2012-10-15 - 13:08
TBMM DARBE VE MUHTIRALARI ARAŞTIRMA KOMİSYONU...
TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu 12 Eylül Alt Komisyonu, dönemin Dışişleri Bakanı İlterTürkmen'i dinledi. Türkmen: ''Darbede dış ülkelerin payı zinhar yoktur. ABD, Türkiye'de neden darbe yaptırsın ki?''
TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu bünyesindeki 12 Eylül darbesine ilişkin Alt Komisyon, dönemin Dışişleri Bakanı İlter Türkmen'i dinledi.

Türkmen, darbeden bir gün önce, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'in yanında olduğunu, Demirel'in telaş içinde telefonla Genelkurmay Başkanı'nı aradığını, ancak ulaşamadığını anlattı.

12 Eylül'de, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı olarak görev yaptığını belirten Türkmen, darbenin yapıldığı gün bir albay eşliğinde Bakanlığa gittiğini söyledi. ''O dönem komik talepler de oluyordu'' diyen Türkmen, albayın kendisine, ''Bütün büyükelçilere talimat verin, bulundukları yerlerdeki garnizonlarla irtibata geçsinler'' gibi bir taleple bile karşılaştığını ifade etti.

Kısa bir süre sonra Dışişleri Bakanlığı görevine getirildiğini anımsatan Türkmen, öncelikli amaçlarının, Türkiye'nin, Avrupa Ekonomik Topluluğu'ndan uzaklaşmamasını sağlamak olduğunu kaydetti. Ancak Avrupa ülkelerinin, Türkiye'ye bir an önce demokrasinin hakim kılınması için baskı yaptığını anlatan Türkmen, ''ABD, bu konuda Avrupa kadar baskı yapmıyordu. Darbe döneminde Avrupa Konseyi'nde, özellikle tutuklamalar, işkenceler konusunda baskı altında kalıyorduk'' diye konuştu.

Türkmen, ''Türkiye, darbe döneminde dış siyasette nasıl bir bedel ödedi?'' sorusuna, ''Hiçbir bedel ödemedi. Demokrasinin gelmesi konusunda baskı yapıyorlardı ama resmi ziyaretlerimiz, temaslarımız devam ediyordu Avrupa ile. Bizi iyi karşılıyorlardı'' dedi.

Yunanistan'ın, darbe döneminde NATO'nun askeri kanadına geri dönmesi konusuna değinen Türkmen, bunun Türkiye için bir zararı olmadığını, aksine, Yunanistan'ın Ege Denizi'ndeki komutası son bulduğu için faydası olduğunu söyledi. Türkmen, bu konuda Türkiye'nin bir kaybının söz konusu olmadığını ifade etti.

İlter Türkmen, ABD'nin, Türkiye'deki darbe konusunda etkili olduğu yönündeki iddiaların tamamen ''şehir efsanesi'' olduğunu savundu. Türkmen, ''Darbede dış ülkelerin payı zinhar yoktur. ABD, Türkiye'de neden darbe yaptırsın ki-'' diye konuştu. Türkmen, Ortadoğu politikasında da ABD'nin Türkiye üzerinde etkisinin bulunmadığını dile getirdi.

Darbeyi savunmadığını, ancak 12 Eylül darbesi öncesinde Türkiye'de yaşananların da göz ardı edilmemesi gerektiğini anlatan Türkmen, şunları söyledi:

''Asker, neden kendisi darbe için zemin oluştursun- Bu tamamen dedikodudur. Darbe öncesi 3 yılda 5 bin kişi öldü. Ülke, yönetimden mahrumdu. Her gün 15-20 kişi ölüyordu. Siyasi çözüm artık kalmamıştı. 12 Eylül, sağ ya da sol ayırımı da yapmadı. Ben, darbe oldu diye sevinmedim ama o gün eşim çok sevinmişti. Nedenini sordum, 'Bugün oğlum okuldan gelirken rahat edeceğim' dedi. Darbe olduğu için halkta bir galeyan yoktu.''

Türkmen, bundan sonra Türkiye'de bir darbe olacağına inanmadığını sözlerine ekledi.

TBMM Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, AK Parti İstanbul Milletvekili Nimet Baş'ın başkanlığında toplandı.

Gazeteci Yazar Hüseyin Gülerce, 28 Şubat sürecinde Zaman Gazetesi olarak, darbe olmaması için tansiyonu aşağıya çekmeye çalıştıklarını belirterek, ''Medyanın 28 Şubat'taki rolünden dolayı mesleğimden utandım'' dedi.

Komisyona bilgi veren Hüseyin Gülerce, Necmettin Erbakan'ın Libya gezisinde, Kaddafi'nin yaptığı konuşmada, yazılanlardan daha ağır bir hakaretler olduğunu belirterek, ''Refahyol hükümetinin düşürülmesi için düğmeye orada basılmış olabilir'' dedi.

Gülerce, o dönemde ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Refahyol hükümetinin nasıl düşürüleceğinin tartışılığını ifade etti.

28 Şubat sürecinde medyanın daha önceki dönemlerden daha kötü bir şey yaptığını, ''hükümeti devirme işinde gönüllü cepheye koştuğunu, her şeyi abarttığını'' dile getiren Gülerce, ''Nijerya'ya giden Başbakan'a 'dikkat et yamyamlar seni yemesin' denir mi? Bu, gazetecilik mi?'' diye sordu.

Silahlı kuvvetleri, kurum olarak cuntacılardan ayırt etmek gerektiğini dile getiren Gülerce, ''Medya ile iktidar böyle dönemlerde sarmaş dolaş olmuşlardır ama herkes böyle değildir. Mesleğinin hakkını veren insanlar vardı. Medyanın külliyen suçlanması da doğru değil. Medya da Türkiye'nin demokratikleşmesine yardımcı olmuştur'' dedi.

''Yanlış atmosferden hepimiz etkilendik'' ifadesini kullanan Gülerce, o dönemde yazılarının büyük çoğunluğunda Erbakan'a uyarıların yer aldığını anımsattı.

Zaman Gazetesi olarak; darbe olmaması için tansiyonu aşağıya çekmeye çalıştıklarını ifade eden Gülerce, ''Medyanın 28 Şubat'taki rolünden dolayı mesleğimden utandım'' diye konuştu.

Zaman Gazetesi'ne o dönem baskı yapılmadığını, çünkü gazetenin ''yok sayıldığını'' söyleyen Gülerce, ''Herkesin bir demokratik tövbeye ihtiyacı var'' dedi.

Gülerce, ''Ecevit, Merve Kavakçı'ya o çıkışı yapmasaydı belki darbe olacaktı. Darbecilerin elindeki bir kozu almış oldu'' diye konuştu.

Dönemin Zaman Gazetesi imtiyaz sahibi Alaeddin Kaya da ''Türk basını Zaman gazetesinin yaptığının onda birini yapabilseydi bu olaylar yaşanmazdı'' dedi.

Medyanın işbirliği ile bu noktaya gelindiğini ifade eden Kaya, ''Bugün aynı medya dürüst davransa Türkiye'nin rengi değişecektir'' diye konuştu.

Tansu Çiller ile Fethullah Gülen'in İzmir'de bir program vesilesiyle bir araya geldiğini, Gülen'in bazı belgeleri Çiller'e vermek istediğini, Çiller'in ''lütfen dengeli olalım hocam'' diyerek odayı terk ettiğini aktaran Kaya, şunları söyledi:

''O günlerde yine bugünlerde olduğu gibi memleketsever insanların bize gönderdiği belge, bilgi ve kasetler oluyordu. Bunlardan biri, askeri şura öncesi askerlerin kendi arasındaki konuşmayla ilgiliydi. Şura daha başlamadan atılacakların sayısının 76 olduğu geçiyor o konuşmalarda. Ben bu kaseti Erbakan'a götürdüm ama Erbakan dikkate almadı. Erbakan, birinci gün şuraya gitmedi ikinci gün gitti. Erbakan sonraki günlerde yaptığı bir açıklamada, 'vallahi çok uğraştım, atılacakların sayısını 150'den 76'ya düşürdüm' dedi.''

Kaya, o dönemde Başbakanlık'ta verilen iftar yemeğinin bir bahane olduğunu, o yemekte sıkıntı yaratacak, insanların hesaba çekilmesini gerektirecek bir şey olmadığını kaydetti.

28 Şubat'ta Zaman Gazetesi'ne bir baskı olmadığını kaydeden Kaya, ''Ancak Gülen okullarına her gün baskın yapılıyordu. Biz teslim olmaya hazırdık, okulları verip kurtulacaktık ama süreç daraldığı için gerçekleşmedi'' diye konuştu.

Gazeteci Yazar Ahmet Hakan Coşkun, ''28 Şubat'ta direnen bir televizyon kanalının görünen yüzü olarak ithamlara maruz kaldım ama bugün de kalıyorum'' dedi.

AK Parti İstanbul Milletvekili Nimet Baş başkanlığında toplanan TBMM Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'na bilgi veren Coşkun, 28 Şubat'ta tutumu nedeniyle hedef haline geldiğini, bugün de AK Parti'ye yönelik eleştirel bakış sergilediği için ''askerlikten kaçtı'' şeklinde, mahkeme kararına rağmen, hakkında 42 yazı yazıldığını ifade etti.

''28 Şubat'ta direnen bir televizyon kanalının görünen yüzü olarak ithamlara maruz kaldım ama bugün de kalıyorum'' ifadesini kullanan Coşkun, ''Medya güçlünün yanında hizalanır. O dönemde de öyleydi, bu dönemde de böyle. Yargımız, üniversitelerimiz, bürokrasimiz, güç kimdeyse onun yanında hizalanırlar'' dedi.

28 Şubat'ın medya tarafından askerlerin kışkırtılmasıyla olmadığını belirten Coşkun, ''Askerler zaten kışkırmış durumdaydılar. Bu işi onlar başlattılar'' diye konuştu.

Çevik Bir'in suç duyurusu yazılarıyla iki kez ağır ceza mahkemesinde yargılandığını anımsatan Coşkun, ''28 Şubat rant dağıtımı için yapılmamıştır. Askerler bunu banka yönetim kurulu üyesi olmak için yapmadılar. Ancak bu durum, bunun doğal sonucuydu'' dedi.

Necmettin Erbakan'ın direnmeyi, rest çekmeyi ve istifa etmeyi düşünmediğini ifade eden Coşkun, ''Keşke rest çekseydi, istifa etseydi'' diye konuştu.

Coşkun, o dönemde ABD ve AB'den demokrasiye dikkati çeken bir açıklama gelmediğini vurgulayan, ''İlkesiz davrandılar, tepki göstermediler. Süreci, imalı da olsa desteklemiş oldular'' dedi.

Coşkun'un ''Darbelerle baş edebilmemiz için bütün toplum kesimlerin üzerinde anlaşacakları bir demokrasiyi tesis etmemiz gerekiyor. Yoksa bu tür araştırmalar rövanşa dönüşüyor. Dün yapılanlar araştırılıyor, yarın da bu dönemi araştıracaklar ve anlamaya çalışacaklar'' sözlerine Komisyon Başkanı Baş, ''Biz de gelir anlatırız'' karşılığını verdi.

Gazeteci Yazar Avni Özgürel, düne göre azalmış olmasına rağmen ''Türkiye'de artık darbe olmaz'' denilemeyeceğini, ''her an her şeyin olabileceğini'' söyledi.

''Yeniden darbe olmaması sizlere, hepimize bağlı'' ifadesini kullanan Özgürel, ''AK Parti iktidarı döneminde sermaye yapısı değişti, siyasi yapı değişti, yargıda önemli değişiklikler oldu. Ancak Türkiye'de bu medya yapısı değişmiyor. Bunun AK Partililik ile ya da karşıtlığıyla alakası yok. Üslup, zihniyet, gazetecilik anlayışı açısından söylüyorum. Bu yapı değişmeli'' diye konuştu.

Özgürel, ''28 Şubat'ın temelinde yatan önemli sebeplerden birisi, Erbakan'ın geliştirdiği havuz sistemidir'' dedi.

Kamuoyunda ''Sisi'' lakabıyla tanınan Seyhan Soylu, Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'na bilgi verirken, 28 Şubat sürecinin öne çıkan isimlerinden Fadime Şahin, Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı'yı hiç tanımadığını söyledi.

AK Parti İstanbul Milletvekili Nimet Baş başkanlığında toplanan TBMM Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, kamuoyunda ''Sisi'' olarak tanınan Seyhan Soylu'yu dinledi.

Meclis'e üçüncü veya dördüncü gelişi olduğunu belirten Soylu, cinsel tercihi nedeniyle bir hayli mücadele ettiğini söyleyerek başladığı konuşmasında, zaman zaman komisyon üyesi milletvekilleriyle tartıştı.

Komisyon üyelerinin sorularına cevap verirken, daha önce gazetelerde çıkan ifadelerinin birer ironi ürünü olduğunu dile getiren Soylu, ''Ben hayatı ti'ye almak zorundayım'' dedi. Soylu, daha önce söylemiş olduğu kimi demeçlerin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

28 Şubat sürecinin öne çıkan isimlerinden Fadime Şahin, Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı'yı hiç tanımadığını ifade eden Soylu, ''Ben hayatımda hiç bu insanları görmedim. Müslüm Gündüz ile Fadime Şahin'in basılma olayını kınıyorum. Özel hayata müdahale edilerek basılması, afişe edilmesi yanlış. Ben şahsen ürktüğüm bir insandı, asalarla filan; ama bugün söylemleri sempatik bile geliyor. Ama devletin kolluk güçlerinin medya ile baskın yapması çok çirkin'' şeklinde konuştu.

''28 Şubat'ın gizli kahramanı benim'' şeklindeki gazetelerde çıkan ifadesinin sorulması üzerine ise Soylu, ''Terörist başları dahi kahraman ilan ediliyor. Evet ben en gizli kahramanıyım. Çünkü 28 Şubat'ta Tansu Çiller, Özer Çiller, mafya ilişkileri; bir de baktım ki Tansu Çiller de dahil herkes mağdur, mağdur olmayan kalmamış. Aktütün Karakolu kurşunlandığı zaman çıkıp ekranlara, golf topunu alıp, komutana 'bunları istediğiniz yerde oynayabilirsiniz' diyecek kadar çılgın biriyim. Ama asla bir çete içinde, bir darbe içinde olmadım. Bir tane telefon görüşmemi bile getiremez kimse bana'' diye konuştu.

28 Şubat'ta Strateji adında bir dergi de dahil olmak üzere değişik yayın faaliyetinde bulunmak için bir yayın ekibi kurduklarını anlatan Soylu, Tuncay Güney'in bu süreçte işe alınmış olduğunu ve kendisinin de onunla bir kez görüştüğünü söyledi.

Yine bazı gazetelerde çıkan ''Tesettüre bile girerim'' şeklindeki ifadesinin hatırlatılması üzerine Soylu, şöyle konuştu:

''(İstediğim tarikata giderim) dedim. Ben bir sürü yatıra giderim, Allah ile vicdanım arasında. Ben bedenen secde edenlerden değil, ruhen secde edenlerdenim. İnsanlarla dalga geçiyorum. Tarikata girdiğimi kimse söyleyemez.''

Komisyon Başkanı Nimet Baş ile Sözcü İdris Şahin, Soylu'yu ayrı ayrı uyararak, Meclis Komisyonu'nda olduğu hatırlatmasında bulunup, sözlerini bu ciddiyetle ifade etmesini istediler. İdris Şahin, ''Biz de tiye alınmak istemiyoruz'' dedi.

Soylu da ''Burada ironi yapmayacağıma söz veriyorum. Ama bir tane yapacağım. Yüreğimden konuşuyorum. Şerefim üzerine temin ederim'' diye karşılık verdi.

Komisyon üyesi Feyzullah Kıyıklık, Soylu'nun ''28 Şubat'ı başlatan benim'' şeklindeki bir ifadenin ironi olarak bile söylenemeyeceğini belirterek, Soylu'ya, Semih Tufan Günaltay, Veli Küçük ve Turgut Büyükdağ gibi isimlerin ilişkileri hakkında sorular sordu.

Soylu da ''Medyada yaptığım röportajlarda hep yönlendirme sorular gelir. 28 Şubat'la ilgili bilgiler aldık gibi yönlendirme sorular olunca olay buralara geliyor. Semih Tufan Günaltay'ı hayatımda hiç görmedim, Turgut Büyükdağ ile ilişkisini bilemem. Ben trafik suçu dahi işlemedim. Veli Küçük ile Turgut Büyükdağ'ın ilişkisini bilemem. Ümit Bağbek'i hayatımda bir iki sefer görmüş olabilirim'' diye konuştu.

Kıyıklık bu sözler üzerine, ''Bunlar hep mahkeme kayıtlarında var. Bunlar mahkeme dosyalarında mevcut'' dedi. Soylu da ''Ama siz bir günah keçisi arıyorsunuz, yönlendiriyorsunuz. Ergenekon davasından herkes beraat aldı, ben takipsizlik aldım. Eğer bahsettiğiniz mahkemelerse...'' diye karşılık verdi.

Bu sırada Komisyon Başkanı Nimet Baş, Soylu'nun komisyon toplantısının başında ifade ettiği ''Bir numarayı açıklayacağım'' şeklindeki sözünü hatırlatarak, ''Bir numarayı açıklamak isterseniz buyurun, başka sorum yok'' dedi.

Soylu da ''Kudretli komisyonunuz önyargısız hareket ederse Türkiye'nin yarınları da barış içinde olur. Bir numaranın Allah'tan başkası olduğuna inanmıyorum'' şeklinde konuştu.

Bu sözler üzerine Nimet Baş, ''Açık yüreklilikle cevaplar alamadık'' diyerek, komisyon toplantısını sonlandırdı.