2007-04-03 - 14:59
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, dün trafik kazasında yaşamını yitiren Anavatan Partisi Grup Başkanvekili ve Gaziantep Milletvekili Ömer Abuşoğlu'nun ailesine ve ANAVATAN camiasına başsağlığı diledi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, köprü ve otoyol
zammının yargı kararıyla ortadan kaldırıldığını ifade ederek, ''Bir an önce
uygulamaya konulmasını istiyorum. Yargı kararıyla ilgili hukuk mücadelesi yeni
bir aşamaya gelmiştir ve konu noktalanmıştır'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, dün trafik
kazasında yaşamını yitiren Anavatan Partisi Grup Başkanvekili ve Gaziantep
Milletvekili Ömer Abuşoğlu'nun ailesine ve ANAVATAN camiasına başsağlığı diledi.
Polis teşkilatının kuruluşunun 162. yıldönümünün kutlandığını anımsatan
Baykal, 162 yıl önce iç güvenlik sorununa yönelik olarak çağdaş bir yapılanma
uygulamasının başlatıldığı kaydetti.
Osmanlı İmparatorluğu döneminden kökünü alan emniyet teşkilatının,
Türkiye'nin, toplumun, hukuk sisteminin en temel kurumlarından biri olduğunu
belirten Baykal, asayişin, hukukun üstünlüğünün; vatandaşın malının, canının,
namusunun güvencesi bir kurum olarak görevlendirildiğini ifade etti.
Polis teşkilatının 152. kuruluş yıldönümünde Türkiye'nin çok önemli güvenlik
sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu bildiren Baykal, ''Türkiyemizin sokaklarında,
büyük şehirlerimizin meydanlarında can ve mal güvenliği hızla kaybolmaya
başlamıştır. Türkiye, çok tehlikeli bir asayiş kaybı tablosunun içinden
geçmektedir. Bugün büyük şehirlerde can ve mal güvenliği, en temel konu haline
gelmiştir'' dedi.
''Son dönemlerde yaşanan olaylar, emniyet teşkilatımızda çok önemli ve ciddi
yapısal sorunların ortaya çıktığını göstermiştir'' diyen Baykal, şunları
kaydetti:
''Bu konuları, çok ciddi değerlendirmemiz lazım. Bu değerlendirmeyi
yaparken, polis teşkilatımızın Türkiyemizin bir temel kurumu olduğunu unutmadan,
polislerimize sahip çıkarak, onların görevlerini hiçbir siyasi baskı altına
girmeden, hiçbir dış telkinin karşısında boynu eğik hale düşürmeden; bildikleri
gibi, mesleklerinin icabını yerine getirerek, vatandaşa hizmet üzere görev
yapabilir hale dönüştürmek lazımdır. Bugün o noktada olduğumuzu söylemek mümkün
değildir. Maalesef polis teşkilatımız kendi başına bırakılmış değildir. İçeriden,
dışarıdan, yukarıdan, arkadan, önden müdahaleler vardır. Bunları ortadan
kaldırmak, bu konuya el atmanın ilk temel şartıdır.''
Baykal, gelecek dönemde emniyet teşkilatına olan ihtiyacın giderek
artacağını belirterek, iyi bir emniyet teşkilatının hukukun üstünlüğü,
demokrasinin, insan haklarının temel güvencesi olduğunu kaydetti. Baykal, ''O
nedenle iyi emniyet teşkilatına kavuşmanın önemini bilmeliyiz, emniyetçilerimize
değer vermeliyiz, sorunlarını anlamalıyız. Ve her türlü müdahaleyi ortadan
kaldırarak, onların halkın, milletin, toplumun, devletin ve Atatürk
Cumhuriyetinin güvenlik güçleri haline dönüşmesini mutlaka sağlamalıyız'' diye
konuştu.
-KÖPRÜ VE OTOYOLLAR-
Baykal, ''müjde'' niteliğinde bir gelişmeyi söylemek istediğini belirterek,
otoyol ve köprülere anlamsız bir şekilde uygulanan ve milleti canından bezdiren
yüksek zammın, CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Mehmet
Sevigen'in çabasıyla iptal ettirildiğini söyledi.
''İstanbul'daki köprü zammı ve otoyol zammı, yargı kararıyla ortadan
kaldırılmıştır'' diyen Baykal, yargının, bu zammın, ''makul, işin icabı bir
uygulama olmadığını, sadece Hazinenin kazancını artırmaya yönelik bir fırsat gibi
değerlendirildiğini, kamu hizmeti olduğunu'' ifade ettiğini kaydetti. Baykal,
''Bir an önce uygulamaya konulmasını istiyorum. Yargı kararıyla ilgili hukuk
mücadelesi yeni bir aşamaya gelmiştir ve konu noktalanmıştır'' dedi.
-ZİRAAT ODALARI-
AK Parti'nin, ziraat odalarıyla ilgili Meclis gündemine getirdiği
düzenlemeyi eleştiren Baykal, tarımda büyük sıkıntılar yaşandığını, çiftçinin
iktidardan şikayetçi olduğunu söyledi.
İktidarın bütün gücüyle ziraat odaları seçimlerine müdahale ettiğini, devlet
olanaklarını kullandığını öne süren Baykal, amacın, ziraat odalarını ele geçirmek
olduğunu savundu. AK Parti'nin bu seçimleri kaybetmeye başlamasından sonra,
ziraat odalarının çiftçiyle bağını koparabilmek için bir düzenleme getirildiğini,
''çiftçilik belgesine gerek yoktur'' denilmeye başlandığını ifade eden Baykal,
çiftçiliğin bir statü olduğunu, devletin bazı destekleri olduğunu anımsattı.
Baykal, ''Çiftçiyi etkisizleştirmenin bir yolunu bulurum anlayışı içinde,
'çiftçilik belgesine ihtiyaç yoktur' diye bir yasal düzenleme yapılıyor. Bu,
Anayasaya, hukuka aykırıdır. Bu, yakışık almayan bir yaklaşımdır'' diye konuştu.
-''...PANCAR ÜRETİCİSİNİN PEŞİNDE KOŞ''-
Baykal, 2 yılda 1 milyon 312 bin çiftçinin tarlasını boşalttığını; buğday ve
pancar fiyatlarının önceki yılların altında olduğunu öne sürdü. Baykal,
''Cargill'in peşinde koşacağına, pancar üreticisinin peşinde koş'' dedi.
Çiftçinin destek vermemesi üzerine, iktidarın, ziraat odalarının kökünü
kazıtacak tedbirler aldığını öne süren Baykal, ''Yakışmaz. Alma, düşünme.
Demokrasiye sığmaz. Çiftçiye saygıyla bağdaşmaz. Ziraat odalarıyla uğraşma.
Yanlış kavga, yanlış mücadele'' diye konuştu.
Baykal, düzenlemenin Meclisteki görüşmelerinde mücadele vereceklerini,
gerekirse Anayasa Mahkemesine götüreceklerini söyledi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, geçtiğimiz
günlerde yaşanan bazı olayların, cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik bazı
tertiplerin en ileri noktalara kadar götürüldüğünü ve devlet kurumlarının
saygınlığının ciddi şekilde tehdit altında bırakıldığını herkese gösterdiğini
söyledi.
Devletin en özenle sakınılması, sahiplenilmesi gereken kurumlarının tahrip
edilmek, çürütülmek istendiğinin, bu amaçla her türlü yola başvurulduğunun
görüldüğünü savunan Baykal, bunun kaygı yarattığını belirtti.
Baykal, gazeteci Ahmet Hakan'ın dün köşesinde bir bakanla yaptığı sohbeti
isim vermeden aktardığını hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Cumhuriyet hükümetinin bir bakanı, 'Bu cemaat de çok olmaya başladı.
Cemaatçi polisler, savcılar var' diyor. Emniyette gruplaşıyorlarmış, adliyede
dayanışma içinde oluyorlarmış... Van'daki rektör tutuklaması, Ankara ve İstanbul
polisi arasındaki çekişmeler, andıç, günlük ifşaatları hep bu çerçeve içinde akla
geliyor.
Cumhuriyet hükümetinin bakanı, 'bir şeyler yaparken cemaatin işine yarar mı,
yaramaz mı diye bakıyorlar, halbuki hükümetin işine yarar mı, yaramaz mı diye
bakmaları lazım' diyor. Cemaatleri sen, 'siyasi parti olarak, hükümet olarak ben
kullanırım benim işime yarar' diye palazlandırırsan, himaye edersen, desteklersen
günün birinde böyle şaşırır kalırsın.
Olması gereken cemaatin partiye, hükümete değil, polisin, devletin
yasalarına, hukukuna, anayasasına, devletine hizmet etmesini güvence altına
almaktır. Sen oraya cemaati yerleştirmişsin, cemaatin kendisine göre hiyerarşisi,
dayanışması hedefleri var. Sen bunu bile bile oraya getirirsen şikayet etmeye ne
hakkın olur? Çok acı, ibret verici bir tablo.
Bu öyle bir süreçtir ki bu süreci başlatanlar bir süre sonra bu sürecin
altında ezilir kalırlar. Şimdi şikayetleri duymaya başladık. Daha durun,
gelecekte daha neler olacak? Ceamaatsen cemaatliğini bil kardeşim... Herkesin
inancı kendine, herkes istediği dayanışmayı gönlünde, ruhunda yaşatır. Ama sen
görevini bunun içine soktuğun anda artık kanun, devletin hiyerarşisi, düzeni
anlamını kaybetmiş olur.''
-''İYİ BİR GİDİŞ DEĞİL''-
Baykal, geçtiğimiz günlerde devlet-cemaat ilişkilerinin ana çerçevesini
ortaya koyan somut olaylara tanık olunduğunu ileri sürerek, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Genelkurmay içinde bilgisayarlara giriliyor, bilgiler çalınıyor,
yurtdışına gönderiliyor, oradan yandaş medya kurumlarına bilgiler yansıtılıyor,
oralarda yayınlar yapılıyor. Amaç, devletin gözümüz gibi sakınmamız gereken en
temel kurumlarından birisini halkın gözünde yıpratmak. Bunlar çok sağlıksız
gelişmeler. Meydanı maalesef boş buldular. Bu gidiş iyi bir gidiş değil. Bu gidiş
Türkiye'yi barışa,huzura, demokrasiye taşımaz. Herkesin aklını başına alması
lazım ama öncelikle iktidarın, Başbakanın aklını başına alması lazım.''
-''MEDYA HARİTASI DEĞİŞİYOR''-
Konuşmasında, medyadaki gelişmelere de dikkati çeken Baykal, bir süreden
beri Türkiye'nin medya haritasının değiştiğini söyledi. Başka ülkelerde böyle
kapsamlı değişiklikler yaşanmadığına vurgu yapan Baykal, Türkiye'nin dünya ve
bölge için çok önemli bir ülke olduğunu ifade ederek, kamuoyunu oluşturulması ve
şekillendirilmesinde medyanın önemli bir etken olduğunu belirtti.
Son günlerde Türkiye ölçülerinde iyi satan, iktidara karşı etkili muhalefet
yapan bir gazetenin birdenbire kapandığını kaydeden Baykal, bu tür kayıpların
kendisini çok rahatsız ettiğini söyledi.
Baykal, ''Demokrasi, seçime giden süreçte aniden gazetelerin kapandığı bir
ortamda sağlıklı işliyor denilebilir mi?'' diye konuştu.
Bu gelişmenin ardından Türkiye'nin en büyük medya kuruluşlarından birinin
aniden devletin eline geçtiğini kaydeden Baykal, olayın hukuki çerçevesine değil
sonuca baktığını söyledi.
Baykal, ''Seçime gidiyoruz, Türkiye'de en büyük medya kuruluşunun iki buçuk
katrilyonluk bir mali kuşatma altında tutulduğunu biliyoruz. İki buçuk
katrilyonluk bir mali baskı, tehdit, demokles kılıcı üzerine sarkıtılmış.
Haklıdır, haksızdır beni ilgilendirmiyor. Beni sonuç ilgilendiriyor. İkinci büyük
grup bakıyoruz devletin eline geçmiş. Bu sağlıklı bir tablo değil'' dedi.
Kısa bir süre önce bir eski başbakanın kendine bağlı bir medya kurma
iddiasıyla yargılandığını ve ''DSP affı sayesinde cezaevine girmediğini'' savunan
Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bizde iktidara gelenlerin iki temel hedefleri ortaya çıkar. Bunlardan
birincisi kendi kontrollerinde bir medya yaratmaya çalışırlar. Bu süreç
Türkiye'de işliyor. Bugün Türkiye'de özgür bir basının varlığından söz etmek,
gazeteci ve televizyoncularımızın bütün dürüst çabalarına rağmen maalesef mümkün
değildir.
İkincisi de iktidarlar kendilerini belirli bir güç noktasına gelmiş
hissedince, hemen siyaset-ticaret ilişkisinde yeni bir yaklaşım içine girerler.
Önce çanaklar kurulur, sonra çanaklar havuza dönüşür, verilen her ihaleden belli
miktar oraya aktarılır, yandaşlar zengin edilir, yeni zenginler yaratılır. Bu
arada iktidar sahipleri, yakınları da zengin olur.
Bu konularda hukuk, kanun anlamını kaybetmiştir. 'Canım yakınım işsiz mi
kalsın, herkes yapıyor biz niye yapmayalım' demeye başlarlar. Bir bakarsınız
hükümet bir firmaya, bir büyük projeyi verir, sonra o projeyi yapacak olan
firmanın genel müdürlüğüne damadını getirir...''
Bu tür olayların çağdaş demokrasilerde hoş görülebilecek olaylar olmadığını
kaydeden Baykal, ''Havuzda biriken paralar bazen medyaya, bazen aileye, bazen
yandaş firmalara dönüşür. Siyaset de ticaret de devlet de kirlenir. Maalesef
Türkiye'de böyle bir süreç var. Bu çok tehlikeli bir kirlenmedir. Her şey
kirlenmeye başlayınca birinciliği aka, beyaza verirler.'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
açıklamalarına yanıt verdi.
Erdoğan'ın ruh halinin ''gel-git'' sergilediğini savunan Baykal, Türk siyasi
tarihinde duymaya alışık olmadıkları ifadelerle karşılaştıklarını söyledi.
Erdoğan'ın, ''Hitler de laikti'' sözüne işaret eden Baykal, Hitler'e,
''faşist, ırkçı, ruh hastası, cani, katil'' gibi bir çok sıfat
yakıştırılabileceğini ancak, laik denilemeyeceğini belirtti.
Baykal, Erdoğan'ın, laikliği gözden geçirme ve çiğneme ihtiyacı içinde
olduğunu, laikliği Hitler ile harcamaya çalıştığını öne sürdü.
Erdoğan'ın, bilmeden konuştuğunu, kimsenin Hitler'e laik diyemeyeceğini
ifade eden Baykal, Hitler'in, 26 Nisan 1933'te Vatikan'da yaptığı konuşmada,
''Laik okullara hiçbir zaman müsamaha edilemez'' dediğine işaret etti.
Baykal, Hitler'in, inançlarından dolayı Yahudileri en acı muamelelere tabi
tuttuğunu anımsatarak, ''Laik bir insan, din düşmanı olabilir mi?'' diye sordu.
Erdoğan'ın ilgi duyması halinde okumasını önereceği bazı kitaplar
bulunduğunu kaydeden Baykal, ''Sayın Başbakan'ın anlayışını, kitapla düzeltmek
mümkün değil. O, laiklikten hoşlanmıyor. Hitler olmazsa Mussolini olur, o olmazsa
başka bir şey olur'' dedi.
-''KENDİSİNİ MAHKUM ETMİŞTİR''-
Baykal, Erdoğan'ın Eskişehir'de yaptığı konuşmada, ''cibilliyetsiz, siyasi
ahlak yoksunluğu'' gibi iddialarla CHP'yi suçladığını söyledi.
Cibilliyetin, ''soy, sop'' olduğunu anımsatan Baykal, kimsenin soyuna,
sopuna bakmadıklarını; insanları soyu, sopu ile tarif etmediklerini; kimseye,
soysuz, sopsuz deme hakkını kendilerinde görmediklerini belirtti. Baykal, ''72
millet birdir'' diyen Hacı Bektaş-ı Veli'nin çizgisinden dünyaya baktıklarını
dile getirdi.
Baykal, ''Cibilliyet terminolojisiyle orta yerde konuşan bir başbakan,
hakkında konuştuğu kişiyi değil, kendisini mahkum etmiş demektir'' dedi.
Soy, sop konusunda bir kompleksleri olmadığını dile getiren Baykal, ana ve
babalarına, ''Bizim soyumuz ne?'' diye sorduklarında, ''Vallahi bilmiyorum''
cevabı almadıklarını'' kaydetti.
-''BİZİM SOYUMUZ, KUVAYI MİLLİYE''-
''Bizim soyumuz da sopumuz da belli'' diyen Baykal, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''(Türkiye'de şu kadar soy var, bu kadar sop var) Yok öyle bir şey.
Türkiye'de, sadece Türk milleti var.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın ağzına, cibilliyetsiz sözünü
yakıştıramadık. Bundan hiç rahatsız olmadık. Bu, yanlış bir söz. Bir daha ağzına
o lafı alma, git ağzını yıka, dişini de fırçala.
Soy, sop deyince bir de siyasi soy var. Oradan baktığımızda da vicdanımız
çok rahat. Bizim soyumuz, sopumuz Kuvayı Milliye, Müdafaa-i Hukuk, Mustafa Kemal
Atatürk.''
-''BAŞBAKAN, BUNUN ALTINDA KALIR''-
Baykal, Başbakan'ın çok tehlikeli açılımlar yaptığını, karşıdakini tahrik
ettiğini ifade ederek, ''İnsanın içinden, 'senin siyasi soyun ne, sopun ne' diye
sormak geçiyor. Hikmetyar'ın dizinin dibinden mi geliyorsun?Cibilliyet
tartışmasını ister atasının, dedesinin soyu sopu diye anlasın, ister siyasetin
özü olarak anlasın, bunun altında Sayın Başbakan kalır'' diye konuştu.
Erdoğan'ın, CHP'nin, ''siyasi ahlak yoksunu olduğunu'' söylediğini belirten
Baykal, ''Ağır ol Sayın Başbakan'' dedi.
Baykal, Erdoğan'ın, ''bir yasa tasarısı görüşülürken CHP'nin 48 önerge
verdiğini'' belirttiğini anımsatarak, siyasi ahlak sözünün Erdoğan'ın ağzına
yakışmadığını savundu.
Erdoğan'ın, bu sözü kolayca söylememesi gerektiğini ifade eden Baykal,
''Senin siyasi ahlaktan bahsetmeye ne hakkın var. 'Dokunulmazlığı kaldıracağım'
diye söz verip, iktidara geldiğinde unutan sen değil misin? Sen, özel yaşamına
bak. Onlar siyasi ahlakla bağdaşıyor ama CHP'nin yargıyı savunmak için verdiği
önergeler, siyasi ahlaksızlık oluyor. Bu ne kafa, bu ne mantık'' diye konuştu.
-ERDOĞAN'A ÖNERİLER-
Erdoğan'ın, ''CHP'nin, öneride bulunmadığını'' söylediğini ifade eden
Baykal, bunun doğru olmadığını kaydetti.
Baykal, 1 Mart'ta Mecliste bir yanlışı önlediklerini; AB ile müzakerelerde
17 Aralık'ta ''Sakın ha imza atma'' dediklerini; Terörle Mücadele Yasa
Tasarısından 6. maddenin çıkarılmasını istediklerini; Erdoğan'ın
milletvekilliğinin önünü kendilerinin açtığını ifade ederek, bütün bunların öneri
olduğunu kaydetti.
Yeni bir öneride bulunduğunu dile getiren Baykal, Erdoğan'a,
dokunulmazlıkları birlikte kaldırma çağrısında bulundu.
''Terör örgütü elebaşına 'sayın', şehitlere 'kelle' dediği ve Hikmetyar'ın
önünde diz çöktüğü için Erdoğan'ın özür dilemesini'' öneri olarak getirdiğini
söyleyen Baykal, Erdoğan'ın, ''Yasin El Kadı'ya kefilim'' sözünü geri almasını
istedi. Baykal, Erdoğan'ın, pancar üreticisine, çiftçiye, emekliye, millete kefil
olması gerektiğini ifade etti.
Baykal, Erdoğan'ın, İranlıların tuttuğu 15 İngiliz askerini kurtarmak için
ayırdığı zamanın yarısını, Telafer'de 150 Türk'ün öldürülmesinden sonra
ayırmadığını ileri sürdü.
-''TAVSİYEM, KULAĞINA KÜPE OLSUN''-
Erdoğan'a en son ve en önemli önerisinin, ''cumhurbaşkanlığına adaylığını
koymaması'' olduğunu belirten Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:
''Sakın ha cumhurbaşkanı adayı olma. Geçmişte bu kadar güvenle söylediğim
sözlerin bana verdiği hakla ve hatta daha fazlasıyla söylüyorum ki sakın ha
cumhurbaşkanı adayı olma, olma... Bu tavsiyem kulağına küpe olsun Sayın Erdoğan.
İki hafta zaman var, sakın ha ihtirasının kurbanı olma. Çok istiyorsun
biliyorum.''
zammının yargı kararıyla ortadan kaldırıldığını ifade ederek, ''Bir an önce
uygulamaya konulmasını istiyorum. Yargı kararıyla ilgili hukuk mücadelesi yeni
bir aşamaya gelmiştir ve konu noktalanmıştır'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, dün trafik
kazasında yaşamını yitiren Anavatan Partisi Grup Başkanvekili ve Gaziantep
Milletvekili Ömer Abuşoğlu'nun ailesine ve ANAVATAN camiasına başsağlığı diledi.
Polis teşkilatının kuruluşunun 162. yıldönümünün kutlandığını anımsatan
Baykal, 162 yıl önce iç güvenlik sorununa yönelik olarak çağdaş bir yapılanma
uygulamasının başlatıldığı kaydetti.
Osmanlı İmparatorluğu döneminden kökünü alan emniyet teşkilatının,
Türkiye'nin, toplumun, hukuk sisteminin en temel kurumlarından biri olduğunu
belirten Baykal, asayişin, hukukun üstünlüğünün; vatandaşın malının, canının,
namusunun güvencesi bir kurum olarak görevlendirildiğini ifade etti.
Polis teşkilatının 152. kuruluş yıldönümünde Türkiye'nin çok önemli güvenlik
sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu bildiren Baykal, ''Türkiyemizin sokaklarında,
büyük şehirlerimizin meydanlarında can ve mal güvenliği hızla kaybolmaya
başlamıştır. Türkiye, çok tehlikeli bir asayiş kaybı tablosunun içinden
geçmektedir. Bugün büyük şehirlerde can ve mal güvenliği, en temel konu haline
gelmiştir'' dedi.
''Son dönemlerde yaşanan olaylar, emniyet teşkilatımızda çok önemli ve ciddi
yapısal sorunların ortaya çıktığını göstermiştir'' diyen Baykal, şunları
kaydetti:
''Bu konuları, çok ciddi değerlendirmemiz lazım. Bu değerlendirmeyi
yaparken, polis teşkilatımızın Türkiyemizin bir temel kurumu olduğunu unutmadan,
polislerimize sahip çıkarak, onların görevlerini hiçbir siyasi baskı altına
girmeden, hiçbir dış telkinin karşısında boynu eğik hale düşürmeden; bildikleri
gibi, mesleklerinin icabını yerine getirerek, vatandaşa hizmet üzere görev
yapabilir hale dönüştürmek lazımdır. Bugün o noktada olduğumuzu söylemek mümkün
değildir. Maalesef polis teşkilatımız kendi başına bırakılmış değildir. İçeriden,
dışarıdan, yukarıdan, arkadan, önden müdahaleler vardır. Bunları ortadan
kaldırmak, bu konuya el atmanın ilk temel şartıdır.''
Baykal, gelecek dönemde emniyet teşkilatına olan ihtiyacın giderek
artacağını belirterek, iyi bir emniyet teşkilatının hukukun üstünlüğü,
demokrasinin, insan haklarının temel güvencesi olduğunu kaydetti. Baykal, ''O
nedenle iyi emniyet teşkilatına kavuşmanın önemini bilmeliyiz, emniyetçilerimize
değer vermeliyiz, sorunlarını anlamalıyız. Ve her türlü müdahaleyi ortadan
kaldırarak, onların halkın, milletin, toplumun, devletin ve Atatürk
Cumhuriyetinin güvenlik güçleri haline dönüşmesini mutlaka sağlamalıyız'' diye
konuştu.
-KÖPRÜ VE OTOYOLLAR-
Baykal, ''müjde'' niteliğinde bir gelişmeyi söylemek istediğini belirterek,
otoyol ve köprülere anlamsız bir şekilde uygulanan ve milleti canından bezdiren
yüksek zammın, CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Mehmet
Sevigen'in çabasıyla iptal ettirildiğini söyledi.
''İstanbul'daki köprü zammı ve otoyol zammı, yargı kararıyla ortadan
kaldırılmıştır'' diyen Baykal, yargının, bu zammın, ''makul, işin icabı bir
uygulama olmadığını, sadece Hazinenin kazancını artırmaya yönelik bir fırsat gibi
değerlendirildiğini, kamu hizmeti olduğunu'' ifade ettiğini kaydetti. Baykal,
''Bir an önce uygulamaya konulmasını istiyorum. Yargı kararıyla ilgili hukuk
mücadelesi yeni bir aşamaya gelmiştir ve konu noktalanmıştır'' dedi.
-ZİRAAT ODALARI-
AK Parti'nin, ziraat odalarıyla ilgili Meclis gündemine getirdiği
düzenlemeyi eleştiren Baykal, tarımda büyük sıkıntılar yaşandığını, çiftçinin
iktidardan şikayetçi olduğunu söyledi.
İktidarın bütün gücüyle ziraat odaları seçimlerine müdahale ettiğini, devlet
olanaklarını kullandığını öne süren Baykal, amacın, ziraat odalarını ele geçirmek
olduğunu savundu. AK Parti'nin bu seçimleri kaybetmeye başlamasından sonra,
ziraat odalarının çiftçiyle bağını koparabilmek için bir düzenleme getirildiğini,
''çiftçilik belgesine gerek yoktur'' denilmeye başlandığını ifade eden Baykal,
çiftçiliğin bir statü olduğunu, devletin bazı destekleri olduğunu anımsattı.
Baykal, ''Çiftçiyi etkisizleştirmenin bir yolunu bulurum anlayışı içinde,
'çiftçilik belgesine ihtiyaç yoktur' diye bir yasal düzenleme yapılıyor. Bu,
Anayasaya, hukuka aykırıdır. Bu, yakışık almayan bir yaklaşımdır'' diye konuştu.
-''...PANCAR ÜRETİCİSİNİN PEŞİNDE KOŞ''-
Baykal, 2 yılda 1 milyon 312 bin çiftçinin tarlasını boşalttığını; buğday ve
pancar fiyatlarının önceki yılların altında olduğunu öne sürdü. Baykal,
''Cargill'in peşinde koşacağına, pancar üreticisinin peşinde koş'' dedi.
Çiftçinin destek vermemesi üzerine, iktidarın, ziraat odalarının kökünü
kazıtacak tedbirler aldığını öne süren Baykal, ''Yakışmaz. Alma, düşünme.
Demokrasiye sığmaz. Çiftçiye saygıyla bağdaşmaz. Ziraat odalarıyla uğraşma.
Yanlış kavga, yanlış mücadele'' diye konuştu.
Baykal, düzenlemenin Meclisteki görüşmelerinde mücadele vereceklerini,
gerekirse Anayasa Mahkemesine götüreceklerini söyledi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, geçtiğimiz
günlerde yaşanan bazı olayların, cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik bazı
tertiplerin en ileri noktalara kadar götürüldüğünü ve devlet kurumlarının
saygınlığının ciddi şekilde tehdit altında bırakıldığını herkese gösterdiğini
söyledi.
Devletin en özenle sakınılması, sahiplenilmesi gereken kurumlarının tahrip
edilmek, çürütülmek istendiğinin, bu amaçla her türlü yola başvurulduğunun
görüldüğünü savunan Baykal, bunun kaygı yarattığını belirtti.
Baykal, gazeteci Ahmet Hakan'ın dün köşesinde bir bakanla yaptığı sohbeti
isim vermeden aktardığını hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Cumhuriyet hükümetinin bir bakanı, 'Bu cemaat de çok olmaya başladı.
Cemaatçi polisler, savcılar var' diyor. Emniyette gruplaşıyorlarmış, adliyede
dayanışma içinde oluyorlarmış... Van'daki rektör tutuklaması, Ankara ve İstanbul
polisi arasındaki çekişmeler, andıç, günlük ifşaatları hep bu çerçeve içinde akla
geliyor.
Cumhuriyet hükümetinin bakanı, 'bir şeyler yaparken cemaatin işine yarar mı,
yaramaz mı diye bakıyorlar, halbuki hükümetin işine yarar mı, yaramaz mı diye
bakmaları lazım' diyor. Cemaatleri sen, 'siyasi parti olarak, hükümet olarak ben
kullanırım benim işime yarar' diye palazlandırırsan, himaye edersen, desteklersen
günün birinde böyle şaşırır kalırsın.
Olması gereken cemaatin partiye, hükümete değil, polisin, devletin
yasalarına, hukukuna, anayasasına, devletine hizmet etmesini güvence altına
almaktır. Sen oraya cemaati yerleştirmişsin, cemaatin kendisine göre hiyerarşisi,
dayanışması hedefleri var. Sen bunu bile bile oraya getirirsen şikayet etmeye ne
hakkın olur? Çok acı, ibret verici bir tablo.
Bu öyle bir süreçtir ki bu süreci başlatanlar bir süre sonra bu sürecin
altında ezilir kalırlar. Şimdi şikayetleri duymaya başladık. Daha durun,
gelecekte daha neler olacak? Ceamaatsen cemaatliğini bil kardeşim... Herkesin
inancı kendine, herkes istediği dayanışmayı gönlünde, ruhunda yaşatır. Ama sen
görevini bunun içine soktuğun anda artık kanun, devletin hiyerarşisi, düzeni
anlamını kaybetmiş olur.''
-''İYİ BİR GİDİŞ DEĞİL''-
Baykal, geçtiğimiz günlerde devlet-cemaat ilişkilerinin ana çerçevesini
ortaya koyan somut olaylara tanık olunduğunu ileri sürerek, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Genelkurmay içinde bilgisayarlara giriliyor, bilgiler çalınıyor,
yurtdışına gönderiliyor, oradan yandaş medya kurumlarına bilgiler yansıtılıyor,
oralarda yayınlar yapılıyor. Amaç, devletin gözümüz gibi sakınmamız gereken en
temel kurumlarından birisini halkın gözünde yıpratmak. Bunlar çok sağlıksız
gelişmeler. Meydanı maalesef boş buldular. Bu gidiş iyi bir gidiş değil. Bu gidiş
Türkiye'yi barışa,huzura, demokrasiye taşımaz. Herkesin aklını başına alması
lazım ama öncelikle iktidarın, Başbakanın aklını başına alması lazım.''
-''MEDYA HARİTASI DEĞİŞİYOR''-
Konuşmasında, medyadaki gelişmelere de dikkati çeken Baykal, bir süreden
beri Türkiye'nin medya haritasının değiştiğini söyledi. Başka ülkelerde böyle
kapsamlı değişiklikler yaşanmadığına vurgu yapan Baykal, Türkiye'nin dünya ve
bölge için çok önemli bir ülke olduğunu ifade ederek, kamuoyunu oluşturulması ve
şekillendirilmesinde medyanın önemli bir etken olduğunu belirtti.
Son günlerde Türkiye ölçülerinde iyi satan, iktidara karşı etkili muhalefet
yapan bir gazetenin birdenbire kapandığını kaydeden Baykal, bu tür kayıpların
kendisini çok rahatsız ettiğini söyledi.
Baykal, ''Demokrasi, seçime giden süreçte aniden gazetelerin kapandığı bir
ortamda sağlıklı işliyor denilebilir mi?'' diye konuştu.
Bu gelişmenin ardından Türkiye'nin en büyük medya kuruluşlarından birinin
aniden devletin eline geçtiğini kaydeden Baykal, olayın hukuki çerçevesine değil
sonuca baktığını söyledi.
Baykal, ''Seçime gidiyoruz, Türkiye'de en büyük medya kuruluşunun iki buçuk
katrilyonluk bir mali kuşatma altında tutulduğunu biliyoruz. İki buçuk
katrilyonluk bir mali baskı, tehdit, demokles kılıcı üzerine sarkıtılmış.
Haklıdır, haksızdır beni ilgilendirmiyor. Beni sonuç ilgilendiriyor. İkinci büyük
grup bakıyoruz devletin eline geçmiş. Bu sağlıklı bir tablo değil'' dedi.
Kısa bir süre önce bir eski başbakanın kendine bağlı bir medya kurma
iddiasıyla yargılandığını ve ''DSP affı sayesinde cezaevine girmediğini'' savunan
Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bizde iktidara gelenlerin iki temel hedefleri ortaya çıkar. Bunlardan
birincisi kendi kontrollerinde bir medya yaratmaya çalışırlar. Bu süreç
Türkiye'de işliyor. Bugün Türkiye'de özgür bir basının varlığından söz etmek,
gazeteci ve televizyoncularımızın bütün dürüst çabalarına rağmen maalesef mümkün
değildir.
İkincisi de iktidarlar kendilerini belirli bir güç noktasına gelmiş
hissedince, hemen siyaset-ticaret ilişkisinde yeni bir yaklaşım içine girerler.
Önce çanaklar kurulur, sonra çanaklar havuza dönüşür, verilen her ihaleden belli
miktar oraya aktarılır, yandaşlar zengin edilir, yeni zenginler yaratılır. Bu
arada iktidar sahipleri, yakınları da zengin olur.
Bu konularda hukuk, kanun anlamını kaybetmiştir. 'Canım yakınım işsiz mi
kalsın, herkes yapıyor biz niye yapmayalım' demeye başlarlar. Bir bakarsınız
hükümet bir firmaya, bir büyük projeyi verir, sonra o projeyi yapacak olan
firmanın genel müdürlüğüne damadını getirir...''
Bu tür olayların çağdaş demokrasilerde hoş görülebilecek olaylar olmadığını
kaydeden Baykal, ''Havuzda biriken paralar bazen medyaya, bazen aileye, bazen
yandaş firmalara dönüşür. Siyaset de ticaret de devlet de kirlenir. Maalesef
Türkiye'de böyle bir süreç var. Bu çok tehlikeli bir kirlenmedir. Her şey
kirlenmeye başlayınca birinciliği aka, beyaza verirler.'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
açıklamalarına yanıt verdi.
Erdoğan'ın ruh halinin ''gel-git'' sergilediğini savunan Baykal, Türk siyasi
tarihinde duymaya alışık olmadıkları ifadelerle karşılaştıklarını söyledi.
Erdoğan'ın, ''Hitler de laikti'' sözüne işaret eden Baykal, Hitler'e,
''faşist, ırkçı, ruh hastası, cani, katil'' gibi bir çok sıfat
yakıştırılabileceğini ancak, laik denilemeyeceğini belirtti.
Baykal, Erdoğan'ın, laikliği gözden geçirme ve çiğneme ihtiyacı içinde
olduğunu, laikliği Hitler ile harcamaya çalıştığını öne sürdü.
Erdoğan'ın, bilmeden konuştuğunu, kimsenin Hitler'e laik diyemeyeceğini
ifade eden Baykal, Hitler'in, 26 Nisan 1933'te Vatikan'da yaptığı konuşmada,
''Laik okullara hiçbir zaman müsamaha edilemez'' dediğine işaret etti.
Baykal, Hitler'in, inançlarından dolayı Yahudileri en acı muamelelere tabi
tuttuğunu anımsatarak, ''Laik bir insan, din düşmanı olabilir mi?'' diye sordu.
Erdoğan'ın ilgi duyması halinde okumasını önereceği bazı kitaplar
bulunduğunu kaydeden Baykal, ''Sayın Başbakan'ın anlayışını, kitapla düzeltmek
mümkün değil. O, laiklikten hoşlanmıyor. Hitler olmazsa Mussolini olur, o olmazsa
başka bir şey olur'' dedi.
-''KENDİSİNİ MAHKUM ETMİŞTİR''-
Baykal, Erdoğan'ın Eskişehir'de yaptığı konuşmada, ''cibilliyetsiz, siyasi
ahlak yoksunluğu'' gibi iddialarla CHP'yi suçladığını söyledi.
Cibilliyetin, ''soy, sop'' olduğunu anımsatan Baykal, kimsenin soyuna,
sopuna bakmadıklarını; insanları soyu, sopu ile tarif etmediklerini; kimseye,
soysuz, sopsuz deme hakkını kendilerinde görmediklerini belirtti. Baykal, ''72
millet birdir'' diyen Hacı Bektaş-ı Veli'nin çizgisinden dünyaya baktıklarını
dile getirdi.
Baykal, ''Cibilliyet terminolojisiyle orta yerde konuşan bir başbakan,
hakkında konuştuğu kişiyi değil, kendisini mahkum etmiş demektir'' dedi.
Soy, sop konusunda bir kompleksleri olmadığını dile getiren Baykal, ana ve
babalarına, ''Bizim soyumuz ne?'' diye sorduklarında, ''Vallahi bilmiyorum''
cevabı almadıklarını'' kaydetti.
-''BİZİM SOYUMUZ, KUVAYI MİLLİYE''-
''Bizim soyumuz da sopumuz da belli'' diyen Baykal, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''(Türkiye'de şu kadar soy var, bu kadar sop var) Yok öyle bir şey.
Türkiye'de, sadece Türk milleti var.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın ağzına, cibilliyetsiz sözünü
yakıştıramadık. Bundan hiç rahatsız olmadık. Bu, yanlış bir söz. Bir daha ağzına
o lafı alma, git ağzını yıka, dişini de fırçala.
Soy, sop deyince bir de siyasi soy var. Oradan baktığımızda da vicdanımız
çok rahat. Bizim soyumuz, sopumuz Kuvayı Milliye, Müdafaa-i Hukuk, Mustafa Kemal
Atatürk.''
-''BAŞBAKAN, BUNUN ALTINDA KALIR''-
Baykal, Başbakan'ın çok tehlikeli açılımlar yaptığını, karşıdakini tahrik
ettiğini ifade ederek, ''İnsanın içinden, 'senin siyasi soyun ne, sopun ne' diye
sormak geçiyor. Hikmetyar'ın dizinin dibinden mi geliyorsun?Cibilliyet
tartışmasını ister atasının, dedesinin soyu sopu diye anlasın, ister siyasetin
özü olarak anlasın, bunun altında Sayın Başbakan kalır'' diye konuştu.
Erdoğan'ın, CHP'nin, ''siyasi ahlak yoksunu olduğunu'' söylediğini belirten
Baykal, ''Ağır ol Sayın Başbakan'' dedi.
Baykal, Erdoğan'ın, ''bir yasa tasarısı görüşülürken CHP'nin 48 önerge
verdiğini'' belirttiğini anımsatarak, siyasi ahlak sözünün Erdoğan'ın ağzına
yakışmadığını savundu.
Erdoğan'ın, bu sözü kolayca söylememesi gerektiğini ifade eden Baykal,
''Senin siyasi ahlaktan bahsetmeye ne hakkın var. 'Dokunulmazlığı kaldıracağım'
diye söz verip, iktidara geldiğinde unutan sen değil misin? Sen, özel yaşamına
bak. Onlar siyasi ahlakla bağdaşıyor ama CHP'nin yargıyı savunmak için verdiği
önergeler, siyasi ahlaksızlık oluyor. Bu ne kafa, bu ne mantık'' diye konuştu.
-ERDOĞAN'A ÖNERİLER-
Erdoğan'ın, ''CHP'nin, öneride bulunmadığını'' söylediğini ifade eden
Baykal, bunun doğru olmadığını kaydetti.
Baykal, 1 Mart'ta Mecliste bir yanlışı önlediklerini; AB ile müzakerelerde
17 Aralık'ta ''Sakın ha imza atma'' dediklerini; Terörle Mücadele Yasa
Tasarısından 6. maddenin çıkarılmasını istediklerini; Erdoğan'ın
milletvekilliğinin önünü kendilerinin açtığını ifade ederek, bütün bunların öneri
olduğunu kaydetti.
Yeni bir öneride bulunduğunu dile getiren Baykal, Erdoğan'a,
dokunulmazlıkları birlikte kaldırma çağrısında bulundu.
''Terör örgütü elebaşına 'sayın', şehitlere 'kelle' dediği ve Hikmetyar'ın
önünde diz çöktüğü için Erdoğan'ın özür dilemesini'' öneri olarak getirdiğini
söyleyen Baykal, Erdoğan'ın, ''Yasin El Kadı'ya kefilim'' sözünü geri almasını
istedi. Baykal, Erdoğan'ın, pancar üreticisine, çiftçiye, emekliye, millete kefil
olması gerektiğini ifade etti.
Baykal, Erdoğan'ın, İranlıların tuttuğu 15 İngiliz askerini kurtarmak için
ayırdığı zamanın yarısını, Telafer'de 150 Türk'ün öldürülmesinden sonra
ayırmadığını ileri sürdü.
-''TAVSİYEM, KULAĞINA KÜPE OLSUN''-
Erdoğan'a en son ve en önemli önerisinin, ''cumhurbaşkanlığına adaylığını
koymaması'' olduğunu belirten Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:
''Sakın ha cumhurbaşkanı adayı olma. Geçmişte bu kadar güvenle söylediğim
sözlerin bana verdiği hakla ve hatta daha fazlasıyla söylüyorum ki sakın ha
cumhurbaşkanı adayı olma, olma... Bu tavsiyem kulağına küpe olsun Sayın Erdoğan.
İki hafta zaman var, sakın ha ihtirasının kurbanı olma. Çok istiyorsun
biliyorum.''
