2012-12-12 - 11:13
TBMM Genel Kurulu'nda, Diyanet İşleri Başkanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, AFAD, TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı, BDDK ve SPK'nın 2013 yılı bütçeleri ile Adalet Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın 2013 yılı bütçeleri görüşüldü. Görüşmelerin ardından Diyanet İşleri Başkanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, AFAD, TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı, BDDK ve SPK'nın 2013 yılı bütçeleri ve Adalet Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın 2013 yılı bütçeleri Genel Kurul'da kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Mehmet Sağlam'ın başkanlığında toplandı.
TBMM Genel Kurulu'nda, Diyanet İşleri Başkanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, AFAD, TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı, BDDK ve SPK'nın 2013 yılı bütçelerinin görüşülmesine başlandı.
Bütçeler üzerinde CHP grubu adına konuşmalar yapılıyor.
AK Parti Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, partisinin her alanda olduğu gibi dini yaşam alanında da insan özgürlüğünü esas alan program yürüttüğünü söyledi.
Bütçe üzerinde CHP Grubu adına söz alan Denizli Milletvekili İlhan Cihaner, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'nın şeffaflık ilkesiyle kurulduğunu, ancak yabancı personel görevlendirilmesinin kamuoyuna bildirilmediğini söyledi. Kendi içinde koordinasyon sağlayamayan kurumun terörle mücadeleyi koordine edemeyeceğini belirten Cihaner, Müsteşarlığın feshedilmesi gerektiğini ileri sürdü.
CHP İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, kentsel dönüşümün arazi yağmasına dönüştüğünü iddia etti. Eyidoğan, Türkiye'de bilimsel olarak arazi kullanma kabiliyetinin yetersiz olduğunu, herkesin kendi anlayışına göre arazi planlaması yaptığını iddia ederek, bunun yanlış yönetim tarzından kaynaklandığını söyledi.
CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes, Diyanet'in, çalışmalarını siyaset üstü olarak sürdürmesi halinde saygınlığını koruyabileceğini, hiçbir partinin tekelinde olmaması gerektiğini ifade etti. Özkes, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın iktidarın güdümüne girdiğini, halkı dini konularda aydınlatma görevini unuttuğunu ileri sürdü. Diyanet'in siyaset ve ticaretle uğraştığını iddia eden Özkes, altı ticarethane olan camilerin sayısının çığ gibi arttığını ve bunların AK Partili'lerin elinde olduğunu öne sürdü.
CHP Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş, TİKA'nın ulusal menfaatlere değil, bazı güçlerin dünya dengelerine hizmet ettiğini savundu. Balıkesir'in Macarlar Köyü'nün sağlık ocağının kapısının, penceresinin kırık olduğunu belirten Gümüş, ''Somali'ye gideceğinize Macarlar'a gidin. TİKA, Hükümet'in bir yerlere şirin gözükmesine hizmet ediyor'' dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, Irak Merkezi Hükümet'inin, peşmergenin kontrolünde olan Kerkük'ü yeniden kendi kontrolü altına almaya çalıştığını, Türkiye'nin ise Barzani ile stratejik işbirliği yaptığını söyledi. Özgündüz, ''Irak'ın özerk Kürt bölgesinin güçlenmesi, Kerkük'ün Kürt bölgesi içinde kalması için çalışıyorsunuz. Bu anlamda ABD ve İsrail ile müttefiksiniz'' diye konuştu.
CHP İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil, Hükümet'in ekonomi politikasını eleştirdi. Türkiye'nin büyüdüğünün söylendiğini, ancak bunun doğru olmadığını savunan Tamaylıgil, bankalara kredi kartı borcunun 16 kat, tüketici kredisi borcunun 82 kat, karşılıksız çeklerin yüzde 100 oranında arttığını söyledi.
AK Parti'nin bağımsız kurumlarla ilgili uygulamalarını da eleştiren Tamaylıgil, Hükümet'in, kuvvetler ayrılığı ilkesi ve bağımsız kurulları engelleyen bir yasama faaliyeti ortaya koyduğunu ileri sürdü.
AK Parti Mardin Milletvekili Muammer Güler, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'nın faaliyetlerine değindi. Güler, şunları kaydetti:
''Terörle mücadele için yeni bir kurumsal yapıya gidilmesi zorunlu hale gelmişti. Bu anlamda Kamu Müsteşarlık önemli çalışmalar yaptı ve önümüzdeki dönem için de önemli projeler hazırladı.
İnsanın canının, malının, fikrinin garanti altına alındığı, hukukun üstünlüğü ilkesinden hareketle terör mücadele yönetilmeli. 30 yıla yakın süredir bölücü terörle mücadele ediliyor. Örgütün propaganda amacının önlenmesi için daha fazla çalışma yapılması gerekiyor. Terörle mücadelede başarı, toplumun tüm kesiminin mücadeleye ortak edilmesi ile sağlanabilir. Müsteşarlık bünyesinde mülki idare amiri kökenli personelden de mutlaka yararlanılmalıdır.''
AK Parti Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu, Van'daki depremin hemen ardından Hükümet'in bölgeye gerekli yardımı ulaştırdığını, depremden sonra yeniden yapılanma için 3,6 milyar lira harcandığını söyledi. Türkoğlu, bu anlamda Van'a yapılacak yatırımın 5,5 milyar liraya ulaşmasının beklendiğini kaydetti.
AK Parti Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, partisinin her alanda olduğu gibi dini yaşam alanında da insanın özgürlüğünü esas alan program yürüttüğün belirtti. Bu konuda muhalefetin ''sorumluluktan kaçan'' talihsiz rol üstlendiğini savunan Atalay, ''CHP'nin devri iktidarında horlanan Alevi vatandaşlarımız için Cumhuriyet tarihinde ilk defa AK Parti döneminde çalıştaylar düzenlendi'' dedi. Atalay, CHP'nin bu konudaki tavrını ''tutucu ve baskıcı'' olarak değerlendirdi.
Bunun üzerine söz alan CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, partisinin baskıcı bir tutum izlemediğini belirterek, ''AKP dönemi; evlerin, yatak odalarına kadar izlendiği, telefonların dinlendiği, baskıcı tutumun yaşandığı dönem. Diktatörlüğe doğru adım adım gidilen bir dönem'' iddiasında bulundu.
AK Parti Ankara Milletvekili Seyit Sertçelik, Türkiye'nin, üniversite eğitimi ile ilgili kalitesinin yükselmesi ile birlikte, eğitim konusunda yurt dışından da tercih edilen bir ülke haline geldiğini söyledi. Sertçelik, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nın, yurt dışından gelen öğrencilerin Türkiye'de eğitimlerini verimli şekilde sürdürmesi konusunda önemli hizmetleri bulunduğunu dile getirdi.
AK Parti Van Milletvekili Burhan Kayatürk, iktidarın 2002 yılından bu yana ekonomide önemli başarıya ulaştığını, makro ekonomik istikrarın sağlandığını, tarihin en düşük enflasyonu, faiz değerleri ve işsizlik oranlarının elde edildiğini belirtti.
BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, Diyanet İşleri Başkanı'nın; MİT, MGK ve Genelkurmay istihbaratından daha fazla derin yapıların kontrolünde olduğunu iddia etti.
TBMM Genel Kurulu'nda, Diyanet İşleri Başkanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, AFAD, TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı, BDDK ve SPK'nın 2013 yılı bütçeleri üzerinde BDP Grubu konuştu.
BDP Hakkari Milletvekili Adil Kurt, devletin, doğal afetlere karşı vatandaşı bilinçlendirme konusunda etkin tedbirler alması gerektiğini söyledi.
''(Devlet olarak vatandaşa çadır, battaniye sıcak yemek verebiliyoruz, bu da bizim için olağanüstü bir gelişmedir) diyorsanız, eksiklik etmiş olursunuz'' diyen Kurt, AFAD'da ciddi bir yeniden yapılanma yapılması gerektiğini anlattı.
BDP'li Tan da Genel Kurul Salonu'nda az sayıda milletvekili olduğunu kastederek, ''Meclis'in yüzde 95'i yok burada, özellikle de AKP'li milletvekilleri yok'' dedi.
Dinin devletin emrinde olamayacağını belirten Tan, şöyle konuştu:
''AKP'nin içinde ilahiyat profesörleri var, gelin, çıkın diyin ki 'din, devletin emrinde olabilir İslam hukukuna göre.' Eğer bunu diyebiliyorsanız helal olsun size. Laik bir yönetimde de dini esasları referans alan İslami bir yönetimde de din devletin emrinde olmaz. Siz Diyaneti neden özelleştirmiyorsunuz, dini neden sivil topluma bırakmıyorsunuz- CHP hep 'AKP'nin gizli ajandası var' diyor. Yok böyle bir şey. Bunların dini, İslami yönetim kurma düşüncesi yok. İslami bir yönetim kurma iddiasında olsalar, ilk yapacakları iş dini özgürleştirmek, din ve devletin bağını koparmak olurdu. Yanlış yerden eleştiriyorsunuz. İktidarı zayıflatalım derken güçlendiriyorsunuz.
Diyanetin sivil alana bırakılması niçin gerekli- Diyanet İşleri Başkanı; MİT, MGK ve Genelkurmay istihbaratından daha fazla derin yapıların kontrolündedir. 12 Eylül öncesinde, o dönem MİT'le çok yakın ilişkileri olan Diyanet İşleri Başkanı, bütün Avrupa'da İslami kurum ve kuruluşların örgütlenmesiyle ilgili olarak resmi dini yapıları, Milli Görüş'e karşı kuvvetlendirmek için çalıştı.''
Tan, ''Bu Diyanet, Türk-İslamcı-Hanefi bir çizgide değilse, Alevi vatandaşların talepleri neden yerine getirilmiyor- Ülkede Şii vatandaşlar var, Diyanet'in bunlarla ve Şafilerle ilgili çalışması niye yok-'' dedi.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nın isminin ''tartışmalı'' olduğunu iddia eden Tan, ''Kürtler ve Süryaniler ile ilgili hiçbir çalışmanız yok. TİKA'nın sadece Üsküp'teki Türkoloji Bölümü'nde 300 öğrenci öğrenim görüyor ama Kürtlerle ilgili Erbil'de bir çalışmanız var mı- Yok'' diye konuştu.
Konuşmaların ardından birleşime ara verildi.
MHP Manisa Milletvekili Sümer Oral, AKP Hükümetleri döneminde, 2003-2008 yılları arasında IMF'den 13 milyar dolar borç alındığını belirterek, ''Ödenen borç sadece 2002'de devralınan 22 milyar dolarlık borç değil, ilave olarak alınan borç da ödenmiştir'' dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Diyanet İşleri Başkanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, AFAD, TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı, BDDK ve SPK'nın 2013 yılı bütçeleri üzerinde MHP Grubu konuştu.
MHP Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, bütçenin vergiye dayalı kaynaklar üzerine kurulu olduğunu söyledi.
Birçok ürüne zam yapılarak bu bütçenin yapılmayı çalışıldığını iddia eden Dedeoğlu, zamlarda akaryakıt zamlarının birinci sırada yer aldığını savundu.
Dedeoğlu, Hükümet'in başta elektrik ve doğalgaz olmak üzere birçok alanda yaptığı zamların kısa sürede piyasaya yansıdığını söyledi. Bu bütçede milletin unutulduğunu ifade eden Dedeoğlu, ''Kahramanmaraş, devlet yatırımı ve hatırlanmayı beklemektedir'' dedi.
MHP Ankara Milletvekili Mustafa Erdem, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, 130 bini aşan personeliyle sadece Türkiye'de değil Türkiye'nin dışındaki Türk milletinin de şerefini ve itibarını koruduğunu, inanç konusundaki ihtiyaçlarını yerine getirdiğini bildirdi.
''Diyanet İşleri Başkanlığı hiç bir devlet kurumunun ulaşamadığı yerlerde de görev ifa etmek durumundadır, böyle bir sorumluluğu vardır'' diyen Erdem, ''Diyanetin bütçesi daha da fazla artırılsa yeridir. Bu imkanlar onlara sağlanmalıdır'' şeklinde konuştu. Erdem, din görevlilerinin toplumun örnek ve model insanları olduğunu belirterek, ''Onların peşinden giden insanların, hem dünya hem de ahiret saadetine kavuşma ümit ve beklentileri her zaman olmuştur'' dedi.
Diyanetteki şefler ve vaizlerin rotasyon adı altında başka yerlere gönderilme gibi bir endişe yaşadığını belirten Erdem, ''Yaşanan kış şartları ve hava muhalefeti nedeniyle bu rotasyon olacaksa, o insanların aileleri ve çocukları da göz önünde bulundurularak, ötelenmesi daha iyi olacaktır'' diye konuştu.
Erdem'in konuşmasının bir bölümünde, ''Çok aziz davetliler, kıymetli misafirler, aziz milletvekilleri'' diye seslenmesini milletvekilleri gülerek karşıladı.
MHP'li Oral da vatandaşların 10 yılda reel olarak 10 kat daha borçlu duruma düştüğünü iddia etti.
Vatandaşın bu borcu, tüketmek için aldığını belirten Oral, ''Gelirinin yetmeyen kısmını borçla kapatmak için borç yapıyor. Demek ki büyüme bu kesime fazlaca intikal etmemiş'' dedi.
Oral, IMF'ye olan borcun ödenmesi meselesinin çokça tartışıldığını ifade ederek, ''AKP döneminde 10 yılda ödenen borç, sadece daha önceki Hükümet zamanında alınmış borç değildir. AKP Hükümetleri, 2003-2008 yılları arasında IMF'den 13 milyar dolar borç almıştır. Ödenen borç sadece 2002'de devralınan 22 milyar dolarlık borç değil, ilave olarak alınan borç da ödenmiştir'' diye konuştu.
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'nda yabancı personel çalışmadığını ve kurumun dinleme gibi operasyonel bir faaliyet yürütmediğini bildirdi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı ve AFAD'ın 2013 yılı bütçelerine ilişkin Hükümet adına konuşan Atalay, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'nın, terörle mücadele eylem planını geçen yıl tamamladığını ve bunun MGK'da onay gördüğünü anımsattı.
İstihbarat Koordinasyon Merkezi'nin şu anda tam olarak çalıştığını belirten Atalay, istihbarat birimlerinden buraya birer temsilci alındığını, koordinasyonun, Müsteşarlık'ta sürdüğünü ifade etti.
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'na yönelik eleştirileri yanıtlayan Atalay, kurumda yabancı personel çalışmadığını ve dinleme gibi operasyonel bir faaliyet yürütmediğini ifade etti.
Atalay, kurumun küçük bir miktar örtülü ödeneği bulunduğunu, ancak bu ödeneğin 20'sinin bile kullanılmadığını bildirdi.
AFAD'ın faaliyetlerine değinen Atalay, kurumun, afet ve acil durumlarda, değişik kurumların koordinasyonunun sağlanması için oluşturulduğun belirtti. Atalay, bu kurumla birlikte önceliği kriz yönetimi olan anlayış yerine, önceliği risk yönetimi olan anlayışa geçildiğini kaydetti. Atalay, şöyle devam etti:
''Bu model, afet ve acil durumların neden olduğu zararların önlenmesini, tehlikenin önceden tespitini, afet olmadan önce meydana gelebilecek zararları en aza indirecek önlemlerinin alınması ve koordinasyon sağlanmasını öngörüyor. Türkiye'de ilk defa afet yönetimi stratejik belgesi hazırlandı. Bu belgeyle depremle, afetle ilgili bütün kurumların sorumlulukları belli oldu. Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı 2023, depremlerin neden olabileceği zarar ve kayıpları önlemek, etkilerini azaltmak, depreme dirençli yeni yaşam çevreleri oluşturmak için yapılıyor.
2013 yılı başından itibaren AFAD'ın kamuoyuna açık çalışmalarını daha çok göreceksiniz. Geleceğe dönük çok kapsamlı çalışmalar yürütülüyor. Afetlere daha dirençli bir toplum olma, şu andaki çalışmalarımızın odağını oluşturuyor.
Bunu Türkiye mutlaka başaracak. Evet, belki çok bina yıkılacak ama bu riskleri göze alacağız. Türkiye'nin geleceği, insanımız için bunları yapacağız.
Eğitim çalışmaları kapsamında 2013 yılı, afet farkındalığı ve duyarlılığının artırılması adına eğitim seferberliği yılı olacak. Afete hazır aile, okul, iş yeri, gönüllü gençler gibi ciddi projeleri, 2013 yılı başından itibaren uygulamaya başlayacağız.
Türkiye ile ilgili daha hazırlıklı olma anlamında alan çalışmamız var. Türkiye'yi 15 bölgeye ayırdık. Bu bölgelerde çadırından ısıtıcısına, ilk andaki acil arama kurtarma malzemesine kadar her şey hazır olacak. Olası afet durumunda bölgelere, mevsimlere, Türk aile yapısına uygun 65 bin çadır ürettik. İçinde bölmeleri olan çadırlar. Bu sayı 100 bine ulaşacak.
Türkiye'nin risk bölgeleri belli. Afet olduğu anda nerede ne yapacağız, bunu bilir duruma geleceğiz. Bundan sonra bir afet olduğunda kim, hangi kurum ne yapacak, bu belli. Düğmeye basıldığında bütün kamu, sivil, yerel kuruluşlarımız ne yapacağını bilecek ve harekete geçecek. Hiçbir şaşkınlık olmayacak.''
Atalay, Türkiye'de 138 bin Suriyeli sığınmacı bulunduğu, bunlarla ilgili çalışmaların koordinasyonunu da AFAD'ın yürüttüğünü ifade etti.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye'de yoksulluk göstergelerinin hızla iyileştiğini belirterek, ''Türkiye inşallah 2015 yılı itibariyle Dünya Bankası'nın sınıflamasına göre yüksek gelirli ülke grubuna girecek'' dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) 2013 yılı bütçesi üzerine söz alan Başbakan Yardımcısı Babacan, 2008, 2009 yıllarında başlayan küresel krizin safhalar değiştirerek devam ettiğini söyledi.
Özellikle gelişmiş ülkelerdeki sorunların gün geçtikçe derinleştiğini, gelişmekte olan ülkelerde de büyüme rakamlarının aşağı yönlü revize edildiğini kaydeden Babacan, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra dünyanın gördüğü en derin krizde Türkiye ekonomisinin gayet güzel bir performans sergilediğini ifade etti.
Bu performansta güçlü bir siyasi irade ile ekonomi alanında uygulanan politikaların çok önemli payı olduğunu anlatan Babacan, 2008 öncesinde bankacılık, kamu mali yönetimi ve kontrolü, sosyal güvenlik ve sağlık alanlarında yapılan reformlar sayesinde Türkiye'nin krize güçlü bir yapıyla girdiğini vurguladı.
Türkiye'de 2010, 2011 yıllarında yüksek büyüme oranlarının görüldüğünü, ancak bankalardan kredi çekilerek canlanan iç tüketiminin kendilerini korkuttuğunu belirten Babacan, istikrarlı ve sağlam bir zeminde yürümek için geçen yıl bankalarla ilgili tedbirleri aldıklarını hatırlattı.
Bu yılın büyümesinin dış talep ağırlıklı bir büyüme olduğuna dikkati çeken Babacan, geçen yıl yüzde 10'un üzerinde olan enflasyonun Kasım sonu itibariyle yüzde 6,37'ye kadar düştüğünü, geçen yıl yüzde 10'u gören cari açığın da bu yılın sonunda yüzde 7 civarına ineceğini söyledi.
AB ve OECD ülkeleri içerisinde en yüksek büyüme hızına sahip ülkenin Türkiye olduğunu ifade eden Babacan, ''2013'te de yüzde 4'lük hedefimiz bizim Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi olacağımızı gösteriyor'' dedi.
Bir yandan toplam ekonomi büyürken, kişi başına düşen milli gelir artarken, bir yandan da bu gelirin daha adil dağıtıldığının görüldüğünü söyleyen Ali Babacan, şöyle konuştu:
''OECD'nin açıkladığı Gelir Dağılımı Raporu'na göre Türkiye tüm OECD ülkeleri içerisinde gelir dağılımını en hızlı düzelten ülke. Zaten mutlak yoksulluk göstergelerine baktığımız zaman da bunu görüyoruz. Bizim artık 2,15 (günlük) doların altında geliri olan bir nüfusumuz çok şükür kalmadı. 4,3 doların altındaki nüfusumuza bakıyoruz; 2002 yılında yüzde 30,3'tü, en son TÜİK'in açıkladığı rakamda bu yüzde 2,79'a indi. Türkiye inşallah 2015 yılı itibariyle Dünya Bankası'nın sınıflamasına göre yüksek gelirli ülke grubuna girecek. Biliyorsunuz 4 grup ülke var, az gelirli, orta gelirli, üst orta gelirli ve yüksek gelirli ülkeler. Şu anda Türkiye üst orta gelir ülke grubunda. İnşallah 2015'te Dünya Bankası sınıflamasında yüksek gelirli ülke grubuna girecek. Son hazırladığımız OVP hedefleri de bunu gösteriyor.''
Babacan, 2002 yılında Türkiye'nin net 54,1 milyar dolarlık kamu dış borcu olduğunu hatırlatarak, bu yılın Haziran sonu itibariyle bu rakamın sıfırın da altına düştüğünü, hatta 1,9 milyar dolar artıya geçildiğini söyledi.
Babacan, ''Yani şu anda toplam kamunun döviz varlıkları döviz borcunun daha üzerine çıkmış durumda. Net dış borcu çok şükür sıfırlamış, hatta artıya dönmüş durumdayız'' dedi.
Hazine'nin dünkü borçlanma ihalesinde yüzde 5,77 ile iç piyasada tarihin en düşük borçlanma oranının gerçekleştiğini, bundan bir hafta önce 2041 vadeli borçlanmada da yüzde 4,35 faiz ile yine tarihin en düşük borçlanma faizinin görüldüğünü anlatan Babacan, Alman, ABD gibi gelişmiş ülke hazineleriyle aradaki farkın tarihi düşük seviyelere indiğini vurguladı.
Bütün bunlar yapılırken geçmişin de yüklerinin ödendiğini ve AK Parti hükümetleri döneminde batan özel bankalar ve kamu bankalarından kaynaklanan 111 milyar lira borç ödendiğini kaydeden Babacan, ''Biz 'bu borcu ödemeseydik' diye bakacak olursak, bu rakamı Hazine faiziyle bugünkü rakama getiriyoruz 231 milyar lira. Yani eğer bankacılık krizi olmasaydı iç borcumuz 231 milyar lira daha aşağı olacaktı'' diye konuştu.
Babacan, geçmişte hep Hazine'ye yük olan Halkbank ve Ziraat Bankası'na kendi dönemlerinde tek kuruş kaynak aktarmadıklarını, hatta bu bankaların kara geçerek Hazine'ye 16 milyar lira temettü, Maliye'ye de 10 milyar lira kurumlar vergisi ödediğini dile getirdi.
Bazı milletvekillerinin önümüzdeki dönemde banka sayısında artış olup olmayacağına yönelik soruları üzerine Ali Babacan, ''Biz bu konuda çok açığız. Türkiye'de artık yeni banka lisansları verilecek. Doğru, ama çok güçlü sermayesi yapısı ve çok güçlü bir itibarla bu mümkün olabilecek. Yani güçlü bir sermaye, çok çok temiz bir itibar olmadıktan sonra Türkiye'de bankacılık lisansı almak mümkün olmayacak'' diye konuştu.
**** HABERİN DEVAMINI " İLGİLİ DÖKÜMANLAR " BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
TBMM Genel Kurulu'nda, Diyanet İşleri Başkanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, AFAD, TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı, BDDK ve SPK'nın 2013 yılı bütçelerinin görüşülmesine başlandı.
Bütçeler üzerinde CHP grubu adına konuşmalar yapılıyor.
AK Parti Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, partisinin her alanda olduğu gibi dini yaşam alanında da insan özgürlüğünü esas alan program yürüttüğünü söyledi.
Bütçe üzerinde CHP Grubu adına söz alan Denizli Milletvekili İlhan Cihaner, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'nın şeffaflık ilkesiyle kurulduğunu, ancak yabancı personel görevlendirilmesinin kamuoyuna bildirilmediğini söyledi. Kendi içinde koordinasyon sağlayamayan kurumun terörle mücadeleyi koordine edemeyeceğini belirten Cihaner, Müsteşarlığın feshedilmesi gerektiğini ileri sürdü.
CHP İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, kentsel dönüşümün arazi yağmasına dönüştüğünü iddia etti. Eyidoğan, Türkiye'de bilimsel olarak arazi kullanma kabiliyetinin yetersiz olduğunu, herkesin kendi anlayışına göre arazi planlaması yaptığını iddia ederek, bunun yanlış yönetim tarzından kaynaklandığını söyledi.
CHP İstanbul Milletvekili İhsan Özkes, Diyanet'in, çalışmalarını siyaset üstü olarak sürdürmesi halinde saygınlığını koruyabileceğini, hiçbir partinin tekelinde olmaması gerektiğini ifade etti. Özkes, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın iktidarın güdümüne girdiğini, halkı dini konularda aydınlatma görevini unuttuğunu ileri sürdü. Diyanet'in siyaset ve ticaretle uğraştığını iddia eden Özkes, altı ticarethane olan camilerin sayısının çığ gibi arttığını ve bunların AK Partili'lerin elinde olduğunu öne sürdü.
CHP Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş, TİKA'nın ulusal menfaatlere değil, bazı güçlerin dünya dengelerine hizmet ettiğini savundu. Balıkesir'in Macarlar Köyü'nün sağlık ocağının kapısının, penceresinin kırık olduğunu belirten Gümüş, ''Somali'ye gideceğinize Macarlar'a gidin. TİKA, Hükümet'in bir yerlere şirin gözükmesine hizmet ediyor'' dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, Irak Merkezi Hükümet'inin, peşmergenin kontrolünde olan Kerkük'ü yeniden kendi kontrolü altına almaya çalıştığını, Türkiye'nin ise Barzani ile stratejik işbirliği yaptığını söyledi. Özgündüz, ''Irak'ın özerk Kürt bölgesinin güçlenmesi, Kerkük'ün Kürt bölgesi içinde kalması için çalışıyorsunuz. Bu anlamda ABD ve İsrail ile müttefiksiniz'' diye konuştu.
CHP İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil, Hükümet'in ekonomi politikasını eleştirdi. Türkiye'nin büyüdüğünün söylendiğini, ancak bunun doğru olmadığını savunan Tamaylıgil, bankalara kredi kartı borcunun 16 kat, tüketici kredisi borcunun 82 kat, karşılıksız çeklerin yüzde 100 oranında arttığını söyledi.
AK Parti'nin bağımsız kurumlarla ilgili uygulamalarını da eleştiren Tamaylıgil, Hükümet'in, kuvvetler ayrılığı ilkesi ve bağımsız kurulları engelleyen bir yasama faaliyeti ortaya koyduğunu ileri sürdü.
AK Parti Mardin Milletvekili Muammer Güler, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'nın faaliyetlerine değindi. Güler, şunları kaydetti:
''Terörle mücadele için yeni bir kurumsal yapıya gidilmesi zorunlu hale gelmişti. Bu anlamda Kamu Müsteşarlık önemli çalışmalar yaptı ve önümüzdeki dönem için de önemli projeler hazırladı.
İnsanın canının, malının, fikrinin garanti altına alındığı, hukukun üstünlüğü ilkesinden hareketle terör mücadele yönetilmeli. 30 yıla yakın süredir bölücü terörle mücadele ediliyor. Örgütün propaganda amacının önlenmesi için daha fazla çalışma yapılması gerekiyor. Terörle mücadelede başarı, toplumun tüm kesiminin mücadeleye ortak edilmesi ile sağlanabilir. Müsteşarlık bünyesinde mülki idare amiri kökenli personelden de mutlaka yararlanılmalıdır.''
AK Parti Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu, Van'daki depremin hemen ardından Hükümet'in bölgeye gerekli yardımı ulaştırdığını, depremden sonra yeniden yapılanma için 3,6 milyar lira harcandığını söyledi. Türkoğlu, bu anlamda Van'a yapılacak yatırımın 5,5 milyar liraya ulaşmasının beklendiğini kaydetti.
AK Parti Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, partisinin her alanda olduğu gibi dini yaşam alanında da insanın özgürlüğünü esas alan program yürüttüğün belirtti. Bu konuda muhalefetin ''sorumluluktan kaçan'' talihsiz rol üstlendiğini savunan Atalay, ''CHP'nin devri iktidarında horlanan Alevi vatandaşlarımız için Cumhuriyet tarihinde ilk defa AK Parti döneminde çalıştaylar düzenlendi'' dedi. Atalay, CHP'nin bu konudaki tavrını ''tutucu ve baskıcı'' olarak değerlendirdi.
Bunun üzerine söz alan CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, partisinin baskıcı bir tutum izlemediğini belirterek, ''AKP dönemi; evlerin, yatak odalarına kadar izlendiği, telefonların dinlendiği, baskıcı tutumun yaşandığı dönem. Diktatörlüğe doğru adım adım gidilen bir dönem'' iddiasında bulundu.
AK Parti Ankara Milletvekili Seyit Sertçelik, Türkiye'nin, üniversite eğitimi ile ilgili kalitesinin yükselmesi ile birlikte, eğitim konusunda yurt dışından da tercih edilen bir ülke haline geldiğini söyledi. Sertçelik, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nın, yurt dışından gelen öğrencilerin Türkiye'de eğitimlerini verimli şekilde sürdürmesi konusunda önemli hizmetleri bulunduğunu dile getirdi.
AK Parti Van Milletvekili Burhan Kayatürk, iktidarın 2002 yılından bu yana ekonomide önemli başarıya ulaştığını, makro ekonomik istikrarın sağlandığını, tarihin en düşük enflasyonu, faiz değerleri ve işsizlik oranlarının elde edildiğini belirtti.
BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, Diyanet İşleri Başkanı'nın; MİT, MGK ve Genelkurmay istihbaratından daha fazla derin yapıların kontrolünde olduğunu iddia etti.
TBMM Genel Kurulu'nda, Diyanet İşleri Başkanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, AFAD, TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı, BDDK ve SPK'nın 2013 yılı bütçeleri üzerinde BDP Grubu konuştu.
BDP Hakkari Milletvekili Adil Kurt, devletin, doğal afetlere karşı vatandaşı bilinçlendirme konusunda etkin tedbirler alması gerektiğini söyledi.
''(Devlet olarak vatandaşa çadır, battaniye sıcak yemek verebiliyoruz, bu da bizim için olağanüstü bir gelişmedir) diyorsanız, eksiklik etmiş olursunuz'' diyen Kurt, AFAD'da ciddi bir yeniden yapılanma yapılması gerektiğini anlattı.
BDP'li Tan da Genel Kurul Salonu'nda az sayıda milletvekili olduğunu kastederek, ''Meclis'in yüzde 95'i yok burada, özellikle de AKP'li milletvekilleri yok'' dedi.
Dinin devletin emrinde olamayacağını belirten Tan, şöyle konuştu:
''AKP'nin içinde ilahiyat profesörleri var, gelin, çıkın diyin ki 'din, devletin emrinde olabilir İslam hukukuna göre.' Eğer bunu diyebiliyorsanız helal olsun size. Laik bir yönetimde de dini esasları referans alan İslami bir yönetimde de din devletin emrinde olmaz. Siz Diyaneti neden özelleştirmiyorsunuz, dini neden sivil topluma bırakmıyorsunuz- CHP hep 'AKP'nin gizli ajandası var' diyor. Yok böyle bir şey. Bunların dini, İslami yönetim kurma düşüncesi yok. İslami bir yönetim kurma iddiasında olsalar, ilk yapacakları iş dini özgürleştirmek, din ve devletin bağını koparmak olurdu. Yanlış yerden eleştiriyorsunuz. İktidarı zayıflatalım derken güçlendiriyorsunuz.
Diyanetin sivil alana bırakılması niçin gerekli- Diyanet İşleri Başkanı; MİT, MGK ve Genelkurmay istihbaratından daha fazla derin yapıların kontrolündedir. 12 Eylül öncesinde, o dönem MİT'le çok yakın ilişkileri olan Diyanet İşleri Başkanı, bütün Avrupa'da İslami kurum ve kuruluşların örgütlenmesiyle ilgili olarak resmi dini yapıları, Milli Görüş'e karşı kuvvetlendirmek için çalıştı.''
Tan, ''Bu Diyanet, Türk-İslamcı-Hanefi bir çizgide değilse, Alevi vatandaşların talepleri neden yerine getirilmiyor- Ülkede Şii vatandaşlar var, Diyanet'in bunlarla ve Şafilerle ilgili çalışması niye yok-'' dedi.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nın isminin ''tartışmalı'' olduğunu iddia eden Tan, ''Kürtler ve Süryaniler ile ilgili hiçbir çalışmanız yok. TİKA'nın sadece Üsküp'teki Türkoloji Bölümü'nde 300 öğrenci öğrenim görüyor ama Kürtlerle ilgili Erbil'de bir çalışmanız var mı- Yok'' diye konuştu.
Konuşmaların ardından birleşime ara verildi.
MHP Manisa Milletvekili Sümer Oral, AKP Hükümetleri döneminde, 2003-2008 yılları arasında IMF'den 13 milyar dolar borç alındığını belirterek, ''Ödenen borç sadece 2002'de devralınan 22 milyar dolarlık borç değil, ilave olarak alınan borç da ödenmiştir'' dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Diyanet İşleri Başkanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, AFAD, TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı, BDDK ve SPK'nın 2013 yılı bütçeleri üzerinde MHP Grubu konuştu.
MHP Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, bütçenin vergiye dayalı kaynaklar üzerine kurulu olduğunu söyledi.
Birçok ürüne zam yapılarak bu bütçenin yapılmayı çalışıldığını iddia eden Dedeoğlu, zamlarda akaryakıt zamlarının birinci sırada yer aldığını savundu.
Dedeoğlu, Hükümet'in başta elektrik ve doğalgaz olmak üzere birçok alanda yaptığı zamların kısa sürede piyasaya yansıdığını söyledi. Bu bütçede milletin unutulduğunu ifade eden Dedeoğlu, ''Kahramanmaraş, devlet yatırımı ve hatırlanmayı beklemektedir'' dedi.
MHP Ankara Milletvekili Mustafa Erdem, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, 130 bini aşan personeliyle sadece Türkiye'de değil Türkiye'nin dışındaki Türk milletinin de şerefini ve itibarını koruduğunu, inanç konusundaki ihtiyaçlarını yerine getirdiğini bildirdi.
''Diyanet İşleri Başkanlığı hiç bir devlet kurumunun ulaşamadığı yerlerde de görev ifa etmek durumundadır, böyle bir sorumluluğu vardır'' diyen Erdem, ''Diyanetin bütçesi daha da fazla artırılsa yeridir. Bu imkanlar onlara sağlanmalıdır'' şeklinde konuştu. Erdem, din görevlilerinin toplumun örnek ve model insanları olduğunu belirterek, ''Onların peşinden giden insanların, hem dünya hem de ahiret saadetine kavuşma ümit ve beklentileri her zaman olmuştur'' dedi.
Diyanetteki şefler ve vaizlerin rotasyon adı altında başka yerlere gönderilme gibi bir endişe yaşadığını belirten Erdem, ''Yaşanan kış şartları ve hava muhalefeti nedeniyle bu rotasyon olacaksa, o insanların aileleri ve çocukları da göz önünde bulundurularak, ötelenmesi daha iyi olacaktır'' diye konuştu.
Erdem'in konuşmasının bir bölümünde, ''Çok aziz davetliler, kıymetli misafirler, aziz milletvekilleri'' diye seslenmesini milletvekilleri gülerek karşıladı.
MHP'li Oral da vatandaşların 10 yılda reel olarak 10 kat daha borçlu duruma düştüğünü iddia etti.
Vatandaşın bu borcu, tüketmek için aldığını belirten Oral, ''Gelirinin yetmeyen kısmını borçla kapatmak için borç yapıyor. Demek ki büyüme bu kesime fazlaca intikal etmemiş'' dedi.
Oral, IMF'ye olan borcun ödenmesi meselesinin çokça tartışıldığını ifade ederek, ''AKP döneminde 10 yılda ödenen borç, sadece daha önceki Hükümet zamanında alınmış borç değildir. AKP Hükümetleri, 2003-2008 yılları arasında IMF'den 13 milyar dolar borç almıştır. Ödenen borç sadece 2002'de devralınan 22 milyar dolarlık borç değil, ilave olarak alınan borç da ödenmiştir'' diye konuştu.
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'nda yabancı personel çalışmadığını ve kurumun dinleme gibi operasyonel bir faaliyet yürütmediğini bildirdi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı ve AFAD'ın 2013 yılı bütçelerine ilişkin Hükümet adına konuşan Atalay, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'nın, terörle mücadele eylem planını geçen yıl tamamladığını ve bunun MGK'da onay gördüğünü anımsattı.
İstihbarat Koordinasyon Merkezi'nin şu anda tam olarak çalıştığını belirten Atalay, istihbarat birimlerinden buraya birer temsilci alındığını, koordinasyonun, Müsteşarlık'ta sürdüğünü ifade etti.
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'na yönelik eleştirileri yanıtlayan Atalay, kurumda yabancı personel çalışmadığını ve dinleme gibi operasyonel bir faaliyet yürütmediğini ifade etti.
Atalay, kurumun küçük bir miktar örtülü ödeneği bulunduğunu, ancak bu ödeneğin 20'sinin bile kullanılmadığını bildirdi.
AFAD'ın faaliyetlerine değinen Atalay, kurumun, afet ve acil durumlarda, değişik kurumların koordinasyonunun sağlanması için oluşturulduğun belirtti. Atalay, bu kurumla birlikte önceliği kriz yönetimi olan anlayış yerine, önceliği risk yönetimi olan anlayışa geçildiğini kaydetti. Atalay, şöyle devam etti:
''Bu model, afet ve acil durumların neden olduğu zararların önlenmesini, tehlikenin önceden tespitini, afet olmadan önce meydana gelebilecek zararları en aza indirecek önlemlerinin alınması ve koordinasyon sağlanmasını öngörüyor. Türkiye'de ilk defa afet yönetimi stratejik belgesi hazırlandı. Bu belgeyle depremle, afetle ilgili bütün kurumların sorumlulukları belli oldu. Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı 2023, depremlerin neden olabileceği zarar ve kayıpları önlemek, etkilerini azaltmak, depreme dirençli yeni yaşam çevreleri oluşturmak için yapılıyor.
2013 yılı başından itibaren AFAD'ın kamuoyuna açık çalışmalarını daha çok göreceksiniz. Geleceğe dönük çok kapsamlı çalışmalar yürütülüyor. Afetlere daha dirençli bir toplum olma, şu andaki çalışmalarımızın odağını oluşturuyor.
Bunu Türkiye mutlaka başaracak. Evet, belki çok bina yıkılacak ama bu riskleri göze alacağız. Türkiye'nin geleceği, insanımız için bunları yapacağız.
Eğitim çalışmaları kapsamında 2013 yılı, afet farkındalığı ve duyarlılığının artırılması adına eğitim seferberliği yılı olacak. Afete hazır aile, okul, iş yeri, gönüllü gençler gibi ciddi projeleri, 2013 yılı başından itibaren uygulamaya başlayacağız.
Türkiye ile ilgili daha hazırlıklı olma anlamında alan çalışmamız var. Türkiye'yi 15 bölgeye ayırdık. Bu bölgelerde çadırından ısıtıcısına, ilk andaki acil arama kurtarma malzemesine kadar her şey hazır olacak. Olası afet durumunda bölgelere, mevsimlere, Türk aile yapısına uygun 65 bin çadır ürettik. İçinde bölmeleri olan çadırlar. Bu sayı 100 bine ulaşacak.
Türkiye'nin risk bölgeleri belli. Afet olduğu anda nerede ne yapacağız, bunu bilir duruma geleceğiz. Bundan sonra bir afet olduğunda kim, hangi kurum ne yapacak, bu belli. Düğmeye basıldığında bütün kamu, sivil, yerel kuruluşlarımız ne yapacağını bilecek ve harekete geçecek. Hiçbir şaşkınlık olmayacak.''
Atalay, Türkiye'de 138 bin Suriyeli sığınmacı bulunduğu, bunlarla ilgili çalışmaların koordinasyonunu da AFAD'ın yürüttüğünü ifade etti.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye'de yoksulluk göstergelerinin hızla iyileştiğini belirterek, ''Türkiye inşallah 2015 yılı itibariyle Dünya Bankası'nın sınıflamasına göre yüksek gelirli ülke grubuna girecek'' dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) 2013 yılı bütçesi üzerine söz alan Başbakan Yardımcısı Babacan, 2008, 2009 yıllarında başlayan küresel krizin safhalar değiştirerek devam ettiğini söyledi.
Özellikle gelişmiş ülkelerdeki sorunların gün geçtikçe derinleştiğini, gelişmekte olan ülkelerde de büyüme rakamlarının aşağı yönlü revize edildiğini kaydeden Babacan, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra dünyanın gördüğü en derin krizde Türkiye ekonomisinin gayet güzel bir performans sergilediğini ifade etti.
Bu performansta güçlü bir siyasi irade ile ekonomi alanında uygulanan politikaların çok önemli payı olduğunu anlatan Babacan, 2008 öncesinde bankacılık, kamu mali yönetimi ve kontrolü, sosyal güvenlik ve sağlık alanlarında yapılan reformlar sayesinde Türkiye'nin krize güçlü bir yapıyla girdiğini vurguladı.
Türkiye'de 2010, 2011 yıllarında yüksek büyüme oranlarının görüldüğünü, ancak bankalardan kredi çekilerek canlanan iç tüketiminin kendilerini korkuttuğunu belirten Babacan, istikrarlı ve sağlam bir zeminde yürümek için geçen yıl bankalarla ilgili tedbirleri aldıklarını hatırlattı.
Bu yılın büyümesinin dış talep ağırlıklı bir büyüme olduğuna dikkati çeken Babacan, geçen yıl yüzde 10'un üzerinde olan enflasyonun Kasım sonu itibariyle yüzde 6,37'ye kadar düştüğünü, geçen yıl yüzde 10'u gören cari açığın da bu yılın sonunda yüzde 7 civarına ineceğini söyledi.
AB ve OECD ülkeleri içerisinde en yüksek büyüme hızına sahip ülkenin Türkiye olduğunu ifade eden Babacan, ''2013'te de yüzde 4'lük hedefimiz bizim Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi olacağımızı gösteriyor'' dedi.
Bir yandan toplam ekonomi büyürken, kişi başına düşen milli gelir artarken, bir yandan da bu gelirin daha adil dağıtıldığının görüldüğünü söyleyen Ali Babacan, şöyle konuştu:
''OECD'nin açıkladığı Gelir Dağılımı Raporu'na göre Türkiye tüm OECD ülkeleri içerisinde gelir dağılımını en hızlı düzelten ülke. Zaten mutlak yoksulluk göstergelerine baktığımız zaman da bunu görüyoruz. Bizim artık 2,15 (günlük) doların altında geliri olan bir nüfusumuz çok şükür kalmadı. 4,3 doların altındaki nüfusumuza bakıyoruz; 2002 yılında yüzde 30,3'tü, en son TÜİK'in açıkladığı rakamda bu yüzde 2,79'a indi. Türkiye inşallah 2015 yılı itibariyle Dünya Bankası'nın sınıflamasına göre yüksek gelirli ülke grubuna girecek. Biliyorsunuz 4 grup ülke var, az gelirli, orta gelirli, üst orta gelirli ve yüksek gelirli ülkeler. Şu anda Türkiye üst orta gelir ülke grubunda. İnşallah 2015'te Dünya Bankası sınıflamasında yüksek gelirli ülke grubuna girecek. Son hazırladığımız OVP hedefleri de bunu gösteriyor.''
Babacan, 2002 yılında Türkiye'nin net 54,1 milyar dolarlık kamu dış borcu olduğunu hatırlatarak, bu yılın Haziran sonu itibariyle bu rakamın sıfırın da altına düştüğünü, hatta 1,9 milyar dolar artıya geçildiğini söyledi.
Babacan, ''Yani şu anda toplam kamunun döviz varlıkları döviz borcunun daha üzerine çıkmış durumda. Net dış borcu çok şükür sıfırlamış, hatta artıya dönmüş durumdayız'' dedi.
Hazine'nin dünkü borçlanma ihalesinde yüzde 5,77 ile iç piyasada tarihin en düşük borçlanma oranının gerçekleştiğini, bundan bir hafta önce 2041 vadeli borçlanmada da yüzde 4,35 faiz ile yine tarihin en düşük borçlanma faizinin görüldüğünü anlatan Babacan, Alman, ABD gibi gelişmiş ülke hazineleriyle aradaki farkın tarihi düşük seviyelere indiğini vurguladı.
Bütün bunlar yapılırken geçmişin de yüklerinin ödendiğini ve AK Parti hükümetleri döneminde batan özel bankalar ve kamu bankalarından kaynaklanan 111 milyar lira borç ödendiğini kaydeden Babacan, ''Biz 'bu borcu ödemeseydik' diye bakacak olursak, bu rakamı Hazine faiziyle bugünkü rakama getiriyoruz 231 milyar lira. Yani eğer bankacılık krizi olmasaydı iç borcumuz 231 milyar lira daha aşağı olacaktı'' diye konuştu.
Babacan, geçmişte hep Hazine'ye yük olan Halkbank ve Ziraat Bankası'na kendi dönemlerinde tek kuruş kaynak aktarmadıklarını, hatta bu bankaların kara geçerek Hazine'ye 16 milyar lira temettü, Maliye'ye de 10 milyar lira kurumlar vergisi ödediğini dile getirdi.
Bazı milletvekillerinin önümüzdeki dönemde banka sayısında artış olup olmayacağına yönelik soruları üzerine Ali Babacan, ''Biz bu konuda çok açığız. Türkiye'de artık yeni banka lisansları verilecek. Doğru, ama çok güçlü sermayesi yapısı ve çok güçlü bir itibarla bu mümkün olabilecek. Yani güçlü bir sermaye, çok çok temiz bir itibar olmadıktan sonra Türkiye'de bankacılık lisansı almak mümkün olmayacak'' diye konuştu.
**** HABERİN DEVAMINI " İLGİLİ DÖKÜMANLAR " BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
