2013-05-14 - 12:46
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Reyhanlı'daki saldırıların arkasındaki güçler ve kullanılan taşeronların büyük oranda aydınlatıldığını bildirerek, ''Bu menfur hadiseyi gerçekleştirenlerin Suriye rejimiyle irtibatlı, Türkiye içinde bir örgüt olduğu, saldırıda yer alanların da Türkiye vatandaşı olduğu tespit edilmiştir. Biz bu saldırının altında kalmayız, er ya da geç bu alçakça saldırının faillerine bedelini misliyle ödetiriz'' dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Reyhanlı'daki saldırıların arkasındaki güçler ve kullanılan taşeronların büyük oranda aydınlatıldığını bildirerek, ''Bu menfur hadiseyi gerçekleştirenlerin Suriye rejimiyle irtibatlı, Türkiye içinde bir örgüt olduğu, saldırıda yer alanların da Türkiye vatandaşı olduğu tespit edilmiştir. Biz bu saldırının altında kalmayız, er ya da geç bu alçakça saldırının faillerine bedelini misliyle ödetiriz'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Osmaniye yakınlarında F-16 uçağının düşmesi sonucu şehit olan pilot Üstteğmen Hamza Gümüşsoy'a Allah'tan rahmet, acılı ailesine, yakınlarına, Hava Kuvvetleri, TSK ve millete bağşağlığı dileyerek başladı.
Başbakan Erdoğan, Türkiye'de her anlamda baharı yaşadıkları, birlik, dayanışma, kardeşlik adına çok önemli bir süreçten geçtikleri, umutlarını çoğalttıkları bir dönemde, Anneler Günü öncesinde, geçen Cumartesi günü Hatay'ın Reyhanlı ilçesinden milletçe kendilerini derinden sarsan acı bir haber aldıklarını söyledi. Erdoğan, Reyhanlı'da belediye ve PTT binalarının önünde, bomba yüklü iki aracın infilak etmesi sonucu 51 kişiyi kaybettiklerini, 41'inin kimlik tespitinin tamamlandığını, 39'unun cenazelerinin ailelerine teslim edildiğini, definlerinin yapıldığını anlattı. Erdoğan, 39 kişiden 36'sının Türkiye vatandaşı, 3'ünün de Suriye vatandaşı olduğunu; hastanelerde 48 yaralının bulunduğunu belirterek, ''Bunların da 41'i bizim, 7'si ise Suriye vatandaşı. Yaralılardan 17'sinin durumu ağır. Çok büyük miktarda patlayıcı kullanılması nedeniyle Reyhanlı'da evler, işyerleri, kamu binaları tahrip oldu, önemli ölçüde maddi hasar oluştu. Yapılan tespitlere göre 452 işyeri, 293 konut, 62 araç ve 11 kamu binası patlamada hasar gördü. Valililiğimiz tasarrufuna 7,5 trilyon ilk etapta gönderdik. Esnafla ilgili olarak gerek vergi, gerek sigorta noktasında 1 yıl erteleme talimatını arkadaşlarımıza verdik'' diye konuştu.
Saldırılarda hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarını kaybedenlere sabır, Reyhanlı, Hatay ve tüm Türkiye'deki vatandaşlara başsağlığı dileyen Erdoğan, ''İnşallah hem Reyhanlı hem Türkiye, bu alçakça saldırıyı suhuletle aşacak, yaralar en kısa zamanda sarılacak, saldırının izleri en kısa süre içinde tamir edilecek'' dedi.
Başbakan Erdoğan, saldırı anından itibaren devletin tüm imkanlarının seferber edildiğini vurgulayarak, Sağlık Bakanlığı'nın ambülans, helikopterler, jet ambülanslarla yaralıların çok hızlı şekilde taşınmasını sağladığını anlattı.
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, İçişleri Bakanı Muammer Güler, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in, il milletvekilleriyle burada bulunduklarını vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Milletvekillerimiz orada aynı şekilde çalışmalarını sürdürdü, bakanlarımız ertesi gün akşam saatlerine kadar olayları koordine etti. Bir yandan acil müdahaleler yapılırken diğer yandan güvenlik ve istihbarat birimlerimiz, sorumluların yakalanması için çalışmalarını başlattılar.
Saldırı, arkasındaki güçler ve kullanılan taşeronlar itibariyle şu anda çok büyük oranda aydınlatıldı. Bu menfur hadiseyi gerçekleştirenlerin Suriye rejimiyle irtibatlı, Türkiye içinde bir örgüt olduğu, saldırıda yer alanların da Türkiye vatandaşı olduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda şu an itibariyle 13 kişi gözaltına alındı, sorgulamalar devam ediyor. Güvenlik güçlerimiz ve istihbarat birimlerimiz olayı bütün boyutlarıyla aydınlatmak, tüm failleri ortaya çıkarmak, benzeri saldırıların gerçekleşmesini engellemek için büyük bir hassasiyetle çalışmaya devam ediyorlar. Bu arada Başbakanlık Teftiş Kurulu olarak da burada ihmaller var mı, nedir, kimler tarafındandır, bütün bunları araştırmak için Teftiş Kurulumuz, ayrıca çalışmalarını sürdürecektir.
Acımız gerçekten büyük. Ancak gerek cumartesi, gerek pazar günü ifade ettiğim gibi meselenin üzerine soğukkanlılığımızı yitirmeden, aklı selim dışına çıkmadan, infiale kapılmadan ve infiale yol açmadan gideceğiz. Bu saldırıyı çok dikkati okumak, saldırının arkasındaki niyetleri çok hassas şekilde analiz etmek, tavrımızı da ona göre belirlemek zorundayız. Daha önce de ifade ettiğim gibi büyük devletler, böyle büyük provokatif hadiseler karşısında soğukkanlılığını muhafaza edebilen, aklıselimle hareket edebilen devletlerdir. Biz bu saldırının altında kalmayız, er ya da geç bu alçakça saldırının faillerine bedelini misliyle ödetiriz. Allah'a hamdolsun bunu yapacak gücümüz de var irademiz de var, tecrübemiz de var. Ancak soğukkanlı davranacak, büyük devlet refleksiyle hareket edecek, bizi çekmek istedikleri tuzaklara da asla düşmeyeceğiz.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye halkıyla zerre kadar sorunlarının olmadığını ifade ederek, ''Bizim Suriye'deki alçak, gaddar, zalim, diktatör rejim ile meselemiz vardır. Geçmişte ne yaşanırsa yaşansın, kendi halkına silah doğrultan, kendi halkına zulmeden, kendi ülkesiyle birlikte tüm bölgeyi yangına sürüklemek isteyen bir rejimle bizim hiç işimiz olmaz. Biz zalimlerin yanında değil, her zaman mazlumların yanında yer alan bir ülkeyiz'' dedi.
Erdoğan, Reyhanlı'daki saldırının ardından ortaya çıkan bazı tartışmaları değerlendirdi.
''Bir üzüntümü, hissiyatımı samimi bir dille, burada paylaşmak niyetindeyim'' diyen Erdoğan, Türkiye'de bazı kesimlerin, uzun yıllardır terörle yaşayan, teröre maruz kalan bir ülke oldukları halde, belli noktalarda terörün tuzağına tekrar tekrar düşmekten kendilerini alamadığını söyledi.
Terörün amacının sadece saldırmak, bomba patlatmak, masum insanları, güvenlik güçlerini hedef almak olmadığını vurgulayan Erdoğan, terörün; eylemleriyle propagandasını yapmak, ses getirmek, toplumda korku, kaos oluşturmak istediğini belirtti. Erdoğan, ''Terör hedef aldığı canların ötesinde onların üzerinden toplumu şekillendirmek, politikaları şekillendirmek, onlara yön tayin etmek ister. Bomba yüklü araçları patlatmak, onlarca cana kıymak, terörün kullandığı sadece bir araçtır, terörün sadece bir yönüdür. Terör ve terör örgütleri, asıl o saldırının arkasından ortaya çıkacak manzaraya bakar, o manzarayı şekillendirmek, durumuna göre kendilerini başarılı ya da başarısız görürler. Terör örgütü, saldırıyı gerçekleştirdiğinde özellikle bunun gerçekleşmesiyle değil, saldırı sonrasında toplum korkarsa, dehşete düşerse, infiale kapılırsa, kaosun içine sürüklenirse işte o zaman amacına ulaşır. Eğer toplum ikiye ayrılır, toplumda soru işaretleri oluşursa, hatta toplumun fertleri arasında bir huzursuzluk, gerilim ortamı baş gösterirse terör o zaman hedefine vasıl olur'' diye konuştu.
Erdoğan, on yıllardır terörle yaşayan bir ülke olarak, bazılarının terörün bu boyutu üzerinde hiç durmadıklarını, durmak istemediğini ifade etti.
Erdoğan, hükümetleri döneminde ya da öncesinde, bu tür acı hadiselerin ardından sorumluluk mevkindeki kişi ya da kurumların nasıl tavır takındıkları incelendiğinde, başta siyaset ve medyanın açıklamaları, yayın ve tavırların son derece hassas olması gereken kesimlerin, terörün bu tuzağına nasıl tekrar tekrar düştüklerinin görüleceğini kaydetti.
Reyhanlı'daki saldırıdan sonra bir kısım medya kuruluşları ve siyasetçilerin, alçakça bu tuzağın içinde rol aldığını ifade eden Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
''Daha Reyhanlı'nın caddelerinde dumanlar tütüyor, Reyhanlı'nın sokaklarında feryatlar göğe yükseliyor, insanlar sokaklarda can mücadelesi veriyor, daha o anda henüz hiçbir şey belli değilken, birileri çıkıyor, sanki o saldırıyı beklermiş gibi, sanki böyle bir fırsatı kolluyormuş gibi sorumsuzca açıklamalar yapıyor. Yahu bu ne acelecilik, bu ne fırsatçılıktır. Hele durun bir hadiseyi anlayalım, hele durun gözyaşlarımızı dindirelim, cenazelerimizi defnedelim. Ondan sonra herkes eteğindeki taşları döksün. Herkes söyleyeceğini yine söylesin. Ama daha Reyhanlı sokaklarından kara dumanlar yükselirken, tam da saldırganların istediği gibi hemen suçlamalar yapmak, tahrik oluşturmak, en hafif tabiriyle fırsatçılıktır ve son derece çirkindir. Saldırganlar o iki aracı patlattıklarında, 50 cana kıydıklarında değil, bu açıklamaları yaptırdıklarında Suriyeli mültecilere, Özgür Suriye Ordusu'na, Türkiye'nin Suriye politikasına yönelik infiali oluşturduklarında küstahça tebessüm ettiler. İşte asıl o zaman sevindiler, o zaman maksat hasıl oldu dediler. Bunu görebilmek için illa terör uzmanı olmak gerekmiyor. 30 yılını terörle mücadele içinde geçiren bir ülkenin siyasetçisi de medyası da bunu artık görebilmeli, buna göre tavır belirleyebilmeli, bu tuzaktan uzak kalmayı becerebilmelidir.''
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin Suriye politikasını, olaylara bakışını net şekilde, defalarca ifade ettiğini dile getirerek, 10,5 yıl önce iktidara geldikleri andan itibaren Suriye ile ilişkileri geliştirmek, işbirliğini ilerletmek, özellikle ticaret hacmini büyütmek için samimi gayret içinde olduklarını anlattı.
Türkiye ile Suriye halklarının kardeş olduğu gerçeğinden yola çıkarak, Suriye'de refah, huzur ve istikrarın tesis edilmesi, Suriye ile birlikte bölge meselelerine çözüm aranması için samimi girişimlerde bulunduklarını anımsatan Erdoğan, ''Bizim Suriye halkıyla zerre kadar meselemiz yoktur. Bizim Suriye'deki alçak, gaddar, zalim, diktatör rejim ile meselemiz vardır'' dedi.
Erdoğan, kuzey Afrika ülkelerinde halk hareketleri başladığında, aynı samimiyet içinde Suriye rejimine uyarılar, tavsiyelerde bulunduklarını kaydederek, Suriye'de kanlı halk hareketlerinin olmaması için reformlar yapılması gerektiğini söylediklerini anlattı. Suriye'de olaylar başladığı anda bile Şam ile irtibatlarını kesmediklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
''Son bir umut, Şam'a sürekli tavsiyelerimizi, uyarılarımızı ilettik. Bu 6 ay devam etti. Hep sabırla, umutla hareket ettik. Bizim Şam yönetimiyle irtibatımızı kesmemiz, Suriye'de halk hareketlerinin yayılması, Suriye ordusunun da halka acımasızca saldırması aşamasında olmuştur. Tankla, topla insanların üzerine saldırdıkları andan itibaren bizim de tavrımız değişti. Geçmişte ne yaşanırsa yaşansın, kendi halkına silah doğrultan, kendi halkına zulmeden, kendi ülkesiyle birlikte tüm bölgeyi yangına sürüklemek isteyen bir rejimle bizim hiç işimiz olmaz. Biz zalimlerin yanında değil, her zaman mazlumların yanında yer alan bir ülkeyiz. Böyle bir ülkenin hükümetiyiz. Suriye'de bu kanlı olaylar devam ederken, 2 yılı aşkın süredir de olayların sona ermesi, halkın taleplerinin karşılanması, halkına zulmeden rejimin çekilmesi için girişimlerimizi sürdürdük ve sürdürüyoruz. Biz, Anamuhalefet partisi gibi çok farklı saiklerle, zalimin, diktatörün, eli kanlı canilerin yanında duranlardan değil, sadece ve sadece hakkın, mağdurun, mazlumun yanında duranlardan olduk. Türkiye'ye yakışan sadece hakkın yanında durmaktır. Biz de bunu yaptık.
'Bize ne Suriye'den' diyenlere, 'Bizim Suriye ile ne işimiz var' diyenlere, 'Mültecilere neden kucak açıyoruz, yabancıları neden topraklarımıza alıyoruz' diyenlere, seslenmek istiyorum: Bizim Suriye politikamızın iki ana ekseni vardır. Birincisi bölgede barış, huzur ve istikrarın Türkiye'yi çok ama çok yakından ilgilendirdiğine inanıyor, kendi huzurumuz, iç barışımız, kendi güvenliğimiz için bölgede barış istiyoruz. Türkiye, örneğin Filistin meselesine en başından itibaren kayıtsız kalabilir, görmeyebilir, duymayabilir, hiç ama hiç sesini çıkarmayabilirdi. Türkiye, Suriye meselesine de başından beri kayıtsız kalabilir, hiçbir şey yokmuş gibi davranabilirdi. Ama şunu herkes bilsin ki bölgedeki en küçük ateş dahi gelir Türkiye'yi bulur, dokunur. Türkiye bunun bedelini de geçmişte ağır ödemiştir. Filistin'e kayıtsız kalmış, bedelini ödemiştir, Arap ülkelerine sırtını dönmüş bedelini çok ağır ödemiştir. Türkiye, bölge meselelerine yönelik kayıtsızlığı nedeniyle ekonomik, diplomatik bedeller, hatta terör nedeniyle hayatlara mal olan bedeller ödemiş, ödemek zorunda kalmıştır.
Çok zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu zor coğrafyada kapıları kapatmak, duvarlar örmek, sorunlara kayıtsız kalmak asla çözüm değildir. Çözüm olmadığı da görülmüştür. Bölgesine, dünyaya, özellikle de kardeşlerine kayıtsız kalan bir devlet, asla ve asla büyük devlet olamaz. Böyle bir devletin ekonomisi büyümez, refah seviyesi artmaz, böyle bir devletin saygınlığı, itibarı olmaz. Nitekim Türkiye, çok uzun yıllar kardeşlerine sırt çevirmiş şekilde yaşamış, olduğu yerde saymış, itibarı çok ciddi şekilde zedelenmiştir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin, Türk Lirası'nın, pasaportumuzun, ay yıldızlı bayrağımızın küresel bir saygınlığı varsa, bu aktif ve barışçıl dış politikamızın bir eseridir.''
Erdoğan, Suriye politikalarının ikinci ve en önemli ekseninin ise insani boyutu olduğuna işaret etti. Erdoğan, Bosna Hersek'de çok acı katliamlar yaşanırken, Türkiye'nin, ''Bana ne Bosna Hersek'ten'' deseydi, bugün Saraybosna'nın yüzüne bakıp bakamayacığını sordu.
''Kosova'da acı hadiseler yaşanırken, bana ne Kosova'dan deseydik, bugün Priştine, Prizren'in yüzüne bakabilir miydik- Halepçe katliamı sonrası Kuzey Irak'tan kaçan Kürt kardeşlerimize kucak açmasaydık bugün Erbil'in yüzüne bakabilir miydik- Lefkoşe'den bane ne, Karabağ'dan bana ne, Bakü'den bana ne deme imkanına sahip miyiz-''sorularını yönelten Erdoğan, ''CHP'nin, Boraltan Köprüsü'nde Stalin'in ordusuna teslim ettiği Türkiye'nin yanı başında kurşuna dizilen Azeri kardeşlerimizin acısını, bugün bile yüreğimizde taşıyoruz. Türkiye'ye böyle acı hatıralar, silinmesi zor lekeler bırakmaya hakkımız olabilir mi- AK Parti teşkilatının, bize gönül vermiş vatandaşlarımızın, 76 milyon aziz milletimin bilhassa şunu bilmelerini istiyorum: Biz Türkiye'nin çocukları, dünyanın çocukları için sorumluluk yüklenmiş bir iktidarız. Biz Türkiye ve dünyada çocukların, kadınların alçakça katledilmesine isyan ederek iktidara gelmiş bir kadroyuz. Böyle bir hareketiz. Çocuklar katledilirken susacaksak, o zaman AK Parti'ye ne gerek var- Bunu CHP yapabilir, MHP yapabilir, BDP yapabilir ama bunu AK Parti asla yapamaz. Kapımızı çalan misafirlere kapıyı kapatacaksak, o zaman bu harekete ne ihtiyaç var-'' diye konuştu.
**** HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DÖKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
Başbakan Erdoğan, Osmaniye yakınlarında F-16 uçağının düşmesi sonucu şehit olan pilot Üstteğmen Hamza Gümüşsoy'a Allah'tan rahmet, acılı ailesine, yakınlarına, Hava Kuvvetleri, TSK ve millete bağşağlığı dileyerek başladı.
Başbakan Erdoğan, Türkiye'de her anlamda baharı yaşadıkları, birlik, dayanışma, kardeşlik adına çok önemli bir süreçten geçtikleri, umutlarını çoğalttıkları bir dönemde, Anneler Günü öncesinde, geçen Cumartesi günü Hatay'ın Reyhanlı ilçesinden milletçe kendilerini derinden sarsan acı bir haber aldıklarını söyledi. Erdoğan, Reyhanlı'da belediye ve PTT binalarının önünde, bomba yüklü iki aracın infilak etmesi sonucu 51 kişiyi kaybettiklerini, 41'inin kimlik tespitinin tamamlandığını, 39'unun cenazelerinin ailelerine teslim edildiğini, definlerinin yapıldığını anlattı. Erdoğan, 39 kişiden 36'sının Türkiye vatandaşı, 3'ünün de Suriye vatandaşı olduğunu; hastanelerde 48 yaralının bulunduğunu belirterek, ''Bunların da 41'i bizim, 7'si ise Suriye vatandaşı. Yaralılardan 17'sinin durumu ağır. Çok büyük miktarda patlayıcı kullanılması nedeniyle Reyhanlı'da evler, işyerleri, kamu binaları tahrip oldu, önemli ölçüde maddi hasar oluştu. Yapılan tespitlere göre 452 işyeri, 293 konut, 62 araç ve 11 kamu binası patlamada hasar gördü. Valililiğimiz tasarrufuna 7,5 trilyon ilk etapta gönderdik. Esnafla ilgili olarak gerek vergi, gerek sigorta noktasında 1 yıl erteleme talimatını arkadaşlarımıza verdik'' diye konuştu.
Saldırılarda hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarını kaybedenlere sabır, Reyhanlı, Hatay ve tüm Türkiye'deki vatandaşlara başsağlığı dileyen Erdoğan, ''İnşallah hem Reyhanlı hem Türkiye, bu alçakça saldırıyı suhuletle aşacak, yaralar en kısa zamanda sarılacak, saldırının izleri en kısa süre içinde tamir edilecek'' dedi.
Başbakan Erdoğan, saldırı anından itibaren devletin tüm imkanlarının seferber edildiğini vurgulayarak, Sağlık Bakanlığı'nın ambülans, helikopterler, jet ambülanslarla yaralıların çok hızlı şekilde taşınmasını sağladığını anlattı.
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, İçişleri Bakanı Muammer Güler, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in, il milletvekilleriyle burada bulunduklarını vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Milletvekillerimiz orada aynı şekilde çalışmalarını sürdürdü, bakanlarımız ertesi gün akşam saatlerine kadar olayları koordine etti. Bir yandan acil müdahaleler yapılırken diğer yandan güvenlik ve istihbarat birimlerimiz, sorumluların yakalanması için çalışmalarını başlattılar.
Saldırı, arkasındaki güçler ve kullanılan taşeronlar itibariyle şu anda çok büyük oranda aydınlatıldı. Bu menfur hadiseyi gerçekleştirenlerin Suriye rejimiyle irtibatlı, Türkiye içinde bir örgüt olduğu, saldırıda yer alanların da Türkiye vatandaşı olduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda şu an itibariyle 13 kişi gözaltına alındı, sorgulamalar devam ediyor. Güvenlik güçlerimiz ve istihbarat birimlerimiz olayı bütün boyutlarıyla aydınlatmak, tüm failleri ortaya çıkarmak, benzeri saldırıların gerçekleşmesini engellemek için büyük bir hassasiyetle çalışmaya devam ediyorlar. Bu arada Başbakanlık Teftiş Kurulu olarak da burada ihmaller var mı, nedir, kimler tarafındandır, bütün bunları araştırmak için Teftiş Kurulumuz, ayrıca çalışmalarını sürdürecektir.
Acımız gerçekten büyük. Ancak gerek cumartesi, gerek pazar günü ifade ettiğim gibi meselenin üzerine soğukkanlılığımızı yitirmeden, aklı selim dışına çıkmadan, infiale kapılmadan ve infiale yol açmadan gideceğiz. Bu saldırıyı çok dikkati okumak, saldırının arkasındaki niyetleri çok hassas şekilde analiz etmek, tavrımızı da ona göre belirlemek zorundayız. Daha önce de ifade ettiğim gibi büyük devletler, böyle büyük provokatif hadiseler karşısında soğukkanlılığını muhafaza edebilen, aklıselimle hareket edebilen devletlerdir. Biz bu saldırının altında kalmayız, er ya da geç bu alçakça saldırının faillerine bedelini misliyle ödetiriz. Allah'a hamdolsun bunu yapacak gücümüz de var irademiz de var, tecrübemiz de var. Ancak soğukkanlı davranacak, büyük devlet refleksiyle hareket edecek, bizi çekmek istedikleri tuzaklara da asla düşmeyeceğiz.''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye halkıyla zerre kadar sorunlarının olmadığını ifade ederek, ''Bizim Suriye'deki alçak, gaddar, zalim, diktatör rejim ile meselemiz vardır. Geçmişte ne yaşanırsa yaşansın, kendi halkına silah doğrultan, kendi halkına zulmeden, kendi ülkesiyle birlikte tüm bölgeyi yangına sürüklemek isteyen bir rejimle bizim hiç işimiz olmaz. Biz zalimlerin yanında değil, her zaman mazlumların yanında yer alan bir ülkeyiz'' dedi.
Erdoğan, Reyhanlı'daki saldırının ardından ortaya çıkan bazı tartışmaları değerlendirdi.
''Bir üzüntümü, hissiyatımı samimi bir dille, burada paylaşmak niyetindeyim'' diyen Erdoğan, Türkiye'de bazı kesimlerin, uzun yıllardır terörle yaşayan, teröre maruz kalan bir ülke oldukları halde, belli noktalarda terörün tuzağına tekrar tekrar düşmekten kendilerini alamadığını söyledi.
Terörün amacının sadece saldırmak, bomba patlatmak, masum insanları, güvenlik güçlerini hedef almak olmadığını vurgulayan Erdoğan, terörün; eylemleriyle propagandasını yapmak, ses getirmek, toplumda korku, kaos oluşturmak istediğini belirtti. Erdoğan, ''Terör hedef aldığı canların ötesinde onların üzerinden toplumu şekillendirmek, politikaları şekillendirmek, onlara yön tayin etmek ister. Bomba yüklü araçları patlatmak, onlarca cana kıymak, terörün kullandığı sadece bir araçtır, terörün sadece bir yönüdür. Terör ve terör örgütleri, asıl o saldırının arkasından ortaya çıkacak manzaraya bakar, o manzarayı şekillendirmek, durumuna göre kendilerini başarılı ya da başarısız görürler. Terör örgütü, saldırıyı gerçekleştirdiğinde özellikle bunun gerçekleşmesiyle değil, saldırı sonrasında toplum korkarsa, dehşete düşerse, infiale kapılırsa, kaosun içine sürüklenirse işte o zaman amacına ulaşır. Eğer toplum ikiye ayrılır, toplumda soru işaretleri oluşursa, hatta toplumun fertleri arasında bir huzursuzluk, gerilim ortamı baş gösterirse terör o zaman hedefine vasıl olur'' diye konuştu.
Erdoğan, on yıllardır terörle yaşayan bir ülke olarak, bazılarının terörün bu boyutu üzerinde hiç durmadıklarını, durmak istemediğini ifade etti.
Erdoğan, hükümetleri döneminde ya da öncesinde, bu tür acı hadiselerin ardından sorumluluk mevkindeki kişi ya da kurumların nasıl tavır takındıkları incelendiğinde, başta siyaset ve medyanın açıklamaları, yayın ve tavırların son derece hassas olması gereken kesimlerin, terörün bu tuzağına nasıl tekrar tekrar düştüklerinin görüleceğini kaydetti.
Reyhanlı'daki saldırıdan sonra bir kısım medya kuruluşları ve siyasetçilerin, alçakça bu tuzağın içinde rol aldığını ifade eden Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
''Daha Reyhanlı'nın caddelerinde dumanlar tütüyor, Reyhanlı'nın sokaklarında feryatlar göğe yükseliyor, insanlar sokaklarda can mücadelesi veriyor, daha o anda henüz hiçbir şey belli değilken, birileri çıkıyor, sanki o saldırıyı beklermiş gibi, sanki böyle bir fırsatı kolluyormuş gibi sorumsuzca açıklamalar yapıyor. Yahu bu ne acelecilik, bu ne fırsatçılıktır. Hele durun bir hadiseyi anlayalım, hele durun gözyaşlarımızı dindirelim, cenazelerimizi defnedelim. Ondan sonra herkes eteğindeki taşları döksün. Herkes söyleyeceğini yine söylesin. Ama daha Reyhanlı sokaklarından kara dumanlar yükselirken, tam da saldırganların istediği gibi hemen suçlamalar yapmak, tahrik oluşturmak, en hafif tabiriyle fırsatçılıktır ve son derece çirkindir. Saldırganlar o iki aracı patlattıklarında, 50 cana kıydıklarında değil, bu açıklamaları yaptırdıklarında Suriyeli mültecilere, Özgür Suriye Ordusu'na, Türkiye'nin Suriye politikasına yönelik infiali oluşturduklarında küstahça tebessüm ettiler. İşte asıl o zaman sevindiler, o zaman maksat hasıl oldu dediler. Bunu görebilmek için illa terör uzmanı olmak gerekmiyor. 30 yılını terörle mücadele içinde geçiren bir ülkenin siyasetçisi de medyası da bunu artık görebilmeli, buna göre tavır belirleyebilmeli, bu tuzaktan uzak kalmayı becerebilmelidir.''
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin Suriye politikasını, olaylara bakışını net şekilde, defalarca ifade ettiğini dile getirerek, 10,5 yıl önce iktidara geldikleri andan itibaren Suriye ile ilişkileri geliştirmek, işbirliğini ilerletmek, özellikle ticaret hacmini büyütmek için samimi gayret içinde olduklarını anlattı.
Türkiye ile Suriye halklarının kardeş olduğu gerçeğinden yola çıkarak, Suriye'de refah, huzur ve istikrarın tesis edilmesi, Suriye ile birlikte bölge meselelerine çözüm aranması için samimi girişimlerde bulunduklarını anımsatan Erdoğan, ''Bizim Suriye halkıyla zerre kadar meselemiz yoktur. Bizim Suriye'deki alçak, gaddar, zalim, diktatör rejim ile meselemiz vardır'' dedi.
Erdoğan, kuzey Afrika ülkelerinde halk hareketleri başladığında, aynı samimiyet içinde Suriye rejimine uyarılar, tavsiyelerde bulunduklarını kaydederek, Suriye'de kanlı halk hareketlerinin olmaması için reformlar yapılması gerektiğini söylediklerini anlattı. Suriye'de olaylar başladığı anda bile Şam ile irtibatlarını kesmediklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
''Son bir umut, Şam'a sürekli tavsiyelerimizi, uyarılarımızı ilettik. Bu 6 ay devam etti. Hep sabırla, umutla hareket ettik. Bizim Şam yönetimiyle irtibatımızı kesmemiz, Suriye'de halk hareketlerinin yayılması, Suriye ordusunun da halka acımasızca saldırması aşamasında olmuştur. Tankla, topla insanların üzerine saldırdıkları andan itibaren bizim de tavrımız değişti. Geçmişte ne yaşanırsa yaşansın, kendi halkına silah doğrultan, kendi halkına zulmeden, kendi ülkesiyle birlikte tüm bölgeyi yangına sürüklemek isteyen bir rejimle bizim hiç işimiz olmaz. Biz zalimlerin yanında değil, her zaman mazlumların yanında yer alan bir ülkeyiz. Böyle bir ülkenin hükümetiyiz. Suriye'de bu kanlı olaylar devam ederken, 2 yılı aşkın süredir de olayların sona ermesi, halkın taleplerinin karşılanması, halkına zulmeden rejimin çekilmesi için girişimlerimizi sürdürdük ve sürdürüyoruz. Biz, Anamuhalefet partisi gibi çok farklı saiklerle, zalimin, diktatörün, eli kanlı canilerin yanında duranlardan değil, sadece ve sadece hakkın, mağdurun, mazlumun yanında duranlardan olduk. Türkiye'ye yakışan sadece hakkın yanında durmaktır. Biz de bunu yaptık.
'Bize ne Suriye'den' diyenlere, 'Bizim Suriye ile ne işimiz var' diyenlere, 'Mültecilere neden kucak açıyoruz, yabancıları neden topraklarımıza alıyoruz' diyenlere, seslenmek istiyorum: Bizim Suriye politikamızın iki ana ekseni vardır. Birincisi bölgede barış, huzur ve istikrarın Türkiye'yi çok ama çok yakından ilgilendirdiğine inanıyor, kendi huzurumuz, iç barışımız, kendi güvenliğimiz için bölgede barış istiyoruz. Türkiye, örneğin Filistin meselesine en başından itibaren kayıtsız kalabilir, görmeyebilir, duymayabilir, hiç ama hiç sesini çıkarmayabilirdi. Türkiye, Suriye meselesine de başından beri kayıtsız kalabilir, hiçbir şey yokmuş gibi davranabilirdi. Ama şunu herkes bilsin ki bölgedeki en küçük ateş dahi gelir Türkiye'yi bulur, dokunur. Türkiye bunun bedelini de geçmişte ağır ödemiştir. Filistin'e kayıtsız kalmış, bedelini ödemiştir, Arap ülkelerine sırtını dönmüş bedelini çok ağır ödemiştir. Türkiye, bölge meselelerine yönelik kayıtsızlığı nedeniyle ekonomik, diplomatik bedeller, hatta terör nedeniyle hayatlara mal olan bedeller ödemiş, ödemek zorunda kalmıştır.
Çok zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu zor coğrafyada kapıları kapatmak, duvarlar örmek, sorunlara kayıtsız kalmak asla çözüm değildir. Çözüm olmadığı da görülmüştür. Bölgesine, dünyaya, özellikle de kardeşlerine kayıtsız kalan bir devlet, asla ve asla büyük devlet olamaz. Böyle bir devletin ekonomisi büyümez, refah seviyesi artmaz, böyle bir devletin saygınlığı, itibarı olmaz. Nitekim Türkiye, çok uzun yıllar kardeşlerine sırt çevirmiş şekilde yaşamış, olduğu yerde saymış, itibarı çok ciddi şekilde zedelenmiştir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin, Türk Lirası'nın, pasaportumuzun, ay yıldızlı bayrağımızın küresel bir saygınlığı varsa, bu aktif ve barışçıl dış politikamızın bir eseridir.''
Erdoğan, Suriye politikalarının ikinci ve en önemli ekseninin ise insani boyutu olduğuna işaret etti. Erdoğan, Bosna Hersek'de çok acı katliamlar yaşanırken, Türkiye'nin, ''Bana ne Bosna Hersek'ten'' deseydi, bugün Saraybosna'nın yüzüne bakıp bakamayacığını sordu.
''Kosova'da acı hadiseler yaşanırken, bana ne Kosova'dan deseydik, bugün Priştine, Prizren'in yüzüne bakabilir miydik- Halepçe katliamı sonrası Kuzey Irak'tan kaçan Kürt kardeşlerimize kucak açmasaydık bugün Erbil'in yüzüne bakabilir miydik- Lefkoşe'den bane ne, Karabağ'dan bana ne, Bakü'den bana ne deme imkanına sahip miyiz-''sorularını yönelten Erdoğan, ''CHP'nin, Boraltan Köprüsü'nde Stalin'in ordusuna teslim ettiği Türkiye'nin yanı başında kurşuna dizilen Azeri kardeşlerimizin acısını, bugün bile yüreğimizde taşıyoruz. Türkiye'ye böyle acı hatıralar, silinmesi zor lekeler bırakmaya hakkımız olabilir mi- AK Parti teşkilatının, bize gönül vermiş vatandaşlarımızın, 76 milyon aziz milletimin bilhassa şunu bilmelerini istiyorum: Biz Türkiye'nin çocukları, dünyanın çocukları için sorumluluk yüklenmiş bir iktidarız. Biz Türkiye ve dünyada çocukların, kadınların alçakça katledilmesine isyan ederek iktidara gelmiş bir kadroyuz. Böyle bir hareketiz. Çocuklar katledilirken susacaksak, o zaman AK Parti'ye ne gerek var- Bunu CHP yapabilir, MHP yapabilir, BDP yapabilir ama bunu AK Parti asla yapamaz. Kapımızı çalan misafirlere kapıyı kapatacaksak, o zaman bu harekete ne ihtiyaç var-'' diye konuştu.
**** HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DÖKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
