2019-12-17 - 22:00
TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, Mevlana Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen Hazreti Mevlana'nın 746. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenlerinde bir konuşma yaptı.
TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, konuşmasında, ölümün, zulmün, kılıcın ve kanın hükümran olduğu çağda Hazreti Mevlana'nın insanlığı yeniden Hakk'a, iyiliğe, güzelliğe, merhamete, umuda ve aşka çağırdığını söyledi.
TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop'un konuşmasının tam metni şöyle:
"Saygıdeğer Hazirun;
Yaşadığımız şu aziz gecenin içinden Doğuyu ve batıyı, geçmişi ve geleceği, yalnızları ve kalabalıkları, dertlileri ve gönül kardeşlerimi, sabahı ve geceyi, zahirin ve batının içindekileri selamlıyorum.
Önce selamı, sonra kelamı selamlıyorum.
Yurtdışı programı nedeniyle aramızda olmayan Sayın Cumhurbaşkanımızın buradaki gönül dostlarına hususî selamını ileterek sözlerime başlamak istiyorum.
Bu savruluşlar çağında, yaklaşık sekiz asır önce olduğu gibi, yeniden herşeyi tarümar eden, yakıp yıkan;
İnsanı insana, sözü söze, sevgiyi sevgiye bırakmayan çağdaş Moğollar çağında;
Sizi bir esenlik bahçesinin içinden;
Hep taze kalmış güller, rüzgârlar, sesler ve sözlerin içinden
Her gün bir yerden bir yere konup göçmenin akışını ve temizliğini taşıyan, hep yeni şeyler söyleyen sözlerin içinden,
Barışın, aşkın ve dirilişin içinden,
İslam?ın ve Kur?an?ın azad kabul etmez kölesi, Efendimiz Hz. Muhammed?in yolunun tozu olmakla şereflendiğini söyleyen;
Ve bu gece bizi asırlardır yaptığı gibi, Konya?da, yeşil kubbe altında buluşturan ev sahibimiz,
Hz. Pir Mevlana Celâleddin Rûmî?nin anlam bahçesinin içinden selamlıyorum.
Hepiniz hoşgeldiniz, hepimiz hoşbulduk.
Hz. Âdem?den bu yana ezelden ebede büyük ve kutlu bir yürüyüşün içindeyiz.
Bildiğimiz ve bilmediğimiz, ölçebildiğimiz ve ölçemediğimiz bütün varlıkların Rabbi,
Yüce yaratıcımızın yol boyunca doğru yoldan/?sırat-ı mustakîm?den ayrılmamamız için insanlara gönderdiği peygamberler, kitaplar var.
Ama insan yine de sık sık yoldan çıkan, birbiriyle didişmeye, savaşmaya devam eden bir tabiata sahip.
Son ilahî dinin son Peygamberi Efendimiz Hz. Muhammed (SAV), Allah?la insan arasındaki, kul ile Rab arasındaki değişmez hakikatin altını;
Açık ve kıyamete kadar silinmeyecek bir çizgiyle, son ilahî ve tahrif edilemez kitabımız Kur?an-ı Kerim?le çizmiş ve bize, kendi hayatında tecessüm ve temessül eden İslam Dinini vaz? etmiştir.
Daha yüz yıl geçmeden kalplerde ve coğrafyalarda hızla yayılan İslam, yeryüzünün her yönünde geniş sınırlara ulaşmış;
İnsanlık, nicedir susadığı anlam ve aksiyon pınarının başına koşmuştur.
İslamla tanışan her insan, bu diriltici nefesi tek tek hissederken;
Ruhlardaki bu devrim, her çağda çıkan gönül erlerince tazelenip, insanı kendi varoluşu üzerine yeniden düşünmeye ve derinleşmeye çağırmıştır.
Hz. Pir bu gönül erlerinden biriydi .7asır önce babasıyla Belh?ten kalkıp buraya geldi ve bu mübarek, bereketli şehre, Konya?ya yerleşti.
Yaşadığı dönemde Anadolu, Batıdan Haçlı, Doğudan Moğol saldırılarıyla sarsılıyordu. Hz. Mevlâna?yı, hiçbir kutsalın ve insanî değerin dikkate alınmadığı bu büyük yıkım dönemlerinde, bir diriliş ve direniş eri olarak Konya?da ayakta görüyoruz.
Ölümün, zulümün, kılıcın ve kanın hükümran olduğu bir çağda ayağa dikilen Hz.Mevlâna;
İnsanı ve insanlığı yeniden Hakk?a, iyiliğe, güzelliğe, merhamete, umuda ve aşka çağırdı.
İslam?ın diriltici membaı Kur?an-ı Kerim?den hareketle, Mesnevî formuyla yapılan bu çağrıya verilen cevaplar, o günlerden başlayarak hiç kesilmeden bugün de Dünyanın her yerinden verilmeye devam ediliyor.
O?nun soruları ve cevapları bugün de Dünyanın çeşitli yerlerindeki zihinlerin ve kalplerin içinde yansımayı sürdürüyor.
Her yıl icrâ edilen Şeb-i Arus merasimi için, ülkemizin ve Dünyanın her tarafından Konya?ya doğru yola çıkan yüzbinlerce beden ve ruh, bu çağrıdaki hakikat ve aşk davetine icabet için Konya?mıza geliyor. Bu ne saadet, bu ne güzel bir buluşmadır.
Mevlâna?nın Mesnevî?si ve diğer eserleri, dün olduğu gibi bugün de akıl, kalp ve gönül sahiplerine yeni şeyler söylemeyi sürdürüyor. Onun sözleri;
Her düzeydeki entelektüel zihinleri de etkiliyor, sokaktaki adamı da.
Onun şeker gibi sözlerinden Sultanlar da etkileniyor, dilenciler de
O karıncayı da gözetiyor, Süleyman?ı da.
Çocuğa da bir şey anlatıyor O, kadına da, erkeğe de.
Serçeye de bir şey diyor, Anka kuşuna da.
O Doğuya da sesleniyor, Batıya da.
Yoksula da yer var onun anlam sofrasında, zengine de.
Hüdavendigar?ın eserlerinin, sözlerinin anlamsal zeminine bakınca; ana kaynak olarak ayet ve hadisleri, sonrasında ise ilim, irfan, hikmet, edebiyat, tıp ve döneminin diğer bilim bahçelerinin meyvelerini görürüz.
Onun sözleri, insanı akıl ve ruhun değişik açılarından sarıp sarmalar.
Onun sözleri, insanı, çok boyutlu sevinç, coşku, cezbe, hüzün, kanlı gözyaşı katlarına da indirip çıkartır.
Bugün, onun eserleri etrafında başta biz ve İran olmak üzere, dünyanın bir çok yerinde yükselen şerhler, yorumlar, akademik ve bireysel çalışmalar büyük bir külliyat oluşturuyor. Düşünen, akleden, seven insanlar onun büyük ve müslüman bahçesinde gezmeyi sürdürüyor.
Bugün 17 Aralık 2019.
İyiyle kötünün, Hak?la batılın savaşı bugün de sürüyor.
?Biz haçlıyız, biz budistiz, biz inançsızız, biz üstün ırkız, biz güçlüyüz, biz şuyuz buyuz? seslerini hâlâ duymaktayız. Açıktan savaş ve yıkım çağrıları yapan odaklar, güçler bugün de var. ?Biz müslümanız? kisvesi altında müslüman kardeşini katleden, Kur?an ve akıl fukarası bir güruh bugün de var.
Kötülük dün olduğu gibi bugün de kıtalar arası ve örgütlü.
Küresel çağdaş Moğollar bugün de değişik yıkımlara imza atmakla meşgûl.
İşgâl, açlık, savaş, iç savaş ve başka trajediler, bugün de dünyamızın ne yazık ki ?alışılmış? görüntüleri arasında.
Ama biz alışmadık, alışamadık bu görüntülere.
Değişik görünümlere bürünerek, örgütlü küresel kötülük bizim üzerimize de gelse, başka mazlum bir topluluğun üzerine de gelse;
Gerek diplomasi masalarında, gerek sahada, gerekse başka platformlarda reddediyoruz, karşı koyuyoruz ve elimizden geldiği kadar mücadele ediyoruz.
Anadolu?nun, Balkanların ruhunu mayalayan Alp Erenler, Horasan erleri, kurucu bilgelerimiz Yesevî, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Velî, Mevlâna Celaleddin Rûmi ve andığımız büyük şahsiyetlerin çağdaşı ve ruh akrabası olan diğer isimler bize bu memleket özelinde ve yeryüzü genelinde bir şey bıraktılar: Bizi bir arada tutan bir şey!
Anlamını Kur?an?dan ve onun içerdiği yüksek bilinç ve ruhtan alan bu değerler manzumesi, bizim kötülüğe, zulme alışmamızı mümkün kılmıyor. Alışmadık ve alışmayacağız.
İnsanın insana kulluğunu reddediyoruz.
Azgınlık, haksızlık ve kötülüğe bağlı bütün tutumları reddediyoruz.
Yalnız Yüce Yaratıcının önünde eğilen bu Aziz Millet, ruh köklerinin dün olduğu gibi bugün de farkında.
?Gel? çağrısına uyup yüzyıllardır bu şehre, bu yeşil kubbenin altına geliyoruz. Konya?ya geliyoruz ama asla geldiğimiz gibi gitmiyoruz.
Her sözünü, eninde sonunda o büyük hakikate bağlayan Hz. Mevlâna?yı;
Bugün tüketim toplumunun bir nesnesi yapma, veya ?tek dünya dini? gibi bulanık içeriklere bağlama çabalarını sorumsuz ve zavallı çabalar olarak görüyoruz.
Onun şu sözleri tek bir ek kelimeye bile gerek duyurmayacak kadar net ve açıktır: Şöyle der Büyük Celaleddin:
"Ben sağ olduğum müddetçe Kur?anın kölesiyim.
Ben Muhammed muhtarın yolunun tozuyum.
Benim sözümden bundan başkasını kim naklederse,
Ben ondan da bizarım, o sözlerden de bizarım."
Konya?dayız ve O?nun yedi asır önce söyleyip yeşil kubbenin altında ve yeryüzünün değişik köşelerinde hâlâ çınlayan sözlerini duyuyoruz:
Şems-i Tebrizî'den, Selahaddin Zerkubî'den, ibn-i Arabî'den, Ahi Evran'dan, Yunus Emre'den, Hacı Bektaş-ı Veli'den, Sadreddin Konevî?den Hallac-ı Mansur'dan duyduğumuz sesler, sözler sadece yaşadığımız coğrafyayı nakışlandırıp derinleştirmekle kalmıyor; bu sınırlı ve fâni dünyada içimizi genişletip, bizi de kanatlandırıyor.
Osmanlı coğrafyasında Selanik?ten Kudüs?e, Sofya?dan Tebriz?e, Atina?dan Şam?a, Üsküp?ten Kahire?ye kadar yayılan 130 Mevlevî Tekkesi, yalnızca ilim ve irfanın değil; estetiğin, nezaketin, letafetin ve adâb-ı muaşeretin de dolaşım ve merkez üsleri olarak değerli bir mekteb/medrese işlevi görmüştür.
Bugün kimi vahşet örgütleri yaptıkları katliamların adını ?cihat? koyup hem İslam?ın hem de kavramlarımızın adını fütursuzca lekelerken,
Filin sadece ayağını ya da hortumunu değil, fili bir bütün olarak gören ve göstermeye çalışan Hz. Mevlana?yı, turistik veya spiritüalist gözlüklerle görmeye çalışmak, O?nun bizzat ve açıkça şikayetçi olduğu duruma balıklama atlama anlamına gelir. Bu inciticidir.
Hz. Mevlâna?dan bir yaşam koçu çıkarmak isteyenleri görüyoruz. Onu bir kişisel gelişim gurusu veya psikologların referans kaynağı yapmak isteyenler var. O?nu İslam?dan soyutlayıp new age bir filozof derecesine indirgemek isteyenler var ve bunların bir kısmı bilinçli olarak yapılıyor. Oysa Mevlana?nın temel içeriği ve anlam zemini olan İslam gözardı edildiğinde, o hayran olunan perspektifler de değersiz hâle gelir.
Unutmayalım ki Hz. Pir Mesnevî?sinin önsözünde bizzat şunları da söyleyerek kendi temellerini belirginleştirmiştir: ?Mesnevî, hakikate ulaşmak ve Allah?ın sırlarına agâh olmak, akıl erdirmek isteyenler için bir yoldur.(?) Allah?ın en büyük şaşmaz şeriatı, hakikate giden nurlu yoludur. Mesnevî imanlılara şifâ, imansızlara hasrettir??
Bu kadar açık bir mesajı ıskalayıp onu ticarî markalar, kültür promosyonları, popüler roman karakterleri ve benzeri faaliyetlerin bir figürüne indirgeme çalışmaları maalesef sığ ve trajik bir yanılgıdır.
Ney, neyin şikayet ettiği ayrılık hikâyesi, semânın sembolik anlamı ve açılımları, aşk, kalp, nefs ve benliğin birbiriyle ilişkileri?Bütün bu insana ait diri anlatımlar, tasvirler, hikâyeler, çıkarımlar, nasihatler;
Bugün de tazeliğini koruyan yaklaşım ve duyarlıklarla bizi anlamayı ve anlatmayı sürdürmektedir.
Sevgili Gönül Dostları, Mevlâna Muhibleri;
Hepimiz bu dünyada sıcak bir şeyler arıyoruz. Müşfik bir el, bir yurt, bir gönül evi.
Sonu gelmeyen teknik yenilikler, her gün değişen trendler, duygusal ya da ruhsal modalar, tüketim kalıplarının ışıltılı bağımlılıkları, vitrinler ve bütün bir yapay mutluluklar silsilesi?
Bütün bunlara zaman zaman özlem duyuyor, ama onlara ulaşınca aradığımızın o olmadığını biraz daha kırılmış biçimde anlıyoruz.
Çünkü insan maddeyi/eşyayı aşan ve onun ötesindekini, daha ötesindekini merak eden bir ruh sahibidir.
Mesnevî?den yükselen ses, ruhumuzun aradığı seslerden biridir.
Elhamdülillah bu sesleri duyan ve anlayanlar gün geçtikçe artıyor. O?nun hakkında yapılan spekülasyonlar bir tarafa olmak kaydıyla,
Her tür değerli eleştiri, araştırma ve değerlendirmeler, folklorik bir ögeye sıkıştırılmak istenen büyük bir değerimizin üzerindeki tozları kaldırmakta ve ilgililerine yeni bakışların kapılarını açmaktadır.
Konya'dayız. "Benim Peygamberimin yolu aşk yoludur, ben aşkın çocuğuyum, aşk benim anamdır" diyen Cenab-ı Pir'in şehrindeyiz.
Burası evimiz, gönül yurdumuz.
Buradaki her insanın, kopup geldiğimiz ruhlar âleminden bir kardeşimiz olduğunu;
Buradaki her insanın çekip gideceğimiz ahiret yurdundaki bir komşumuz olduğunu biliyoruz.
Ve yine biliyoruz ki bu şehrin sinesinde Hz. Mevlâna ve Hz. Şems, yani bir mumun tutuşturduğu diğer mum oldukça, bu şehir aydınlığını, bereketini ve büyük çağrısını hiç kaybetmeyecek.
"Gök, aşkın etrafında döner. Bu dönen kubbe, aşk için yaratılmıştır. Yoksa ne ekmekçilik için, ne demircilik için, ne orak biçme, ne de attarcılık için yaratılmıştır.
Bu mundarın etrafında daha ne kadar dönüp dolaşacağız? Bir müddet de âşıkların etrafında dolaşalım..." diyen O.
?Ölümlerin en kötüsü, aşksız geçen hayattır? diyen O.
Deniz bizim için ölüm gibi görünür ama balıklar için bahçedir. Biz bahçemize bakalım? diyen o.
?Aşkı olmayan kahrolsun? diyen ve Sultânü-l Âşıkîn ? olarak anılan da O.
Onun bahçesindeyiz işte.
Onu anma ve anlama gecesindeyiz. İçimizdeki ve dışımızdaki ummanlarda arayışımız sürerken bizim için bu topraklardaki deniz fenerlerinden biri olan Hz. Mevlâna?ya elbette medyun-u şükrânız.
Hz. Mevlâna'nın hizmetkârı olmakla onur duyduğunu bildiğimiz Konya Büyükşehir Belediyesi?nin onlarca dünya diline tercüme edip yayınladığı Mesnevi-i Şerif, gittiği her yerde büyük ve güzel hakikatin; yani "imanın şartı olarak birbirimizi sevmenin, yani efendimizi sevmenin" fermanı gibi elden ele, kalpten kalbe dolaşıyor, can alıyor, can veriyor. Bu değerli hizmeti, önceki dönemlerde başlatanları da unutmadan Sayın Başkan ve ekibine teşekkür ediyorum.
Bugün Şeb-i Arus! Bugün er kişinin kendi ölüm gününü ?düğün gecesi? olarak tanımladığı gün.
746 yıl önce bugün dünyadan ayrılırken, ölümü bir ayrılık değil, bir buluşma, şenlik ve düğün gecesi: "şeb-i arus" olarak değerlendiren o büyük Hak Dostunun yaktığı gönül çerağı;
Kalpleri ve şehirleri ayrınlatmayı sürdürüyor.
Bugün Konya?dan Hz. Pir ile birlikte,
Karanlığa karşı ışık diyoruz. Vahşete karşı merhamet diyoruz. Güce karşı adalet diyoruz.
Bizi ayakta tutan bütün gönül erlerine buradan bir selam gönderirken;
Dünyanın her yerinden bu şehre, bu anlama gelen bütün gönül kardeşlerimizi yeniden içtenlik, saygı ve dostlukla selamlıyorum.
Geceniz mübarek ve aydınlık, gününüz uzun ve bereketli, hayatınız kutlu ve iyilik/güzellik içinde olsun. Allah?a emanet olunuz."
TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop'un konuşmasının tam metni şöyle:
"Saygıdeğer Hazirun;
Yaşadığımız şu aziz gecenin içinden Doğuyu ve batıyı, geçmişi ve geleceği, yalnızları ve kalabalıkları, dertlileri ve gönül kardeşlerimi, sabahı ve geceyi, zahirin ve batının içindekileri selamlıyorum.
Önce selamı, sonra kelamı selamlıyorum.
Yurtdışı programı nedeniyle aramızda olmayan Sayın Cumhurbaşkanımızın buradaki gönül dostlarına hususî selamını ileterek sözlerime başlamak istiyorum.
Bu savruluşlar çağında, yaklaşık sekiz asır önce olduğu gibi, yeniden herşeyi tarümar eden, yakıp yıkan;
İnsanı insana, sözü söze, sevgiyi sevgiye bırakmayan çağdaş Moğollar çağında;
Sizi bir esenlik bahçesinin içinden;
Hep taze kalmış güller, rüzgârlar, sesler ve sözlerin içinden
Her gün bir yerden bir yere konup göçmenin akışını ve temizliğini taşıyan, hep yeni şeyler söyleyen sözlerin içinden,
Barışın, aşkın ve dirilişin içinden,
İslam?ın ve Kur?an?ın azad kabul etmez kölesi, Efendimiz Hz. Muhammed?in yolunun tozu olmakla şereflendiğini söyleyen;
Ve bu gece bizi asırlardır yaptığı gibi, Konya?da, yeşil kubbe altında buluşturan ev sahibimiz,
Hz. Pir Mevlana Celâleddin Rûmî?nin anlam bahçesinin içinden selamlıyorum.
Hepiniz hoşgeldiniz, hepimiz hoşbulduk.
Hz. Âdem?den bu yana ezelden ebede büyük ve kutlu bir yürüyüşün içindeyiz.
Bildiğimiz ve bilmediğimiz, ölçebildiğimiz ve ölçemediğimiz bütün varlıkların Rabbi,
Yüce yaratıcımızın yol boyunca doğru yoldan/?sırat-ı mustakîm?den ayrılmamamız için insanlara gönderdiği peygamberler, kitaplar var.
Ama insan yine de sık sık yoldan çıkan, birbiriyle didişmeye, savaşmaya devam eden bir tabiata sahip.
Son ilahî dinin son Peygamberi Efendimiz Hz. Muhammed (SAV), Allah?la insan arasındaki, kul ile Rab arasındaki değişmez hakikatin altını;
Açık ve kıyamete kadar silinmeyecek bir çizgiyle, son ilahî ve tahrif edilemez kitabımız Kur?an-ı Kerim?le çizmiş ve bize, kendi hayatında tecessüm ve temessül eden İslam Dinini vaz? etmiştir.
Daha yüz yıl geçmeden kalplerde ve coğrafyalarda hızla yayılan İslam, yeryüzünün her yönünde geniş sınırlara ulaşmış;
İnsanlık, nicedir susadığı anlam ve aksiyon pınarının başına koşmuştur.
İslamla tanışan her insan, bu diriltici nefesi tek tek hissederken;
Ruhlardaki bu devrim, her çağda çıkan gönül erlerince tazelenip, insanı kendi varoluşu üzerine yeniden düşünmeye ve derinleşmeye çağırmıştır.
Hz. Pir bu gönül erlerinden biriydi .7asır önce babasıyla Belh?ten kalkıp buraya geldi ve bu mübarek, bereketli şehre, Konya?ya yerleşti.
Yaşadığı dönemde Anadolu, Batıdan Haçlı, Doğudan Moğol saldırılarıyla sarsılıyordu. Hz. Mevlâna?yı, hiçbir kutsalın ve insanî değerin dikkate alınmadığı bu büyük yıkım dönemlerinde, bir diriliş ve direniş eri olarak Konya?da ayakta görüyoruz.
Ölümün, zulümün, kılıcın ve kanın hükümran olduğu bir çağda ayağa dikilen Hz.Mevlâna;
İnsanı ve insanlığı yeniden Hakk?a, iyiliğe, güzelliğe, merhamete, umuda ve aşka çağırdı.
İslam?ın diriltici membaı Kur?an-ı Kerim?den hareketle, Mesnevî formuyla yapılan bu çağrıya verilen cevaplar, o günlerden başlayarak hiç kesilmeden bugün de Dünyanın her yerinden verilmeye devam ediliyor.
O?nun soruları ve cevapları bugün de Dünyanın çeşitli yerlerindeki zihinlerin ve kalplerin içinde yansımayı sürdürüyor.
Her yıl icrâ edilen Şeb-i Arus merasimi için, ülkemizin ve Dünyanın her tarafından Konya?ya doğru yola çıkan yüzbinlerce beden ve ruh, bu çağrıdaki hakikat ve aşk davetine icabet için Konya?mıza geliyor. Bu ne saadet, bu ne güzel bir buluşmadır.
Mevlâna?nın Mesnevî?si ve diğer eserleri, dün olduğu gibi bugün de akıl, kalp ve gönül sahiplerine yeni şeyler söylemeyi sürdürüyor. Onun sözleri;
Her düzeydeki entelektüel zihinleri de etkiliyor, sokaktaki adamı da.
Onun şeker gibi sözlerinden Sultanlar da etkileniyor, dilenciler de
O karıncayı da gözetiyor, Süleyman?ı da.
Çocuğa da bir şey anlatıyor O, kadına da, erkeğe de.
Serçeye de bir şey diyor, Anka kuşuna da.
O Doğuya da sesleniyor, Batıya da.
Yoksula da yer var onun anlam sofrasında, zengine de.
Hüdavendigar?ın eserlerinin, sözlerinin anlamsal zeminine bakınca; ana kaynak olarak ayet ve hadisleri, sonrasında ise ilim, irfan, hikmet, edebiyat, tıp ve döneminin diğer bilim bahçelerinin meyvelerini görürüz.
Onun sözleri, insanı akıl ve ruhun değişik açılarından sarıp sarmalar.
Onun sözleri, insanı, çok boyutlu sevinç, coşku, cezbe, hüzün, kanlı gözyaşı katlarına da indirip çıkartır.
Bugün, onun eserleri etrafında başta biz ve İran olmak üzere, dünyanın bir çok yerinde yükselen şerhler, yorumlar, akademik ve bireysel çalışmalar büyük bir külliyat oluşturuyor. Düşünen, akleden, seven insanlar onun büyük ve müslüman bahçesinde gezmeyi sürdürüyor.
Bugün 17 Aralık 2019.
İyiyle kötünün, Hak?la batılın savaşı bugün de sürüyor.
?Biz haçlıyız, biz budistiz, biz inançsızız, biz üstün ırkız, biz güçlüyüz, biz şuyuz buyuz? seslerini hâlâ duymaktayız. Açıktan savaş ve yıkım çağrıları yapan odaklar, güçler bugün de var. ?Biz müslümanız? kisvesi altında müslüman kardeşini katleden, Kur?an ve akıl fukarası bir güruh bugün de var.
Kötülük dün olduğu gibi bugün de kıtalar arası ve örgütlü.
Küresel çağdaş Moğollar bugün de değişik yıkımlara imza atmakla meşgûl.
İşgâl, açlık, savaş, iç savaş ve başka trajediler, bugün de dünyamızın ne yazık ki ?alışılmış? görüntüleri arasında.
Ama biz alışmadık, alışamadık bu görüntülere.
Değişik görünümlere bürünerek, örgütlü küresel kötülük bizim üzerimize de gelse, başka mazlum bir topluluğun üzerine de gelse;
Gerek diplomasi masalarında, gerek sahada, gerekse başka platformlarda reddediyoruz, karşı koyuyoruz ve elimizden geldiği kadar mücadele ediyoruz.
Anadolu?nun, Balkanların ruhunu mayalayan Alp Erenler, Horasan erleri, kurucu bilgelerimiz Yesevî, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Velî, Mevlâna Celaleddin Rûmi ve andığımız büyük şahsiyetlerin çağdaşı ve ruh akrabası olan diğer isimler bize bu memleket özelinde ve yeryüzü genelinde bir şey bıraktılar: Bizi bir arada tutan bir şey!
Anlamını Kur?an?dan ve onun içerdiği yüksek bilinç ve ruhtan alan bu değerler manzumesi, bizim kötülüğe, zulme alışmamızı mümkün kılmıyor. Alışmadık ve alışmayacağız.
İnsanın insana kulluğunu reddediyoruz.
Azgınlık, haksızlık ve kötülüğe bağlı bütün tutumları reddediyoruz.
Yalnız Yüce Yaratıcının önünde eğilen bu Aziz Millet, ruh köklerinin dün olduğu gibi bugün de farkında.
?Gel? çağrısına uyup yüzyıllardır bu şehre, bu yeşil kubbenin altına geliyoruz. Konya?ya geliyoruz ama asla geldiğimiz gibi gitmiyoruz.
Her sözünü, eninde sonunda o büyük hakikate bağlayan Hz. Mevlâna?yı;
Bugün tüketim toplumunun bir nesnesi yapma, veya ?tek dünya dini? gibi bulanık içeriklere bağlama çabalarını sorumsuz ve zavallı çabalar olarak görüyoruz.
Onun şu sözleri tek bir ek kelimeye bile gerek duyurmayacak kadar net ve açıktır: Şöyle der Büyük Celaleddin:
"Ben sağ olduğum müddetçe Kur?anın kölesiyim.
Ben Muhammed muhtarın yolunun tozuyum.
Benim sözümden bundan başkasını kim naklederse,
Ben ondan da bizarım, o sözlerden de bizarım."
Konya?dayız ve O?nun yedi asır önce söyleyip yeşil kubbenin altında ve yeryüzünün değişik köşelerinde hâlâ çınlayan sözlerini duyuyoruz:
Şems-i Tebrizî'den, Selahaddin Zerkubî'den, ibn-i Arabî'den, Ahi Evran'dan, Yunus Emre'den, Hacı Bektaş-ı Veli'den, Sadreddin Konevî?den Hallac-ı Mansur'dan duyduğumuz sesler, sözler sadece yaşadığımız coğrafyayı nakışlandırıp derinleştirmekle kalmıyor; bu sınırlı ve fâni dünyada içimizi genişletip, bizi de kanatlandırıyor.
Osmanlı coğrafyasında Selanik?ten Kudüs?e, Sofya?dan Tebriz?e, Atina?dan Şam?a, Üsküp?ten Kahire?ye kadar yayılan 130 Mevlevî Tekkesi, yalnızca ilim ve irfanın değil; estetiğin, nezaketin, letafetin ve adâb-ı muaşeretin de dolaşım ve merkez üsleri olarak değerli bir mekteb/medrese işlevi görmüştür.
Bugün kimi vahşet örgütleri yaptıkları katliamların adını ?cihat? koyup hem İslam?ın hem de kavramlarımızın adını fütursuzca lekelerken,
Filin sadece ayağını ya da hortumunu değil, fili bir bütün olarak gören ve göstermeye çalışan Hz. Mevlana?yı, turistik veya spiritüalist gözlüklerle görmeye çalışmak, O?nun bizzat ve açıkça şikayetçi olduğu duruma balıklama atlama anlamına gelir. Bu inciticidir.
Hz. Mevlâna?dan bir yaşam koçu çıkarmak isteyenleri görüyoruz. Onu bir kişisel gelişim gurusu veya psikologların referans kaynağı yapmak isteyenler var. O?nu İslam?dan soyutlayıp new age bir filozof derecesine indirgemek isteyenler var ve bunların bir kısmı bilinçli olarak yapılıyor. Oysa Mevlana?nın temel içeriği ve anlam zemini olan İslam gözardı edildiğinde, o hayran olunan perspektifler de değersiz hâle gelir.
Unutmayalım ki Hz. Pir Mesnevî?sinin önsözünde bizzat şunları da söyleyerek kendi temellerini belirginleştirmiştir: ?Mesnevî, hakikate ulaşmak ve Allah?ın sırlarına agâh olmak, akıl erdirmek isteyenler için bir yoldur.(?) Allah?ın en büyük şaşmaz şeriatı, hakikate giden nurlu yoludur. Mesnevî imanlılara şifâ, imansızlara hasrettir??
Bu kadar açık bir mesajı ıskalayıp onu ticarî markalar, kültür promosyonları, popüler roman karakterleri ve benzeri faaliyetlerin bir figürüne indirgeme çalışmaları maalesef sığ ve trajik bir yanılgıdır.
Ney, neyin şikayet ettiği ayrılık hikâyesi, semânın sembolik anlamı ve açılımları, aşk, kalp, nefs ve benliğin birbiriyle ilişkileri?Bütün bu insana ait diri anlatımlar, tasvirler, hikâyeler, çıkarımlar, nasihatler;
Bugün de tazeliğini koruyan yaklaşım ve duyarlıklarla bizi anlamayı ve anlatmayı sürdürmektedir.
Sevgili Gönül Dostları, Mevlâna Muhibleri;
Hepimiz bu dünyada sıcak bir şeyler arıyoruz. Müşfik bir el, bir yurt, bir gönül evi.
Sonu gelmeyen teknik yenilikler, her gün değişen trendler, duygusal ya da ruhsal modalar, tüketim kalıplarının ışıltılı bağımlılıkları, vitrinler ve bütün bir yapay mutluluklar silsilesi?
Bütün bunlara zaman zaman özlem duyuyor, ama onlara ulaşınca aradığımızın o olmadığını biraz daha kırılmış biçimde anlıyoruz.
Çünkü insan maddeyi/eşyayı aşan ve onun ötesindekini, daha ötesindekini merak eden bir ruh sahibidir.
Mesnevî?den yükselen ses, ruhumuzun aradığı seslerden biridir.
Elhamdülillah bu sesleri duyan ve anlayanlar gün geçtikçe artıyor. O?nun hakkında yapılan spekülasyonlar bir tarafa olmak kaydıyla,
Her tür değerli eleştiri, araştırma ve değerlendirmeler, folklorik bir ögeye sıkıştırılmak istenen büyük bir değerimizin üzerindeki tozları kaldırmakta ve ilgililerine yeni bakışların kapılarını açmaktadır.
Konya'dayız. "Benim Peygamberimin yolu aşk yoludur, ben aşkın çocuğuyum, aşk benim anamdır" diyen Cenab-ı Pir'in şehrindeyiz.
Burası evimiz, gönül yurdumuz.
Buradaki her insanın, kopup geldiğimiz ruhlar âleminden bir kardeşimiz olduğunu;
Buradaki her insanın çekip gideceğimiz ahiret yurdundaki bir komşumuz olduğunu biliyoruz.
Ve yine biliyoruz ki bu şehrin sinesinde Hz. Mevlâna ve Hz. Şems, yani bir mumun tutuşturduğu diğer mum oldukça, bu şehir aydınlığını, bereketini ve büyük çağrısını hiç kaybetmeyecek.
"Gök, aşkın etrafında döner. Bu dönen kubbe, aşk için yaratılmıştır. Yoksa ne ekmekçilik için, ne demircilik için, ne orak biçme, ne de attarcılık için yaratılmıştır.
Bu mundarın etrafında daha ne kadar dönüp dolaşacağız? Bir müddet de âşıkların etrafında dolaşalım..." diyen O.
?Ölümlerin en kötüsü, aşksız geçen hayattır? diyen O.
Deniz bizim için ölüm gibi görünür ama balıklar için bahçedir. Biz bahçemize bakalım? diyen o.
?Aşkı olmayan kahrolsun? diyen ve Sultânü-l Âşıkîn ? olarak anılan da O.
Onun bahçesindeyiz işte.
Onu anma ve anlama gecesindeyiz. İçimizdeki ve dışımızdaki ummanlarda arayışımız sürerken bizim için bu topraklardaki deniz fenerlerinden biri olan Hz. Mevlâna?ya elbette medyun-u şükrânız.
Hz. Mevlâna'nın hizmetkârı olmakla onur duyduğunu bildiğimiz Konya Büyükşehir Belediyesi?nin onlarca dünya diline tercüme edip yayınladığı Mesnevi-i Şerif, gittiği her yerde büyük ve güzel hakikatin; yani "imanın şartı olarak birbirimizi sevmenin, yani efendimizi sevmenin" fermanı gibi elden ele, kalpten kalbe dolaşıyor, can alıyor, can veriyor. Bu değerli hizmeti, önceki dönemlerde başlatanları da unutmadan Sayın Başkan ve ekibine teşekkür ediyorum.
Bugün Şeb-i Arus! Bugün er kişinin kendi ölüm gününü ?düğün gecesi? olarak tanımladığı gün.
746 yıl önce bugün dünyadan ayrılırken, ölümü bir ayrılık değil, bir buluşma, şenlik ve düğün gecesi: "şeb-i arus" olarak değerlendiren o büyük Hak Dostunun yaktığı gönül çerağı;
Kalpleri ve şehirleri ayrınlatmayı sürdürüyor.
Bugün Konya?dan Hz. Pir ile birlikte,
Karanlığa karşı ışık diyoruz. Vahşete karşı merhamet diyoruz. Güce karşı adalet diyoruz.
Bizi ayakta tutan bütün gönül erlerine buradan bir selam gönderirken;
Dünyanın her yerinden bu şehre, bu anlama gelen bütün gönül kardeşlerimizi yeniden içtenlik, saygı ve dostlukla selamlıyorum.
Geceniz mübarek ve aydınlık, gününüz uzun ve bereketli, hayatınız kutlu ve iyilik/güzellik içinde olsun. Allah?a emanet olunuz."
