2016-11-08 - 15:51
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Geçen hafta merhum Bülent Ecevit'i vefatının 10 yılında andıklarını hatırlatan Kılıçdaroğlu, kendisine bir kez daha Allah'tan rahmet diledi. Ecevit'in bütün hayalinin "Ne ezen, ne ezilen, insanca hakça bir düzen" olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, bugün bu sloganın öneminin daha iyi anlaşıldığını dile getirdi. Kılıçdaroğlu, vatandaşlara "Gelin el birliği ile ne ezen ne ezilen insanca hakça bir düzeni el birliği ile kuralım." diye seslendi.
"Türkiye nasıl oldu da ezen ve ezilenlerin ülkesi oldu?" diye soran Kılıçdaroğlu, normalda her grup toplantısında, işsizliğin, ekonominin, sanatın ve kültürün konuşulması gerektiğini dile getirdi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Ama bunların hiçbirisinden söz etmiyoruz. Dolar almış başını gidiyor, söz etmiyoruz, 17 milyon yoksul, 6 milyon işsiz var söz etmiyoruz. Gencecik fidan gibi çocuklar işsiz, bunlardan söz etmiyoruz. Hepimizin kafasında 'Ne olacak bu Türkiye'nin hali' kaygısı var. Çünkü insanların bugüne dair, geleceğe dair de güveni yok. Ben de şunu çok açık ve net söylüyorum: Asla umutsuz olma kardeşim. Ne olursa olsun, bil ki bu ülkenin birliğini, dirliğini ve bütünlüğünü, vatanını ve bayrağını savunan CHP var, undan kesinlikle emin olmanı istiyorum. Şu Türkiye'nin geldiği hale bakın. Başbakan çıkmış bölünme tehdidinden söz ediyor. 'Başkanlık gelmezse Türkiye bölünür' diyor. Seni oraya Türkiye'yi böl diye mi oturttuk biz? Sen nasıl bu lafı edersin. Söyledim cevap veremiyor. Bu lafı eden bir kişi başbakanlık koltuğunda oturamaz. Bu lafı eden bölücülerin taşeronluğuna soyunmuş kişidir. Bu kadar açık, net söylüyorum."
Başbakan Yıldırım'ın, yetkilerine ve koltuğuna sahip çıkamadığını da iddia eden Kılıçdaroğlu, "Yetkilerini başkasına kullandırtmayacaksın, 'Ben başbakanım son söz bana aittir' diyeceksin. Yoksa başbakanlık yapamazsın." diye konuştu.
Kapı çaldığında herkesin kaygıyla kapıyı açtığını savunan Kılıçdaroğlu, ülkede can ve mal güvenliğinin olmadığını öne sürdü.
Kılıçdaroğlu, "Bu ülkede basın özgürlüğü yoktur, kişi dokunulmazlığı yoktur. Otobüste bile tekme atabilirsin. Bir kesimi alkışlıyor, bir kesimi 'Bu nedir' diyor. Bu kadar ayrışma hayra alamet değildir. Toplantı ve gösteri yapma hakkı yok. En önemlisi devleti devlet yapan adalet yok. Böyle bir Türkiye ile karşı karşıyayız. O nedenle işimiz zor." değerlendirmesini yaptı.
Kendilerinin taşıdığı kaygıları bütün dünyanın da taşıdığını ileri süren Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin hızla dünyadan izole olduğunu öne sürdü.
"Peki biz Cumhuriyet'i niye kurduk?" diyen Kılıçdaroğlu, "Uygar dünyanın bir parçası olmak için. Ama bugün Türkiye bu dünyanın dışında. Gittikçe Kuzey Kore'ye benziyoruz. Orada da bir diktatör var, bütün dünyadan soyutlanmış şekilde kendi dünyalarında yaşıyor. Bu çok tehlikeli bir gelişmedir." iddiasında bulundu.
İktidarın, "Herkes bize düşman dediğini" aktaran Kılıçdaroğlu, "Ben merak ediyorum BM'de mi bize düşman?" diye sordu. Türkiye'nin üyesi olduğu BM'nin "Türkiye'deki gelişmelerden endişe duyuyoruz" şeklinde açıklama yaptığını ifade eden Kılıçdaroğlu, bunların sansür nedeniyle buradaki gazetelerde yazılmadığını savundu.
İktidarın kendisini BM'ye ihbar ettiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin BM yetkilisinin Siyasi Haklar Uluslararı Sözleşmesi'ne çekince koyduğunu söyledi.
Böyle bir tablonun Türkiye'ye yakışmadığını belirten Kılıçdaroğlu, bunların aşılması halinde Türkiye'yi büyütme azminin ortaya koyulabileceğini bildirdi.
Hapishanelerde 2002'de 60 bin tutuklu ve hükümlü bulunduğunu şimdi ise bunun 4 kat artarak, 17 Ağustos 2016 itibarıyla 214 bine ulaştığını belirten Kılıçdaroğlu, 10 kişilik koğuşta 30 kişinin kaldığını, mahkumların sırayla yatttığını ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Allah aşkına bütün vatandaşlarıma sesleniyorum: Ne ezen, ne ezilen insanca hakça bir düzen bugün Türkiye'de var mı, yok mu? Bunun öğrencisi hapiste, binlerce suçsuz insan var hapiste sorgusuz, sualsiz yatıyor. 241 gazeteci hapiste. Dünyada en çok gazeteci tutuklayan ülke Türkiye. Er, erbaş hapiste. Türkiye'yi bu hale kim getirdi? Onlara kalsa 'Türkiye'yi bu hale CHP getirdi' diyecekler. Kendileri çalıp oynuyorlar, bir aksaklık olunca da 'CHP niye itiraz ediyor?' Bir yerde haksızlık varsa ben zalime mi sahip çıkacağım, mağdura mı? Zulmün karşısında susan dilsiz şeytandır, onlar dilsiz şeytandır. Biz her zaman mağdurun yanında, zalimin karşısında olacağız."
İktidarın "üç terör örgütüne destek vererek, yardım ve yataklık yaparak" ülkeyi bu hale getirdiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, bunları tek tek sayacağını söyledi.
Salondakilere, "Bunları her yerde anlatın" diyen Kılıçdaroğlu, "Eğer zulümden yana değilseniz, mazlumlardan, dürüstlerden yanaysanız, bunları anlatmak hepimizin ortak görevidir." ifadesini kullandı.
CHP'nin Belediye Başkanları Toplantısı'nda uzun bir konuşma yaptığını ancak konuşmasının bir cümlesinin seçildiğini belirten Kılıçdaroğlu, şu açıklamaları yaptı:
"Seçimle gelen seçimle gider diye bir cümle kullandım. Bu havuz medyası ve onların ekibi blok halde, 'Vay efendim sen bunu nasıl söylersin.' Şunu söylememi bekliyordunuz, 'Seçimle gelen darbeyle gider' bunu mu deseydim? Biz 15 Temmuz'a niye karşı çıktık? Seçimle gelen darbeyle gitmesin, seçimle gelen seçimle gitsin, halkın iradesiyle gitsin. Bunun için söyledik. Ama onların kafası ters çalışıyor, neden? Saraya bağımlı beyinleri, oradan aldıkları talimat üzerine gereğini yapıyorlar. Yine söylüyorum; Demokrasilerde ana kural; seçimle gelen seçimle gider. Ama seçimle gelen, 'Ben hukukun üstündeyim, her istediğimi yaparım' diyemez. 'Ben savcıya, hakime gitmem, ifade vermem' diyemez. Gidecekti, ifadesini verecek, savunmasını yapacaktı. Hiç kimsenin yargılamanın dışındadır diye bir ayrıcalığı yoktur Türkiye'de."
Kılıçdaroğlu, kendisinin de pek çok davada yargılandığını ancak gidip hakkını savunduğunu belirterek, "Eğer yargı taraflı davranırsa hep beraber eleştiririz. Ama yargıdan kaçılmayacaktır. Bazı çevreler bizi suçluyor 'Niye dokunulmazlıkları kaldırdınız.' Kürsü dokunulmazlığı hariç bütün dokunulmazlıkların kalkması lazım. Böylece AKP'nin içindeki ByLock'çuların da ortaya çıkması lazım." diye konuştu.
Bunları dile getirince, "Bu tutuklanan milletvekilleri Kandili'n uzantısı" dendiğini aktaran Kılıçdaroğlu, "Allah aşkına bunları Kandil'e gönderen kim? TBMM tutanaklarını açıp okusunlar. Orada konuşuluyor, 'Kandil'e gittik bizi aradılar, sonucunu bize bildirin' diyorlar. Sizden icazet alıp Kandil'e gitmedi mi bunlar? İmralı'ya kim gitti? Bunlar Hükümetin gözetiminde gitmediler mi? Masaları kurmadılar mı? Bu kadar yüzsüzlüğü ben hayatımda ilk kez görüyorum." diye konuştu.
Her zaman hukukun üstünlüğünü savunduklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, hüküm kesinleşmese bir milletvekilinin tutuklanmasını doğru bulmadıklarını bildirdi. Anayasa Mahkemesinin bir kararında 19'uncu ve 67'nci maddeye atıfta bulunularak, "Bir milletvekili görevdeyken tutuklanırsa temsil yetkisi elinden alınır, bu ihlal sayılır" dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, devleti yöneten insanların duygularına hakim olması gerektiğini vurguladı.
Devletin öç alma duygusuyla yönetilemeyeceğini belirten Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:
"İmralı'ya siz gönderdiniz. 2010'da çıktı dönemin başbakanı 'Biz PKK ile görüşmedik, görüştüğümüzü söyleyenler şerefsizdir.' dedi. 2012 aynı kişi, 'PKK ile görüşen arkadaşı ben gönderdim, sıkıntısı olan bana söylesin.' Şimdi bunu kazaen bir CHP'li söylese ne olurdu? İmralı ve Kandil arasında da mekik dokudular bu arkadaşlar. Hükümetin tekliflerini götürdüler İmralı ile Kandil arasında. Oslo'da masayı biz mi kurduk? Kimdi bunlar? Bunları görevlendiren kimdi? Bu PKK'ya yardım ve yataklık yapanlar bunlar değil mi? Onlara meşruiyet kazandıran bunlar değil mi? Bizi suçluyorlar. İki kanattan saldırı alıyoruz, bir PKK, bir AKP çünkü ikisi de iş birliği yapıyor. Açık ve net söylüyorum. Size bir fotoğraf göstereceğim, bakın şu fotoğrafa 'Dolmabahçe Mutabakatı.' Üç kişi serbest, diğerleri hapiste. Bunlar CHP milletvekili mi? Kim bunları Dolmabahçe'ye gönderdi? 'Oturup anlaşma yapın' dedi. Önce bunun hesabını vereceksiniz siz, bunun hesabını sormazsam namerdim."
Hükümetin, şehirler PKK tarafından silah deposu haline dönüştürülürken sessiz kaldığını iddia eden Kılıçdaroğlu, "Nusaybin'de kamyonun üzerinden Kalaşnikof dağıtıldı. PKK vergi daireleri, mahkemeler kurdu, askerlik şubeleri kurdu... Kim vardı iktidarda? Bizi suçluyorlar şimdi 'PKK'ya destek veriyorsunuz' diye. Benim söylediklerim yanlışsa destek veriyoruz. Benim söylediklerimin her kelimesi doğruysa bunun hesabını siz vereceksiniz, vermezseniz namertsiniz." diye konuştu.
"Habur'da bu ülkenin hakimlerini, savcılarını terör örgütünün ayağına kim gönderdi?" diye soran Kılıçdaroğlu, iktidarın yaptıklarıyla terör örgütüne meşruiyet kazandırdığını ileri sürdü.
Kılıçdaroğlu, "İtiraz eden bizdik. Şimdi suçlanan kim? Yine biziz. Allah akıl fikir versin, vallahi bunların yatacak yeri yok. Şavşat'tan Ardanuş'a giderken PKK saldırdı. Bir er hayatını kaybetti. Sizi PKK kucaklıyor, bize saldırı düzenliyor. Nasıl oluyor bu düzen? İçtiğiniz su ayrı gitmiyor. Yeri gelince de kime saldıracağız? 'CHP'ye saldıracağız.' Neden? CHP doğruları söylüyor. Doğruları söylemeye devam edeceğiz." değerlendirmesini yaptı.
Kılıçdaroğlu, Belçika'da bir mahkemenin PKK terör örgütüne ilişkin aldığı karara da tepki gösterdi.
Bugün grup konuşmalarında Başbakan Binali Yıldırım ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den bir şeyler söylemelerini beklediğini ancak bir açıklama gelmediğini aktaran Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Belçika'da bir mahkeme karar verdi. Diyor ki 2010 yılında açılan dava sonuçlandı. 'PKK örgütü değildir, silahlı bir örgüttür' diyor. Buradan Belçika hükümetine, bu kararı veren mahkemeye seslenmek istiyorum; 30 bin kişinin hayatına mal oldu bu terör. Küçük çocuklar bebekler, günahsız kadınlar, siviller... 30 bin kişi hayatını kaybetti. Belçika'da bırakın 30 bin kişiyi 10 kişi ölseydi, siz nasıl bir karar alırdınız. Sizde vicdan, adalet yok mu? Siz nasıl bir terör örgütüne, 'Terör örgütü değil de silahlı bir örgüttür' dersiniz. AB'ye aykırı bu. Birlik PKK'yı terör örgütü olarak görüyor. Ses çıkaramıyorlar korkularından, kim ses çıkarıyor? Yürekli bir şekilde ses çıkaran yine CHP."
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, iktidarın 2002 yılında terörsüz bir Türkiye devraldığını, bugün ise her gün şehit veren bir ülke konumuna geldiğini belirtti.
Annelerin ellerine kına yakarak, umut içinde askere gönderdikleri çocuklarının şehit haberiyle yıkıldığını aktaran Kemal Kılıçdaroğlu, kürsüden, şehit Jandarma Er Erkan Özdemir'in annesi Havvagül Özdemir'in oğlunun şehit olmasının ardından yazdığı satırları okudu.
"Bu acılı annenin derdini kim bilecek?" diye soran CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ateşin düştüğü yeri yaktığını vurgulayarak, "Bu siyasilere soruyorum, bu Ankara'da oturan beylere, hükümet edenlere soruyorum; sizin hangi evladınız Doğu'da, Güneydoğu'da askerlik yapıyor? Çıkın, söyleyin." ifadesini kullandı.
CHP'nin anaların acısını anladığını ve paylaştığını bildiren Kılıçdaroğlu, "Onlar bizi PKK'lı olarak suçluyor. Utanmazlar ve arsızlar. Biz ülkemizi seven insanlarız. Hiç kimsenin burnu bile kanamasın isteriz. Görüşü, inancı, yaşam tarzı ne olursa olsun, bu memlekette herkes huzur içinde yaşasın isteriz." diye konuştu.
FETÖ'nün darbe girişimi sırasında 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nde Yalova'dan İstanbul'a getirilen ve yaşanan olaylar sırasında öldürülen Hava Harp Okulu öğrencisi Murat Tekin'in İzmir'deki ailesinin evini ziyaret ettiğini kaydeden Kemal Kılıçdaroğlu, Tekin'in babasının yaşadıklarına ilişkin anlattıklarını aktardı.
Oğlu linç edilen bir babanın gözyaşlarına tanık olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, babanın, oğlunun cenazesini İzmir'e getirmek için ambulans talebinin karşılanmadığını, cenaze namazının da İzmir'de kılınmaması üzerine köyüne getirmek zorunda kaldığını söylediğini belirtti.
Babanın, oğlunun şehitliğinin kabul edilmesini istediğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Bunu Sayın Erdoğan ile yaptığımız ilk görüşmede, Sayın Erdoğan'a söyledim. Linç edilenlerin hakkının korunması ve bunları yapanların tutuklanıp yargılanmasını istedim. 'Haklısın' dedi. Aileye sordum, bugüne kadar hiç kimse kapısını çalmamış. O ailenin kapısını kim çaldı? Biz çaldık. Anneyi ve ablayı göreceksiniz, toplumdan dışlanmışlar gibi. Çocukları linç edilmiş sanki aile suçluymuş gibi. Yok öyle bir şey. İnsanlığımızı kaybedecek noktaya geldik. Müslüman bir ülkede bir Müslüman'ın cenazesi kılınamaz hale geldik. Nasıl bir kindir, öfkedir? Bunu ben kabul edemiyorum. Vicdanım, ahlakım, imanım, inancım kabul etmiyor. Emin olun kitabımız da kabul etmiyor."
Kılıçdaroğlu, amacı ne olursa olsun, terörü yapanın da yaptıranın da destek olanın da göz yumanın da karşısında olduklarını bildirdi.
CHP'nin mağdurdan yana olduğunu, suçluların ise karşısında durduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, "Onlar bunu söyleyebilirler mi? Yok. Çünkü yardım ve yataklık yaptılar. Biz yardım ve yataklık yapıyor muyuz? Allah korusun. Yok öyle bir şey. Biz ancak kendi insanımızın haklarını koruruz ve savunuruz. Onun dışında suçlulara sahip çıkmak gibi bir geleneğimiz yok bizim. Ama herkesin adalet içinde yargılanmasını isteriz. Devleti devlet yapan, adalettir." değerlendirmesinde bulundu.
Kılıçdaroğlu, haksızlığa karşı durmanın görevleri olduğunu ifade ederek, Murat Tekin ve onun gibi öldürülenlerin hukuken haklarını savunacaklarını aktardı.
CHP'nin TBMM'de, DEAŞ ile ilgili Araştırma Önergesi verdiğini, ancak önergenin AK Parti milletvekillerinin oylarıyla reddedildiğini belirten Kemal Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin DEAŞ ile ideolojik akrabalığı olduğu için bu önergeyi reddettiğini ileri sürdü.
Başbakan Binali Yıldırım'a "Musul Konsolosluğu basılıp vatandaşlar rehin alındığında neden IŞİD'e terör örgütüdür diyemediniz?" diye sorduğunu, bu sorunun cevabını hala alamadığını aktaran Kılıçdaroğlu, "Hangi milletvekiliniz PKK ve IŞİD terör örgütü değildir, dedi" diye sorduğunu, bu soruya da yanıt alamadığını ifade etti.
Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Kazara bir CHP milletvekili dese ki PKK ve IŞİD terör örgütü değildir, başımıza neler gelir. Bunlar rahatlıkla söylüyorlar. Belçika'daki mahkemenin kararına tabii o yüzden itiraz etmiyorlar. O yüzden diyemiyorlar ki 'Belçika'daki karar doğru bir karar değildir". Yüzlerce vatandaşımızı öldürdüler canlı bombalarla, 70 ilden IŞİD'e militan kazandırılıyor. Türkiye sorumlusu kim diye sordum, elini kolunu sallayarak geziyor Türkiye sorumlusu. Sessiz değil mi? Sessiz. IŞİD'e, El Nusra'ya tırlarla silah gönderdi bunlar. Müslümanı Müslümana kırdırmak için gönderdiler. Küçücük çocuklar yok olsun diye gönderdiler. Bunların yatacak yeri yok."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dün bir konuşmasında DEAŞ'ın "Hiçbir sebep olmadığı halde sürekli ülkemizde eylem arayışı içinde" şeklinde bir ifade kullandığını ileri süren Kılıçdaroğlu, "Bunun ne istediyseniz verdik, niye gelip burada eylem yapıyorsunuz." anlamına geldiğini iddia etti.
Bir ülkenin cumhurbaşkanının böyle bir ifade kullanmasının kabul edilebilir olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, ülkeyi yönetenlerin kendi elleriyle kendi kabahatlerini gösterdiklerini kaydetti.
İktidarın geçmişte FETÖ'nün elebaşı Fethullah Gülen'i yere göğe sığdıramadığını, "Ne istedin de vermedik?" diye seslendiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Düşünün, taşeron işçisi kadro istedi, vermediler, onlar üniversite istedi, 17 üniversiteyi birden verdiler. Emekli iki maaş istedi, vermediler, Gülen örgütüne dünyanın arsalarını, paralarını aktardılar. İstanbul'da hangi arazileri verdiler? Ankara'yı parsel parsel tahsis ettiler bunlara. Şimdi ben namuslu, yürekli bir savcı arıyorum, Ankara'da arıyorum. Ankara Büyükşehir Belediyesinin parsel parsel cemaate verdiği arsalar nerede? Niye sormuyorsunuz? Yüreğiniz mi yetmiyor? Cesaretiniz mi yok? Siz cumhuriyetin savcısı değil misiniz? Onun hesabının sorulması lazım. Biz onun hesabını soracağız."
Bazı gazetelerin "İzmir Büyükşehir Belediyesinde FETÖ operasyonu" başlıklı bir haberler yayınladıklarına işaret eden Kılıçdaroğlu, olayın, bütün belediyelere giden bir yazı gereği "Bylock" kullanan 24 kişi hakkında soruşturma yapılması olduğunu anlattı.
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde 26 bin kişinin çalıştığına dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "Operasyon yapacaksanız bakın İstanbul orada duruyor, Ankara orada duruyor." dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu, iktidarın İzmir Büyükşehir Belediyesini hazmedemediğini, çünkü belediyenin uluslararası kredi notunun, Türkiye Cumhuriyeti'nin kredi notundan yüksek olduğunu kaydetti.
İktidarın FETÖ'den hep haberdar olduğunu iddia eden Kılıçdaroğlu, 25 Ağustos 2004 yılındaki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında görüşülen bir raporda cemaatin himmet paraları topladığının yer aldığını bildirdi.
Kılıçdaroğlu, "Ne zaman uyandılar? Ayakkabı kutularında paralar çıkınca. Bakanların çocuklarının yatak odalarında boy boy para kasaları çıkınca. 700 bin liralık saat çıkınca. Ondan sonra dediler ki 'Bu terör örgütüdür'. Yoksa içtikleri su ayrı gitmiyordu." dedi.
Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un Meclis'teki 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu'nda yaptığı konuşmadan bölümler okuyan Kılıçdaroğlu, Başbuğ'un FETÖ'ye ilişkin uyarılarına iktidardan gerekli tepkiyi alamadığını anlattığını aktardı.
İktidarın FETÖ ile ilişkisini kesmediğini, ilişkinin devam ettiğini öne süren Kılıçdaroğlu, "Kardeşlik devam ediyor, önde bir kavga varmış gibi. Nasıl devam ediyor? Cumhuriyet Gazetesine yapılan operasyonda biz bunu öğreniyoruz. Cumhuriyet Gazetesinde iddianameyi düzenleyen kim? FETÖ davasından yargılanan bir savcı." diye konuştu.
Konuşmasında son siyasi gelişmelerin ardından hafta sonu toplanan CHP Parti Meclisi'nin yayımladığı bildiriye de değinen Kılıçdaroğlu, iktidar kanadından yapılan yorumlara bakınca bildiriden müthiş bir rahatsızlık duyduklarını gördüğünü aktardı.
Bildiride yer alan konuları başlıklar halinde sıralayan Kılıçdaroğlu, metnin "Ne darbe, ne dikta, yaşasın tam demokrasi." ifadeleriyle bittiğini kaydetti.
Kamal Kılıçdaroğlu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
"Türkiye'yi böldürmeyeceğiz. Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu cumhuriyeti sonsuza kadar yaşatacağız. Doğruları söylemeye her zaman devam edeceğiz. Her zaman mazlumların yanında olacağız. Her zaman halkımızın yanında olacağız. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti deriz ve gurur duyuyoruz."
Geçen hafta merhum Bülent Ecevit'i vefatının 10 yılında andıklarını hatırlatan Kılıçdaroğlu, kendisine bir kez daha Allah'tan rahmet diledi. Ecevit'in bütün hayalinin "Ne ezen, ne ezilen, insanca hakça bir düzen" olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, bugün bu sloganın öneminin daha iyi anlaşıldığını dile getirdi. Kılıçdaroğlu, vatandaşlara "Gelin el birliği ile ne ezen ne ezilen insanca hakça bir düzeni el birliği ile kuralım." diye seslendi.
"Türkiye nasıl oldu da ezen ve ezilenlerin ülkesi oldu?" diye soran Kılıçdaroğlu, normalda her grup toplantısında, işsizliğin, ekonominin, sanatın ve kültürün konuşulması gerektiğini dile getirdi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Ama bunların hiçbirisinden söz etmiyoruz. Dolar almış başını gidiyor, söz etmiyoruz, 17 milyon yoksul, 6 milyon işsiz var söz etmiyoruz. Gencecik fidan gibi çocuklar işsiz, bunlardan söz etmiyoruz. Hepimizin kafasında 'Ne olacak bu Türkiye'nin hali' kaygısı var. Çünkü insanların bugüne dair, geleceğe dair de güveni yok. Ben de şunu çok açık ve net söylüyorum: Asla umutsuz olma kardeşim. Ne olursa olsun, bil ki bu ülkenin birliğini, dirliğini ve bütünlüğünü, vatanını ve bayrağını savunan CHP var, undan kesinlikle emin olmanı istiyorum. Şu Türkiye'nin geldiği hale bakın. Başbakan çıkmış bölünme tehdidinden söz ediyor. 'Başkanlık gelmezse Türkiye bölünür' diyor. Seni oraya Türkiye'yi böl diye mi oturttuk biz? Sen nasıl bu lafı edersin. Söyledim cevap veremiyor. Bu lafı eden bir kişi başbakanlık koltuğunda oturamaz. Bu lafı eden bölücülerin taşeronluğuna soyunmuş kişidir. Bu kadar açık, net söylüyorum."
Başbakan Yıldırım'ın, yetkilerine ve koltuğuna sahip çıkamadığını da iddia eden Kılıçdaroğlu, "Yetkilerini başkasına kullandırtmayacaksın, 'Ben başbakanım son söz bana aittir' diyeceksin. Yoksa başbakanlık yapamazsın." diye konuştu.
Kapı çaldığında herkesin kaygıyla kapıyı açtığını savunan Kılıçdaroğlu, ülkede can ve mal güvenliğinin olmadığını öne sürdü.
Kılıçdaroğlu, "Bu ülkede basın özgürlüğü yoktur, kişi dokunulmazlığı yoktur. Otobüste bile tekme atabilirsin. Bir kesimi alkışlıyor, bir kesimi 'Bu nedir' diyor. Bu kadar ayrışma hayra alamet değildir. Toplantı ve gösteri yapma hakkı yok. En önemlisi devleti devlet yapan adalet yok. Böyle bir Türkiye ile karşı karşıyayız. O nedenle işimiz zor." değerlendirmesini yaptı.
Kendilerinin taşıdığı kaygıları bütün dünyanın da taşıdığını ileri süren Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin hızla dünyadan izole olduğunu öne sürdü.
"Peki biz Cumhuriyet'i niye kurduk?" diyen Kılıçdaroğlu, "Uygar dünyanın bir parçası olmak için. Ama bugün Türkiye bu dünyanın dışında. Gittikçe Kuzey Kore'ye benziyoruz. Orada da bir diktatör var, bütün dünyadan soyutlanmış şekilde kendi dünyalarında yaşıyor. Bu çok tehlikeli bir gelişmedir." iddiasında bulundu.
İktidarın, "Herkes bize düşman dediğini" aktaran Kılıçdaroğlu, "Ben merak ediyorum BM'de mi bize düşman?" diye sordu. Türkiye'nin üyesi olduğu BM'nin "Türkiye'deki gelişmelerden endişe duyuyoruz" şeklinde açıklama yaptığını ifade eden Kılıçdaroğlu, bunların sansür nedeniyle buradaki gazetelerde yazılmadığını savundu.
İktidarın kendisini BM'ye ihbar ettiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin BM yetkilisinin Siyasi Haklar Uluslararı Sözleşmesi'ne çekince koyduğunu söyledi.
Böyle bir tablonun Türkiye'ye yakışmadığını belirten Kılıçdaroğlu, bunların aşılması halinde Türkiye'yi büyütme azminin ortaya koyulabileceğini bildirdi.
Hapishanelerde 2002'de 60 bin tutuklu ve hükümlü bulunduğunu şimdi ise bunun 4 kat artarak, 17 Ağustos 2016 itibarıyla 214 bine ulaştığını belirten Kılıçdaroğlu, 10 kişilik koğuşta 30 kişinin kaldığını, mahkumların sırayla yatttığını ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Allah aşkına bütün vatandaşlarıma sesleniyorum: Ne ezen, ne ezilen insanca hakça bir düzen bugün Türkiye'de var mı, yok mu? Bunun öğrencisi hapiste, binlerce suçsuz insan var hapiste sorgusuz, sualsiz yatıyor. 241 gazeteci hapiste. Dünyada en çok gazeteci tutuklayan ülke Türkiye. Er, erbaş hapiste. Türkiye'yi bu hale kim getirdi? Onlara kalsa 'Türkiye'yi bu hale CHP getirdi' diyecekler. Kendileri çalıp oynuyorlar, bir aksaklık olunca da 'CHP niye itiraz ediyor?' Bir yerde haksızlık varsa ben zalime mi sahip çıkacağım, mağdura mı? Zulmün karşısında susan dilsiz şeytandır, onlar dilsiz şeytandır. Biz her zaman mağdurun yanında, zalimin karşısında olacağız."
İktidarın "üç terör örgütüne destek vererek, yardım ve yataklık yaparak" ülkeyi bu hale getirdiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, bunları tek tek sayacağını söyledi.
Salondakilere, "Bunları her yerde anlatın" diyen Kılıçdaroğlu, "Eğer zulümden yana değilseniz, mazlumlardan, dürüstlerden yanaysanız, bunları anlatmak hepimizin ortak görevidir." ifadesini kullandı.
CHP'nin Belediye Başkanları Toplantısı'nda uzun bir konuşma yaptığını ancak konuşmasının bir cümlesinin seçildiğini belirten Kılıçdaroğlu, şu açıklamaları yaptı:
"Seçimle gelen seçimle gider diye bir cümle kullandım. Bu havuz medyası ve onların ekibi blok halde, 'Vay efendim sen bunu nasıl söylersin.' Şunu söylememi bekliyordunuz, 'Seçimle gelen darbeyle gider' bunu mu deseydim? Biz 15 Temmuz'a niye karşı çıktık? Seçimle gelen darbeyle gitmesin, seçimle gelen seçimle gitsin, halkın iradesiyle gitsin. Bunun için söyledik. Ama onların kafası ters çalışıyor, neden? Saraya bağımlı beyinleri, oradan aldıkları talimat üzerine gereğini yapıyorlar. Yine söylüyorum; Demokrasilerde ana kural; seçimle gelen seçimle gider. Ama seçimle gelen, 'Ben hukukun üstündeyim, her istediğimi yaparım' diyemez. 'Ben savcıya, hakime gitmem, ifade vermem' diyemez. Gidecekti, ifadesini verecek, savunmasını yapacaktı. Hiç kimsenin yargılamanın dışındadır diye bir ayrıcalığı yoktur Türkiye'de."
Kılıçdaroğlu, kendisinin de pek çok davada yargılandığını ancak gidip hakkını savunduğunu belirterek, "Eğer yargı taraflı davranırsa hep beraber eleştiririz. Ama yargıdan kaçılmayacaktır. Bazı çevreler bizi suçluyor 'Niye dokunulmazlıkları kaldırdınız.' Kürsü dokunulmazlığı hariç bütün dokunulmazlıkların kalkması lazım. Böylece AKP'nin içindeki ByLock'çuların da ortaya çıkması lazım." diye konuştu.
Bunları dile getirince, "Bu tutuklanan milletvekilleri Kandili'n uzantısı" dendiğini aktaran Kılıçdaroğlu, "Allah aşkına bunları Kandil'e gönderen kim? TBMM tutanaklarını açıp okusunlar. Orada konuşuluyor, 'Kandil'e gittik bizi aradılar, sonucunu bize bildirin' diyorlar. Sizden icazet alıp Kandil'e gitmedi mi bunlar? İmralı'ya kim gitti? Bunlar Hükümetin gözetiminde gitmediler mi? Masaları kurmadılar mı? Bu kadar yüzsüzlüğü ben hayatımda ilk kez görüyorum." diye konuştu.
Her zaman hukukun üstünlüğünü savunduklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, hüküm kesinleşmese bir milletvekilinin tutuklanmasını doğru bulmadıklarını bildirdi. Anayasa Mahkemesinin bir kararında 19'uncu ve 67'nci maddeye atıfta bulunularak, "Bir milletvekili görevdeyken tutuklanırsa temsil yetkisi elinden alınır, bu ihlal sayılır" dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, devleti yöneten insanların duygularına hakim olması gerektiğini vurguladı.
Devletin öç alma duygusuyla yönetilemeyeceğini belirten Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:
"İmralı'ya siz gönderdiniz. 2010'da çıktı dönemin başbakanı 'Biz PKK ile görüşmedik, görüştüğümüzü söyleyenler şerefsizdir.' dedi. 2012 aynı kişi, 'PKK ile görüşen arkadaşı ben gönderdim, sıkıntısı olan bana söylesin.' Şimdi bunu kazaen bir CHP'li söylese ne olurdu? İmralı ve Kandil arasında da mekik dokudular bu arkadaşlar. Hükümetin tekliflerini götürdüler İmralı ile Kandil arasında. Oslo'da masayı biz mi kurduk? Kimdi bunlar? Bunları görevlendiren kimdi? Bu PKK'ya yardım ve yataklık yapanlar bunlar değil mi? Onlara meşruiyet kazandıran bunlar değil mi? Bizi suçluyorlar. İki kanattan saldırı alıyoruz, bir PKK, bir AKP çünkü ikisi de iş birliği yapıyor. Açık ve net söylüyorum. Size bir fotoğraf göstereceğim, bakın şu fotoğrafa 'Dolmabahçe Mutabakatı.' Üç kişi serbest, diğerleri hapiste. Bunlar CHP milletvekili mi? Kim bunları Dolmabahçe'ye gönderdi? 'Oturup anlaşma yapın' dedi. Önce bunun hesabını vereceksiniz siz, bunun hesabını sormazsam namerdim."
Hükümetin, şehirler PKK tarafından silah deposu haline dönüştürülürken sessiz kaldığını iddia eden Kılıçdaroğlu, "Nusaybin'de kamyonun üzerinden Kalaşnikof dağıtıldı. PKK vergi daireleri, mahkemeler kurdu, askerlik şubeleri kurdu... Kim vardı iktidarda? Bizi suçluyorlar şimdi 'PKK'ya destek veriyorsunuz' diye. Benim söylediklerim yanlışsa destek veriyoruz. Benim söylediklerimin her kelimesi doğruysa bunun hesabını siz vereceksiniz, vermezseniz namertsiniz." diye konuştu.
"Habur'da bu ülkenin hakimlerini, savcılarını terör örgütünün ayağına kim gönderdi?" diye soran Kılıçdaroğlu, iktidarın yaptıklarıyla terör örgütüne meşruiyet kazandırdığını ileri sürdü.
Kılıçdaroğlu, "İtiraz eden bizdik. Şimdi suçlanan kim? Yine biziz. Allah akıl fikir versin, vallahi bunların yatacak yeri yok. Şavşat'tan Ardanuş'a giderken PKK saldırdı. Bir er hayatını kaybetti. Sizi PKK kucaklıyor, bize saldırı düzenliyor. Nasıl oluyor bu düzen? İçtiğiniz su ayrı gitmiyor. Yeri gelince de kime saldıracağız? 'CHP'ye saldıracağız.' Neden? CHP doğruları söylüyor. Doğruları söylemeye devam edeceğiz." değerlendirmesini yaptı.
Kılıçdaroğlu, Belçika'da bir mahkemenin PKK terör örgütüne ilişkin aldığı karara da tepki gösterdi.
Bugün grup konuşmalarında Başbakan Binali Yıldırım ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den bir şeyler söylemelerini beklediğini ancak bir açıklama gelmediğini aktaran Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Belçika'da bir mahkeme karar verdi. Diyor ki 2010 yılında açılan dava sonuçlandı. 'PKK örgütü değildir, silahlı bir örgüttür' diyor. Buradan Belçika hükümetine, bu kararı veren mahkemeye seslenmek istiyorum; 30 bin kişinin hayatına mal oldu bu terör. Küçük çocuklar bebekler, günahsız kadınlar, siviller... 30 bin kişi hayatını kaybetti. Belçika'da bırakın 30 bin kişiyi 10 kişi ölseydi, siz nasıl bir karar alırdınız. Sizde vicdan, adalet yok mu? Siz nasıl bir terör örgütüne, 'Terör örgütü değil de silahlı bir örgüttür' dersiniz. AB'ye aykırı bu. Birlik PKK'yı terör örgütü olarak görüyor. Ses çıkaramıyorlar korkularından, kim ses çıkarıyor? Yürekli bir şekilde ses çıkaran yine CHP."
Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, iktidarın 2002 yılında terörsüz bir Türkiye devraldığını, bugün ise her gün şehit veren bir ülke konumuna geldiğini belirtti.
Annelerin ellerine kına yakarak, umut içinde askere gönderdikleri çocuklarının şehit haberiyle yıkıldığını aktaran Kemal Kılıçdaroğlu, kürsüden, şehit Jandarma Er Erkan Özdemir'in annesi Havvagül Özdemir'in oğlunun şehit olmasının ardından yazdığı satırları okudu.
"Bu acılı annenin derdini kim bilecek?" diye soran CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ateşin düştüğü yeri yaktığını vurgulayarak, "Bu siyasilere soruyorum, bu Ankara'da oturan beylere, hükümet edenlere soruyorum; sizin hangi evladınız Doğu'da, Güneydoğu'da askerlik yapıyor? Çıkın, söyleyin." ifadesini kullandı.
CHP'nin anaların acısını anladığını ve paylaştığını bildiren Kılıçdaroğlu, "Onlar bizi PKK'lı olarak suçluyor. Utanmazlar ve arsızlar. Biz ülkemizi seven insanlarız. Hiç kimsenin burnu bile kanamasın isteriz. Görüşü, inancı, yaşam tarzı ne olursa olsun, bu memlekette herkes huzur içinde yaşasın isteriz." diye konuştu.
FETÖ'nün darbe girişimi sırasında 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nde Yalova'dan İstanbul'a getirilen ve yaşanan olaylar sırasında öldürülen Hava Harp Okulu öğrencisi Murat Tekin'in İzmir'deki ailesinin evini ziyaret ettiğini kaydeden Kemal Kılıçdaroğlu, Tekin'in babasının yaşadıklarına ilişkin anlattıklarını aktardı.
Oğlu linç edilen bir babanın gözyaşlarına tanık olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, babanın, oğlunun cenazesini İzmir'e getirmek için ambulans talebinin karşılanmadığını, cenaze namazının da İzmir'de kılınmaması üzerine köyüne getirmek zorunda kaldığını söylediğini belirtti.
Babanın, oğlunun şehitliğinin kabul edilmesini istediğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Bunu Sayın Erdoğan ile yaptığımız ilk görüşmede, Sayın Erdoğan'a söyledim. Linç edilenlerin hakkının korunması ve bunları yapanların tutuklanıp yargılanmasını istedim. 'Haklısın' dedi. Aileye sordum, bugüne kadar hiç kimse kapısını çalmamış. O ailenin kapısını kim çaldı? Biz çaldık. Anneyi ve ablayı göreceksiniz, toplumdan dışlanmışlar gibi. Çocukları linç edilmiş sanki aile suçluymuş gibi. Yok öyle bir şey. İnsanlığımızı kaybedecek noktaya geldik. Müslüman bir ülkede bir Müslüman'ın cenazesi kılınamaz hale geldik. Nasıl bir kindir, öfkedir? Bunu ben kabul edemiyorum. Vicdanım, ahlakım, imanım, inancım kabul etmiyor. Emin olun kitabımız da kabul etmiyor."
Kılıçdaroğlu, amacı ne olursa olsun, terörü yapanın da yaptıranın da destek olanın da göz yumanın da karşısında olduklarını bildirdi.
CHP'nin mağdurdan yana olduğunu, suçluların ise karşısında durduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, "Onlar bunu söyleyebilirler mi? Yok. Çünkü yardım ve yataklık yaptılar. Biz yardım ve yataklık yapıyor muyuz? Allah korusun. Yok öyle bir şey. Biz ancak kendi insanımızın haklarını koruruz ve savunuruz. Onun dışında suçlulara sahip çıkmak gibi bir geleneğimiz yok bizim. Ama herkesin adalet içinde yargılanmasını isteriz. Devleti devlet yapan, adalettir." değerlendirmesinde bulundu.
Kılıçdaroğlu, haksızlığa karşı durmanın görevleri olduğunu ifade ederek, Murat Tekin ve onun gibi öldürülenlerin hukuken haklarını savunacaklarını aktardı.
CHP'nin TBMM'de, DEAŞ ile ilgili Araştırma Önergesi verdiğini, ancak önergenin AK Parti milletvekillerinin oylarıyla reddedildiğini belirten Kemal Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin DEAŞ ile ideolojik akrabalığı olduğu için bu önergeyi reddettiğini ileri sürdü.
Başbakan Binali Yıldırım'a "Musul Konsolosluğu basılıp vatandaşlar rehin alındığında neden IŞİD'e terör örgütüdür diyemediniz?" diye sorduğunu, bu sorunun cevabını hala alamadığını aktaran Kılıçdaroğlu, "Hangi milletvekiliniz PKK ve IŞİD terör örgütü değildir, dedi" diye sorduğunu, bu soruya da yanıt alamadığını ifade etti.
Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Kazara bir CHP milletvekili dese ki PKK ve IŞİD terör örgütü değildir, başımıza neler gelir. Bunlar rahatlıkla söylüyorlar. Belçika'daki mahkemenin kararına tabii o yüzden itiraz etmiyorlar. O yüzden diyemiyorlar ki 'Belçika'daki karar doğru bir karar değildir". Yüzlerce vatandaşımızı öldürdüler canlı bombalarla, 70 ilden IŞİD'e militan kazandırılıyor. Türkiye sorumlusu kim diye sordum, elini kolunu sallayarak geziyor Türkiye sorumlusu. Sessiz değil mi? Sessiz. IŞİD'e, El Nusra'ya tırlarla silah gönderdi bunlar. Müslümanı Müslümana kırdırmak için gönderdiler. Küçücük çocuklar yok olsun diye gönderdiler. Bunların yatacak yeri yok."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dün bir konuşmasında DEAŞ'ın "Hiçbir sebep olmadığı halde sürekli ülkemizde eylem arayışı içinde" şeklinde bir ifade kullandığını ileri süren Kılıçdaroğlu, "Bunun ne istediyseniz verdik, niye gelip burada eylem yapıyorsunuz." anlamına geldiğini iddia etti.
Bir ülkenin cumhurbaşkanının böyle bir ifade kullanmasının kabul edilebilir olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, ülkeyi yönetenlerin kendi elleriyle kendi kabahatlerini gösterdiklerini kaydetti.
İktidarın geçmişte FETÖ'nün elebaşı Fethullah Gülen'i yere göğe sığdıramadığını, "Ne istedin de vermedik?" diye seslendiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Düşünün, taşeron işçisi kadro istedi, vermediler, onlar üniversite istedi, 17 üniversiteyi birden verdiler. Emekli iki maaş istedi, vermediler, Gülen örgütüne dünyanın arsalarını, paralarını aktardılar. İstanbul'da hangi arazileri verdiler? Ankara'yı parsel parsel tahsis ettiler bunlara. Şimdi ben namuslu, yürekli bir savcı arıyorum, Ankara'da arıyorum. Ankara Büyükşehir Belediyesinin parsel parsel cemaate verdiği arsalar nerede? Niye sormuyorsunuz? Yüreğiniz mi yetmiyor? Cesaretiniz mi yok? Siz cumhuriyetin savcısı değil misiniz? Onun hesabının sorulması lazım. Biz onun hesabını soracağız."
Bazı gazetelerin "İzmir Büyükşehir Belediyesinde FETÖ operasyonu" başlıklı bir haberler yayınladıklarına işaret eden Kılıçdaroğlu, olayın, bütün belediyelere giden bir yazı gereği "Bylock" kullanan 24 kişi hakkında soruşturma yapılması olduğunu anlattı.
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde 26 bin kişinin çalıştığına dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "Operasyon yapacaksanız bakın İstanbul orada duruyor, Ankara orada duruyor." dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu, iktidarın İzmir Büyükşehir Belediyesini hazmedemediğini, çünkü belediyenin uluslararası kredi notunun, Türkiye Cumhuriyeti'nin kredi notundan yüksek olduğunu kaydetti.
İktidarın FETÖ'den hep haberdar olduğunu iddia eden Kılıçdaroğlu, 25 Ağustos 2004 yılındaki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında görüşülen bir raporda cemaatin himmet paraları topladığının yer aldığını bildirdi.
Kılıçdaroğlu, "Ne zaman uyandılar? Ayakkabı kutularında paralar çıkınca. Bakanların çocuklarının yatak odalarında boy boy para kasaları çıkınca. 700 bin liralık saat çıkınca. Ondan sonra dediler ki 'Bu terör örgütüdür'. Yoksa içtikleri su ayrı gitmiyordu." dedi.
Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un Meclis'teki 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu'nda yaptığı konuşmadan bölümler okuyan Kılıçdaroğlu, Başbuğ'un FETÖ'ye ilişkin uyarılarına iktidardan gerekli tepkiyi alamadığını anlattığını aktardı.
İktidarın FETÖ ile ilişkisini kesmediğini, ilişkinin devam ettiğini öne süren Kılıçdaroğlu, "Kardeşlik devam ediyor, önde bir kavga varmış gibi. Nasıl devam ediyor? Cumhuriyet Gazetesine yapılan operasyonda biz bunu öğreniyoruz. Cumhuriyet Gazetesinde iddianameyi düzenleyen kim? FETÖ davasından yargılanan bir savcı." diye konuştu.
Konuşmasında son siyasi gelişmelerin ardından hafta sonu toplanan CHP Parti Meclisi'nin yayımladığı bildiriye de değinen Kılıçdaroğlu, iktidar kanadından yapılan yorumlara bakınca bildiriden müthiş bir rahatsızlık duyduklarını gördüğünü aktardı.
Bildiride yer alan konuları başlıklar halinde sıralayan Kılıçdaroğlu, metnin "Ne darbe, ne dikta, yaşasın tam demokrasi." ifadeleriyle bittiğini kaydetti.
Kamal Kılıçdaroğlu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
"Türkiye'yi böldürmeyeceğiz. Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu cumhuriyeti sonsuza kadar yaşatacağız. Doğruları söylemeye her zaman devam edeceğiz. Her zaman mazlumların yanında olacağız. Her zaman halkımızın yanında olacağız. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti deriz ve gurur duyuyoruz."
