını ve içeriğinin
nelerden oluşacağını Anayasa Mahkemesi Başkanı'ndan öğrenecek ve duyacak değiliz.
Kaldı ki yetki ve sınırını aşarak siyasetin alanına girmesi, taşıdığı
sorumlulukla asla uyuşmamaktadır ve AKP'nin değirmenine su taşıyayım derken
adalete darbe vurduğunu görmesi ve anlaması lazımdır'' dedi.
Var olan olumsuzluklarda Mahkeme Başkanı'nın da payı ve sorumluluğu
olduğunu ve ''gerekli nedameti göstermesinin ahlaki tutarlılık gereği olacağını''
ifade eden Bahçeli, ''Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın tarafsızlığında ve bağımsız
duruşunda uzun zamandır gedikler açıldığı hepimizin malumudur. Bununla beraber
AKP'nin sözde yargı reformlarını meşrulaştırmaya çalışmak ve bunu övmek, Anayasa
Mahkemesi Başkanı'na düşen bir görev değildir ve olmamalıdır'' diye konuştu.
Bahçeli, yargının kapsamlı bir reforma tabi tutulmasını içtenlik ve
samimiyetle istediklerini belirterek, ''Hedefimizde tam bağımsız yargı, etkin ve
iyi işleyen adalet mekanizması bulunmaktadır'' dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Kıbrıslı
kardeşlerimize 'besleme' diyerek hakaret eden ve yönetimi küçültücü beyanlarda
bulunan Başbakan'ın sözlerini şiddetle telin ediyoruz. Başbakan Erdoğan, ille de
bir besleme örneği ve siması arıyorsa çevresine bakması yeterlidir'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Ankara'da
sanayi bölgelerinde meydana gelen patlamalara değinerek, ''Anlaşıldığı kadarıyla
işçi sağlığı ve iş yeri güvenliği konularında alınması gereken daha çok
tedbirler, yapılması lazım gelen daha çok hususlar bulunmaktadır'' ifadesini
kullandı.
Bahçeli, acı olaya sebebiyet veren kusur, ihmal, yanlışın ortaya
çıkarılması ve bir daha benzeri faciaların yaşanmaması için acilen önlemler
alınması gerektiğini söyledi.
Yakın coğrafyalardaki halkların, otoriter yönetimlerden kurtulayım derken
yeni vesayetlere ve baskılara maruz kalma riskinin gün geçtikçe belirginlik
kazandığını ifade eden Bahçeli, ''Dileğim, yakın coğrafyalardaki demokrasi,
özgürlük ve değişim arayışlarının bir sonuca ulaşması ve toplumsal taleplerin
kendi mecrasında bir neticeye gitmesidir'' diye konuştu.
Küresel güç merkezlerinin stratejik planlarının deney sahası haline gelen
Ortadoğu'nun, istikrarsızlaştırılarak kontrol edilmek istendiğini ve yabancı
taleplerin karşılanacağı yönetimlerin oluşması için iktidar mücadeleleri tahrik
ve teşvik edildiğini belirten Bahçeli, ''Özellikle Mısır'daki gelişmeleri AKP
iktidarının yanlış değerlendirdiğini ve teşhisini başkalarının yönlendirmesi
altında koyduğunu son vakalara bakarak söylememiz mümkündür. İki haftayı bulan
Mısır'daki toplumsal yangını 'tribünden seyretmeyeceğiz' diyerek pozisyon almaya
çalışan Başbakan Erdoğan, bu zamana kadar, ABD'nin beklentilerini, isteklerini
yansıtmaktan başka bir şey yapmamıştır'' dedi.
Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Başbakan'ın, ABD Başkanıyla telefon görüşmesine kadar geçen bir hafta
süresince sessizliğini koruması manidardır. Özellikle Mısır Devlet Başkanı'na
yönelik 'halkın sesine kulak ver' çağrısı ve görevinden ayrılmasına dönük imalar,
Recep Tayyip Erdoğan vasıtasıyla Ortadoğu bölgesine indirilmiştir. Bu gelişmeyle
birlikte bir kez daha taşeronluk görevi yerine getirilmiş ve AKP, ABD
politikalarının hayata geçmesi için üzerine düşen sorumluluğu eksiksiz
uygulamıştır.
Türkiye'nin, Mısır konusunda, ABD'den hiç mi ayrı ve farklı politikası
yoktur? Tamamen küresel alana havale edilen dış politikada; proaktif davranmak,
oyun kurmak veya ön almak iddialarının inandırıcılığı bundan sonra nasıl ileri
sürülecektir?
ABD'nin görüş ve yaklaşımlarının aynısının, Başbakan Erdoğan tarafından
tekrar edilmesi bir bakıma bölgenin ve AKP'nin hangi ülke tarafından
yönlendirildiğini bir kez daha göstermiştir. Bize göre, Başbakan Erdoğan bu
süreçte BOP Eşbaşkanlığının hakkını vermekte ve küresel kanlı projelerin
servisini yapmaktadır. Ortadoğu'nun kaypak ve kaygan zeminine basarak sultanlık
hevesini tatmin etmeye çalışan Başbakan'ın, Müslüman ülkeleri hedefine alan
küresel projelere yardım etmesinin nedeni en başta sorunlu ve işbirlikçi siyasi
duruşudur.
Başbakan Erdoğan, yabancı ülkelerin eline tutuşturduğu pusulayla yol
almakta ve kendisine tanınan imkanlar çerçevesinde Müslüman coğrafyasında şöhret
olmaya çalışmaktadır.
Başbakan Erdoğan, şahsına gösterilen ve aslında cesameti tam belli
olmayan ilgiyi istismar etmekte ve Müslüman coğrafyasını Batılı güçler lehine
dönüştürmek amacıyla ön almaya çalışmaktadır.''
İktidarın, ''Ortadoğu ateşinin alevlerinin Türkiye'ye geçmesine neden
olacak eğilim ve politikalardan bir an önce uzaklaşması'' gerektiğini dile
getiren Bahçeli, ''İmralı canisi bir yanda AKP ile yaptığı pazarlıklara devam
ederken, diğer tarafta da Diyarbakır merkezli olmak üzere, Mısır örneğini
göstererek ayaklanma ve isyan teşvikinde bulunmaktadır. Bölücülüğün, 15 Şubattan
itibaren Mısır'dakine benzer kitlesel eylemlerle, hain planlarına ivme vereceği
bir aşamaya geçmek için hazırlık yaptığı anlaşılmaktadır'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın ''başka ülkelerin nasıl ve ne şekilde bir yönetime
sahip olmasıyla ilgili değerlendirmelerine bir an önce son vererek'' Türkiye'nin
karşı karşıya olduğu tehdidi bertaraf edecek tedbirleri hemen almaya başlaması
gerektiğini kaydeden Bahçeli, ''Hükümetin müzakerelerle İmralı canisinin
dayatmalarına boyun eğer bir hale gelmesi ve Türk milletine cezaevinden gözdağı
vermesine sessiz kalması bir rezalettir ve tükenmişliğinin acı da olsa ispatıdır.
İmralı'yla görüşmelerin açığa çıkmasıyla şeref ve haysiyet konusunda yerin dibine
batan iktidar zihniyetinin, Hüsnü Mübarek'le iktidar oyunu oynarken, kendi
vatanımızda ayaklanma hazırlıkları yapanları görmezden gelmesi, küresel
senaryolara figüran olmak için sıraya girmesi ihanetle eşdeğer bir kendini
bilmezliktir'' diye konuştu.
Bahçeli, bugün sokağa haklı veya haksız dökülmüş eylemciler için düne
kadar destekçisi olduğu Mısır hükümetine ''sokağa kulak ver'' çağrısı yapan
küresel gücün, yarın hükümete de isyancı PKK ile bir şiddet eylemi sonrasında
fütursuzca ''el sıkışma çağrısı'' yapmayacağının bir garantisi olmadığını
savunarak, ''Ateşle oynadığını idrak etmesi gereken Başbakan'ın, ABD'den aferin
almak adına ve bu ülkenin politikalarını sahiplenerek güç elde etmek uğruna
bekamızı tehlikeye atacak her adımdan kaçınması gerekmektedir. Aksi takdirde
'tribünden izlemeyiz' derken, girdiği sahadan mağlup, yılgın ve her tarafı yara
bere içinde çıkan bir takımın kaptanı olmaktan kurtulamayacağını unutmaması
hayrına olacaktır'' dedi.
Kuzey Kıbrıs'ta yapılan bir protestoya haddinden fazla öfkelenen Başbakan
Erdoğan'ın ''hakaretamiz sözlerle ve hoşgörüsüz kaba üslubuyla Kıbrıslı
soydaşları rencide ettiğini ve töhmet altında bıraktığını'' öne süren Bahçeli,
''Düne kadar Başbakan'ın koruyucu kanatları altında beslenen ve başı okşanarak
cesaretlendirilen Kıbrıs'taki bazı mahfiller, ne gariptir ki bugün Türkiye'ye
'çek git' demektedir'' ifadesini kullandı.
Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bunlar 2004 yılında da 'Yes Be Annem' diyerek Annan Planına destek
vermişlerdir ve AKP ile aynı safta buluşmuşlardır. Buna rağmen, Başbakan
Erdoğan'ın soğukkanlılığını ve basiretini kaybedercesine hiddetlenmesi ve tüm
Kıbrıslı soydaşlarımızı suçlayıcı ifadeler kullanması, asıl niyetini deşifre
etmesi bakımından kayda değerdir. Kıbrıslı kardeşlerimize 'besleme' diyerek
hakaret eden ve orada seçimle işbaşına gelen yönetimi küçültücü beyanlarda
bulunan Başbakan'ın sözlerini şiddetle telin ettiğimizi buradan duyuruyorum.
Ülkemizde herkesle kavga eden, üniversite öğrencisini mahkemeye veren, çiftçimize
'ananı da al git' diyen, sinirli, gergin, kızgın ve tahammülsüz Başbakan'ın
Kıbrıslı kardeşlerimize 'besleme' demeye asla hakkı yoktur. Başbakan Erdoğan,
ille de bir besleme örneği ve siması arıyorsa çevresine bakması yeterlidir ve
devletin kaynaklarını hortumlayan yandaşlarının tam da bu sıfata layık olduğunu
açıklıkla görebilecektir.
Sevsin ya da sevmesin, beğensin ya da beğenmesin, katılsın ya da
katılmasın Kıbrıslı soydaşlarımızın her biri bizim için önemlidir ve onlara
yönelik kötü söz misliyle sahibine ait olacaktır.
Herkes bilmelidir ki; AKP'ye rağmen Kıbrıs Türk'tür ve inşallah sonsuza
kadar Türk kalacaktır.
Kuzey Kıbrıs, Türk vatanının ayrılmaz bir parçası olarak varlığını
sürdürecektir ve oradaki soydaşlarımızın aldıkları her yardım analarının ak sütü
gibi helalleridir ve bunu da sorgulamaya siyasi taşeronların hiçbir şekilde gücü
yetmeyecektir.
Yunanistan'a gelince 'dostum, kardeşim' diye hitap eden; ancak sıra
Kıbrıslı kardeşlerimize gelince 'besleme' diyerek hakları olan yardımı çok gören
AKP zihniyetinin Türklüğün alevinde yanıp kül olması inşallah yakındır.
Rumlara şirin görünmeye çabalayan, Ermenilere el açan ve Brüksel
kapılarında aman dileyen, Washington'dan kumanda edilen AKP zihniyetinin sonu
artık gelmiştir.''(11.59)
TSK'yı hakir gören ve darbeci yaftasını vuran AKP zihniyeti varken öbür tarafta
demokratik sürece askeri dahil etmeye çalışan ve siyaseti yönlendirmesini
arzulayan bir ana muhalefet anlayışı yer almıştır'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türk Silahlı
Kuvvetlerinin (TSK) siyasetten uzak kalması ve kışlasında yalnızca ülke
güvenliğine odaklanmasının ''tartışma götürmez bir mecburiyet'' olduğunu ifade
etti.
''Ancak siyasetin de elini askerden uzak tutması ve günlük polemiklerin
içine çekmek için sinsi tertipler içinde bulunmaması, vatanımızın selameti için
elzemdir'' diyen Bahçeli, şunları söyledi:
''AKP'nin asker üzerinden yürüttüğü istismar politikalarının yanı sıra
CHP de benzeri bir tutum takınmış ve incitici, kışkırtıcı ve tahrik edici bir
üslup benimsemiştir. Bir tarafta TSK'yı hakir gören ve darbeci yaftasını vuran
AKP zihniyeti varken, öbür tarafta demokratik sürece askeri dahil etmeye çalışan
ve siyaseti yönlendirmesini arzulayan bir ana muhalefet anlayışı yer almıştır.
Türk siyaseti bu iki seviye yoksunu ve istismarcı partiden yorulmuştur ve oynanan
karşılıklı oyundan dolayı tahrip olmuştur.
Son olarak CHP'nin bir genel başkan yardımcısının sözleri bu çerçevede
son örneği teşkil etmiştir. Söz konusu CHP yöneticisinin 'Koca bir askeri
yıktılar, meğer kağıttan kaplanmış, biz bunu asker zannetmişiz' sözleri, talihsiz
olduğu kadar, şuurunu kaybeden bir siyasetçinin hezeyanlarından başka bir anlama
gelmemektedir. Tavsiyemiz, bu CHP'li yöneticinin askerden ne beklediğini
açıklıkla ortaya koyması; demokrasinin ve sandığın erdemine inanmıyorsa bundan
sonra siyaset yapıp yapmama konusunda kendisini bir kez daha gözden
geçirmesidir.''
''TSK kağıttan kaplan değil, binlerce yıllık geçmişiyle Türk milletinin
en güçlü kudretlerinden birisidir'' diyen Bahçeli, ''Bunu anlamayan ve seviyesi
yerlerde sürünen siyasetlerine kaldıraç olarak askeri kullanmayı amaçlayanlar
hedeflerine asla ulaşamayacaklardır. İzledikleri çarpık siyasetleri için askerden
medet uman, destek bekleyen ve demokratik siyasi yönetimlerin vesayet altında
olmasını içten içe dileyen siyasi zihniyetler, her fırsatta demokrasinin
yıldırımlarıyla çarpılacaklardır. Beklentimiz hem CHP'nin hem de AKP'nin elini
TSK'dan bir an önce çekmeleri ve siyasetin içine sokmaktan vazgeçmeleridir'' diye
konuştu.
İktidar tarafından ''yargının siyasallaştırılmasına dönük çabaların
hızında bir eksilme ve gerileme olmadığını'' savunan Bahçeli, Anayasa Mahkemesi
Başkanı'nın ''iktidar zihniyetini aratmayacak yorumlarının kaygılarını daha da
artırdığını'' ifade etti.
Belirli aralıklarla ''manidar'' açıklamalar yapan Mahkeme Başkanı'nın,
''yargının yandaş hale getirilmesine yönelik düşünce ve kaygıların dile
getirilmesini demokrasi ahlakıyla bağdaştırmaması ve bunu yargı mensuplarına
saygısızlık olarak görmesi''nin, ''temelsiz ve içi boş bir itham'' olduğunu
söyleyen Devlet Bahçeli, ''Biz demokrasi ahlakının nasıl olacağını ve içeriğinin
nelerden oluşacağını Anayasa Mahkemesi Başkanı'ndan öğrenecek ve duyacak değiliz.
Kaldı ki yetki ve sınırını aşarak siyasetin alanına girmesi, taşıdığı
sorumlulukla asla uyuşmamaktadır ve AKP'nin değirmenine su taşıyayım derken
adalete darbe vurduğunu görmesi ve anlaması lazımdır'' dedi.
Var olan olumsuzluklarda Mahkeme Başkanı'nın da payı ve sorumluluğu
olduğunu ve ''gerekli nedameti göstermesinin ahlaki tutarlılık gereği olacağını''
ifade eden Bahçeli, ''Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın tarafsızlığında ve bağımsız
duruşunda uzun zamandır gedikler açıldığı hepimizin malumudur. Bununla beraber
AKP'nin sözde yargı reformlarını meşrulaştırmaya çalışmak ve bunu övmek, Anayasa
Mahkemesi Başkanı'na düşen bir görev değildir ve olmamalıdır'' diye konuştu.
Bahçeli, yargının kapsamlı bir reforma tabi tutulmasını içtenlik ve
samimiyetle istediklerini belirterek, ''Hedefimizde tam bağımsız yargı, etkin ve
iyi işleyen adalet mekanizması bulunmaktadır'' dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Kıbrıslı
kardeşlerimize 'besleme' diyerek hakaret eden ve yönetimi küçültücü beyanlarda
bulunan Başbakan'ın sözlerini şiddetle telin ediyoruz. Başbakan Erdoğan, ille de
bir besleme örneği ve siması arıyorsa çevresine bakması yeterlidir'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Ankara'da
sanayi bölgelerinde meydana gelen patlamalara değinerek, ''Anlaşıldığı kadarıyla
işçi sağlığı ve iş yeri güvenliği konularında alınması gereken daha çok
tedbirler, yapılması lazım gelen daha çok hususlar bulunmaktadır'' ifadesini
kullandı.
Bahçeli, acı olaya sebebiyet veren kusur, ihmal, yanlışın ortaya
çıkarılması ve bir daha benzeri faciaların yaşanmaması için acilen önlemler
alınması gerektiğini söyledi.
Yakın coğrafyalardaki halkların, otoriter yönetimlerden kurtulayım derken
yeni vesayetlere ve baskılara maruz kalma riskinin gün geçtikçe belirginlik
kazandığını ifade eden Bahçeli, ''Dileğim, yakın coğrafyalardaki demokrasi,
özgürlük ve değişim arayışlarının bir sonuca ulaşması ve toplumsal taleplerin
kendi mecrasında bir neticeye gitmesidir'' diye konuştu.
Küresel güç merkezlerinin stratejik planlarının deney sahası haline gelen
Ortadoğu'nun, istikrarsızlaştırılarak kontrol edilmek istendiğini ve yabancı
taleplerin karşılanacağı yönetimlerin oluşması için iktidar mücadeleleri tahrik
ve teşvik edildiğini belirten Bahçeli, ''Özellikle Mısır'daki gelişmeleri AKP
iktidarının yanlış değerlendirdiğini ve teşhisini başkalarının yönlendirmesi
altında koyduğunu son vakalara bakarak söylememiz mümkündür. İki haftayı bulan
Mısır'daki toplumsal yangını 'tribünden seyretmeyeceğiz' diyerek pozisyon almaya
çalışan Başbakan Erdoğan, bu zamana kadar, ABD'nin beklentilerini, isteklerini
yansıtmaktan başka bir şey yapmamıştır'' dedi.
Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Başbakan'ın, ABD Başkanıyla telefon görüşmesine kadar geçen bir hafta
süresince sessizliğini koruması manidardır. Özellikle Mısır Devlet Başkanı'na
yönelik 'halkın sesine kulak ver' çağrısı ve görevinden ayrılmasına dönük imalar,
Recep Tayyip Erdoğan vasıtasıyla Ortadoğu bölgesine indirilmiştir. Bu gelişmeyle
birlikte bir kez daha taşeronluk görevi yerine getirilmiş ve AKP, ABD
politikalarının hayata geçmesi için üzerine düşen sorumluluğu eksiksiz
uygulamıştır.
Türkiye'nin, Mısır konusunda, ABD'den hiç mi ayrı ve farklı politikası
yoktur? Tamamen küresel alana havale edilen dış politikada; proaktif davranmak,
oyun kurmak veya ön almak iddialarının inandırıcılığı bundan sonra nasıl ileri
sürülecektir?
ABD'nin görüş ve yaklaşımlarının aynısının, Başbakan Erdoğan tarafından
tekrar edilmesi bir bakıma bölgenin ve AKP'nin hangi ülke tarafından
yönlendirildiğini bir kez daha göstermiştir. Bize göre, Başbakan Erdoğan bu
süreçte BOP Eşbaşkanlığının hakkını vermekte ve küresel kanlı projelerin
servisini yapmaktadır. Ortadoğu'nun kaypak ve kaygan zeminine basarak sultanlık
hevesini tatmin etmeye çalışan Başbakan'ın, Müslüman ülkeleri hedefine alan
küresel projelere yardım etmesinin nedeni en başta sorunlu ve işbirlikçi siyasi
duruşudur.
Başbakan Erdoğan, yabancı ülkelerin eline tutuşturduğu pusulayla yol
almakta ve kendisine tanınan imkanlar çerçevesinde Müslüman coğrafyasında şöhret
olmaya çalışmaktadır.
Başbakan Erdoğan, şahsına gösterilen ve aslında cesameti tam belli
olmayan ilgiyi istismar etmekte ve Müslüman coğrafyasını Batılı güçler lehine
dönüştürmek amacıyla ön almaya çalışmaktadır.''
İktidarın, ''Ortadoğu ateşinin alevlerinin Türkiye'ye geçmesine neden
olacak eğilim ve politikalardan bir an önce uzaklaşması'' gerektiğini dile
getiren Bahçeli, ''İmralı canisi bir yanda AKP ile yaptığı pazarlıklara devam
ederken, diğer tarafta da Diyarbakır merkezli olmak üzere, Mısır örneğini
göstererek ayaklanma ve isyan teşvikinde bulunmaktadır. Bölücülüğün, 15 Şubattan
itibaren Mısır'dakine benzer kitlesel eylemlerle, hain planlarına ivme vereceği
bir aşamaya geçmek için hazırlık yaptığı anlaşılmaktadır'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın ''başka ülkelerin nasıl ve ne şekilde bir yönetime
sahip olmasıyla ilgili değerlendirmelerine bir an önce son vererek'' Türkiye'nin
karşı karşıya olduğu tehdidi bertaraf edecek tedbirleri hemen almaya başlaması
gerektiğini kaydeden Bahçeli, ''Hükümetin müzakerelerle İmralı canisinin
dayatmalarına boyun eğer bir hale gelmesi ve Türk milletine cezaevinden gözdağı
vermesine sessiz kalması bir rezalettir ve tükenmişliğinin acı da olsa ispatıdır.
İmralı'yla görüşmelerin açığa çıkmasıyla şeref ve haysiyet konusunda yerin dibine
batan iktidar zihniyetinin, Hüsnü Mübarek'le iktidar oyunu oynarken, kendi
vatanımızda ayaklanma hazırlıkları yapanları görmezden gelmesi, küresel
senaryolara figüran olmak için sıraya girmesi ihanetle eşdeğer bir kendini
bilmezliktir'' diye konuştu.
Bahçeli, bugün sokağa haklı veya haksız dökülmüş eylemciler için düne
kadar destekçisi olduğu Mısır hükümetine ''sokağa kulak ver'' çağrısı yapan
küresel gücün, yarın hükümete de isyancı PKK ile bir şiddet eylemi sonrasında
fütursuzca ''el sıkışma çağrısı'' yapmayacağının bir garantisi olmadığını
savunarak, ''Ateşle oynadığını idrak etmesi gereken Başbakan'ın, ABD'den aferin
almak adına ve bu ülkenin politikalarını sahiplenerek güç elde etmek uğruna
bekamızı tehlikeye atacak her adımdan kaçınması gerekmektedir. Aksi takdirde
'tribünden izlemeyiz' derken, girdiği sahadan mağlup, yılgın ve her tarafı yara
bere içinde çıkan bir takımın kaptanı olmaktan kurtulamayacağını unutmaması
hayrına olacaktır'' dedi.
Kuzey Kıbrıs'ta yapılan bir protestoya haddinden fazla öfkelenen Başbakan
Erdoğan'ın ''hakaretamiz sözlerle ve hoşgörüsüz kaba üslubuyla Kıbrıslı
soydaşları rencide ettiğini ve töhmet altında bıraktığını'' öne süren Bahçeli,
''Düne kadar Başbakan'ın koruyucu kanatları altında beslenen ve başı okşanarak
cesaretlendirilen Kıbrıs'taki bazı mahfiller, ne gariptir ki bugün Türkiye'ye
'çek git' demektedir'' ifadesini kullandı.
Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bunlar 2004 yılında da 'Yes Be Annem' diyerek Annan Planına destek
vermişlerdir ve AKP ile aynı safta buluşmuşlardır. Buna rağmen, Başbakan
Erdoğan'ın soğukkanlılığını ve basiretini kaybedercesine hiddetlenmesi ve tüm
Kıbrıslı soydaşlarımızı suçlayıcı ifadeler kullanması, asıl niyetini deşifre
etmesi bakımından kayda değerdir. Kıbrıslı kardeşlerimize 'besleme' diyerek
hakaret eden ve orada seçimle işbaşına gelen yönetimi küçültücü beyanlarda
bulunan Başbakan'ın sözlerini şiddetle telin ettiğimizi buradan duyuruyorum.
Ülkemizde herkesle kavga eden, üniversite öğrencisini mahkemeye veren, çiftçimize
'ananı da al git' diyen, sinirli, gergin, kızgın ve tahammülsüz Başbakan'ın
Kıbrıslı kardeşlerimize 'besleme' demeye asla hakkı yoktur. Başbakan Erdoğan,
ille de bir besleme örneği ve siması arıyorsa çevresine bakması yeterlidir ve
devletin kaynaklarını hortumlayan yandaşlarının tam da bu sıfata layık olduğunu
açıklıkla görebilecektir.
Sevsin ya da sevmesin, beğensin ya da beğenmesin, katılsın ya da
katılmasın Kıbrıslı soydaşlarımızın her biri bizim için önemlidir ve onlara
yönelik kötü söz misliyle sahibine ait olacaktır.
Herkes bilmelidir ki; AKP'ye rağmen Kıbrıs Türk'tür ve inşallah sonsuza
kadar Türk kalacaktır.
Kuzey Kıbrıs, Türk vatanının ayrılmaz bir parçası olarak varlığını
sürdürecektir ve oradaki soydaşlarımızın aldıkları her yardım analarının ak sütü
gibi helalleridir ve bunu da sorgulamaya siyasi taşeronların hiçbir şekilde gücü
yetmeyecektir.
Yunanistan'a gelince 'dostum, kardeşim' diye hitap eden; ancak sıra
Kıbrıslı kardeşlerimize gelince 'besleme' diyerek hakları olan yardımı çok gören
AKP zihniyetinin Türklüğün alevinde yanıp kül olması inşallah yakındır.
Rumlara şirin görünmeye çabalayan, Ermenilere el açan ve Brüksel
kapılarında aman dileyen, Washington'dan kumanda edilen AKP zihniyetinin sonu
artık gelmiştir.''(11.59)
