2013-10-31 - 14:35
TBMM GENEL KURULU...
Genel Kurul TBMM Başkanvekili Meral Akşener'in başkanlığında toplandı.
Genel Kurul TBMM Başkanvekili Meral Akşener'in başkanlığında toplandı.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, ayağa kalkarak, Akşener'den söz istedi. Genel Kurul'da farklı bir uygulama olduğunu dile getiren İnce, gruplara 10'ar dakika, kıyafet uygulamasının mağduru olarak belirttiği CHP Genel Başkan Yardımcısı Şafak Pavey'e de 10 dakika konuşma süresi verilmesini istedi.

Bunun üzerine Akşener, birleşime ara vererek, grup başkanvekillerini toplantıya çağırdı.

AK Parti Konya Milletvekili Gülay Samancı, Kahramanmaraş Milletvekili Sevde Beyazıt Kaçar, Denizli Milletvekili Nurcan Dalbudak ve Mardin Milletvekili Gönül Bekin Şahkulubey, TBMM Genel Kurulu çalışmalarına başörtülü olarak katıldı.

Bu arada, CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz da üzerindeki ceketi çıkardı. Yılmaz, üzerinde Atatürk resmi ve Türk Bayrağı baskılı tişörtle Genel Kurul'da oturmaya başladı.

CHP Gurup Başkanvekili Muharrem İnce, AK Parti milletvekillerine yönelik, "Meclis'e türbanla gelme mücadelesi veriyorsun ama milletin vergilerinin nasıl harcandığının kontrolünün mücadelesini vermiyorsun. Sayıştay raporlarının bu Meclis'e gelmesi için ağzınızı açmadınız" dedi.

TBMM Genel Kurulu'nda, Başkanvekili Meral Akşener, verilen aranın ardından, kıyafet konusunda yeni bir uygulamanın söz konusu olduğunu, talep üzerine bu konuda her gruptan bir milletvekiline söz vereceğini söyledi.

CHP grubu adına söz alan Grup Başkanvekili Muharrem İnce, konuşmasına, "Öncelikle, 'türban yüzde 1,5'in sorunudur' diyen Sayın Mehmet Ali Şahin'e, 'sadece üniverisite öğrencilerini düşünüyoruz' ve 'kız çocuklarımı türban yüzünden Türkiye'de okutamadım' diyerek erkek çocuklarını Amerika'da okutan Sayın Başbakan'a, 'bir Hristiyan haç takarsa, bir Musevi takke takarsa, bir Müslüman başörtüsü takarsa tarafsız davranamayabilir' diyen Sayın Bülent Arınç'a saygılarımı sunuyorum" diyerek başladı.

Gelinen noktanın özgürlük, kıyafet, demokrasi tartışması olmadığını savunan İnce, bu tartışmanın "bir zalimin yeni bir mağduriyet yaratma tartışması" olduğunu ileri sürdü.

Muharrem İnce, şöyle devam etti:

"Benim başörtülü bacıma Beşiktaş Meydanı'nda saldırdılar deyip, kameralardan bu görüntüleri bilemeyenlerin tartışmasıdır bunlar. 'Camide içki içtiler. Cuma günü görüntüleri açıklayacağım' diyerek, aradan 20 cuma geçmesine rağmen bu görüntüleri açıklayamayanların tarışmasıdır bu. Camileri Hazine'ye satarak belediyelerin borcunu ödeyenler siz değil misiniz?

Şimdi de 'örtünmek dinin emridir' diyor Başbakan. Peki sadece dinin bir tane mi emri var? Yetimin hakkını yememek, ihalelere fesat karıştırmamak, milletin içine nifak sokmamak, milleti ayrıştırmamak, açları doyurmak, onlara iş bulmak dinin emri değil mi? Ölülerimizin arkasında kötü konuşmamak dinin emri değil mi? Siz dinin emrini yerine getiriyorsunuz. Peki miras konusunda da bu emri yerine getirecek misiniz? Kız çocuklarına mirastan bir pay, erkek çocuklarına iki pay verecek misiniz?

Bir sayın milletvekili 'resetlendiğini' söylüyor. İslam anlayışını bu kadar dejenere eden ve hiç bilmeyen bir açıklamadır bu. Kişi Allah karşısında resetlendiğine karar veremez. Ancak tövbe eder, af diler. Siz Allah karşısında resetlendiğinize karar veremezsiniz ama Tayyip Erdoğan karşısında resetlenmiş olabilirsiniz.

İçinizden bir arkadaşımız, bir kere olsun bu kürsüye gelip de konuşmadı. Milletin sorunlarını anlatmadı. Meclis'e türbanla gelme mücadelesi veriyorsun ama milletin vergilerinin nasıl harcandığının kontrolünün mücadelesini vermiyorsun. Sayıştay raporlarının bu Meclis'e gelmesi için ağzınızı açmadınız.

Asrın yolsuzluğunda Almanya'ya giremeyenler Çankaya Köşkü'ne girdi bu konuda tek kelime laf etmediniz. Uludere'de 35 çocuğun ölümüne sebep olan olayda 'ilk emri kim verdi?' diye bir kere sormadınız. Bakalım, resetlendiniz şimdiden sonra soracak mısınız?

Sivas'ta 35 kişiyi diri diri yakanların davasının zaman aşımına uğramasına 'hayırlı olsun' diyen Başbakan'a bir kez olsun karşı çıkmadınız.

Başbakan'a Kevser Suresi'ni öğretin, inşallah bundan sonra seçim meydanlarında 'soy önemli soy' demez.

İnşallah bundan sonra 'benim maaşımı şans oyunlarından, loto, totodan, iddaa'dan, yedi gün koşturduğunuz beygirlerden, içkiden alınan vergilerden ödemeyin' dersiniz."

CHP'li İnce, "kardeşini danışman yapıp, maaşı cebe atıp sonra da hacca gidenlerden hesap sorarsınız" diye düşündüğünü belirterek, şu ifadeleri kullandı:

"Burada sataşın CHP'yi tahrik edin de bize saldırsınlar, biz de mağdur olalım' diyenlere inşallah cevap verirsiniz. İnşallah milletin huzurunda yetimin hakkını savunursunuz.

'İktidar olmak için papaz elbisesi bile giyerim' diyene 'ya olduğunu gibi görün ya göründügün gibi ol' diyebilecek misiniz?

Siz dinin emrinden bahsediyorsunuz. Şans topunu kim buldu mucitler? İddaa'yı kim buldu? Beygirler iki gün koşuyordu şimdi yedi gün koşturuyorsunuz, yetmedi bir de gece koşturuyorsunuz. Bunları yapan siz değil miziniz?"

Muharrem İnce, iktidarın yıllardır toplumu kandırdığını iddia ederek, "Size bu sefer bunu yaptırmayacağız. Meydanlarda 'benim başörtülü bacım...' Başörtüsüz senin bacın değil mi? Başörtülüler de bizim bacımız başörtüsüzler de bizim bacımız" dedi.

İnce, AK Parti Grup Başkanvekili Belma Satır'a yönelik, "Benim bir kız kardeşim var. O da kapalı, sizin gibi açık değil. Resetlendiğinizi söylüyorsunuz. Benim kız kardeşim 12 yaşından beri resetlenmiş. 'Başörtülü bacım' dediğim zaman benim ağzıma yakışır. Ama ben bunu siyaset için kullanmam. Oy ve rant için kullanmam. Size de kullandırmayacağız" diye konuştu.

İnce'nin bazı ifadelerini AK Parti'li milletvekilleri uzun süre alkışladı.

AK Parti Grup Başkanvekili Belma Satır, başörtülü milletvekillerinin TBMM çatısı altında olmasının demokrasi, laiklik ve hukuk devletinin gereği olduğunu söyledi.

AK Parti'li 4 kadın milletvekilinin TBMM Genel Kurulu'na başörtüsüyle gelmesi, AK Parti, MHP ve BDP'li milletvekilleri tarafından olağan karşılanırken, yapılan konuşmalarda kadın hakları ve kadının siyasetteki yeri ön plana çıktı.

AK Parti Grup Başkanvekili Belma Satır, Genel Kurul'da Türkiye'nin beklediği bir ortamın bulunduğunu ifade ederek, yasal engeli olmayan sıkıntılı bir konunun geride bırakıldığını dile getirdi.

Anayasa'ya göre Türkiye'nin demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olduğunu anımsatan Satır, "Bu arkadaşlarımızın TBMM çatısı altında olması demokrasi, laiklik ve hukuk devleti olmanın gereği" dedi.

Genel Kurul'a başörtüsü ile gelmenin önünde yasal ya da İçtüzük açısından engel bulunmadığını anlatan Satır, demokratikleşme paketiyle kamudakilerden sonra TBMM'de de kadınların başörtüsüyle siyaset yapmaya devam edeceğini belirtti.

Satır, Türkiye'de kadınların yüzde 70'e yakınının başörtülü olduğuna dikkati çekerek, bu kesimin temsilindeki sorunun da bugünden itibaren aşılmış olacağını kaydetti.

Kadınların bugüne kadar detaylarda kaldığını, olayların öznesi olamadığını dile getiren Satır, "İnşallah bundan sonra kadın üzerinden siyaset yapmanın önüne geçmiş olacağız. Kadının siyasette var olması, kalıcı olması birbirine destekle olacak" diye konuştu.

MHP Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel, sözlerine, "Bugün MHP açısından olağan bir gün" diyerek başladı.

AK Parti'li 4 kadın milletvekiline ve onlar üzerinden diğer kadın milletvekillerine "mobbing" yapıldığını savunan Demirel, "İnançlarına dayalı olarak giyimlerini tanzim eden hanımların hayatları mikroskop altına konuldu. Bunlar kimseyi ilgilendirmez. Nasıl giyindikleri kimi ilgilendirir? Kaldı ki bu, inancın uzantısıysa kimsenin haddi değildir" diye konuştu.

Erkeklere empati yapmaları ve kadınlara karışmamaları çağrısı yapan Demirel, şöyle devam etti:

"Bizim üzerimizden değil, bizimle siyaset yapılmasını istiyoruz. Türkiye'de birçok sorun varken bizim gelir düzeyimiz, eğitim düzeyimiz yaşam standardımız, kılık kıyafetimiz bu ülkenin sorunu olamaz. Böyle bir hakkı kendimizde göremeyiz. Biz burada memleketin sorunlarını çözmek için toplanmışken, kendimiz sorunun parçası oluyorsak oturup kendi durumumuzu değerlendirmeliyiz. Onlarla fotoğraf çektirip, twitter'da paylaşıp 'başörtüsüyle genel kuruldayız' diye reklam yapacak bir durum da yok. Bu hanımefendilerin hayatını laboratuvarmış gibi, mikroskopa koymuş inceler gibi, akvaryumdaki balık gibi? Bunlar yakışıksız şeyler. Bu hanımefendilerin eşleri yerine koyun kendinizi, bu hanımefendilerin oğulları, erkek kardeşleri yerine koyun. Bunların hayatı özel hayat. Mahremiyet bizim toplumumuzdaki en önemli değerdir. Yüksek perdeden bizimle ilgili konuşmalarınızdan rahatsızız. Biz ne yapacağımızı bilecek durumdayız ki vatandaş bizi seçti. Bizim mahrem alanımızdan çıkınız."

BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan da başörtüsü meselesinin TBMM çatısı altında çözülmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve "Bugün bu çatı altında ikinci bir Merve Kavakçı olayı yaşanmadığı için grupları ve siyasi partileri kutluyorum" dedi.

AK Parti'li 4 kadın milletvekilinin başörtüsüyle TBMM Genel Kurulu'na gelmesinin, kadınların yıllardır meydanlarda verdiği mücadelenin sonucu olduğunu dile getiren Buldan, bundan dolayı da bütün kadınları kutladı.

Buldan, AK Parti iktidarının 11 yıldır başörtüsü meselesini gündemine almadığını ileri sürerek, geçen yıl Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın verdiği kanun teklifinin AK Parti'li milletvekilleri tarafından reddedildiğini söyledi.

Özgürlüklerin sadece başörtüsü meselesinde olmaması gerektiğini belirten Buldan, "Bugün Türkiye açısından sadece başörtüsü yasaklı değil. Diller, kimlikler, kültürler, inançlar yasaklı halde. Bir bütün olarak Türkiye'de artık hiçbir konuda yasak olmamalı. İnsanların kendilerini özgürce ifade edebildiği, özgürce yaşayabildiği Türkiye'yi hep birlikte yaratmalıyız" diye konuştu.

Buldan, kadınlarla ilgili meselelerde erkeklerin konuşmaması çağrısında bulunarak, müdahale ve öneri almak istemediklerini dile getirdi.

HDP Genel Başkanı Sebahat Tuncel ise gerilim konusu olan bir sorunun çözüldüğünü ifade ederek, "Bu ayıp, bugüne kadar mücadele veren ve bedel ödeyen kadınlar sayesinde ortadan kalktı" dedi.

TBMM'nin geç de olsa bir hak ihlalini ortadan kaldırdığını dile getiren Tuncel, özgürlüklerin kullanımında eksiklikler olduğunu söyledi. Tuncel, "Eğer bu Parlamento gerçekten başörtülü kadınların sorunlarını çözme konusunda kendisini iradeli görüyorsa, önümüzde inanç özgürlüğü kapsamında bundan sonraki sorunları çözme konusunda da kendisini yetkili, sorumlu görmelidir. Bunu sadece siyasetin bir malzemesi haline getirmemelidir" diye konuştu.

CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey, başörtülü milletvekillerinden beklentisinin büyük olduğunu belirterek, "Bundan böyle; mini etek giydiği için işten atılan, sol kulağı küpeli olduğu için dövülenlerin, Hırstiyan olduğunu gizlemek için isimlerini değiştirenlerin güvenlikleri, herkesten çok bu kadın vekillere emanettir. Artık, türbanı bir insan hakları ihlalinden, bir insan hakları kazanımına dönüştürmek, onların sorumluluğudur" dedi.

Pavey, TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı gündemdışı konuşmada, ortalama yaşın 50 olduğu bir Meclis'te, su içmenin dahi yasak olduğu bir Genel Kurul'da çalıştıklarını söyledi.

Pavey, bu konuşmayı, turist olarak bile gidilmeyen coğrafyalarda, Afganistan, Yemen, İran'da, yıllarca türban kullanmaya mecbur edilen; Meclis'te pantolon giymesi, bir erkek vekil tarafından engellenen; olmayan bacağı, erkekler tarafından siyaset sohbetine dönüştürülen biri olarak yaptığını belirtti.

AK Parti'nin başı açık vitrin vekillerinin, emanet oyları, gerçek sahibelerine geri verme zamanının geldiğini ifade eden Pavey, AK Parti'yi iktidara taşımış asıl kadınlarının, Meclis koltuklarını almalarının hakları olduğunu kaydetti.

Türkiye'de sekülerizmin geleceğiyle ilgili endişelerini dile getiren Pavey, ancak kaygısının, türbanla, kırmızı ruj arasına sıkıştırılmış semboller olmadığını vurguladı.

Pavey, "Çiçekli başörtüsü ve daracık pantolonuyla, Çamlıca parkının kuytularında, sevgilisiyle öpüşen genç kıza,özgürlüğünü Mustafa Kemal'e borçlu olduğunu hatırlatmak istiyorum. Türbanla özgürlük ilişkisi bıçak sırtı gibidir. Bir yandan inanç özgürlüğünü temsil eder, öte yandan inanç baskısını" dedi.

Türbanlı vekillerden beklentisinin büyük olduğunu belirten Pavey, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Mesela, ülkemin neden, kadın hakları konusunda dünyanın 120'incisi olduğunu anlatmalarını bekliyorum. Neden, 57 İslam ülkesindeki toplam kadın hakları ortalamasının, tek başına BM'de bile yer alamayan Tayvan seviyesine erişemediğini açıklamalarını bekliyorum. Bundan böyle mini etek giydiği için işten atılan, sol kulağı küpeli olduğu için dövülen, dekoltesi bakanın hoşuna gitmediği için linç edilen, oruç tutmadığı için öldürülen, Hıristiyan olduğunu gizlemek için isimlerini değiştirenlerin güvenlikleri, herkesten çok bu kadın vekillere emanettir. Artık, türbanı bir insan hakları ihlalinden, bir insan hakları kazanımına dönüştürmek, onların sorumluluğudur. İnanç özgürlüğünün en büyük güvencesi, geleceğimizi dini rehberlikle kontrol etmek değil, kusursuz bir sekülerizmdir. İnanç gösteri için kullanılabilir mi? Büyük bir ruh temizliğinden doğan muhteşem bir tevazu ile yaşanması emredilmiyor mu?

İnanç üstünden öbürünü kirli ilan edebilmek kimin haddi olabilir? Görülüyor ki bir arada yaşama efsanemiz çökmüş. Kibirden küfelik olmuşsanız, size benzemeyenin çığlığını nasıl duyacaksınız? Biz Sivas'ta yakılan, Gezi'de vurulan, evlerine işaret konulan, hayat tarzından ötürü cezalandırılanlarız. Ama her nasılsa kronik mağdur sizsiniz. Türkiye Cumhuriyeti'nin gelmiş geçmiş en otoriter hükümeti nasıl oldu da, birkaç dakikasını almayacak olan İçtüzük değişikliğini yapmadı? Acaba planladığı gösterinin kavgaya dönüşmesini hayal ederek kazanacağı politik kar mı cazip geldi? Bunu bilemiyorum ama bir kanun yapıcı olarak ben içtüzük değişmeden asla pantolon giymeyeceğim. Bizden çatışma bekleyenler için altını çiziyorum: Biz çatışmıyoruz, var olmak için direniyoruz."

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 4 milletvekilinin başörtülü olarak TBMM Genel Kurulu çalışmalarına katılmalarına ilişkin, "Bugün herkesin bir kavga, gerginlik, sıkıntı yaşanacağını umduğu Meclisimiz'de böylesine büyük bir olgunluğun gösterilmesini, yıllardır bu parlamentoda olan bir arkadaşınız olarak takdirle karşıladım" dedi.

Arınç, TBMM Genel Kurulu'nda gündemdışı konuşma yapan CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey'e hükümet adına yanıt verdi.

Bugün Genel Kurulu çok anlamlı hale getiren, bir olağanüstülük yükleyen ve sadece Türkiye'nin değil bütün dünyanın dikkatlerini buraya toplayan, herkesin merakla beklediği bir konu olduğunu kaydeden Arınç, bazı milletvekillerinin bireysel kararlarıyla başlarını örtme ihtiyacı duyduklarını ve bunu takınmak suretiyle Genel Kurul'a geldiklerini ifade etti.

Arınç, "Zannediyorum bu Türkiye'de ilk defa oluyor, olabilir, her şeyin bir ilki vardır. Buna karşı toplumda çok yüksek olumsuz bir tepki yok. Siyasi partilerimizden de olumlu tepkiler var, olumsuz tepkiler var" dedi.

Bugün herkesin gözünün Meclis'te olduğunu belirten Arınç, "Ne olacak, nerede bir kavga çıkacak, nerede çirkin bir söz sarf edilecek diye bekleyen pek çok insan var. Siz bunların hepsini boşa çıkardınız. Ben yüce Meclis'i bu konuda takdirle karşılıyorum" ifadesini kullandı. Bütün konuşmacılara teşekkür eden Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bence Meclise yakışan budur. Düşüncelerimizi ifade ederken kibar, saygılı olmak, tartışmaya yol açmamak ve kişisel eleştirilerde bulunmamak gerekir. Bizden ve bu Meclis'ten beklenen budur. Beğenmediğimiz sözler olabilir eleştiririz, beğendiğimiz sözler olabilir alkışlarız ama bugün herkesin bir kavga, gerginlik, sıkıntı yaşanacağını umduğu Meclisimiz'de böylesine büyük bir olgunluğun gösterilmesini, yıllardır bu parlamentoda olan bir arkadaşınız olarak takdirle karşıladım. Tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum."

Arınç, Muharem İnce'nin bugünkü konunun çok dışında kalan konularda hükümeti ve AK Parti'yi hedef alan suçlamalasına müstehak olmadıklarını, bu suçlamaları kabul etmediklerini ve aynen kendisine iade ettiğini söyledi.

Şafak Pavey'in çok güzel üslup içerisinde konuştuğunu belirten Arınç, Pavey'in suçlayıcı ifadelerinin tartışmaya açık olduğunu, sözlerinin kendilerini muhatap alan kısmını da kabul etmediklerini söyledi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "İsyan etmedik, dağa çıkmayı aklımızdan geçirmedik, sabırla ve demokrasinin güçlenmesiyle bu sorunların çözüleceğine ta baştan inandık. Demek ki sabır çok gerekliymiş" dedi.

CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey'in gündemdışı konuşmasına Hükümet adına yanıt veren Arınç, 1999'da İstanbul Milletvekili Merve Kavakçı'nın Genel Kurul'a geldiği gün Meclise yakışmayan tartışmaların olduğunu kaydetti.

Şimdi 14 yıl sonra, o zamanın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in bunu bir provokasyon olarak yorumlayan sözlerini, rahmetli Bülent Ecevit'in kürsüye çıkarak yaptığı konuşmaları unutmak istediğini ifade eden Arınç, şunları söyledi:

"Çünkü onlar, Türkiye demokrasisi içerisinde kabul edilmesi mümkün olmayan şeylerdi. Düşünün, bir arkadaşımız aday olmaya karar veriyor, partisine müracaat ediyor, partisi onu il seçim kuruluna, Yüksek Seçim Kurulu'na bildiriyor. Başında örtüsü var, 'Ben, bu halimle seçimlere gireceğim' diyor; hiçbir itiraz yok, hiçbir dava açılmamış. Seçimlere girerken kampanyasında bu kıyafetiyle 'Ben böyle seçileceğim' diye halkına gösteriyor, öyle oy alıyor ve seçiliyor. İl seçim kurulu mazbatasını veriyor, 'Milletvekili seçildiniz' diyor. Yapılacak tek şey var: Buraya gelip ant içecek. Ant içmek üzere geldiğinde de çok iyi hatırlıyorum, 'Dışarı, dışarı' bağırmaları, yapılan konuşmalar, Başkana yapılan müdahaleler; ant içmek mümkün olmadı. Bu, bir acı tablodur. Siz farklı düşünebilirsiniz ama bugün geldiğimiz noktaya bakarak bunun tekrar yaşanmamış olmasının Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından, bazı düşüncelerin değişimi ve dönüşümü bakımından ne kadar olumlu olduğunu biliyorum. O olayın siyasi sonuçları olmuştu. En basitinden, yüzde 22'den yüzde 1,5'e düşen bir partinin o olaydan ne kadar etkilendiğini bir kenara koyalım, 2000-2001 krizleri de şüphesiz bunda etkili olmuştur ama o gün 'dışarı' diye bağıranların hemen hemen hepsi dışarıda kaldığı gibi, partileri de yüzde 1,5'a düştü çünkü halk bunu affetmedi."

1990'lı yılların başında 3 tane üniversite hariç pek çoğunda başörtüsünün serbest olduğunu belirten Arınç, "Benim kızım da o dönemde Celal Bayar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı'ndaydı. Değerli arkadaşlarım, sonra devir değişti, anlayış değişti, talimatlar yağmaya başladı, her birine yasak geldi. Kızlarımız gözleri yaşlı, birtakım travmalar geçirerek, psikolojileri bozularak 'Benim başörtülü başladığım üniversite hayatıma neden son veriyorsunuz, bu zulüm nedendir?' diyerek, gerçekten büyük bir acı yaşadılar. Mücadele, sadece, üniversitelerde kılık kıyafetin serbest olmasıyla bağlantılı kaldı" dedi.

Gelinen noktada bütün üniversitelerde hemen hemen kılık kıyafet yasaklamasının kalmadığını dile getiren Başbakan Yardımcısı Arınç, "Öğrencilerimiz arasında bir sorun yok, öğretim üyeleriyle öğrencilerimiz arasında bir sorun yok, rektörlerle bir sorun yok, anlayış değişmiştir, buna da hiçbir siyasi partinin itirazı yok şu anda. Artık üniversitelerde kılık kıyafet serbestliği olmalıdır. Aynen şuna misal vermek istiyorum: Mazbatasını aldığı halde, burada andı içirilmeyen ve başörtüsü sebebiyle buradan atılmaya çalışılan insanlarımızın üniversitede okumak isteyin gençlerimizle kaderi bir noktada buluştu" ifadelerini kullandı.

***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***