2011-01-11 - 16:09
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
CMK uyarınca gerçekleşen tahliyeleri, yargının ve hükümetin ortak eseri olarak
değerlendirdi ve bugüne kadar görev yapmış bütün hükümetlerin de bölücülüğün
daniskasını yaptıklarını öne sürdü.
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,
CMK uyarınca gerçekleşen tahliyeleri, yargının ve hükümetin ortak eseri olarak
değerlendirdi ve bugüne kadar görev yapmış bütün hükümetlerin de bölücülüğün
daniskasını yaptıklarını öne sürdü.
Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, eğitim uçuşu
sırasında düşen helikopterde şehit olan subaylarla, trafik kazasında yaşımını
yitiren ''Kıvırcık Ali'' olarak tanınan sanatçı Ali Özütemiz'e, rahmet,
yakınlarına başsağlığı diledi.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle gazetecileri kutlayan
Demirtaş, basın emekçisinin güç şartlar altında görevlerini yerine getirmeye
çalıştığını ifade etti. Gazetecilerin yargı ve sömürü baskısıyla karşı karşıya
olduğunu belirten Demirtaş, bu sıkıntıların yalnızca 10 Ocakta değil, her gün
gündemde tutulması gerektiğini söyledi.
CMK uyarınca gerçekleşen tahliyelere değinen Demirtaş, özellikle
Hizbullah üyesi oldukları iddiasıyla yargılananların tahliyesi üzerinde başlayan
tartışmaların, hükümetin de yargının da Türkiye'de iş yapamayacak duruma
geldiğini gösterdiğini savundu. Demirtaş, tahliyelerin, 10 yılda bir yargılamayı
bitiremeyen yargının ve bunun zeminini hazırlayamayan hükümetin ortak eseri
olduğunu ileri sürdü.
''Yargı ve hükümet el ele verip ortaya imalat çıkardılar ve bu Türkiye'yi
rahatsız ediyor'' diyen Demirtaş, şunları söyledi:
''Mesele yalnızca Hizbullah meselesi de değil. Eğer Türkiye Hizbullahı
tartışacaksa Hizbul-kontra olarak adlandırılan Jitemi tartışmalıdır. Ortada bir
Jitem, derin devlet yapılanması, devlet eliyle gerçekleştirilmiş seri cinayetler
zinciri vardır. Bizzat devletin o dönemdeki yöneticilerinin emriyle
gerçekleştirilen cinayetler serisi vardır.
Bölge halkı, yıllardır bu trajediyle yaşıyor. İnanın ki o bölgede 90'lı
yıllarda yaşananlar birer birer ortaya çıkarılsa, Türk halkı bu ülkenin vatandaşı
olmaktan belki utanacak. Dönemin Başbakanı, Genelkurmay Başkanları neden
yargılanmıyor?
Kamu vicdanının yaralanmaması için yargıda gereken tedbirlerin daha önce
alınabileceğini ifade eden Demirtaş, ancak hükümetin hakim ve savcı almak yerine
50 bin sözleşmeli er almayı tercih ettiğini savundu. Demirtaş, ''Yargı ve hükümet
bu imalat hatasında suç ortağıdırlar. Hepsinin ortak suçudur kimse topu birbirine
atmasın. Bu tahliyeleri önlemek mümkündü. Yargı sistemi artık çökmüştür. Hiç
kimse yargı güvencesinden söz edemez. Bu tedirginlik içerisinde yaşamaya maalesef
devam edeceğiz. Ne zamana kadar? AK iktidarından kurtulup BDP iktidara geçene
kadar'' diye konuştu.
Türkiye'de yargıç, savcı, öğretmen ve sağlık personeli açığı varken
bunların yerine 50 bin sözleşmeli er alma düşüncesini eleştiren Demirtaş, ''Hani
barış olacaktı? Hani Kürt sorunu çözülüyordu? Neden alıyorsunuz 50 bin askere
neden ihtiyaç var?'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, geçen haftaki grup toplantısında duble
yollarla ilgili haritalar gösterdiğini anımsatan Demirtaş, ''ülkede bir de duble
yolsuzluk haritaları olduğunu'' ileri sürdü.
Asıl vahim durumun ''duble yolsuzluk haritalarında'' olduğunu iddia eden
Demirtaş, şunları kaydetti:
''Onları Başbakan göstermiyor, kamuoyundan saklıyor. 'Ülkeyi bölecekler'
diye bizi suçluyor, bakın duble yolsuzluk haritalarında ülke nasıl bölünmüş?
TUİK'in rakamlarına göre, 339 bin kişi açlık sınırının altında, 12 milyon
750 bin kişi yoksulluk sınırının altında. Yani 13 milyon insan Türkiye'de açlık
ve yoksulluk sınırı altında yaşıyor.
1991 yılında sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesinde küçükbaş ve büyükbaş
hayvan sayısında 2008 yılına kadar yüzde 30 düşüş yaşandı. Aynı bölgede 1991
yılında kişi başına süt üretimi 12 kilogram iken bugün 8 kilogram. Köyler
boşaltılmadan, yakılıp yıkılmadan, öncesine göre yüzde 30 düşüş var. Sadece et ve
süt rakamları üzerinde bakılırsa, boşaltılan 3 bin köyün faturasını, bütün
Türkiye ödüyor. Yani, Kürtler Kürtçe konuşmasın diye bugün eti 15 lira yerine 30
liraya yiyoruz, sütü 50 kuruş yerine 1 liraya içiyoruz.''
Türkiye'de güvenliğe ayrılan pay ve yeşil kart oranının fazla olduğu,
kişi başına düşen doktor ve hemşire sayısında, okullaşma oranında en geri kalan
illerle ilgili haritalar gösteren Demirtaş, bu unsurların, Doğu ve Güneydoğu
Anadolu bölgelerinde yoğunlaştığını söyledi. Demirtaş, yeşil kart oranıyla ilgili
haritayı gösterirken, ''Kimse yanlış anlamasın bu Kürdistan haritası değil, yeşil
kart haritası'' dedi.
Gösterdiği haritaların ülkenin gerçek tablosunu yansıttığı öne süren
Demirtaş, ''Ülke, hükümetler tarafından zaten bölünmüştür. Bebek ölüm
oranlarında, üniversite kazanma oranlarında da bu böyledir. Hal böyleyken biz
ülkeyi yerinden yönetimle tekrar birleştirelim diye proje üretiyoruz ama birileri
çıkıp bu haritaları halkın gözünden uzak tutup, 'Bunlar bölücüdür' diyorlar.
Bölücünün daniskasısınız siz. Bugüne kadar görev yapmış bütün hükümetler,
bölücünün daniskasıdır. Ülkeyi böyle böldünüz işte. Biz bütünleştirmeye
çalışıyoruz'' diye konuştu.
''Yerinden yönetim anlayışının Türkiye'yi birleştirecek tek proje
olduğunu'' iddia eden Demirtaş, şöyle devam etti:
''Bu yönetim anlayışı oturmazsa, Başbakanlık, padişahlık zihniyeti
yürütülmeye devam edecek. Kars'taki tablo buna çok güzel bir örnek.
Bir ülkenin Başbakanı, bir kenti ziyaret ediyor. Gözüne bir heykel
çarpıyor ve 'Bu ne, tez yıkıla' diyor. Biz bunu Osmanlı filmlerinde, padişahların
sözlerinden hatırlıyoruz. Ama bu demokratik sistemde olmaması lazım. Kars halkı
adına bir Başbakan, 'Bu ucube yıkılacak' diye kararını veriyor.
Sanata, Karslılara, halkın iradesine ve demokrasiye hakarettir bu. Tek
bir cümlede bu kadar hakareti başaran bir Başbakan, ancak padişah zihniyetinde
olabilir. Eğer o sayın heykeltraş, Kars'ın meydanına Recep Tayip Erdoğan heykeli
yapsaydı, kendisi devlet sanatçısı ilan edilirdi.''
Başbakan Erdoğan'ın yerinden yönetim anlayışına şimdi karşı olduğunu
ancak 20 yıl önce böyle düşünmediğini iddia eden Demirtaş, ''Eyalet sistemini
savunuyordu. Ben Sayın Başbakan'a buradan çağrı yapıyorum; inzivaya çekilin.
Biraz kafanızı dinleyin. Yanınızda hiç bir danışmanınız olmadan bir kez daha
geçmişinizi ve geleceğinizi düşünün. Yanlış yapıyorsunuz'' diye konuştu.
Selahattin Demirtaş, Türkiye'de kadına yönelik ayırımcılığın ciddi bir
boyuta ulaştığını söyledi. Buna rağmen Başbakan Erdoğan'ın ''3 çocuk'' önerisinde
bulunduğunu belirten Demirtaş, şöyle konuştu:
''Bu konuda neredeyse kanun çıkaracak. Kimin kaç çocuk yapacağına
hükümetler karar veremez. Her şeyden önce buna kadın karar verir. Kadın buna
karar verirken bunun koşulları da özgürce yaratılması lazım. Özgür koşulları
olmalı kadının. Yaşamın hiçbir alanında eşitlik sunmuyorsunuz ama çocuk yapmaya
sıra gelince '3 tane yapacaksınız' diyorsunuz. Millet tek, dil tek, çocuk 3...
Kanun görüşülürken doğum ve süt izinlerinin artırılması için önergeler
verdik, kabul edilmedi. Çocuğunu emziremeyecek, çocuğuna bakamayacak, buna fırsat
sunmuyorsunuz. Bu koşullarda '3 çocuk yap' diyorsun. Ben de diyorum ki 'kolaysa
sen yap Sayın Başbakan 3 çocuk.' Kadına yönelik bu tutum hakarettir. Önce kadını
eşit yurttaş ve eşit insan olarak kabul etmelisin. Bırakacaksın, özgürce karar
verebilsinler.''
(16.09)
CMK uyarınca gerçekleşen tahliyeleri, yargının ve hükümetin ortak eseri olarak
değerlendirdi ve bugüne kadar görev yapmış bütün hükümetlerin de bölücülüğün
daniskasını yaptıklarını öne sürdü.
Demirtaş, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, eğitim uçuşu
sırasında düşen helikopterde şehit olan subaylarla, trafik kazasında yaşımını
yitiren ''Kıvırcık Ali'' olarak tanınan sanatçı Ali Özütemiz'e, rahmet,
yakınlarına başsağlığı diledi.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle gazetecileri kutlayan
Demirtaş, basın emekçisinin güç şartlar altında görevlerini yerine getirmeye
çalıştığını ifade etti. Gazetecilerin yargı ve sömürü baskısıyla karşı karşıya
olduğunu belirten Demirtaş, bu sıkıntıların yalnızca 10 Ocakta değil, her gün
gündemde tutulması gerektiğini söyledi.
CMK uyarınca gerçekleşen tahliyelere değinen Demirtaş, özellikle
Hizbullah üyesi oldukları iddiasıyla yargılananların tahliyesi üzerinde başlayan
tartışmaların, hükümetin de yargının da Türkiye'de iş yapamayacak duruma
geldiğini gösterdiğini savundu. Demirtaş, tahliyelerin, 10 yılda bir yargılamayı
bitiremeyen yargının ve bunun zeminini hazırlayamayan hükümetin ortak eseri
olduğunu ileri sürdü.
''Yargı ve hükümet el ele verip ortaya imalat çıkardılar ve bu Türkiye'yi
rahatsız ediyor'' diyen Demirtaş, şunları söyledi:
''Mesele yalnızca Hizbullah meselesi de değil. Eğer Türkiye Hizbullahı
tartışacaksa Hizbul-kontra olarak adlandırılan Jitemi tartışmalıdır. Ortada bir
Jitem, derin devlet yapılanması, devlet eliyle gerçekleştirilmiş seri cinayetler
zinciri vardır. Bizzat devletin o dönemdeki yöneticilerinin emriyle
gerçekleştirilen cinayetler serisi vardır.
Bölge halkı, yıllardır bu trajediyle yaşıyor. İnanın ki o bölgede 90'lı
yıllarda yaşananlar birer birer ortaya çıkarılsa, Türk halkı bu ülkenin vatandaşı
olmaktan belki utanacak. Dönemin Başbakanı, Genelkurmay Başkanları neden
yargılanmıyor?
Kamu vicdanının yaralanmaması için yargıda gereken tedbirlerin daha önce
alınabileceğini ifade eden Demirtaş, ancak hükümetin hakim ve savcı almak yerine
50 bin sözleşmeli er almayı tercih ettiğini savundu. Demirtaş, ''Yargı ve hükümet
bu imalat hatasında suç ortağıdırlar. Hepsinin ortak suçudur kimse topu birbirine
atmasın. Bu tahliyeleri önlemek mümkündü. Yargı sistemi artık çökmüştür. Hiç
kimse yargı güvencesinden söz edemez. Bu tedirginlik içerisinde yaşamaya maalesef
devam edeceğiz. Ne zamana kadar? AK iktidarından kurtulup BDP iktidara geçene
kadar'' diye konuştu.
Türkiye'de yargıç, savcı, öğretmen ve sağlık personeli açığı varken
bunların yerine 50 bin sözleşmeli er alma düşüncesini eleştiren Demirtaş, ''Hani
barış olacaktı? Hani Kürt sorunu çözülüyordu? Neden alıyorsunuz 50 bin askere
neden ihtiyaç var?'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, geçen haftaki grup toplantısında duble
yollarla ilgili haritalar gösterdiğini anımsatan Demirtaş, ''ülkede bir de duble
yolsuzluk haritaları olduğunu'' ileri sürdü.
Asıl vahim durumun ''duble yolsuzluk haritalarında'' olduğunu iddia eden
Demirtaş, şunları kaydetti:
''Onları Başbakan göstermiyor, kamuoyundan saklıyor. 'Ülkeyi bölecekler'
diye bizi suçluyor, bakın duble yolsuzluk haritalarında ülke nasıl bölünmüş?
TUİK'in rakamlarına göre, 339 bin kişi açlık sınırının altında, 12 milyon
750 bin kişi yoksulluk sınırının altında. Yani 13 milyon insan Türkiye'de açlık
ve yoksulluk sınırı altında yaşıyor.
1991 yılında sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesinde küçükbaş ve büyükbaş
hayvan sayısında 2008 yılına kadar yüzde 30 düşüş yaşandı. Aynı bölgede 1991
yılında kişi başına süt üretimi 12 kilogram iken bugün 8 kilogram. Köyler
boşaltılmadan, yakılıp yıkılmadan, öncesine göre yüzde 30 düşüş var. Sadece et ve
süt rakamları üzerinde bakılırsa, boşaltılan 3 bin köyün faturasını, bütün
Türkiye ödüyor. Yani, Kürtler Kürtçe konuşmasın diye bugün eti 15 lira yerine 30
liraya yiyoruz, sütü 50 kuruş yerine 1 liraya içiyoruz.''
Türkiye'de güvenliğe ayrılan pay ve yeşil kart oranının fazla olduğu,
kişi başına düşen doktor ve hemşire sayısında, okullaşma oranında en geri kalan
illerle ilgili haritalar gösteren Demirtaş, bu unsurların, Doğu ve Güneydoğu
Anadolu bölgelerinde yoğunlaştığını söyledi. Demirtaş, yeşil kart oranıyla ilgili
haritayı gösterirken, ''Kimse yanlış anlamasın bu Kürdistan haritası değil, yeşil
kart haritası'' dedi.
Gösterdiği haritaların ülkenin gerçek tablosunu yansıttığı öne süren
Demirtaş, ''Ülke, hükümetler tarafından zaten bölünmüştür. Bebek ölüm
oranlarında, üniversite kazanma oranlarında da bu böyledir. Hal böyleyken biz
ülkeyi yerinden yönetimle tekrar birleştirelim diye proje üretiyoruz ama birileri
çıkıp bu haritaları halkın gözünden uzak tutup, 'Bunlar bölücüdür' diyorlar.
Bölücünün daniskasısınız siz. Bugüne kadar görev yapmış bütün hükümetler,
bölücünün daniskasıdır. Ülkeyi böyle böldünüz işte. Biz bütünleştirmeye
çalışıyoruz'' diye konuştu.
''Yerinden yönetim anlayışının Türkiye'yi birleştirecek tek proje
olduğunu'' iddia eden Demirtaş, şöyle devam etti:
''Bu yönetim anlayışı oturmazsa, Başbakanlık, padişahlık zihniyeti
yürütülmeye devam edecek. Kars'taki tablo buna çok güzel bir örnek.
Bir ülkenin Başbakanı, bir kenti ziyaret ediyor. Gözüne bir heykel
çarpıyor ve 'Bu ne, tez yıkıla' diyor. Biz bunu Osmanlı filmlerinde, padişahların
sözlerinden hatırlıyoruz. Ama bu demokratik sistemde olmaması lazım. Kars halkı
adına bir Başbakan, 'Bu ucube yıkılacak' diye kararını veriyor.
Sanata, Karslılara, halkın iradesine ve demokrasiye hakarettir bu. Tek
bir cümlede bu kadar hakareti başaran bir Başbakan, ancak padişah zihniyetinde
olabilir. Eğer o sayın heykeltraş, Kars'ın meydanına Recep Tayip Erdoğan heykeli
yapsaydı, kendisi devlet sanatçısı ilan edilirdi.''
Başbakan Erdoğan'ın yerinden yönetim anlayışına şimdi karşı olduğunu
ancak 20 yıl önce böyle düşünmediğini iddia eden Demirtaş, ''Eyalet sistemini
savunuyordu. Ben Sayın Başbakan'a buradan çağrı yapıyorum; inzivaya çekilin.
Biraz kafanızı dinleyin. Yanınızda hiç bir danışmanınız olmadan bir kez daha
geçmişinizi ve geleceğinizi düşünün. Yanlış yapıyorsunuz'' diye konuştu.
Selahattin Demirtaş, Türkiye'de kadına yönelik ayırımcılığın ciddi bir
boyuta ulaştığını söyledi. Buna rağmen Başbakan Erdoğan'ın ''3 çocuk'' önerisinde
bulunduğunu belirten Demirtaş, şöyle konuştu:
''Bu konuda neredeyse kanun çıkaracak. Kimin kaç çocuk yapacağına
hükümetler karar veremez. Her şeyden önce buna kadın karar verir. Kadın buna
karar verirken bunun koşulları da özgürce yaratılması lazım. Özgür koşulları
olmalı kadının. Yaşamın hiçbir alanında eşitlik sunmuyorsunuz ama çocuk yapmaya
sıra gelince '3 tane yapacaksınız' diyorsunuz. Millet tek, dil tek, çocuk 3...
Kanun görüşülürken doğum ve süt izinlerinin artırılması için önergeler
verdik, kabul edilmedi. Çocuğunu emziremeyecek, çocuğuna bakamayacak, buna fırsat
sunmuyorsunuz. Bu koşullarda '3 çocuk yap' diyorsun. Ben de diyorum ki 'kolaysa
sen yap Sayın Başbakan 3 çocuk.' Kadına yönelik bu tutum hakarettir. Önce kadını
eşit yurttaş ve eşit insan olarak kabul etmelisin. Bırakacaksın, özgürce karar
verebilsinler.''
(16.09)
