2014-03-12 - 16:00
"12 MART İSTİKLAL MARŞI'NIN KABULÜ VE MEHMET AKİF ERSOY'U ANMA GÜNÜ"...
TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, Gazi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin düzenlediği, "İstiklal Marşı'nın Birinci Büyük Millet Meclisi'nde Kabul Edilişinin 93. Yıldönümü ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma" törenine katıldı.
TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, Gazi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin düzenlediği, "İstiklal Marşı'nın Birinci Büyük Millet Meclisi'nde Kabul Edilişinin 93. Yıldönümü ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma" törenine katıldı.

TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, İstiklal Marşı'nın Türk Milletinin bin yıllık tarihi öyküsünün değerler bütünü ve mukaddesleri uğruna ettiği yeminin manzum ifadesi olduğunu belirterek, "Bayrak sevgisinin vazgeçilmez terennümü, kararlılık, azim, erdem ve cesaret sembolüdür." dedi.

TBMM Başkanvekili Yakut, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Milli Marşı olan İstiklal Marşı'nın, Mehmet Akif Ersoy'un cesaret ve tahammül aşılamak ve O'nda var olan cevheri harekete geçirmek için Büyük Türk Milletine vermiş olduğu en büyük armağanı olduğunu söyledi.

TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Büyükberber ve birçok davetlinin de katıldığı anma töreninde gerçekleştirdiği açılış konuşmasında şunları kaydetti:

"Üniversitemizin, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından düzenlenen "İstiklal Marşı'nın Birinci Büyük Millet Meclisinde kabul edilişinin 93. Yıldönümü ve Mehmet Akif Ersoy'u anma konulu toplantının panelist ve katılımcılarını saygıyla selamlıyorum.

23 Nisan 1920'de TBMM açılır. 1920 yazında ülke topraklarının büyük bir bölümü işgal altında ve Ankara düzenli bir ordu kurma çalışması içerisindedir. İstanbul Hükümeti, Mondros Ateşkes hükümleri gereğince orduyu terhis etmiş, yeni bir ordu kurma çalışmalarında sayısız güçlüklerle karşılaşılmaktadır.

Meclis Hükümeti, sömürgecilere karşı yeni bir ordu oluştururken, bu orduyu ayakta tutacak, ona moral verecek güçleri de harekete geçirme çabasındadır. Bu bağlamda, Büyük Türk Milletinin ortak duygularını, ümitlerini, birlikte yaşama ve var olma azmini, milli birlik ve inancını terennüm edecek, ahenkle söylenebilecek Türk Şiirinin klasik ve retorik kompozisyon düzenini, temsil kabiliyetli, milli mutabakat içerikli sembol bir esere ihtiyaç vardır.

İşte böyle bir ortamda; Anadolu'da tutuşan heyecanı koruyacak, vatan sevgisi ve inancı canlı tutacak, imanı besleyecek, Türk Milletinin şanlı mazisi ve ruhundan süzülen bir marş olması düşüncesinin hâkim olduğu bir alışımda, Türkiye Cumhuriyetinin önsözü olan İstiklal Marşımız ortaya çıkmıştır.
Türk Kurtuluş Savaşının en çetin dönemine rastlayan İstiklal Marşımız, Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılırken, bilinçaltına yer etmiş olan, kökenimize ait, tarihi, edebi, dini, kültürel ve ona bağlı gizli unsurlardan beslenmiştir.

Akif'in portresinin temel çizgilerinin de belirginleştiği yenileşme ve başkalaşma arasındaki fark, yetiştiği çevre, aldığı terbiye ve eğitim, inanç ikliminin bütün olgunluğunun ve güzelliğinin yaşandığı bir ailede ortaya çıkmış olması rastlantısal değildir.

Ünlü bir şairimiz, Akif'in ailesi ve kökeni ile ilgili tanımlamayı yaparken, Baba soyu Rumelili, Ana soyu Buharalı, doğuş yerini de Fatih olarak belirtmektedir.

Akif'in bu özelliği anne boyutunda duyarlılığı, sağduyululuğu, kendini bir ülkeye adayış lığı ve şairliğini?

Baba çizgisinde; ataklığı, yılmazlığı, her vuruşmada daha da çelikleşen bir savaş adamlığını, gözüpekliliği, korkmazlığı, ürkmezliği ve umutsuzluğa düşmezliği.

Doğuş yerinde ise; İstanbul'un içindeki ikinci bir İstanbul olan Fatih semtinde hayatı tanıyıp, keşfettiği yönünde bir karakteri ortaya koymaktadır.

Mehmet Akif, toplumsal dokuyu, inanç ortamının güzelliğini, halkın yazılı olmayan mutabakatlarını, modern hayatın yerli ve geleneksel alana nasıl nüfuz ettiğini, bu gidişatın hangi çelişkilere trajedilere yol açtığını, neleri çürüttüğünü, nelerin eksildiğini ve nelerin yenilenmesi gerektiğini bu mahallede gözlemledi.

Bilim ve teknoloji ile Garplılaşma ve kendi olma ya da benzemek arasındaki tercihlerin ilk çizgilerini burada idrak etti. Hatta doğulu ve batılı olamayan, kültürel kimlik ve milli şahsiyetini ana kavramlar ile anlatamayan ve kutsallarını korumak üzere harekete geçemeyen bir neslin, entelektüel bir ufuk yakalayamayacağını, dünya ile entegre olamayacağını, birikimlerini sosyal hayata uyarlayamayacağının izahatını ve temelini de bu semtte elde etti.

Her türlü boğumlanmaya açık bir fakirliğin sade ve onurlu bir hayata nasıl dönüştürülebileceğini, erdemli yoksulluğun helal kazanç ve emek olduğunu, şiirle gelen ödülün, yoksul kadın ve çocukların iş öğretilmesi için verilmesini önermesi, edip, vakar ve haysiyet abidesi M. Akif Ersoy'un bugünkü sosyal yaraların kapanması koleksiyonunda ilkeli anlayışın, toplumun tüm kesimleri için model bir tavır olarak algılanması gerektiğini umuyorum.

Burada şunu açıkça belirtmeliyim ki; Türk Milletinin en yaygın ve en büyük müşterek değerlerinden biri olan İstiklal Marşımızı da ancak mütefekkir, dava ve devlet adamı yazar şair ve daha birçok güzel sıfatlara haiz, Türk tarihinin altın sayfalarında yerini almış böyle münevver bir insan yazabilirdi.

Zaten birçok şiirinde görüldüğü gibi İstiklal Marşında da bir roman hacmiyle anlatılabilecek kurgusal bir yapıyı yakalamıştır Mehmet Akif.
Metindeki muhteva kurgusu, bir sabah vakti şafakla başlar milli mücadelenin mukaddesatı ve Türk vatanının düşmanlardan temizlenmesi öyküsüyle devam eder. Milli birliğimiz, İstiklalimiz, hürriyetimiz, vatanımız ve şehitlerimiz ile kutsal bir terkibe ulaşır.

İstiklal Marşımızın içeriğinde, Tarih sahnesinden silinip gitmeyeceğimizi yedi düvele gösteren bir milletin direnci başarıları ve özgüveni vardır. Her kelimesinde, içerisinde ümit olan, başarı imkânı olan ve milletine güven veren bir ses gizlidir. Her cümlede kararlılık ve mücadele gücünün altı çizilmiş, iç muhasebenin ve direniş gücünün yansıması dile getirilmiştir.

Duasallaştırılan dilek ve temenniler hece hece kararlılığa dönüştürülmüştür. Neticede zafer sevinci ve mutluluğuna dayanan bir hareketlilik, ödenen bedeller, özgürlük ile karşılığını bulmuş, hakkımız olan istiklal kazanılmıştır.

İstiklal Marşımızın konusu Milli bağımsızlıktır. Milli özgürlüğümüz, en dinamik sosyal birim olan aileye kadar indirgenmiş ve Türk milli varlığını temsil eden ocak kavramı ile en son Türk kalıncaya kadar, Milli varlığımız bağımsızlığımız var olacak, bayrağımız sonsuza kadar dalgalanmaya devam edecektir denilmiştir.

Yine İstiklal Marşımız; Kuvayı Milliye örgütlenmesiyle direnişlerin gösterildiği, sosyo ekonomik, siyasal, askeri, psikolojik olumsuzlukların üst üste yığıldığı, umutsuzluk ve yılgınlık ortamında Türk milletine ve Türk ordusuna yeniden doğruluş, ayağa kalkış için ümit, şevk ve moral telkin etmiştir.

Burada çok önemli hususu da sizlerle paylaşmadan geçemeyeceğim. Mehmet Akif'in Milli Mücadele Hareketine destek maksadıyla geldiği Ankara'da yazdığı en önemli şiir kuşkusuz ki İstiklal Marşı'dır.

Akif'in son yüzyıldaki hikâyemizi anlattığı şiirlerini, destanın muhtelif parçaları olarak düşünecek olursak İstiklal Marşını anlamak için marşı Çanakkale şiiri ile birlikte düşünmek en akılcı değerlendirme olsa gerek. Çünkü her ikisi de bir diriliş destanıdır.

Bilindiği gibi Çanakkale savaşları, saldıran çeliğe ve ateşe karşı, etin ve kemiğin kendini savunmasıydı. "Taarruzun değil ölmenin emredildiği" meydanlarda, Mehmetçiğin haykırış ve sarsılmaz duruşuna Mehmet Akif;

"Canı, Cananı, bütün varımı alsın da Hüda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda" Kararlığı ile bir fikir, iman ve vatan eri şuuruyla karşılık vererek, Türk Milletini, ebediyete söylenen İstiklal Marşı ile taçlandırmıştır.

Ortaya çıkan sonuç şudur ki; İstiklal Marşı, Türk Milletinin bin yıllık tarihi öyküsünün değerler bütünü ve mukaddesleri uğruna ettiği yeminin manzum ifadesidir. Bayrak sevgisinin vazgeçilmez terennümü, kararlılık, azim, erdem ve cesaret sembolüdür.

Allah'a sığınma ve millet adına yapılmış dua ve yakarışın en kutsi ifadesidir. Şehit çıkmayan evin kalmadığı, istilacı güçlere karşı direnmek için her türlü dayanağın tükendiği bir ortamda, İstiklal Marşı, bir gök gürültüsü, Anadolu semalarında yankılanan bir yüce ses, geleceğimiz ve bağımsızlığımızın sönmez meşalesi olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Milli marşı olan İstiklal Marşımız, Mehmet Akif Ersoy'un cesaret ve tahammül aşılamak ve O'nda var olan cevheri harekete geçirmek için Büyük Türk Milletine vermiş olduğu en büyük armağandır. Türk Milleti ve Türk ordusunun şecaat kahramanlık ve fazilet destanıdır.

"Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak. Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak." Mısralarındaki Türk Milleti'nin asırlardır damarlarındaki hissettiği heyecan ve asil ruh derinliğini siz değerli katılımcılarla yürekten paylaşıyorum.

Türk Milletinin sarsılmaz maneviyatının tecessüm etmiş haliyle, bayrağımızın kaderi ve milletimizin kaderini birbirine bağlayan, Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın diyen Akif'i ve bu muhteviyata mazhar olan tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, O'nun Türk Milletinin, iman ve özgürlüğün en doğal ve en kaçınılmaz hakkı olduğunu ifade eden iki Mısra'sıyla konuşmamı bitirmek istiyorum. "Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet. Hakkıdır Hakka tapan milletimin İstiklal."

Mehmet Akif Ersoy'un hayatını anlatan sinevizyon gösterisinin de yapıldığı anma programının ardından oturum başkanlığını Prof. Dr. Hale Şıvgın'ın yaptığı panel düzenlendi. Panelde Prof. Dr. Ali Yakıcı, Prof. Dr. Mehmet Önal ve Dr. Nasrullah Uzman, "Mehmet Akif Ersoy'un Milli Mücadeledeki Rolü", "İstiklal Marşı'nın Kabulü ve İstiklal Marşı'nın Tahlili" ve "Mehmet Akif Ersoy'un Edebi Yönü" konuları ile ilgili sunum yaptı.

H. Alper DURMAZ