2009-02-03 - 12:10
Partisinin Grup Toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Davos'taki tepkisinin, 6 yılı aşkın süredir sergilediği ''taşeron siyasetini'' örtemeyeceğini, yalnızca bir doğrusunun, sayısız yanlışlarını silmeye yeterli olmayacağını söyledi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında, İsrail'in Gazze'ye saldırısı, Davos toplantısı ve ardından yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
İsrail'in, gösterilen tepkileri umursamadığını, uluslararası kararları ciddiye almadığını, suskun ve etkisiz Arap, İslam dünyasının durumundan cesaret alarak, saldırılarını sürdürdüğünü belirten Bahçeli, İsrail'in hukuk ve ölçü tanımayan pervasızlığının, Gazze'de yaşanan insanlık dramının, Türkiye'de de infiale neden olduğunu bildirdi.
Bahçeli, Hükümetin göstermelik arabuluculuk tavrından ikna olmayan, soruna müdahale niyetinden kuşku duyan kamuoyunun, AK Parti'nin, bu konudaki samimiyetini sorgulamaya başladığını ifade ederek, ''Sayın Başbakan'ın haklı tepkileriyle gündeme gelen Davos toplantısının öncesindeki süreç ve psikolojik ortam, Hükümetin kendisini Filistin meselesinde sıkışmış ve etkisiz gördüğünü hissettiği bir dönemde gerçekleşmiştir'' dedi.
Davos'ta, Türkiye'nin önceliklerinin ekonomi olmasının, idrak sahibi herkesin üzerinde ittifak edeceği bir gerçek olduğunu belirten Bahçeli, ''Ne var ki Başbakan, ekonomik önlemler açısından çok yararlı olabilecek bu toplantı sürecini, siyasal kaygıları ve ihtiraslarıyla başka mecraya kaydırmış, kamuoyu Başbakan Erdoğan'ın Gazze: Ortadoğu'da Barış Modeli oturumdaki tepkilerine odaklanmıştır'' diye konuştu.
-''BİR DOĞRUSU, SAYISIZ YANLIŞLARINI SİLMEYECEK''-
Bahçeli, Erdoğan'ın, bu tartışmaya ne niyetle katıldığının, hangi saiklerin kendisini oraya yönelttiğinin, hangi sıfatı taşıyarak orada bulunduğunun, Ortadoğu'daki soruna doğrudan müdahil olan BM Genel Sekreteri, Arap Birliği Genel Sekreteri ve İsrail Cumhurbaşkanı'nın arasındaki bu tartışmada, Filistinli hangi grubun adına ve yetkiyle orada bulunduğunun sorgulanması gerektiğini kaydetti.
''Katılma gerekçesi ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir Başbakanına yönelik İsrail Cumhurbaşkanı ile oturum yöneticisinin küstah, aşağılayıcı tavırları karşısında Erdoğan'ın tepkisi; yöntemi tartışılsa bile haklı, meşru ve yerindedir'' diyen Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Şayet maruz kalınan muamelelere rağmen tepki bu noktada, yeri ve zamanı geldiğinde gösterilmemiş olunsaydı Türk milletinin şeref ve haysiyeti savunulmamış, hakaretlere boyun eğilmiş olunacaktı.
Ancak, Başbakan Erdoğan'ın bu tepkisi ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak göstermesi gereken bu tavrı, 6 yılı aşkın süredir sergilediği ilkesiz, omurgasız, teslimiyetçi ve daha da önemlisi taşeron siyasetini örtemeyecek, yalnızca bir doğrusu, sayısız yanlışlarını silmemize yeterli olmayacaktır. Başbakan'dan bugüne kadar görmediğimiz tutum, toplumda 6 yıldır özlenen ve aranan devlet adamlığı duygularını da ortaya çıkarmış, milletimizde haklı bir umut uyandırmıştır. Bu umudu, basit hesaplarla iç siyasette, oya tahvil etmek isteyen AKP zihniyeti, köhnemiş anlayışını yurda dönüşünde de sergilemiş ve maalesef değişen hiçbir şeyin olmadığını bir kez daha ortaya koymuştur.''
-''KİMSESİZLERİN KİMSESİ KARTVİZİTİ''-
Bahçeli, Erdoğan'ın, Türkiye'ye dönüşünden sonraki ''tutarsız ve çelişkili'' açıklamalarının, basını ve Dışişleri Bakanlığı mensuplarını hedef alan ithamlarının, kendisine hakim olan niyetler hakkında, kuşkuların doğmasına yol açtığını savundu.
Mizah ve magazin ölçülerini, sınırlarını zorlayan ''kahramanlık kampanyaları''nın, bu konunun seçim malzemesi olarak kullanılmak istendiğini gösterdiğini iddia eden Bahçeli, ''Bugüne kadar sahte mağdur ve mazlum rolü oynayarak, bunun ucuz istismarıyla yol alan Başbakan'ın, şimdi de Gazze mağdurlarının yanında dik durarak İsrail'e meydan okuyan, sessizlerin sesi ve kimsesizlerin kimsesi kartvizitiyle yeni bir siyasi duygu istismarından medet umduğu anlaşılmaktadır'' diye konuştu.
Bahçeli, Erdoğan'ın, acilen; Türkiye'nin Irak politikasını gözden geçirerek terörle mücadele, Türkmenlerin geleceği ve Barzani ile ilişkiler konusunda Türkiye'nin çıkarlarını koruyan onurlu politika izlemesi, Ermenistan'ın peşinden koşmaması, Rum yönetimi ve Yunanistan'a karşı kararlı bir duruş sergilemesi, AB'nin, Türkiye'nin milli birliğinin temellerini sarsmaya yönelik dayatmaları karşısında Türkiye'nin onurunu koruyacak bir tavır geliştirmesi ve ABD'nin küresel senaryolarının bölgesel taşeronu olmaktan vazgeçmesi gerektiğini söyledi.
-''ŞAİBELİ SİYASİ SİCİLİNİ DÜZELTMEK''-
Süleymaniye'de Türk askerinin başına çuval geçirilirken, ABD Savunma Bakanı'nın ''Kuzey Irak'a kara harekatına derhal son verin'' diye okyanus ötesinden müdahale ederken, Barzani'nin, ''Kerkük'e karşı Diyarbakır'da cevap veririz, içinizi karıştırırız'' diye Türkiye'ye meydan okurken, Erdoğan'ın; Türkiye'nin itibarıyla oynanacak sıradan bir ülke olmadığını hatırlamadığını ileri süren Bahçeli, şöyle devam etti:
''Başbakan ve Hükümetinin, AB komiserleri Türkiye'ye alenen hakaret ederken, Brüksel'in baskılarıyla Türk tarihine ve Türklük değerlerine hakaret suç olmaktan çıkarılırken, Ermenistan yetkilileri Türkiye'nin hastalıklı bir toplum olduğu, geçmişiyle ve tarihiyle yüzleşmesine yardımcı olunarak tedavi edilmesi gerektiğine yönelik hakaretlerde bulunurken, şerefli Türk tarihini, Çanakkale'yi ve milli mücadele ruhunu hiç aklına getirmediği de bir vakıadır.
Ancak, şimdi Başbakan Erdoğan'ın önüne bu alanlardaki şaibeli siyasi sicilini düzeltmek ve temiz bir sayfa açarak onurlu politika izlemek imkanı ve fırsatı çıkmıştır. Dış politikada yeni bir ufuk ve vizyon değişikliği yaptıklarını açıklayan Başbakan'dan beklenen; AB ve ABD karşısında ezik, mahcup, mecbur ve mahkum olmayı bırakması, Hamas'ın avukatı ve sözcüsü olarak görüşlerini savunmada gösterdiği heyecan ve kararlılığı, Türkiye'nin milli çıkarlarını koruma ve savunmada da sergilemesi, Türkiye'yi hain bir kuşatma altına alan kanlı terör ve etnik bölücülükle mücadelede gerekli irade ve dirayeti göstermesi, başta Kıbrıs, Ermenistan ve Irak konularında Türkiye'nin onuruna, haysiyetine ve şerefli tarihine yakışır omurgalı ve dik bir duruş ortaya koymasıdır.''
-''KARAKOLDA DOĞRU SÖYLEYİP...''-
MHP Genel Başkanı Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın duruşunun, ümit verici bir gelişme olarak adlandırılması gerektiğini, milletin, Erdoğan'dan, açtığı bu yeni kapıdan yeni hamleler beklediğini ifade etti.
Davos toplantısından sonraki gelişmeler ve Erdoğan'ın Türkiye'deki açıklamalarının, iyimser düşünmelerine imkan vermediğini belirten Bahçeli, ''Başbakan bildiğimiz kimlik ve kişiliğine dönerek karakolda doğruyu söyleyip, mahkemede şaşan şahsiyet olarak tekrar karışımıza çıkmıştır'' dedi.
Bahçeli, Erdoğan'ın Davos'ta söylediklerinden aşama aşama çark ederek, konuyu bir an önce kapatmanın arayışına düştüğünü ileri sürerek, şu soruları yöneltti:
''Arkasına düşüp alkışlanan Başbakan hangisidir? Davos'ta İsrail Cumhurbaşkanı'na yönelik ithamlarda bulunan Başbakan mı yoksa ülkemize dönünce, tavrının oturum yöneticisine yönelik olduğunu açıklayan Başbakan mı? Toplantıda İsrail'i ve geçmişteki cinayetlerini eleştiren Başbakan mı yoksa İstanbul'a ayak basınca hiçbir ülkeyi ve toplumu eleştirmediğini söyleyen Başbakan mı? Panelde Tevrat'a atıfla bulunan Başbakan mı yoksa Yahudilere karşı olmadığını, antisemitizmi benimsemediğini açıklayan Başbakan mı? Türkiye hangi Başbakanı alkışlamış ve hangisinin arkasında durmuştur? Başbakanın tepkisi İsrail'e, İsrail Cumhurbaşkanı'na değilse kime karşı olmuştur? Kime kahramanlık yapmıştır?''
-''SABUN KÖPÜĞÜ GİBİ DAĞILDI''-
Devlet Bahçeli, ''alt yapısı olmayan dik duruş, onurlu siyaset iddialarının, sabun köpüğü gibi çabuk dağıldığını'' ileri sürerek, şöyle dedi:
''Türkiye'deki siyaset ahlakını oraya da taşımak isteyen Başbakan'ın, Filistin'in yansını dost, diğer yansını hasım gören siyaseti Türkiye'yi bölgede bir güç olmaktan çıkarmıştır. Zira omurgasız siyaset anlayışı ve basit arayışların neden olacağı korku ve baskılar, maalesef Türkiye'yi bundan sonra daha fazla İsrail tarafına itecek, İsrail politikalarının sadık takipçisi haline getirecektir.
Yapılan mezalim bir vakıadır ama dünya da Gazze'den ibaret değildir. Eş başkanlığını Başbakan'ın iftiharla yaptığı çok geniş coğrafyalar ve mazlum milletler de inim inim inlemektedir. Irak Türkmenleri, Kıbrıs Türkleri, yakın coğrafyalarda bunalan din kardeşlerimiz de Başbakan'dan aynı tavrı beklemekte ve ellerinden tutacak siyasi iradeyi aramaktadır. Erdoğan ve Hükümeti için gerçek haysiyet ve samimiyet sınavı şimdi başlamıştır. Gerçek duruş şimdi anlaşılacaktır.''
''IMF İLE MÜZAKERELER YILAN HİKAYESİNE DÖNMÜŞTÜR''
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında ekonomik gelişmelere değinerek, ekonominin her cephesinde; düşen ve krize teslim edilen ''kumdan istikrar kaleleri''nin, vatandaşların günlük hayatına çok olumsuz yansıdığını bildirdi. Bahçeli, ''Başbakan Erdoğan, ne zaman bir çıkmaza girse ve meselelerin üzerinden gelemeyeceğini anlasa; suni bir gündem yaratıp, vatandaşlarımızın duygu ve heyecanlarının kabarmasına yol açarak toplumsal yapıyı gerçeklerden uzaklaştırmaktadır'' diye konuştu.
Bahçeli, AK Parti Hükümeti'nin, ülkeyi sonu meçhul bir karanlık tünelin içine soktuğunu ileri sürdü.
Geçen yılın ekim ayında, 2009 için dünya ekonomisinde yüzde 2,2'lik bir büyüme tahmininde bulunan IMF'nin, bu tahmininden vazgeçerek küresel ekonominin neredeyse durma noktasına geldiğini duyurduğunu belirten Bahçeli, Türkiye'ye yabancı sermaye girişinin hızla daraldığına dikkati çekti.
Bahçeli, eğer ekonominin finansman açığı giderilmez, aranılan para bulunmaz ve rezerv kullanılamazsa, kur ve faizlerdeki artışların şaşırtıcı olmayacağını vurgulayarak, ''Türkiye ekonomisinin kendi iç çelişkilerinden kaynaklanan ve kronik bir hal alan hastalıklı yapısına, küredeki kriz ateşinin tam olarak bulaşmasının sadece an meselesi olduğunu görmek lazımdır. Mesele artık çok ciddidir'' uyarısında bulundu.
-IMF İLE YAPILAN MÜZAKERELER-
Konunun kısa dönemli tedbirlerle, parçalı ve bir bütünlükten yoksun sözde önlemlerle geçiştirilmeyecek büyüklüğe ulaştığına işaret eden Bahçeli, şöyle devam etti:
''Aylardır süren IMF ile müzakereler yılan hikayesine dönmüş, gelişmelerden, başı ve sonu belli olmayan, fısıltıyla kamuoyuna duyurulan bazı hususlarda anlaşmazlıkların olduğu ortaya çıkmıştır. Yaklaşan mahalli idareler seçimleri nedeniyle belirli bir strateji izlediği anlaşılan iktidar partisinin; anlaşma yönünde beklentiler bu kadar kemikleşmişken ve ekonomiyi IMF gözetimine mahkum hale sokmuşken, kamuoyu nezdinde IMF'nin bazı taleplerine direniyor imajı doğru ve ahlaki değildir. IMF'nin masasında AKP, yoksulluğun pençesinde Türkiye tablosu artık iyice netleşmiştir. Ayrıca, kriz girdabına giren bazı ülkelerle anlaşmadaki hız ve çabukluğu ortada olan IMF'nin, madem istenmeyen ve kabul edilemeyecek talepleri vardır, o zaman kapısında beklemenin, sürekli olarak suya sabuna dokunmayan açıklamalarla ertelenen görüşmelerin devam ettirilmesinin hiçbir manası olmayacaktır. Türkiye birçok badireyi atlatmış, Türk milleti birçok sıkıntının üstesinden gelmiştir. Yüce Allah'ın izniyle, bugünkü sorunların üstesinden gelinmemesi için hiçbir sebep yoktur. Bunu yapabilmek için başlangıç olarak, büyük milletimizi, uluslar arası kuruluşların kapılarında dilenci durumuna düşürmemek, kararlı bir siyasi tutum takınmak yeterli olacaktır. Türkiye'nin, ayak sürüyen, mazeretler üreten, anlaşmamak için zemin kollayan IMF'ye söyleyeceği sözü olabilmelidir.''
-''EKONOMİ AĞIR HASTA''-
MHP lideri Devlet Bahçeli, Türk ekonomisinin ağır hasta, yoğun bakım şartlarının kötü, teşhisinin zayıf ve yetersiz, bu itibarla yapılan müdahalelerin de basit ve güdük olduğunu savunarak, işsizliğin dayanılmaz bir boyuta geldiğini söyledi.
Ekonominin farklı sektörlerindeki iç kanamanın artarak devam ettiğini, özellikle otomotiv sektörünün kapısına kilit vurmak üzere olduğunu, sanayide kapasite kullanım oranlarının hızla düştüğünü anlatan Bahçeli, geleceğe dönük olumlu bekleyişlerin tükenme noktasına geldiğini vurguladı.
Bahçeli, alış verişlerde vadenin sıfıra indiğini, işlemlerin nakit para üzerinden yapılmaya başlandığını,yüksek maliyetli girdiler nedeniyle şirketlerin yazdığı zararların milyarlarca lirayı bulduğuna işaret ederek, iç ve dış borç toplamının 465 milyar dolara ulaştığını, yapılan faiz indirimlerinin de piyasayı canlandırmaya yetmediğini bildirdi.
-DOĞALGAZDA YAPILAN İNDİRİM-
Kış aylarında özellikle ısınma ve aydınlanma giderlerindeki artışların, orta ve dar gelirli vatandaşları çok bunalttığını ifade eden Bahçeli, şunları söyledi:
''Hal böyleyken, yaklaşan seçimlerde siyasi desteğinin azalacağının işaretlerini yoğun olarak alan AKP hükümeti, 1 Şubattan itibaren, evlerde kullanılan doğalgazın fiyatında yüzde 17, sanayide kullanılan doğalgazın fiyatında yüzde 18 oranında indirim yapmıştır. Bu indirim bize göre yerinde ve fakat yeterli değildir. Bize göre, sandık ufukta görünmüş, AKP hükümeti doğalgaza yaptığı büyük zammın küçük bir bölümünü geri almak için harekete geçmiştir. Doğalgaz faturalarındaki yüksek meblağlara maruz kalan vatandaşlarımız elbette bu siyasi uyanıklığı değerlendireceklerdir. MHP olarak, kış mevsiminin kalan aylarında, vatandaşlarımızın biraz daha soluk alabilmesi için, geçtiğimiz yıl yapılan zammın en az yarısının geri alınmasının gerektiğine inanıyoruz. Eğer Başbakan Erdoğan vatandaşımızın sorunlarıyla gerçekten ilgileniyorsa, soğuk kış günlerinde ısınamayan, gelen doğalgaz faturalarını ödeyemeyen aziz millet fertlerinin feryatlarını dikkate alır ve talep ettiğimiz indirimi gerçekleştirir. Bunu milletimiz adına beklediğimizi ve kararlılıkla takipçisi olacağımızı Başbakan ve arkadaşlarına duyurmak istiyorum.''
-AK PARTİ VE ANAVATAN PARTİSİNDEN KATILIM-
Bahçeli konuşmasının ardından, Çanakkale ve Ankara'da Anavatan Partisi ve AK Parti'den istifa edip MHP'ye katılanlara, parti rozeti taktı.
Bahçeli, partiye katılanların, MHP'nin yerel seçimlere daha güçlü bir yapıyla girmesine neden olacağını ifade ederek, ''Medyada bir araştırma şirketinin yapmış olduğu gibi, MHP'nin oyları yüzde 5'e, AKP'nin oylarının ise yüzde 50'nin üzerine çıktığı doğru değildir. Bu anlayışa ve yaklaşıma cevaben, şu katılan şahsiyetler ile çevresindeki oyları zaten yüzde 5'tir'' dedi.
İsrail'in, gösterilen tepkileri umursamadığını, uluslararası kararları ciddiye almadığını, suskun ve etkisiz Arap, İslam dünyasının durumundan cesaret alarak, saldırılarını sürdürdüğünü belirten Bahçeli, İsrail'in hukuk ve ölçü tanımayan pervasızlığının, Gazze'de yaşanan insanlık dramının, Türkiye'de de infiale neden olduğunu bildirdi.
Bahçeli, Hükümetin göstermelik arabuluculuk tavrından ikna olmayan, soruna müdahale niyetinden kuşku duyan kamuoyunun, AK Parti'nin, bu konudaki samimiyetini sorgulamaya başladığını ifade ederek, ''Sayın Başbakan'ın haklı tepkileriyle gündeme gelen Davos toplantısının öncesindeki süreç ve psikolojik ortam, Hükümetin kendisini Filistin meselesinde sıkışmış ve etkisiz gördüğünü hissettiği bir dönemde gerçekleşmiştir'' dedi.
Davos'ta, Türkiye'nin önceliklerinin ekonomi olmasının, idrak sahibi herkesin üzerinde ittifak edeceği bir gerçek olduğunu belirten Bahçeli, ''Ne var ki Başbakan, ekonomik önlemler açısından çok yararlı olabilecek bu toplantı sürecini, siyasal kaygıları ve ihtiraslarıyla başka mecraya kaydırmış, kamuoyu Başbakan Erdoğan'ın Gazze: Ortadoğu'da Barış Modeli oturumdaki tepkilerine odaklanmıştır'' diye konuştu.
-''BİR DOĞRUSU, SAYISIZ YANLIŞLARINI SİLMEYECEK''-
Bahçeli, Erdoğan'ın, bu tartışmaya ne niyetle katıldığının, hangi saiklerin kendisini oraya yönelttiğinin, hangi sıfatı taşıyarak orada bulunduğunun, Ortadoğu'daki soruna doğrudan müdahil olan BM Genel Sekreteri, Arap Birliği Genel Sekreteri ve İsrail Cumhurbaşkanı'nın arasındaki bu tartışmada, Filistinli hangi grubun adına ve yetkiyle orada bulunduğunun sorgulanması gerektiğini kaydetti.
''Katılma gerekçesi ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir Başbakanına yönelik İsrail Cumhurbaşkanı ile oturum yöneticisinin küstah, aşağılayıcı tavırları karşısında Erdoğan'ın tepkisi; yöntemi tartışılsa bile haklı, meşru ve yerindedir'' diyen Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Şayet maruz kalınan muamelelere rağmen tepki bu noktada, yeri ve zamanı geldiğinde gösterilmemiş olunsaydı Türk milletinin şeref ve haysiyeti savunulmamış, hakaretlere boyun eğilmiş olunacaktı.
Ancak, Başbakan Erdoğan'ın bu tepkisi ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak göstermesi gereken bu tavrı, 6 yılı aşkın süredir sergilediği ilkesiz, omurgasız, teslimiyetçi ve daha da önemlisi taşeron siyasetini örtemeyecek, yalnızca bir doğrusu, sayısız yanlışlarını silmemize yeterli olmayacaktır. Başbakan'dan bugüne kadar görmediğimiz tutum, toplumda 6 yıldır özlenen ve aranan devlet adamlığı duygularını da ortaya çıkarmış, milletimizde haklı bir umut uyandırmıştır. Bu umudu, basit hesaplarla iç siyasette, oya tahvil etmek isteyen AKP zihniyeti, köhnemiş anlayışını yurda dönüşünde de sergilemiş ve maalesef değişen hiçbir şeyin olmadığını bir kez daha ortaya koymuştur.''
-''KİMSESİZLERİN KİMSESİ KARTVİZİTİ''-
Bahçeli, Erdoğan'ın, Türkiye'ye dönüşünden sonraki ''tutarsız ve çelişkili'' açıklamalarının, basını ve Dışişleri Bakanlığı mensuplarını hedef alan ithamlarının, kendisine hakim olan niyetler hakkında, kuşkuların doğmasına yol açtığını savundu.
Mizah ve magazin ölçülerini, sınırlarını zorlayan ''kahramanlık kampanyaları''nın, bu konunun seçim malzemesi olarak kullanılmak istendiğini gösterdiğini iddia eden Bahçeli, ''Bugüne kadar sahte mağdur ve mazlum rolü oynayarak, bunun ucuz istismarıyla yol alan Başbakan'ın, şimdi de Gazze mağdurlarının yanında dik durarak İsrail'e meydan okuyan, sessizlerin sesi ve kimsesizlerin kimsesi kartvizitiyle yeni bir siyasi duygu istismarından medet umduğu anlaşılmaktadır'' diye konuştu.
Bahçeli, Erdoğan'ın, acilen; Türkiye'nin Irak politikasını gözden geçirerek terörle mücadele, Türkmenlerin geleceği ve Barzani ile ilişkiler konusunda Türkiye'nin çıkarlarını koruyan onurlu politika izlemesi, Ermenistan'ın peşinden koşmaması, Rum yönetimi ve Yunanistan'a karşı kararlı bir duruş sergilemesi, AB'nin, Türkiye'nin milli birliğinin temellerini sarsmaya yönelik dayatmaları karşısında Türkiye'nin onurunu koruyacak bir tavır geliştirmesi ve ABD'nin küresel senaryolarının bölgesel taşeronu olmaktan vazgeçmesi gerektiğini söyledi.
-''ŞAİBELİ SİYASİ SİCİLİNİ DÜZELTMEK''-
Süleymaniye'de Türk askerinin başına çuval geçirilirken, ABD Savunma Bakanı'nın ''Kuzey Irak'a kara harekatına derhal son verin'' diye okyanus ötesinden müdahale ederken, Barzani'nin, ''Kerkük'e karşı Diyarbakır'da cevap veririz, içinizi karıştırırız'' diye Türkiye'ye meydan okurken, Erdoğan'ın; Türkiye'nin itibarıyla oynanacak sıradan bir ülke olmadığını hatırlamadığını ileri süren Bahçeli, şöyle devam etti:
''Başbakan ve Hükümetinin, AB komiserleri Türkiye'ye alenen hakaret ederken, Brüksel'in baskılarıyla Türk tarihine ve Türklük değerlerine hakaret suç olmaktan çıkarılırken, Ermenistan yetkilileri Türkiye'nin hastalıklı bir toplum olduğu, geçmişiyle ve tarihiyle yüzleşmesine yardımcı olunarak tedavi edilmesi gerektiğine yönelik hakaretlerde bulunurken, şerefli Türk tarihini, Çanakkale'yi ve milli mücadele ruhunu hiç aklına getirmediği de bir vakıadır.
Ancak, şimdi Başbakan Erdoğan'ın önüne bu alanlardaki şaibeli siyasi sicilini düzeltmek ve temiz bir sayfa açarak onurlu politika izlemek imkanı ve fırsatı çıkmıştır. Dış politikada yeni bir ufuk ve vizyon değişikliği yaptıklarını açıklayan Başbakan'dan beklenen; AB ve ABD karşısında ezik, mahcup, mecbur ve mahkum olmayı bırakması, Hamas'ın avukatı ve sözcüsü olarak görüşlerini savunmada gösterdiği heyecan ve kararlılığı, Türkiye'nin milli çıkarlarını koruma ve savunmada da sergilemesi, Türkiye'yi hain bir kuşatma altına alan kanlı terör ve etnik bölücülükle mücadelede gerekli irade ve dirayeti göstermesi, başta Kıbrıs, Ermenistan ve Irak konularında Türkiye'nin onuruna, haysiyetine ve şerefli tarihine yakışır omurgalı ve dik bir duruş ortaya koymasıdır.''
-''KARAKOLDA DOĞRU SÖYLEYİP...''-
MHP Genel Başkanı Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın duruşunun, ümit verici bir gelişme olarak adlandırılması gerektiğini, milletin, Erdoğan'dan, açtığı bu yeni kapıdan yeni hamleler beklediğini ifade etti.
Davos toplantısından sonraki gelişmeler ve Erdoğan'ın Türkiye'deki açıklamalarının, iyimser düşünmelerine imkan vermediğini belirten Bahçeli, ''Başbakan bildiğimiz kimlik ve kişiliğine dönerek karakolda doğruyu söyleyip, mahkemede şaşan şahsiyet olarak tekrar karışımıza çıkmıştır'' dedi.
Bahçeli, Erdoğan'ın Davos'ta söylediklerinden aşama aşama çark ederek, konuyu bir an önce kapatmanın arayışına düştüğünü ileri sürerek, şu soruları yöneltti:
''Arkasına düşüp alkışlanan Başbakan hangisidir? Davos'ta İsrail Cumhurbaşkanı'na yönelik ithamlarda bulunan Başbakan mı yoksa ülkemize dönünce, tavrının oturum yöneticisine yönelik olduğunu açıklayan Başbakan mı? Toplantıda İsrail'i ve geçmişteki cinayetlerini eleştiren Başbakan mı yoksa İstanbul'a ayak basınca hiçbir ülkeyi ve toplumu eleştirmediğini söyleyen Başbakan mı? Panelde Tevrat'a atıfla bulunan Başbakan mı yoksa Yahudilere karşı olmadığını, antisemitizmi benimsemediğini açıklayan Başbakan mı? Türkiye hangi Başbakanı alkışlamış ve hangisinin arkasında durmuştur? Başbakanın tepkisi İsrail'e, İsrail Cumhurbaşkanı'na değilse kime karşı olmuştur? Kime kahramanlık yapmıştır?''
-''SABUN KÖPÜĞÜ GİBİ DAĞILDI''-
Devlet Bahçeli, ''alt yapısı olmayan dik duruş, onurlu siyaset iddialarının, sabun köpüğü gibi çabuk dağıldığını'' ileri sürerek, şöyle dedi:
''Türkiye'deki siyaset ahlakını oraya da taşımak isteyen Başbakan'ın, Filistin'in yansını dost, diğer yansını hasım gören siyaseti Türkiye'yi bölgede bir güç olmaktan çıkarmıştır. Zira omurgasız siyaset anlayışı ve basit arayışların neden olacağı korku ve baskılar, maalesef Türkiye'yi bundan sonra daha fazla İsrail tarafına itecek, İsrail politikalarının sadık takipçisi haline getirecektir.
Yapılan mezalim bir vakıadır ama dünya da Gazze'den ibaret değildir. Eş başkanlığını Başbakan'ın iftiharla yaptığı çok geniş coğrafyalar ve mazlum milletler de inim inim inlemektedir. Irak Türkmenleri, Kıbrıs Türkleri, yakın coğrafyalarda bunalan din kardeşlerimiz de Başbakan'dan aynı tavrı beklemekte ve ellerinden tutacak siyasi iradeyi aramaktadır. Erdoğan ve Hükümeti için gerçek haysiyet ve samimiyet sınavı şimdi başlamıştır. Gerçek duruş şimdi anlaşılacaktır.''
''IMF İLE MÜZAKERELER YILAN HİKAYESİNE DÖNMÜŞTÜR''
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında ekonomik gelişmelere değinerek, ekonominin her cephesinde; düşen ve krize teslim edilen ''kumdan istikrar kaleleri''nin, vatandaşların günlük hayatına çok olumsuz yansıdığını bildirdi. Bahçeli, ''Başbakan Erdoğan, ne zaman bir çıkmaza girse ve meselelerin üzerinden gelemeyeceğini anlasa; suni bir gündem yaratıp, vatandaşlarımızın duygu ve heyecanlarının kabarmasına yol açarak toplumsal yapıyı gerçeklerden uzaklaştırmaktadır'' diye konuştu.
Bahçeli, AK Parti Hükümeti'nin, ülkeyi sonu meçhul bir karanlık tünelin içine soktuğunu ileri sürdü.
Geçen yılın ekim ayında, 2009 için dünya ekonomisinde yüzde 2,2'lik bir büyüme tahmininde bulunan IMF'nin, bu tahmininden vazgeçerek küresel ekonominin neredeyse durma noktasına geldiğini duyurduğunu belirten Bahçeli, Türkiye'ye yabancı sermaye girişinin hızla daraldığına dikkati çekti.
Bahçeli, eğer ekonominin finansman açığı giderilmez, aranılan para bulunmaz ve rezerv kullanılamazsa, kur ve faizlerdeki artışların şaşırtıcı olmayacağını vurgulayarak, ''Türkiye ekonomisinin kendi iç çelişkilerinden kaynaklanan ve kronik bir hal alan hastalıklı yapısına, küredeki kriz ateşinin tam olarak bulaşmasının sadece an meselesi olduğunu görmek lazımdır. Mesele artık çok ciddidir'' uyarısında bulundu.
-IMF İLE YAPILAN MÜZAKERELER-
Konunun kısa dönemli tedbirlerle, parçalı ve bir bütünlükten yoksun sözde önlemlerle geçiştirilmeyecek büyüklüğe ulaştığına işaret eden Bahçeli, şöyle devam etti:
''Aylardır süren IMF ile müzakereler yılan hikayesine dönmüş, gelişmelerden, başı ve sonu belli olmayan, fısıltıyla kamuoyuna duyurulan bazı hususlarda anlaşmazlıkların olduğu ortaya çıkmıştır. Yaklaşan mahalli idareler seçimleri nedeniyle belirli bir strateji izlediği anlaşılan iktidar partisinin; anlaşma yönünde beklentiler bu kadar kemikleşmişken ve ekonomiyi IMF gözetimine mahkum hale sokmuşken, kamuoyu nezdinde IMF'nin bazı taleplerine direniyor imajı doğru ve ahlaki değildir. IMF'nin masasında AKP, yoksulluğun pençesinde Türkiye tablosu artık iyice netleşmiştir. Ayrıca, kriz girdabına giren bazı ülkelerle anlaşmadaki hız ve çabukluğu ortada olan IMF'nin, madem istenmeyen ve kabul edilemeyecek talepleri vardır, o zaman kapısında beklemenin, sürekli olarak suya sabuna dokunmayan açıklamalarla ertelenen görüşmelerin devam ettirilmesinin hiçbir manası olmayacaktır. Türkiye birçok badireyi atlatmış, Türk milleti birçok sıkıntının üstesinden gelmiştir. Yüce Allah'ın izniyle, bugünkü sorunların üstesinden gelinmemesi için hiçbir sebep yoktur. Bunu yapabilmek için başlangıç olarak, büyük milletimizi, uluslar arası kuruluşların kapılarında dilenci durumuna düşürmemek, kararlı bir siyasi tutum takınmak yeterli olacaktır. Türkiye'nin, ayak sürüyen, mazeretler üreten, anlaşmamak için zemin kollayan IMF'ye söyleyeceği sözü olabilmelidir.''
-''EKONOMİ AĞIR HASTA''-
MHP lideri Devlet Bahçeli, Türk ekonomisinin ağır hasta, yoğun bakım şartlarının kötü, teşhisinin zayıf ve yetersiz, bu itibarla yapılan müdahalelerin de basit ve güdük olduğunu savunarak, işsizliğin dayanılmaz bir boyuta geldiğini söyledi.
Ekonominin farklı sektörlerindeki iç kanamanın artarak devam ettiğini, özellikle otomotiv sektörünün kapısına kilit vurmak üzere olduğunu, sanayide kapasite kullanım oranlarının hızla düştüğünü anlatan Bahçeli, geleceğe dönük olumlu bekleyişlerin tükenme noktasına geldiğini vurguladı.
Bahçeli, alış verişlerde vadenin sıfıra indiğini, işlemlerin nakit para üzerinden yapılmaya başlandığını,yüksek maliyetli girdiler nedeniyle şirketlerin yazdığı zararların milyarlarca lirayı bulduğuna işaret ederek, iç ve dış borç toplamının 465 milyar dolara ulaştığını, yapılan faiz indirimlerinin de piyasayı canlandırmaya yetmediğini bildirdi.
-DOĞALGAZDA YAPILAN İNDİRİM-
Kış aylarında özellikle ısınma ve aydınlanma giderlerindeki artışların, orta ve dar gelirli vatandaşları çok bunalttığını ifade eden Bahçeli, şunları söyledi:
''Hal böyleyken, yaklaşan seçimlerde siyasi desteğinin azalacağının işaretlerini yoğun olarak alan AKP hükümeti, 1 Şubattan itibaren, evlerde kullanılan doğalgazın fiyatında yüzde 17, sanayide kullanılan doğalgazın fiyatında yüzde 18 oranında indirim yapmıştır. Bu indirim bize göre yerinde ve fakat yeterli değildir. Bize göre, sandık ufukta görünmüş, AKP hükümeti doğalgaza yaptığı büyük zammın küçük bir bölümünü geri almak için harekete geçmiştir. Doğalgaz faturalarındaki yüksek meblağlara maruz kalan vatandaşlarımız elbette bu siyasi uyanıklığı değerlendireceklerdir. MHP olarak, kış mevsiminin kalan aylarında, vatandaşlarımızın biraz daha soluk alabilmesi için, geçtiğimiz yıl yapılan zammın en az yarısının geri alınmasının gerektiğine inanıyoruz. Eğer Başbakan Erdoğan vatandaşımızın sorunlarıyla gerçekten ilgileniyorsa, soğuk kış günlerinde ısınamayan, gelen doğalgaz faturalarını ödeyemeyen aziz millet fertlerinin feryatlarını dikkate alır ve talep ettiğimiz indirimi gerçekleştirir. Bunu milletimiz adına beklediğimizi ve kararlılıkla takipçisi olacağımızı Başbakan ve arkadaşlarına duyurmak istiyorum.''
-AK PARTİ VE ANAVATAN PARTİSİNDEN KATILIM-
Bahçeli konuşmasının ardından, Çanakkale ve Ankara'da Anavatan Partisi ve AK Parti'den istifa edip MHP'ye katılanlara, parti rozeti taktı.
Bahçeli, partiye katılanların, MHP'nin yerel seçimlere daha güçlü bir yapıyla girmesine neden olacağını ifade ederek, ''Medyada bir araştırma şirketinin yapmış olduğu gibi, MHP'nin oyları yüzde 5'e, AKP'nin oylarının ise yüzde 50'nin üzerine çıktığı doğru değildir. Bu anlayışa ve yaklaşıma cevaben, şu katılan şahsiyetler ile çevresindeki oyları zaten yüzde 5'tir'' dedi.
