2013-11-12 - 13:38
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Yakın tarihte yaşanmış Dersim, Çorum, Kahramanmaraş, Sivas, Gazi Mahallesi gibi acı hadiseler, bizim bin yıllık kardeşliğimizi bozamaz. İktidar hırsı içindeki, yani Yezid'in izindeki bir takım nifak odakları, bizim aramızı açamaz. Bazı ülkelerin, bazı partilerin, bazı milletvekillerinin, özellikle de bir takım kanlı terör örgütlerinin kışkırtmaları bizim kadim kardeşliğimiz sarsamaz" dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, tayfun felaketi nedeniyle zor günler geçiren Filipinler halkına başsağlığı ve geçmiş olsun diledi.
BM'nin, Filipinler'deki Haiyan tayfunundan 4,5 milyon kişinin etkilendiğini, 330 bin kişinin evsiz kaldığını açıkladığını anımsatan Erdoğan, can kaybı konusunda sağlıklı rakamlar alınamadığını, bunun, on binli rakamlara ulaşabileceğinin ifade edildiğini kaydetti.
Erdoğan, Filipinler Devlet Başkanı'na, taziye telgrafı göndererek üzüntülerini ifade ettiklerini, dayanışma mesajını ilettiklerini vurguladı. Erdoğan, sadece mesaj ve temennilerini iletmekle kalmadıklarını dile getirerek, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın refakatinde, içinde battaniye, barınma çadırları, mutfak setleri bulunan 65 ton kargo uçağı dolusu yardım malzemesini, dün Filipinler'e gönderdiklerini bildirdi.
Atalay ile birlikte AFAD Başkanı ve ekibinin de Filipinler'e ulaştığını, yardım çalışmalarını başlattığını anlatan Erdoğan, "Avusturalya'da bulunan bir Türk Kızılayı ekibi de Filipinlere ulaştı. Onlar da çalışmalara başladılar. Filipinler ve bölgedeki Türkiyeli sivil yardım kuruluşları, Filipinler halkına, her konuda yardım elini uzatıyor. Türkiye, her aşamada Filipinler'in yanında olacaktır" dedi.
Başbakan Erdoğan, 1999'da Düzce'de meydana gelen depremin 14. yılı olduğunu anımsatarak, depremde 782 vatandaşın hayatını kaybettiğini, 2 bin 700 vatandaşın yaralandığını söyledi. Erdoğan, Düzce depreminde hayatını kaybedenlere de rahmet dileyerek, Allah'tan, böyle afetlerden bütün milleti korumasını diledi.
Türkiye'nin yetişirdiği çok değerli gazeteci Savaş Ay'ın vefat ettiğine işaret eden Erdoğan, Ay'a Allah'tan rahmet, yakınlarına, medya camiasına sabır ve başsağlığı dileğinde bulundu.
Erdoğan, yarın, hem Türkiye hem tüm İslam coğrafyası olarak Muharrem ayının 10. gününü idrak edeceklerine işaret etti.
Aşure adını verdikleri bugünün, insanlık tarihindeki bir çok önemli hadisenin yıldönümü olduğunu anımsatan Erdoğan, Hz. Adem'in tövbesinin kabul olmasından, Hz. İsa'nın doğumuna, Hz.Yusuf'un kuyudan çıkmasından, Hz. Musa'nın denizi yarmasına kadar, bir çok hadisenin on Muharrem'de gerçekleştiğinin rivayet edildiğini söyledi.
Erdoğan, on Muharrem'in sadece İslam'da değil Hıristiyanlık ve Musevilik'te de önemli bir gün olarak kabul edildiğine dikkati çekti.
Kendileri için on Muharrem'in bir başka önemi, acı bir hatırası da bulunduğunu belirten Erdoğan, Hz. Peygamber'in mübarek torunu Hz. Hüseyin'in, bir on Muharrem gününde, Kerbala'da ailesiyle birlikte şehit edildiğini anlattı. Erdoğan, "Bu vesileyle Hz. Hüseyin Efendimizi ve Ehlibeyti, bir kez daha hürmetle yad ediyor, Allah'ın selamı, rahmeti onların üzerinde olsun" dedi.
Erdoğan, Hz. Peygamber'in, Muharrem ayında tutulan orucun, Ramazan'dan sonraki en faziletli oruç olduğunu buyurduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
"Peygamber Efendimizin bu sünneti, hamdolsun hem Türkiye hem İslam dünyasında hem Sünniler hem Şiiler arasında çok güçlü şekilde yaşatılıyor. Dün, Türkiye Uzlaşı ve Toplumsal Kalkınma Vakfı'nın davetine icabetle, bir Muharrem iftarına katıldık. Türkiye'nin bütün renklerini ihtiva eden, çoğunlukla Alevi kardeşlerimizin bulunduğu bir sofrada orucumuzu açtık. Kerbala'nın, özellikle de Hz. Hüseyin efendimizin şahaadetinin, bir tefrikanın, bir ayrışmanın aracı olamayacağını, biz yıllardır, her fırsatta ifade ettik ve ediyoruz. Bunu sadece Türkiye içinde değil, bu noktada büyük ızdıraplar çeken bölge ülkelerinde de defaatle vurguladık. Elbette 13. asırdan fazla süredir, üzerinde konuşulan bu meselenin, bir anda çözüleceği umudunda değiliz. Ancak bu meselenin, mezhepler arasında bir yorum farkı olarak kalmasını, sadece fikir düzeyinde bir farklılaşma ile sınırlı olmasını her zaman arzuladık. Bunun için de tavsiyelerimizi her fırsatta dile getirdik. Kerbala'da 1374 yıl önce yaşanmış, o acı hadiseden yola çıkarak, kardeşin kardeşi katletmesini, kardeşlerin birbirlerine hasım olmasını, Kerbala üzerinden bir kutuplaşmanın yaşanmasını, biz en başta Hz. Hüseyin efendimizin mübarek hatıralarına haksızlık olarak görüyoruz. "
Erdoğan, bugün dünyanın herhangi bir yerinde, kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir şahıs ya da bir grubun, üzerine bombaları sarıp, bir camide, ibadethanede, kutsal mekanda bu bombaları patlattığını ifade etti. Erdoğan, "Böyle bir vahşetin, böyle bir gaddarlığın bırakınız Sünniliği, bırakınız Şiiliği, insanlıkla da alakası yoktur. İslam ile de asla ve asla uzaktan yakından alakası yoktur, olamaz. Çocuklar, kadınlar, ibadet eden masum insanlar ölüyor. Kerbala'dan ders çıkarılması gerekirken, hemen her gün yeni Kerbelalar yaşanıyor, hemen her gün çağın Yezidler'i, çağın Hüseyinler'ini katlediyor. Biz millet olarak, hiçbir zaman Yezid'in ve Yezidler'in tarafında durmadık, her zaman Hüseyinler'in tarafında durduk" diye konuştu.
Kerbela faciasının, Yezid'in iktidar hırsının bir eseri olduğuna işaret eden Erdoğan, coğrafyalarında Kerbela üzerinden ayrışanların, birbiri ile kanlı mücadelesinin de tamamen birilerinin iktidar hırsının eseri olduğunu söyledi. Suriye, Irak'taki durumun da bu olduğunu vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"1374 yıl önce Yezid'in iktidar hırsı, nasıl ki Hz. Hüseyin efendimiz ve Ehlibeyt'in kanını, Kerbala'nın ateş gibi sıcak toprağına döktüyse, şu anda birilerinin iktidar hırsı, masumların kanını maalesef acımasızca toprağa döküyor. Hz. Hüseyin efendimiz, haşa Şii ya da Sünni değil, Hz. Peygamber'in torunu, Hz. Ali'nin oğlu, yani bir kutup yıldızıydı. Bütün varlığıyla sadece Müslüman'dı. O zaman ne Şii ne Sünni vardı. Bugün de Irak, Suriye, Yemen, Lübnan'da kendisine hangi sıfat takarsa taksın, mazlumu katledenin sıfatı Yezid'tir. Mazlum'un sıfatı da Hüseyin'dir. Biz bu geniş coğrafyada kan üzerine kurulu iktidarlara, öldürerek ayakta kalmaya çalışan iktidarlara hep aynı nazarla bakıyoruz. Güç savaşlarında şehit olan kardeşlerimiz için tıpkı Kerbela şehitlerimiz gibi acı duyuyor, gözyaşı döküyoruz.
Hem İslam coğrafyasında hem de Türkiye'de bizim ortak medeniyetimizin mensuplarının artık bu güç savaşlarının, daha samimi şekilde reddedilmesini, sorgulamasını, vicdanlarıyla bu konuda karar vermelerini, bütün Müslümanlar'dan özellikle istiyoruz. Eğer bizim aramıza başkaları girmezse, bizim aramıza yabancı fitne odakları sızmazsa, eğer özümüzle, bizi biz yapan değerlerle konuşabilirsek, inanın aramızda hiçbir mesele kalmayacak. Alevi kardeşim ile Sünni kardeşim arasında inanın, ortak değerlerin yanında farklılıklar çok ama çok cüzzi seviyededir. Biz aynı toprakların insanıyız. Biz aynı medeniyetin mirasçıları, aynı medeniyetin ortak mimarlarıyız. Nasıl ki Mevlana ismi silindiğinde bu topraklardan geriye hiçbir şey kalmazsa, Hacı Bektaş Veli ismi silindiğinde de bu topraklardan geriye hiçbir şey kalmaz. Biz 1071'den bugüne kadar, hatta çok daha öncesinden bu toprakları birlikte imal ettik. Bu topraklar üzerindeki medeniyeti hep birlikte inşa ettik. Bu tarih içinde Alevi ya da Sünni acıları, hüzünleri, kederleri birlikte yaşadık, sevinçleri, coşkuyu, heyecanı birlikte paylaştık. Yakın tarihte yaşanmış Dersim, Çorum, Kahramanmaraş, Sivas, Gazi Mahallesi gibi acı hadiseler, bizim bin yıllık kardeşliğimizi bozamaz. İktidar hırsı içindeki, yani Yezid'in izindeki bir takım nifak odakları, bizim aramızı açamaz. Bazı ülkelerin, bazı partilerin, bazı milletvekillerinin, özellikle de bir takım kanlı terör örgütlerinin kışkırtmaları bizim kadim kardeşliğimiz sarsamaz. Biz aracılarla konuşmayacağız, biz ruh ve ruh, yüz yüze, gönül diliyle konuşacağız, var olan her meseleyi Allah'ın izniyle hep birlikte aşacağız. Aramıza birileri girdiği sürece, gönül dili zedelendiği sürece, biz sorunlarımızı konuşamayız, aşamayız. Aracılara gerek duymayacağız. Aşık Veysel'in o muhteşem dizilerini burada bir kez daha tekrarlamakta yarar görüyorum: Yezid nedir, ne kızılbaş/ Değil miyiz hep bir kardaş/ Bizi yakar bizim ataş/ Söndürmektir tek çaresi. Ateş bizim ateşimizdir, bunu söndürecek olan da sadece biziz. Birilerinin gelip bu ateşi körüklemesine izin vermeyeceğiz, birilerinin gelip bu ateşi söndürmesini beklemeyeceğiz. Bu ateşi, Hacı Bektaş Veli'nin o büyük öğütüyle, bir olarak, iri olarak, diri olarak ilave ediyorum, hep birlikte Türkiye olarak, biz söndüreceğiz."
Erdoğan, 11 yıllık süreçte Alevilerin sorunlarını çok samimi şekilde ele aldıklarını, bazı adımlar attıklarını, bugüne kadar hiçbir hükümetin sergilemediği bir samimiyet sergilediklerini söyledi.
Sorunları çözmede tam bir kararlılık içinde olduklarını dile getiren Erdoğan, çalıştaylarla sorunu tespit ettiklerini, çözüm yollarını belirlediklerini, uzlaşılan konularda çözümleri uygulamaya koyduklarını anlattı. Erdoğan, Nevşehir Üniversitesi'in adını Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olarak değiştirdiklerini anımsattı.
Erdoğan, "İnşallah çok daha fazlasını yaparız ve yapacağız. Güç devşirme peşindeki odakları, istismarcıları aramıza almayalım. Militan devşirme peşindeki terör örgütlerini, Alevilere sadece birer oy deposu olarak bakan istismar siyasetini aramıza almayalım. Biz hep birlikte, 76 milyon, biz olduğumuz müddetçe, inşallah bin yıllık kardeşlik tarihimizi çok daha güçlü şekilde geleceğe taşırız ve taşıyacağız. Alevi olsun, Sünni olsun Muharrem orucu tutan tüm kardeşlerimin oruçlarını ve ibadetlerinin kabul olmasını rabbimden niyaz ediyorum. Muharrem ayının, ülkemizde, bölgemizde, yeryüzünde daha fazla kardeşliğe, dayanışmaya kapı aralamasını gönülden temenni ediyorum" diye konuştu.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP'ye, TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun mutabakata vardığı 60 maddeyi Meclis'ten beraber geçirme çağrısını yineleyerek, ""Gel beraber bu işi çözelim, bitirelim. Biz hazırız" dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, geçen hafta Türkiye ekonomisini, güven ve istikrar seviyesini gösteren dikkat çekici gelişme yaşandığını ifade etti.
Laf değil, iş üretiklerini belirten Erdoğan, Türkiye'nin dünyada nereden nereye geldiğini, nereye yürüdüğünü, güven ve istikrarın ne denli önemli olduğunu vurguladıklarını söyledi.
Emlak Konut'un, 3,5 milyar liralık halka arz gerçekleştirdiğini anlatan Erdoğan, "Bu arzın 2, 6 milyar liralık kısmı uluslararası yatırımcılara, 650 milyon liralık kısmı da yerli yatırımcılara tahsis edilmiştir" dedi.
Halka arzda toplamda 7,5 milyar liralık talep geldiğinin altını çizen Erdoğan, Emlak Konut'un halka arzının 2013'te yapılan en büyük arz işlemi olduğunu, dünyadaki ekonomik krize rağmen, Türkiye'de bugüne kadar Halkbank ve Türk Telekom'dan sonraki en büyük üçüncü halka arz işlemi gerçekleştiğini vurguladı.
Erdoğan, Emlak Konut'un arzının, 2013'te Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgesindeki en büyük, Avrupa'daki üçüncü en büyük halka arz olduğuna işaret etti.
Emlak Konut'a yarın itibarıyla 3,3 milyar lira nakit girdisi gerçekleşeceğini belirten Erdoğan, şunları söyledi:
"Bu işlem, Türkiye ekonomisinin ulaştığı güven ve istikrar seviyesini göstermesi bakımından son derece önemlidir. Hem içeride hem dışarıda Türkiye ekonomisine güven duyuluyor. Türkiye ekonomisinin istikrar içinde büyümesi dikkat çekiyor ve yatırımcılar Türkiye'de yatırım yapmak için adeta bir yarışla arzın kat kat fazlası talepte bulunuyorlar. Türkiye'nin bir dönem zarar veren, çok büyük açıklar veren, görev zararlarıyla devlet hazinesine yük olan kurumları, başta Ziraat Bankası olmak üzere bugün artık dünyanın en büyük markaları, şirketleri olarak paha biçilmez değerlere ulaşıyorlar."
Erdoğan, geçen hafta Finlandiya, İsveç ve Polonya'yı ziyaret ettiğini anımsatarak, programlarına geniş bir iş adamı heyetinin de eşlik ettiğini söyledi.
Finlandiya, İsveç ve Polonya'nın başından beri Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini anlatan Erdoğan, bu ülkelerin Türkiye'nin üyeliğine desteklerini aynı şekilde sürdürdüğünü belirtti. Erdoğan, "Türkiye'nin Dostları Grubu'nda bu üç ülke her zaman dik durdu ve bize desteğini verdi. Özellikle AB tarafından önümüze çıkarılan engelleri, zorlukları bu ülkelerde muhataplarımıza etraflıca anlatma imkanı bulduk" dedi.
Kendisi resmi görüşmeleri gerçekleştirirken, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz'ın geçen salı günü Brüksel'de hükümetler arası konferansa katılarak, 22. fasıl olan Bölgesel Politikalar ve Yapısal Araçların Koordinasyonu faslını müzakerelere açtıklarını anımsattı.
Bu faslın eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin engel koyduğu 5 başlıktan biri olduğunu dile getiren Erdoğan, şimdiki Cumhurbaşkanı François Hollande'ın bu blokajı kaldırdığını, kendilerinin gerekli hazırlıkları yaparak, faslı açacak kapasiteyi yakaladıklarını kaydetti. Erdoğan, böylece toplamda 35 fasıldan 14'ünün açıldığını ifade ederek, "Yeterli mi? Tabii ki değil. Biz daha önce de bunu gecikmiş ancak olumlu adım olarak değerlendirmiştik. Ümit ederiz ki bu olumlu adım, beraberinde ilave olumlu adımlarla güçlenerek, Türkiye-AB katılım müzakerelerinin rayına oturmasına katkı sağlar" diye konuştu.
AK Parti'nin, geçen hafta Avrupa Halk Partisi gözlemci üyeliğinden ayrıldığını mektupla bildirdiklerini belirten Erdoğan, yeni kurulan Avrupa Muhafazakarlar ve Reformcular İttifakına üye olduklarını söyledi. Erdoğan, ittifak içindeki 4 başkan yardımcılığından birini AK Parti'nin üstlendiğini dile getiren Erdoğan, "Genel Başkan Yardımcımız Mevlüt Çavuşoğlu, bu görevi üzerine aldı. İnanıyorum ki hakkıyla da tecrübesiyle de bunu başarıyla yerine getirecek" dedi.
Erdoğan, AK Parti'nin kurulduğundan bugüne kadar yaptıklarıyla, duruşuyla, misyonuyla, hedefleriyle mevcut siyasi teorilerin, mevcut şablonların ve kalıpların sınırlarını aşmış bir parti olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:
"AK Parti, siyasetin teorisini adeta yeniden yazmış, dünyada siyaset bilimine ve siyaset tarihine çok önemli yenilikler katmış bir partidir. Avrupa'da muhafazakarlar da demokratlar da AK Parti'yi kendilerine yakın buluyor ve AK Parti'ye üyelik davetinde bulunuyorlar. Aynı şekilde sosyal demokratlar da güçlü sosyal devlet anlayışı ve sosyal politika uygulamaları sebebiyle AK Parti'ye üyelik daveti yapabiliyorlar.
Dikkatinizi çekiyorum, bu AK Parti'nin şekilsiz, sınırları belli olmayan yapı olduğu anlamına gelmez. AK Parti, kökü mazide olan, kökü taa Büyük Selçuklu'ya, Osmanlı'ya kadar dayanan, Cumhuriyet ile adeta yükselen bir hareketin, bir davanın, böyle bir çınarın kollarından biridir. AK Parti köksüz bir parti değil, tam tersine kökü çok derinlerde olan bir partidir. AK Parti ilkeleri olan, sınırları olan, kırmızı çizgileri olan, hedefleri, idealleri olan bir partidir. En önemlisi AK Parti, bir medeniyet tasavvuru olan, ecdadından miras devraldığı bu medeniyet tasavvurunu geleceğe taşıyan bir partidir. Bizi anlayanlar, bizim hadiseler karşısında nasıl tavır takınacağımızı da anlarlar. Bizi anlamayanlar, hadiseler karşısında takındığımız tavırdan dolayı gereksiz hayal kırıklığına uğrarlar.
Erdoğan, 1994'te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nı kazandığında birilerinin şaşırdığını ve büyük hayal kırıklığına uğradığını ifade ederek, "Ekonomiden, siyasetten, dışpolitikadan, sosyal politikalardan, ülkeye vizyon çizecek projelerden uzak durmamızı istediler" dedi.
Aynı sorunu iktidar olduktan sonra da yaşadıklarını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şimdi de aynı şeyleri söylüyorlar. 'Hükümet yol yapsın, okul yapsın, konut yapsın, köprü yapsın, hızlı tren hatları inşa etsin, tüneller açsın, Marmaray gibi projeler yapsın, hastaneler açsın, enflasyonla, işsizlikle, faizlerle mücadele etsin. Ama hükümet, çetelere dokunmasın, saadet zincirine dönüşen ekonomik sisteme neşter atmasın, faiz lobisiyle uğraşmasın, tıkanan demokrasi kanallarını açmasın' dediler. 'Anayasa'ya dokunamazsınız, yargıyı milletin yargısı yapamazsınız, Cumhurbaşkanı seçemezsiniz' dediler."
Erdoğan, konuşmasında Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun çalışmalarına da değindi. TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na muhalefet partileriyle üçer üye vermeyi kabul ettiklerini anlatan Erdoğan, "Onlar 9 kişiyle temsil ediliyor, biz üç kişiyle temsil ediliyoruz. İnanın böyle bir taksim kurtlara kalsa onlar bile böyle bir taksim yapmaz" diye konuştu.
Sonuç alınması için bunu da kabul ettiklerini ifade eden Erdoğan, şu ana kadar 60 maddede mutabakata varıldığını anımsattı. Erdoğan, 48 madde üzerinde uzlaşma sağlandığında, bu maddelerin Anayasa'ya taze kan pompalanması ve mesafe alınması için Meclis'ten geçirilmesini, komisyonun da çalışmalara devam etmesini önerdiğini anlatarak, muhalefetin bunu istemediğini belirtti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir süre sonra, uzlaşılan 60 maddenin yasalaşması çağrısında bulunduğunu, ancak 4 siyasi partinin bunu birlikte gerçekleştirmesine yönelik ifadesi bulunmadığını belirten Erdoğan, TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda zaten 4 siyasi partinin 60 madde üzerinde uzlaştığına dikkati çekti.
AK Parti grubuna görüşmelere başlama talimatı verdiğini dile getiren Erdoğan, "MHP zaten 'benim kapım kapalı' diyor. Zaten hiçbir zaman açık olmadı ki. Hep kapalı" dedi. AK Parti grup başkanvekillerinin CHP ile görüşme gerçekleştirdiğini anımsatan Erdoğan, CHP'nin "4 siyasi parti itifak yaparsa bu görüşmeyi yapabiliriz" cevabı verdiğini söyledi.
Maddelerde uzlaşması ve imzası olan 4 siyasi partinin, bu işin Meclis'te görüşülmesine "evet" demediğini ifade eden Erdoğan, "550 kişilik parlementoda, 27-28 kişi böyle bir değişikliğe 'evet' demezse biz anayasa değişikliği yapmayacak mıyız? Arkadaşlar, biz 26 maddelik anayasa değişikliğini, evelallah kendi grubumuzla sadece millete götürmek üzere parlamentodan geçirdik, millet de yüzde 58'le 'evet' dedi" diye konuştu.
CHP'ye çağrıda bulunan Erdoğan, "Eğer dürüstseniz, samimiyseniz, söyleyeceğiniz tek şay var, '4 siyasi partinin de bunun altında imzası var. Gelirseniz gelirsiniz, gelmiyorsanız, biz iktidarla Meclis'te bunu görüşür, 60 maddeyi geçiririz'. Her zaman aynı anlayış. Akşam başka, sabah başka. Genel başkanları bu açıklamayı yapıyor, ardından gelen heyet '4 parti bir arada olursak geçiririz' diyor. 4 partinin imzaları var, daha nasıl olacak? Eğer Meclis'e gelmiyor da kaçıyorsa, bırak millete versin hesabını. Gel beraber bu işi çözelim, bitirelim. Biz hazırız. Ben şimdi milletin takdirine havale ediyorum. Milletim ne derse biz oyuz ama CHP'nin ne olduğunu da milletim gayet iyi anlasın" dedi.
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
BM'nin, Filipinler'deki Haiyan tayfunundan 4,5 milyon kişinin etkilendiğini, 330 bin kişinin evsiz kaldığını açıkladığını anımsatan Erdoğan, can kaybı konusunda sağlıklı rakamlar alınamadığını, bunun, on binli rakamlara ulaşabileceğinin ifade edildiğini kaydetti.
Erdoğan, Filipinler Devlet Başkanı'na, taziye telgrafı göndererek üzüntülerini ifade ettiklerini, dayanışma mesajını ilettiklerini vurguladı. Erdoğan, sadece mesaj ve temennilerini iletmekle kalmadıklarını dile getirerek, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın refakatinde, içinde battaniye, barınma çadırları, mutfak setleri bulunan 65 ton kargo uçağı dolusu yardım malzemesini, dün Filipinler'e gönderdiklerini bildirdi.
Atalay ile birlikte AFAD Başkanı ve ekibinin de Filipinler'e ulaştığını, yardım çalışmalarını başlattığını anlatan Erdoğan, "Avusturalya'da bulunan bir Türk Kızılayı ekibi de Filipinlere ulaştı. Onlar da çalışmalara başladılar. Filipinler ve bölgedeki Türkiyeli sivil yardım kuruluşları, Filipinler halkına, her konuda yardım elini uzatıyor. Türkiye, her aşamada Filipinler'in yanında olacaktır" dedi.
Başbakan Erdoğan, 1999'da Düzce'de meydana gelen depremin 14. yılı olduğunu anımsatarak, depremde 782 vatandaşın hayatını kaybettiğini, 2 bin 700 vatandaşın yaralandığını söyledi. Erdoğan, Düzce depreminde hayatını kaybedenlere de rahmet dileyerek, Allah'tan, böyle afetlerden bütün milleti korumasını diledi.
Türkiye'nin yetişirdiği çok değerli gazeteci Savaş Ay'ın vefat ettiğine işaret eden Erdoğan, Ay'a Allah'tan rahmet, yakınlarına, medya camiasına sabır ve başsağlığı dileğinde bulundu.
Erdoğan, yarın, hem Türkiye hem tüm İslam coğrafyası olarak Muharrem ayının 10. gününü idrak edeceklerine işaret etti.
Aşure adını verdikleri bugünün, insanlık tarihindeki bir çok önemli hadisenin yıldönümü olduğunu anımsatan Erdoğan, Hz. Adem'in tövbesinin kabul olmasından, Hz. İsa'nın doğumuna, Hz.Yusuf'un kuyudan çıkmasından, Hz. Musa'nın denizi yarmasına kadar, bir çok hadisenin on Muharrem'de gerçekleştiğinin rivayet edildiğini söyledi.
Erdoğan, on Muharrem'in sadece İslam'da değil Hıristiyanlık ve Musevilik'te de önemli bir gün olarak kabul edildiğine dikkati çekti.
Kendileri için on Muharrem'in bir başka önemi, acı bir hatırası da bulunduğunu belirten Erdoğan, Hz. Peygamber'in mübarek torunu Hz. Hüseyin'in, bir on Muharrem gününde, Kerbala'da ailesiyle birlikte şehit edildiğini anlattı. Erdoğan, "Bu vesileyle Hz. Hüseyin Efendimizi ve Ehlibeyti, bir kez daha hürmetle yad ediyor, Allah'ın selamı, rahmeti onların üzerinde olsun" dedi.
Erdoğan, Hz. Peygamber'in, Muharrem ayında tutulan orucun, Ramazan'dan sonraki en faziletli oruç olduğunu buyurduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
"Peygamber Efendimizin bu sünneti, hamdolsun hem Türkiye hem İslam dünyasında hem Sünniler hem Şiiler arasında çok güçlü şekilde yaşatılıyor. Dün, Türkiye Uzlaşı ve Toplumsal Kalkınma Vakfı'nın davetine icabetle, bir Muharrem iftarına katıldık. Türkiye'nin bütün renklerini ihtiva eden, çoğunlukla Alevi kardeşlerimizin bulunduğu bir sofrada orucumuzu açtık. Kerbala'nın, özellikle de Hz. Hüseyin efendimizin şahaadetinin, bir tefrikanın, bir ayrışmanın aracı olamayacağını, biz yıllardır, her fırsatta ifade ettik ve ediyoruz. Bunu sadece Türkiye içinde değil, bu noktada büyük ızdıraplar çeken bölge ülkelerinde de defaatle vurguladık. Elbette 13. asırdan fazla süredir, üzerinde konuşulan bu meselenin, bir anda çözüleceği umudunda değiliz. Ancak bu meselenin, mezhepler arasında bir yorum farkı olarak kalmasını, sadece fikir düzeyinde bir farklılaşma ile sınırlı olmasını her zaman arzuladık. Bunun için de tavsiyelerimizi her fırsatta dile getirdik. Kerbala'da 1374 yıl önce yaşanmış, o acı hadiseden yola çıkarak, kardeşin kardeşi katletmesini, kardeşlerin birbirlerine hasım olmasını, Kerbala üzerinden bir kutuplaşmanın yaşanmasını, biz en başta Hz. Hüseyin efendimizin mübarek hatıralarına haksızlık olarak görüyoruz. "
Erdoğan, bugün dünyanın herhangi bir yerinde, kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir şahıs ya da bir grubun, üzerine bombaları sarıp, bir camide, ibadethanede, kutsal mekanda bu bombaları patlattığını ifade etti. Erdoğan, "Böyle bir vahşetin, böyle bir gaddarlığın bırakınız Sünniliği, bırakınız Şiiliği, insanlıkla da alakası yoktur. İslam ile de asla ve asla uzaktan yakından alakası yoktur, olamaz. Çocuklar, kadınlar, ibadet eden masum insanlar ölüyor. Kerbala'dan ders çıkarılması gerekirken, hemen her gün yeni Kerbelalar yaşanıyor, hemen her gün çağın Yezidler'i, çağın Hüseyinler'ini katlediyor. Biz millet olarak, hiçbir zaman Yezid'in ve Yezidler'in tarafında durmadık, her zaman Hüseyinler'in tarafında durduk" diye konuştu.
Kerbela faciasının, Yezid'in iktidar hırsının bir eseri olduğuna işaret eden Erdoğan, coğrafyalarında Kerbela üzerinden ayrışanların, birbiri ile kanlı mücadelesinin de tamamen birilerinin iktidar hırsının eseri olduğunu söyledi. Suriye, Irak'taki durumun da bu olduğunu vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"1374 yıl önce Yezid'in iktidar hırsı, nasıl ki Hz. Hüseyin efendimiz ve Ehlibeyt'in kanını, Kerbala'nın ateş gibi sıcak toprağına döktüyse, şu anda birilerinin iktidar hırsı, masumların kanını maalesef acımasızca toprağa döküyor. Hz. Hüseyin efendimiz, haşa Şii ya da Sünni değil, Hz. Peygamber'in torunu, Hz. Ali'nin oğlu, yani bir kutup yıldızıydı. Bütün varlığıyla sadece Müslüman'dı. O zaman ne Şii ne Sünni vardı. Bugün de Irak, Suriye, Yemen, Lübnan'da kendisine hangi sıfat takarsa taksın, mazlumu katledenin sıfatı Yezid'tir. Mazlum'un sıfatı da Hüseyin'dir. Biz bu geniş coğrafyada kan üzerine kurulu iktidarlara, öldürerek ayakta kalmaya çalışan iktidarlara hep aynı nazarla bakıyoruz. Güç savaşlarında şehit olan kardeşlerimiz için tıpkı Kerbela şehitlerimiz gibi acı duyuyor, gözyaşı döküyoruz.
Hem İslam coğrafyasında hem de Türkiye'de bizim ortak medeniyetimizin mensuplarının artık bu güç savaşlarının, daha samimi şekilde reddedilmesini, sorgulamasını, vicdanlarıyla bu konuda karar vermelerini, bütün Müslümanlar'dan özellikle istiyoruz. Eğer bizim aramıza başkaları girmezse, bizim aramıza yabancı fitne odakları sızmazsa, eğer özümüzle, bizi biz yapan değerlerle konuşabilirsek, inanın aramızda hiçbir mesele kalmayacak. Alevi kardeşim ile Sünni kardeşim arasında inanın, ortak değerlerin yanında farklılıklar çok ama çok cüzzi seviyededir. Biz aynı toprakların insanıyız. Biz aynı medeniyetin mirasçıları, aynı medeniyetin ortak mimarlarıyız. Nasıl ki Mevlana ismi silindiğinde bu topraklardan geriye hiçbir şey kalmazsa, Hacı Bektaş Veli ismi silindiğinde de bu topraklardan geriye hiçbir şey kalmaz. Biz 1071'den bugüne kadar, hatta çok daha öncesinden bu toprakları birlikte imal ettik. Bu topraklar üzerindeki medeniyeti hep birlikte inşa ettik. Bu tarih içinde Alevi ya da Sünni acıları, hüzünleri, kederleri birlikte yaşadık, sevinçleri, coşkuyu, heyecanı birlikte paylaştık. Yakın tarihte yaşanmış Dersim, Çorum, Kahramanmaraş, Sivas, Gazi Mahallesi gibi acı hadiseler, bizim bin yıllık kardeşliğimizi bozamaz. İktidar hırsı içindeki, yani Yezid'in izindeki bir takım nifak odakları, bizim aramızı açamaz. Bazı ülkelerin, bazı partilerin, bazı milletvekillerinin, özellikle de bir takım kanlı terör örgütlerinin kışkırtmaları bizim kadim kardeşliğimiz sarsamaz. Biz aracılarla konuşmayacağız, biz ruh ve ruh, yüz yüze, gönül diliyle konuşacağız, var olan her meseleyi Allah'ın izniyle hep birlikte aşacağız. Aramıza birileri girdiği sürece, gönül dili zedelendiği sürece, biz sorunlarımızı konuşamayız, aşamayız. Aracılara gerek duymayacağız. Aşık Veysel'in o muhteşem dizilerini burada bir kez daha tekrarlamakta yarar görüyorum: Yezid nedir, ne kızılbaş/ Değil miyiz hep bir kardaş/ Bizi yakar bizim ataş/ Söndürmektir tek çaresi. Ateş bizim ateşimizdir, bunu söndürecek olan da sadece biziz. Birilerinin gelip bu ateşi körüklemesine izin vermeyeceğiz, birilerinin gelip bu ateşi söndürmesini beklemeyeceğiz. Bu ateşi, Hacı Bektaş Veli'nin o büyük öğütüyle, bir olarak, iri olarak, diri olarak ilave ediyorum, hep birlikte Türkiye olarak, biz söndüreceğiz."
Erdoğan, 11 yıllık süreçte Alevilerin sorunlarını çok samimi şekilde ele aldıklarını, bazı adımlar attıklarını, bugüne kadar hiçbir hükümetin sergilemediği bir samimiyet sergilediklerini söyledi.
Sorunları çözmede tam bir kararlılık içinde olduklarını dile getiren Erdoğan, çalıştaylarla sorunu tespit ettiklerini, çözüm yollarını belirlediklerini, uzlaşılan konularda çözümleri uygulamaya koyduklarını anlattı. Erdoğan, Nevşehir Üniversitesi'in adını Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olarak değiştirdiklerini anımsattı.
Erdoğan, "İnşallah çok daha fazlasını yaparız ve yapacağız. Güç devşirme peşindeki odakları, istismarcıları aramıza almayalım. Militan devşirme peşindeki terör örgütlerini, Alevilere sadece birer oy deposu olarak bakan istismar siyasetini aramıza almayalım. Biz hep birlikte, 76 milyon, biz olduğumuz müddetçe, inşallah bin yıllık kardeşlik tarihimizi çok daha güçlü şekilde geleceğe taşırız ve taşıyacağız. Alevi olsun, Sünni olsun Muharrem orucu tutan tüm kardeşlerimin oruçlarını ve ibadetlerinin kabul olmasını rabbimden niyaz ediyorum. Muharrem ayının, ülkemizde, bölgemizde, yeryüzünde daha fazla kardeşliğe, dayanışmaya kapı aralamasını gönülden temenni ediyorum" diye konuştu.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP'ye, TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun mutabakata vardığı 60 maddeyi Meclis'ten beraber geçirme çağrısını yineleyerek, ""Gel beraber bu işi çözelim, bitirelim. Biz hazırız" dedi.
Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, geçen hafta Türkiye ekonomisini, güven ve istikrar seviyesini gösteren dikkat çekici gelişme yaşandığını ifade etti.
Laf değil, iş üretiklerini belirten Erdoğan, Türkiye'nin dünyada nereden nereye geldiğini, nereye yürüdüğünü, güven ve istikrarın ne denli önemli olduğunu vurguladıklarını söyledi.
Emlak Konut'un, 3,5 milyar liralık halka arz gerçekleştirdiğini anlatan Erdoğan, "Bu arzın 2, 6 milyar liralık kısmı uluslararası yatırımcılara, 650 milyon liralık kısmı da yerli yatırımcılara tahsis edilmiştir" dedi.
Halka arzda toplamda 7,5 milyar liralık talep geldiğinin altını çizen Erdoğan, Emlak Konut'un halka arzının 2013'te yapılan en büyük arz işlemi olduğunu, dünyadaki ekonomik krize rağmen, Türkiye'de bugüne kadar Halkbank ve Türk Telekom'dan sonraki en büyük üçüncü halka arz işlemi gerçekleştiğini vurguladı.
Erdoğan, Emlak Konut'un arzının, 2013'te Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgesindeki en büyük, Avrupa'daki üçüncü en büyük halka arz olduğuna işaret etti.
Emlak Konut'a yarın itibarıyla 3,3 milyar lira nakit girdisi gerçekleşeceğini belirten Erdoğan, şunları söyledi:
"Bu işlem, Türkiye ekonomisinin ulaştığı güven ve istikrar seviyesini göstermesi bakımından son derece önemlidir. Hem içeride hem dışarıda Türkiye ekonomisine güven duyuluyor. Türkiye ekonomisinin istikrar içinde büyümesi dikkat çekiyor ve yatırımcılar Türkiye'de yatırım yapmak için adeta bir yarışla arzın kat kat fazlası talepte bulunuyorlar. Türkiye'nin bir dönem zarar veren, çok büyük açıklar veren, görev zararlarıyla devlet hazinesine yük olan kurumları, başta Ziraat Bankası olmak üzere bugün artık dünyanın en büyük markaları, şirketleri olarak paha biçilmez değerlere ulaşıyorlar."
Erdoğan, geçen hafta Finlandiya, İsveç ve Polonya'yı ziyaret ettiğini anımsatarak, programlarına geniş bir iş adamı heyetinin de eşlik ettiğini söyledi.
Finlandiya, İsveç ve Polonya'nın başından beri Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini anlatan Erdoğan, bu ülkelerin Türkiye'nin üyeliğine desteklerini aynı şekilde sürdürdüğünü belirtti. Erdoğan, "Türkiye'nin Dostları Grubu'nda bu üç ülke her zaman dik durdu ve bize desteğini verdi. Özellikle AB tarafından önümüze çıkarılan engelleri, zorlukları bu ülkelerde muhataplarımıza etraflıca anlatma imkanı bulduk" dedi.
Kendisi resmi görüşmeleri gerçekleştirirken, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz'ın geçen salı günü Brüksel'de hükümetler arası konferansa katılarak, 22. fasıl olan Bölgesel Politikalar ve Yapısal Araçların Koordinasyonu faslını müzakerelere açtıklarını anımsattı.
Bu faslın eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin engel koyduğu 5 başlıktan biri olduğunu dile getiren Erdoğan, şimdiki Cumhurbaşkanı François Hollande'ın bu blokajı kaldırdığını, kendilerinin gerekli hazırlıkları yaparak, faslı açacak kapasiteyi yakaladıklarını kaydetti. Erdoğan, böylece toplamda 35 fasıldan 14'ünün açıldığını ifade ederek, "Yeterli mi? Tabii ki değil. Biz daha önce de bunu gecikmiş ancak olumlu adım olarak değerlendirmiştik. Ümit ederiz ki bu olumlu adım, beraberinde ilave olumlu adımlarla güçlenerek, Türkiye-AB katılım müzakerelerinin rayına oturmasına katkı sağlar" diye konuştu.
AK Parti'nin, geçen hafta Avrupa Halk Partisi gözlemci üyeliğinden ayrıldığını mektupla bildirdiklerini belirten Erdoğan, yeni kurulan Avrupa Muhafazakarlar ve Reformcular İttifakına üye olduklarını söyledi. Erdoğan, ittifak içindeki 4 başkan yardımcılığından birini AK Parti'nin üstlendiğini dile getiren Erdoğan, "Genel Başkan Yardımcımız Mevlüt Çavuşoğlu, bu görevi üzerine aldı. İnanıyorum ki hakkıyla da tecrübesiyle de bunu başarıyla yerine getirecek" dedi.
Erdoğan, AK Parti'nin kurulduğundan bugüne kadar yaptıklarıyla, duruşuyla, misyonuyla, hedefleriyle mevcut siyasi teorilerin, mevcut şablonların ve kalıpların sınırlarını aşmış bir parti olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:
"AK Parti, siyasetin teorisini adeta yeniden yazmış, dünyada siyaset bilimine ve siyaset tarihine çok önemli yenilikler katmış bir partidir. Avrupa'da muhafazakarlar da demokratlar da AK Parti'yi kendilerine yakın buluyor ve AK Parti'ye üyelik davetinde bulunuyorlar. Aynı şekilde sosyal demokratlar da güçlü sosyal devlet anlayışı ve sosyal politika uygulamaları sebebiyle AK Parti'ye üyelik daveti yapabiliyorlar.
Dikkatinizi çekiyorum, bu AK Parti'nin şekilsiz, sınırları belli olmayan yapı olduğu anlamına gelmez. AK Parti, kökü mazide olan, kökü taa Büyük Selçuklu'ya, Osmanlı'ya kadar dayanan, Cumhuriyet ile adeta yükselen bir hareketin, bir davanın, böyle bir çınarın kollarından biridir. AK Parti köksüz bir parti değil, tam tersine kökü çok derinlerde olan bir partidir. AK Parti ilkeleri olan, sınırları olan, kırmızı çizgileri olan, hedefleri, idealleri olan bir partidir. En önemlisi AK Parti, bir medeniyet tasavvuru olan, ecdadından miras devraldığı bu medeniyet tasavvurunu geleceğe taşıyan bir partidir. Bizi anlayanlar, bizim hadiseler karşısında nasıl tavır takınacağımızı da anlarlar. Bizi anlamayanlar, hadiseler karşısında takındığımız tavırdan dolayı gereksiz hayal kırıklığına uğrarlar.
Erdoğan, 1994'te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nı kazandığında birilerinin şaşırdığını ve büyük hayal kırıklığına uğradığını ifade ederek, "Ekonomiden, siyasetten, dışpolitikadan, sosyal politikalardan, ülkeye vizyon çizecek projelerden uzak durmamızı istediler" dedi.
Aynı sorunu iktidar olduktan sonra da yaşadıklarını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şimdi de aynı şeyleri söylüyorlar. 'Hükümet yol yapsın, okul yapsın, konut yapsın, köprü yapsın, hızlı tren hatları inşa etsin, tüneller açsın, Marmaray gibi projeler yapsın, hastaneler açsın, enflasyonla, işsizlikle, faizlerle mücadele etsin. Ama hükümet, çetelere dokunmasın, saadet zincirine dönüşen ekonomik sisteme neşter atmasın, faiz lobisiyle uğraşmasın, tıkanan demokrasi kanallarını açmasın' dediler. 'Anayasa'ya dokunamazsınız, yargıyı milletin yargısı yapamazsınız, Cumhurbaşkanı seçemezsiniz' dediler."
Erdoğan, konuşmasında Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun çalışmalarına da değindi. TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na muhalefet partileriyle üçer üye vermeyi kabul ettiklerini anlatan Erdoğan, "Onlar 9 kişiyle temsil ediliyor, biz üç kişiyle temsil ediliyoruz. İnanın böyle bir taksim kurtlara kalsa onlar bile böyle bir taksim yapmaz" diye konuştu.
Sonuç alınması için bunu da kabul ettiklerini ifade eden Erdoğan, şu ana kadar 60 maddede mutabakata varıldığını anımsattı. Erdoğan, 48 madde üzerinde uzlaşma sağlandığında, bu maddelerin Anayasa'ya taze kan pompalanması ve mesafe alınması için Meclis'ten geçirilmesini, komisyonun da çalışmalara devam etmesini önerdiğini anlatarak, muhalefetin bunu istemediğini belirtti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir süre sonra, uzlaşılan 60 maddenin yasalaşması çağrısında bulunduğunu, ancak 4 siyasi partinin bunu birlikte gerçekleştirmesine yönelik ifadesi bulunmadığını belirten Erdoğan, TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda zaten 4 siyasi partinin 60 madde üzerinde uzlaştığına dikkati çekti.
AK Parti grubuna görüşmelere başlama talimatı verdiğini dile getiren Erdoğan, "MHP zaten 'benim kapım kapalı' diyor. Zaten hiçbir zaman açık olmadı ki. Hep kapalı" dedi. AK Parti grup başkanvekillerinin CHP ile görüşme gerçekleştirdiğini anımsatan Erdoğan, CHP'nin "4 siyasi parti itifak yaparsa bu görüşmeyi yapabiliriz" cevabı verdiğini söyledi.
Maddelerde uzlaşması ve imzası olan 4 siyasi partinin, bu işin Meclis'te görüşülmesine "evet" demediğini ifade eden Erdoğan, "550 kişilik parlementoda, 27-28 kişi böyle bir değişikliğe 'evet' demezse biz anayasa değişikliği yapmayacak mıyız? Arkadaşlar, biz 26 maddelik anayasa değişikliğini, evelallah kendi grubumuzla sadece millete götürmek üzere parlamentodan geçirdik, millet de yüzde 58'le 'evet' dedi" diye konuştu.
CHP'ye çağrıda bulunan Erdoğan, "Eğer dürüstseniz, samimiyseniz, söyleyeceğiniz tek şay var, '4 siyasi partinin de bunun altında imzası var. Gelirseniz gelirsiniz, gelmiyorsanız, biz iktidarla Meclis'te bunu görüşür, 60 maddeyi geçiririz'. Her zaman aynı anlayış. Akşam başka, sabah başka. Genel başkanları bu açıklamayı yapıyor, ardından gelen heyet '4 parti bir arada olursak geçiririz' diyor. 4 partinin imzaları var, daha nasıl olacak? Eğer Meclis'e gelmiyor da kaçıyorsa, bırak millete versin hesabını. Gel beraber bu işi çözelim, bitirelim. Biz hazırız. Ben şimdi milletin takdirine havale ediyorum. Milletim ne derse biz oyuz ama CHP'nin ne olduğunu da milletim gayet iyi anlasın" dedi.
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
