2010-06-29 - 11:52
Partisinin grup toplantısında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Başbakan her şeye rağmen sık sık dile getirdiği gibi samimi bir pişmanlık duyuyor da bu cani (Abdullah Öcalan) hakkında verilmiş infaz kararını uygulamak istiyorsa, MHP destek vermeye hazırdır. Hodri Meydan'' dedi.
Partisinin grup toplantısında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Başbakan
her şeye rağmen sık sık dile getirdiği gibi samimi bir pişmanlık duyuyor da bu
cani (Abdullah Öcalan) hakkında verilmiş infaz kararını uygulamak istiyorsa, MHP
destek vermeye hazırdır. Hodri Meydan'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Başbakan'ın
''bölücü başının asılmaması konusunda birilerine söz verildiği ve İmralı canisini
teslim edenlere belge imzalandığı yönünde'' iddiasının olduğunu ifade etti.
''Bizim bu iddiaları bilmemiz ve cevabını bulmamız söz konusu değildir.
Zira bölücü başının yakalanıp Türkiye'ye getirildiği 1999 yılının Şubat ayında
MHP bırakınız hükümette olmayı, parlamentoda temsil edilmeyen bir muhalefet
partisi durumundadır'' diyen Bahçeli, şunları kaydetti:
''Ancak bizim Başbakan'a önerimiz, ortaya konuşacağına, devletin güvenlik
ve istihbarat imkanlarının tamamı elinde olduğuna göre, konuyu doğrudan araştırıp
sorumlularını açıklaması ve hesap sormasıdır.
Eğer Başbakan bebek katilinin asılmaması karşılığında bir pazarlık
yapıldığını iddia ediyorsa, bu konudaki işbirlikçileri arayacağı yer MHP değil,
idamın kalkması için evet oyu veren AKP kadrolarıdır.
Başbakan her şeye rağmen sık sık dile getirdiği gibi samimi bir pişmanlık
duyuyor da bu cani hakkında verilmiş infaz kararını uygulamak istiyorsa, MHP
destek vermeye hazırdır. Hodri Meydan.''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''İtirazımız
ve tepkimiz şudur: Bir yandan bizi Sivas'ın ötesinde olduğunu söyleyip, durduğun
yerlerde kendince düelloya davet edeceksin, buralara gidemediğimizi söyleyip
karanlık oyunlara çekmeye çalışacaksın; sonra zırhlı araçlarla, frekans
bozucularla, polis ve asker ordusuyla yanan lastikler, inmiş kepenkler ve ıssız
sokaklarda Başbakan olarak sindiğin yerlerde ve çömeldiğin vatan topraklarında,
'her şey normal' deyip Olağanüstü Hal'e karşı duracaksın'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
''farklılıkların kışkırtılması, ayrımcılığın övülmesi, ayrışmanın kutsanması
üzerine şekillenen bölücü AKP politikalarının faturasının çok ağır olduğunu'
savunarak, ''Hükümetin yıkım ısrarı sürdükçe, terörle yapılan pazarlığın acı
sonuçları kan ve gözyaşı olarak geri dönmektedir''diye konuştu.
Kanlı terörün neden olduğu can kayıplarının haklı öfkesinin artık
toplumun tahammül sınırlarını zorladığını ifade eden Bahçeli, Halkalı'daki
bombalı saldırıda şehit düşen askerlerden Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Çağlar
Bölük'ün eşi Elif Bölük'ün kamuoyuna yansıyan sözlerini anımsattı. Bahçeli,
''İşte açılımın bittiği yer, işte tahriklerin son bulduğu nokta, işte
milletimizin yüksek vicdanının, ahlakının ve erdeminin sesi bu'' dedi.
Stratejik, siyasal, sosyal, ekonomik ve güvenlik eksenli kısa, orta
vadede yapılacakları içeren önerilerinin arasından Olağanüstü Hal uygulaması
teklifine yönelik tepkilerin artmış olmasının dikkat çekici olduğunu belirten
Bahçeli, ''Türkiye'nin, Başbakan Erdoğan'ın iflas eden açılımının, şaşkınlığa
dönüşmesine ve durumu kurtarmak için yalan ve iftiraya sarılmasına şahit
olmaktadır. Geçtiğimiz hafta içinde yaptığı konuşmalar, Başbakan'ın akıl ve ahlak
sorunu yaşadığını göstermiştir. Başbakan Erdoğan, yanılmış olmanın öfkesi ve
çözülmeye başlamanın paniği ile kamuoyunu aldatma arayışındadır'' diyerek
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Teklif ettiğimiz Olağanüstü Hal uygulaması, tamamıyla Anayasal bir
tedbirdir. Geçmişte uygulanmıştır, şimdi de ve gelecekte de uygulanabilir. Bu
teklifimize başta Başbakan Erdoğan olmak üzere yandaş ve yoldaş medya ile
işbirlikçi lobilerin ağız birliği ederek karşı çıkmış olmaları dikkat çekicidir.
Ancak bundan daha da ilginç yanı OHAL ilanına yönelik teklifimizi eleştirirken
kullandıkları tuhaf gerekçeler ve bahanelerdir.
Geçmişte Olağanüstü Hal uygulanırken yanlışlar yapılmış olabilir. Bunlar
hükümetlerin ayıbı ve hatasıdır. Bu yanlışların olması bu tedbirin yanlış
olmasını gerektirmez. Uygulayanın sorumluluğunda olan icraatlardan yasa
maddesinin sorumlu tutulması mantıktan uzak bir anlayışın ürünüdür. Elbette ki
hiçbir devlet ve hükümet olağan yöntemlerin haricinde bir yetkiyle ülkesinin bir
bölümünü yönetmek istemeyecektir ve doğal olan budur. Ancak olağan tedbirlerle
önlenemeyecek gelişmeler karşısında, başka türlü sağlanma imkanları kalmamışsa
milletinin huzur ve esenliği, devletinin birliği ve beraberliği için Olağanüstü
Hal ilanına başvurmak da yasaldır.''
Bütün hakların üstünde olan ve bütün hürriyetlerin kaynağının insan
hayatı olduğunu belirten Bahçeli, devletin ve yürütmenin öncelikli görevinin
''kişilerin yaşama hakkını korumak ve savunmak'' olduğunu söyledi.
Bahçeli, eğer bir yönetimin gücü veya niyeti, olağan tedbirlerle bu temel
hakkın sağlanmasına imkan vermiyorsa, alınacak tedbirlerin de olağanüstü
olmasının ''zorunlu ve gerekli'' olduğunu dile getirdi.
Bahçeli, şöyle devam etti:
''İtirazımız ve tepkimiz şudur: Bir yandan, bizi Sivas'ın ötesinde
olduğunu söyleyip durduğun yerlerde kendince düelloya davet edeceksin, buralara
gidemediğimizi söyleyip, karanlık oyunlara çekmeye çalışacaksın; sonra zırhlı
araçlarla, frekans bozucularla, polis ve asker ordusuyla, yanan lastikler, inmiş
kepenkler ve ıssız sokaklarda Başbakan olarak sindiğin yerlerde ve çömeldiğin
vatan topraklarında, 'her şey normal' deyip Olağanüstü Hal'e karşı duracaksın.
Önerdiğimiz tedbirlere kulağını tıkayacak görmezden geleceksin,
açılımdaki ısrarını sürdüreceksin, eş başkanı olduğun projelerin efendisine karşı
duramayacaksın, bölücüye göz kırpacaksın, peşmergeyle kucaklaşacaksın; sonra da
muhalefetten bu rezaletlere destek beklediğini utanmadan söyleyeceksin.
Bir yandan terörün ve bölücülüğün kaynağının okyanus ötesinde ve Irak'ın
kuzeyinde aranması gerektiği konusundaki uyarılarımıza aldırmayacaksın, Kandil
Dağına gitmekten korkacaksın; sonra kalkıp medyaya sansür uygulayarak, şehit
törenlerini eleştirerek, zırh ve yelek dağıtarak, etrafındaki koruma sayısını
artırarak terörü önleyeceğini zannedeceksin.
Partimizin, açılımın yıkım getireceğine, yabancı dayatmalara karşı
durulmasına dair ikazlarına aldırmayacaksın, sonra gidip ekseninin kaymadığına
dair kaygıları gidermek için seni bu açmaza iten yabancı başkentlere ikna ve
bağlılık ekipleri gönderecek, kendin de maçların devre aralarında sıkıştırılan
randevularla, alttan alıp yüz süreceksin.
Bizi ve tekliflerimizi eleştirenlerin kendilerine ait tek bir görüşleri,
küresel dayatmalardan başka bir çözümleri varsa buyursunlar kamuoyu ile
paylaşsınlar, katılmasak da dinlemeye hazırız.''
Gelinen aşamada, ''devletin varlığına, milletin birliğine ve insanın
yaşama hakkına doğrudan saldıran terör örgütünün kalıntıları temizleninceye kadar
mücadele edilmesinin gerekli ve artık kaçınılmaz'' olduğunu belirten Bahçeli,
''Bizim terör ve bölücülükle ilgili tek tedbirimiz elbette ki OHAL ilanı değildir
ancak bu da etkili olacak tedbirlerdendir ve bütün şartları olgunlaşmıştır.
Olağanüstü Hal ilanı için daha ne olması, hangi felaketlerin yaşanması, nasıl bir
çöküşün gerçekleşmesi gerekecektir? Bugün gelinen nokta, dünden daha vahim ve
önemlidir. Öyle MGK bildirileriyle geçiştirilecek, kararlılık mesajlarıyla
önlenecek seviyeyi çoktan aşmıştır'' dedi.
Bahçeli, ''Süreç, hükümetin acziyeti ve sefaleti altında, yarın
topraklarımızın kimde kalacağının ve akıbetinin belirleneceği oylama
teşebbüslerine doğru ilerlemektedir'' diye konuştu.
Beka düzeyinde bunca tehdit ve tehlike sağanak halinde yağarken,
''Türkiye'yi korumasız bırakan ve hiçbir tedbire başvurmayan Başbakan Erdoğan'ın
ataleti ve tutuk halinin kuşku verici'' olduğunu dile getiren Bahçeli, ''Terörü
önlememek, saldırıları durdurmamak adına birilerine söz mü vermiştir? PKK'nın
silah bırakması vaadiyle birilerinin namına kefil mi olmuştur? Barzani'yi
incitmemek, Kandil'e gitmemek için pazarlık mı yapmıştır? Türkiye'yi bölmek,
milletimizi parçalamak için birilerine taahhüt mü etmiştir?'' sorularını
yöneltti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Ülkemiz
ekonomisinde yangın vardır ve insanımız aç, sefil, yoksul ve işsizdir.
Başbakan'ın dikkati ise sadece Gazze'dir ve İran'dadır'' dedi.
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın ''OHAL'in kendileri tarafından
kaldırıldığı'' ifadesinin ''yalan'' olduğunu savundu.
Bahçeli, ''Başbakan'ın bu iddiası boştur. Gerçeklere aykırıdır. OHAL'in
kaldırılması terörün bitmesi nedeniyledir. Başbakan ne kadar inkar ederse etsin,
ortada olan gerçek teröre binlerce insanını kurban vermiş bir ülkede 2002 yılında
sıfır denecek kadar az bir kayıpla iktidarı devralmış olmasıdır'' dedi.
Başbakan'ın 2002 yılını baz alarak ''sıfır terör yalandır'' ifadesinin de
''külliyen yalan ve saptırma'' olduğunu ileri süren Bahçeli, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''2002 yılında şehitlerimizin sayısı 6'dır, yalnızca bir eylemde bile 10
Mehmetçiğin hayatını kaybettiği bugünle mukayese bile etmek mümkün değildir.
Başbakan bu iddiasında da çuvallamıştır. 26 yıllık mücadelenin 7.5 senesi AKP
hükümetlerine aittir. Başbakan Erdoğan'ın yönetimindeki dönemde şehit sayımız
giderek artmıştır.
Geçen 7.5 yılda terörle müzakerenin sonucu tespitlerimize göre 660'ı aşan
şehadettir. Bu dönemde terör olaylarının sayısı da artmıştır. 2002 yılında 160
olan olay sayısı yalnızca geçen yıl bin 300'e yaklaşmıştır.
Hem olay artmışsa, hem şehit artmışsa, nasıl oluyor da açılım
politikaları iddia edildiği gibi başarıyla sonuçlanmıştır? Hem, ekonomi
düzelmişse, hem sözde kültürel haklar da terörü durduracaksa, bunca tavize rağmen
nasıl oluyor da terör tırmanışa geçmiştir? Hem korku büyümüşse, hem eşkıya
yolları tutmuşsa nasıl oluyor da ülkemiz huzur ve güven içinde bulunmaktadır? Hem
sınır ötesinden saldırılar sürüyorsa, hem terörist Kandil'de barınıyorsa, nasıl
oluyor da Amerika ile mükemmel işbirliği uyum ve koordinasyon sürmektedir?
Bunların mantıklı cevabı da, ahlaklı karşılığı da, namuslu bir muhatabı da
yoktur. Akıl, izan ve haysiyet tamamıyla tükenmiştir.''
Türkiye ekonomisinin dünyanın en büyük ekonomileri arasına girdiğini
söyleyen ve bunu da sık sık gündeme getiren AK Parti sözcülerinin, bunun nasıl
bir büyüklük olduğunu ve büyüyen bir ekonomide nasıl olur da işsizliğin ve
yoksulluğun hakim hale geldiğini izah etmeleri gerektiğini belirten Bahçeli, ''Ne
büyük bir çelişkidir ki, bir tarafta milli gelir büyüklüğü açısından Avrupa'nın
6. büyük ekonomisiyiz diyerek caka satacaksınız, diğer tarafta da kişisel gelir
sıralamasında çok gerilerde kalmayı hiç sesiniz çıkmadan kabul edeceksiniz''
dedi.
Bu durumun ''AKP ikiyüzlülüğünün ve alçalma halinin son örnekleri''
olduğunu öne süren Bahçeli, ''Milletimiz, kalabalıklar karşısında kuru sıkı atan
Başbakan'ın, serhat boylarında kendi topraklarımızdan acz içinde çömelerek,
sinerek ve pısarak sınır ötesindeki Peşmerge dostlarının topraklarına göz ucuyla
bakmasına tahammül edememiştir. Türkiye'nin çömelmesi yalnızca terör karşısında
olmamıştır. Yoksulluk karşısında çömelmiştir, işsizlik karşısında diz çökmüştür
ve yolsuzluk karşısında da boyun eğmiştir'' diye konuştu.
Bahçeli, Başbakan Erdoğan ve yol arkadaşlarının çok yakın bir zamanda
''sandık karşısında çömeleceklerini, bir daha bellerini doğrultamayacaklarını ve
çöküşlerinin daimi olacağını'' ileri sürdü.
G-2O zirvesi esnasında ''muhataplarıyla görüşebilmek için, maç
programlarının bitmesini kapılarda bekleyerek sineye çeken'' Başbakan Erdoğan'ın,
Kanada'ya adeta ''Türk milletinin değil de, Ortadoğu'nun temsilcisi gibi
gittiğini'' öne süren Bahçeli, ''Ülkemiz ekonomisinde yangın vardır ve insanımız
aç, sefil, yoksul ve işsizdir. Başbakan'ın dikkati ise sadece Gazze'dir ve
İran'dadır'' dedi.
Bahçeli, ''Cumhuriyet tarihinin hiçbir onurlu Başbakanı, kendi sorunları
dururken, dışarıdaki yel değirmenlerine karşı mücadele vermemiştir'' diye
konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın, İsrail'le ilişkilerin düzelmesi için Toronto'da dört
şart ileri sürdüğünü, ancak ekonomik yıkımın ve tahribatın mağdurlarının ne
olacağını, ayağa kalkmaları için nasıl bir küresel işbirliği içinde olunması
gerektiğini dile getirmediğini ve savunmadığını belirten Bahçeli, ''Her şey
ortadadır ve bu zihniyetin kalbi Türk vatanı için atmamaktadır'' dedi. Bahçeli,
şunları kaydetti:
''Abant'ta her sene toplanıp, dağılanları biliyorsunuz. Bunlar, bir sonuç
bildirisi yayımlamış, milletimizin ekonomik odaklı hiçbir sorununa
değinmemişlerdir. Zannederseniz ki, Başbakan Erdoğan göre, tek sorun Gazze ve
İran meselesidir, Abantçı zihniyete göre ise yalnızca vesayettir.
Evet, bir vesayetin olduğu ve siyasetimizi tanzime çalıştığı veya
niyetlendiği doğrudur. Ancak daha kapsamlı, derin ve etkili olanı Türkiye'yi de
tanzime yönelik olan küresel vesayettir. Buna dair en ufak bir eleştiri yoktur.
'Vesayet var' diyerek yaygara koparanlar, kendilerinin de küresel vesayetin yerli
işbirlikçisi olduklarını daha ne zaman itiraf edeceklerdir?'' (11:52)
her şeye rağmen sık sık dile getirdiği gibi samimi bir pişmanlık duyuyor da bu
cani (Abdullah Öcalan) hakkında verilmiş infaz kararını uygulamak istiyorsa, MHP
destek vermeye hazırdır. Hodri Meydan'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Başbakan'ın
''bölücü başının asılmaması konusunda birilerine söz verildiği ve İmralı canisini
teslim edenlere belge imzalandığı yönünde'' iddiasının olduğunu ifade etti.
''Bizim bu iddiaları bilmemiz ve cevabını bulmamız söz konusu değildir.
Zira bölücü başının yakalanıp Türkiye'ye getirildiği 1999 yılının Şubat ayında
MHP bırakınız hükümette olmayı, parlamentoda temsil edilmeyen bir muhalefet
partisi durumundadır'' diyen Bahçeli, şunları kaydetti:
''Ancak bizim Başbakan'a önerimiz, ortaya konuşacağına, devletin güvenlik
ve istihbarat imkanlarının tamamı elinde olduğuna göre, konuyu doğrudan araştırıp
sorumlularını açıklaması ve hesap sormasıdır.
Eğer Başbakan bebek katilinin asılmaması karşılığında bir pazarlık
yapıldığını iddia ediyorsa, bu konudaki işbirlikçileri arayacağı yer MHP değil,
idamın kalkması için evet oyu veren AKP kadrolarıdır.
Başbakan her şeye rağmen sık sık dile getirdiği gibi samimi bir pişmanlık
duyuyor da bu cani hakkında verilmiş infaz kararını uygulamak istiyorsa, MHP
destek vermeye hazırdır. Hodri Meydan.''
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''İtirazımız
ve tepkimiz şudur: Bir yandan bizi Sivas'ın ötesinde olduğunu söyleyip, durduğun
yerlerde kendince düelloya davet edeceksin, buralara gidemediğimizi söyleyip
karanlık oyunlara çekmeye çalışacaksın; sonra zırhlı araçlarla, frekans
bozucularla, polis ve asker ordusuyla yanan lastikler, inmiş kepenkler ve ıssız
sokaklarda Başbakan olarak sindiğin yerlerde ve çömeldiğin vatan topraklarında,
'her şey normal' deyip Olağanüstü Hal'e karşı duracaksın'' dedi.
Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
''farklılıkların kışkırtılması, ayrımcılığın övülmesi, ayrışmanın kutsanması
üzerine şekillenen bölücü AKP politikalarının faturasının çok ağır olduğunu'
savunarak, ''Hükümetin yıkım ısrarı sürdükçe, terörle yapılan pazarlığın acı
sonuçları kan ve gözyaşı olarak geri dönmektedir''diye konuştu.
Kanlı terörün neden olduğu can kayıplarının haklı öfkesinin artık
toplumun tahammül sınırlarını zorladığını ifade eden Bahçeli, Halkalı'daki
bombalı saldırıda şehit düşen askerlerden Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Çağlar
Bölük'ün eşi Elif Bölük'ün kamuoyuna yansıyan sözlerini anımsattı. Bahçeli,
''İşte açılımın bittiği yer, işte tahriklerin son bulduğu nokta, işte
milletimizin yüksek vicdanının, ahlakının ve erdeminin sesi bu'' dedi.
Stratejik, siyasal, sosyal, ekonomik ve güvenlik eksenli kısa, orta
vadede yapılacakları içeren önerilerinin arasından Olağanüstü Hal uygulaması
teklifine yönelik tepkilerin artmış olmasının dikkat çekici olduğunu belirten
Bahçeli, ''Türkiye'nin, Başbakan Erdoğan'ın iflas eden açılımının, şaşkınlığa
dönüşmesine ve durumu kurtarmak için yalan ve iftiraya sarılmasına şahit
olmaktadır. Geçtiğimiz hafta içinde yaptığı konuşmalar, Başbakan'ın akıl ve ahlak
sorunu yaşadığını göstermiştir. Başbakan Erdoğan, yanılmış olmanın öfkesi ve
çözülmeye başlamanın paniği ile kamuoyunu aldatma arayışındadır'' diyerek
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Teklif ettiğimiz Olağanüstü Hal uygulaması, tamamıyla Anayasal bir
tedbirdir. Geçmişte uygulanmıştır, şimdi de ve gelecekte de uygulanabilir. Bu
teklifimize başta Başbakan Erdoğan olmak üzere yandaş ve yoldaş medya ile
işbirlikçi lobilerin ağız birliği ederek karşı çıkmış olmaları dikkat çekicidir.
Ancak bundan daha da ilginç yanı OHAL ilanına yönelik teklifimizi eleştirirken
kullandıkları tuhaf gerekçeler ve bahanelerdir.
Geçmişte Olağanüstü Hal uygulanırken yanlışlar yapılmış olabilir. Bunlar
hükümetlerin ayıbı ve hatasıdır. Bu yanlışların olması bu tedbirin yanlış
olmasını gerektirmez. Uygulayanın sorumluluğunda olan icraatlardan yasa
maddesinin sorumlu tutulması mantıktan uzak bir anlayışın ürünüdür. Elbette ki
hiçbir devlet ve hükümet olağan yöntemlerin haricinde bir yetkiyle ülkesinin bir
bölümünü yönetmek istemeyecektir ve doğal olan budur. Ancak olağan tedbirlerle
önlenemeyecek gelişmeler karşısında, başka türlü sağlanma imkanları kalmamışsa
milletinin huzur ve esenliği, devletinin birliği ve beraberliği için Olağanüstü
Hal ilanına başvurmak da yasaldır.''
Bütün hakların üstünde olan ve bütün hürriyetlerin kaynağının insan
hayatı olduğunu belirten Bahçeli, devletin ve yürütmenin öncelikli görevinin
''kişilerin yaşama hakkını korumak ve savunmak'' olduğunu söyledi.
Bahçeli, eğer bir yönetimin gücü veya niyeti, olağan tedbirlerle bu temel
hakkın sağlanmasına imkan vermiyorsa, alınacak tedbirlerin de olağanüstü
olmasının ''zorunlu ve gerekli'' olduğunu dile getirdi.
Bahçeli, şöyle devam etti:
''İtirazımız ve tepkimiz şudur: Bir yandan, bizi Sivas'ın ötesinde
olduğunu söyleyip durduğun yerlerde kendince düelloya davet edeceksin, buralara
gidemediğimizi söyleyip, karanlık oyunlara çekmeye çalışacaksın; sonra zırhlı
araçlarla, frekans bozucularla, polis ve asker ordusuyla, yanan lastikler, inmiş
kepenkler ve ıssız sokaklarda Başbakan olarak sindiğin yerlerde ve çömeldiğin
vatan topraklarında, 'her şey normal' deyip Olağanüstü Hal'e karşı duracaksın.
Önerdiğimiz tedbirlere kulağını tıkayacak görmezden geleceksin,
açılımdaki ısrarını sürdüreceksin, eş başkanı olduğun projelerin efendisine karşı
duramayacaksın, bölücüye göz kırpacaksın, peşmergeyle kucaklaşacaksın; sonra da
muhalefetten bu rezaletlere destek beklediğini utanmadan söyleyeceksin.
Bir yandan terörün ve bölücülüğün kaynağının okyanus ötesinde ve Irak'ın
kuzeyinde aranması gerektiği konusundaki uyarılarımıza aldırmayacaksın, Kandil
Dağına gitmekten korkacaksın; sonra kalkıp medyaya sansür uygulayarak, şehit
törenlerini eleştirerek, zırh ve yelek dağıtarak, etrafındaki koruma sayısını
artırarak terörü önleyeceğini zannedeceksin.
Partimizin, açılımın yıkım getireceğine, yabancı dayatmalara karşı
durulmasına dair ikazlarına aldırmayacaksın, sonra gidip ekseninin kaymadığına
dair kaygıları gidermek için seni bu açmaza iten yabancı başkentlere ikna ve
bağlılık ekipleri gönderecek, kendin de maçların devre aralarında sıkıştırılan
randevularla, alttan alıp yüz süreceksin.
Bizi ve tekliflerimizi eleştirenlerin kendilerine ait tek bir görüşleri,
küresel dayatmalardan başka bir çözümleri varsa buyursunlar kamuoyu ile
paylaşsınlar, katılmasak da dinlemeye hazırız.''
Gelinen aşamada, ''devletin varlığına, milletin birliğine ve insanın
yaşama hakkına doğrudan saldıran terör örgütünün kalıntıları temizleninceye kadar
mücadele edilmesinin gerekli ve artık kaçınılmaz'' olduğunu belirten Bahçeli,
''Bizim terör ve bölücülükle ilgili tek tedbirimiz elbette ki OHAL ilanı değildir
ancak bu da etkili olacak tedbirlerdendir ve bütün şartları olgunlaşmıştır.
Olağanüstü Hal ilanı için daha ne olması, hangi felaketlerin yaşanması, nasıl bir
çöküşün gerçekleşmesi gerekecektir? Bugün gelinen nokta, dünden daha vahim ve
önemlidir. Öyle MGK bildirileriyle geçiştirilecek, kararlılık mesajlarıyla
önlenecek seviyeyi çoktan aşmıştır'' dedi.
Bahçeli, ''Süreç, hükümetin acziyeti ve sefaleti altında, yarın
topraklarımızın kimde kalacağının ve akıbetinin belirleneceği oylama
teşebbüslerine doğru ilerlemektedir'' diye konuştu.
Beka düzeyinde bunca tehdit ve tehlike sağanak halinde yağarken,
''Türkiye'yi korumasız bırakan ve hiçbir tedbire başvurmayan Başbakan Erdoğan'ın
ataleti ve tutuk halinin kuşku verici'' olduğunu dile getiren Bahçeli, ''Terörü
önlememek, saldırıları durdurmamak adına birilerine söz mü vermiştir? PKK'nın
silah bırakması vaadiyle birilerinin namına kefil mi olmuştur? Barzani'yi
incitmemek, Kandil'e gitmemek için pazarlık mı yapmıştır? Türkiye'yi bölmek,
milletimizi parçalamak için birilerine taahhüt mü etmiştir?'' sorularını
yöneltti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Ülkemiz
ekonomisinde yangın vardır ve insanımız aç, sefil, yoksul ve işsizdir.
Başbakan'ın dikkati ise sadece Gazze'dir ve İran'dadır'' dedi.
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın ''OHAL'in kendileri tarafından
kaldırıldığı'' ifadesinin ''yalan'' olduğunu savundu.
Bahçeli, ''Başbakan'ın bu iddiası boştur. Gerçeklere aykırıdır. OHAL'in
kaldırılması terörün bitmesi nedeniyledir. Başbakan ne kadar inkar ederse etsin,
ortada olan gerçek teröre binlerce insanını kurban vermiş bir ülkede 2002 yılında
sıfır denecek kadar az bir kayıpla iktidarı devralmış olmasıdır'' dedi.
Başbakan'ın 2002 yılını baz alarak ''sıfır terör yalandır'' ifadesinin de
''külliyen yalan ve saptırma'' olduğunu ileri süren Bahçeli, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''2002 yılında şehitlerimizin sayısı 6'dır, yalnızca bir eylemde bile 10
Mehmetçiğin hayatını kaybettiği bugünle mukayese bile etmek mümkün değildir.
Başbakan bu iddiasında da çuvallamıştır. 26 yıllık mücadelenin 7.5 senesi AKP
hükümetlerine aittir. Başbakan Erdoğan'ın yönetimindeki dönemde şehit sayımız
giderek artmıştır.
Geçen 7.5 yılda terörle müzakerenin sonucu tespitlerimize göre 660'ı aşan
şehadettir. Bu dönemde terör olaylarının sayısı da artmıştır. 2002 yılında 160
olan olay sayısı yalnızca geçen yıl bin 300'e yaklaşmıştır.
Hem olay artmışsa, hem şehit artmışsa, nasıl oluyor da açılım
politikaları iddia edildiği gibi başarıyla sonuçlanmıştır? Hem, ekonomi
düzelmişse, hem sözde kültürel haklar da terörü durduracaksa, bunca tavize rağmen
nasıl oluyor da terör tırmanışa geçmiştir? Hem korku büyümüşse, hem eşkıya
yolları tutmuşsa nasıl oluyor da ülkemiz huzur ve güven içinde bulunmaktadır? Hem
sınır ötesinden saldırılar sürüyorsa, hem terörist Kandil'de barınıyorsa, nasıl
oluyor da Amerika ile mükemmel işbirliği uyum ve koordinasyon sürmektedir?
Bunların mantıklı cevabı da, ahlaklı karşılığı da, namuslu bir muhatabı da
yoktur. Akıl, izan ve haysiyet tamamıyla tükenmiştir.''
Türkiye ekonomisinin dünyanın en büyük ekonomileri arasına girdiğini
söyleyen ve bunu da sık sık gündeme getiren AK Parti sözcülerinin, bunun nasıl
bir büyüklük olduğunu ve büyüyen bir ekonomide nasıl olur da işsizliğin ve
yoksulluğun hakim hale geldiğini izah etmeleri gerektiğini belirten Bahçeli, ''Ne
büyük bir çelişkidir ki, bir tarafta milli gelir büyüklüğü açısından Avrupa'nın
6. büyük ekonomisiyiz diyerek caka satacaksınız, diğer tarafta da kişisel gelir
sıralamasında çok gerilerde kalmayı hiç sesiniz çıkmadan kabul edeceksiniz''
dedi.
Bu durumun ''AKP ikiyüzlülüğünün ve alçalma halinin son örnekleri''
olduğunu öne süren Bahçeli, ''Milletimiz, kalabalıklar karşısında kuru sıkı atan
Başbakan'ın, serhat boylarında kendi topraklarımızdan acz içinde çömelerek,
sinerek ve pısarak sınır ötesindeki Peşmerge dostlarının topraklarına göz ucuyla
bakmasına tahammül edememiştir. Türkiye'nin çömelmesi yalnızca terör karşısında
olmamıştır. Yoksulluk karşısında çömelmiştir, işsizlik karşısında diz çökmüştür
ve yolsuzluk karşısında da boyun eğmiştir'' diye konuştu.
Bahçeli, Başbakan Erdoğan ve yol arkadaşlarının çok yakın bir zamanda
''sandık karşısında çömeleceklerini, bir daha bellerini doğrultamayacaklarını ve
çöküşlerinin daimi olacağını'' ileri sürdü.
G-2O zirvesi esnasında ''muhataplarıyla görüşebilmek için, maç
programlarının bitmesini kapılarda bekleyerek sineye çeken'' Başbakan Erdoğan'ın,
Kanada'ya adeta ''Türk milletinin değil de, Ortadoğu'nun temsilcisi gibi
gittiğini'' öne süren Bahçeli, ''Ülkemiz ekonomisinde yangın vardır ve insanımız
aç, sefil, yoksul ve işsizdir. Başbakan'ın dikkati ise sadece Gazze'dir ve
İran'dadır'' dedi.
Bahçeli, ''Cumhuriyet tarihinin hiçbir onurlu Başbakanı, kendi sorunları
dururken, dışarıdaki yel değirmenlerine karşı mücadele vermemiştir'' diye
konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın, İsrail'le ilişkilerin düzelmesi için Toronto'da dört
şart ileri sürdüğünü, ancak ekonomik yıkımın ve tahribatın mağdurlarının ne
olacağını, ayağa kalkmaları için nasıl bir küresel işbirliği içinde olunması
gerektiğini dile getirmediğini ve savunmadığını belirten Bahçeli, ''Her şey
ortadadır ve bu zihniyetin kalbi Türk vatanı için atmamaktadır'' dedi. Bahçeli,
şunları kaydetti:
''Abant'ta her sene toplanıp, dağılanları biliyorsunuz. Bunlar, bir sonuç
bildirisi yayımlamış, milletimizin ekonomik odaklı hiçbir sorununa
değinmemişlerdir. Zannederseniz ki, Başbakan Erdoğan göre, tek sorun Gazze ve
İran meselesidir, Abantçı zihniyete göre ise yalnızca vesayettir.
Evet, bir vesayetin olduğu ve siyasetimizi tanzime çalıştığı veya
niyetlendiği doğrudur. Ancak daha kapsamlı, derin ve etkili olanı Türkiye'yi de
tanzime yönelik olan küresel vesayettir. Buna dair en ufak bir eleştiri yoktur.
'Vesayet var' diyerek yaygara koparanlar, kendilerinin de küresel vesayetin yerli
işbirlikçisi olduklarını daha ne zaman itiraf edeceklerdir?'' (11:52)
