2014-12-22 - 13:15
TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanı Cemil Çiçek başkanlığında toplandı. Genel Kurul'da, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı, 141 ret oyuna karşı 293 oyla kabul edildi. 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ise 145 ret oyuna karşı 297 oyla kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanı Cemil Çiçek başkanlığında toplandı. Genel Kurul'da, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı, 141 ret oyuna karşı 293 oyla kabul edildi. 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ise 145 ret oyuna karşı 297 oyla kabul edildi.
2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı'nın görüşmelerinin son gününde gruplar ve Hükümet adına son konuşmalar yapılacak.
Çiçek, görüşmelere başlamadan önce yaptığı kısa konuşmada, 2014 yılının son birleşiminin yapıldığını hatırlatarak, 2015 yılı bütçesinin Meclis'in yasalaştıracağı son düzenleme olacağını kaydetti.
"Tüm özverili çalışmalardan dolayı, milletvekillerine, grup başkanvekillerine, komisyon başkanlarına, Meclis Başkanvekillerine, Başkanlık Divanı üyelerine, genel başkanlara ve Meclis çalışanlarına teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum. 2015 yılının şimdiden sağlıklı, huzur dolu bir yıl olmasını diliyorum" diyen Çiçek, ilk sözü Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı, AK Parti Manisa Milletvekili Recai Berber'e verdi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Manisa Milletvekili Recai Berber, "Yapısal dönüşüm ve eylem planları ile ülkemiz yeni bir kalkınma seferberliğine başlatmış olacak. Herkes görecek ki AK Parti hükümetleri devrim niteliğindeki reformları sayesinde yine kendi rekorlarını kırmaya devam edecek" dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda 2015 yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına konuşan Berber, ekonomik verilere ilişkin bilgileri yanında getirdiği grafiklerle gösterdi. Son 12 yılda büyük başarılara imza attıklarını, AK Parti hükümetleri döneminde yılda ortalama yüzde 4,8 büyüme sağlandığını, milli gelirin arttığını söyleyen Berber'e, CHP ve MHP'li bazı milletvekilleri laf attı.
Birleşimi yöneten TBMM Başkanı Cemil Çiçek, "Daha 5 dakika bile olmadan başladınız. Sizler de konuşacaksınız. Neden hatibin sözünü kesiyorsunuz? Yapmayın ya... Bu iyi bir görüntü değil. Daha yeni başladık. 6 saat buradayız" dedi.
İşsizlik oranlarının arzu edilen seviyelere inmemesinde işgücüne katılım oranlarındaki artış gibi 2008 yılında ABD'de başlayan ve 2009 yılında bütün dünyayı etkileyen global ekonomik krizin etkilerini gözardı etmemek gerektiğini anlatan Berber, şöyle konuştu:
"Ancak alınan önlemler sayesinde ekonomimiz 2010 yılından itibaren yeniden yüksek büyüme performansı göstermiş ve 2009 yılından bu yana 5,7 milyon kişi daha istihdama katılmış, iş sahibi olmuştur. İstihdam yaratma potansiyelimiz 90'lar seviyesinde olsaydı bugün işsisizlik yüzde 14 seviyesine çıkar ve işsiz sayımız 3,5 milyon kişi daha fazla olurdu. Dünyanını hala atlatamadığı krize rağmen bu sonuçların herkesin takdir ettiği büyük başarı olduğu gerçektir. Uygulanan ekonomi politikaları ve mali disiplinle sağlanan güven ve istikrar ortamı sayesinde büyümemizde önemli etkisi olan doğrudan yabancı sermaye girişi, 2002 yılına göre yaklaşık 12 kat artmıştır. Bütçe performansında da önemli sonuçlar elde edilmiştir. 2002 yılında yüzde 11,5 olan merkezi yönetim bütçe açığını, 2013 yılında yüzde 1,2'ye kadar indirdik. 2014'te bu oranın yüzde 1,4 olarak gerçekleşmesini öngörüyoruz, 2015 yılı bütçesinde ise açığın yüzde 1,1 düşürülmesi hedefleniyor. 2016 yılından itibaren ise yüzde 1'in altına indirilmesi hedeflenmektedir. 1992- 2002 döneminde faiz giderlerinin bütçe içindeki payı yüzde 34,7 iken, bu oran 2003-2013 döneminde ortalama yüzde 24,2'ye düştü. Eğer faiz giderlerinin bütçe içindeki payı 1990'lardaki gibi olsaydı, faiz giderleri 2013 yılında 48 milyar yerine 142 milyar lira olacaktı. Benzer şekilde 90'lardaki performans devam etseydi bizim 2003-2013 döneminde faize ödediğimiz toplam para 392 milyar lira daha fazla olacaktı ki biz bu tutarı milletimize hizmet olarak harcadık, eski hükümetler gibi rantiyeye vermedik. "
Berber, AK Parti döneminde iç borç stokunun önemli ölçüde azaldığını belirterek, 1992-2002 döneminde iç borç stokunun 418 kat artarken, 2003-2013 döneminde sadece bir kat arttığını işaret etti. 1992-2002 döneminde merkezi yönetim borç stokunun milli gelire oranının 40 puan daha artış gösterdiğini kaydeden Berber, "Borçlanma eğilimimiz bu şekilde devam etseydi 2013 yılı itibarıyla borç stokumuzun milli gelire oranı yüzde 109'e çıkacaktı, bunun da parasal karşılığı 1 trilyon 700 milyar lira..Biz de Yunanistan gibi borç batağında iflas etmiş durumda olacaktık. Kayıp 90'lı yılların aksine ak yıllarda faiz giderlerinin hem bütçe hem de milli gelir içindeki hızlı şekilde azalttık. Bu sayede daha fazla kamu kaynağını vatandaşın hizmetine sunduk. Eğitime, sağlığa, altyapı yatırımlarına daha fazla kaynak aktardık" dedi.
Kamu kesimi borçlanma gereğinde durumun daha da çarpıcı olduğunu ifade eden Berber, 1992-2002 döneminde ortalama yüzde 7,8 olan kamu kesimi borçlanma gerenin milli gelire oranının 2003-2013 döneminde yüzde 1,8 olduğunu, bu oranının 2014'te yüzde 1, 2015 yılından itibaren de yüzde 1'in altına ineceğini öngördüklerini söyledi.
Muhalefet milletvekillerinin Komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde 2015 yılı bütçesini "seçim bütçesi" olarak iddia ettiklerine dikkati çeken Berber, "Keşke biraz dediğiniz gibi olsaydı demek geliyor içimden. 6 ay sonra genel seçim, ondan sonra 4 yıl boyunca seçimsiz dönem ülkemizi beklerken bütçemizde yine sıkı duruştan taviz verilmediğini görüyoruz" dedi.
Berber, pek çok milletvekillerinin büyük yatırımların kamu-özel işbirliği yöntemi yerine Hazine borçlanmasıyla yapılmasını savunduklarını belirterek, bunun bir tercih meselesi olduğunu vurguladı. "Eğer hükümetlerimiz özelleştirmelerde ekonomik faaliyetlerden büyük ölçüde çıkmasaydı, bir çok projeyi kamu-özel ortaklığıyla değil de borçlanarak yapsaydı, işte o zaman bugün dünyanın takdir ettiği ekonomik performansı asla gerçekleştiremezdik" diyen Berber, şunları kaydetti:
"Herkes şunu bilsin ki AK Parti hükümetleri ülkemizin potansiyelini harekete geçirmeye, özel sektör eliyle büyümeye devam edecektir. Devlet olarak altyapı yatırımlarına devam edeceğiz. Enerji dahil tüm üretim alanlarının özel sektörümüz, girişimcilerimiz milletimiz eliyle yapılmasını sağlayacağız. Global kriz sonrasında bazı sektörlerde, bankacılık gibi, regülasyon ve finansal istikrar amacıyla bir kısmının devletin elinde kalması gerektiği savunulmuştu. Bu tez doğru olsa bile genel ilkemiz olan devletin düzenleyici ve denetleyici rolünün dışına çıkmasını gerektirmez. Sadece çok küçük ve konjonktürel istisna olarak değerlendirilebilir. Uyguladığımız sıkı mali politikaları, sadece bütçe açıklarının azaltılması, faizlerin nominale düşmesi ve bütçe içinde faiz ödemelerine ayrılan payın azalmasını sağlamamıştır. Aynı zamanda piyasa faiz oranlarını da düşürmüş, Hazine'nin borçlanma faizini 2013 yılında ortalama yüzde 7,6 ile son 40 yılın en düşük oranına indirmiştir. Bu sayede özel sektörün kullandığı kredilerin faiz oranları da düşmüştür. Bugün esnafımız yüzde 4-5, çiftçilerimiz 0-5, sanayici ve tüketicilerimiz yüzde 10'lar seviyesinde faizle kredi kullanabiliyorsa bu sayede olmuştur. Faizlerin düşmesiyle sadece devlet bütçesinden değil, milletin cebinden çıkan faizin rantiyecilere gitmesini önlemiş olduk. Milli gelir pastasından daha fazla faize pay ayrılırken, bu üretime ve üretimde çalışanlara aktarılmış oldu. Bunu yeterli bulmuyoruz. Bunu da aşabilmek için önümüzdeki dönemde iç tasarrufları destekleyerek artırmamız gerektiğini biliyoruz. "
Berber, geçen 12 yılda dünyanın yaşadığı en büyük krize rağmen Türkiye'nin ortalama yüzde 4,8 büyüme gerçekleştirdiğini belirterek, yine en az yüzde 5'ler seviyesinde büyümeyi gerçekleştirme zorunluluğu olduğunu söyledi. 2009 yılından beri alınan önlemler sayesinde dünya ortalamasının üstünde büyümeye devam ettiğini anlatan Berber, "Yapısal dönüşüm ve eylem planları ile ülkemiz, yeni bir kalkınma seferberliğine başlatmış olacak. Herkes görecek ki AK Parti hükümetleri devrim niteliğindeki reformları sayesinde yine kendi rekorlarını kırmaya devam edecek" dedi.
2015 yılı bütçesinin gerçekçi ve milletten aldığını millete sunan, rantiyecilere değil memuruna, emeklisine, işçisine ve köylüsüne daha çok imkanlar sağlayan, eğitim ve sağlığa aslan payını ayıran, sosyal devlet anlayışının ürünü olduğunu belirterek, AK Parti hükümetleri döneminde sadece iki yıl hariç bütçe hedeflerini tutturduklarını, çoğu zaman hedefleri aştıklarını, bunun büyük başarı olduğunu, bu başarıda hükümetlerin kararlı, tutarlı ve şeffaf maliye politikalarının etkisi olduğunu kaydetti.
Bütçenin sağlam kaynaklardan finanse edildiğini belirten Berber, AK Parti iktidarları döneminde dolaysız vergilerin yeterli düzeyde artırılmadığı veya dolaylı vergilerin fazla artırıldığı algısının gerçek olmadığını savundu. Berber, yapısal reformları Türkiye'deki dönüşümün temel motoru haline getirdiklerini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bundan sonra tüm alanlarda ekonomimizde değişim, dönüşüm ve yenileşmeyi sürdüreceğiz. Yeni Türkiye'yi inşa etmeye devam edeceğiz. Bu yaklaşımı sayesinde 2023 hedeflerimize hızla ilerliyoruz. Geldiğimiz nokta, bu hedeflere ulaşacağımızın en güzel göstergesidir. Mali disiplin sayesinde elde ettiğimiz kazanımlar, ülkemize hem sağlam duruş hem de mali esneklik kazandırmıştır. Dünyada büyümenin yavaşladığı ve belirsizliklerin devam ettiği ortamda, sağlam ekonomik göstergelerimiz en büyük dayanağımızdır. 2015 yılı bütçesi de bu politikalarımızın devam ettirileceği bütçedir. 2015'te büyümeyi destekleyecek, kamu altyapı yatırımlarında, teşviklerde ve AR-GE desteklerinde kullanılacak mali alan yaratılmasına devam edilecek. Bunun için temel politika araçları yine faiz dışı harcamaların kontrol edilmesi, kamu kesimi borçlanmasının makul seviyede tutulması, cari harcamalarında daha verimli kullanımların sağlanması, bütçe gelirlerinin sağlıklı ve sürekli kaynaklardan temini, kayıtdışı ekonomiyle mücadele edilmesi olacak. Mali disiplin önümüzdeki dönemde de devam edecek. Bu bizim en önemli gücümüz olacak."
AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, faiz giderlerinin 2002 yılı toplam bütçe giderleri içindeki payının yüzde 44,7 olduğunu belirterek, "Yani bütçemizin yarıya yakını faize gidiyordu. Bu oran 2015 bütçesiyle yüzde 11,4?e çekilmiştir. AK Parti 2002 yılından sonra faiz oranlarıyla mücadeleye girişip, faizin bütçe içindeki payını indirerek 942 milyar liralık tasarruf yapmıştır" dedi.
Aydın, TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen 2015 yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına yaptığı konuşmada, bu bütçede de eğitime, sağlığa, adalet ve emniyete, sosyal harcamalara önemli paylar ayrıldığını söyledi.
"AK Parti Hükümetleri bütçe hazırlarken, aç kabadayıların boş kese mantığı ile hareket etmiyor. Sorumsuz ve tedbirsiz planlamalarla günü kurtarıp gelecek nesillerin sırtına semer vurmuyor" diyen Aydın, AK Parti'nin kendisi eyyamcı olmadığı gibi bütçelerinin de eyyamcı olmadığını söyledi.
Aydın, muhalefetin ekonomik meselelere değinirken kurnazlık yaptığını ifade ederek, şöyle konuştu:
"Oransal değerlendirmeyi yapmak yerine, mutlak rakamlar itibariyle azalış ya da artışlardan bahsediyorlar. Bu sadece işgüzarlık değil, bilimsel bir eksikliktir. Çünkü bir ekonominin ölçümlenmesi ya da performansa değerlendirmesi, milli gelir gibi esas parametrelerde yapılır. Eğer bir kişinin servetinde 10 liradan 100 liraya artış varken, borcunda 20 liradan 30 liraya yükselme sözkonusu ise ortada bir sorun yoktur. Tam tersi bu şahsın çok ciddi bir ekonomik başarısı sözkonusudur. Çünkü borcu yüzde 50 artarken, serveti yüzde 900 artmıştır ve borcunu ödeyebilme kapasitesi yükselmiştir.
Büyüme oranlarında bir düşme olduğunda, muhalefetin felaket tellallığı yaparak hükümeti suçlaması bunun en büyük delilidir. Düşen hasıla rakamlarının ceremesini Hükümete yüklerken, yükselen hasıla rakamlarını Hükümetin başarı hanesinden çıkarmak iyi niyetten yoksun bir yaklaşımdır. Muhalefetin, bilhassa ana muhalefetin işgüzarlığı bununla da sınırlı değil. Eline aldığı bilgilerle cımbızla cambazlık yapmak suretiyle farklı verilerden farklı sonuçlar çıkarmaya çalışıyor. Geçmişi bugüne taşırken istediği sonuca ulaşabilmek adına rakamlarla adete oynadı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun, 1946 ile 2002 yılları arasındaki büyüme ortalaması hakkında tutanaklara geçen cümlesi şu: '1946-2002, 43 yılda ortalama büyüme yüzde 5,1. Darbeler oldu, beş sente muhtaç olunan dönemler oldu, ekonomik krizler oldu, Kıbrıs çıkarmaları oldu, Türkiye?ye yönelik ambargolar oldu; ama 5,1 ortalama büyüme vardı. Peki, 2003-2014 ortalama büyüme yüzde 4,7; yüzde 4,7.' 'Kurnazlık bunun neresinde' diyeceksiniz? Başlangıç yılına dikkat etmemiz gerekiyor. Sayın Kılıçdaroğlu hikayeyi neden 1946?dan başlatıyor? Çünkü 1945 savaşın bittiği ama savaşla birlikte ekonomilerin de bittiği yıldır. Ekonomi literatüründeki 'baz etkisi' denen şey işte tam da budur. Bitmiş bir ekonomiden sonra meydana gelecek bir sıçrama oransal olarak elbette ki çok yüksek olacaktır. Samimi bir mukayese yapılacaksa, daha gerilerden bir yerden almak gerekir. Mesela 1939 yılı. Neden? Çünkü, Atatürk?ün vefatını takip eden bu yıl, CHP?nin tam anlamıyla sorumluluk mevkiine geldiği yıldır. 1939-2002 yılları arasındaki kümüle büyüme oranı yüzde 263,1?dir. Bu 64 yılın ortalama büyüme oranı ise 4,1?dir. AK Parti Hükümetlerinin 11 yıllık kümüle büyüme oranı yüzde 54,6?dır, ortalaması ise 4,9?dur."
Aydın, borcun artabileceğini, ancak borcun toplam servet içindeki oranının önemli olduğunu vurgulayarak, 2002 yılında yüzde 74 olan Avrupa Birliği tanımlı borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranının 2014 yılında yüzde 33,1?e düşmesinin beklendiğini kaydetti.
2002 yılında vergi gelirlerinin yüzde 85,7?si faiz ödemelerine giderken, bugün bu oranın yüzde 14,3?e kadar gerilediğini belirten Aydın, 2002 yılında yüzde 62,7 düzeyinde olan iç borçlanma faiz oranının ise 2014 Aralık itibarıyla yüzde 8,1?e indiğini kaydetti. Aydın, şunları kaydetti:
"Faiz giderlerinin 2002 yılı toplam bütçe giderleri içindeki payı yüzde 44,7?dir. Yani toplam bütçemizin yarıya yakını faize gidiyordu. Bu oran - sıkı durun arkadaşlar - 2015 bütçesi itibariyle yüzde 11,4?e çekilmiştir ve böylece muazzam bir faiz tasarrufu söz konusu olmuştur. 119 milyar liralık bütçenin neredeyse yarıya yakını faize giderken, şimdi 473 milyar liralık bütçenin sadece 11,4'ü faize gidecek. AK Parti Hükümetleri, bu faiz oranlarıyla ilgili hiçbir şey yapmasa ve 2002 yılındaki oran korunsaydı, ne olurdu? AK Parti 2002 yılından sonra faiz oranlarıyla mücadeleye girişip faizin bütçe içindeki payını indirerek millet namına ne kadar tasarruf yapmış ve millete ne kadar kazandırmıştır? Bu sorunun cevabı her hür vicdanı ayağa kaldıracak ve AK Parti?yi alkışlatacak çaptadır. Çünkü, bu rakam tamı tamına 942 milyar liradır. Cari açık 2013 yılındaki 65 milyar dolardan 2014 yılı Eylül ayı itibariyle 46,7 milyar dolara gerilemiştir. Altın ve enerji hariç, denge ise 4,1 milyar dolar açıktan 7 milyar dolar fazlaya dönmüştür.
Bu başarılardaki temel faktör, siyasi ve ekonomik istikrar adına çok önemli adımlar atmış olan ve küresel krizi, mali disiplin ile psikolojik direnç açısından başarıyla yöneten AK Parti Hükümetlerinin performansıdır. 1923 yılındaki toplam ihracatımız 51 milyon dolardır. 2014 yılında 11 aylık ihracat ise 144 milyar dolardır. 12 aylık tahminse yaklaşık 160 milyar dolardır. 1923?te 1 yıl içinde yapılan ihracatı, bugün 5 saatte yaptığımızı duymayan kalmadı. 1992 ile 2002 yılları arasındaki ihracat artış oranı yüzde 145?tir. 2002 ile 2014 yılları arasındaki ihracat artış oranı ise yüzde 344?tür. Son 11 yıllık dönemde yılda ortalama yüzde 4,9 büyüyerek milli gelirimiz 230,5 milyar dolardan 821 milyar dolara yükseldi. 1980-2002 arasında sadece 14,8 milyar dolar doğrudan yatırım çekebilen Türkiye, son 11 yılda 137,5 milyar dolar doğrudan yatırım girişi sağlamıştır."
AK Parti Grup Başkanvekili Aydın, en düşük memur maaşı, net asgari ücret, en düşük memur emekli aylığı, en düşük SSK emekli aylığı, en düşük Bağ-Kur esnaf emekli aylığı, en düşük Bağ-Kur çiftçi emekli aylığı, 65 yaş aylığı ve muhtar aylığının, 2002 ile bugünkü rakamları hakkında bilgi verdi.
2002'den önceki eski Türkiye'de milli iradenin vesayet altında olduğunu, insanların dışlandığını, 16 ayda bir hükümetlerin değiştiğini kaydeden Aydın, yeni Türkiye'de artık istikrar, büyüme, güven ve kalkınma olduğunu vurguladı. Aydın, eski Türkiye'de ülke gündemini iktidarların belirlemediğini, eli çantalı IMF memurunun belirlediğini ifade ederek, "Bu memurdan, IMF'den 5 kuruş almak adına 40 takla atan iktidar görüntüsü vardı, acziyet içerisinde olan bir iktidar vardı. Eskiden hastanelerin yoğun bakım ünitesinde can çekişen bir Türkiye vardı. Ama artık küresel krizlerden, yazarkasadan, kitapçık fırlatmadan, dünyanın en büyük ekonomik krizinden dahi etkilenmeyen güçlü bir Türkiye var. Dünyanın gündemini belirleyen bir Türkiye var" dedi.
Ahmet Aydın, ülke kaynaklarının artık bir grubun elinde talan edilmediğini belirterek, OECD rakamlarına göre dünyada gelir dağılımının en doğru düzeldiği ülkelerin başında Türkiye'nin geldiğini, artık 1-2-3 doların altında Türkiye olmadığını kaydetti.
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı'nın görüşmelerinin son gününde gruplar ve Hükümet adına son konuşmalar yapılacak.
Çiçek, görüşmelere başlamadan önce yaptığı kısa konuşmada, 2014 yılının son birleşiminin yapıldığını hatırlatarak, 2015 yılı bütçesinin Meclis'in yasalaştıracağı son düzenleme olacağını kaydetti.
"Tüm özverili çalışmalardan dolayı, milletvekillerine, grup başkanvekillerine, komisyon başkanlarına, Meclis Başkanvekillerine, Başkanlık Divanı üyelerine, genel başkanlara ve Meclis çalışanlarına teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum. 2015 yılının şimdiden sağlıklı, huzur dolu bir yıl olmasını diliyorum" diyen Çiçek, ilk sözü Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı, AK Parti Manisa Milletvekili Recai Berber'e verdi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Manisa Milletvekili Recai Berber, "Yapısal dönüşüm ve eylem planları ile ülkemiz yeni bir kalkınma seferberliğine başlatmış olacak. Herkes görecek ki AK Parti hükümetleri devrim niteliğindeki reformları sayesinde yine kendi rekorlarını kırmaya devam edecek" dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda 2015 yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına konuşan Berber, ekonomik verilere ilişkin bilgileri yanında getirdiği grafiklerle gösterdi. Son 12 yılda büyük başarılara imza attıklarını, AK Parti hükümetleri döneminde yılda ortalama yüzde 4,8 büyüme sağlandığını, milli gelirin arttığını söyleyen Berber'e, CHP ve MHP'li bazı milletvekilleri laf attı.
Birleşimi yöneten TBMM Başkanı Cemil Çiçek, "Daha 5 dakika bile olmadan başladınız. Sizler de konuşacaksınız. Neden hatibin sözünü kesiyorsunuz? Yapmayın ya... Bu iyi bir görüntü değil. Daha yeni başladık. 6 saat buradayız" dedi.
İşsizlik oranlarının arzu edilen seviyelere inmemesinde işgücüne katılım oranlarındaki artış gibi 2008 yılında ABD'de başlayan ve 2009 yılında bütün dünyayı etkileyen global ekonomik krizin etkilerini gözardı etmemek gerektiğini anlatan Berber, şöyle konuştu:
"Ancak alınan önlemler sayesinde ekonomimiz 2010 yılından itibaren yeniden yüksek büyüme performansı göstermiş ve 2009 yılından bu yana 5,7 milyon kişi daha istihdama katılmış, iş sahibi olmuştur. İstihdam yaratma potansiyelimiz 90'lar seviyesinde olsaydı bugün işsisizlik yüzde 14 seviyesine çıkar ve işsiz sayımız 3,5 milyon kişi daha fazla olurdu. Dünyanını hala atlatamadığı krize rağmen bu sonuçların herkesin takdir ettiği büyük başarı olduğu gerçektir. Uygulanan ekonomi politikaları ve mali disiplinle sağlanan güven ve istikrar ortamı sayesinde büyümemizde önemli etkisi olan doğrudan yabancı sermaye girişi, 2002 yılına göre yaklaşık 12 kat artmıştır. Bütçe performansında da önemli sonuçlar elde edilmiştir. 2002 yılında yüzde 11,5 olan merkezi yönetim bütçe açığını, 2013 yılında yüzde 1,2'ye kadar indirdik. 2014'te bu oranın yüzde 1,4 olarak gerçekleşmesini öngörüyoruz, 2015 yılı bütçesinde ise açığın yüzde 1,1 düşürülmesi hedefleniyor. 2016 yılından itibaren ise yüzde 1'in altına indirilmesi hedeflenmektedir. 1992- 2002 döneminde faiz giderlerinin bütçe içindeki payı yüzde 34,7 iken, bu oran 2003-2013 döneminde ortalama yüzde 24,2'ye düştü. Eğer faiz giderlerinin bütçe içindeki payı 1990'lardaki gibi olsaydı, faiz giderleri 2013 yılında 48 milyar yerine 142 milyar lira olacaktı. Benzer şekilde 90'lardaki performans devam etseydi bizim 2003-2013 döneminde faize ödediğimiz toplam para 392 milyar lira daha fazla olacaktı ki biz bu tutarı milletimize hizmet olarak harcadık, eski hükümetler gibi rantiyeye vermedik. "
Berber, AK Parti döneminde iç borç stokunun önemli ölçüde azaldığını belirterek, 1992-2002 döneminde iç borç stokunun 418 kat artarken, 2003-2013 döneminde sadece bir kat arttığını işaret etti. 1992-2002 döneminde merkezi yönetim borç stokunun milli gelire oranının 40 puan daha artış gösterdiğini kaydeden Berber, "Borçlanma eğilimimiz bu şekilde devam etseydi 2013 yılı itibarıyla borç stokumuzun milli gelire oranı yüzde 109'e çıkacaktı, bunun da parasal karşılığı 1 trilyon 700 milyar lira..Biz de Yunanistan gibi borç batağında iflas etmiş durumda olacaktık. Kayıp 90'lı yılların aksine ak yıllarda faiz giderlerinin hem bütçe hem de milli gelir içindeki hızlı şekilde azalttık. Bu sayede daha fazla kamu kaynağını vatandaşın hizmetine sunduk. Eğitime, sağlığa, altyapı yatırımlarına daha fazla kaynak aktardık" dedi.
Kamu kesimi borçlanma gereğinde durumun daha da çarpıcı olduğunu ifade eden Berber, 1992-2002 döneminde ortalama yüzde 7,8 olan kamu kesimi borçlanma gerenin milli gelire oranının 2003-2013 döneminde yüzde 1,8 olduğunu, bu oranının 2014'te yüzde 1, 2015 yılından itibaren de yüzde 1'in altına ineceğini öngördüklerini söyledi.
Muhalefet milletvekillerinin Komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde 2015 yılı bütçesini "seçim bütçesi" olarak iddia ettiklerine dikkati çeken Berber, "Keşke biraz dediğiniz gibi olsaydı demek geliyor içimden. 6 ay sonra genel seçim, ondan sonra 4 yıl boyunca seçimsiz dönem ülkemizi beklerken bütçemizde yine sıkı duruştan taviz verilmediğini görüyoruz" dedi.
Berber, pek çok milletvekillerinin büyük yatırımların kamu-özel işbirliği yöntemi yerine Hazine borçlanmasıyla yapılmasını savunduklarını belirterek, bunun bir tercih meselesi olduğunu vurguladı. "Eğer hükümetlerimiz özelleştirmelerde ekonomik faaliyetlerden büyük ölçüde çıkmasaydı, bir çok projeyi kamu-özel ortaklığıyla değil de borçlanarak yapsaydı, işte o zaman bugün dünyanın takdir ettiği ekonomik performansı asla gerçekleştiremezdik" diyen Berber, şunları kaydetti:
"Herkes şunu bilsin ki AK Parti hükümetleri ülkemizin potansiyelini harekete geçirmeye, özel sektör eliyle büyümeye devam edecektir. Devlet olarak altyapı yatırımlarına devam edeceğiz. Enerji dahil tüm üretim alanlarının özel sektörümüz, girişimcilerimiz milletimiz eliyle yapılmasını sağlayacağız. Global kriz sonrasında bazı sektörlerde, bankacılık gibi, regülasyon ve finansal istikrar amacıyla bir kısmının devletin elinde kalması gerektiği savunulmuştu. Bu tez doğru olsa bile genel ilkemiz olan devletin düzenleyici ve denetleyici rolünün dışına çıkmasını gerektirmez. Sadece çok küçük ve konjonktürel istisna olarak değerlendirilebilir. Uyguladığımız sıkı mali politikaları, sadece bütçe açıklarının azaltılması, faizlerin nominale düşmesi ve bütçe içinde faiz ödemelerine ayrılan payın azalmasını sağlamamıştır. Aynı zamanda piyasa faiz oranlarını da düşürmüş, Hazine'nin borçlanma faizini 2013 yılında ortalama yüzde 7,6 ile son 40 yılın en düşük oranına indirmiştir. Bu sayede özel sektörün kullandığı kredilerin faiz oranları da düşmüştür. Bugün esnafımız yüzde 4-5, çiftçilerimiz 0-5, sanayici ve tüketicilerimiz yüzde 10'lar seviyesinde faizle kredi kullanabiliyorsa bu sayede olmuştur. Faizlerin düşmesiyle sadece devlet bütçesinden değil, milletin cebinden çıkan faizin rantiyecilere gitmesini önlemiş olduk. Milli gelir pastasından daha fazla faize pay ayrılırken, bu üretime ve üretimde çalışanlara aktarılmış oldu. Bunu yeterli bulmuyoruz. Bunu da aşabilmek için önümüzdeki dönemde iç tasarrufları destekleyerek artırmamız gerektiğini biliyoruz. "
Berber, geçen 12 yılda dünyanın yaşadığı en büyük krize rağmen Türkiye'nin ortalama yüzde 4,8 büyüme gerçekleştirdiğini belirterek, yine en az yüzde 5'ler seviyesinde büyümeyi gerçekleştirme zorunluluğu olduğunu söyledi. 2009 yılından beri alınan önlemler sayesinde dünya ortalamasının üstünde büyümeye devam ettiğini anlatan Berber, "Yapısal dönüşüm ve eylem planları ile ülkemiz, yeni bir kalkınma seferberliğine başlatmış olacak. Herkes görecek ki AK Parti hükümetleri devrim niteliğindeki reformları sayesinde yine kendi rekorlarını kırmaya devam edecek" dedi.
2015 yılı bütçesinin gerçekçi ve milletten aldığını millete sunan, rantiyecilere değil memuruna, emeklisine, işçisine ve köylüsüne daha çok imkanlar sağlayan, eğitim ve sağlığa aslan payını ayıran, sosyal devlet anlayışının ürünü olduğunu belirterek, AK Parti hükümetleri döneminde sadece iki yıl hariç bütçe hedeflerini tutturduklarını, çoğu zaman hedefleri aştıklarını, bunun büyük başarı olduğunu, bu başarıda hükümetlerin kararlı, tutarlı ve şeffaf maliye politikalarının etkisi olduğunu kaydetti.
Bütçenin sağlam kaynaklardan finanse edildiğini belirten Berber, AK Parti iktidarları döneminde dolaysız vergilerin yeterli düzeyde artırılmadığı veya dolaylı vergilerin fazla artırıldığı algısının gerçek olmadığını savundu. Berber, yapısal reformları Türkiye'deki dönüşümün temel motoru haline getirdiklerini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bundan sonra tüm alanlarda ekonomimizde değişim, dönüşüm ve yenileşmeyi sürdüreceğiz. Yeni Türkiye'yi inşa etmeye devam edeceğiz. Bu yaklaşımı sayesinde 2023 hedeflerimize hızla ilerliyoruz. Geldiğimiz nokta, bu hedeflere ulaşacağımızın en güzel göstergesidir. Mali disiplin sayesinde elde ettiğimiz kazanımlar, ülkemize hem sağlam duruş hem de mali esneklik kazandırmıştır. Dünyada büyümenin yavaşladığı ve belirsizliklerin devam ettiği ortamda, sağlam ekonomik göstergelerimiz en büyük dayanağımızdır. 2015 yılı bütçesi de bu politikalarımızın devam ettirileceği bütçedir. 2015'te büyümeyi destekleyecek, kamu altyapı yatırımlarında, teşviklerde ve AR-GE desteklerinde kullanılacak mali alan yaratılmasına devam edilecek. Bunun için temel politika araçları yine faiz dışı harcamaların kontrol edilmesi, kamu kesimi borçlanmasının makul seviyede tutulması, cari harcamalarında daha verimli kullanımların sağlanması, bütçe gelirlerinin sağlıklı ve sürekli kaynaklardan temini, kayıtdışı ekonomiyle mücadele edilmesi olacak. Mali disiplin önümüzdeki dönemde de devam edecek. Bu bizim en önemli gücümüz olacak."
AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, faiz giderlerinin 2002 yılı toplam bütçe giderleri içindeki payının yüzde 44,7 olduğunu belirterek, "Yani bütçemizin yarıya yakını faize gidiyordu. Bu oran 2015 bütçesiyle yüzde 11,4?e çekilmiştir. AK Parti 2002 yılından sonra faiz oranlarıyla mücadeleye girişip, faizin bütçe içindeki payını indirerek 942 milyar liralık tasarruf yapmıştır" dedi.
Aydın, TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen 2015 yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına yaptığı konuşmada, bu bütçede de eğitime, sağlığa, adalet ve emniyete, sosyal harcamalara önemli paylar ayrıldığını söyledi.
"AK Parti Hükümetleri bütçe hazırlarken, aç kabadayıların boş kese mantığı ile hareket etmiyor. Sorumsuz ve tedbirsiz planlamalarla günü kurtarıp gelecek nesillerin sırtına semer vurmuyor" diyen Aydın, AK Parti'nin kendisi eyyamcı olmadığı gibi bütçelerinin de eyyamcı olmadığını söyledi.
Aydın, muhalefetin ekonomik meselelere değinirken kurnazlık yaptığını ifade ederek, şöyle konuştu:
"Oransal değerlendirmeyi yapmak yerine, mutlak rakamlar itibariyle azalış ya da artışlardan bahsediyorlar. Bu sadece işgüzarlık değil, bilimsel bir eksikliktir. Çünkü bir ekonominin ölçümlenmesi ya da performansa değerlendirmesi, milli gelir gibi esas parametrelerde yapılır. Eğer bir kişinin servetinde 10 liradan 100 liraya artış varken, borcunda 20 liradan 30 liraya yükselme sözkonusu ise ortada bir sorun yoktur. Tam tersi bu şahsın çok ciddi bir ekonomik başarısı sözkonusudur. Çünkü borcu yüzde 50 artarken, serveti yüzde 900 artmıştır ve borcunu ödeyebilme kapasitesi yükselmiştir.
Büyüme oranlarında bir düşme olduğunda, muhalefetin felaket tellallığı yaparak hükümeti suçlaması bunun en büyük delilidir. Düşen hasıla rakamlarının ceremesini Hükümete yüklerken, yükselen hasıla rakamlarını Hükümetin başarı hanesinden çıkarmak iyi niyetten yoksun bir yaklaşımdır. Muhalefetin, bilhassa ana muhalefetin işgüzarlığı bununla da sınırlı değil. Eline aldığı bilgilerle cımbızla cambazlık yapmak suretiyle farklı verilerden farklı sonuçlar çıkarmaya çalışıyor. Geçmişi bugüne taşırken istediği sonuca ulaşabilmek adına rakamlarla adete oynadı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun, 1946 ile 2002 yılları arasındaki büyüme ortalaması hakkında tutanaklara geçen cümlesi şu: '1946-2002, 43 yılda ortalama büyüme yüzde 5,1. Darbeler oldu, beş sente muhtaç olunan dönemler oldu, ekonomik krizler oldu, Kıbrıs çıkarmaları oldu, Türkiye?ye yönelik ambargolar oldu; ama 5,1 ortalama büyüme vardı. Peki, 2003-2014 ortalama büyüme yüzde 4,7; yüzde 4,7.' 'Kurnazlık bunun neresinde' diyeceksiniz? Başlangıç yılına dikkat etmemiz gerekiyor. Sayın Kılıçdaroğlu hikayeyi neden 1946?dan başlatıyor? Çünkü 1945 savaşın bittiği ama savaşla birlikte ekonomilerin de bittiği yıldır. Ekonomi literatüründeki 'baz etkisi' denen şey işte tam da budur. Bitmiş bir ekonomiden sonra meydana gelecek bir sıçrama oransal olarak elbette ki çok yüksek olacaktır. Samimi bir mukayese yapılacaksa, daha gerilerden bir yerden almak gerekir. Mesela 1939 yılı. Neden? Çünkü, Atatürk?ün vefatını takip eden bu yıl, CHP?nin tam anlamıyla sorumluluk mevkiine geldiği yıldır. 1939-2002 yılları arasındaki kümüle büyüme oranı yüzde 263,1?dir. Bu 64 yılın ortalama büyüme oranı ise 4,1?dir. AK Parti Hükümetlerinin 11 yıllık kümüle büyüme oranı yüzde 54,6?dır, ortalaması ise 4,9?dur."
Aydın, borcun artabileceğini, ancak borcun toplam servet içindeki oranının önemli olduğunu vurgulayarak, 2002 yılında yüzde 74 olan Avrupa Birliği tanımlı borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranının 2014 yılında yüzde 33,1?e düşmesinin beklendiğini kaydetti.
2002 yılında vergi gelirlerinin yüzde 85,7?si faiz ödemelerine giderken, bugün bu oranın yüzde 14,3?e kadar gerilediğini belirten Aydın, 2002 yılında yüzde 62,7 düzeyinde olan iç borçlanma faiz oranının ise 2014 Aralık itibarıyla yüzde 8,1?e indiğini kaydetti. Aydın, şunları kaydetti:
"Faiz giderlerinin 2002 yılı toplam bütçe giderleri içindeki payı yüzde 44,7?dir. Yani toplam bütçemizin yarıya yakını faize gidiyordu. Bu oran - sıkı durun arkadaşlar - 2015 bütçesi itibariyle yüzde 11,4?e çekilmiştir ve böylece muazzam bir faiz tasarrufu söz konusu olmuştur. 119 milyar liralık bütçenin neredeyse yarıya yakını faize giderken, şimdi 473 milyar liralık bütçenin sadece 11,4'ü faize gidecek. AK Parti Hükümetleri, bu faiz oranlarıyla ilgili hiçbir şey yapmasa ve 2002 yılındaki oran korunsaydı, ne olurdu? AK Parti 2002 yılından sonra faiz oranlarıyla mücadeleye girişip faizin bütçe içindeki payını indirerek millet namına ne kadar tasarruf yapmış ve millete ne kadar kazandırmıştır? Bu sorunun cevabı her hür vicdanı ayağa kaldıracak ve AK Parti?yi alkışlatacak çaptadır. Çünkü, bu rakam tamı tamına 942 milyar liradır. Cari açık 2013 yılındaki 65 milyar dolardan 2014 yılı Eylül ayı itibariyle 46,7 milyar dolara gerilemiştir. Altın ve enerji hariç, denge ise 4,1 milyar dolar açıktan 7 milyar dolar fazlaya dönmüştür.
Bu başarılardaki temel faktör, siyasi ve ekonomik istikrar adına çok önemli adımlar atmış olan ve küresel krizi, mali disiplin ile psikolojik direnç açısından başarıyla yöneten AK Parti Hükümetlerinin performansıdır. 1923 yılındaki toplam ihracatımız 51 milyon dolardır. 2014 yılında 11 aylık ihracat ise 144 milyar dolardır. 12 aylık tahminse yaklaşık 160 milyar dolardır. 1923?te 1 yıl içinde yapılan ihracatı, bugün 5 saatte yaptığımızı duymayan kalmadı. 1992 ile 2002 yılları arasındaki ihracat artış oranı yüzde 145?tir. 2002 ile 2014 yılları arasındaki ihracat artış oranı ise yüzde 344?tür. Son 11 yıllık dönemde yılda ortalama yüzde 4,9 büyüyerek milli gelirimiz 230,5 milyar dolardan 821 milyar dolara yükseldi. 1980-2002 arasında sadece 14,8 milyar dolar doğrudan yatırım çekebilen Türkiye, son 11 yılda 137,5 milyar dolar doğrudan yatırım girişi sağlamıştır."
AK Parti Grup Başkanvekili Aydın, en düşük memur maaşı, net asgari ücret, en düşük memur emekli aylığı, en düşük SSK emekli aylığı, en düşük Bağ-Kur esnaf emekli aylığı, en düşük Bağ-Kur çiftçi emekli aylığı, 65 yaş aylığı ve muhtar aylığının, 2002 ile bugünkü rakamları hakkında bilgi verdi.
2002'den önceki eski Türkiye'de milli iradenin vesayet altında olduğunu, insanların dışlandığını, 16 ayda bir hükümetlerin değiştiğini kaydeden Aydın, yeni Türkiye'de artık istikrar, büyüme, güven ve kalkınma olduğunu vurguladı. Aydın, eski Türkiye'de ülke gündemini iktidarların belirlemediğini, eli çantalı IMF memurunun belirlediğini ifade ederek, "Bu memurdan, IMF'den 5 kuruş almak adına 40 takla atan iktidar görüntüsü vardı, acziyet içerisinde olan bir iktidar vardı. Eskiden hastanelerin yoğun bakım ünitesinde can çekişen bir Türkiye vardı. Ama artık küresel krizlerden, yazarkasadan, kitapçık fırlatmadan, dünyanın en büyük ekonomik krizinden dahi etkilenmeyen güçlü bir Türkiye var. Dünyanın gündemini belirleyen bir Türkiye var" dedi.
Ahmet Aydın, ülke kaynaklarının artık bir grubun elinde talan edilmediğini belirterek, OECD rakamlarına göre dünyada gelir dağılımının en doğru düzeldiği ülkelerin başında Türkiye'nin geldiğini, artık 1-2-3 doların altında Türkiye olmadığını kaydetti.
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
