2006-06-27 - 16:00
CHP GENEL BAŞKANI BAYKAL: "MERKEZ BANKASI OLAYLARI DOĞRU TEŞHİS EDEMEMİŞ VE YÖNLENDİREMEMİŞTİR"
Merkez Bankası'nın piyasaların peşinden sürüklenen bir kurum olduğu tablosunun ortaya çıkmaya başladığını söyleyen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal "Bu acı bir durumdur." dedi.
Merkez Bankası'nın piyasaların peşinden sürüklenen bir kurum olduğu
tablosunun ortaya çıkmaya başladığını söyleyen CHP Genel Başkanı
Deniz Baykal "Bu acı bir durumdur." dedi.

Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, ülkede, özellikle
son 1.5 ayda ekonomik sıkıntılar yaşandığını belirtti. Siyasal ve ekonomik
gündemin yoğun olduğunu ifade eden Baykal, Meclisi tatile sokarak
rahatlamanın mümkün olmadığını söyledi. Krizlerin yaşandığı bir dönemden
geçildiğini dile getiren Baykal,kriz dönemlerinde doğru siyaset uygulanmasına
gerektiğine işaret etti.

Deniz Baykal, milli mücadele sırasında askeri başarının yanı sıra
doğru siyaset de uygulandığını belirterek, güçlüklerin demokratik
siyasetle aşılabileceğini vurguladı.
''(Bu işi ben çok iyi biliyorum) diyenlere bırakarak, işleri
çözemeyiz'' diyen Baykal, krizin, ''dünyada yaşanan olumsuzluğun
Türkiye'ye yansıması'' diye nitelendirildiğini ifade etti. Baykal,
''Konu böyle değildir. Tabii ki krizi tetikleyen global, evrensel bazı
gelişmeler var. Ancak Türkiye, benzer ülkelerin hiç birinin
etkilenmediği şekilde bu gelişmelerden etkilenmiştir'' dedi.

2001 ekonomik krizinin ardından çok ciddi önlemler alındığını;
rahatlama yaşandığını belirten Baykal, 2002'de iktidara gelenlerin ise
''bu rahatlama bizim aldığımız önlemler sayesinde yaşandı''
dediklerini kaydetti. Baykal, o yıllarda dünyada likidite bolluğu
yaşandığını; yatırım potansiyelinin arttığını ve bundan nasibini alan
Türkiye'ye de bol para girmeye başladığını belirtti.

''RAHATLAMAYI EBEDİ ZANNEDEREK...''

CHP Lideri Baykal, iktidardakilerin, bu rahatlamayı ebedi
zannederek, iddialı sözler sarfetmeye başladıklarını söyledi. Baykal,
2005 yılının başından itibaren ekonomideki rakamların aldatıcı
olduğunun görüldüğünü, yabancı paranın gitmeye ve sorunların ortaya
çıkmaya başladığını anlattı.

Son dönemde Merkez Bankası Başkanlığına atama krizi yaşandığını;
iktidarın, ''Ben istediğim kişiyi başkanlığa atarım'' dediğini ifade
eden Baykal, ''Atanan Merkez Bankası yönetimi, ekonomideki sınavını
Mayıs, Haziran aylarında verdi, ancak başarılı olamadı. Merkez
Bankası, olayları doğru teşhis edememiş ve yönlendirememiştir'' diye
konuştu.

Deniz Baykal, merkez bankalarının saygın, güçlü kuruluşlar olması
gerektiğine işaret ederek, ''Merkez Bankasının, piyasaların peşinden
sürüklenen bir kurum olduğu tablosu ortaya çıkmaya başladı. Bu, acı
bir tablodur'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Gemi sağlam ve kaptan da
işbaşında'' dediğini anımsatan Baykal, ''Sayın Başbakan, gemi
yeterince sağlam değil, ciddi sorunlar var. Gemide delikler açılmaya
başladı, su alıyor. Ama sen görmüyorsun, yukarıdasın, kaptan
köşkündesin. Aşağıya in, bir bak. Mürettebat deneyimli değil. Rota da
aynı değil, sürekli değişiyor'' diye konuştu.

Baykal, 1 milyon 300 bin lira civarında seyreden dolar kurunun, 1
milyon 700 bin liraya çıkmasıyla 45 milyar dolarlık dış borcun daha da
arttığını öne sürdü.

''IMF'NİN RAPORLARI...''

IMF'nin denetlediği ülkeler hakkında raporlar hazırladığını ve
bunu kamuoyuna duyurduğunu anımsatan Baykal, Türkiye'nin, ekonomisiyle
ilgili olumsuz rapor hazırlayan IMF'ye, ''Dediklerinizi anladım,
gereğini yapacağım'' denilerek, raporların duyurulmasının
engellediğini savundu.

Deniz Baykal, ''Ekonomide yaşananlar, AK Parti'ye sürpriz
olmamıştır. IMF'nin söylediklerini biz de söyledik; hadi bize
inanmadınız IMF'ye neden inanmadınız?'' dedi.

Sıcak paranın yurtdışına çıkmaması için Hükümetin yabancı
yatırımcıya kolaylıklar getirdiğini belirten Baykal, yabancı
yatırımcının, karlılığı azaldığı için değil, ekonomiye güven duymadığı
için Türkiye'den ayrıldığını ileri sürdü.

YABANCILARA STOPAJ VERGİSİNİN SIFIRLANMASI

''Yabancı yatırımcıya; 'size uyguladığımız vergiden vazgeçiyoruz.
Biz ettik, siz etmeyin. Sizden aldığımız yüzde 15 stopaj vergisinden
vazgeçiyoruz, artık bunu almayacağız' denilmiştir'' diye konuşan
Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ancak burada asıl acı olan, yabancılardan alınan vergi
sıfırlanırken, Türk vatandaşlarından alınacak verginin yüzde 10 olarak
sürdürülmesidir. Bu, Cumhuriyet tarihinde ilk kez ortaya çıkmıştır.
Bir ülkede yabancıya, aynı ekonomik faaliyet karşısında bir imtiyaz
sağladığının, çağdaş dünyada başka bir örneğini bulmak mümkün
değildir. Yani Türk vatandaşı olmayı cezalandıran, yabancı vatandaşı
olmayı ödüllendiren bir anlayışla Türkiye, 'bu krizden acaba çıkar
mıyım' diye çırpınıyor. Bu, tam bir bilinçsizlik örneğidir, kendi
kimliğine saygısızlıktır; Anayasaya, hukuka, vatandaşlık bilincimize
aykırıdır. Böyle bir düzenleme yaparlarsa sonuna kadar uğraşacağız.
Anayasa Mahkemesi'ne gideriz; meydanları dolaşarak bunun hesabını
sorarız.''

''CESARET VERME''

Kırılmanın sadece ekonomi politikasında değil, dış politikada da
görüldüğünü savunan Baykal, Türkiye-AB ilişkileri ve Kıbrıs
konularının önemsenmesi gerektiğini vurguladı.

Baykal, AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang
Schüssel'in, ''Türkiye'ye, ismi üyelik de olsa ayrı bir statü
verileceği, Türkiye'nin AB katılımı konusunda son sözü
Avusturyalıların referandumda söyleyeceği'' yönündeki sözleri ve
Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker'in, ''Türkiye'nin, Almanya,
Fransa, Lüksemburg ve Belçika gibi ülkelerle aynı seviyede AB üyesi
olamayacağı'' yönündeki açıklamalarını anımsattı.

''Türkiye'nin tam üyeliğe gitmeyeceğinin anlaşılmaması büyük
hatadır'' diyen Baykal, ''Bunlar konuşulurken bizimkiler ne yapıyor?
Herkese laf yetiştirmeye çalışan Sayın Başbakan, Avusturya, Lüksemburg
başbakanlarının sözleri karşısında ne düşünüyor? Sükut; hazmetme,
içine sindirme, cesaret verme'' dedi.

''TBMM'DE KAPSAMLI MÜZAKERE''

Baykal, sanki tam üyelik verilecekmiş gibi Türkiye'den en hayati
konularda tavizler istendiğini, hükümetin ise ''AB ile işler iyi
götürülüyor'' denilsin diye önüne getirileni düşünmeden onayladığını
öne sürdü. Baykal, şöyle konuştu:
''Ciddi ülkelerde başbakan ve dışişleri bakanları bunlara cevap
verir. TBMM'de kapsamlı müzakere edilir, tartışmaların sonunda 'tam
üyelik dışında başka bir şey kabul etmeyiz' şeklinde bir tavır
açıklanır. Kıbrıs ile AB artık iç içe geçmiş konular haline dönüştü.
Hükümetin yanlış politikaları, AB ile ilişkimizin ön şartı haline
geldi.''

Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Kıbrıs Rumlarını
siyasi olarak tanımamız KKTC üzerinde izolasyonların kalkması ile
olur'' yönündeki sözlerini eleştirdi. Baykal, siyasi tanımanın,
KKTC'nin, Türkiye'nin işgali altında bir bölge anlamına geleceğini,
egemenlik iddiasının hukuki temelinin ortadan kalkmasına neden
olacağını belirtti.

''SON DAKİKA HEYECANLANMALARI''

CHP Genel Başkanı Baykal, gazetelerde ''Ali Dibo'' olarak
adlandırılan olayları, geçmişte televizyonda oynayan ''Kaçak'' isimli
diziye benzeterek, ''Kaçak dizisi gibi, bir gün bir yerde, başka gün
bir yerde Ali Dibolar çıkıyor. En son İstanbul'da çıkmış... Adrese
teslim ihale, arkasında yandaşlar var'' diye konuştu.

İktidarın, ''laik, demokratik Cumhuriyet kimliğine yönelik
tahribatının kabul edilmeye'' başlandığını savunan Baykal, AK
Parti'lilerin de ''Tüzüğümüze biraz Cumhuriyet yazalım'', ''Topluca
Anıtkabir'e gidelim'' şeklinde önerilerde bulunduğunu söyledi. Baykal,
bütün bunların, 1 yıldır yaptıkları değerlendirmelerin, milletin
vicdanında, aklında kabul gördüğünü ortaya koyduğunu ifade etti.

Baykal, ''Türkiye'nin, bütün bu gelişmeleri doğru bir şekilde
teşhis edip, ortaya koyan CHP diye bir partisinin bulunduğunu''
kaydetti.
''Faaliyet, temas, kulis ve ziyaretler aldı başını gidiyor'' diyen
Baykal, herkesin heyecan ve sorumluluk içine girmesinden duyduğu
memnuniyeti dile getirdi.

Baykal, ''CHP'nin konumunu, bu son dakika heyecanlanmalarıyla
kimse karıştırmasın. Türkiye, seçim konjonktürüne girince, 'Bu işin
sonuna doğru geldik, AKP'nin suyu ısınmaya başladı, acaba ne yapıp,
biz de bir yerinden devreye gireriz' heyecanı, telaşı içine girmiş
olanların çabalarıyla, CHP'nin yıllardır sürdürdüğü bu mücadeleyi
kimse karıştırmasın. Bizim işimiz ayrı'' diye konuştu.

''ÇATI ARAYIŞIMIZ YOK''

Deniz Baykal, partilere yönelik çağrılar peşinde olmadıklarını,
çabalarının muhatabının siyasi parti ve siyasi kurumlar değil, millet,
halk, toplum ve vatandaş olduğunu kaydetti.

Kulisle, kapalı kapılar arkasında anlaşmalarla, hülle, ittifak
projeleriyle meşgul olmadıklarını vurgulayan Baykal, ''AKP yanlış
parti, biz mücadeleyi veriyoruz, el ele verelim'' dediklerini söyledi.
Bu mücadeleyi verdiklerini kaydeden Baykal, bu mücadeleyi verecek
olanlara da ''hoş geldiniz'' dediklerini belirtti. Baykal, bu
mücadeleyi nerede verecekleri sorunu, bir çatı sorunu olmadığını ifade
ederek, şunları söyledi:
''Biz CHP içinde veriyoruz bu mücadeleyi. Ne çatı, ne hülle, ne
ittifak arayışımız var. Türkiye'nin, laik, demokratik bir Cumhuriyet
olarak siyasi kimliğini, CHP olarak savunmak üzere yola çıktık,
yürüyoruz. Çabamızı, her geçen gün daha da etkin kılacağız, bu
doğrultuda çalışan herkesle dostluk ve dayanışma içinde olacağız. Ama
bizim doğal olmayan, hukuk, siyasi etik dışı arayışlarla hiçbir
ilgimiz olmaz. Vatandaşlarımıza, bu 'muhafazakar, bu laiktir, bu
merkez sağcı' demeden, elimizi uzatıyoruz. Laik, demokratik
Cumhuriyete inanan herkese elimizi uzatıyoruz.''

''EZDİRTMEYECEĞİZ, SOYDURTMAYACAĞIZ, BÖLDÜRTMEYECEĞİZ''

Baykal, milyonlarca seçmenin geçen seçimlerde oy kullanmadığına
işaret ederek, yapılacak seçimleri, ''milli görev seçimi'' olarak
nitelendirdi. Hiç kimsenin bu seçime gitme görevini ihmal etme hakkı
olmadığını ifade eden Baykal, seçmenleri, sandık başına çağırdı.

Milleti ezdirmeyeceklerini, devleti soydurtmayacaklarını ve
Türkiye'yi böldürtmeyeceklerini ifade eden Baykal, şöyle konuştu:
''Türkiye'de kendisine siyasi etkinlik hakkı tanımış olan fakat bu
siyasi yeteneğini nerede nasıl göstereceğini bilemeyen, yanlış
noktalara sürüklenmiş insanlar var. Siyasette yapılmış yanlışlıkların
telafisi, seçime yaklaşılan bir noktada kolay olmuyor. Savrulmuşsunuz,
değişik yerlere sürüklenmişsiniz. Şimdi siyasi rol oynamak
istiyorsunuz. O siyasi rolü oynamanın zemini, kanalı, partisi ortada
yok. Ne yapacaksınız, bir arayış telaş başlıyor. Bunu anlıyorum. Ama
telaşın, arayışın makul sonuç verebilmesi, bu arkadaşlarımızın doğru
karar almalarına bağlıdır. Yapay çözümlerle, olmayacak işlerle yola
çıkarak, Türkiye'nin sorunlarının çözümü mümkün değildir.

Herkesin kendine biçtiği rollere saygım var. Ama o rolleri
oynamanın imkanlarını sağlayamamış olanların, şimdi yapay gayretlerle
durumu değiştirmelerinin mümkün olmadığını kavramaları lazım. Çözüm,
bu kavrandıktan sonra ortaya çıkabilir. Bizim, dedikodu, kulisle
ilgimiz yok. Herkese, sevgimiz, saygımız var. Herkese yönelik
işbirliği anlayışımız ortada, nezaket içinde bu çabaları sürdürürüz.''