2020-07-14 - 17:02
CHP TBMM GRUP TOPLANTISI
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu.
Kemal Kılıçdaroğlu, sözlerine "Hep birlikte huzur içinde yaşamak istiyoruz. Kavgasız bir ortamda ama düşüncelerimizi özgürce ifade ederek yaşamak istiyoruz. Hiç kimsenin ötekileştirilmediği, her evde huzurun olduğu, her evde tencerelerin kaynadığı, çocukların mutlu büyüdüğü bir ortam istiyoruz ve bu ortamı sağlamak için de elimizden gelen bütün çabayı göstereceğiz. Bu bizim boynumuzun borcudur." diyerek başladı.

Sabah Adalet Ağaoğlu'nun vefat ettiğini öğrendiklerini aktaran Kılıçdaroğlu, "Gerçekten de yazılarıyla, romanlarıyla, öyküleriyle, anılarıyla, oyunlarıyla sanat dünyamızın önemli bir aktörüydü. Kendisine Allah'tan rahmet diliyoruz." diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, Rize ve Artvin'de sel felaketi dolayısıyla hayatını kaybedenler ile Pençe-Kaplan Operasyonu bölgesinde şehit olan Hava Piyade Astsubay Çavuş Ethem Demirci'ye de Allah'tan rahmet diledi.

Sakarya'da havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamada işçilerin hayatını kaybettiğini, ardından yaşanan ikinci patlamada da üç askerin şehit olduğunu anımsatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Bunların hakkını ve hukukunu aramak bizim namus borcumuzdur. Asıl beni üzen nokta şudur: Bu ülkenin Cumhurbaşkanlığında oturan zat, hayatını kaybeden işçilerin ailelerini değil, önce 11 yılda 5 kez fabrikasında patlama olan patronu arıyor 'nasılsın' diyor. Devletin kimlere teslim edildiğini Sakaryalıların da bilmesi lazım artık. Bizim devletimiz, sıradan bir devlet değildir. Bu devletin temelinde acı ve gözyaşı vardır. O makama oturan her zat, bunların hakkını ve hukukun savunmak zorundadır."

Sakaryalıların da vicdanına seslenen Kılıçdaroğlu, "Artık uyanmanız, görmeniz lazım. Bu memlekete kim, nasıl hizmet ediyor onu da görmeniz lazım. Bir eli yağda bir eli balda olanların Türkiye'yi nereye taşıdıklarını da görmesi lazım. Daha cenazeler kaldırılmadan patronu arayıp 'napıyorsun, geçmiş olsun' diyorsun; MÜSİAD hemen toplanıyor, ziyafetler düzenleniyor. Bir bekleyin şu cenazeler bir kalksın kardeşim. Emin olun bunlarda vicdan yok, ahlak yok. Bu kadar açık net söylüyorum: Vicdanı olmayanın zaten ahlakı da olmaz, adalet duygusu da olmaz. Adalet duygusunu tartan terazinin adı da vicdandır zaten." değerlendirmesinde bulundu.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, fındığın Karadeniz Bölgesi açısından stratejik bir ürün olduğuna işaret ederek, iktidarın fındık üreticisini önceki yıllarda bazı tekellerin eline bırakırken, bugün bir tekelin eline teslim ettiğini öne sürdü.

Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) geçen yıl 14 liradan aldığı fındığı bir süre önce ilanla 24 liradan satışa çıkardığını anlatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"400 bin ton fındık sattı. Şimdi çıkacak yeni fındığın piyasada 18-20 lira arasında olduğu söyleniyor. Bütün fındık üreticisine sesleniyorum; TMO bunu 24 liradan satabiliyorsa, üretici bahçeye girmeden fındık taban fiyatını en az 25 lira olarak belirlemeli. Bunu talep ediyorsa Ordulular, bunu oylarıyla göstersinler. Yaparlarsa başımın üstüne, istediği partiye, hatta gider iktidar partisine oy verirler. Ama yapmıyorlarsa onların da Şanlıurfalılar gibi uyanması lazım. Seni alın terinle sömürüyorlar, birilerine peşkeş çekiyorlar. Sen de itiraz et."

Kemal Kılıçdaroğlu, barolara ilişkin kanun teklifinin görüşmeleri sırasındaki çalışmaları için CHP'li milletvekillerine teşekkür etti.

Yasayı "çoklu hukuk projesi" olarak adlandıran Kılıçdaroğlu, "Bu projeye karşı çıkmak, Türkiye'nin birliğine ve bütünlüğüne sahip çıkmak CHP'nin temel göreviydi ve bu görevi yaptı." diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, ülkücü veya milliyetçilerin değil, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin bu kanuna ilişkin tutumuyla kendisini şaşırttığını da belirtti.

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan'ın kanun teklifine yönelik eleştirilere cevaben "Bu kanun geçtiğinde 'PKK, FETÖ baro kurarlarmış.' Kursunlar arkadaş." sözlerini sarf ettiğini aktaran Kılıçdaroğlu, "Çoklu baro teklifiyle Türkiye'nin birliğine ve bütünlüğüne dinamit konmuştur. Söyleyen, iktidar partisinin parlamentodaki grup başkanvekili. Hangi gerekçeyle el kaldırdılar? Ülkücülerin, milliyetçilerin, bayrağını, vatanını sevenlerin vicdanına sesleniyorum; nasıl oluyor da bu kanun teklifine 'evet.' dersiniz? Tarihinizi reddediyorsunuz." dedi.

15 Temmuz hain darbe girişimine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Kılıçdaroğlu, "İki 15 Temmuz var. Sarayın 15 Temmuz'u, halkın 15 Temmuz'u. Halkın 15 Temmuz'unda 251 şehidimiz, 2 bin 194 gazimiz var; sokağa çıkan yüz binler, darbeye karşı çıkanlar, hayatlarını verip bedel ödeyenler, kolunu bacağını verenler var, demokrasi sevdalıları var." diye konuştu.

15 Temmuz şehitlerinin yakınları ve gaziler için olduğu gibi Beşiktaş saldırısında şehit olan polislerin yakınları için de yardım toplandığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, "Bu paraları biz takip etmeseydik tamamen yok edeceklerdi. 'Vakıf' diyorlardı, vakfı kurmamışlardı. Erdoğan, Kaddafi'den aldığı 250 bin doları şehit derneklerine verecekti, hala o paranın nereye gittiğini bilmiyoruz. Nerede bu paralar, niye vermiyorsunuz?" dedi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, TBMM'de FETÖ'nün darbe girişimine ilişkin bir araştırma komisyonu kurulduğunu hatırlatarak, "Erdoğan, bu araştırma komisyonuna iki kişinin gelmesini yasakladı: MİT Müsteşarı ve dönemin Genelkurmay Başkanı. Bütün ayrıntıları biliyorlar. Bunların gelip TBMM'ye bilgi vermelerine Erdoğan niye yasak koydu? 15 Temmuz darbe girişiminin perde arkası öğrenilmesin diye. Ama biz bütün ayrıntıları olabildiğince araştırdık. Komisyon raporu çıktı. 4 yıldır rapor yayınlanmıyor. Niçin? Neden korkuyorlar, neden çekiniyorlar? Millet gerçekleri görmesin diye." ifadelerini kullandı.

Gazeteci Müyesser Yıldız'ın 15 Temmuz hain darbe girişimini incelediğini anlatan Kılıçdaroğlu, "Sen misin araştıran, yakaladılar, hapse attılar." iddiasında bulundu.

Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, "15 Temmuz gecesine dair şüphe bulutları artık dağıtılmalıdır. Kılıçdaroğlu o gece kimlerle konuştuğunu, hangi pazarlıkları yaptığını öncelikle kendisi anlatmalıdır" dediğini ifade ederek, "Bütün HTS kayıtları sende. Benim kimlerle konuştuğumu ben biliyorum, sen de biliyorsun, devlet de biliyor. O gece kim kiminle konuştu, kim kiminle neyi konuştu hepsi devletin arşivinde zaten." diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz'un "Allah'ın lütfu" olarak görüldüğünü, 20 Temmuz'da OHAL ile sivil darbe yapıldığını ileri sürerek, FETÖ'nün, Bank Asya'nın önünden geçmiş insanların cezaevine konulduğunu, "parası, dayısı olanların dışarıda olduğunu" savundu.

Ekonomide çöküntünün başladığını savunan Kılıçdaroğlu, bunun kimsenin umurunda olmadığını, demokratik parlamenter rejimden tek adam parti devletine geçildiğini belirterek, "15-20 Temmuz'dan sonra sarayın lale devri başlamıştır. Devleti tümüyle kendi arka bahçesi haline getirmiştir. Devlette liyakat... 'Ne demek liyakat. Ben söyledikten, ben atadıktan sonra liyakat mı olur? Ben istediğim adamı atarım, benim atadığım adam zaten liyakatlidir. Onun liyakat ölçüsü bana sadakattir zaten.' Bitti. Liyakat kavramı, onda sadakat olarak anlaşılıyor." şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu, "gazeteci ve televizyonculardan oluşan havuz beslemeleri" bulunduğunu ileri sürerek, son yıllarda bir değil birden fazla yerden maaş almanın başka bir besleme türü olarak ortaya çıktığını kaydetti.

İnsanların bir gelecek hayali varken millete hayal kurmayı bile unutturduklarını ileri süren Kılıçdaroğlu, son 2 yılda işinden olan kişi sayısının 3 milyon 202 bin olduğunu kaydetti. Kılıçdaroğlu, 2,5 milyon yeni istihdam oluşturulacağının söylendiğini ancak yeni istihdam yerine insanların işinden olduğunu dile getirdi.

Ayasofya'nın ibadete açılması konusunun ilk kez 2005'te gündeme geldiğini ve Danıştay'ın başvuruyu reddettiğini, 2008'de açılan davada da talebin reddedildiğini anlatan Kılıçdaroğlu, 2018'de Anayasa Mahkemesine götürülen konunun, "kişi bakımından yetkisizlik kararı" verilerek iade edildiğini söyledi.

Kılıçdaroğlu, 2016'da Danıştay 10. Dairesinde açılan davaya müdahil olan Cumhurbaşkanlığı avukatlarının, davanın daha önce de görüşüldüğü ve reddedildiği, Ayasofya'nın kullanım şeklinin değiştirilmesinin Anayasaya göre yönetimin takdirinde olduğu gerekçesiyle reddedilmesini talep ettiğini öne sürerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, kararın ardından "kahraman gibi" ortaya çıkarak, "Ayasofya'nın yeniden camiye döndürülmesi, kararlılığımızın sonucudur." dediğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın samimi olmadığını iddia eden Kılıçdaroğlu, Mustafa Kemal Atatürk'e ve o dönemin yöneticilerine hakaretler edildiğini savunarak şöyle konuştu:

"Erdoğan kendi tarihini bilmez, Kurtuluş Savaşı'nı bilmez, İstanbul'un nasıl işgal edildiğini de bilmez. Erdoğan, İstanbul işgal edilirken padişahın gidip, diz çöküp devleti teslim ettiğini de bilmez. Erdoğan Düyun-u Umumiye'yi de bilmez. Ama orada bir insan var. Haydarpaşa'da iner, küçük bir tekneye biner, sarayın karşısındaki düşman gemilerini görür ve şunu söyler; 'geldikleri gibi gidecekler'."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Ayasofya'nın müzeye dönüştürülmesini eleştirdiğini ve "Bu vakfiyeyi kim değiştirirse Allah'ın, peygamberin, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi tüm Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun" ifadelerini kullandığını belirten Kılıçdaroğlu, Osmanlı döneminde kurulan vakıflara mazbut vakıf denildiğini ve bunların hala faaliyette olduğunu kaydetti. Kılıçdaroğlu, "Bu vakfiyeyi kim değiştirirse, bir vakfiye değil bütün mazbut vakıfları aynı çerçeveye koyuyoruz, Allah'ın peygamberi, melekleri, bütün yöneticileri ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun. Bence hiçbir sakıncası yok, olsun." dedi.