2015-05-11 - 14:00
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "2003 yılından bu yana dokunulmaya cesaret edilemeyen büyük eserlerimiz de dahil olmak üzere yaklaşık 4 bin vakıf eserini, 3 katrilyon harcama yaparak restore ettirdik. 2015 yılında da 305 vakıf eserin onarım ve restorasyonu için toplam 300 milyon tutarında ihale gerçekleştiriyoruz" dedi.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "2003 yılından bu yana dokunulmaya cesaret edilemeyen büyük eserlerimiz de dahil olmak üzere yaklaşık 4 bin vakıf eserini, 3 katrilyon harcama yaparak restore ettirdik. 2015 yılında da 305 vakıf eserin onarım ve restorasyonu için toplam 300 milyon tutarında ihale gerçekleştiriyoruz" dedi.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Vakıflar Haftası'nın başlaması dolayısıyla Meclis'te düzenlenen törene katılarak bir konuşma yaptı.
Konuşmasında vakıf medeniyetinin tarihi ve kültürel geçmişte önemli bir yeri olduğuna işaret eden Arınç, bu yıl Vakıflar Haftası'nın, "Vakıf ve Sanat" teması ile gerçekleştirildiğini belirtti.
Osmanlı İmparatorluğu'nun vakıf cenneti olduğunu kaydeden Arınç, vakıfların bulundukları coğrafyaya hizmetin yanı sıra sanat anlayışı da götürdüğünü, Türk-İslam sanatının en nadide örneklerinin vakıflar vesilesiyle ortaya çıktığını aktardı. Bugün dünyanın hayranlıkla baktığı pek çok eserin, birer vakıf eseri olduğunun altını çizen Arınç, bu eserlerin tüm dünya için miras özelliği taşıdığını söyledi.
UNESCO'nun dünya mirası çalışmasını hatırlatan ve bu listede Türkiye'den 13 varlığın bulunduğuna dikkati çeken Arınç, "Aslında medeniyetimizi dünyaya daha iyi anlattığımızda pek çok vakıf eserinin de bu listeye dahil olacağı muhakkaktır" ifadesini kullandı.
Arınç, şöyle devam etti:
"Elimizdeki kültürel mirasın değerinin bilinmesi en önemli meselemiz olmalıdır. Zira bir millet sanatı ile varlığını ispat eder. Atatürk'ün dediği gibi 'Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş sayılır. Hal böyle iken bizzat sahibi olduğumuz sanat anlayışımızı her daim hatırlamak ve geliştirmeyi, sanat eserlerimizi korumayı bütün insanlığa borcumuz gibi sürdürmek mecburiyetindeyiz. Bu doğrultuda yeni Türkiye'nin de sanatına ve sanatçısına sahip çıkıp yüceltmesi gerekir. Bu anlayışın bir parçası olarak ecdattan miras aldığımız sanat anlayışına ve sanat eserlerine ve sanatçılarımıza sahip çıkıyoruz."
Hükümetlerinin vakıf eserlerinin ihyası için büyük çaba gösterdiğini belirten Arınç, 2003 yılına kadar vakıf eserlerine alaka gösterilmediğini, ecdat yadigarı sanat eserlerinin sahipsiz bırakıldığını kaydetti. Arınç, "2003 yılından bu yana dokunulmaya cesaret edilemeyen büyük eserlerimiz de dahil olmak üzere yaklaşık 4 bin vakıf eserini, 3 katrilyon harcama yaparak restore ettirdik. 2003 yılına kadar yılda 5, 6 eser restore edilirken o tarihten bu yana yılda ortalama 300'ü aşkın vakıf eseri restore ediyoruz. 2015 yılında da 305 vakıf eserin onarım ve restorasyonu için toplam 300 milyon tutarında ihale gerçekleştiriyoruz" diye konuştu.
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün bu çalışmaları gerçekleştirirken, bölge, şehir farkı gözetmediğini, ırk ve inanç ayrımı yapmadığını vurgulayan Arınç, mart ayında açılışı gerçekleştirilen Büyük Edirne Sinagogu'nun bunun en güzel örneği olduğuna işaret etti.
Yıllar boyunca depolarda kilit altında tutulan, her türlü tehlikeye açık halde bırakılan binlerce halı, kilim, hat levha, Kabe örtüsü ve el yazması Kur'an-ı Kerim gibi eserlerin de hükümetleri döneminde Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce gün yüzüne çıkarıldığını ifade eden Arınç, bu kapsamda gerçekleştirilen çalışmaları anlattı.
Sanatın önemine vurgulayan Arınç, "Yeni Türkiye'nin sonsuza kadar yaşamasında milletimizin maneviyatını besleyecek sanat anlayışına da büyük önem vermekteyiz. Vakıf ve Sanat yılının bu şuurun daha iyi anlatılmasına ve anlaşılmasına vesile olmasını diliyorum" dedi.
Törene katılan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun vakıf eserlerine olan ilgisini anlatan Arınç, vakıfların ayakta kalması için çaba gösteren herkese teşekkür etti.
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün özel bütçeli bir kurum olduğunu anımsatan Arınç, şöyle devam etti:
"Genel bütçeli bir daire değiliz. Genel bütçeden büyük bir kaynak, katkı da almıyoruz doğrusu. Hatta en masum isteğimiz, 'bize biraz daha kadro verin, hizmetler aksamasın' şeklindeki taleplerimize, her talebe koşarak cevap veren Maliye Bakanlığımız'dan şuan itibariyle de bir karşılık alabilmiş değiliz. Kulaklarını çınlatmak için söylüyorum. Bizim onlara Vakıflar olarak söyleyebileceğimiz iki şey var. Bunun bir tanesini yaptığımız için mutluyum. Her vakfın vakfiyesinde bir dua bir de beddua vardır. Beddua hoş bir şey değil. Ama vakıf, vakfı şar nass gibidir, deyince onun şartlarına uymamak için çalışanların, onun şartlarını berhava edenlerin, onun şartlarını yok sayanların da bir bedduaya maruz kalacağını herkesin bilmesi lazım. O yüzden bizim vakıflarımızda çalışan herkes çalışır, direnir, ikaz eder, uyarır, bakar ki netice alamaz, dairesi ne olursa olsun, isterse bakanlık, bir yazı yazar ve arkasına o vakfiyenin bedduasını ekler. 'Duadan nasibinizi almadınız, bedduasından hiç olmazsa korkun' derler. Bu beddua korkusuyla bazılarının hizaya geldiğini biliyoruz, bazılarının da 'bana beddua kar etmez, hiçbir zarar vermez' düşüncesiyle bunları devam ettirenler de var maalesef. Şunu söylemek istiyorum; vakıflarda çalışmak büyük bir nimettir."
Bir veda konuşması da yapmak istediğini söyleyen Arınç, törenin başında Vakıf Bank için hazırlanan tanıtım filminin gösterildiğini hatırlattı. Arınç'ın "Çok güzel hazırlanmış bir film. Biz insanların huzurlu, mutlu yaşaması için, ihtiyaçlarının karşılanması için çok güzel vakıflar kurmuşuz. 'Halden anladığını söylüyor' Vakıf Bank. Bizim halimizden de anlar inşallah, üç dönemliklerin halinden anlasa anlasa en iyi Vakıf Bank anlar diye düşünüyorum" şeklindeki sözleri alkışlara ve gülüşmelere neden oldu.
Arınç sözlerini şöyle sürdürdü:
"İşin latifesi bir tarafa, 1 Mayıs itibariyle ben yedinci yıla girdim, başbakan yardımcılığı ve vakıflardan sorumlu bir bakan olarak. Pek çok kurum bana bağlıydı ama kusura bakmasınlar bunların içerisinde severek, koşarak, gecemizi gündüzümüzü kaplayan hizmet alana vakıflar oldu. Ben hamdolsun 7 yıldır, genel müdürlerimiz başta olmak üzere çok güzel vakıflar personeliyle çalıştım. Çok fedakar, yaptığı işi severek yapan insanlarla beraber olduk. Çok büyük atılımlar yaptık. Cemaat vakıflarıyla ilgili yaptıklarımız bunlardan sadece bir tanesidir. Restorasyonlar sadece bunlardan bir tanesidir."
Arınç, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün hizmetleri hakkında da bilgi verdi.
Genel Müdürlüğün bir yandan da kaynaklarını artırmaya çalıştığını belirten Arınç, "Bir Vakıf Katılım Bankası kurmak üzereyiz. Bunu Vakıflar Genel Müdürlüğü kuracaktır. İslam Kalkınma Bankası'ndan temin edilecek bir kısım sermaye ile eğer oradan temin imkanı bulunamazsa ki sözü verildi, ama bir başka yoldan, en azından Vakıf Bank'taki hisselerimizin bir kısmının halka açılması veya satılması veya Hazine'ye devredilmesi ile bir kaynak sağlayarak Vakıf Katılım Bankamızı kuracağız" diye konuştu.
Dünya örneklerine bakıldığında vakıflar eliyle kurulan pek çok ticari işletmenin yine vakıflara gelir getirdiğini aktaran Arınç, Türkiye'de de böyle girişimlere ihtiyaç olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'na da vakıflar konusunda hassasiyetleri için teşekkür eden Arınç, bu durumun başkalarına da örnek olmasını istedi.
Arınç, geçmişte vakıf arazisi olan ancak daha sonra orman haline dönüşen arazilerde vakıfların payı olduğunu belirterek, "2B arazilerinin satışında, her satıştan yüzde 3 vakıflara pay verilmesi konusunda da hamdolsun kanuna yazılan bir ibare sanıyorum bize bugüne kadar 50 milyonunun üzerinde bir gelir temin etti" dedi.
"Vakıfların yüzü gülsün, vakfedenlerin ruhu şad olsun ve vakıf insanlar bu ülkede huzur içerisinde, insanlara hizmet etmeyi, mahlukata hizmet etmeyi, Allah'ın rızasını bilsinler" diyen Arınç, konuşmasını vakıf bilincinin artması dileğinde bulunarak tamamladı.
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, vakıfların mutlaka geliri olması gerketiğini belirterek, "Bir enerji firması, şirketi kurmak şeklinde bir teklif var. Bu konuda biz de her türlü desteği veririz, yardımcı oluruz" dedi.
Eroğlu, Vakıflar Haftası'nın başlaması dolayısıyla Meclis'te düzenlenen törende yaptığı konuşmada, vakıfların önemine dikkati çekerek, "Osmanlıya baktığımız zaman Osmanlı, daha önce de Selçuklular vakıf medeniyeti kurmuşlardır" diye konuştu.
Vakıflar Genel Müdürlüğünün hükümetleri dönemlerinde sadece Türkiye'de değil, yurtdışında da tarihi eserlerin birçoğunu ihya ettiğini ifade eden Eroğlu, "Bundan dolayı kendilerine müteşekkiriz. İnşallah bugünkü restorasyon, ihya faaliyetlerinin artarak devam etmesini gönülden diliyorum" dedi.
Kurulacak katılım bankasının da faydalı olacağını ümit ettiğini belirten Eroğlu, "Vakıfların mutlaka geliri olması lazım. Bir enerji firması, şirketi kurmak şeklinde bir teklif var. Bu konuda biz de her türlü desteği veririz, yardımcı oluruz" şeklinde konuştu.
İSKİ Genel Müdürü olduğu dönemde çok sayıda tarihi çeşmeyi ihya ettiklerini kaydeden Eroğlu, şunları kaydetti:
"Benim şöyle bir rüyam vardı, belli yerlerde, belli semtlerde ortasında çocukların oynayacağı bir alan, bir tarafta aşevi, bir tarafta sağlık yeri, bir tarafta kütüphanesi bir tarafta ibadet yapılabilecek yerler. Vakıflar birtakım ihtiyaca binaen bazı bölgelerde böyle bir tesis kurarsa çok faydalı olur diye düşünüyorum."
Vakıflar Genel Müdürü Adnan Ertem de vakıfların çalışmaları ve amacı hakkında bilgi vererek, Bezmialem ve Fatih Sultan Mehmet olmak üzere iki vakıf üniversitesi kurduklarını söyledi.
Bugüne kadar sadece gayrimenkul satarak kendine gelir elde eden ve kaynak yaratan teşkilatın ilk kez gayrimenkul alımı yoluna gittiğini ifade eden Ertem, "Ancak ne yazık ki Sayıştay'ın anlamsız gördüğüm bazı denetim bulguları sebebiyle, 'her ne kadar mevzuata uygun yapılmış olsa dahi', bu gayrimenkul alımına birazcık ara verdik, onun için yatırıma ağırlık verdik" dedi.
Yurtdışı restorasyonlara ilk defa bu dönemde başladıklarını, bunun ilk meyvesi olan Bosna İsa Bey Hamamı'nın da ayın 20'sinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılacağı bir programla açılacağını bildirdi.
Yurtdışına ve başka dinlere mensup Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olanlara da gıda yardımını başlattıklarını ifade eden Ertem, Vakıflar ve Kuveyt Türk bankaları dışında bir katılım bankasının kurulması çalışmalarının devam ettiğini kaydetti.
Teşkilatın diğer çalışmaları hakkında da bilgi veren Ertem, şöyle devam etti:
"Bana göre cemaat vakıflarına mülk iadesinden daha önemli addettiğimiz bir başka ilki gerçekleştirdik. Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa 3 cemaat vakfına hükmi şahsiyetini tanıdık, tüzel kişiliğini tanıdık. Musevi, Ermeni ve Rum cemaatinden olmak üzere 3 vakfın hükmi şahsiyetini tanıdık. İlk defa bir vakıf evi faaliyete başlattık. Bu vakıf evini de Ankara'da ilk defa kurduk, inşallah İstanbul için niyetimiz var. Bunlar gelip kalacak yeri olmayan fakir fukara hastanede yakını olan, hastanede tedavi gören insanlarımızı orada misafir ediyoruz ve yakınlarının tedavisi sağlandıktan sonra memleketlerine gönderiyoruz."
Ertem, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nü bir holding gibi gördüğünü belirterek, "Vakıflar Genel Müdürlüğü ticari bir mahiyette gelir elde edecek, elde ettiği gelirlerle de hayır amaçlarını gerçekleştirecek. Bunun üzerine kurulmuştur. Yapmamız gereken gelir etmek anlamında belki bir enerji şirketi. Önümüzde mevcut birçok gayrimenkulümüz var. Bu enerji şirketinin kurulumunu ilişkin inşallah gelecek dönemde gerçekleştiririz" dedi.
Ertem, Milli Eğitim Bakanlığı'na devrettikleri mevcut yurtlarının üniversite öğrenci yurdu haline dönüştürülmesini arzuladıklarını söyledi.
Bu arada Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, tören öncesi restorasyon çalışması yapılan vakıf eserlerinin fotoğraflarının sergilendiği alanı gezdi.
Törende bazı vakıf eserlerinin restorasyonuna sponsor olan kişi ve kuruluşlara plaket verildi.
Arınç, Vakıflar Haftası'nın başlaması nedeniyle TBMM'de düzenlenen törenin ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Gazetecilerin, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'e devlet töreni yapılmasıyla ilgili tartışmaların yaşanması ve kendisinin törene katılıp katılmayacağı yönündeki sorusu üzerine Arınç, Evren'in Cumhurbaşkanlığı sıfatını taşımış olduğu için bir devlet töreni yapılabilmesinin mümkün olduğunu söyledi.
Bununla ilgili görevin Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesine düştüğüne işaret eden Arınç, "Onlar ailesiyle görüşüp ne zaman, nasıl bir cenaze töreni istediklerini de tespit etmiş olmalılar" dedi.
Bugün Genelkurmayın bir açıklaması olduğunu anımsatan Arınç, burada, Genelkurmayda bir askeri tören yapılacağının daha sonra da galiba Ahmet Hamdi Akseki Camisi'nde kılınacak cenaze namazından sonra defnedileceğinin bildirildiğini ifade etti.
Arınç, "Tabii devlet töreni yapılacaksa Genelkurmaydaki tören, cenaze, Ahmet Hamdi Akseki Camisi'ndeki dini tören sırasında hükümeti temsilen bir arkadaşımız bulunacak mı, ondan habersizim. Yani bu konuda Başbakanlık Müsteşarlığımız herhalde bir çalışma yapıyordur, gerekiyorsa bu tür törenlerde hükümetin temsili de söz konusuysa -özel olarak incelemedim, araştırmadım, merak etmedim- herhalde bir arkadaşımızın burada tören gereği bulunması gerekebilir. Kendi açımdan baktığımda benim yarın Diyarbakır daha sonra da Batman'da programlarım var, Ankara'da olamayacağım. Sayın Başbakanımız kimi takdir ederse, müsteşarlık kimin temsili noktasında sayın Başbakanımıza bir arzda bulunursa o gerçekleşir" diye konuştu.
Arınç, Kenan Evren'in 98 yaşında vefat ettiğini, uzun süredir GATA'da tedavi altında olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
"Emri hak vaki oldu. Kur'an da diyor ki, 'bütün faniler ölümü tadacaktır.' Bu hepimiz için geçerlidir. Adaletin en eşit, en güzel olduğu nokta ölümdür. Hiç kimse ölümden kendisini kurtaramıyor fani olmak hasebiyle. Dolayısıyla Kenan Evren'in vefatında da söylenecek şeyler az çok bellidir. Ailesi, yakınları, sevenleri vardır. Onların duyguları farklıdır. Ama 12 Eylül 1980'de darbe yaparak parlamentoyu kapatan, siyasi partileri yasaklı kılan, bazı siyasi parti yöneticilerini cezaevlerinde yargılatan ve pek çok üzücü hadiselerin içerisinde bulunduğumuz bir kişi hakkında şahsen söylenecek sözler de farklıdır. Bir defa hükümetin bir üyesi olarak, hükümet sözcüsü bir arkadaşınız olarak hükümetimiz adına bir söz söylemem gerekirse şu ana kadar yapılan açıklamaların dışında bir söz söylemem mümkün değil. Ama şahsen bu konuda ne düşünüyorsunuz derseniz, ölüm büyük şeydir Peygamberimizin söylediği kadarıyla da ölüm hakkında söylenmiş, yapılmış pek çok ibretli sözler ve davranışlar vardır."
Arınç, 12 Eylül 1980 darbesi olduğunda Milli Selamet Partisi Manisa İl Başkanı olduğunu bildirdi. Arınç, "Gözaltına alındım, aramalar yapıldı. Çocuğum da yeni doğmuştu, ilk yavrumuz hemen hemen 3-5 günlük bir evlatken kapımızın önüne asker, polis karışımı bir ekibin geldiğini, bize siyasi yasaklı olduğumuz bildiren bir kağıt imzaladığımızı, bu siyasi yasaklar sebebiyle hemen hemen 7 sene hiçbir siyasi faaliyette bulunamadığımızı, seçme ve seçilme hakkımızın olmadığını biliyorum" dedi.
Arınç, daha sonra parti binasında yapılan aramada parti levhasının indirilmesi sırasında bir tartışmanın yaşandığını, bunun kavgaya dönüştüğünü, siyasi hayatında da dönüm noktası olan olayların yaşandığını belirtti.
"Ben 12 Eylül darbesini alkışlayanlardan değilim, bu darbeden şahsen de ülkem adına da zarar gördüğümüzü bilenlerdenim. Siyasi yasaklı oldum, gözaltında kaldım, 1985 yılında refah gecesinde yaptığım bir konuşma sebebiyle bizzat yukarıdakilerin verdiği talimatla İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılandım" diyen Arınç, şöyle devam etti:
"4 yıl 2 ay ağır hapis cezası aldım. 1 sene 2 ay da Eskişehir'de sürgün cezasına mahkum oldum. Bunları başıma getirenler hakkında ne düşündüğümü, ne düşüneceğimi az çok tahmin edersiniz. Daha sonraları da bu darbe, bu darbeyi yapanlar, bu darbe anayasası, bu darbe anayasasından mağdur olan milletimizin her ferdi gibi ben de siyasi hayatımda bunun mücadelesini verdim. Bugün ben kendim, şahsım, özgün düşüncelerim olarak ne hissediyorsam birtakım insanların da mürai olmamasını tercih ederim. Mürai olmamak şudur; iki yüzlü olmaktır. Çünkü ben o darbe günü alkış tutanları biliyorum. Ülkeye huzur geldi, kardeş kavgası önlendi. Peki niye bu zaman? 'Niye 5, 6 bin kişinin hayatının son bulmasına göz yumuldu' dediğimizde onu boşver, bak darbe yaptılar ortalık süt liman oldu diye alkış tutanları hatırlıyorum. Manisa'ya gelip hükümet binasının üstündeki terastan binlerce insana konuştuğu zaman biz bir kenarda üzüntüyle bunu izlerken ellerini çırparak, Evren için tezahüratta bulunan, ona sevgi ve sempati duyan binlerce insanı hatırlarım. Daha sonra Cumhurbaşkanı seçilmesini anayasa oylamasına bağladığında yüzde 90'ı aşan bir oyla anayasaya 'evet' diyenlerin de bulunduğunu bilirim."
Arınç, kendisinin ve Kenan Evren'in Manisalı olduğunu anımsatarak, hemşehriliğin güzel, hemşehriciliğin ise kötü bir duygu olduğunu bildirdi.
Her insanın hemşehrisini sevdiğini, saydığını, arayıp bulduğunu belirten Arınç, "Ama hemşehri olmak ne olursa olsun onunla birlikte olmak, onun arkasından gitmekse bunun yanlış olduğunu da düşünürüm. Manisa'ya geldiği zaman yeni milletvekili olduğumda konuşmasına karşı çıkmış, özellikle Türkçe ezan ve Türkçe ibadeti anlatırken bu söylediklerinin yanlış olduğunu, bunun zamanında söylendiğini ama terk edildiğini ifade etmiştim. 'Kim bu çocuk' denildiğinde de 'İşte efendim Refah Partisi'nin yeni milletvekili' demişlerdi. İlk tanışmamız da öyle olmuştu" dedi.
O günden bu yana 12 Eylül darbesinin yargılanmaya başladığını, referandumla anayasada değişikliklerin yapıldığını vurgulayan Arınç, "Tahsin Şahinkaya ile birlikte idam talebiyle -ki şimdi ağırlaştırılmış müebbettir- yargılandığı zamanlarda Kenan Evren'in isminin okullardan, yollardan, caddelerden, daha önce verilmiş olduğu yerlerden kaldırılması gündeme geldi. Manisa'nın merkezinde Kenan Evren Sanayi Sitesi vardır. Bu küçük sanayi sitesinden de Kenan Evren'in isminin silinmesi gündeme geldiğinde o sanayi sitesinin başta sahipleri olmak üzere şehrin ileri gelenleri buna yanaşmadılar" diye konuştu.
Arınç, bunun bir hemşehricilik duygusu da olabileceğini, bir başka şekilde de ona sahip çıkmak olabileceğini İfade etti.
Arınç, "Dolayasıyla bugün 'Evren hakkında ne düşünüyorsun, vefatında ne hissettin' diye soracağınız kimseler varsa ona darbeden bu yana alkış tutmuş, onun yanında olmuş, onu çok sevmiş, onun ismine bağlı kalmış insanlara sormanız gerekir. Bunların da sayısı eksik değildir. Dolayısıyla ben o işlerden, onun varlığından, onun yaptıklarından mağdur olmuş bir insan olarak onun hakkında güzel şeyler söylemek, bunu ifade etmek noktasında değilim. Söyleyeceklerimi de derununda muhafaza etmek isterim" görüşüne yer verdi.
Ölünün arkasından kötü şeylerin de söylenmemesini isteyen Arınç, şunları kaydetti:
"Elbette bizim bildiğimiz bir dua vardır, Allah rahmete müstahak olanlara rahmet etsin. Söyleyebileceğimiz budur. Bu ülkede darbe yapan, müdahale eden, muhtıra veren sadece o da değildi. Ama 12 Eylül ülkeyi maalesef çok kötü noktalara götürdü, çok kötü işler yaptı. En azından benim partim siyasi yasaklıydı. 3 partinin seçime girmesine, 3 partinin seçime girmemesine karar veren de Milli Güvenlik Konseyi'ydi. O günleri yaşayan, canlı hatıralara sahip bir insan olarak bugün ben bir darbecinin vefatı karşısında ancak bunları söyleyebiliyorum. Ama hayatları darbeleri alkışlamakla geçmiş insanlara bugün hissiyatlarını sorarsanız onlar da mürai değilse herhalde eski düşüncelerini tekrarlayacaklardır. Evren'in de bu tür düşüncelere bugün çok daha ihtiyacı olduğunu zannediyorum."
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu da Evren'in cenaze törenine katılıp katılmayacağı sorusu üzerine, katılmayacağını belirterek, yarın Afyonkarahisar'da daha önceden planlanmış temel atma töreni olduğunu söyledi. Eroğlu, "Allah rahmet eylesin. Ölünün arkasından kötü konuşulmaz. Hayırla yad edilir her ölü" dedi.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Vakıflar Haftası'nın başlaması dolayısıyla Meclis'te düzenlenen törene katılarak bir konuşma yaptı.
Konuşmasında vakıf medeniyetinin tarihi ve kültürel geçmişte önemli bir yeri olduğuna işaret eden Arınç, bu yıl Vakıflar Haftası'nın, "Vakıf ve Sanat" teması ile gerçekleştirildiğini belirtti.
Osmanlı İmparatorluğu'nun vakıf cenneti olduğunu kaydeden Arınç, vakıfların bulundukları coğrafyaya hizmetin yanı sıra sanat anlayışı da götürdüğünü, Türk-İslam sanatının en nadide örneklerinin vakıflar vesilesiyle ortaya çıktığını aktardı. Bugün dünyanın hayranlıkla baktığı pek çok eserin, birer vakıf eseri olduğunun altını çizen Arınç, bu eserlerin tüm dünya için miras özelliği taşıdığını söyledi.
UNESCO'nun dünya mirası çalışmasını hatırlatan ve bu listede Türkiye'den 13 varlığın bulunduğuna dikkati çeken Arınç, "Aslında medeniyetimizi dünyaya daha iyi anlattığımızda pek çok vakıf eserinin de bu listeye dahil olacağı muhakkaktır" ifadesini kullandı.
Arınç, şöyle devam etti:
"Elimizdeki kültürel mirasın değerinin bilinmesi en önemli meselemiz olmalıdır. Zira bir millet sanatı ile varlığını ispat eder. Atatürk'ün dediği gibi 'Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş sayılır. Hal böyle iken bizzat sahibi olduğumuz sanat anlayışımızı her daim hatırlamak ve geliştirmeyi, sanat eserlerimizi korumayı bütün insanlığa borcumuz gibi sürdürmek mecburiyetindeyiz. Bu doğrultuda yeni Türkiye'nin de sanatına ve sanatçısına sahip çıkıp yüceltmesi gerekir. Bu anlayışın bir parçası olarak ecdattan miras aldığımız sanat anlayışına ve sanat eserlerine ve sanatçılarımıza sahip çıkıyoruz."
Hükümetlerinin vakıf eserlerinin ihyası için büyük çaba gösterdiğini belirten Arınç, 2003 yılına kadar vakıf eserlerine alaka gösterilmediğini, ecdat yadigarı sanat eserlerinin sahipsiz bırakıldığını kaydetti. Arınç, "2003 yılından bu yana dokunulmaya cesaret edilemeyen büyük eserlerimiz de dahil olmak üzere yaklaşık 4 bin vakıf eserini, 3 katrilyon harcama yaparak restore ettirdik. 2003 yılına kadar yılda 5, 6 eser restore edilirken o tarihten bu yana yılda ortalama 300'ü aşkın vakıf eseri restore ediyoruz. 2015 yılında da 305 vakıf eserin onarım ve restorasyonu için toplam 300 milyon tutarında ihale gerçekleştiriyoruz" diye konuştu.
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün bu çalışmaları gerçekleştirirken, bölge, şehir farkı gözetmediğini, ırk ve inanç ayrımı yapmadığını vurgulayan Arınç, mart ayında açılışı gerçekleştirilen Büyük Edirne Sinagogu'nun bunun en güzel örneği olduğuna işaret etti.
Yıllar boyunca depolarda kilit altında tutulan, her türlü tehlikeye açık halde bırakılan binlerce halı, kilim, hat levha, Kabe örtüsü ve el yazması Kur'an-ı Kerim gibi eserlerin de hükümetleri döneminde Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce gün yüzüne çıkarıldığını ifade eden Arınç, bu kapsamda gerçekleştirilen çalışmaları anlattı.
Sanatın önemine vurgulayan Arınç, "Yeni Türkiye'nin sonsuza kadar yaşamasında milletimizin maneviyatını besleyecek sanat anlayışına da büyük önem vermekteyiz. Vakıf ve Sanat yılının bu şuurun daha iyi anlatılmasına ve anlaşılmasına vesile olmasını diliyorum" dedi.
Törene katılan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun vakıf eserlerine olan ilgisini anlatan Arınç, vakıfların ayakta kalması için çaba gösteren herkese teşekkür etti.
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün özel bütçeli bir kurum olduğunu anımsatan Arınç, şöyle devam etti:
"Genel bütçeli bir daire değiliz. Genel bütçeden büyük bir kaynak, katkı da almıyoruz doğrusu. Hatta en masum isteğimiz, 'bize biraz daha kadro verin, hizmetler aksamasın' şeklindeki taleplerimize, her talebe koşarak cevap veren Maliye Bakanlığımız'dan şuan itibariyle de bir karşılık alabilmiş değiliz. Kulaklarını çınlatmak için söylüyorum. Bizim onlara Vakıflar olarak söyleyebileceğimiz iki şey var. Bunun bir tanesini yaptığımız için mutluyum. Her vakfın vakfiyesinde bir dua bir de beddua vardır. Beddua hoş bir şey değil. Ama vakıf, vakfı şar nass gibidir, deyince onun şartlarına uymamak için çalışanların, onun şartlarını berhava edenlerin, onun şartlarını yok sayanların da bir bedduaya maruz kalacağını herkesin bilmesi lazım. O yüzden bizim vakıflarımızda çalışan herkes çalışır, direnir, ikaz eder, uyarır, bakar ki netice alamaz, dairesi ne olursa olsun, isterse bakanlık, bir yazı yazar ve arkasına o vakfiyenin bedduasını ekler. 'Duadan nasibinizi almadınız, bedduasından hiç olmazsa korkun' derler. Bu beddua korkusuyla bazılarının hizaya geldiğini biliyoruz, bazılarının da 'bana beddua kar etmez, hiçbir zarar vermez' düşüncesiyle bunları devam ettirenler de var maalesef. Şunu söylemek istiyorum; vakıflarda çalışmak büyük bir nimettir."
Bir veda konuşması da yapmak istediğini söyleyen Arınç, törenin başında Vakıf Bank için hazırlanan tanıtım filminin gösterildiğini hatırlattı. Arınç'ın "Çok güzel hazırlanmış bir film. Biz insanların huzurlu, mutlu yaşaması için, ihtiyaçlarının karşılanması için çok güzel vakıflar kurmuşuz. 'Halden anladığını söylüyor' Vakıf Bank. Bizim halimizden de anlar inşallah, üç dönemliklerin halinden anlasa anlasa en iyi Vakıf Bank anlar diye düşünüyorum" şeklindeki sözleri alkışlara ve gülüşmelere neden oldu.
Arınç sözlerini şöyle sürdürdü:
"İşin latifesi bir tarafa, 1 Mayıs itibariyle ben yedinci yıla girdim, başbakan yardımcılığı ve vakıflardan sorumlu bir bakan olarak. Pek çok kurum bana bağlıydı ama kusura bakmasınlar bunların içerisinde severek, koşarak, gecemizi gündüzümüzü kaplayan hizmet alana vakıflar oldu. Ben hamdolsun 7 yıldır, genel müdürlerimiz başta olmak üzere çok güzel vakıflar personeliyle çalıştım. Çok fedakar, yaptığı işi severek yapan insanlarla beraber olduk. Çok büyük atılımlar yaptık. Cemaat vakıflarıyla ilgili yaptıklarımız bunlardan sadece bir tanesidir. Restorasyonlar sadece bunlardan bir tanesidir."
Arınç, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün hizmetleri hakkında da bilgi verdi.
Genel Müdürlüğün bir yandan da kaynaklarını artırmaya çalıştığını belirten Arınç, "Bir Vakıf Katılım Bankası kurmak üzereyiz. Bunu Vakıflar Genel Müdürlüğü kuracaktır. İslam Kalkınma Bankası'ndan temin edilecek bir kısım sermaye ile eğer oradan temin imkanı bulunamazsa ki sözü verildi, ama bir başka yoldan, en azından Vakıf Bank'taki hisselerimizin bir kısmının halka açılması veya satılması veya Hazine'ye devredilmesi ile bir kaynak sağlayarak Vakıf Katılım Bankamızı kuracağız" diye konuştu.
Dünya örneklerine bakıldığında vakıflar eliyle kurulan pek çok ticari işletmenin yine vakıflara gelir getirdiğini aktaran Arınç, Türkiye'de de böyle girişimlere ihtiyaç olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'na da vakıflar konusunda hassasiyetleri için teşekkür eden Arınç, bu durumun başkalarına da örnek olmasını istedi.
Arınç, geçmişte vakıf arazisi olan ancak daha sonra orman haline dönüşen arazilerde vakıfların payı olduğunu belirterek, "2B arazilerinin satışında, her satıştan yüzde 3 vakıflara pay verilmesi konusunda da hamdolsun kanuna yazılan bir ibare sanıyorum bize bugüne kadar 50 milyonunun üzerinde bir gelir temin etti" dedi.
"Vakıfların yüzü gülsün, vakfedenlerin ruhu şad olsun ve vakıf insanlar bu ülkede huzur içerisinde, insanlara hizmet etmeyi, mahlukata hizmet etmeyi, Allah'ın rızasını bilsinler" diyen Arınç, konuşmasını vakıf bilincinin artması dileğinde bulunarak tamamladı.
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, vakıfların mutlaka geliri olması gerketiğini belirterek, "Bir enerji firması, şirketi kurmak şeklinde bir teklif var. Bu konuda biz de her türlü desteği veririz, yardımcı oluruz" dedi.
Eroğlu, Vakıflar Haftası'nın başlaması dolayısıyla Meclis'te düzenlenen törende yaptığı konuşmada, vakıfların önemine dikkati çekerek, "Osmanlıya baktığımız zaman Osmanlı, daha önce de Selçuklular vakıf medeniyeti kurmuşlardır" diye konuştu.
Vakıflar Genel Müdürlüğünün hükümetleri dönemlerinde sadece Türkiye'de değil, yurtdışında da tarihi eserlerin birçoğunu ihya ettiğini ifade eden Eroğlu, "Bundan dolayı kendilerine müteşekkiriz. İnşallah bugünkü restorasyon, ihya faaliyetlerinin artarak devam etmesini gönülden diliyorum" dedi.
Kurulacak katılım bankasının da faydalı olacağını ümit ettiğini belirten Eroğlu, "Vakıfların mutlaka geliri olması lazım. Bir enerji firması, şirketi kurmak şeklinde bir teklif var. Bu konuda biz de her türlü desteği veririz, yardımcı oluruz" şeklinde konuştu.
İSKİ Genel Müdürü olduğu dönemde çok sayıda tarihi çeşmeyi ihya ettiklerini kaydeden Eroğlu, şunları kaydetti:
"Benim şöyle bir rüyam vardı, belli yerlerde, belli semtlerde ortasında çocukların oynayacağı bir alan, bir tarafta aşevi, bir tarafta sağlık yeri, bir tarafta kütüphanesi bir tarafta ibadet yapılabilecek yerler. Vakıflar birtakım ihtiyaca binaen bazı bölgelerde böyle bir tesis kurarsa çok faydalı olur diye düşünüyorum."
Vakıflar Genel Müdürü Adnan Ertem de vakıfların çalışmaları ve amacı hakkında bilgi vererek, Bezmialem ve Fatih Sultan Mehmet olmak üzere iki vakıf üniversitesi kurduklarını söyledi.
Bugüne kadar sadece gayrimenkul satarak kendine gelir elde eden ve kaynak yaratan teşkilatın ilk kez gayrimenkul alımı yoluna gittiğini ifade eden Ertem, "Ancak ne yazık ki Sayıştay'ın anlamsız gördüğüm bazı denetim bulguları sebebiyle, 'her ne kadar mevzuata uygun yapılmış olsa dahi', bu gayrimenkul alımına birazcık ara verdik, onun için yatırıma ağırlık verdik" dedi.
Yurtdışı restorasyonlara ilk defa bu dönemde başladıklarını, bunun ilk meyvesi olan Bosna İsa Bey Hamamı'nın da ayın 20'sinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılacağı bir programla açılacağını bildirdi.
Yurtdışına ve başka dinlere mensup Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olanlara da gıda yardımını başlattıklarını ifade eden Ertem, Vakıflar ve Kuveyt Türk bankaları dışında bir katılım bankasının kurulması çalışmalarının devam ettiğini kaydetti.
Teşkilatın diğer çalışmaları hakkında da bilgi veren Ertem, şöyle devam etti:
"Bana göre cemaat vakıflarına mülk iadesinden daha önemli addettiğimiz bir başka ilki gerçekleştirdik. Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa 3 cemaat vakfına hükmi şahsiyetini tanıdık, tüzel kişiliğini tanıdık. Musevi, Ermeni ve Rum cemaatinden olmak üzere 3 vakfın hükmi şahsiyetini tanıdık. İlk defa bir vakıf evi faaliyete başlattık. Bu vakıf evini de Ankara'da ilk defa kurduk, inşallah İstanbul için niyetimiz var. Bunlar gelip kalacak yeri olmayan fakir fukara hastanede yakını olan, hastanede tedavi gören insanlarımızı orada misafir ediyoruz ve yakınlarının tedavisi sağlandıktan sonra memleketlerine gönderiyoruz."
Ertem, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nü bir holding gibi gördüğünü belirterek, "Vakıflar Genel Müdürlüğü ticari bir mahiyette gelir elde edecek, elde ettiği gelirlerle de hayır amaçlarını gerçekleştirecek. Bunun üzerine kurulmuştur. Yapmamız gereken gelir etmek anlamında belki bir enerji şirketi. Önümüzde mevcut birçok gayrimenkulümüz var. Bu enerji şirketinin kurulumunu ilişkin inşallah gelecek dönemde gerçekleştiririz" dedi.
Ertem, Milli Eğitim Bakanlığı'na devrettikleri mevcut yurtlarının üniversite öğrenci yurdu haline dönüştürülmesini arzuladıklarını söyledi.
Bu arada Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, tören öncesi restorasyon çalışması yapılan vakıf eserlerinin fotoğraflarının sergilendiği alanı gezdi.
Törende bazı vakıf eserlerinin restorasyonuna sponsor olan kişi ve kuruluşlara plaket verildi.
Arınç, Vakıflar Haftası'nın başlaması nedeniyle TBMM'de düzenlenen törenin ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Gazetecilerin, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'e devlet töreni yapılmasıyla ilgili tartışmaların yaşanması ve kendisinin törene katılıp katılmayacağı yönündeki sorusu üzerine Arınç, Evren'in Cumhurbaşkanlığı sıfatını taşımış olduğu için bir devlet töreni yapılabilmesinin mümkün olduğunu söyledi.
Bununla ilgili görevin Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesine düştüğüne işaret eden Arınç, "Onlar ailesiyle görüşüp ne zaman, nasıl bir cenaze töreni istediklerini de tespit etmiş olmalılar" dedi.
Bugün Genelkurmayın bir açıklaması olduğunu anımsatan Arınç, burada, Genelkurmayda bir askeri tören yapılacağının daha sonra da galiba Ahmet Hamdi Akseki Camisi'nde kılınacak cenaze namazından sonra defnedileceğinin bildirildiğini ifade etti.
Arınç, "Tabii devlet töreni yapılacaksa Genelkurmaydaki tören, cenaze, Ahmet Hamdi Akseki Camisi'ndeki dini tören sırasında hükümeti temsilen bir arkadaşımız bulunacak mı, ondan habersizim. Yani bu konuda Başbakanlık Müsteşarlığımız herhalde bir çalışma yapıyordur, gerekiyorsa bu tür törenlerde hükümetin temsili de söz konusuysa -özel olarak incelemedim, araştırmadım, merak etmedim- herhalde bir arkadaşımızın burada tören gereği bulunması gerekebilir. Kendi açımdan baktığımda benim yarın Diyarbakır daha sonra da Batman'da programlarım var, Ankara'da olamayacağım. Sayın Başbakanımız kimi takdir ederse, müsteşarlık kimin temsili noktasında sayın Başbakanımıza bir arzda bulunursa o gerçekleşir" diye konuştu.
Arınç, Kenan Evren'in 98 yaşında vefat ettiğini, uzun süredir GATA'da tedavi altında olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
"Emri hak vaki oldu. Kur'an da diyor ki, 'bütün faniler ölümü tadacaktır.' Bu hepimiz için geçerlidir. Adaletin en eşit, en güzel olduğu nokta ölümdür. Hiç kimse ölümden kendisini kurtaramıyor fani olmak hasebiyle. Dolayısıyla Kenan Evren'in vefatında da söylenecek şeyler az çok bellidir. Ailesi, yakınları, sevenleri vardır. Onların duyguları farklıdır. Ama 12 Eylül 1980'de darbe yaparak parlamentoyu kapatan, siyasi partileri yasaklı kılan, bazı siyasi parti yöneticilerini cezaevlerinde yargılatan ve pek çok üzücü hadiselerin içerisinde bulunduğumuz bir kişi hakkında şahsen söylenecek sözler de farklıdır. Bir defa hükümetin bir üyesi olarak, hükümet sözcüsü bir arkadaşınız olarak hükümetimiz adına bir söz söylemem gerekirse şu ana kadar yapılan açıklamaların dışında bir söz söylemem mümkün değil. Ama şahsen bu konuda ne düşünüyorsunuz derseniz, ölüm büyük şeydir Peygamberimizin söylediği kadarıyla da ölüm hakkında söylenmiş, yapılmış pek çok ibretli sözler ve davranışlar vardır."
Arınç, 12 Eylül 1980 darbesi olduğunda Milli Selamet Partisi Manisa İl Başkanı olduğunu bildirdi. Arınç, "Gözaltına alındım, aramalar yapıldı. Çocuğum da yeni doğmuştu, ilk yavrumuz hemen hemen 3-5 günlük bir evlatken kapımızın önüne asker, polis karışımı bir ekibin geldiğini, bize siyasi yasaklı olduğumuz bildiren bir kağıt imzaladığımızı, bu siyasi yasaklar sebebiyle hemen hemen 7 sene hiçbir siyasi faaliyette bulunamadığımızı, seçme ve seçilme hakkımızın olmadığını biliyorum" dedi.
Arınç, daha sonra parti binasında yapılan aramada parti levhasının indirilmesi sırasında bir tartışmanın yaşandığını, bunun kavgaya dönüştüğünü, siyasi hayatında da dönüm noktası olan olayların yaşandığını belirtti.
"Ben 12 Eylül darbesini alkışlayanlardan değilim, bu darbeden şahsen de ülkem adına da zarar gördüğümüzü bilenlerdenim. Siyasi yasaklı oldum, gözaltında kaldım, 1985 yılında refah gecesinde yaptığım bir konuşma sebebiyle bizzat yukarıdakilerin verdiği talimatla İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılandım" diyen Arınç, şöyle devam etti:
"4 yıl 2 ay ağır hapis cezası aldım. 1 sene 2 ay da Eskişehir'de sürgün cezasına mahkum oldum. Bunları başıma getirenler hakkında ne düşündüğümü, ne düşüneceğimi az çok tahmin edersiniz. Daha sonraları da bu darbe, bu darbeyi yapanlar, bu darbe anayasası, bu darbe anayasasından mağdur olan milletimizin her ferdi gibi ben de siyasi hayatımda bunun mücadelesini verdim. Bugün ben kendim, şahsım, özgün düşüncelerim olarak ne hissediyorsam birtakım insanların da mürai olmamasını tercih ederim. Mürai olmamak şudur; iki yüzlü olmaktır. Çünkü ben o darbe günü alkış tutanları biliyorum. Ülkeye huzur geldi, kardeş kavgası önlendi. Peki niye bu zaman? 'Niye 5, 6 bin kişinin hayatının son bulmasına göz yumuldu' dediğimizde onu boşver, bak darbe yaptılar ortalık süt liman oldu diye alkış tutanları hatırlıyorum. Manisa'ya gelip hükümet binasının üstündeki terastan binlerce insana konuştuğu zaman biz bir kenarda üzüntüyle bunu izlerken ellerini çırparak, Evren için tezahüratta bulunan, ona sevgi ve sempati duyan binlerce insanı hatırlarım. Daha sonra Cumhurbaşkanı seçilmesini anayasa oylamasına bağladığında yüzde 90'ı aşan bir oyla anayasaya 'evet' diyenlerin de bulunduğunu bilirim."
Arınç, kendisinin ve Kenan Evren'in Manisalı olduğunu anımsatarak, hemşehriliğin güzel, hemşehriciliğin ise kötü bir duygu olduğunu bildirdi.
Her insanın hemşehrisini sevdiğini, saydığını, arayıp bulduğunu belirten Arınç, "Ama hemşehri olmak ne olursa olsun onunla birlikte olmak, onun arkasından gitmekse bunun yanlış olduğunu da düşünürüm. Manisa'ya geldiği zaman yeni milletvekili olduğumda konuşmasına karşı çıkmış, özellikle Türkçe ezan ve Türkçe ibadeti anlatırken bu söylediklerinin yanlış olduğunu, bunun zamanında söylendiğini ama terk edildiğini ifade etmiştim. 'Kim bu çocuk' denildiğinde de 'İşte efendim Refah Partisi'nin yeni milletvekili' demişlerdi. İlk tanışmamız da öyle olmuştu" dedi.
O günden bu yana 12 Eylül darbesinin yargılanmaya başladığını, referandumla anayasada değişikliklerin yapıldığını vurgulayan Arınç, "Tahsin Şahinkaya ile birlikte idam talebiyle -ki şimdi ağırlaştırılmış müebbettir- yargılandığı zamanlarda Kenan Evren'in isminin okullardan, yollardan, caddelerden, daha önce verilmiş olduğu yerlerden kaldırılması gündeme geldi. Manisa'nın merkezinde Kenan Evren Sanayi Sitesi vardır. Bu küçük sanayi sitesinden de Kenan Evren'in isminin silinmesi gündeme geldiğinde o sanayi sitesinin başta sahipleri olmak üzere şehrin ileri gelenleri buna yanaşmadılar" diye konuştu.
Arınç, bunun bir hemşehricilik duygusu da olabileceğini, bir başka şekilde de ona sahip çıkmak olabileceğini İfade etti.
Arınç, "Dolayasıyla bugün 'Evren hakkında ne düşünüyorsun, vefatında ne hissettin' diye soracağınız kimseler varsa ona darbeden bu yana alkış tutmuş, onun yanında olmuş, onu çok sevmiş, onun ismine bağlı kalmış insanlara sormanız gerekir. Bunların da sayısı eksik değildir. Dolayısıyla ben o işlerden, onun varlığından, onun yaptıklarından mağdur olmuş bir insan olarak onun hakkında güzel şeyler söylemek, bunu ifade etmek noktasında değilim. Söyleyeceklerimi de derununda muhafaza etmek isterim" görüşüne yer verdi.
Ölünün arkasından kötü şeylerin de söylenmemesini isteyen Arınç, şunları kaydetti:
"Elbette bizim bildiğimiz bir dua vardır, Allah rahmete müstahak olanlara rahmet etsin. Söyleyebileceğimiz budur. Bu ülkede darbe yapan, müdahale eden, muhtıra veren sadece o da değildi. Ama 12 Eylül ülkeyi maalesef çok kötü noktalara götürdü, çok kötü işler yaptı. En azından benim partim siyasi yasaklıydı. 3 partinin seçime girmesine, 3 partinin seçime girmemesine karar veren de Milli Güvenlik Konseyi'ydi. O günleri yaşayan, canlı hatıralara sahip bir insan olarak bugün ben bir darbecinin vefatı karşısında ancak bunları söyleyebiliyorum. Ama hayatları darbeleri alkışlamakla geçmiş insanlara bugün hissiyatlarını sorarsanız onlar da mürai değilse herhalde eski düşüncelerini tekrarlayacaklardır. Evren'in de bu tür düşüncelere bugün çok daha ihtiyacı olduğunu zannediyorum."
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu da Evren'in cenaze törenine katılıp katılmayacağı sorusu üzerine, katılmayacağını belirterek, yarın Afyonkarahisar'da daha önceden planlanmış temel atma töreni olduğunu söyledi. Eroğlu, "Allah rahmet eylesin. Ölünün arkasından kötü konuşulmaz. Hayırla yad edilir her ölü" dedi.
