2014-12-20 - 15:46
TBMM DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI ÇONKAR, TÜRKİYE'NİN DIŞ POLİTİKASI HAKKINDA DEĞERLENDİRMELERDE BULUNDU
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Ahmet Berat Çonkar, TBMM TV'ye Türkiye'nin dış politikası hakkında değerlendirmelerde bulundu.
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Ahmet Berat Çonkar, TBMM TV'ye Türkiye'nin dış politikası hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Çonkar, "Komşularla sıfır sorun ve aktif bir dış politika" konusunda, burada ifade edilen idealin, sıfır sorun idealinin Türkiye gibi jeopolitik anlamda çok kritik bir coğrafyada bulunan bir devletin dış politikasında hedeflemesi gereken ideal olduğunu kaydetti. Bu çerçevede Türkiye'nin atması gereken tüm adımları tüm komşularıyla attığını belirten Çonkar, bunların çok önemli adımlar olduğunu, önemli açılımlar gerçekleştirildiğini, sonucunda da büyük kazanımlar elde edildiğini söyledi. Çonkar şöyle konuştu:

"Gerek ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, gerek vize serbestisi, gerekse Türkiye'nin tüm dış politikaya katkı veren kuruluşlarının faaliyet alanlarının arttırılması ve geliştirilmesi, insani yardımlar, kalkınma yardımları, dış yardımların geliştirilmesi ve birçok ülke ile yüksek düzeyli ortak stratejik iş birliği konseylerinin kurulması, bu politikanın aslında ortaya koymuş olduğu ürünler olarak karşımıza çıktı."

Özellikle Arap baharı ve Ortadoğu'daki halk hareketlerinin sonucunda bölgenin jeopolitiğinde ve ülkelerin iç siyasetlerinde çok büyük çalkalanmalar ve değişimler yaşandığına dikkat çeken Çonkar, ciddi bir çatışma sürecine dönüşen durumların yaşandığına ve bu çerçevede Türkiye'nin politikasını güncelleyerek taraf alması gereken konularda, değerler anlamında ve ülkelerle ilişkilerinde gözetmesi gereken hukuk açısından kendi pozisyonunu ortaya koyduğunu belirtti.

"Sıfır sorunun hedefi veya ideali, Türkiye'nin belirli bir pozisyonu güçlü bir şekilde savunmasını engelleyecek bir yaklaşım tarzı değil" görüşünü savunan Çonkar, Türkiye'nin komşularıyla şu anda sıkıntılar içinde olduğu, sıfır sorun politikasının çöktüğü eleştirilerine şu şekilde cevap verdi:

"Kesinlikle çok haksız bir yaklaşım ve değerlendirme olarak görüyorum. En azından son dönemde yaşanan hareketliliğe bile baksanız bu tezi çok rahat çürütebilirsiniz. Papa'nın ziyareti, üst düzey bir ziyaret olarak hepimiz bunu yaşadık, ilişkilerin ne kadar önemsendiğini gösteriyor. Avrupa Birliği'nden gelen üst düzey siyasetçilerin Türkiye'ye olan ilgisi, Rusya Devlet Başkanı ile üst düzey işbirliği konseyinin toplantısının gerçekleştirilmesi, önemli anlaşmaların imzalanması, kararların alınması, Başbakanımızın Yunanistan'da ortak kabine toplantısını yapması, Erbil ve Bağdat'a ziyaretlerde bulunması, Avrupa ülkelerinden Dışişleri Bakanları düzeyinde pek çok temasın Dışişleri Bakanımız tarafından gerçekleştirilmesi? Yani sayamayacağımız kadar dinamik ilişkiler Türkiye'nin dış politik hareket alanında devam ediyor."

Türkiye'nin özgün politikalar geliştirerek doğrunun, doğru prensiplerin, hakkın, hukukun, insanlık değerlerinin ve demokrasinin yanında bir pozisyon belirlediğini öne süren Çonkar, "Bunun çevresinde de halkalanan ciddi sayıda devlet var. Yani Suriye meselesinden örnek verecek olursak, Suriye muhalefetini destekleyen, Suriye halkının demokratik taleplerini destekleyen ülkelerin sayısı, 150'ye yakın ülke bu platformun içerisinde bulunuyor. Türkiye bu konularda yalnız değil, fakat Türkiye kadar konuya odaklanıp da çözüme katkı veren ülke belki bulunamıyor. Ve bundan dolayı da tabii, sahada çok büyük sorunlar yaşanıyor" dedi.

Türkiye'nin Suriye politikasını ve IŞİD terör örgütü ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Çonkar, olaya geniş perspektiften bakılması gerektiğine dikkat çekerek şöyle konuştu:

"Suriye'de rejimin kendi halkına yönelik yaklaşımları kesinlikle baskıyla ve şiddetle bunları sindirme, yok etme çerçevesinde gerçekleşti. Ve bunun karşısında da silah kullanılması ve insanların şiddetle baskılanmaya çalışılması sonucunda bir iç savaşa giden bir süreç yaşandı. Fakat bu ortamlarda Suriye muhalefetinin makul olan talepleri maalesef uluslararası toplum tarafından yeterince destek görmediği için rejimin de desteği ile ortaya çıkan radikal gruplar, aşırı terör grupları sahada etkinlik kazanmaya başladılar. Ve bu IŞİD problemini ve benzer örgütlerin ortaya çıkmasını ve sahada hâkimiyet oluşturmasına neden oldu.

IŞİD'in insanlık dışı vahşetleri gerçekleştiriyor olmasının rejimi haklı çıkarmadığını belirten Çonkar, "Rejim de bunun altında kalmadı. Kimyasal silahların kullanılması, klor gazının kullanılması sivil halk üzerinde, varil bombalarıyla yoğun nüfusun bulunduğu şehirlerin bombalanarak çoluk çocuk kadın demeden sivil halkın katledilmesi, işkencelerin yapılması ve bunun sonucunda zindanlarda Suriye halkının çürütülmesi? Bütün bunlar rejimin suçlarının aslında görülmesine bir engel teşkil etmemesi lazım" şeklinde konuştu.

Çonkar, hem IŞİD ve onun gibi terör gruplarıyla mücadele edilmesi hem de rejimin yapmış olduğu suçların hesaba çekilmesi gerektiğini söyledi. Çonkar, kapsamlı bir süreçle bütün meseleler bir arada ele alınarak Suriye'de barışın ve istikrarın, hukuka dayalı bir düzenin tesis edilmesinin gereğine dikkat çekti.

Türkiye'deki kamplara da değinen Çonkar şunları söyledi:

"Türkiye'deki 1 milyon 600 binden fazla mültecinin burada desteklenmesi Türkiye'nin belki 4 buçuk milyar dolardan fazla yapmış olduğu bir harcama söz konusu, bunun yanında Irak'ta meşru bir müdafaa gücü olan peşmergenin de Kobani'ye geçişinin sağlanması, Irak kürt bölgesel yönetiminde Türkiye'nin askeri anlamda eğitim noktasında vermiş olduğu destekler? Yani Türkiye bu bölgede aşırı unsurlara kaşrı yapılabilecek katkıyı kendi çerçevesinde, kendi güvenlik durumunu da hesap ederek maksimum derecede yapmıştır ve bunun ötesinde Türkiye'ye karşı yapılan haksız ithamlar bir algı yönetimi ve propagandadır."

Rasmussen'in "Bosna Hersek modeli, Suriye'de çözümü getirebilir" görüşünü Çonkar şöyle değerlendirdi:

"Bizim genel politikaya bakıldığı zaman, ben ülke ismi vermek istemiyorum ama batıdaki belli çevrelerin, özellikle Avrupa'da, Amerika'da ve batı tabir edebileceğimiz, buna İsrail de katılabilir, belli çevrelerin maalesef ki Ortadoğu'da etnik ve mezhebi ayrışmalar üzerinden bir bölünme stratejisi geliştirdiklerini ve bunun uygulanması noktasında da kendi etki kapasiteleri çerçevesinde hareket ettiklerini görüyoruz. Biz kesinlikle hem Irak'ta, hem Suriye'de hem Libya'da ve diğer Ortadoğu ülkelerinde mezhebi anlamda bir ayrışmayı çok tehlikeli görüyoruz. Etnik anlamda bir parçalanmayı, ayrışmayı çok tehlikeli görüyoruz. Bu yüzden Suriye'nin bölünmesini, parçalanmasını çok büyük bir tehdit olarak görüyoruz, bölge ve dünya için."

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Çonkar, son dönemde yaşanan Türkiye-Rusya yakınlaşması ile ilgili olarak, Dışişleri Komisyonu Başkanlığı'nı AB Bakanı Volkan Bozkır'dan devralırken Türk Rus Toplumsal Forumu Eş Başkanlığı görevini de devraldığını hatırlatarak Rusya konusunda daha fazla odaklanmaya çalıştığını söyledi. Çonkar, Türk Rus ilişkileri ile ilgili şunları kaydetti:

"Toplumsal forum olarak öncelikli amacımız, insanlar, toplumlar, halklar arasındaki irtibatları, tarih alanında, eğitim alanında, kültür alanında, turizm sahasında, sanat alanında ve pek çok önemli ekonomik hususlarda bu irtibatların kuvvetlendirilmesine yönelik on bire yakın alt komitemiz var. Bu komiteler yıl içerisinde karşılıklı ziyaretler, programlar, projelerle ortaya yeni bir model koymaya çalışıyorlar. Bir yakınlaşma var.

Rusya ve Türkiye çok önemli ticaret ortakları, önemli hedefler de koyduk. Yüz milyar dolara çıkartılması planlanıyor, Türkiye Rusya ticaret hacminin. Şu anda 35 milyar dolar seviyesinde. 4 buçuk milyona yakın Rus turist Türkiye'yi her sene ziyaret ediyor ve şu anda bir numarada Rus turistler var, Almanya'nın da önüne geçmiş durumda."

Çonkar, Güney Akım Projesi ile ilgili şunları paylaştı:

"Türkiye Asya ve Avrupa arasında, Ortadoğu ile Avrupa arasında da enerji nakli noktasında çok önemli bir merkez olma konumuna doğru yöneliyor. Sayın Putin'in ziyareti sırasında Güney Akım Projesi'nden vazgeçilmesi ile ilgili bir açıklama yapıldı. Bu işin arka planına bakıldığı zaman Ukrayna üzerinden Rusya'nın Avrupa'ya sevk ettiği enerjide, gaz akışında Ukrayna ile yaşadığı sorunlardan dolayı ciddi problemler yaşanıyordu. Bunun aşılabilmesi için, alternatif bir güzergâhın geliştirilmesi planlanmıştı ve Karadeniz'in altından Bulgaristan üzerinden Avrupa'ya ikinci bir doğalgaz boru hattı planlanmıştı. Bu Avrupa Komisyonu'nun kendi içindeki değerlendirmeleri ve görüşmeleri sonucunda donduruldu. Bulgaristan'ın, Macaristan'ın, Sırbistan'ın bu süreçlerle ilgili Avrupa Komisyonu'nun şartlarını tam yerine getirememesi ve Rusya'nın da bu sonuçtan etkilenmesi nedeniyle Avrupa tarafından bir sürece blokaj konuldu ve alternatif olarak da bu gazın akışı noktasında Türkiye'ye bir teklif yapılmış oldu. Doğrudan Karadeniz'in altından yine aynı şekilde boru hattıyla bu gazın Türkiye üzerinden sevk edilmesi gündeme geldi. Bu tabii ki Avrupa açısından da bence kolaylaştırıcı bir yaklaşım. O işlemeyen güzergâhın alternatif bir modelle yeniden farklı bir opsiyonla ortaya konması anlamına geliyor."