2015-01-13 - 13:49
AK PARTİ TBMM GRUP TOPLANTISI...
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, geçen haftanın en önemli olayının Paris'te yaşanan terör olayı olduğunu belirterek, Pazar günü Paris'te teröre karşı Fransız halkıyla dayanışma mitingine, yürüyüşüne katıldıklarını anımsattı.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Terörün herhangi bir şekilde İslam'la veya herhangi bir dinle yan yana anılmasına kesinlikle izin vermeyeceğiz. Dünyada böyle bir insanlık suçu işleyen ve en fazla da İslam'a zarar veren böyle bir terör eyleminin 'İslam terörü' diye adlandırılmasına hiçbir yerde müsaade etmeyeceğiz" dedi.

Davutoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, geçen haftanın en önemli olayının Paris'te yaşanan terör olayı olduğunu belirterek, Pazar günü Paris'te teröre karşı Fransız halkıyla dayanışma mitingine, yürüyüşüne katıldıklarını anımsattı.

Bunun bir çok açıdan önemli olduğunu ifade eden Davutoğlu, şunları söyledi:

"Avrupa'dan ve dünyadan çok sayıda liderle birlikte teröre karşı sesimizi yükselttik. Türkiye'nin Başbakan düzeyinde katılımının 3 açıdan önemli olduğu kanaatindeyim. Verdiğimiz küresel mesaj, Avrupa kıtasına verdiğimiz mesaj, Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımıza ve bütün Müslümanlara verdiğimiz mesaj. Küresel mesajımız şuydu; terör nerede olursa olsun kim tarafından yapılmış olursa olsun bizim için bir insanlık suçudur ve teröre karşı her yerde her zaman sesimizi yükseltmeye, dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz. Terörün herhangi bir şekilde İslam'la veya herhangi bir dinle yan yana anılmasına kesinlikle izin vermeyeceğiz. Dün Almanya'da Sayın Merkel ile yaptığımız basın toplantısında da söylediğim gibi nasıl Norveç'te terör olduğunda ve genç bir kızımız hayatını kaybettiğinde biz buna 'Hrıstiyan terörü, Avrupa terörü, Norveç terörü' demedik. Nasıl neonaziler 9 vatandaşımızı ırkçı bir saikle katlettiğinde buna 'Katolik terörü, Alman terörü' demedik. Dünyada böyle bir insanlık suçu işleyen ve en fazlada İslam'a zarar veren böyle bir terör eyleminin 'İslam terörü' diye adlandırılmasına hiçbir yerde müsaade etmeyeceğiz."

Teröre, zorbalığa, tiranlığa, diktatörlüğe dünyanın neresinde olursa olsun karşı çıktıklarını ve karşı çıkmaya devam edeceklerini vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Oradaki mevcudiyetimiz, o liderler arasında en kalabalık nüfusla katılan Müslüman ülkenin Başbakanı olarak mevcudiyetimiz küresel olarak verdiğimiz bu mesajla ilgilidir. Kim olursa olsun, nerede yapılmış olursa olsun, kimi hedef alırsa alsın her türlü teröre her türlü barbarlığa, zorbalığa, zulme karşı çıkmaya devam edeceğiz. Aynı şekilde devlet terörü uygulayan kişilere ve devletlere karşı da sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Gazze'de İsrail'in yaptığı zulme 'devlet terörü' demeye devam edeceğiz. Hama'da, Humus'ta, Halep'te scud füzeleriyle, kimyasal silahlarla halkını katleden Beşşar Esed'in yaptığına 'devlet terörü' demeye devam edeceğiz. Katılan o liderler ve ülkeler arasında böylesine ilkesel tutum takınan tek ülke Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir.

Bazıları eğer terör İsrail tarafından devlet terörü şeklinde yapılıyorsa sessiz kalıyorlar, bazıları Suriye'deki rejime destek veriyor ve onların yaptığı devlet terörüne 300 bin kardeşimizin katledilmesine sessiz kalıyor, sükut ediyor. Bazıları DEAŞ'ın ya da diğerlerinin terörüne sükut ediyor. Bütün bu zalimlikler, barbarlıklar karşısında susmayan tek ülke Türkiye Cumhuriyeti Devleti oldu, susmayan tek hareket AK Parti hareketi oldu.

Dün yabancı basınla yaptığımız bir mülakatta da söylediğim gibi dünyaya barış ne zaman gelir? Şöyle bir günde gelir, nasıl Fransa'daki bu terör karşısında bu dünya liderleri omuz omuza yürüdüler. Bir gün Gazzeli çocuklar için Kudüs Mescid-i Aksa'da şehit edilenler için dünya liderleri biraraya gelip, dünyanın herhangi bir yerinde omuz omuza yürürlerse işte o zaman dünyaya barış gelir. Eğer bir gün Pakistan'da terörde öldürülen çocuk yaştakiler için İslamabad'da bu liderler biraraya gelirse işte o gün dünyaya barış gelir. Eğer Somali'de o açlık karşısında bu dünya liderleri bizim yaptığımız gibi bir sabah bir uçakla Mogadişu'ya inerse işte o zaman dünyaya barış gelir. Eğer Suriye'deki zulme karşı DEAŞ'a olduğu gibi rejimi de eleştirmek üzere P5, diğer ülkeleri bırakın BM'nin 5 daimi üyesi yan yana gelme erdemi gösterirlerse işte o zaman dünyaya barış gelir. Ama eğer katledilen Müslümansa, katledilen Afrikalıysa, katledilen doğuluysa ve sessiz kalınıyorsa işte o zaman tek taraflı, tek boyutlu bir mücadele söz konusu olur. Biz her yerde adaletin, vicdanın sesi olmaya, Avrupa'da da Asya'da da, Afrika'da da, Paris'te de, İstanbul'da da, Şam'da da, Saraybosna'da da tek yürekle konuşmaya devam edeceğiz. Çünkü bizim yüreğimiz insanlık vicdanının yüreğidir. Çünkü bizim yüreğimiz bütün insanlığı alacak kadar engin ve bütün çocukları kucaklayacak kadar müşfiktir.

Bir gün, o gün gelecek ve inşallah bugün ağırladığımız Sayın Mahmud Abbas ile orada da (Paris) kucaklaştım. Bir gün özgür bir Filistin'in başkentinde bu dünya liderleri yürüdüğünde işte dünyaya barış o zaman gelecek. Başkenti Kudüs olan özgür Filistin kurulduğunda ve o başkent Kudüs'te Mescid-i Aksa'ya doğru bu liderler yürüdüğünde işte dünyaya barış o zaman gelecek. Bazıları bugün sabah Sayın Bahçeli'nin yaptığı gibi bizim İsrail Başbakanı ile niye orada bulunduğumuzu sorguluyorlar. Biz meydanı onlara bırakmayız. İnsanlık neredeyse biz orada olacağız. Bizim orada olmamız ne kadar doğalsa ne kadar samimiyse İsrail Başbakanı'nın orada olması o kadar anormal o kadar gayrisamimidir. Bunu da dünyanın yüzüne haykırdık, haykırmaya devam edeceğiz."

Davutoğlu, geçen hafta içinde yurt içi ve yurt dışında önemli toplantılara katıldığını belirtti.

Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu Toplantısına değinen Davutoğlu, 7 saat süren, ilgili tüm bakanlık ve kurum temsilcilerinin katıldığı toplantının son derece önemli olduğunu ifade etti. Türkiye'nin ekonomik kalkınmasını sürdürebilmesi için, en kritik alan olan bilim ve teknoloji alanında yenilikler yapılması gerektiğine işaret eden Davutoğlu, Ar-Ge gelişmeden, eğitim kadrosu niteliksel ve niceliksel bir dönüşüm yaşamadan, Türkiye'nin 2023 hedeflerine ulaşmasının mümkün olmadığını kaydetti.

Bunun da ancak bilim ve teknolojide yeni bir paradigma değişikliği ile söz konusu olabileceğini ifade eden Davutoğlu, "Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu'ndaki toplantıda, önümüzdeki dönemde bilimsel alanda yapılacak çalışmalar, özellikle doktora derecesinde niteliksel ve niceliksel anlamda dönüşüm gerçekleştirilmesi konusunda son derece önemli kararlar aldık. Önümüzdeki dönemin bilim ve teknoloji politikasının ana çerçevelerini belirledik" dedi.

Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Burada çarpıcı bir istatistiği paylaşmak istiyorum. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu, ilgili bütün bakanlıkların, yaklaşık kabinenin yarısı, YÖK, Genelkurmay Başkanlığı, Savunma Sanayi Müsteşarlığı, üniversitelerimiz; hepsinin bir masa etrafından buluştuğu bu kurul, aslında 1983 yılında kuruldu. 1983 yılından 2002 yılına kadar bu kurul sadece 9 kere toplandı. 19 yılda 9 kere toplandı.

AK Parti iktidarları döneminde, Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde, bizzat başkanlık yaptığı 19 toplantı gerçekleştirdi, 12 yılda. Bu, aslında bir zihniyet farkını açıkça ortaya koyuyor.

12 Eylül dönemi, 28 Şubat dönemi insanların kıyafetleri ile inançları ile uğraşırken, bilim ve teknoloji gözardı edilmişti. Bu Yüksek Kurul, 19 yılda sadece 9 kere toplanabildi. Ama bizim dönemimizde 12 yılda 19 kere toplandı. Aldığımız kararla, bundan sonra 6 ayda bir toplanacak ve her ay alınan kararlarla ilgili raporlandırma yapılıp bizzat bana arz edilecek. İşte aradaki zihniyet farkı bu.

Çünkü 80'li, 90'lı yıllarda, yani eski Türkiye'de bilim, sadece ideoloji için kullanılıyordu. İnsanlara baskı yapmak için, insanların inançları üzerinde, üniversitelerde ikna odaları kurmak için kullanılıyordu. Gerçek bir bilimsel paradigma değişimi için bilim ve teknoloji ele alınmıyordu. Biz bütün bu tabuları yıktık.

Bu tabulardan biri de YÖK ile başörtülü insanlar arasındaki gerilimdi. Geçtiğimiz hafta içinde çok değerli bir bilim insanımızı, Sayın Zeliha Koçak Tufan'ı, başörtülü, gerçek bir bilim insanını, YÖK üyeliğine, Bakanlar Kurulu kontenjanından atadık. Sayın Cumhurbaşkanımızın onayı ile Bakanlar Kurulu kontenjanından yapılan bu atama yeni Türkiye'nin ayrı, sembolik bir anlamını da ortaya koydu. Biz insanların kıyafetleri ile inançları ile değil, beyinlerindeki bilim anlayışı ile üniversitelerimizi ihya ve inşa etme düşüncesindeyiz. Zeliha Hanım, dünyanın çok değişik, saygın üniversitelerinde yaptığı bilimsel çalışmalarla, YÖK üyeliğine atanma konusunda gerçek bir ehliyet sahibidir. Çalışmalarında başarılar diliyorum. Bundan sonra yüce Meclisimizde olduğu gibi, YÖK Kurulu'nda da üniversitelerde de başı örtülü-başı açık, bütün kadınlar eşit haklara sahip olarak yan yana yeni Türkiye için çalışacaklar."

Geçen hafta yapılan Savunma Sanayi İcra Komitesi toplantısının da stratejik bir toplantı olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, "Hem savunma sanayinde bilimsel gelişmelerin Türk milli sanayine katkıda bulunması açısından hem de Türkiye'nin bekası açısından en kritik kurallardan birisi Savunma Sanayi İcra Komitesi" dedi.

Söz konusu toplantıda da önemli kararlar alındığını kaydeden Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Genelkurmay Başkanımız ile Milli Savunma Bakanımız ile ilgili Savunma Sanayi Müsteşarlığı yetkilileri ve Türk Silahlı Kuvvetleri yetkilileri ile Türkiye'nin savunma sanayinde yeni bir anlayışla, yeni Türkiye'nin kendi savunma sanayini inşa edici anlayışıyla çok önemli kararlar aldık.

Milli muharip uçak. Yani milli savaş uçağı ile ilgili olarak, bir proje şeklinde daha önce alınan karar çerçevesinde, ön tasarım aşamasına, yani en kritik aşamaya geçilme kararı aldık. Yani şu andan itibaren, Türk markalı milli savaş uçağı projemizin tasarım aşamasına geçilmiş bulunuyoruz. İnşallah 2023 yılında, ilk prototip üretimini gerçekleştirmeyekararlıyız.

Uydu fırlatma sistemi ki uzay teknolojisi açısından son derece önemli ve stratejik bir adımdı, bu projenin de süratlendirilmesi konusunda prensip kararına vardık.

Milli piyade tüfeği MPT'de de ilk aşamada 30 bin üretim olmak üzere seri üretime geçiyoruz.

Türkiye'nin de ortağı olduğu F-35, en gelişmiş savaş uçaklarından, önümüzdeki yıllarda toplamda 100 tedarik edeceğiz, 4 savaş uçağı daha sipariş etme kararı aldık.

Savunma Sanayi Komitesi'nde aldığımız kararın esası şudur: Artık savunma sanayi millidir, milli olacaktır ve milli bekamızın altyapısını oluşturacaktır. Milliyetçilik, vatanseverlik, Ankara'da kapalı toplantı odalarında nutuk atarak yapılmaz. Gerçek vatanperverlik, gerçek bağımsızcılık, gerçek cumhuriyetçilik ancak ve ancak Türkiye'nin kendi milli savunma sanayisini kurmasıyla mümkün olur.

Sayın Bahçeli'ye buradan sesleniyorum. Bugün grup konuşmasında, yine birtakım iddialarda bulundu. Kendi Başbakan Yardımcılığı döneminde, Türkiye bırakın kendi tankını, kendi uçağını yapmayı hayal etmeyi, başka ülkelerin envanterinden çıkan silahları almak için hibe peşindeydi. Tank modernizasyonu için İsrail'e muhtaçtı. Şimdi hiçbir namerdin önünde boyun eğmeyecek ve kendi milli savunma sanayini kurmuş bir Türkiye var. İşte yeni Türkiye bu."

Türkiye'nin vicdanını yansıtan AFAD'ın kuruluşun 5. yıldönümü dolayısıyla katıldığı toplantıdan bahseden Davutoğlu, "Her zaman söyledik. Devlet olmak iki şey gerektirir. Şefkat ve kudret... Şefkati olmayan devletler tiranlaşırlar, kudreti olmayan devletler acizleşirler. Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu'nda aldığımız kararlar, Savunma Sanayi İcra Komitesi'nde aldığımız kararlar, kudretli bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti için alınan kararlardı. AFAD ise vicdanlı ve şefkatli bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dünyaya yansıyan güler yüzüdür" dedi.

Davutoğlu, şunları söyledi:

"AFAD bizim vicdanımızı temsil ediyor, bizim merhametimizi temsil ediyor. Mazlumlara dönük olarak uzattığımız eli temsil ediyor. Ahi Evran'ın, Hacı Bektaş-ı Veli'nin felsefesini temsil ediyor. 'Aşını, kapını, sofranı, elini açık tut' diyen Ahi Evran'ın; 'Bir olun, iri olun, diri olun' diyen Hacı Bektaş-ı Veli'nin... İşte kudret bir olmakladır, iri olmakladır, diri olmakladır. Merhamet ve şefkat, elini, evini, kapını, sofranı açık tutmakladır. Biz tarihten aldığımız bu felsefeyi çağdaş dünyaya, küresel dünyaya bir vicdan dersi olarak okutuyoruz.

AFAD toplantısında, hepimizin göz yaşlarına boğulmasına sebep olan Rua kardeşimizin hikayesinden size bahsedeyim. Hani gelip, tam ben onun yanağından öpecekken, benim alnımdan öpen ki bu Arap kültüründe bir saygı ve hürmet, minnet ifadesidir, o küçük yavrucuk Rua, 2005 yılında Hama'da doğdu. Annesini, Hama'da bir hava saldırısında gözünün önünde kaybetti. Babaannesi ile yaşlı bir hanım, üç kardeşiyle Türkiye'ye sığındı. Şimdi mülteci kampında, özgür ve güvenli bir şekilde yaşıyor. Babası ise Suriye'de geride kaldı, mücadelesini sürdürmek için.

Şimdi Rua'nın bu hikayesini bilen birisi için, Türkiye'nin Suriye politikasını, insani olarak bakan birisinin eleştirebilmesi mümkün mü? Biz yetimlere sahip çıktık, biz öksüzlüre sahip çıktık, biz mazlumlara sahip çıktık ve sahip çıkmaya devam edeceğiz. Biz kendisi de yetim olan ulu bir Peygamber'in yolcularıyız. Onun izindeyiz. Onun yetimler için söylediği her hadisi, gönlümüze, zihnimize nakşetmişiz. Allah şahit olsun ki yetimlere sahip çıktık, sahip çıkmaya devam edeceğiz. Allah şahit olsun ki bu millette bu vicdan, bu devlette bu kudret varken, herhangi bir yetim kapımıza geldiğinde onu kendi evladımızdan ayırmayacağız. Allah şahit olsun ki nasıl kendi evladımızın başını okşamışsak, Rua'nın ve diğer yetimlerin de başını okşamaya, bağrımıza basmaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki tarihte bu millet, o yetimlere sahip çıkmakla anılacak. Çünkü biliyoruz ki ahirette ulu Peygamber'in yanında bu yetimlere sahip çıktığımız için yer bulacağız. İki cihan saadetini isteyenler, yetimlere sahip çıkmalıdırlar.

Bırakınız böyle bir hissiyatı kaybetmiş olan Kılıçdaroğlu, 'Bu mültecilere niye kapılarımızı açtık?' diye sorsun.

Ama ben geçtiğimiz günlerde kongre vesilesiyle Hatay'da, Gaziantep'te, Osmaniye'de, Kahramanmaraş'ta, Şanlıurfa'da, Adana'da, Malatya'da bulunduğumda, oradaki kardeşlerimizin, oradaki vicdan yüklü aziz vatandaşlarımızın, hiçbir etnik ve mezhep ayrımı gözetmeden, bu yetimlere nasıl sahip çıktığını gördüğümde, Allah'a hamdettim. Ve hamdettim ki biz böyle bir milleti temsil ediyoruz. Bu yetimlere sahip çıkan bütün vatandaşlarımıza bir kez daha bu yüce Meclis adına teşekkürlerimi, takdirlerimi, minnetlerimi sunuyorum."

Davutoğlu, Suruç'ta, Kobani'den gelen mültecileri ziyaretini anımsatarak, "Kobani'yi, Türkiye'yi eleştirmek için bir fırsat gibi görenlere sesleniyorum: Yeni doğan bebeklere en fazla verilen isimlerden biri AFAD ismi oldu. Çünkü Türkiye'ye geldiklerinde AFAD yazısını gördüler ve bizim gördüğümüz üç bebek AFAD adını aldı. Anlamını bilmeden. Türkiye Cumhuriyeti'nde AFAD yazısını gördüler, orada güvenlik buldular, esenlik buldular, minnet duyguları için AFAD adını verdiler" diye konuştu.

**** HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****