2008-06-17 - 16:07
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, vatandaşın büyük ekonomik sıkıntılar içinde olduğunu ve sorunlarına kalıcı çözümler beklediğini belirterek, ''Bu ülkenin insanları artık yardım paketleri değil, namusuyla, şerefiyle, onuruyla ailesinin geçimini sağlayabileceği iş olanakları elde etmek istiyor'' dedi.
CHP Grubu toplandı.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısının
başında çeşitli partilerden CHP'ye katılan belediye başkanları ve
meclis üyelerini tanıttı.
A Milli Futbol Takımı'nı, 13. Avrupa Futbol Şampiyonası'nda çeyrek
finale yükselmesi dolayısıyla tebrik eden Baykal, bu başarının tüm
Türkiye'yi yürekten etkilediğini söyledi. Milli Takımın başarısının,
Türk milletinin niteliklerinin doğru değerlendirilmesi halinde
uluslararası alanda elde edebileceği başarılara güzel bir örnek olduğunu
vurgulayan Baykal, emeği geçen herkesi kutladı. Baykal, A Milli Futbol
Takımı'nın başarılarını sürdüreceğine olan inancını da dile getirdi.
CHP Genel Başkanı Baykal, konuşmasında bestekar Avni Anıl'ın yaşamını
kaybetmesinden duyduğu üzüntüyü de dile getirdi. Anıl'ın çağdaş
Türkiye'nin yeni insanına Türk musikisinin güzelliklerini ve değerini
öğrettiğini belirten Baykal, Avni Anıl'ın Türkiye'nin Cumhuriyet
bilincine inançla sahip çıkan, çağdaş Türkiye anlayışını içtenlikle
paylaşan, Türkiye'ye yönelik tehdit ve tehlikeler karşısında sorumluluk
duygusu ile harekete geçen örnek bir aydın olduğunu ifade etti. Baykal,
Anıl'ın CHP'nin Bilim, Sanat ve Kültür Platformu'nun da bir üyesi
olduğunu bildirdi.
Konuşmasında Pazar günü gerçekleştirilen ÖSS'ye de değinen Baykal, ''1.5
milyon gencin geleceğini kısa bir sınavın sınırları içinde aramaya
mecbur bırakıldığını'' söyledi. Eğitimdeki sorunların ilkokul
aşamasından başlayarak çözümlenmesi gerektiğine vurgulayan Baykal,
eğitimdeki eksikliklerin toplumsal sorunların özünü oluşturduğunu ileri
sürdü.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dershanelere ilişkin sözlerine de
değinen Baykal, şöyle konuştu:
''Bu vesile ile Başbakan'ın dershanelerle ilgili şikayetlerini de
öğrenme fırsatını bulduk. Başbakan iktidara geleli 6 yıl oldu. Eğitim
sorunu Türkiye'nin en ciddi, en temel sorunudur. 6 yıl sonra Başbakan
sanki Türkiye'ye ilk kez dışardan gelmiş bir yabancı gözlemci gibi
dershaneler konusunda şikayet söyleyerek görevini yaptığını zannediyor.
Gerçekten bu yaklaşım, bu sorumsuzluk, bu duyarsızlık, bu ilgisizlik
belki de asıl meselemizdir. Sorumluluğunu üstlenerek, icabını yerine
getirerek, bir devlet adamı olarak, bir iktidar sahibi olarak üzerine
düşenleri yerine getirmeyenler, orada bir türlü burada bir türlü
açıklamalar yaparak durumu idare etmeye gayret ediyorlar. Çok üzüntü
verici bir olaydır.''
-''YABANCI YATIRIMCI BORSADAN ÇIKMAYA BAŞLADI''-
Türkiye'de bir çok sorunun temelinde ekonomik sıkıntıların yattığını
kaydeden Baykal, bu alana ilişkin tespitlerini kararlılıkla ve gerçekçi
bir yaklaşımla ortaya koymaya devam ettiklerini söyledi.
Ekonomik tablonun sıkıntıları ortaya koyduğunu anlatan Deniz Baykal,
borsa dahil her alanda olumsuz gelişmeler yaşandığını ileri sürdü.
Borsanın yüzde 70'inin yabancı yatırımcılardan oluştuğunu ve bu
yatırımcıların borsadan çıkmaya başladığını öne süren Baykal, bunun da
borsada düşüşe neden olduğunu savundu.
Bono faizinin yüzde 22'yi aştığını ifade eden Baykal, Merkez Bankası'nın
da gecelik faizlerini yarım puan artırdığını kaydetti. Faizlerin
artırılması eğilimine girilmesinin nedeninin, ülkeye dışarıdan sıcak
para çekmek olduğunu ileri süren Baykal, bu politikanın sorunların
çözümü olamayacağını belirtti.
Türkiye'nin içinde bulunduğu koşullara ters ekonomik politikalar
uyguladığını belirten CHP Genel Başkanı Baykal, döviz mevduatlarında
artış yaşandığını, bunun da vatandaşın ekonomiye olan güvensizliğinin
göstergesi olduğunu kaydetti.
Yabancı yatırım sermayesinin Ocak-Nisan döneminde geçen yıla oranla
yüzde 50 azaldığını da ileri süren Baykal, şöyle devam etti:
''Bazıları bunu Türkiye'deki siyasi çalkantılara, çalkantıları da
AKP'nin kapatılması davasının açılışına bağlamaya çalışıyorlar. Bununla
hiç ilgisinin olmadığı burada vardır. Daha Ocak ayında, Şubat ayında
Mart ayında davanın adı bile yokken yabancı sermaye, 'Bana müsaade
Türkiye karışıyor. Türkiye'nin bu karışık durumundan ben kendimi kazasız
belasız çekmeliyim' anlayışı içine girmeye başladı ve kendisini dışarı
doğru atma eğilimine girdi.''
Türkiye'deki cari açığın hızla arttığına dikkati çeken Baykal, işsizlik
rakamlarının da giderek yükseldiğini ve bunun artık TÜİK rakamlarıyla da
ortaya konduğunu söyledi.
TÜİK ve Merkez Bankası'nın yaptığı araştırmaların vatandaşın ekonomiye
olan bakışını ortaya koyduğunu belirten Baykal, ''Artık vatandaşın,
tüketicinin ekonomiye olan güveni ciddi şekilde sarsılmıştır. Güven
kaybı çok açık bir şekilde hem iş hacminin daralması, hem işsizlik
konusunda inkar edilemez bir biçimde kendisini göstermiştir. Bunun
arkasında AKP'nin politikası yatmaktadır'' diye konuştu.
Baykal, AK Parti'nin göreve geldiğinde kriterleri düzelen bir ekonomi
devraldığını, tek başına iktidar olma avantajı ve dünya ekonomisindeki
olumlu koşullara rağmen bunu koruyamadığını da iddia etti.
-''VATANDAŞ AÇ, ONLAR KÖŞEYİ DÖNÜYORLAR''-
Enflasyonda ciddi bir tablonun ortaya çıktığını bildiren Baykal,
hükümetin hedeflerini tutturamadığını söyledi. Baykal, hükümetin
emekliye verdiği yüzde 2 enflasyon farkını artık sürdürmesine olanak
kalmadığını da belirterek, yeni düzenleme yapılarak farkın memur ve
emeklilere mutlaka ödenmesi gerektiğine işaret etti.
Vatandaşın büyük ekonomik sıkıntı içinde olduğunu anlatan CHP Genel
Başkanı Baykal, şunları kaydetti:
''Bu ülkenin insanları artık yardım paketleri değil, namusuyla,
şerefiyle, onuruyla ailesinin geçimini sağlayabileceği iş olanakları
elde etmek istiyor. Ülkenin gerçeği bu. Esnafın, işsizin, vatandaşın
hali bu. Ama AKP ve yandaşlarına bakınca ne görüyorsunuz? Hepsi marka
giyiyor, 5 ya da 7 yıldızlı otellerde tatil geçiriyorlar. Altlarında son
model arabalar. Çocukları işsiz değil, milyarlarla oynuyor. Devlet
ihalelerinde en büyük payı onlar alıyor. Her türlü şatafatı, millet
açken kendileri için hak ve meşru biliyorlar. Ülkenin varlığını satıp
günü kurtarmaya çalışıyorlar. Bunun böyle olmadığını söyleme imkanı var
mı? Bir yandan kendileri bu noktada, bir yandan da fakir, fukara
edebiyatını kimseye bırakmıyorlar.
Devletin, Cumhuriyetin temel değerlerine, yargıya saldırıyorlar, dini
siyasete alet ediyorlar. Sonunda vatandaş aç, onlar köşeyi dönüyorlar.
Böyle bir tezgah Türkiye'de dönüyor.''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'nin
içine girdiği sorunun, türban ve laiklik sorununun ötesine geçtiğini
ifade ederek, ''Artık anlaşıldı ki söz konusu olan, cumhuriyettir,
rejimdir, devletin ulusal bütünlüğüdür, bağımsızlığıdır'' dedi.
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, gündemdeki
konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''CHP, ticaretle uğraşıyor, biz AKP
olarak ticaretle uğraşmayız'' dediğini ifade eden Baykal, şöyle konuştu:
''Tüccar siyaset kavramını ülkeye getirmiş olan insan, 'Ben, Türkiye'yi
pazarlıyorum' diyen insan, danışmanları tarafından yurtdışında, 'Bunu,
atmayın, süpürmeyin. Kullanın' diye reklamı yapılan insan, Türkiye'nin
elinde avucunda ne varsa tümünü satmayı marifet bilmiş insan, şimdi
çıkmış, 'Ben ticaret yapmam, CHP ticaret yapıyor' diyor. CHP, dünyanın,
Türkiye'nin gözü önünde. CHP'nin senin laflarının karşısında kendisini
savunmaya ihtiyacı yoktur. Sen yaptıklarının hesabını ver. Dün damadının
başında bulunduğu şirkete Sabah ve ATV'yi vermek için yapmadığın şey
kalmadı.''
Baykal, Erdoğan'ın ''CHP, demokrasi sabıkalısıdır'' dediğini ifade
ederek, ''Tayyip Erdoğan, senin başbakan olup iktidara gelmene yol açan
demokrasi sürecini açan CHP'dir. Eğer CHP, o yola girmeseydi, bugün sen
kimbilir nerede, ne yapıyor olacaktın'' dedi. Demokrasiyi Türkiye'ye
getirenin CHP olduğunu, en güç dönemde demokrasiyi sahiplenmek için
verdiği mücadele ile en sonda Başbakan Erdoğan'ın hakları için verdiği
mücadelenin ortada olduğunu anlatan Baykal, ''İnsan bu kadar CHP'nin
sağladığı imkanla siyaset yapma noktasına gelip de CHP'yi bu kadar
haksız şekilde demokrasi konusunda suçlamaya kalkabilir'' diye konuştu.
''Sen çıkıyorsun sabıka lafı ediyorsun. Bunu yapma'' diyen Baykal,
''Sen, cam köşkün içindesin. Oraya, buraya taş atma. Sabıka lafı senin
ağzına yakışmıyor. Sen, sabıkalı olmaktan iktidar sayesinde kendisini
kurtarmış olan birisin. Dokunulmazlığını kaldır da kim sabıkalı, kim
değil, görüverelim'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın Türkiye'de herkesle en büyük kavgayı gerçekleştiren
ancak, kavgadan en çok şikayet eden insan olduğunu ileri süren Baykal,
Erdoğan'ın iktidara geldiği günden beri herkesle kavga ettiğini savundu.
Baykal, ''Siyasete kavgayı taşıyan sensin. FİSKOBİRLİK'ten sendikalara
kadar burnunu sokmadığın yer kalmadı, kavga etmediğin kurum kalmadı''
diye konuştu.
-TÜRBAN SÖYLEMİ-
Bu çelişkilerin bir örneğinin de türban konusunda ortaya çıktığını, son
zamanlarda AK Parti'nin neredeyse herkesi, 'Bu türbanı nereden
çıkardınız' diye suçlayacağını söyledi. Baykal, ''Sanki İspanya'da,
'Velev ki türban siyasi simge olsun' falan diyen o değil. Anayasayı
değiştirirken, 'Bu konuyu çözmek için değiştiriyoruz' diyen o değil.
Anayasa değişikliğinin genel gerekçesine bunu açıkça yazan o değil.
Maddelerle ilgili gerekçeye yazan o değil. Sanki bu anayasa değişikliği
yapıldıktan sonra, bir genelge yayınlayıp, 'Artık üniversitelerde türban
serbesttir' diyen YÖK Başkanı, bunun atadığı insan değil?'' diye konuştu.
Siyaset adamının sermayesinin, sözünün güvenilirliği ve sözünün
arkasında durması olduğunu anlatan Baykal, farklı söylemlerin dönemsel
başarılar getireceğini ama bunun sürdürülmesinin mümkün olmayacağını
söyledi. Baykal, ''Önemli olan söylediğinizin arkasında durabilmektir.
'Değiştim, gömleği çıkardım' deyip, gömleği çıkarmadığınız halde
çıkarmış gibi yapmak değildir'' dedi.
-TÜRBANLI GENÇ KIZIN SÖYLEDİKLERİ-
CHP Genel Başkanı Baykal, bir türbanlı genç kızın televizyona çıktığını,
ilgi çekici, içten ve samimi bir şekilde bir şeyler söylediğini
belirterek, genç kızın soru üzerine, ''Atatürk'ü sevmediğimi söylememe
imkan var mı hukuken'' dediğini ve Atatürk'ü sevmediğini, Humeyni'yi
sevdiğini söylediğini anımsattı.
Demokrasi anlayışları içinde Atatürk'ü sevmeyene de saygılı olduğunu
ifade eden Baykal, ''Ama eğer sevmeyen, 'Ben Humeyni'yi seviyorum'
diyorsa, bunun altındaki ideolojiyi, Atatürk'e yönelik sevgisizliğin
nereden kaynaklandığını görmüş oluyoruz'' dedi.
Atatürk'ün ülkeyi işgalden kurtardığının belirtilmesi üzerine genç
kızın, ''Keşke kurtarmasaydı, İngilizler kalmaya devam etseydi. Belki
benim haklarım daha güvencede olurdu'' dediğini ifade eden Baykal,
kızın, İngiliz işgalinde kendi haklarının daha güvencede olduğunu
söylediğini kaydetti.
Bunu öğrenince, Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın, ''Türkiye'de
Müslümanlar baskı altındadır'' sözünü anımsadığını kaydeden Baykal,
şöyle konuştu:
''Bu bir zihniyettir. Ortada bir düşünce, algılama var. Türban takıyor.
Atatürk'ü sevmiyor. Humeyni'yi seviyor. İngiliz işgalinde dini hak ve
özgürlüklerinin daha güvencede olabileceğini düşünüyor. Dışişleri
Bakanı, Türkiye'de Müslümanların baskı altında olduğunu söylüyor. Bu
kızımızın ortaya koyduğu fikri yadırgamamak lazım aslında. Çünkü milli
mücadele başlarken, o tablo aynen ortadaydı. Milli mücadele başlarken,
padişahın, Damat Ferit'in, İstanbul hükümetinin ve onun etrafındaki
medyanın ortak düşüncesi, Mustafa Kemal'in ve arkadaşlarının bağımsız
bir devlet kurmasındansa, İngiliz işgalinin devam etmesinin bizim daha
hayrımıza olacağıydı. Bunu ortaya koydular, yazdılar. Bunu söyleyen
siyaset adamları var. Damat Ferit budur, Vahdettin'in yaptığı budur.
Milli mücadele başarıya ulaşınca, İstanbul'dan ayrılan Vahdettin'in
ortaya koyduğu düşünce işte budur. O kızımızın kafasındaki düşüncedir.
Acaba bu düşünce sadece kendine özgü, bireysel bir tercih içinde o
konuşmayı yapan o kızımızla sınırlı mıdır? Acaba bu düşüncenin, açıktan
ya da gizlice paylaşıldığı bir geniş alan söz konusu mudur? Bu geniş
alanla siyasetimizin bir ilgisi var mıdır? AKP'nin bir ilgisi var mıdır?
Atatürk'e karşı çıkanların bir ilgisi var mıdır? Türkiye'ye gelen
Avrupalı politikacıların, ''Atatürk'ü ortadan kaldırın' sözlerini
hatırlayın. Daha dün bu Mecliste, 'İsmet Paşa bu milletin düşmanıdır'
diyenlere hak veren AKP milletvekilini hatırlayın.''
-''ARTIK BU, TÜRBAN İŞİ DEĞİL''-
Türkiye'de niyetini saklama üslubunun ne kadar yaygın olduğunu
bildiklerini belirten CHP Genel Başkanı Baykal, şöyle konuştu:
''(Türkiye'nin içine girdiği sorun, türban sorunu değildir) diyorlar.
Evet, türban sorunu değildir. Türban sorunu mudur, değil midir? Son
anayasa değişikliğini türban için yaptılar mı, yapmadılar mı? Onu bize
söyleyeceklerine gitsinler ortakları, yasayı çıkarırken işbirliği içinde
oldukları öbür muhalefet partisine sorsunlar. O anayasa değişikliğini
acaba türbanı çözmek için yapmadılar mı?
Ben artık anladım ki bu, türban işi değildir. Ben, 'Türban söz konusu
değil, laiklik söz konusu' diyordum. Hayır, daha ilerisini söyleyeceğim.
Artık anlaşıldı ki son gelişmelerin ışığında, türban da laiklik de
değil, Türkiye'de cumhuriyettir, rejimdir, devletin ulusal bütünlüğüdür,
bağımsızlığıdır. Söz konusu olan artık türban, laiklik falan değil.
Dillerinin altındaki baklalar, yavaş yavaş çıkıyor. Büyük bir tezgahla,
tehditle, aldatmacayla karşı karşıyayız.''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Son
dönemde, demokrasi tarihimizin hiçbir döneminde yaşanmamış fitne, fesat,
dedikodu ve yalan siyaseti Türkiye'ye getirildi, dayatıldı'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında, gündemdeki konulara ilişkin
değerlendirmelerde bulundu.
Baykal, AK Parti'ye, İsmet İnönü düşmanlığının egemen olduğunu, bunun
varsayımlara dayalı olarak şekillendiğinin görüldüğünü ifade etti.
Baykal, İnönü'ye ''millet düşmanı'' denildiğini ancak, çok partili
yaşamı bir hayat tarzı olarak Türkiye'ye kabul ettiren kişinin o
olduğunu bildirdi.
Gerçeklerden kopuk, düşmanlık ve nefrete dayalı siyaset yapma tarzının
demokrasiye yardımcı olmayacağını anlatan Baykal, ''Son dönemde birden
bire, demokrasi tarihimizin hiçbir döneminde yaşanmamış bir fitne,
fesat, dedikodu ve yalan siyaseti Türkiye'ye getirildi, dayatıldı. Son
10 günde buna tanık oluyoruz. Son 10 günde karşı karşıya kaldığımız
siyasetin altında, fitne, fesat, dedikodu, yalan vardır'' diye konuştu.
''Türkiye'de siyaset partiler arasında oluyordu'' diyen Baykal, şimdi
yargının siyasetin hedefi haline geldiğini söyledi. Baykal, yargıya ve
silahlı kuvvetlere karşı ''fesat, yalan, dedikodu, fitne kampanyası''
olduğunu ileri sürdü.
''Bu nefret kampanyalarını anlamanın mümkün olmadığını'' belirten
Baykal, ''Ne var bunun altında? Efendim, 'kim yapıyor? Onları yapan biz
değiliz.' Kimsiniz siz? Biz iktidarız, biz hükümetiz. Bunlar sizin
gözünüz önünde oluyor. Yargıya ve silahlı kuvvetlere yapılan bu
saygısızlık karşısında, 'hayır' olamaz, yapılamaz demek sizin göreviniz
değil mi ey hükümet?'' diye konuştu.
Deniz Balkal, Anayasa Mahkemesinin, kendisine yönelik yayınlarla ilgili
''savcılar harekete geçmelidir'' diye açıklama yaptığını anımsatarak,
Adalet Bakanı ve hükümetin tutumu eleştirdi.
Ortada çılgınca bir manzara olduğunu, bu gidişin teşvik edilmemesi
gerektiğini, teşvik edenlerin çok ağır bedel ödemek zorunda
kalacaklarını öne süren Baykal, Başbakan Erdoğan'ın, böyle bir tablonun
içinde husumet ve düşmanlık telkin eden bir anlayışı sergilediğini
savundu.
CHP'nin, Türkiye'nin siyasi hayatında yer tutmuş hiçbir kişiye karşı
nefret ve düşmanlık yansıtan bir değerlendirme içinde bulunmadıklarını
belirten Baykal, ''O beğenmedikleri İsmet İnönü, Adnan Menderes'in
idamını önlemek için en büyük mücadeleyi veren insan olmuştur'' dedi.
Baykal, iktidarın siyasi zihniyetinin, Türkiye'yi çok tehlikeli bir
husumete sürüklediğini, bu tablonun herhalde AK Parti'nin kendi
geleceğiyle ilgili kaygılardan kaynaklandığını anlattı. Baykal, bunun
mazur görülemeyeceğini söyledi. Türkiye'de hukukun işlemesi gerektiğini
dile getiren Baykal, Türkiye'nin, siyasi partiler ve liderlerden daha
önemli olduğunu bildirdi.
-''TÜRKİYE, KABUSTAN KURTULMALIDIR''-
Baykal, Başbakan Erdoğan'ın ''Şimdi trenden inenler, bir daha
binemezler'' dediğine işaret ederek, bütün bunların iktidarın perişan
halde bulunduğunu ortaya koyduğunu savundu. Baykal, ''Bu sürecin
uzamamasında yarar vardır. Ne olacaksa bir an önce olmalıdır. Türkiye,
bu tablodan derhal kurtulmalıdır. Nasıl 70. dakikada Türkiye Milli
Takımı birden bire içine sürüklendiği o kabustan kurtulduysa, Türkiye'de
içine düştüğü kabustan bir an önce kurtulmalıdır'' dedi.
-''ORTAK NOKTAYI, MÜMKÜNSE GELİŞTİRMEMİZ LAZIM''-
Baykal, grup toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Baykal, A Milli Futbol Takımın, Avrupa Futbol Şampiyonası Çeyrek
Finali'nde oynayacağı karşılaşmayı izlemeye gidip gitmeyeceğine ilişkin
soru üzerine, şu anda böyle bir programının bulunmadığını söyledi.
Baykal, ''Bakarız. Gidemezsem de oradaki gibi izleyeceğime hiç kuşku
yok. Son zamanlarda milli takım, hepimize çok muhtaç olduğumuz başarı
duygusunu kazandırdı. Bu maçta da başarılı olmamamız için neden yok.
Başarılar diliyorum. Burada da olsam, orada da olsam kalbim, milli
takımla atacak'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın maçı izlemeye gideceği anımsatılarak, siyasetteki
soğuk rüzgarları gidermek için karşılaşmanın fırsat olup olmayacağı
sorusuna Baykal, ''Hepimiz milli takımın başarısından duyduğumuz
mutluluğu samimiyetle ifade ediyoruz. Bu bir ortak noktadır. Bu ortak
noktayı en azından bozmamamız, korumamız ve mümkünse geliştirmemiz
lazım. Bu konularda bu anlayış içinde bakıyoruz'' diye yanıtladı.
''Türkiye'nin final oynamasının siyasete etkisinin ne olacağının''
sorulması üzerine Baykal, ''Final oynarsa Türkiye değişir'' dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısının
başında çeşitli partilerden CHP'ye katılan belediye başkanları ve
meclis üyelerini tanıttı.
A Milli Futbol Takımı'nı, 13. Avrupa Futbol Şampiyonası'nda çeyrek
finale yükselmesi dolayısıyla tebrik eden Baykal, bu başarının tüm
Türkiye'yi yürekten etkilediğini söyledi. Milli Takımın başarısının,
Türk milletinin niteliklerinin doğru değerlendirilmesi halinde
uluslararası alanda elde edebileceği başarılara güzel bir örnek olduğunu
vurgulayan Baykal, emeği geçen herkesi kutladı. Baykal, A Milli Futbol
Takımı'nın başarılarını sürdüreceğine olan inancını da dile getirdi.
CHP Genel Başkanı Baykal, konuşmasında bestekar Avni Anıl'ın yaşamını
kaybetmesinden duyduğu üzüntüyü de dile getirdi. Anıl'ın çağdaş
Türkiye'nin yeni insanına Türk musikisinin güzelliklerini ve değerini
öğrettiğini belirten Baykal, Avni Anıl'ın Türkiye'nin Cumhuriyet
bilincine inançla sahip çıkan, çağdaş Türkiye anlayışını içtenlikle
paylaşan, Türkiye'ye yönelik tehdit ve tehlikeler karşısında sorumluluk
duygusu ile harekete geçen örnek bir aydın olduğunu ifade etti. Baykal,
Anıl'ın CHP'nin Bilim, Sanat ve Kültür Platformu'nun da bir üyesi
olduğunu bildirdi.
Konuşmasında Pazar günü gerçekleştirilen ÖSS'ye de değinen Baykal, ''1.5
milyon gencin geleceğini kısa bir sınavın sınırları içinde aramaya
mecbur bırakıldığını'' söyledi. Eğitimdeki sorunların ilkokul
aşamasından başlayarak çözümlenmesi gerektiğine vurgulayan Baykal,
eğitimdeki eksikliklerin toplumsal sorunların özünü oluşturduğunu ileri
sürdü.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dershanelere ilişkin sözlerine de
değinen Baykal, şöyle konuştu:
''Bu vesile ile Başbakan'ın dershanelerle ilgili şikayetlerini de
öğrenme fırsatını bulduk. Başbakan iktidara geleli 6 yıl oldu. Eğitim
sorunu Türkiye'nin en ciddi, en temel sorunudur. 6 yıl sonra Başbakan
sanki Türkiye'ye ilk kez dışardan gelmiş bir yabancı gözlemci gibi
dershaneler konusunda şikayet söyleyerek görevini yaptığını zannediyor.
Gerçekten bu yaklaşım, bu sorumsuzluk, bu duyarsızlık, bu ilgisizlik
belki de asıl meselemizdir. Sorumluluğunu üstlenerek, icabını yerine
getirerek, bir devlet adamı olarak, bir iktidar sahibi olarak üzerine
düşenleri yerine getirmeyenler, orada bir türlü burada bir türlü
açıklamalar yaparak durumu idare etmeye gayret ediyorlar. Çok üzüntü
verici bir olaydır.''
-''YABANCI YATIRIMCI BORSADAN ÇIKMAYA BAŞLADI''-
Türkiye'de bir çok sorunun temelinde ekonomik sıkıntıların yattığını
kaydeden Baykal, bu alana ilişkin tespitlerini kararlılıkla ve gerçekçi
bir yaklaşımla ortaya koymaya devam ettiklerini söyledi.
Ekonomik tablonun sıkıntıları ortaya koyduğunu anlatan Deniz Baykal,
borsa dahil her alanda olumsuz gelişmeler yaşandığını ileri sürdü.
Borsanın yüzde 70'inin yabancı yatırımcılardan oluştuğunu ve bu
yatırımcıların borsadan çıkmaya başladığını öne süren Baykal, bunun da
borsada düşüşe neden olduğunu savundu.
Bono faizinin yüzde 22'yi aştığını ifade eden Baykal, Merkez Bankası'nın
da gecelik faizlerini yarım puan artırdığını kaydetti. Faizlerin
artırılması eğilimine girilmesinin nedeninin, ülkeye dışarıdan sıcak
para çekmek olduğunu ileri süren Baykal, bu politikanın sorunların
çözümü olamayacağını belirtti.
Türkiye'nin içinde bulunduğu koşullara ters ekonomik politikalar
uyguladığını belirten CHP Genel Başkanı Baykal, döviz mevduatlarında
artış yaşandığını, bunun da vatandaşın ekonomiye olan güvensizliğinin
göstergesi olduğunu kaydetti.
Yabancı yatırım sermayesinin Ocak-Nisan döneminde geçen yıla oranla
yüzde 50 azaldığını da ileri süren Baykal, şöyle devam etti:
''Bazıları bunu Türkiye'deki siyasi çalkantılara, çalkantıları da
AKP'nin kapatılması davasının açılışına bağlamaya çalışıyorlar. Bununla
hiç ilgisinin olmadığı burada vardır. Daha Ocak ayında, Şubat ayında
Mart ayında davanın adı bile yokken yabancı sermaye, 'Bana müsaade
Türkiye karışıyor. Türkiye'nin bu karışık durumundan ben kendimi kazasız
belasız çekmeliyim' anlayışı içine girmeye başladı ve kendisini dışarı
doğru atma eğilimine girdi.''
Türkiye'deki cari açığın hızla arttığına dikkati çeken Baykal, işsizlik
rakamlarının da giderek yükseldiğini ve bunun artık TÜİK rakamlarıyla da
ortaya konduğunu söyledi.
TÜİK ve Merkez Bankası'nın yaptığı araştırmaların vatandaşın ekonomiye
olan bakışını ortaya koyduğunu belirten Baykal, ''Artık vatandaşın,
tüketicinin ekonomiye olan güveni ciddi şekilde sarsılmıştır. Güven
kaybı çok açık bir şekilde hem iş hacminin daralması, hem işsizlik
konusunda inkar edilemez bir biçimde kendisini göstermiştir. Bunun
arkasında AKP'nin politikası yatmaktadır'' diye konuştu.
Baykal, AK Parti'nin göreve geldiğinde kriterleri düzelen bir ekonomi
devraldığını, tek başına iktidar olma avantajı ve dünya ekonomisindeki
olumlu koşullara rağmen bunu koruyamadığını da iddia etti.
-''VATANDAŞ AÇ, ONLAR KÖŞEYİ DÖNÜYORLAR''-
Enflasyonda ciddi bir tablonun ortaya çıktığını bildiren Baykal,
hükümetin hedeflerini tutturamadığını söyledi. Baykal, hükümetin
emekliye verdiği yüzde 2 enflasyon farkını artık sürdürmesine olanak
kalmadığını da belirterek, yeni düzenleme yapılarak farkın memur ve
emeklilere mutlaka ödenmesi gerektiğine işaret etti.
Vatandaşın büyük ekonomik sıkıntı içinde olduğunu anlatan CHP Genel
Başkanı Baykal, şunları kaydetti:
''Bu ülkenin insanları artık yardım paketleri değil, namusuyla,
şerefiyle, onuruyla ailesinin geçimini sağlayabileceği iş olanakları
elde etmek istiyor. Ülkenin gerçeği bu. Esnafın, işsizin, vatandaşın
hali bu. Ama AKP ve yandaşlarına bakınca ne görüyorsunuz? Hepsi marka
giyiyor, 5 ya da 7 yıldızlı otellerde tatil geçiriyorlar. Altlarında son
model arabalar. Çocukları işsiz değil, milyarlarla oynuyor. Devlet
ihalelerinde en büyük payı onlar alıyor. Her türlü şatafatı, millet
açken kendileri için hak ve meşru biliyorlar. Ülkenin varlığını satıp
günü kurtarmaya çalışıyorlar. Bunun böyle olmadığını söyleme imkanı var
mı? Bir yandan kendileri bu noktada, bir yandan da fakir, fukara
edebiyatını kimseye bırakmıyorlar.
Devletin, Cumhuriyetin temel değerlerine, yargıya saldırıyorlar, dini
siyasete alet ediyorlar. Sonunda vatandaş aç, onlar köşeyi dönüyorlar.
Böyle bir tezgah Türkiye'de dönüyor.''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'nin
içine girdiği sorunun, türban ve laiklik sorununun ötesine geçtiğini
ifade ederek, ''Artık anlaşıldı ki söz konusu olan, cumhuriyettir,
rejimdir, devletin ulusal bütünlüğüdür, bağımsızlığıdır'' dedi.
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, gündemdeki
konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''CHP, ticaretle uğraşıyor, biz AKP
olarak ticaretle uğraşmayız'' dediğini ifade eden Baykal, şöyle konuştu:
''Tüccar siyaset kavramını ülkeye getirmiş olan insan, 'Ben, Türkiye'yi
pazarlıyorum' diyen insan, danışmanları tarafından yurtdışında, 'Bunu,
atmayın, süpürmeyin. Kullanın' diye reklamı yapılan insan, Türkiye'nin
elinde avucunda ne varsa tümünü satmayı marifet bilmiş insan, şimdi
çıkmış, 'Ben ticaret yapmam, CHP ticaret yapıyor' diyor. CHP, dünyanın,
Türkiye'nin gözü önünde. CHP'nin senin laflarının karşısında kendisini
savunmaya ihtiyacı yoktur. Sen yaptıklarının hesabını ver. Dün damadının
başında bulunduğu şirkete Sabah ve ATV'yi vermek için yapmadığın şey
kalmadı.''
Baykal, Erdoğan'ın ''CHP, demokrasi sabıkalısıdır'' dediğini ifade
ederek, ''Tayyip Erdoğan, senin başbakan olup iktidara gelmene yol açan
demokrasi sürecini açan CHP'dir. Eğer CHP, o yola girmeseydi, bugün sen
kimbilir nerede, ne yapıyor olacaktın'' dedi. Demokrasiyi Türkiye'ye
getirenin CHP olduğunu, en güç dönemde demokrasiyi sahiplenmek için
verdiği mücadele ile en sonda Başbakan Erdoğan'ın hakları için verdiği
mücadelenin ortada olduğunu anlatan Baykal, ''İnsan bu kadar CHP'nin
sağladığı imkanla siyaset yapma noktasına gelip de CHP'yi bu kadar
haksız şekilde demokrasi konusunda suçlamaya kalkabilir'' diye konuştu.
''Sen çıkıyorsun sabıka lafı ediyorsun. Bunu yapma'' diyen Baykal,
''Sen, cam köşkün içindesin. Oraya, buraya taş atma. Sabıka lafı senin
ağzına yakışmıyor. Sen, sabıkalı olmaktan iktidar sayesinde kendisini
kurtarmış olan birisin. Dokunulmazlığını kaldır da kim sabıkalı, kim
değil, görüverelim'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın Türkiye'de herkesle en büyük kavgayı gerçekleştiren
ancak, kavgadan en çok şikayet eden insan olduğunu ileri süren Baykal,
Erdoğan'ın iktidara geldiği günden beri herkesle kavga ettiğini savundu.
Baykal, ''Siyasete kavgayı taşıyan sensin. FİSKOBİRLİK'ten sendikalara
kadar burnunu sokmadığın yer kalmadı, kavga etmediğin kurum kalmadı''
diye konuştu.
-TÜRBAN SÖYLEMİ-
Bu çelişkilerin bir örneğinin de türban konusunda ortaya çıktığını, son
zamanlarda AK Parti'nin neredeyse herkesi, 'Bu türbanı nereden
çıkardınız' diye suçlayacağını söyledi. Baykal, ''Sanki İspanya'da,
'Velev ki türban siyasi simge olsun' falan diyen o değil. Anayasayı
değiştirirken, 'Bu konuyu çözmek için değiştiriyoruz' diyen o değil.
Anayasa değişikliğinin genel gerekçesine bunu açıkça yazan o değil.
Maddelerle ilgili gerekçeye yazan o değil. Sanki bu anayasa değişikliği
yapıldıktan sonra, bir genelge yayınlayıp, 'Artık üniversitelerde türban
serbesttir' diyen YÖK Başkanı, bunun atadığı insan değil?'' diye konuştu.
Siyaset adamının sermayesinin, sözünün güvenilirliği ve sözünün
arkasında durması olduğunu anlatan Baykal, farklı söylemlerin dönemsel
başarılar getireceğini ama bunun sürdürülmesinin mümkün olmayacağını
söyledi. Baykal, ''Önemli olan söylediğinizin arkasında durabilmektir.
'Değiştim, gömleği çıkardım' deyip, gömleği çıkarmadığınız halde
çıkarmış gibi yapmak değildir'' dedi.
-TÜRBANLI GENÇ KIZIN SÖYLEDİKLERİ-
CHP Genel Başkanı Baykal, bir türbanlı genç kızın televizyona çıktığını,
ilgi çekici, içten ve samimi bir şekilde bir şeyler söylediğini
belirterek, genç kızın soru üzerine, ''Atatürk'ü sevmediğimi söylememe
imkan var mı hukuken'' dediğini ve Atatürk'ü sevmediğini, Humeyni'yi
sevdiğini söylediğini anımsattı.
Demokrasi anlayışları içinde Atatürk'ü sevmeyene de saygılı olduğunu
ifade eden Baykal, ''Ama eğer sevmeyen, 'Ben Humeyni'yi seviyorum'
diyorsa, bunun altındaki ideolojiyi, Atatürk'e yönelik sevgisizliğin
nereden kaynaklandığını görmüş oluyoruz'' dedi.
Atatürk'ün ülkeyi işgalden kurtardığının belirtilmesi üzerine genç
kızın, ''Keşke kurtarmasaydı, İngilizler kalmaya devam etseydi. Belki
benim haklarım daha güvencede olurdu'' dediğini ifade eden Baykal,
kızın, İngiliz işgalinde kendi haklarının daha güvencede olduğunu
söylediğini kaydetti.
Bunu öğrenince, Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın, ''Türkiye'de
Müslümanlar baskı altındadır'' sözünü anımsadığını kaydeden Baykal,
şöyle konuştu:
''Bu bir zihniyettir. Ortada bir düşünce, algılama var. Türban takıyor.
Atatürk'ü sevmiyor. Humeyni'yi seviyor. İngiliz işgalinde dini hak ve
özgürlüklerinin daha güvencede olabileceğini düşünüyor. Dışişleri
Bakanı, Türkiye'de Müslümanların baskı altında olduğunu söylüyor. Bu
kızımızın ortaya koyduğu fikri yadırgamamak lazım aslında. Çünkü milli
mücadele başlarken, o tablo aynen ortadaydı. Milli mücadele başlarken,
padişahın, Damat Ferit'in, İstanbul hükümetinin ve onun etrafındaki
medyanın ortak düşüncesi, Mustafa Kemal'in ve arkadaşlarının bağımsız
bir devlet kurmasındansa, İngiliz işgalinin devam etmesinin bizim daha
hayrımıza olacağıydı. Bunu ortaya koydular, yazdılar. Bunu söyleyen
siyaset adamları var. Damat Ferit budur, Vahdettin'in yaptığı budur.
Milli mücadele başarıya ulaşınca, İstanbul'dan ayrılan Vahdettin'in
ortaya koyduğu düşünce işte budur. O kızımızın kafasındaki düşüncedir.
Acaba bu düşünce sadece kendine özgü, bireysel bir tercih içinde o
konuşmayı yapan o kızımızla sınırlı mıdır? Acaba bu düşüncenin, açıktan
ya da gizlice paylaşıldığı bir geniş alan söz konusu mudur? Bu geniş
alanla siyasetimizin bir ilgisi var mıdır? AKP'nin bir ilgisi var mıdır?
Atatürk'e karşı çıkanların bir ilgisi var mıdır? Türkiye'ye gelen
Avrupalı politikacıların, ''Atatürk'ü ortadan kaldırın' sözlerini
hatırlayın. Daha dün bu Mecliste, 'İsmet Paşa bu milletin düşmanıdır'
diyenlere hak veren AKP milletvekilini hatırlayın.''
-''ARTIK BU, TÜRBAN İŞİ DEĞİL''-
Türkiye'de niyetini saklama üslubunun ne kadar yaygın olduğunu
bildiklerini belirten CHP Genel Başkanı Baykal, şöyle konuştu:
''(Türkiye'nin içine girdiği sorun, türban sorunu değildir) diyorlar.
Evet, türban sorunu değildir. Türban sorunu mudur, değil midir? Son
anayasa değişikliğini türban için yaptılar mı, yapmadılar mı? Onu bize
söyleyeceklerine gitsinler ortakları, yasayı çıkarırken işbirliği içinde
oldukları öbür muhalefet partisine sorsunlar. O anayasa değişikliğini
acaba türbanı çözmek için yapmadılar mı?
Ben artık anladım ki bu, türban işi değildir. Ben, 'Türban söz konusu
değil, laiklik söz konusu' diyordum. Hayır, daha ilerisini söyleyeceğim.
Artık anlaşıldı ki son gelişmelerin ışığında, türban da laiklik de
değil, Türkiye'de cumhuriyettir, rejimdir, devletin ulusal bütünlüğüdür,
bağımsızlığıdır. Söz konusu olan artık türban, laiklik falan değil.
Dillerinin altındaki baklalar, yavaş yavaş çıkıyor. Büyük bir tezgahla,
tehditle, aldatmacayla karşı karşıyayız.''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Son
dönemde, demokrasi tarihimizin hiçbir döneminde yaşanmamış fitne, fesat,
dedikodu ve yalan siyaseti Türkiye'ye getirildi, dayatıldı'' dedi.
Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında, gündemdeki konulara ilişkin
değerlendirmelerde bulundu.
Baykal, AK Parti'ye, İsmet İnönü düşmanlığının egemen olduğunu, bunun
varsayımlara dayalı olarak şekillendiğinin görüldüğünü ifade etti.
Baykal, İnönü'ye ''millet düşmanı'' denildiğini ancak, çok partili
yaşamı bir hayat tarzı olarak Türkiye'ye kabul ettiren kişinin o
olduğunu bildirdi.
Gerçeklerden kopuk, düşmanlık ve nefrete dayalı siyaset yapma tarzının
demokrasiye yardımcı olmayacağını anlatan Baykal, ''Son dönemde birden
bire, demokrasi tarihimizin hiçbir döneminde yaşanmamış bir fitne,
fesat, dedikodu ve yalan siyaseti Türkiye'ye getirildi, dayatıldı. Son
10 günde buna tanık oluyoruz. Son 10 günde karşı karşıya kaldığımız
siyasetin altında, fitne, fesat, dedikodu, yalan vardır'' diye konuştu.
''Türkiye'de siyaset partiler arasında oluyordu'' diyen Baykal, şimdi
yargının siyasetin hedefi haline geldiğini söyledi. Baykal, yargıya ve
silahlı kuvvetlere karşı ''fesat, yalan, dedikodu, fitne kampanyası''
olduğunu ileri sürdü.
''Bu nefret kampanyalarını anlamanın mümkün olmadığını'' belirten
Baykal, ''Ne var bunun altında? Efendim, 'kim yapıyor? Onları yapan biz
değiliz.' Kimsiniz siz? Biz iktidarız, biz hükümetiz. Bunlar sizin
gözünüz önünde oluyor. Yargıya ve silahlı kuvvetlere yapılan bu
saygısızlık karşısında, 'hayır' olamaz, yapılamaz demek sizin göreviniz
değil mi ey hükümet?'' diye konuştu.
Deniz Balkal, Anayasa Mahkemesinin, kendisine yönelik yayınlarla ilgili
''savcılar harekete geçmelidir'' diye açıklama yaptığını anımsatarak,
Adalet Bakanı ve hükümetin tutumu eleştirdi.
Ortada çılgınca bir manzara olduğunu, bu gidişin teşvik edilmemesi
gerektiğini, teşvik edenlerin çok ağır bedel ödemek zorunda
kalacaklarını öne süren Baykal, Başbakan Erdoğan'ın, böyle bir tablonun
içinde husumet ve düşmanlık telkin eden bir anlayışı sergilediğini
savundu.
CHP'nin, Türkiye'nin siyasi hayatında yer tutmuş hiçbir kişiye karşı
nefret ve düşmanlık yansıtan bir değerlendirme içinde bulunmadıklarını
belirten Baykal, ''O beğenmedikleri İsmet İnönü, Adnan Menderes'in
idamını önlemek için en büyük mücadeleyi veren insan olmuştur'' dedi.
Baykal, iktidarın siyasi zihniyetinin, Türkiye'yi çok tehlikeli bir
husumete sürüklediğini, bu tablonun herhalde AK Parti'nin kendi
geleceğiyle ilgili kaygılardan kaynaklandığını anlattı. Baykal, bunun
mazur görülemeyeceğini söyledi. Türkiye'de hukukun işlemesi gerektiğini
dile getiren Baykal, Türkiye'nin, siyasi partiler ve liderlerden daha
önemli olduğunu bildirdi.
-''TÜRKİYE, KABUSTAN KURTULMALIDIR''-
Baykal, Başbakan Erdoğan'ın ''Şimdi trenden inenler, bir daha
binemezler'' dediğine işaret ederek, bütün bunların iktidarın perişan
halde bulunduğunu ortaya koyduğunu savundu. Baykal, ''Bu sürecin
uzamamasında yarar vardır. Ne olacaksa bir an önce olmalıdır. Türkiye,
bu tablodan derhal kurtulmalıdır. Nasıl 70. dakikada Türkiye Milli
Takımı birden bire içine sürüklendiği o kabustan kurtulduysa, Türkiye'de
içine düştüğü kabustan bir an önce kurtulmalıdır'' dedi.
-''ORTAK NOKTAYI, MÜMKÜNSE GELİŞTİRMEMİZ LAZIM''-
Baykal, grup toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Baykal, A Milli Futbol Takımın, Avrupa Futbol Şampiyonası Çeyrek
Finali'nde oynayacağı karşılaşmayı izlemeye gidip gitmeyeceğine ilişkin
soru üzerine, şu anda böyle bir programının bulunmadığını söyledi.
Baykal, ''Bakarız. Gidemezsem de oradaki gibi izleyeceğime hiç kuşku
yok. Son zamanlarda milli takım, hepimize çok muhtaç olduğumuz başarı
duygusunu kazandırdı. Bu maçta da başarılı olmamamız için neden yok.
Başarılar diliyorum. Burada da olsam, orada da olsam kalbim, milli
takımla atacak'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan'ın maçı izlemeye gideceği anımsatılarak, siyasetteki
soğuk rüzgarları gidermek için karşılaşmanın fırsat olup olmayacağı
sorusuna Baykal, ''Hepimiz milli takımın başarısından duyduğumuz
mutluluğu samimiyetle ifade ediyoruz. Bu bir ortak noktadır. Bu ortak
noktayı en azından bozmamamız, korumamız ve mümkünse geliştirmemiz
lazım. Bu konularda bu anlayış içinde bakıyoruz'' diye yanıtladı.
''Türkiye'nin final oynamasının siyasete etkisinin ne olacağının''
sorulması üzerine Baykal, ''Final oynarsa Türkiye değişir'' dedi.
