2010-06-22 - 15:32
BDP eş başkanı Gültan Kışanak, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin zor
günlerden geçtiğini, art arda çatışma ve ölüm haberlerinin geldiğini söyledi.
BDP eş başkanı Yardımcısı Gültan Kışanak,
ülkede yaşanan bazı sorunlara ilişkin 'dış güçlerin' mazeret olarak
gösterildiğini savunarak, ''Yıllardır iktidarlar 'dış güçler masalı' anlatarak
kendi çözümsüzlük siyasetlerine mazeret ürettiler. AKP'nin de buna tevessül
etmesini tavsiye etmeyiz'' dedi.
Kışanak, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin zor
günlerden geçtiğini, art arda çatışma ve ölüm haberlerinin geldiğini söyledi.
Toprağa düşen her canla birlikte acı ve üzüntünün arttığını ifade eden Kışanak,
''Partim ve şahsım adına son dönemlerde çıkan çatışmalarda yaşamını yitiren tüm
yurttaşlarımıza Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyoruz'' diye konuştu.
Kışanak, İstanbul Halkalı'daki patlamada yaşamını yitiren 17 yaşındaki Buse
Sarıyağan'ın acısını, Lice'deki patlamada ölen Ceylan Önkol'un acısı gibi
yüreklerinde hissettiklerini dile getirdi.
''Türkiye'nin kör bir savaşın içine sürüklendiği'' görüşünü savunan
Kışanak, hemen harekete geçilmemesi halinde 1990'lı yıllardaki gibi içinde
çıkılmaz çatışma sürecinin kaçınılmaz olacağını kaydetti. ''Hükümetin çözümsüzlük
politikaları ürettiğini'' iddia eden Kışanak, ''Bugün eğer çatışmalar yeniden
başlamışsa ve her gün acı kayıplar yaşanıyorsa bunun en baş sorumlusu, açılım adı
altında bir tasfiye politikası yürüten hükümettir'' diye konuştu.
Çözme iradesini gösterecek devlet yaklaşımı ortaya çıkması halinde Kürt
sorunun çözülemeyecek bir sorun olmadığını belirten Kışanak, şunları söyledi:
''Sayın Başbakan, yaşanan bu acı kayıpların sorumluluğundan kaçınmak için
çeşit çeşit senaryolar üretiyor. 'Ne zaman Türkiye ayakları üzerinde dursa dış
güçler bunu engellemek için harekete geçmektedir' diyor. Dış güçleri adres
göstermek bu ülkede bir tekerleme haline dönüştü. Bu sorunun yaşandığı günden bu
yana kim kaçmak için bir liman arasa, 'dış güçler bu işi kışkırtıyor, birileri
taşeronluk yapıyor' gibi bir söylemin arkasına sığınıyor.
Bu söylem hedef şaşırtan, sorunun üzerini örtmeye, kendi sorumluluklarını
dikkatten kaçırmaya çalışan bir söylemdir. Yıllardır iktidarlar 'dış güçler
masalı' anlatarak kendi çözümsüzlük siyasetlerine mazeret ürettiler. Bugün aynı
yola AKP hükümetinin de tevessül etmesini hiç tavsiye etmeyiz. O dış güçler
dediğiniz devletlerle askeri anlaşmalar yaparak bu çatışmaları derinleştiren
bizzat bu hükümetler değil mi?
Çıkıp Türkiye dimdik şunu söylesin dünyaya: 'Ben kendi yurttaşlarımla
artık savaşmayacağım. Ben kendi yurttaşlarımla barış içinde yaşamanın yollarını
arıyorum. Çekin elinizi üzerimizden.' Bunu diyecek bir iktidara ihtiyaç var,
taşeron edebiyatı yapan iktidara değil.''
Gültan Kışanak, istikrarsız bir Türkiye'nin, uluslararası güç odaklarının
ve savaş lobilerinin çıkarına hizmet edeceğini belirterek, ''Kürt sorunu bu
açıdan Türkiye'nin yumuşak karnıdır. Bu sorun çözülmedikçe bu yarayı kaşımak
isteyenler tabii ki çıkacaktır'' dedi.
Son günlerde sık sık ''kökünü kazımak'', ''yok edinceye kadar savaşmak''
gibi söylemlerin dillerden düşmediğini ifade eden Kışanak, ''Tehdit intikam ve
imha dilini kullananların sayısının her geçen gün arttığını ancak bu dilin
Türkiye'yi nereye getirdiğini de herkesin gördüğünü söyledi. Başbakan Erdoğan'ın,
demokratik açılım için bedel ödemek bir yana, açılım isteyenlere bedel ödeten bir
yaklaşım içinde olduğunu savunan Kışanak, çatışmaların yeniden başlamasının
nedeninin de açılım yapılması değil, açılım yapılamaması olduğunu öne sürdü.
''Partilerine yönelik siyasi bir darbe yürütüldüğünü'', DTP'nin de
yalnızca ''düşüncesi nedeniyle kapatıldığını'' öne süren Kışanak, ''Bu ülkede
eğer düşünce özgürlüğünü mahkum eden bir yaklaşımı bize açılım diye yutturmaya
kalkışırsanız, biz de bunun karşısında direniriz'' dedi.
Kandil ve Mahmur kamplarından gelen grubun içindeki 10 kişinin
tutuklanmasına da değinen Kışanak, ''Orada tutuklanan aslında barış ve çözüm
umududur. Öyle görünüyor ki AKP Hükümeti polis akademisinde başlattığı açılım
sürecini adliye koridorlarında barış gruplarını tutuklayarak sonlandırmak
istemiştir. Öyle görünüyor ki Türkiye'nin modeli dağdakini öldürmek ovadakini de
cezaevine tıkmak modeli'' diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, siyasi parti liderleri ile yaptığı
görüşmede yaşanılan süreci paylaştıklarını anlatan Kışanak, ''çözümsüzlük
siyasetinin terk edilmesi, çıkış yolu bulunabilmesi için Cumhurbaşkanlığı
makamının daha aktif tutum içinde olmasını'' istediklerini söyledi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ''olağanüstü hal uygulanması''
önerisini de eleştiren Kışanak, cumhuriyet tarihinin neredeyse yarısını
olağanüstü hal, darbe ve sıkı yönetimle geçtiğini, bunların bir çözüm
olamayacağını ifade etti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, ''kan, kanla yıkanmaz''
ifadesini doğru bulduklarını, kendilerinin de bu fikirde olduklarını belirten
Kışanak, ''Sayın Kılıçdaroğlu bu söyleminin arkasında dursun. Öylesine söylenmiş
bir söz olarak kalmasını istemiyoruz. Bu sözün anamuhalefet partisinin politikası
olmasını istiyoruz'' dedi. (15.32)
ülkede yaşanan bazı sorunlara ilişkin 'dış güçlerin' mazeret olarak
gösterildiğini savunarak, ''Yıllardır iktidarlar 'dış güçler masalı' anlatarak
kendi çözümsüzlük siyasetlerine mazeret ürettiler. AKP'nin de buna tevessül
etmesini tavsiye etmeyiz'' dedi.
Kışanak, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin zor
günlerden geçtiğini, art arda çatışma ve ölüm haberlerinin geldiğini söyledi.
Toprağa düşen her canla birlikte acı ve üzüntünün arttığını ifade eden Kışanak,
''Partim ve şahsım adına son dönemlerde çıkan çatışmalarda yaşamını yitiren tüm
yurttaşlarımıza Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyoruz'' diye konuştu.
Kışanak, İstanbul Halkalı'daki patlamada yaşamını yitiren 17 yaşındaki Buse
Sarıyağan'ın acısını, Lice'deki patlamada ölen Ceylan Önkol'un acısı gibi
yüreklerinde hissettiklerini dile getirdi.
''Türkiye'nin kör bir savaşın içine sürüklendiği'' görüşünü savunan
Kışanak, hemen harekete geçilmemesi halinde 1990'lı yıllardaki gibi içinde
çıkılmaz çatışma sürecinin kaçınılmaz olacağını kaydetti. ''Hükümetin çözümsüzlük
politikaları ürettiğini'' iddia eden Kışanak, ''Bugün eğer çatışmalar yeniden
başlamışsa ve her gün acı kayıplar yaşanıyorsa bunun en baş sorumlusu, açılım adı
altında bir tasfiye politikası yürüten hükümettir'' diye konuştu.
Çözme iradesini gösterecek devlet yaklaşımı ortaya çıkması halinde Kürt
sorunun çözülemeyecek bir sorun olmadığını belirten Kışanak, şunları söyledi:
''Sayın Başbakan, yaşanan bu acı kayıpların sorumluluğundan kaçınmak için
çeşit çeşit senaryolar üretiyor. 'Ne zaman Türkiye ayakları üzerinde dursa dış
güçler bunu engellemek için harekete geçmektedir' diyor. Dış güçleri adres
göstermek bu ülkede bir tekerleme haline dönüştü. Bu sorunun yaşandığı günden bu
yana kim kaçmak için bir liman arasa, 'dış güçler bu işi kışkırtıyor, birileri
taşeronluk yapıyor' gibi bir söylemin arkasına sığınıyor.
Bu söylem hedef şaşırtan, sorunun üzerini örtmeye, kendi sorumluluklarını
dikkatten kaçırmaya çalışan bir söylemdir. Yıllardır iktidarlar 'dış güçler
masalı' anlatarak kendi çözümsüzlük siyasetlerine mazeret ürettiler. Bugün aynı
yola AKP hükümetinin de tevessül etmesini hiç tavsiye etmeyiz. O dış güçler
dediğiniz devletlerle askeri anlaşmalar yaparak bu çatışmaları derinleştiren
bizzat bu hükümetler değil mi?
Çıkıp Türkiye dimdik şunu söylesin dünyaya: 'Ben kendi yurttaşlarımla
artık savaşmayacağım. Ben kendi yurttaşlarımla barış içinde yaşamanın yollarını
arıyorum. Çekin elinizi üzerimizden.' Bunu diyecek bir iktidara ihtiyaç var,
taşeron edebiyatı yapan iktidara değil.''
Gültan Kışanak, istikrarsız bir Türkiye'nin, uluslararası güç odaklarının
ve savaş lobilerinin çıkarına hizmet edeceğini belirterek, ''Kürt sorunu bu
açıdan Türkiye'nin yumuşak karnıdır. Bu sorun çözülmedikçe bu yarayı kaşımak
isteyenler tabii ki çıkacaktır'' dedi.
Son günlerde sık sık ''kökünü kazımak'', ''yok edinceye kadar savaşmak''
gibi söylemlerin dillerden düşmediğini ifade eden Kışanak, ''Tehdit intikam ve
imha dilini kullananların sayısının her geçen gün arttığını ancak bu dilin
Türkiye'yi nereye getirdiğini de herkesin gördüğünü söyledi. Başbakan Erdoğan'ın,
demokratik açılım için bedel ödemek bir yana, açılım isteyenlere bedel ödeten bir
yaklaşım içinde olduğunu savunan Kışanak, çatışmaların yeniden başlamasının
nedeninin de açılım yapılması değil, açılım yapılamaması olduğunu öne sürdü.
''Partilerine yönelik siyasi bir darbe yürütüldüğünü'', DTP'nin de
yalnızca ''düşüncesi nedeniyle kapatıldığını'' öne süren Kışanak, ''Bu ülkede
eğer düşünce özgürlüğünü mahkum eden bir yaklaşımı bize açılım diye yutturmaya
kalkışırsanız, biz de bunun karşısında direniriz'' dedi.
Kandil ve Mahmur kamplarından gelen grubun içindeki 10 kişinin
tutuklanmasına da değinen Kışanak, ''Orada tutuklanan aslında barış ve çözüm
umududur. Öyle görünüyor ki AKP Hükümeti polis akademisinde başlattığı açılım
sürecini adliye koridorlarında barış gruplarını tutuklayarak sonlandırmak
istemiştir. Öyle görünüyor ki Türkiye'nin modeli dağdakini öldürmek ovadakini de
cezaevine tıkmak modeli'' diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, siyasi parti liderleri ile yaptığı
görüşmede yaşanılan süreci paylaştıklarını anlatan Kışanak, ''çözümsüzlük
siyasetinin terk edilmesi, çıkış yolu bulunabilmesi için Cumhurbaşkanlığı
makamının daha aktif tutum içinde olmasını'' istediklerini söyledi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ''olağanüstü hal uygulanması''
önerisini de eleştiren Kışanak, cumhuriyet tarihinin neredeyse yarısını
olağanüstü hal, darbe ve sıkı yönetimle geçtiğini, bunların bir çözüm
olamayacağını ifade etti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, ''kan, kanla yıkanmaz''
ifadesini doğru bulduklarını, kendilerinin de bu fikirde olduklarını belirten
Kışanak, ''Sayın Kılıçdaroğlu bu söyleminin arkasında dursun. Öylesine söylenmiş
bir söz olarak kalmasını istemiyoruz. Bu sözün anamuhalefet partisinin politikası
olmasını istiyoruz'' dedi. (15.32)
