2006-06-20 - 14:56
BAŞBAKAN ERDOĞAN: ''HÜKÜMETE MUHALEFET EDEYİM DİYE TÜRKİYE'YE MUHALEFET ETMEYİN"
Başbakan Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti iktidarının Türkiye'ye vaat ettiği adalet ve kalkınma çizgisi üzerinde yürüyüşünü kararlılıkla sürdürdüğünü söyledi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Hükümete muhalefet edeyim diye Türkiye'ye muhalefet etmeyin. Hükümete muhalefet edeyim diye demokrasiye, Cumhuriyete, hukuka, güvene, istikrara muhalefet etmeyin. İktidara muhalefet edeyim diye parlamenter sistemi, hukuk devleti ilkelerini zaafa uğratma çabalarına girmeyin. Bundan Türkiye olarak hep birlikte zarar görürüz'' dedi.

Başbakan Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti iktidarının Türkiye'ye vaat ettiği adalet ve kalkınma çizgisi üzerinde yürüyüşünü kararlılıkla sürdürdüğünü söyledi. Bu kararlı yürüyüşün kısa zamanda Türkiye'ye neler kazandırdığını herkesin gördüğünü belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bizim için aslolan iş yapmaktır, laf üretmek değil. Siyaseti iş değil de laf üretmek olarak düşünenler bizim iktidarımızda fazlasıyla açığa, defatle açığa çıkmıştır. Biz ise suni gündemlere, boş tartışmalara zaman ve emek ayırmak yerine işimize yoğunlaşıyoruz. Bu siyaset tarzımızla doğru yolda olduğumuzu geçen zaman açıkça gösterdi. İnşallah bundan sonra da doğru bildiğimiz yolda, tökezlemeden Türkiye'ye hizmete devam edeceğiz.

Haksızlığa maruz bırakılsak da kimseye asla haksızlık yapmayacağız. Milletimizin, ülkemizin menfaatlerini her zaman kendi menfaatlerimizin üzerinde tuttuk, üzerinde tutacağız. 'AK Parti'ye muhalefet edeyim, Hükümete muhalefet edeyim' derken ülkeye muhalefet edenleri halkımız biliyor, gayet iyi tanıyor.''

''SİYASETİN ESAS ZEMİNİ AHLAK''
Başbakan Erdoğan, demokrasinin olmazsa olmaz gereklerinden birinin demokratik muhalefet olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:

''Ama muhalefet de ancak demokrasi içerisinde var olabileceğini bilmeli, bindiği dalı kesmemeye çalışmalı diyoruz. Siyaset kurumun zayıflatan, siyaset alanını daraltan tartışmalardan hepimiz özenle kaçınmak durumundayız. AK Parti iktidarı olarak biz her zaman şu uyarıda bulunduk. Hükümete muhalefet edeyim diye Türkiye'ye muhalefet etmeyin. Hükümete muhalefet edeyim diye demokrasiye, Cumhuriyete, hukuka, güvene, istikrara muhalefet etmeyin. İktidara muhalefet edeyim diye parlamenter sistemi, hukuk devleti ilkelerini zaafa uğratma çabalarına girmeyin. Bundan Türkiye olarak hep birlikte zarar görürüz. Bunu bilmemiz lazım.

Artık Türkiye'de bazı meseleleri partiler üstü tutmayı öğrenmek zorundayız. Kişisel menfaatlerimizi, parti menfaatlerimizi bu milletin, bu memleketin ali menfaatlerinin önüne getiremeyiz, getirmemeliyiz.

Siyasetin esas zemini ahlaktır. Ahlaki zemini zayıf olan siyasetten Türkiye çok çekti. Kimsenin, 'Hükümete muhalefet edeyim' diyerek millete muhalefet etmeye hakkı, salahiyeti yoktur. Olamaz.

Biz AK Parti olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye'yi büyüterek büyüyeceğiz. Siyasetimizin temel ilkesi, milletimizle, ülkemizle birlikte büyümektir.''

AB ÜYELİĞİ
Konuşmasında Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik süreci ile ilgili değerlendirmelerde de bulunan Erdoğan, 12 Haziranda Lüksemburg'da yapılan AB zirvesinde 35 fasıldan biri olan bilim ve araştırma faslı ile ilgili müzakerelerin açıldığını ve bu faslın geçici olarak kapandığını hatırlattı. Böylece Türkiye'nin 12 Haziran 2006 tarihi itibariyle AB ile fiili müzakerelere başladığını kaydeden Erdoğan, şu ana kadar yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Dün ve bugün istatistik faslında tanıtıcı tarama yapıldığını bildiren Erdoğan, yarın da şirketler hukuku faslına geçileceğini söyledi. Böylece 25 fasılda tanıtıcı taramanın bitirileceğini belirten Erdoğan, ''Hani 'rehavet', hani 'Bu iş iyice ihmale uğradı' diyenler var ya onlara bu süreci anlatma bakımından bunları ifade ediyorum'' dedi.

Ayrıntılı taramada da 19 faslın şu ana kadar bitirildiğini vurgulayan Erdoğan, 1200 kişinin bu süreçte görev üstlendiğini ifade etti. 10 bin sayfanın üzerinde dokümanın da hazırlandığını kaydeden Erdoğan, 20 Ekim 2005 tarihinden bu yana 16 kanuni ve 79 mevzuat düzenlemesinin yapıldığını açıkladı. 2006 yılı sonuna kadar 30 kanun ve 103 düzenlemenin daha yapılmasını hedeflediklerini dile getiren Erdoğan, 2007 yılında da 24 kanun ve 151 düzenlemenin yapılmasının öngörüldüğünü de bildirdi.

SEÇİMLERE GÖRE AÇIKLAMALAR
Çok kısa dönem içinde müzakereler için çok yoğun bir çaba ve emek sarf edildiğini belirten Erdoğan, önemli ölçüde mesafe kat edildiğini dile getirdi. Erdoğan, şöyle konuştu:

''Şimdi önümüzde 34 fasıl daha var. Türkiye yolunda ilerlemeye devam edecektir. Katılım süreci zorlu bir süreç olacak, bu kolay bir süreç olmayacak ve bu süreç içerisinde tabii ki karşılıklı olarak birçok açıklamalar yapılacaktır. Zaman zaman bunlar hoş olacaktır. Zaman zaman hoş olmayan açıklamalar olacaktır.

Bu sadece Türkiye için geçerli değildir. Buradan tüm milletime sesleniyorum: Bizden önceki dönemlerde de birçok ülke bu sancıları yaşamıştır. Aynı sıkıntıları onlar da yaşamıştır. Bunun açık, net örneği İngiltere'dir. 11 yıl bu süreci onlar da yaşamıştır. İspanya yaklaşık 8-8,5 yıl bu süreci yaşamıştır.

Şu anda bu film adeta tekrar ediyor. Bundan tabii ki rahatsız olanlar olacak. Biz de rahatsız olduk. Ama üzerimize düşeni de tabii ki yapacağız. Zaman zaman şu söyleniyor. 'Efendim orada seçim var. Seçim olduğu için bu açıklamalar yapılıyor'. Tamam da seçim sadece o ülkelerde yok. Bizim ülkemizde de seçim var. Eğer seçime göre bu açıklamalar değişiyorsa o zaman bizim de seçimlere göre açıklamalar yapmamız gerekir. Ama biz diyoruz ki burada bu tür böyle yalpalamalar olmasın. Çünkü Türkiye farklı ülke... Türkiye çizdiği çizgide, verdiği sözde her zaman sözünün sahibi olarak yerinde durur. Bundan kimsenin endişesi olmasın. Şu ana kadar da bizim kararlılığımız, samimiyetimiz hep ortadadır.

Burada bizi üzen şudur. Diyelim ki bilim araştırma faslını görüşüyoruz. Eğer burada önümüze Kıbrıs gelirse biz buna güceniriz. Yani bilim araştırma faslıyla Kıbrıs'ın ne alakası var? Eğitim kültür... Bunu konuşurken bununla Kıbrıs'ın ne alakası var? Siyaseti buna niye bulaştırıyorsunuz? Siyasi ilkeler bu işle alakalı değildir. Ve buna bunu karıştırmak yanlıştır. Üzücü olan budur. Biz bu konuda tavrımızı 24 Nisan 2004'te AB üyesi 14 ülkenin talepleri istikametinde Kuzey Kıbrıs'ta garantör bir ülke olarak ortaya koyduk. Ama Güney Kıbrıs, AB'nin istediği istikamette değil, tam tersi bir tavır ortaya koydu. Bu tavra rağmen Güney Kıbrıs ödüllendirildi. AB'ye üye olarak kabul edildi. Kuzey Kıbrıs ise dışarıda bırakıldı.''

''TÜRKİYE DÜRÜST BİR ÜLKE''
Sözünde durmayanların sözünde durması halinde Türkiye'den de karşılığını bulacağını belirten Erdoğan, ''Verilen sözler yerine gelmezse kimse bizden ne limanları, ne havaalanlarını beklemesin. Siyasi tanıma noktasında tüm izolasyonların kalkması gerçekleşmedikçe, tüm izolasyonlar kaldırılmadıkça bizden bu beklenmesin. Bir defa tüm izolasyonların kalkması lazım. Kalktığı anda biz gereğini yaparız. Verdiğimiz sözü aynen tutarız. Türkiye bugüne kadar verdiği sözü nasıl yerine getirdiyse aynı şekilde karşımızdakiler de sözlerini tutsunlar ve gereğini yerine getirsinler. Bu gelmedikçe de o zaman kusura bakmasınlar'' diye konuştu. Türkiye'nin zor bir ülke olduğu yönündeki yakıştırmaların da yanlış olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin zor bir ülke değil, dürüst bir ülke olduğunu söyledi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''müzakerelerde Türkiye zor ülke...'' şeklindeki yakıştırmaların çok çirkin olduğunu belirterek, ''Türkiye zor ülke değil, dürüst ülke'' dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB sürecinde verdiği sözleri bugüne kadar yerine getirdiğini hatırlatarak, ''karşımızdakiler de sözlerini tutsunlar ve gereğini yerine getirsinler. Bu yerine gelmedikçe, o zaman da kusura
bakmasınlar...'' diye konuştu.

''Türkiye müzakerelerde zor bir ülke...'' şeklindeki yakıştırmaların çirkin olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Türkiye zor bir ülke değil. Türkiye dürüst bir ülke'' dedi. Türkiye'nin AB sürecine kolay gelmediğini anlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''17 Aralık dönemecinden geçtik, 3 Ekim barajını aştık, 12 Haziran kavşağını da geçtik. Bu işe kafa yoran, bu işin gereklerini bilen herkes, önümüzdeki mesafenin ne kadar dikkat gerektirdiğini bilir. Bazıları kolaycılığa kaçıyor ve ''Bizim AB'ye ihtiyacımız mı var' diyorlar. Bu, olayı fasit bir daire içine mahkum etmek, Türkiye'yi 780 bin kilometrekare içine mahkum etmek, dünyadan izole etme anlayışının basit bir mantığıdır.

Türkiye'nin şu anda ihracatının yüzde 60-65'i AB üyesi ülkeleredir. Ekonomide en önemli partnerlerimiz AB üyesi ülkelerdir. İşte İtalya... AB'den sorumlu olan bakanı buradaydı, beni ziyaret etmeye geldi... Sadece İtalya ile olan dış ticaret hacmimiz 9.5 milyar dolar. Almanya ile olan dış ticaret hacmimiz geçen yıl sonu itibarıyla 22 milyar dolar. Ve bunlar artarak devam ediyor, daha da artacak. Hollanda ve Fransa ile olan dış ticaret hacimlerimiz aynı şekilde... 'İlk beş ülke hangisidir' dediğiniz zaman AB ülkelerini görürüz.

Nasıl çekip kendini, oralardan tecrit edersin? Bu münasebetler olacak ki bu süreç de aynı şekilde devam etsin. Bu münasebetleri kopardığın zaman, tabii ki ekonomideki ilişkiler de zaman içinde tam tersine dönecektir. Bunları samimiyetle ortaya koymak durumundayız. Artık dünyada 'ben çekildim, kendimi tecrit ettim ama yinede yaşarım' mantığıyla yaşanmıyor. Artık dünya bir bütündür ve büyükçe bir köydür.''

''SANCILI SÜREÇ''
Farklı kültürler, dinler, medeniyetlerle dünyada herkesin, barış içinde bir arada yaşaması gerektiğine işaret eden Erdoğan, bunun için Medeniyetler İttifakı anlayışının eş başkanlığını kabul ederek bu süreci başlattıklarını söyledi. Dünyada bir bütünlük sağlanmasını amaçladıklarını anlatan Erdoğan, farklı, kültür, din ve medeniyetlerin bir arada yaşayabileceğinin gösterilmesi gerektiğini bildirdi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Zaten Türkiye'nin AB'ye katılımının AB'ye kazandıracağı en önemli zenginlikte budur. Bunu çok iyi bilmemiz lazım. En önemli zenginlik budur. Bir hususu özellikle halkımızın da dikkatine sunmak istiyorum; bakınız, bu süreçte karşılaştığımız güçlüklerin çoğu Türkiye'nin büyüklüğünden kaynaklanıyor. Daha açık söylüyorum; Türkiye'nin gücü dolayısıyla AB süreci sancılı bir süreçtir. Türkiye büyük bir ülkedir, güçlü bir ülkedir. Muhteşem bir mazisi, muhteşem bir birikimi ve iyi bir kültürel donanımı vardır. Türkiye'nin AB üyeliği sadece Türkiye için değil, bölge için de etki alanı itibarıyla son derece önemlidir.

Üzülerek ifade ediyorum ki medeniyetleri bir araya getirecek, farklı kültürleri buluşturacak Birliğin hareket alanını genişletecek olan bu adım, AB içinde de tam olarak anlaşılamamıştır. Bunu anlatmak öncelikle biz siyasilerin görevidir.

Bugün bölge ve dünya barışı için insanlığın esenliği için, AB'nin küresel bir güç olarak temayüz etmesi için ele geçireceği bu imkan, bazı Avrupalı dostlarımız tarafından hakkıyla değerlendirilmiyor. Türkiye'nin büyüklüğü ve önemi nedeniyledir ki AB tam üyelik sürecimiz, sadece siyasi ve ekonomik entegrasyon açısından konuşulmadı. Bütün akademik, entelektüel platformlarda konuşuluyor, tartışılıyor...''

''BAŞARISIZLIK İHTİMALİ...''
Erdoğan, ister içerde isterse dışarıda olsun Türkiye'nin AB sürecini sekteye uğratmaya çalışanlara karşı bir hatırlatmada bulunmak istediğini belirterek, ''başarısızlık ihtimalleri üzerinde siyaset yapanların emellerine, Türkiye'nin geleceğini asla feda etmeyelim'' diye konuştu. AB'ye tam üyeliğin, kendileri için dönemsel bir ''taktik siyaset meselesi'' olmadığını kaydeden Erdoğan, ''bunun altını özellikle çiziyorum. Bazılıları 'efendim bu dönemsel bir durum. AK Parti farklı şeyleri izole etmek, farklı şeyleri kamufle etmek için bunları yapıyor...' diyor. Böyle saçma sapan bir iş olmaz'' dedi.

Erdoğan, AB üyeliğinin, onlarca yıl bu işi başaramayanlara karşı AK Parti iktidarının programına aldığı hedeflerden birisi olduğunu
kaydetti. Erdoğan, şöyle konuştu:

''3 Kasım seçiminin ertesinde bu süreci, bu yolculuğu başlattık. AB'ye tam üyelik hedefi Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinin bir gereğidir. Türkiye'nin AB'ye üyeliği, hem AB'nin hem Türkiye'nin çıkarınadır. AB'ye üyelik Türkiye'ye dışarıdan dayatılan bir hedef değildir. Aksine Türkiye'nin temel dış politik tercihlerinden biridir.

''TRİBÜNLERE OYNUYORLAR''
AB, bizi yalvararak içine sokmadı. 1959 yılında başlayan bir süreç... Bu süreci o yıllarda başlatanlar herhalde art niyetle başlatmadılar, iyi niyetle başlattılar. 1963'te yasal süreç ortaya konuldu. O gündün bugüne 43 yıl geçti. Bugüne kadar, şu an AB aleyhine konuşanlar, AB ile müzakerelerin içinde yer almadı mı? A'den Z'ye hepsi yer aldı. MHP'si de ANAP'ı da DSP'si de CHP'si de DYP'si de yer aldı. Hepsi yer aldı. Şimdi bakıyorsunuz tribünlere oynuyorlar. Tribünlere oynamayı bırakın ve gerçekleri konuşun. Ülkenin geleceğine nasıl katkıda bulunabiliriz bunu konuşun.

Türkiye küp şekeri değil ki atasın da suyun içinde erisin yok olsun. Böyle bir şey yok. Türkiye gerekli donanıma bu nokta fazlasıyla sahiptir... AB yolunda kararlı olduğumuzu baştan itibaren söyledik, bugün de söylüyoruz, yarın da söyleyeceğiz. Engeller var. Zaten siyaset, engelleri aşma sanatıdır. Siyaset, zoru kolay kılma sanatıdır. Kimse kalkıp da önünüze halılar serip gül suyunu dökmez. Bunları başaracaksın ki bu halılar serilsin. Bunu başaramazsan kimse kusura bakmasın, halı sermezler. İşte Türkiye bunu başaran bir ülke konumundadır. Her geçen daha iyiye gidiyoruz. Sabırla kararlılıkla engelleri aşarak yolumuza devam ediyoruz.''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta siyasi çözümün AB zemininde değil, BM zemininde olacağını belirterek, ''Şu anda biz daha güçlüyüz. Ne demiştik; 'Bir adım öndeyiz.' Şimdi 11 adım öndeyiz'' dedi.

Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, AB konusundaki gelişmelere değindi. 12 Hazirandaki AB zirvesinde, Güney Kıbrıs'ın engelleme gayretlerine rağmen AB içinde sağduyunun galip geldiğini belirten Erdoğan, Türkiye'nin, 17 Aralık, 3 Ekim ve Lüksemburg zirvesini geçerek, fiili müzakerelere başlayan ülke konumuna geldiğini vurguladı.

Erdoğan, zirve öncesi ve sonrasında yaşananların, AB sözcülerinden bazılarının beyanatları dikkate alındığında, Kıbrıs meselesinin Türkiye - AB ilişkileri üzerinde önümüzdeki süreçte de tesirli olacağını ifadesi olduğunu kaydetti.

''Kıbrıs'ta çözüme ulaşılmadan, Güney Kıbrıs'ın üyeliğe kabulü siyaseten çok yanlış bir karar olmuştur'' sözünü kendisinin değil, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın söylediğini hatırlatan Erdoğan, Türkiye'nin samimi davrandığını bildirdi. Erdoğan, Annan'ın, ''24 Nisan referandumundan sonra, bu tabloya rağmen Annan Planı'nın reddedilmesine karşılık Güney Kıbrıs'ı AB'ye kabul etmek, yanlış olmuştur'' dediğine dikkati çekti.

Annan'ın, BM Genel Sekreterliği olarak, Kıbrıs'ta referandum çalışmasından sonra raporunu hazırladığını, bunun, BM Güvenlik Konseyi'ne gittiğini, ancak 2 yıl geçmesine karşılık raporun görüşülmediğini hatırlatan Erdoğan, ''Peki, biz bunu nasıl izah edeceğiz, BM Güvenlik Konseyi bunu nasıl izah edecek? Şu ana kadar bu konuda niye bir açıklama yapmamıştır. O zaman BM Güvenlik Konseyi'nin görevi ne? O zaman referandumun yapılmasının anlamı da yoktu. Bir Annan Planı'nın ileri sürülmesinin de anlamı yoktu'' diye konuştu.

''BİZDEN İSTENİLENİ YERİNE GETİRDİK''
Kıbrıs'ta garantör bir ülke olarak istenileni yerine getirdiklerini; bunu, sadece AB'nin değil, dünyanın da kendilerinden istediğine dikkati çeken Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bizler, ülkemizdeki marjinal çevrelerin, marjinal bazı grupların muhalefetine rağmen, verilmesi gereken bütün sinyalleri verdik ve Kuzey Kıbrıs'taki soydaşlarımızın, kardeşlerimizin hakikaten o objektif bakışları neticesinde de Annan Planı'na yüzde 65 'evet' çıktı. Güneyde ise 'hayır' çıktı. Güney Kıbrıs 'hayır' derken; barışa hayır dedi, adada birlikteliğe hayır dedi, Annan Planı'na hayır dedi, AB'ye hayır dedi. Ama kabul edildi. Bunu anlamak mümkün değil. Şu anda biz çok daha güçlüyüz. Ne demiştik; 'Bir adım öndeyiz'. Şimdi 11 adım öndeyiz. Çünkü yeni paketimizde 10 tane daha çözüm önerisi var. Onların atması gereken adımlar var. Onlar bu adımları atacak ki o zaman bu iş süratle çözüme kavuşsun. Şu anda Güney Kıbrıs, çözüm
üretmeyen bir taraf. Dolayısıyla dost ülkelerle, AB üyesi ülkelerle biraraya geldiğimizde; bu konu açıldığında, biz bunları söylüyoruz. Söylediğimizde de onların herhangi bir savunacak yanları olmadığı ortaya çıkıyor ve kalkıp da durumlarını, tezlerini savunamıyorlar. Çünkü çözümden yana biz olduk. Çözüm için iradesini ortaya koyan biz olduk. Ama maalesef çözümü isteyen Kuzey Kıbrıs, şu ana kadar hala cezalandırılmıştır. Siyaseten yapılan bu yanlış, Rum tarafının elinde bulundurduğu AB kozuna güvenerek, BM'nin çözüm arayışının dışında hareket etmesine sebep olmaktadır. Kıbrıs'ta siyasi çözüm AB zemininde olamaz. Kıbrıs'ta siyasi çözüm, BM zemininde olacak.''

''YENİ İFADELER DEĞİL...''
Bazı ifadelerinin, AB üyesi ülke liderlerince, ''Türkiye Başbakanı çok sert konuştu, sert açıklamalar yaptı'' diye değerlendirdiğini hatırlatarak, bu ifadeleri ilk kez kullanmadığını, 3 Kasım sonrası yaptığı turlarda da kendilerine ifade ettiğini söyledi. Erdoğan, ''O gün, bugündür söylediklerimi söylüyorum. Bunlar yeni ifadeler değil. Onların söyledikleri yeni mi, hayır yeni değil. Aslında aynı şeyler söylenmektedir. Biz de diyoruz ki 'Artık gelin, bu işi çözüme kavuşturalım. 'Biz çözümü istiyoruz ama siz tıkıyorsunuz'' diye konuştu.

AB'nin KKTC'ye verdiği sözleri de tutmadığını, 24 Nisanın 2 gün sonrasında AB Mali ve İdari İşlerin doğrudan ticaret konusunda verdiği kararı hala uygulamaya koyamadığını ifade eden Erdoğan, izolasyonların kaldırılması yönünde en ufak bir adım atmadığını kaydetti.

''TÜRKİYE VETO YETKİSİNİ KULLANABİLİRDİ...''
''Şimdi, Kıbrıs meselesini AB içine taşıdığını düşünen Rum kesimi, Türkiye'nin müzakerelerini yürüttüğü bir konjonktürde, Türkiye üzerinden bir baskı oluşturmak gayretinde...'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün bu yıl sonuna kadar Türkiye tarafından imzalanması istenmektedir. Türkiye, AB üyesi ülkelerde üye olmadan Gümrük Birliği'ne kabul edilen tek ülkedir. Güney Kıbrıs, AB'ye kabul edildiği zaman, Gümrük Birliği üyesi olarak Güney Kıbrıs'ın da Gümrük Birliği'ne dahil edilmesi noktasında Türkiye, burada bir veto yetkisini kullanabilirdi ama
kullanmamıştır. Niye? Sözünde durmak var ya... İşte orada da sözünde durmuştur. AB'ye artık üye olmuştur, üye olduğu için de Gümrük Birliği
üyesi olma hakkı kazandığı için burada kalkıp böyle tersliğe girmemiştir; böyle bir gerginliğin tarafı olmamıştır. Ama bunun dışında bir şeyi bizden talep etmek, haksızlıktır, biz buna 'evet' demeyiz.''

Türkiye'nin, AB ile müzakere sürecinin teknik olduğunu söylediğine işaret eden Erdoğan, ''Bu sürece asla siyaseti bulaştırmayalım. Nasıl üzerimize düşeni yapıyorsak muhataplarımız da üzerine düşeni yapmalıdır. AB içinde bu hakkaniyet ölçüsüne, bu devlet ciddiyetine sahip dostlar olduğunu da biliyorum. Bunlar hakikaten ilk fasılda da tavırlarını ortaya net koydu. Muhataplarımız üzerine düşeni yapsın ki hak yerini bulsun, taşlar yerli yerine otursun. AB içinde aynı şekilde bunu savunanlar da var'' dedi.